Son Dakika
|
Levent'teki çatışmaya ilişkin gözaltı sayısı 12'ye yükseldi
Trump’tan ateşkes açıklaması: "15 maddenin çoğu üzerinde mutabakat sağlanmıştır"
Trump’tan, İran’a silah tedarik eden ülkelere yüzde 50 gümrük vergisi
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Ateşkes açıklaması!
Rusya Dışişleri Bakanlığı: "ABD ve İsrail, İran'da ezici bir yenilgiye uğradı"
Dışişleri Bakanlığı’ndan ABD-İran arasındaki geçici ateşkese ilişkin açıklama
İstanbul Levent'teki çatışmaya ilişkin gözaltı sayısı 11'e yükseldi
Brent petrol 100 doların altına geriledi
Cumhurbaşkanı Erdoğan, İspanya Başbakanı Sanchez ile telefonda görüştü
Levent’teki çatışmada kurşunlar çevredeki binalara isabet etti
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Khartoum’s Marina Park Reopens After Years of War
Kabe-i Muazzama duvarları bakıma alındı
D100’de şaşırtan görüntü: Pikapta zeytin ağacı taşıdılar
Bağdat'ta bir İHA'nın eve isabet etmesi sonucu 2 sivil hayatını kaybetti
Abdurrahim Albayrak: "Şu anki milli takımın temelini Lucescu attı"
Brent petrol 100 doların altına geriledi
Kadıköy’de plakasız motosikletin tehlikeli yolculuğu kamerada
Bayern Münih ve Arsenal avantajı kaptı
SAĞLIK
İran’daki savaş mağdurları için Van’dan 3 yardım tırı gönderildi
08 Nisan 2026 Çarşamba - 16:32:53
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun talimatlarıyla hazırlanan ilaç, tıbbi sarf malzemesi ve tıbbi cihaz taşıyan 3 yardım tırı, Van’dan İran’a gitmek üzere yola çıktı. Bölgede devam eden savaş nedeniyle yaşanan insani drama sessiz kalmayan Türkiye, sınır komşusu İran’daki tıbbi ihtiyaçların karşılanması amacıyla yardım seferberliği başlattı. Son iki gündür Türkiye’nin çeşitli illerindeki hastane ve sağlık tesislerinden gönderilen tıbbi malzemeler Van’da toplandı. Gerekli kontrolleri ve yükleme işlemleri tamamlanan 3 tır, bugün öğleden sonra Van’dan uğurlandı. Tırların, Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde bulunan Gürbulak Sınır Kapısı üzerinden İran’daki ihtiyaç sahibi bölgelere ulaştırılması hedefleniyor. "Hummalı bir çalışma yürütüldü" Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Van İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Muhammed Tosun, tırların yola çıkışı öncesinde tüm sağlık personelinin gece boyunca seferber olduğunu belirtti. Yardım malzemelerinin eksiksiz ve sağlıklı bir şekilde teslim edilmesi için tüm hazırlıkların tamamlandığını ifade eden İl Müdürü Tosun, "Maalesef hepinizin de bildiği gibi bir aydır bölgemizde bir savaş devam etmekte. Dün gece itibarıyla kısmi bir ateşkes başlamış durumda. Dün geceden itibaren gerek Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan gerek ülkemizin dışişleri bürokratları ve Sağlık Bakanımız Kemal Memişoğlu’nun talimatlarıyla ilimizden 3 tane ilaç, tıbbi sarf ve tıbbi cihaz yardım tırı toplandı. Bunlar da bugün itibarıyla İran sınırından, İran’daki ihtiyacı olan tıbbi bölgelere götürülmek üzere yola çıkacak" dedi. Çeşitli sağlık tesislerinden Van’da toplanan cihazların tamamen kontrollerinin yapıldığını dile getiren Tosun, "Dün gece saatlerinde gelen talimatla da bugün tırların karşı tarafa geçirilmesi bizlere iletildi. İl Sağlık Müdürlüğümüzün çalışanları, hastanelerimizin çalışanları ve yöneticilerimiz hummalı bir çalışmayla bu 3 tırı, tüm imkanlarımızı seferber ederek hazırladı. Bakanımızın talimatıyla inşallah bugün Van’dan yola çıkarak Doğubayazıt’taki sınır kapısından İran’daki kardeşlerimize yardım amaçlı teslim edilmek üzere gidecek. Bizim temennimiz bu savaşın tamamen sona ermesidir. Bu savaşın tamamen sona ermesi için de Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük bir öncülük ettiğini biliyoruz. Bu yardımlar büyük ihtimalle devam edecek. Biz de Van İl Sağlık Müdürlüğü olarak bakanımızın öncülüğünde bunları eksiksiz bir şekilde karşıdaki hem meslektaşlarımıza hem de ihtiyacı olan İranlı kardeşlerimize ulaştırmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız" diye konuştu.
08 Nisan 2026 Çarşamba - 16:15
Kızılay’ın Ahlat’taki kan bağışına vatandaşlardan yoğun ilgi
Türk Kızılayı Bitlis’in Ahlat ilçesinde 2 gün boyunca düzenlediği kan bağış kampanyasında 184 ünite kan topladı. Ahlat’ta "Biz Birbirimize Candan Bağlıyız" sloganıyla başlatılan kampanya, iki gün boyunca devam etti. Ahlat’taki bir AVM önünde kurulan mobil kan bağış aracında gerçekleştirilen kampanyaya çok sayıda vatandaş katılım sağladı. 1 doktor, 3 sağlık çalışanı ve 2 destek personeliyle kan bağışı toplayan Kızılay ekibi, Ahlat halkının gösterdiği ilgiden memnuniyet duyduklarını belirttiler. Kampanya süresince sağlık ekipleri tarafından vatandaşlara kan bağışının süreci ve önemi hakkında bilgilendirme yapıldı. Kan bağışında bulunan gönüllüler ise hem sağlıklı birey olmanın hem de ihtiyaç sahiplerine umut olmanın mutluluğunu yaşadıklarını dile getirdiler.
08 Nisan 2026 Çarşamba - 16:06
Van’da sağlıkta yeni dönem
SBÜ Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı ve İç Hastalıkları Eğitim Kliniği Sorumlusu Uzm. Dr. Ayvaz Yeler, hastanede hayata geçirilen yeni dahiliye eğitim kliniğiyle hem genç doktorların nitelikli şekilde yetiştirildiğini hem de genişletilen servis kapasitesi sayesinde daha çok hastaya baktıklarını söyledi. Hastanede göreve başlayan asistan doktorlarla birlikte yeni açılan dahiliye bölümünde hastaların vizitesini yapan Uzm. Dr. Ayvaz Yeler, daha sonra eğitim salonunda dosyaları inceleyerek genç doktorlarla durum değerlendirmesi yaptı. Genç doktorların tecrübe kazanmaları ve akademik kariyerlerini başarılı bir şekilde yürütmeleri için Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinin çok önemli imkanlar sunduğunu vurgulayan Yeler, önümüzdeki günlerde de yeni asistan doktorları bünyelerine katacaklarını belirtti. "Son 3 yılda 7 tane eğitim kliniği açmış bulunmaktayız" Uzm. Dr. Ayvaz Yeler, hastane bünyesinde eğitim kliniklerinin her geçen gün artırıldığını belirterek, "Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak eğitim kliniklerini gün geçtikçe artırmaya devam ediyoruz. Yeni bir klinik olarak dahiliye kliniğini açmış olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. SBÜ olarak son 3 yılda 7 tane eğitim kliniği açmış bulunmaktayız. Şu an için 2’si profesör, 7’si doçent, 6’sı doktor öğretim üyesi olmak üzere 17 hocamızı kazandırmanın mutluluğunu yaşıyoruz" dedi. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak dahiliye bölümünü de eğitim kliniğine çevirmiş olmanın mutluluğunu yaşadıklarını vurgulayan Uzm. Dr. Ayvaz Yeler, şöyle devam etti: "Bu minvalde biz ilk TUS’ta açtığımız kadrolarda 3 asistan hekimle, 3 doçentimizle eğitim veriyoruz. Eğitim kliniklerinin artışı ile beraber MHRS problemi, muayene problemi ve yatan hasta problemini çözme amacındayız. Biz dahiliye klinik yaptıktan sonra da dahiliye servislerimizi iki katına çıkararak hem daha fazla hastaya bakma hem daha fazla hasta yatırma kapasitesi ile daha az sevk ve daha az dışarıya bağımlı olmayı hedefledik ve bunu başardık. Bunun mutluluğunu yaşıyoruz." Yeni açılan klinikte asistan hekimlerin aktif olarak görev aldığını belirten Yeler, "3 asistan hekimimiz ilk TUS’ta başladı. Bunların eğitimlerine, poliklinik hizmetlerinde daha çok uzmanlarımıza katkı sağlaması ve Van’ımıza daha çok hizmet etmek için canla başla çalışmaya devam ediyoruz" şeklinde konuştu. Asistan Dr. İrem Naz Kuru ise klinikte edindiği deneyimlere değinerek, "SBÜ Van Eğitim Araştırma Hastanesi’nde asistan doktor olarak görev yapmaktayım. Adım İrem Naz. Buranın ilk asistanlarından biriyim. Toplamda üç kişi olarak başladık. Kliniğimiz yeni. Yeni olmasına rağmen çeşitli vakalar görmekteyiz. Burayı yazmadan önce klinik olarak asistan açığı olduğunu öğrendiğimde ilk sıraya tercih ettim. İlk sırada da geldi. Yaklaşık 5. ayım. Şu anda çeşitli vakalar görmekteyiz. Daha önce intörnlüğümde de görmediğim hastaları burada görüyorum. Uzmanlarımız da, hocalarımız da detaylıca hepsini anlatıyorlar. Vizitlerimiz gayet eğitici geçmekte. Haftalık toplantılarımız olmakta. Bu seminerlerimizde çeşitli konular anlatılmakta ve sorularımız alınmakta. Aynı şekilde her hasta üzerinden de hem tedavi hem de tanı yaklaşımı açısından eğitim verilmekte" diye konuştu.
08 Nisan 2026 Çarşamba - 16:01
Medical Point Gaziantep Hastanesi 1 yılda 200’üncü kemik iliği nakline ulaştı
Gaziantep’te sağlık alanında önemli başarılara imza atan Medical Point Gaziantep Hastanesi, kemik iliği nakli alanındaki çalışmalarına bir yenisini ekleyerek 1 yıl dolmadan 200’üncü kemik iliği naklini başarıyla gerçekleştirdi. Medical Point Gaziantep Hastanesi, lösemi, lenfoma ve diğer ciddi kan hastalıklarının tedavisinde hayati rol oynayan, ileri düzey uzmanlık ve donanım gerektiren bir yöntem olarak öne çıkan kemik iliği naklini 1 yıl dolmadan 200’üncüsünü gerçekleştirdi. Gaziantep’te ve bölgede kemik iliği nakli alanında tek olma özelliği taşıyan, alanında uzman hekim kadrosu, güçlü teknolojik altyapısı ve deneyimli sağlık personeliyle dikkat çeken hastane, gerçekleştirdiği başarılı nakillerle hem Gaziantep’te hem de çevre illerde yaşayan hastalar için umut kapısı olmayı sürdürüyor. Doç. Dr. Ali Eser, "Yaklaşık 2 yıl içerisinde 200’üncü naklimizi gerçekleştirmiş olacağız. Bu nedenle gerçekten çok mutlu ve gururluyuz. Gaziantep’te bu yoğunlukta nakil yapan ilk ve tek merkeziz. Başarı oranlarımız da oldukça yüksek. Dünya ortalaması genelde yüzde 70 civarındayken, bizim başarı oranlarımız yüzde 90’lara ulaşıyor" dedi. "200’üncü nakle ulaşmak bizim için de hastalarımız için de büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı" Dr. Buğra Sağlam ise, "Ben de yaklaşık 2 yıldır Medical Point Hastanesi’nde iç hastalıkları ve hematoloji uzmanı olarak görev yapıyorum. Hem hematoloji servisinde hem de kök hücre nakil ünitesinde birlikte çalışıyoruz. 100’üncü naklimizi kutladıktan sonra henüz 1 yıl dolmadan 200’üncü nakle ulaşmak bizim için de hastalarımız için de büyük bir mutluluk ve gurur kaynağı" diye konuştu. "Bu tek başına yapılan bir iş değil" Uzm. Dr. Buğra Sağlam, bu başarının ekip işi olduğunu vurgulayarak, "Bu tek başına yapılan bir iş değil. Ekibimizle ve hastanemizin diğer branşlarıyla birlikte yürüttüğümüz multidisipliner yaklaşımın bir sonucu. Hastalarımıza şifa sunabildiğimiz için hepimiz çok mutluyuz" ifadelerini kullandı. Kök hücre nakline ilişkin bilgi veren Uzm. Dr. Buğra Sağlam, "Kök hücre nakli iki ana grupta değerlendiriliyor. Birincisi, hastanın kendi hücrelerinden elde edilen otolog nakil. Bu yöntem bazı hematolojik ve onkolojik hastalıkların tedavisinde kullanılıyor. Daha zorlu olan ise allojenik nakil. Yani hücrelerin kardeşten ya da kök hücre bankalarından temin edildiği durumlar. Hastalarımızın büyük bir kısmını da bu grup oluşturuyor" dedi. Lösemi hastalarına dikkat çeken Uzm. Dr. Buğra Sağlam, "Özellikle akut lösemilerde, nakil yapılmadığı takdirde 5 yıllık sağ kalım oranı yüzde 25’in altına düşüyor. Bu nedenle kök hücre nakli, hastaların yaşam süresini uzatan ve yaşam kalitesini artıran en önemli tedavi yöntemlerinden biri olmaya devam ediyor" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Nisan 2026 Pazartesi- 09:30
Malatya vertigo tedavisinde bölgenin referans noktası
2
06 Nisan 2026 Pazartesi- 11:29
’Kırlangıç otu kullanımı’na dikkat, uzmanlar uyarıyor: "Gözlerine suyunu damlattı, göremez hale geldi"
3
07 Nisan 2026 Salı- 10:31
Sağlık çalışanları kortta buluştu: Hareketli yaşam için raketler konuştu
4
07 Nisan 2026 Salı- 16:41
İbrahim Tatlıses hastanede, "Tedbiren yoğun bakıma servisine alınmıştır"
5
07 Nisan 2026 Salı- 10:27
Kütahya’da 4 yaşındaki hastaya umut olan başarılı beyin ameliyatı
02 Kasım 2025 Pazar - 15:58
Tuzla Devlet Hastanesi’nde yapay zekâ destekli estetik cerrahi dönemi başladı
Tuzla Devlet Hastanesi’nde görev yapan Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Berkay Canbaz, estetik cerrahide yapay zekâ sistemlerinin giderek daha fazla kullanılmaya başlandığını belirterek, "Bu sistemler hekimlerin yerini almasa da ameliyat öncesi ve sonrası değerlendirmelerde bize yardımcı olacak" dedi. Tuzla Devlet Hastanesi’nde yapılan operasyonlarla estetik cerrahi hizmetleri artık daha erişilebilir hale geldi. Burun eğriliği ve nefes alma problemi yaşayan İlennur Aydın, ameliyat sonrası yaşadığı memnuniyeti dile getirerek, "Hocamdan çok memnunum. Böyle bir ameliyatın olduğunu bilmiyordum. Geldikten sonra öğrendim. Nefes alamama problemim vardı ve burnumda eğrilik olduğu için çok rahatsızdım. Her ikisini de birleştirip yaptığı için Tuzla Devlet Hastanesi’ne ve Berkay hocama çok teşekkür ediyorum" dedi. Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Berkay Canbaz, yapay zekâ ve robotik sistemlerin estetik cerrahide hekimlere yardımcı olduğunu vurgulayarak, "Hastaların ameliyat öncesi ve sonrası değerlendirmelerinde bizlere yardımcı olması için bu sistemleri kullanıyoruz. Dolayısıyla bu sistemlerin zamanla geliştirilmesi bizim de daha fazla faydalanmamız demek. Fakat ben yine de bir hekim olarak her zaman hastalara dokunmanın önemini savunuyorum. Yapay zekâ yalnızca hastaların algoritmalarında ve tedavi süreçlerinde bizlere yardımcı olan bir sistem; hekimlerin yerini almayacaktır" dedi. "Sosyal medya bazı hastalarda beklenti problemine yol açabiliyor" Son dönemde özellikle sosyal medyanın estetik operasyonlara olan ilgiyi artırdığını belirten Canbaz, şunları söyledi: "Özellikle genç hasta popülasyonu çok arttı, sosyal medyada gördükleri görsellerden etkilenip gelebiliyorlar. Ancak her hasta bireyseldir ve beklentileri farklıdır. Dolayısıyla her hastayı kendi içerisinde ve özel düşünmek lazım. Hastalarımızın bir başkasından gördüğü işlemle değil de kendi vücudunda rahatsızlık duyduğu herhangi bir fiziksel görünümünün düzelmesi adına bize başvurması lazım. Çünkü sosyal medya bazı hastalarda beklenti problemine yol açabiliyor. Bu noktada da onların beklentisiyle bizim onlara verebileceğimiz şeylerin uyuşması gerekiyor. Bu bizim için çok önemli bir konu. Hekimler olarak da hastaların ameliyat ihtiyaçları hakkında bir değerlendirme yapmamız ve ona göre hareket etmemiz gerekiyor. Çünkü hem ameliyat öncesi hem de sonrası fiziksel ve psikolojik bir süreç demek. Bu süreçte de hastaları iyi anlayıp dinleyebilmek ve süreci doğru yönlendirmek çok önemli." "Ruhsatsız merkezlerde yapılan bazı işlemler hatalı ve geri döndürülemez oluyor" Tuzla Devlet Hastanesi’nde meme estetiği, vücut şekillendirme, kepçe kulak, liposuction ve karın germe gibi birçok estetik operasyonun güvenli şekilde yapılabildiğini belirten Canbaz vatandaşlara, "Hastalarımız tercih yaparken mutlaka doğru merkezlere başvurmalı. Devlet hastanesi de bu noktada güvenebilecekleri en öncelikli kurumlardan bir tanesidir. Özellikle branş dışı uygulamalar ve ruhsatsız merkezlerde, işi ehli olmayan kişilerce yapılan işlemler maalesef toplum sağlığını ciddi derecede tehdit etmektedir. Biz de bazen bu yerlerde yapılan hatalı işlemleri düzeltmekle uğraşıyoruz. Maalesef bazıları geri döndürülemez hatalar ve işlemler oluyor. Bu noktada hastaların mutlaka gittikleri yerde ruhsatlı ve uzman bir hekim tarafından tedavi edildiğinden emin olması ve bunu sorgulaması gerekiyor" uyarısında bulundu.
02 Kasım 2025 Pazar - 13:49
Bursa organ bağışında yine zirvede
Bursa bölgesi, organ bağışında 10,5 pmp (Milyon nüfus başına düşen kadavra donör sayısı) ile 2025 yılında Türkiye’deki 9 bölge arasında birinciliği elde etti. Böylece Bursa bölgesi, son 14 yılda 12. kez zirvede yer almayı başardı. Balıkesir, Bilecik, Çanakkale ve Yalova illerini de kapsayan Bursa bölgesi, organ bağışında Türkiye liderliğini bu yıl da sürdürmeye devam etti. Tüm bölgeler arasında en fazla donör bildirimi yapan bölge olarak dikkat çeken Bursa bölgesi, bunun yanı sıra aile izni alma oranı ile de birinciliği göğüsledi. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Bursa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin, Bursa Bölge Koordinasyon Merkezi’ne bağlı olarak 5 böbrek nakli merkezi, 3 karaciğer nakli merkezi, 1 kalp nakli merkezi ve 3 Göz Bankası/kornea nakli merkezi ile organ bağışı çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti. Bursa bölgesinde son 5 yıl içerisinde 360’ü kadavradan, 755’i canlıdan olmak üzere 1.115 böbrek nakli gerçekleştirildiğinin altını çizen Uzm. Dr. Çetin, "Bunun yanı sıra 162’si kadavradan 247’si canlıdan olmak üzere 409 karaciğer nakli yapılmıştır. Ayrıca bölgemizde faaliyet gösteren göz bankası ve kornea nakli merkezlerinde 2020 yılından bu yana 1035 kornea temini yapılmış ve bunlardan 971’i bölgemizdeki kornea nakli merkezlerinde nakledilerek hastalarımıza yeniden umut ışığı olmuştur" dedi. "Organ bağışına duyarlı olalım" Bursa bölgesinin organ bağışında uzun yıllardır zirvede yer aldığına dikkat çeken Uzm. Dr. Çetin, "Bölgemiz 2025 yılı Ekim ayı itibariyle 10,5 pmp oranı ile yine zirvede yer almayı başardı. Bakanlığımız bu yıl organ bağış onaylarını e-Nabız uygulaması üzerinden online ortamda da yapılmasını mümkün hale getirdi. Bu düzenlemenin de bağışları arttırmasını umuyoruz. Bağışlanan her organ, bir hastanın hayata tutunmasını sağlıyor. Tüm vatandaşlarımızı bu organ bağışına duyarlı olmaya davet ediyorum" şeklinde konuştu. 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası’nda olarak ülke genelinde farkındalık etkinlikleri düzenlediğinin bilgisini veren Uzm. Dr. Çetin, son olarak hafta boyunca Bursa’da birçok etkinlik gerçekleştireceklerini sözlerine ekledi.
02 Kasım 2025 Pazar - 12:00
Beyincik sarkması ameliyatı sonrası sağlığına kavuştu
Kahramanmaraş’ta uzun süredir yemek yiyemeyen, yürüyemeyen ve konuşma güçlüğü çeken 26 yaşındaki Ali Toplama, HG Hospital’da geçirdiği başarılı ameliyat sonrası yeniden sağlığına kavuştu. Bir süredir baş dönmesi, yutma güçlüğü ve denge kaybı yaşayan Toplama, farklı şehirlerde birçok doktora başvurdu ancak sonuç alamadı. Durumu giderek ağırlaşan genç adam, son çare olarak geldiği Kahramanmaraş’taki HG Hospital’da yapılan tetkiklerin ardından "beyincik sarkması" tanısı konuldu. Ameliyat öncesi dönemde yemek yiyemediğini, yürüyemediğini ve konuşamadığını anlatan Toplama, "Yemek yiyemiyordum, başım ağrıyordu, yürümekte zorluk çekiyordum. Çok doktor gezdim, Antep’e de gittim ama bir şey yapamadılar. En son HG Hospital’a geldim, hocam sayesinde iyi oldum" dedi. HG Hospital Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. İdris Altun, hastanın durumu hakkında detaylı bilgi vererek, "Ali bize geldiğinde yutkunamıyor, konuşamıyor ve ayakta duramıyordu. Yaptığımız tetkiklerde beyincik sarkması ve beynin aşırı basıncından dolayı beyin sapı dediğimiz hayat merkezinde ciddi zedelenmeler tespit ettik. Buna bağlı olarak da sinirlerde sinyal değişiklikleri mevcuttu. KBB muayenesinde ses tellerinden birinin tamamen, diğerinin ise yüzde 70 oranında zedelendiğini belirledik. Ameliyat öncesinde nefes borusunu güvenli hale getirmek için trakeostomi işlemi yaptık, ardından beynin arka kısmındaki kemiklerde rahatlatma işlemi uyguladık" dedi. Altun, başarılı geçen operasyon sonrası hastada hızlı bir iyileşme gözlendiğini ifade ederek, "Ameliyattan iki gün sonra yutması rahatladı, sesi geri geldi. Üçüncü gün yürümeye başladı. Sonrasında yaptığımız kontrollerde ses tellerinin birinin tamamen, diğerinin ise kısmen çalışmaya başladığını gördük. Şu anda genel durumu gayet iyi, trakeostominin tamamen kapanmasını bekliyoruz. Kısa sürede taburcu edeceğiz" diye konuştu. Ameliyat sonrası eski sağlığına kavuşan genç hasta doktorlarına teşekkür ederek, "Şimdi yemek yiyebiliyorum, yürüyebiliyorum, konuşabiliyorum. Eski günlerime döndüm" ifadelerini kullandı.
02 Kasım 2025 Pazar - 11:29
Uzmanından uyarı: 2050 yılında dünyanın yarısı gözlük kullanabilir
Eskişehir Acıbadem Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Tahsin Erdal Kabadere, özellikle ekran süresinin ciddi oranda artmasıyla çocuklarda miyopi görülme yaşının küçüldüğüne ve derecesinin yükseldiğine dikkat çekiyor.
02 Kasım 2025 Pazar - 11:29
Kovancılar’da endoskopi ve kolonoskopi ünitesi hizmete girdi
Kovancılar Devlet Hastanesi’nde endoskopi ve kolonoskopi ünitesi hizmete girdi. Elazığ’ın Kovancılar ilçesinde sağlık hizmetlerine bir yenisi daha eklendi. Kovancılar Devlet Hastanesi bünyesinde kurulan Endoskopi ve Kolonoskopi Ünitesi hizmet vermeye başladı. Modern donanıma sahip ünite ilk hastasını kabul ederek faaliyete geçti. Hastane yönetimi, ünitenin kurulması sürecinde emeği geçen tüm personellere teşekkür ederek, "Yeni üniteyle birlikte vatandaşlarımıza daha kapsamlı ve kaliteli sağlık hizmeti sunmayı hedefliyoruz" ifadelerini kullandı.
02 Kasım 2025 Pazar - 11:21
Uzmanlar uyardı: "Aşırı kahve hafızayı zayıflatıyor"
Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ceyhun Ceyhan, "Günde 3-4 fincandan fazla kahve tüketimi uykusuzluk, anksiyete ve kalıcı öğrenme bozukluğuna yol açabilir" dedi. Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ceyhun Ceyhan, özellikle öğrenciler arasında yaygın olan kahve ve enerji içeceği tüketimine ilişkin önemli uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Ceyhan, kafeinin doğru miktarda alındığında dikkat ve hafızayı güçlendirdiğini, ancak aşırı tüketildiğinde uyku düzenini bozarak öğrenmeyi olumsuz etkilediğini söyledi. Prof. Dr. Ceyhun Ceyhan, çay, kahve ve enerji içeceklerinin günümüzde özellikle gençler ve öğrenciler tarafından yoğun şekilde tüketildiğini belirterek, kafeinin vücut üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Kafeinin konsantrasyonu artırarak zihni berraklaştırdığını vurgulayan Ceyhan, fayda görmek için tüketim miktarının sınırında kalınması gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Ceyhan, "Kafein, dikkat dağınıklığını azaltır ve zihinsel performansı destekler. Ancak günlük 300-400 miligramı yani 3-4 fincan kahveyi aşmamak gerekir. Özellikle öğrencilerde sabah saatlerinde tüketilen 1-2 fincan kahve fayda sağlar" dedi. Fazla kafein tüketiminin olumsuz etkilerine de değinen Prof. Dr. Ceyhun Ceyhan, "Aşırı miktarda kahve uykusuzluk, gerginlik ve anksiyeteye neden olur. Gece geç saatlerde içilen kahve, uyku düzenini bozarak hafızayı zayıflatır. Bu da kalıcı öğrenme bozukluklarına yol açabilir" ifadelerini kullandı. Kafeinin bilinçli tüketilmesi gerektiğini hatırlatan Ceyhan, "Doğru beslenme ile doğru zamanda, doğru miktarda alınan kahve; hafızayı güçlendirir, sınav başarısını artırır. Ama fazlası, yarardan çok zarar getirir" diye konuştu.
02 Kasım 2025 Pazar - 11:13
Koruyucu halk sağlığı hizmetine hepatit testi dahil edildi
Diyarbakır kent merkezi ve kırsal mahallelerde 10 bin kişiye sağlık hizmeti veren Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, bilgilendirici ve önleyici halk sağlığı hizmetine hepatit testini de dahil etti. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı, koruyucu ve önleyici halk sağlığı hizmetlerini etkin şekilde yürütmek amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığına bağlı Sağlık Merkezi ekipleri, kent merkezi başta olmak üzere 13 kırsal ilçede vatandaşlara bilgilendirici ve önleyici sağlık hizmeti sunuyor. Vatandaşların tansiyonunu kontrol eden, kan şekerini ölçen ve kan grubunu belirleyen ekipler, bunların dışında rahatsızlıkları tespit edilen vatandaşları ilgili sağlık merkezlerine yönlendiriyor. Sağlık Merkezi ekipleri, koruyucu hekimlik hizmeti kapsamında Ekim 2024’ten bu yana 42 mahallede yaklaşık 10 bin vatandaşı sağlık taramasından geçirdi. Ekipler, özellikle kırsal mahallelerde vatandaşların sağlık hizmetlerine rahat ulaşabilmesi amacıyla kent merkezinde yaptıkları işlemlerin yanı sıra beden kitle indeksi ölçümü, gebelik testi ile çocukların boy, kilo ölçümü ile ağız ve diş sağlığı kontrollerini yapıyor. Ekipler ayrıca gittikleri yerlerde sağlık eğitim programları düzenleyerek vatandaşları sağlık konusunda bilgilendiriyor. Çalışmalarına hepatit testini de ekleyen ekipler, hizmet yelpazesini biraz daha genişletti. Karaciğer iltihaplanmasıyla ortaya çıkan hastalık, yapılan testlerle erken teşhis edilerek ilerlemesi önlenebiliyor. Çınar ilçesine bağlı Kürekli Mahallesi’nde sağlık taraması ve hepatit testleri yapan ekipler, daha sonra ağız ve diş sağlığı eğitimine katılan çocuklara balon dağıttı. Programa katılan Çınar Belediyesi Başkanı Semra Akyüz ve Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Vahap Saçaklı da vatandaşların sorunlarını dinleyerek, çocuklara ağız ve diş bakım seti hediye etti. Çalışmaya ilişkin bilgi veren Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Vahap Saçaklı, Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı olarak koruyucu hekimlik kapsamında halk sağlını korumaya ve halkı bilinçlendirmeye yönelik çalışmalarına devam ettiklerini belirtti. Kadın sağlığına yönelik meme ve rahim ağzı kanseri farkındalık eğitimlerini de sürdürdüklerini kaydeden Saçaklı, "Bunun yanında diyabet, HIV, AIDS, uyuz ve obezite ile ilgili eğitimler devam ediyor. Ayrıca alanda arkadaşlarımız şeker, tansiyon, kan ölçümü, kan grubu testleri yapmaktadır" dedi. Çalışma alanlarına hepatit testlerini de eklediklerini vurgulayan Saçaklı, şunları söyledi: "Bugün itibarıyla çalışma alanlarımıza hepatit testlerini de ekleyerek hizmet yelpazemizi biraz daha genişlettik. Hepatit karaciğerin iltihaplanmasıyla ortaya çıkan bir hastalık. Genellikle virüsler alkol kullanımı, bazı ilaçlar veya toksinler nedeniyle gelişir. Erken tanı ve tedavi amacıyla önceden testlerimizi yapıp, pozitif çıkması durumunda ise doktora yönlendiriyoruz vatandaşlarımızı. Bu güne kadar koruyucu hekimlik kapsamında 42 mahallede yaklaşık 10 bin vatandaşımıza hizmet verdik. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi olarak koruyucu hekimlik anlamında vatandaşlarımızın yanında durmaya devam edeceğiz."
02 Kasım 2025 Pazar - 10:49
Prof. Dr. Abdullah Erdoğan: "Son 5 yılda akciğer kanseri görülme sıklığı yüzde 15 arttı"
Akciğer kanseri erken dönemde belirti vermeden ilerleyerek en ölümcül kanser türü olmaya devam ediyor. Göğüs Cerrahisi Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, "1-30 Kasım Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı" kapsamında hastalıkla ilgili bilinmesi gerekenleri anlattı. Memorial Antalya Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, "1-30 Kasım Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı" kapsamında hastalıkla ilgili bilinmesi gerekenleri anlattı. Erdoğan, akciğer kanserinin dünya genelinde en sık görülen kanser türlerinden biri olduğunu belirterek, "2022 yılında küresel ölçekte yaklaşık 2 milyon 480 bin yeni akciğer kanseri vakası teşhis edilmiş, 1,8 milyon kişi ise bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Bu rakamlar, akciğer kanserinin hem en yaygın hem de en ölümcül kanser türü olduğunu ortaya koymaktadır" dedi. Sigara kullanımı, hava kirliliği ve radon gibi çevresel faktörlerin riski artırdığını belirten Erdoğan, son yıllarda adenokarsinom alt tipinin de dikkat çekici şekilde arttığını ifade etti. Türkiye’de çeyrek milyon yeni kanser vakası Türkiye’de akciğer kanserinin özellikle erkeklerde en sık görülen kanser türü olduğunu söyleyen Erdoğan, "Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün 2023-2024 verilerine göre, 2024 yılında toplam yeni kanser vakasının yaklaşık 250 bin olduğu tahmin ediliyor. Kansere bağlı ölümler 132 bin ila 140 bin arasında değişmektedir" diye konuştu. Erdoğan, "Akciğer kanseri bu vakaların önemli bir kısmını oluşturmakta, erkeklerde ilk sırada, kadınlarda ise 4-5. sırada yer almaktadır. Erkeklerde görülme oranı 56,7/100 bin kişi olup, toplam kanser vakalarının yaklaşık yüzde 20-25’ini oluşturmaktadır" dedi. 5 yılda yüzde 15 artış Son 5 yılda vaka sayısında artış yaşandığını belirten Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, "2020 verilerine göre yıllık yeni akciğer kanseri vaka sayısı 25-30 bin civarındaydı. 2024’e gelindiğinde bu rakam nüfus artışı ve sigara kullanım oranları nedeniyle yüzde 10-15 oranında yükselmiştir" ifadelerini kullandı. Ayrıca Erdoğan, "Endüstriyel bölgelerde görülme oranı 3/100 binden 66/100 bine kadar değişebiliyor. Bu durum hava kirliliği ve radon maruziyetinin etkisini açıkça göstermektedir. Kadınlarda ise sigara kullanımının artmasıyla vaka sayısı her yıl yüzde 5-7 oranında yükseliyor" dedi. Erken tanı hayat kurtarıyor Akciğer kanserinin Türkiye’deki kanser ölümlerinin yüzde 25-30’unu oluşturduğunu hatırlatan Erdoğan, "Sigara, bu vakaların yüzde 80-90’ından sorumludur. Hastalık genellikle öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı ve kilo kaybı gibi belirtilerle ortaya çıkar. Ancak erken evrede fark edilmesi güçtür" şeklinde konuştu. Erdoğan, "50-80 yaş arası, 20 paket-yıl sigara öyküsü olan bireyler için düşük doz bilgisayarlı tomografi (BT) taraması çok önemlidir. Bu tarama sayesinde erken evrede tanı konulan hastalarda sağkalım oranı yüzde 60-90’a kadar çıkabiliyor" dedi. Yeni tedavi yöntemleri umut veriyor Tedavi alanındaki gelişmelerin umut verici olduğunu belirten Erdoğan, "Son yıllarda immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerle sağkalım oranları yüzde 44 oranında artmıştır. Ancak bu ilerlemelerin sürdürülebilir olması için farkındalık ve erişilebilir tarama programları şarttır" dedi. Akciğer kanserinden korunmak mümkün Akciğer kanserinin büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğunu söyleyen Erdoğan, "Sigara ve tütün ürünlerini bırakmak: Sigara akciğer kanserinin yüzde 90 nedenidir. Bırakıldıktan sonra 5 yılda risk yüzde 30-50 oranında azalır. Sağlıklı beslenme ve egzersiz: Antioksidan zengin gıdalar ve düzenli egzersiz riski yüzde 20-30 azaltabilir. Çevresel risklerden korunma: Radon, hava kirliliği ve asbest maruziyetine dikkat edilmelidir. Erken tarama programlarına katılmak: Düşük doz BT taraması, erken tanıyla sağkalımı yüzde 60-90 artırır. Aile öyküsü takibi: Ailede kanser öyküsü varsa düzenli kontroller yapılmalıdır. Alkol ve obezite kontrolü: Alkolü sınırlamak ve ideal kiloyu korumak ek riskleri azaltır" alınabilecek önlemleri bu şeklinde sıraladı. "Sigara gerçek bir düşman" "Sigara içenlerde akciğer kanseri riski içmeyenlere göre 20-25 kat fazladır" diyen Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, "Bırakma sonrası bu risk hızla azalır ve 10-15 yıl içinde içmeyenlerin seviyesine yaklaşır. Yapılan araştırmalar, sigarayı bırakmanın kanser teşhisi konduktan sonra bile sağkalımı ortalama 22 ay uzattığını göstermektedir" ifadelerini kullandı. Ayrıca Erdoğan, "Sigarayı bırakmak, sadece akciğer kanseri değil, KOAH, kalp-damar hastalıkları ve birçok ciddi rahatsızlığı da önler. Eğer sigara kullanıyorsanız, bugün atacağınız bir adım hayatınızı kurtarabilir" diyerek sözlerini tamamladı.
02 Kasım 2025 Pazar - 10:37
Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ar: "Ulusal veri tabanları dünyaya referans oluyor"
Antalya’da düzenlenen 51. Ulusal Hematoloji Kongresi’nde, kronik miyeloid lösemi hastalarının tedavisine ilişkin yapılan anket sonuçları, yenilikçi ilaçlara erişimde yaşanan zorluklar, çocukluk çağı hematolojik hastalıklarında erişkine geçiş ihtiyacı ve hematoloji uzmanı sayısının yetersizliği gündeme geldi. Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Muhlis Cem Ar, "Hastaların en çok merak ettikleri; bu iş nasıl gidecek? Nasıl sonuçlanacak" dedi. İkinci Başkan Prof. Dr. Şule Ünal Cangül, "Talasemi hastaları artık pediatriden mezun olmalı; erişkine geçiş yapmalılar" derken, Prof. Dr. Selami Koçak Toprak, "CAR-T tedavisi devrimsel bir gelişme ancak pahalı ilaçlara erişimde tüm dünyada zorluk yaşanıyor" ifadelerini kullandı. Genel Sekreter Prof. Dr. Özgür Mehtap ise, "Hekim sayısı azaldıkça iş yükü artıyor; iş yükü arttıkça tercih azalıyor. Bu kısır döngünün kırılması gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu. Türk Hematoloji Derneği tarafından düzenlenen 51. Ulusal Hematoloji Kongresi, 28 Ekim-2 Kasım tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirildi. Basın toplantısında konuşan Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Muhlis Cem Ar, bu yılki kongrenin gelmiş geçmiş en yoğun katılımla yapıldığını vurgulayarak şu bilgileri verdi: "58 yıllık bir derneğin 51. kongresi, bu sene bini aşkın katılımcı var. Şu ana kadar yapılmış en kalabalık hematoloji kongresi. Gerek endüstri, gerek hekim arkadaşlarımızın ya da hematolojiyle uğraşan bilim dallarının büyük bir ilgisi var. Programın uzunluğuyla birlikte artan bildiri sayısı ile 400’e aşkın bildiri geldi. Bunların 274’ü hakemler tarafından seçildi ve ilk defa bu sene üç ayrı sözlü sunum, başkanın seçtikleri, tartışmalı posterler… Gelen gençlerin de kendilerini ifade edebilecekleri, çok güzel çalışmalarıyla katkıda bulunacakları bir kongre oldu. Sekiz tane bildiri ödül kazandı" dedi. "Ulusal veri tabanları dünyaya referans oluyor" Prof. Dr. Ar, Türkiye’nin çok merkezli hematoloji veri tabanlarının uluslararası literatürde büyük ilgi gördüğünü belirterek, "Talasemi yani Akdeniz Anemisi veri tabanımız var. İçine 6 bin hastanın verileri işleniyor. Benzeri bir şekilde lenfoma veri tabanı var; içinde iki bin küsur hastanın verileri oluşuyor. Lösemilerle ilgili bir veritabanımız var. Bunlardan ulusal sonuçlarımızı oluşturuyoruz ve bunlar dünyanın önemli dergilerinde yayınlanıyorlar. Son iki sene içinde 22 tane bu tür yayın çıktı. Hem bizim ulusal olarak hastalıklarla durumumuz nedir? Nasıl tedavi ediyoruz? Başarılı sonuçlarımız nedir onları gösteriyor bize, hem de ileriye yönelik neler yapmalıyız? Neler eksik? Nasıl gidiyoruz? Bu konuda da önemli ipuçları taşıyor" ifadelerini kullandı. Türkiye’de ilk kez KML Hasta-Hekim Anketi yapıldı Kronik Miyeloid Lösemi (KML) hasta-hekim anketi ile ilgili 2024 yılı içinde tamamlanan çalışmada 129 hematolog ve 120 KML hastasının katılım gösterdiğini anlatan Prof. Dr. Ar, şöyle konuştu: "Kronik Miyeloid Lösemi (KML), uzun süreli takip ve tedavi gerektiren, hastaların yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli bir hematolojik hastalık. Türk Hematoloji Derneği ve Novartis Türkiye iş birliğiyle ülkemizde ilk kez yapılan anket çalışmasında, KML hastalarının ve onları tedavi eden hekimlerin, tanı ve tedavi sürecine dair beklenti ve öncelikleri karşılaştırmalı olarak değerlendirildi ve yayın haline getirildi. Ankette hastalara, hastalıklarıyla ilgili bazı sorular sorduk; hem kendilerinin nasıl hissettikleri, tedaviyle ilgili sıkıntıları hem de hekimlerin onları nasıl gördükleriyle ilgili geri bildirimler aldık. En çok merak ettikleri; ’Bu iş nasıl gidecek? Nasıl sonuçlanacak? Günlük yaşamlarına tedavinin etkisi ne olacak? Tedavi ne kadar sürecek? Nasıl sonuçlanacak’ soruları oldu. Hekimlere baktığınız zaman, tedavinin güvenliği ve hastaların düzenli takibe gelip gelmeyecekleri kısmında endişeliler. Yani esasında hasta ve hekim bakış açısı burada birbirinden oldukça ayrışıyor." "Tedavi değişti, kötüye mi gidiyorum" korkusu Ar, özellikle tedavi değişikliklerinin hastalarda ciddi strese yol açtığını vurgulayarak, "Bunların üçte biri bu süreçte kaygı ve korku yaşıyorlar. ’Benim tedavim niye değişiyor? Hastalıkta kötü giden bir şey mi var? Ya da bu yeni tedaviyle beklenen sonuç elde edilemezse?’ gibi soru işaretleri kalıyor kafalarında. Her gün bir hap alıyorsunuz. Bu eskiden nakil olmanız gereken bir hastalığı basitçe evinizde bir hap alarak kontrol altına almak mümkün. Ama bu sefer o rahatlık, bir süre sonra unutkanlığı, uyumsuzluğu beraberinde getiriyor" dedi. Prof. Dr. Muhlis Cem Ar, biyoteknolojik ve hedefe yönelik yeni nesil ilaçların Türkiye’de erişilebilirliğine ilişkin önemli veriler paylaştı. Avrupa’daki erişim oranları ile karşılaştıran Ar, şu tespitleri yaptı: "Almanya’da yüzde 88’lerde olan oran bizde yüzde 3 gibi. Her 100 yenilikçi ilacın ancak 3 tanesi ruhsatlanabiliyor." Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanan endikasyon dışı kullanım sürecinin hastalara erişim fırsatı sağladığını aktaran Ar, bunun zaman zaman gecikmelere sebep olabildiğini belirtti. Ar, "Türkiye’de bu tür ilaçlara ulaşımı sağlayan farklı yan yollar var. Devletin yaptığı bir endikasyon dışı talep etme yolu var. Türkiye’deki bütün imkânları kullandıktan sonra dünyada ruhsatlı bir ilaca erişmek için bakanlığa yazıp bu erişimi sağlayabiliyorsunuz. Tabii biraz zaman alıyor. Özellikle hızlı hareket edilmesi gereken durumlarda zorluklar yaşanabiliyor" şeklinde konuştu. "Erişkin hastalar artık pediatriden mezun olmalı" Türk Hematoloji Derneği İkinci Başkanı Prof. Dr. Şule Ünal Cangül, çocukluk çağı kalıtsal hematolojik hastalıklarında tedavi başarısının arttığını, bu nedenle erişkin hematolojiye geçiş programlarının zorunlu hâle geldiğini vurguladı. Büyüyen hastaların hâlâ çocuk kliniklerinde izlenmeye devam etmesinin sakıncalı olduğunu dile getiren Cangül, "Talasemi hastaları artık mezun olmalı; pediatriden erişkine geçiş yapmalılar. Devir bir gecede olmayacaktır. Hem erişkin kliniklerinin altyapısının hazırlanması hem de hastaların psikososyal açıdan sürece hazırlanması gerekiyor. Son gittiğimiz Avrupa Hematoloji Kongresi’nde de bu konunun önemle konuşulduğunu gördük. Türkiye’de de mevzuat bunu gerektiriyor. Nasıl, ne hızla yapılacağına dair bir ulusal çerçeve oluşturmalıyız" ifadelerini kullandı. "CAR-T tedavisi devrim niteliğinde ama pahalı" Türk Hematoloji Derneği Araştırma Sekreteri Prof. Dr. Selami Koçak Toprak, hematolojik kanserlerde klasik kemoterapilerin ötesine geçildiğini belirterek hedefe yönelik tedaviler, immünoterapiler ve CAR-T hücre tedavisindeki gelişmeleri anlattı. Toprak, bağışıklık sisteminin yeniden eğitilmesine dayanan CAR-T tedavisi için, "Kanser hücresinin içindeki hastalık yolaklarını daha iyi anlıyoruz. O noktayı vuruyor, engelliyor ve etkinliği çok yüksek tedaviler geliştiriyoruz. Hastanın T-lenfositlerini laboratuvarda kanser hücrelerini tanıyacak şekilde modifiye ediyor ve hastaya geri veriyoruz. Bu devrimsel bir gelişme" dedi. Ancak tüm dünyada yüksek maliyet nedeniyle erişim sorunu olduğunu vurgulayan Toprak, "Bu kadar umut verici tedavilere rağmen pahalı ilaçlar oldukları için ülkemizde ve dünyada erişimde zorluklar yaşanıyor" ifadelerine yer verdi. "86 milyon nüfusa 870 hematolog" Türk Hematoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Özgür Mehtap, uzman hekim sayısının yetersizliğinin hematolojide en acil çözüm bekleyen konu olduğunu söyledi. Mehtap, "Son 10-15 yıl içerisinde hakikaten hematolojide çok büyük gelişmeler oldu. Tedavilerde başarı oranları çok arttı. Sağ kalımlar çok arttı. Ama bizim temel problemlerimizden bir tanesi hakikaten yetişmiş hekim eksiklerimizin, sayı olarak eksiğimizin olduğunu söylemek gerekiyor. Şu an a bizim derneğimizde üye yaklaşık 252 pediatrik hematolog, 618 erişkin hematolog bulunuyor, Türkiye’nin nüfusu 86 milyon. Bu orana baktığımız zaman hakikaten şu an da çok özveriyle bütün hastalarımıza yetişmeye çalışıyoruz. Ama oransal olarak baktığımız zaman oldukça düşük kalıyoruz. Bunun bazı sebepleri var; yoğun tempo, yoğun iş yükü bunun en büyük sebeplerinden bir tanesi. Hakikaten gece gündüz demeden çalışmak bir kısır döngü oluşturuyor. Hekim sayısı az, onlara iş yükü fazla oluyor. Duygusal yükü de çok fazla, bizim hastalarımız hakikaten kronik hastalar oluyorlar, tedavisi zor olan hastalar var, nakil süreçleri oluyor. Yine hekim olarak özel hayattan, aileden feragat etmek gerekiyor. Bunlar tabii genç hekimlerin tercihlerini azaltabilen şeyler oluyor. Ama yine de söyleyeyim, eskiye göre başvurular her ne kadar boş kadrolar kalsa da artmış durumda. Bu açıdan mutluyuz. Dolayısıyla belki yeni çözüm yolları olabilir. Biz dernek olarak ne yaptık, bu yönde adımlar attık. Mentorluklar yaptık, eğitimler planladık. Ve bunu giderek artırmak istiyoruz" diye konuştu. "Kaç öğrenci hematolojiyi tercih edecek" Sağlık Bakanlığı’nın bu konuda attığı adımları desteklediklerini ifade eden Prof. Dr. Mehtap, "Yan dal kazanınca mecburi hizmet süresi azalıyor. Açılan kadro sayısı da arttı. Yine de 2025’te pediatrik hematolojide açılan 63 kadronun 40’ı, erişkin hematolojide açılan 76 kadronun 38’i boş kaldı. Avrupa Hematoloji Derneği ile Türkiye Hematoloji Derneği’nin de ortağı olduğu bir öğrencilere yönelik program var. Türkçeye çevirirsek adı Fitili Ateşlemek. ’Light in the Flame’ diye bir program. Buraya her yıl özellikle hematoloji nasıl bir şey, hematolojiyi seçebilir miyim ileride diye düşünen öğrencilerden seçilen, Avrupa’dan Türkiye’ye dahil bir genç grubuyla birlikte bir Avrupa şehrinde yaklaşık 4-5 günlük bir zaman geçiriyoruz. Öğrenci aşamasındayken daha hematoloji ateşini içlerine sokmaya çalışıyoruz. Meşakkatli de olsa ne kadar ileride gelişmeye açık, zevk alınabilecek, zor ama tıbbın önemli heyecan verici alanlarından biri olduğunu göstermeye çalışıyoruz. Yavaş yavaş onun da etkilerini görmeye başlayacağız diye düşünüyorum. Bu sene çünkü dördüncüsü olacak ve ilk mezunları bu sene göreceğiz yani tıptan mezun olanlar nereleri seçmişler Avrupa’da. Bu kadar kişiyle çalıştıktan sonra onların yüzde kaçı hematolojiyi tercih edecek, onu göreceğiz" dedi.
02 Kasım 2025 Pazar - 10:19
Hem kilo almamak, hem de hasta olmamak istiyorsanız 7 kurala dikkat
Kış aylarında kilo almamak ve soğuk algınlığı gibi hastalıklardan korunmak için beslenme düzenimize her zamankinden çok daha fazla dikkat etmemiz gerekiyor. Kışın kapalı ortamlarda daha fazla vakit geçirilmesi ve gecelerin uzaması sebebiyle fiziksel aktivitenin azaldığını belirten uzmanlar, bu duruma yağlı ve şekerli besin tercihleri de eklenince pek çok kişi kışın kilo alındığına dikkat çekti. Kışın tüketimi artan ev yapımı geleneksel gıdalar da tam bir şifa deposu olduğunun ise unutulmaması gerektiğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Güngör, yapay koruyucu ve katkı maddesi içermeyen ev yapımı salça, turşu, tarhanaya öğünlerde mutlaka yer verilmesi gerektiğini söyledi. Kış aylarında azalan hava sıcaklığı sebebiyle vücut ısısının korunması için yeterli sıvı almak çok önemli olduğunu ifade eden Güngör, "Günde en az 2-2.5 litre su içilmeli. Ayrıca sıvı alımının karşılanmasında ıhlamur, adaçayı, kuşburnu çayı gibi bitki çayları da tercih edilmeli. Kış aylarında yüksek yağlı besin tüketiminden kaçınılmalı, margarin yerine sağlıklı yağ asitleri içeren zeytinyağı, uygun miktarda tereyağı, yağlı tohumlar, kuruyemişler uygun ve yeterli porsiyonda tüketilmelidir. Kışın artan soğuk algınlığı ve diğer enfeksiyonlara karşı A, C, D ve E vitamininden zengin beslenmenin bağışıklık sistemine katkısı oldukça fazladır. Mevsimine uygun, günde en az 2 porsiyon meyve ve 3 porsiyon sebze tüketilmesi önerilmektedir. Bu aylarda havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, pırasa, maydanoz gibi sebzelerin; portakal, mandalina, elma gibi meyvelerin tercih edilmesi önerilmektedir" dedi. Beyin fonksiyonları için balık tüketin Kemik ve diş sağlığı açısından önemli olan D vitamininin güneş ışınlarıyla deri tarafından üretilen bir vitamin olduğunu belirten Güngör, "Ancak kış aylarında mahrum kalınan güneş ışınları, vücudun D vitamini ihtiyacının karşılanamamasına sebep olmaktadır. D vitamini besinlerden aktif olarak karşılanamıyor olsa da balık; D vitamini ile beyin fonksiyonlarının gelişimi için gerekli çoklu doymamış yağ asitleri (omega 3), kalsiyum, fosfor, selenyum, iyot mineralleri ve E vitamini içerir. Bu sebeple kış aylarında haftada 2-3 kez balık tüketilmelidir. Bu mevsimde basit karbonhidrat içeren şekerli besinlere ve tatlılara yönelimin arttığı görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü önerisine göre günlük şeker alımı, toplam enerji alımının en fazla yüzde 10’u kadar olmalıdır. Sağlıklı yaşam biçiminde basit şekerler yerine kompleks karbonhidratlardan olan tam buğday ekmek, bulgur gibi tahıllar, kurubaklagiller, meyveler ve şekeri azaltılmış sütlü ya da meyveli tatlılar tercih edilmelidir. E vitamini kaynakları olan kurubaklagiller ve kuruyemişler de kış beslenmesinin içinde, yeterli ve dengeli biçimde mutlaka yer almalıdır. Haftada 2-3 kez nohut, kuru fasulye, mercimek, barbunya gibi kurubaklagiller, günde 20-30 gram kadar ceviz, badem, fındık gibi kuruyemişler tüketilmelidir" şeklinde konuştu. Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Güngör, kısaca ev yapımı tarhana ve turşu, bitki çayları, sağlıklı yağ tüketimi, 2 porsiyon meyve ve 3 porsiyon sebze, balık tüketimi, şekerin sınırlandırılması ve kurubaklagil tüketimine dikkat edilmesini gerektiğini söyledi.
02 Kasım 2025 Pazar - 10:08
Enfeksiyon vakalarında hareketlilik yaşanırken uzmanlar uyardı: "Lütfen hastane dışında damardan takviye kullanmayalım"
Son zamanlarda üst solunum yolu enfeksiyonlarında hareketlilik yaşandığı belirtilirken uzmanlar, ölüm iddialarıyla gündeme gelen halk arasında "atom" veya "sarı serum" olarak ifade edilen serumlara karşı uyarılarını yineledi. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Hülya Kuşoğlu, "Solunum yolları enfeksiyonlarında artış gözlemliyoruz, beklenen bir artış. Vitaminlerin gıdalarla alınmasını tercih ediyoruz. ’Damardan vitamin takviyesi yapınca hemen ayağa kalkacağız’ gibi yanlış bir inanış var, aklım almış değil, böyle bir durum yok. Bilinçsiz uygulamalarda insanlar hastanelik olabiliyor hatta hayatını kaybedebiliyor. Lütfen, hekim kontrolü olmadan, evde, hastane ortamı dışında damardan vitamin takviyeleri yapmayalım" dedi
02 Kasım 2025 Pazar - 10:07
Uzm. Dr. Ahmet Köse: "Kalbinde üfürüm duyulan her çocuğun değerlendirilmesi gerekir"
SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı / Çocuk Kardiyolojisi Bilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Ahmet Köse, kalbinde üfürüm duyulan her çocuğun, Çocuk Kardiyolojisi uzmanı tarafından muayene edilip, elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi (EKO) ile üfürümün nedeni açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Normal kalp seslerinin, kalp döngüsü boyunca kalpteki kan akımı ve basınç değişikliklerine yanıt olarak dört ana kapağın kapanmasından kaynaklandığını hatırlatan Uzm. Dr. Köse, "İlk kalp sesi S1 "lup", ikinci kalp sesi S2 "dup" şeklinde duyulur. Üfürüm; bu seslerden farklı olarak stetoskop ile duyulan adeta üflemeye benzeyen sese verilen isimdir. Kanın kalp ve damarlar içerinde basınçlı bir şekilde pompalanması sırasında kan akımında meydana gelen değişiklikler nedeni ile oluşur ve duyulur. Üfürümler masum ve patolojik olarak ikiye ayrılır. Çocukların yüzde 50-80’inde hayatlarının bir döneminde duyulan ve genellikle çocuk büyüyüp göğüs kafesi kalınlaşınca duyulmaz olan üfürümlere masum üfürüm denir" dedi. Kalbinde üfürüm sesi duyulan çocukların çoğu zaman şikayetinin olmadığını ve ailelerin bu durumu fark edemediklerini kaydeden Uzm. Dr. Köse, "Doktor tarafından üfürüm duyulunca haklı olarak aileler panik ve endişeye kapılırlar. Üfürüm nedeni ile mutlaka Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı tarafından değerlendirme yapılmalıdır. Yapılan muayene, EKO ve EKG incelemesi sonucu üfürümün masum veya patolojik olduğu tespit edilir" ifadelerini kullandı. Uzm. Dr. Köse, en sık duyulan üç masum üfürüm tipini özetleyerek, "1. Klasik vibratuar üfürüm (Still üfürümü): İman tahtası kemiğinin sol orta kenarında veya sol alt kenarı ve apeks arasında en şiddetli, 2-3/6 derecede, düşük frekanslı ve kasılma fazının ortasında. 3-6 yaş arası, bazen bebeklikte duyulabilir. 2. Pulmoner ejeksiyon üfürümü: İman tahtası kemiğinin sol üst kenarında en şiddetli, erken-kasılma evresinde, 1-3/6 derece şiddetinde, üfler tarzda ve 8-14 yaş arasında en sık adölesanlarda duyulur. (Atrial Septal Defekt, kalp kulakçıkları arasında delik) ve akciğer damar kapak darlığı ile ayrımının iyi yapılması gerekir. 3. Yenidoğanın pulmoner akım üfürümü: İman tahtası kemiğinin sol üst kenarında en şiddetli, en iyi sol ve sağ göğüs duvarına, koltukaltına ve sırta yayılır, kasılma fazında ve 1-2/6 şiddetinde duyulur. Yenidoğanlarda duyulur, bebekte anormal yüz görünümü yok ise genellikle 3-6 aya kadar kaybolur" ifadelerine yer verdi. "Masum üfürümleri olan çocuklarda ailevi bir kalp hastalığı yoksa, kalple ilgili şikayeti olmadıkça ve herhangi bir muayenesinde üfürümde anormal değişiklik yoksa takibi, tedavisi ve efor kısıtlaması gerekmez" diyen Uzm. Dr. Köse, çocuğu takip eden hekimin üfürümün şiddeti ve karakterinde değişiklik tespit ederse, beraberinde çocuğun daha sonradan çabuk yorulma, bayılma, eforla göğüs ağrısı gibi şikâyeti de varsa tekrar değerlendirilmesini isteyebileceğini söyledi. Uzm. Dr. Köse, aşağıdaki durumlardan birinin veya daha fazlasının olması durumunda üfürümün patolojik olmasının daha ihtimal olduğunu ve Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı tarafından mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini bildirerek, "1. Çocukta çok terleme, kilo alamama, hızlı nefes alıp verme, morarma, göğüs ağrısı, bayılma gibi şikayetler varsa 2. Akciğer filminde anormal kalp bulguları tepsit edilirse 3. Anormal EKG eşliği 4. Kalbin gevşeme fazında duyulan üfürümler 5. Şiddetli (3/6 şiddetinde veya trilin (Kedi mırlaması gibi) eşlik ettiği) üfürümler 6. Deri ve dil-dudaklarda mavi-mor renk değişikliği fark edilirse 7. Anormal derecede kuvvetli veya zayıf nabızlar mevcutsa 8. Anormal kalp sesleri (Kalp sesleri çok sert, fazladan duyulan sesler" diye konuştu. Uzm. Dr. Köse, kalpteki delik, damar darlığı ve kapak problemleri nedeni ile duyulan üfürümlerin patolojik üfürümler olduğunu, çocuk kardiyolojisi uzmanınca yapılan muayenede kesin tanı konulup nedene yönelik tedavi ve takip, gerekirse efor kısıtlaması gerekebileceğini kaydetti.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder