SAĞLIK
02 Nisan 2026 Perşembe - 16:30 Otizmde kritik uyarı: "6 aylık bebeklerde bile görülebilir" Sivas Devlet Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıklarından Uzm. Dr. Beyza Karataş Bozok, otizmin yalnızca 3 yaşından sonra anlaşılabileceği yönündeki yaygın inanışın gerçeği yansıtmadığını söyledi. Uzm. Dr. Beyza Karataş Bozok, otizm spektrum bozukluğuna ilişkin önemli açıklamalarda bulunarak toplumda doğru bilinen yanlışlara dikkat çekti. Otizm belirtilerinin çok daha erken dönemlerde ortaya çıkabileceğini vurgulayan Bozok, "Bazı bebekler 6. aydan itibaren akranlarından farklı gelişim gösterebilir. Bu nedenle erken belirtilerin gözden kaçırılmaması büyük önem taşıyor" dedi. Tanı sürecine ilişkin de bilgi veren Bozok, "Otizm tanısı herhangi bir kan, idrar tetkiki ya da görüntüleme yöntemi ile konulmaz. Tanı, çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı tarafından yapılan ayrıntılı klinik değerlendirme ile konulur" diye konuştu. Ailelere erken dönem belirtiler konusunda ayrıntılı uyarılarda bulunan Bozok, "Erken dönemde bazı gelişimsel işaretlerin dikkatle izlenmesi gerekir. Örneğin 6 ay civarında sosyal gülümsemenin ya da duygusal yüz ifadelerinin olmaması, 9 ayda ses çıkarma, gülücük ve mimiklerin sınırlı kalması önemli bir uyarı olabilir. 12 ayda ismi söylendiğinde tepki vermeme dikkat edilmesi gereken hususlardır. Bunun yanı sıra işaret etme, gösterme, el sallama gibi jestlerin gelişmemesi de erken belirtiler arasında yer alır. 24 ay civarında çocuğun iki kelimeli spontan cümleler kuramaması ya da gelişimin herhangi bir döneminde konuşma ve sosyal becerilerde gerileme görülmesi mutlaka değerlendirilmelidir. Bu belirtilerden herhangi biri varsa zaman kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır" ifadelerine yer verdi. Erken tanının hayati önem taşıdığını vurgulayan Bozok, "Erken tanı ve erken müdahale, çocuğun gelişimsel kazanımları açısından belirleyicidir. Özellikle 2,5 yaş öncesinde başlanan özel eğitim ve destek programlarının çok daha etkili olduğu bilinmektedir" dedi.
02 Nisan 2026 Perşembe - 15:57 Sağlık ve ekonomide güçlü sistem hedefi bu görüşmede ele alındı MHP Genel Başkan Yardımcılığı görevine atanan Özgür Bayraktar ile bir araya gelen AL-KON Konfederasyonu ve Hekimsen heyeti, Türkiye’nin sağlık ve ekonomik yapısında ihtiyaç duyulan dönüşümlere ilişkin değerlendirmede bulundu. AL-KON Konfederasyonu ve Hekimsen Sendikası Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban öncülüğündeki heyet, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcılığı görevine atanan Özgür Bayraktar’a hayırlı olsun ziyaretinde bulunarak, Türkiye’nin sağlık ve iktisadi geleceğine yönelik kritik başlıklarda değerlendirmelerde bulundu. Gerçekleştirilen görüşmede; Hekimlik Meslek Kanunu başta olmak üzere sağlık sisteminde köklü dönüşüm ihtiyacı, hekim haklarının güçlendirilmesi ve kamu yararını esas alan sürdürülebilir politikaların hayata geçirilmesi konuları ele alındı. Aynı zamanda iktisadi yapılanma süreçleri ve çalışan odaklı projelerin ülke ekonomisine sağlayacağı katkılar stratejik bir perspektifle değerlendirildi. "Sağlıkta ve ekonomide adil ve güçlü bir sistem için kararlılıkla çalışıyoruz" AL-KON Konfederasyonu ve Hekimsen Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, "Attığımız her adım; yalnızca bugünü değil, yarının güçlü Türkiye’sini inşa etme hedefinin bir parçasıdır. Sağlıkta ve ekonomide sürdürülebilir, adil ve güçlü bir sistem için kararlılıkla çalışıyoruz. Bayraktar’ın üstlendiği bu önemli görevin, milletimizin refahına ve devletimizin bekasına önemli katkılar sunacağına inanıyoruz" dedi.
Çocuk gelişiminde kırmızı bayraklara dikkat
11 Kasım 2025 Salı - 12:37 Çocuk gelişiminde kırmızı bayraklara dikkat Bebek gelişiminin normal olup olmadığı anlamak için ebeveynlilerin bebeğin davranışlarındaki kırmızı bayrak belirtileri dikkat etmeleri konusunda uyarılarda bulunan Özel Denizli Tekden Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doktor İlter Paydur, "Kırmızı bayrakların erken teşhisi çocuğunuzun gelişimine çok büyük katkı, çok büyük avantaj sağlanabilir" dedi. Bebek gelişiminde bir eksiklik olup olmadığını anlamak için ilk 18 aylık süreçte bebeğin hareketlerinin doğru gözlemlenmesi gerektiğini dikkat çeken Özel Denizli Tekden Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İlter Paydur, bebeğin davranışlarında ve hareketlerinde gelişim yavaşlığının sinyallerini veren belirtileri ile ilgili uyarılarda bulundu. Özel Denizli Tekden Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İlter Paydur, "Ebeveyninler tarafından en çok merak eden konu, çocuğumun gelişimi normali mi, çocuğumun gelişiminde gerilik var mı sorusu. Her bebeğin gelişim hızı farklıdır. Ama bazı durumlar var ki bu bunları erken fark etmek çok önemli. Bizler bu durumu kırmızı bayrak ismini veriyoruz. Kırmızı bayrakları erken tespit etmezsek, bazı destek tedavileri kaçırabiliriz. Kırmızı bayrakları erken teşhis edebilirsek çocuğun gelişimine büyük katkı sağlayabiliriz. O yüzden bu kırmızı bayrakları bilmek çok önemli. Bebeğimizde ilk 3 ay dikkat etmeniz gereken şunlar, bebeğimiz 3 aylık olduğu halde boynunu dik tutamıyorsa, elleri sürekli sıkı sıkı yumruk şeklindeyse, ellerini ve kollarını eşit kullanmıyorsa, yüze bakmıyor göz teması kurmuyorsa ve çok tiz, ince bir sesle ağlıyorsa bunlar bizim için çok önemli uyarı işaretleridir. Bu tür durumlarda bebeğin gelişimini yakından takip etmek gerekir. 6’ıncı aya kadar kollarından kaldırdığınızda başı geride kalıyorsa, Bebeğiniz size çok gevşek ya da set geliyorsa, kucağı alınca kendini geri atıyorsa ve bacaklarını çaprazlıyorsa bunlarda değerlendirilmesi gereken olaylardır. 9’uncu ayda hala desteksiz oturamıyorsa, objeyi uzanırken hep aynı elini kullanıyorsa ya da tek taraflı sürünüyorsa bunlarda kırmızı bayraklardan bazılarıdır. Özellikle asimetrik hareketler bu dönemde çok önemlidir. 18’inci aya kadar hala yürüyemiyorsa, ayağının üzerine basmakta zorlanıyorsa ya da hareketlerinde asimetri varsa mutlaka bir uzmanın değerlendirmesi gerekmektedir. Bu saydığım durumlar her hangi birisini bebeğinizde tespit ederseniz, bekleyelim geçer demek yerine, mutlaka bir çocuk doktoru tarafından değerlendirilmesi çok önemlidir. Unutmayın ki ne kadar erken tedaviye başlanırsa çocuğunuzun gelişimine çok büyük katkı, çok büyük avantaj sağlanabilir" ifadelerini kullandı.
Bursa’da büyük afet hazırlığı başladı
11 Kasım 2025 Salı - 12:27 Bursa’da büyük afet hazırlığı başladı Bursa İl Sağlık Müdürlüğü, 26-27 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilecek Ulusal Tatbikat öncesi hazırlık toplantısı gerçekleştirdi. İl Ambulans Komuta Kontrol Merkezi Başhekimliğinde düzenlenen toplantıya, Bursa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin’in yanı sıra sağlık yöneticileri ve ilgili birim sorumluları katıldı. Toplantıda tatbikatın senaryosu, görev dağılımları, saha uygulamaları, lojistik hazırlıklar ile birimler arası koordinasyon ve planlaması ayrıntılı şekilde ele alındı. Afetlere tam Hazırlık AFAD koordinasyonunda yapılan bu yılki Ulusal Tatbikatın Bursa’nın yanı sıra İstanbul, Kocaeli, Yalova, Bilecik, Tekirdağ ve Sakarya illerinde eş zamanlı olarak gerçekleştirileceğini belirten İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin, "Tatbikat 26 Kasım saat 11.30’da tüm sağlık tesislerinde çök-kapan-tutun uygulamasıyla başlayacak. Ardından il genelinde farklı senaryolar üzerinden saha uygulamaları yapılacak. Tatbikatla, olabilecek bir afet durumunda sağlık hizmetlerinin kesintisiz sürdürülmesi, kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi ve ekiplerin müdahale kapasitesinin arttırılmasını amaçlıyoruz." diye konuştu. Tatbikat günü tüm sağlık ekiplerinin görev yerlerinde hazır olacağını dile getiren Uzm. Dr. Çetin, gerçeğe en yakın senaryolarla hazırlanan bu tatbikatın, afetlere karşı hazırlıklı olmayı ve sağlık ekiplerinin organize müdahale reflekslerini ölçebilmeleri açısından büyük önem taşıdığının altını çizdi.
Çocuklarda bağışıklığı desteklemenin 9 yolu
11 Kasım 2025 Salı - 12:07 Çocuklarda bağışıklığı desteklemenin 9 yolu Havaların soğuması ve mevsim geçişleriyle birlikte çocuklarda enfeksiyon hastalıklarında artış gözlemleniyor. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Mehmet Güneş bağışıklık sistemini desteklemenin 9 yolu hakkında bilgi verdi. Özellikle kreş ve okul çağındaki çocuklarda, kapalı alanlarda geçirilen sürenin artmasıyla virüs ve bakterilerin bulaşma riski yükseldiğine dikkat çeken Güne, "Bu dönemde ebeveynlerin çocuklarının bağışıklık sistemini desteklemeleri büyük önem taşıyor" dedi. Sağlıklı bir çocuk gelişimi için güçlü bir bağışıklık sistemi temel unsurlardan biri. Bebekler doğduklarında bağışıklık sistemleri henüz tam olarak gelişmemiş oluyor. Anne sütü, içerdiği antikorlar, vitaminler ve mineraller sayesinde yaşamın ilk aylarında bebeğin bağışıklığını destekliyor. Bu nedenle mümkünse bebeklerin en az bir yaşına kadar anne sütüyle beslenmesi önerilmekte. Ayrıca, ulusal aşı programının eksiksiz uygulanması, çocukların zatürre, kızamık gibi ciddi hastalıklara karşı korunmasında kritik rol oynuyor. D vitamini her yaş için önemli Çocukların sağlıklı büyüme ve gelişiminde D vitaminin de büyük önem taşıdığına işaret eden Memorial Sağlık Grubu Medstar Topçular Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mehmet Güneş, "D vitamini, kemik gelişimine katkıda bulunur ve bağışıklık sisteminin normal işlevini destekler. Yaz aylarında güneş ışığından yeterli yararlanma mümkündür; ancak kış aylarında güneş ışınlarının azaldığı dönemlerde D vitamini takviyesi gerekebilir. Özellikle yalnızca anne sütüyle beslenen bebeklerde, yaşamın ilk günlerinden itibaren D vitamini takviyesi önerilmektedir" dedi. Uzm. Dr. Mehmet Güneş şöyle devam etti: "Hijyen alışkanlıkları, çocukları enfeksiyonlardan korumanın bir diğer önemli yoludur. Ebeveynlerin, çocuklarına ellerini yemeklerden önce ve sonra, tuvalet sonrası veya dışarıdan eve geldiklerinde yıkama alışkanlığı kazandırmaları hastalıkların önlenmesine yardımcı olur. Çocuklarını duygusal olarak desteklemeleri ve stresi azaltıcı etkinliklere yönlendirmeleri de büyük önem taşır. Çocuğunuzun günlük öğünlerinde mevsim sebze ve meyvelerine, tam tahıllara, yumurta, balık ve yoğurt gibi protein kaynaklarına yer verin. Vitamin ve mineral açısından zengin beslenme, bağışıklık sisteminin temelini oluşturur. Uyku, vücudun yenilenmesi ve bağışıklık hücrelerinin aktifleşmesi için gereklidir. Okul öncesi çocuklar için 10–12 saat, okul çağındaki çocuklar için ise 8–10 saat uyku idealdir" Hareketi günlük rutine dahil edin Düzenli fiziksel aktivitenin de kan dolaşımını artırdığını stres hormonlarını azalttığının altını çizen Uzm. Dr. Mehmet Güneş ve bağışıklık hücrelerinin daha etkili çalışmasını desteklediğini kaydetti. Güneş şöyle devam etti: "Stres ve kaygıyı azaltıcı ortamlar oluşturun. Kreşe başlama, sınav kaygısı veya yeni ortamlara alışma gibi süreçlerde çocuklar duygusal destek bekler. Sevgi, güven ve oyun ortamı bağışıklık sisteminin de doğal destekçisidir. Yeterli sıvı alımını ihmal etmeyin, su, vücuttaki toksinlerin atılmasına ve metabolizmanın dengede kalmasına yardımcı olur. Çocukların günde en az 5–6 bardak su içmesi teşvik edilmelidir. Sigara dumanından uzak tutun. Pasif sigara maruziyeti, çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarının artmasına neden olur ve bağışıklığı zayıflatır."
Sessiz katil uyarısı
11 Kasım 2025 Salı - 11:52 Sessiz katil uyarısı Dr. Erdinç Şengüldür, karbonmonoksit zehirlenmesiyle ilgili "Ortama yayıldığında duman çıkmaz, boğazı yakmaz, nefes almayı zorlaştırmaz. Bu yüzden insanlar zehirlendiğini ilk başta anlamaz. Siz fark etmezsiniz ama sessiz katil bıçağını çoktan boynunuza dayamıştır" dedi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Erdinç Şengüldür, karbonmonoksit (CO) zehirlenmelerine karşı önemli bilgiler paylaştı. Dr. Öğr. Üyesi Şengüldür, karbonmonoksit zehirlenmesiyle ilgili "Kokusuz, renksiz ve tahriş yapmayan bir gaz olduğu için insanlar tarafından fark edilmez. Solunduğunda kana hızla bağlanır ve oksijen taşıyan hemoglobinin yerine geçerek dokuların oksijen almasını engeller. Bu da kalp, beyin ve hayati organlarda ani oksijen yetersizliği oluşturur" dedi. İnsan duyularıyla fark edilemez Karbonmonoksit gazının renksiz, kokusuz ve tadı olmayan, insan duyularıyla fark edilemeyen bir gaz olduğu için sessiz katil olarak da adlandırıldığını söyleyen Şengüldür, "Ortama yayıldığında duman çıkmaz, boğazı yakmaz, nefes almayı zorlaştırmaz. Bu yüzden insanlar zehirlendiğini ilk başta anlamaz. Kişi sadece biraz yorgunluk, baş ağrısı ve uyku hali hisseder ve çoğu zaman ‘dinleneyim geçer’ diyerek uzanır. Ancak bu uyku, vücudun oksijensiz kaldığı için ortaya çıkan derin ve geri dönüşsüz bir bilinç kaybına dönüşebilir. Siz fark etmezsiniz ama sessiz katil bıçağını çoktan boynunuza dayamıştır" ifadelerini kullandı. Karbonmonoksit zehirlenmesinin belirtileri Karbonmonoksit zehirlenmesinin çoğu zaman sinsi bir şekilde başladığını vurgulayan Erdinç Şengüldür, "İlk belirtiler genellikle baş ağrısı, baş dönmesi, halsizlik, mide bulantısı ve aniden gelen uyku hali şeklindedir. İnsanlar bu durumu çoğu zaman yorgunluk, üşüme veya grip başlangıcı sanarak önemsemez. Oysa asıl tehlike tam da buradadır. Kişi ‘Biraz dinleneyim’ diyerek uzandığında, karbonmonoksit kandaki oksijenin yerini almaya devam eder ve bu uyku hali bilinç kaybına doğru ilerler. Özellikle şu durum çok kritik bir uyarı işaretidir: Soba yanarken birden baş ağrısı ve yoğun bir uyku bastırıyorsa, bu kesinlikle normal değildir. Bu, vücudun oksijensiz kaldığının işaretidir. Bu belirtiler görüldüğünde zaman kaybetmeden harekete geçmek gerekir. Baş ağrısı + soba = Uyarıdır. Ciddiye alın" diyerek, sobanın yanında aniden başlayan baş ağrısı ve uyku halinin ciddiye alınması gerektiğinin altını çizdi. "Biraz oturayım geçer, demeyin" Bu belirtiler ortaya çıktığında yapılacak en önemli şeyin vakit kaybetmeden temiz havaya çıkmak olduğunu vurgulayan Öğretim Üyesi, "Kişi ve çevresindekiler hemen kapı veya pencereleri açarak dışarıya geçmeli, karbonmonoksit kaynağı kapatılabilecek bir kaynaksa kapatılmalı ve hiç vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi’ni aramalıdır. ‘Biraz oturayım geçer’ düşüncesi bu tür zehirlenmelerde en tehlikeli yanılgıdır, çünkü karbonmonoksit etkisi dakikalar içinde ağırlaşabilir. Kişi baygınlık geçirebilir ve kendi başına çıkamayacak hale gelebilir. Bu nedenle belirtiler fark edildiği anda, harekete geçmek hayat kurtarır" dedi. Evlerde ve iş yerlerinde alınması gereken önlemler Karbonmonoksit zehirlenmesini önlemenin en etkili yolu düzenli bakım ve doğru kullanım olduğunun altını çizen Şengüldür, "Soba, şofben ve kombi gibi yakıcı cihazların yıllık bakımının mutlaka yetkili kişiler tarafından yapılması, bacaların ise her sezon öncesi temizlenmesi gerekir. Bacaların çatlak, tıkalı ya da rüzgâr geri tepmesi oluşturan yapıda olmaması çok önemlidir. Şofbenlerin banyo gibi küçük ve kapalı alanlara yerleştirilmemesi güvenlik açısından hayati bir kuraldır. Ayrıca hem evlerde hem iş yerlerinde karbonmonoksit dedektörü bulundurmak, risk ortaya çıkmadan erken uyarı sağlar. Geceleri uyumadan önce sobaya yüksek miktarda kömür eklemekten kaçınmak, ortamda yeterli hava akışını sağlamak ve cihazları kontrolsüzce çalışır halde bırakmamak hayati önem taşır" ifadelerini kullandı. Soba, şofben veya kombi kullanırken yapılan en yaygın hatalar Soba, şofben veya kombi kullanırken yapılan en yaygın hatalara da değinen Dr. Öğr. Üyesi Erdinç Şengüldür, "En sık yapılan hata, bu cihazların bakımının ihmal edilmesidir. Bacası iyi çekmeyen bir sobaya bir anda fazla kömür eklemek, dumana dönüşemeyen gazların içeride birikmesine neden olur. Şofbenlerin banyo gibi küçük ve kapalı alanlara yerleştirilmesi de çok risklidir; çünkü bu alanlarda temiz hava sirkülasyonu yoktur ve gaz birikimi çok hızlı olur. Kombilerin ise yetkisiz kişiler tarafından kurulum veya tamir edilmesi hem cihazın performansını hem de güvenliğini bozar. Ayrıca kapalı garajda araç çalıştırmak, mangalı balkonda ya da iç mekânda yakmak gibi davranışlar da karbonmonoksit birikimine neden olabilir. Kısacası, ısı kaynağını "nasıl olsa hep böyle kullanıyoruz" düşüncesi, en büyük yanılgıdır" diyerek toplumda alışkanlık haline gelmiş yanlış uygulamaların terk edilmesi gerektiğini vurguladı. "Düzenli kontrol ve önlemler hayat kurtarır" Karbonmonoksit zehirlenmesinin, çoğu zaman fark edilemeyen ama tamamen önlenebilir bir tehlike olduğunu hatırlatan Dr. Erdinç Şengüldür, "Her yıl pek çok aile, sadece baca temizliği ihmal edildiği veya cihazların bakımı yapılmadığı için geri dönülmez acılar yaşıyor. Vatandaşlarımızdan ricamız, kış aylarında soba ve şofben kullanımında dikkati elden bırakmamaları, mutlaka yıllık bakım yaptırmaları ve mümkünse evlerine karbonmonoksit dedektörü yerleştirmeleridir. Unutmayalım, bir evin sıcak olması güzel ama güvenli olması her şeyden daha değerlidir. Düzenli kontrol ve önlemler hayat kurtarır" ifadeleri ile açıklamalarını sonlandırdı.
El cerrahisinde yeni dönem: Ağrısız lokal anestezi, kaygısız ameliyat
11 Kasım 2025 Salı - 10:58 El cerrahisinde yeni dönem: Ağrısız lokal anestezi, kaygısız ameliyat Sağlık Bilimleri Üniversitesi Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde kurulan WALANT (Wide Awake Local Anesthesia No Tourniquet) Odası, ameliyat anlayışını değiştiren uygulamalarıyla dikkat çekiyor. El Cerrahisi Uzmanı Dr. Kemal Zencirli, bu yöntemin temel felsefesinin yalnızca ameliyat sırasında ağrı olmaması değil, aynı zamanda lokal anestezinin bile ağrısız yapılması olduğunu vurguladı. Dr. Zencirli, WALANT’ın yalnızca bir solüsyonun içeriği değil, hasta psikolojisini merkeze alan bir yaklaşım olduğunu belirterek şunları söyledi: "Biz bu odada hastaya sadece ameliyatı ağrısız yapmakla yetinmiyoruz. Bu yetişkinlerde olduğu kadar çocuklarda da geçerli. Hastayı korkutmadan, ikna ederek, anlayacağı dilden konuşarak ameliyata hazırlıyoruz." Çocuk hastaların ameliyathane korkusu yaşamasına izin vermediklerini ifade eden Zencirli, yaklaşımı şöyle anlattı: "Çocuklarımızı aileleri ile birlikte ilk olarak WALANT hemşiremizle beraber karşılıyoruz. Güler bir yüz ve minik hediyelerle beraber çocuğumuzun güvenini kazanıyor ve anlayabileceği şekilde işlemi anlatıyoruz. Anne veya babadan herhangi biriyle çocuğun güven duyacağı bir ortam oluşturuyoruz ve cerrahi işlemi gerçekleştiriyoruz." Dr. Zencirli, klasik ameliyathane ortamının hastaları yalnız bırakan, kaygıyı artıran bir yapısı olduğunu hatırlatarak, WALANT odasının farkını şu sözlerle açıkladı: "Burada hasta yalnız değil. Gerekirse annesi, babası ya da bir yakını yanında olabiliyor. Hastalara sevdiği müzikler eşliğinde cerrahi işlem uygulanarak tedirginliklerini en aza indiriyoruz. Onlara, ameliyathane ortamının aslında korktukları gibi olmadığını gösteriyoruz." WALANT yöntemiyle yapılan ameliyatların tıbbi açıdan oldukça güvenli olduğunu belirten Zencirli, "WALANT odasında cerrahi işlemlerden sonra enfeksiyon açısından ameliyathaneden bir farkı bulunmamaktadır. Ayrıca daha az tıbbi atık, daha az sağlık çalışanı ile ekonomik olarak da ülkemize ciddi katkıda bulunmaktadır. Enfeksiyon ve ekonomi ile ilgili WALANT avantajları literatürde sıklıkla desteklenmektedir" dedi. İstanbul Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nden sonra Türkiye’de ikinci WALANT odasının Diyarbakır’da açıldığını söyleyen Zencirli, "Bu uygulama sadece Diyarbakır’a değil, Türkiye’ye ve dünyaya örnek olabilir. Buradan bilimsel yayınlar yaparak bunu göstermek istiyoruz. 10 yaş altı çocuklar ve ayrıca bebekler ilk kez bu yöntemle hastanemizde alınıyor" ifadelerini kullandı.
Prof. Dr. Gözel: "Gereksiz yere kullanılan antibiyotiklerin hastanın sağlığını iyileştirmekten ziyade bozabilmektedir"
11 Kasım 2025 Salı - 10:49 Prof. Dr. Gözel: "Gereksiz yere kullanılan antibiyotiklerin hastanın sağlığını iyileştirmekten ziyade bozabilmektedir" Gereksiz yere kullanılan antibiyotiklerin hastanın sağlığını iyileştirmekten ziyade bozabildiğini belirten Prof. Dr. Nevzat Gözel, "Hastalarımızın antibiyotik kullanmadan önce mutlaka doktorlarına başvurmaları ve bilinçli bir şekilde antibiyotik kullanmalarını öneriyoruz. Aksi takdirde bilinçsiz kullanılan antibiyotikler vücudun florasını bozabilmekte ve bir takım istenmeyen yan etkilere sebebiyet vermektedir" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nevzat Gözel, antibiyotiklerin doğru ve bilinçli kullanımı konusunda önemli uyarılarda bulundu. Bilinçli antibiyotik kullanımının hastaların sağlığı için oldukça önem arz ettiğini vurgulayan Gözel, "Gereksiz yere kullanılan antibiyotiklerin hastanın sağlığını iyileştirmekten ziyade bozabilmektedir. Bir takım olumsuz yan etkilere sebep olabileceğini biliyoruz. Ağızdan alınan bir antibiyotiğin mide ve bağırsak florasını bozacağını ve ishale sebep olacağını bilmekteyiz. Dolasıyla hastalarımızın antibiyotik kullanmadan önce mutlaka doktorlarına başvurmaları ve bilinçli bir şekilde antibiyotik kullanmalarını öneriyoruz. Aksi takdirde bilinçsiz kullanılan antibiyotikler vücudun florasını bozabilmekte ve bir takım istenmeyen yan etkilere sebebiyet vermektedir. Uygun antibiyotik kullanımı hekim tavsiyesi kadar kullanılmalı, hekimin tavsiye ettiği süreden öncede antibiyotiği ara vermemek gerekiyor. Bu tür durumlarda da kullanılan antibiyotiğe karşı bakterilerin direnç kazandığını bilmekteyiz. Bu direncin önüne geçmek ve daha sonraki seferlerde aynı bakteri ve mikropla karşılaşınca kullanılan antibiyotiğin etki gösterebilmesi için bu tür yaklaşımları hekim tavsiyesi ile yapmak gerekiyor. Kesinlikle komşu ve arkadaş tavsiyesi ile antibiyotik kullanımını engellememiz gerekiyor. Bazen hastalarda görüyoruz, dişim veya boğazım ağrıyor antibiyotikten bir tane kullan iyi gelir gibi yaklaşımlar oluyor. Kesinlikle hem tedavi etmiyor hem de direnç kazanılması kolaylaşıyor. Günübirlik bir basit ağrı kesici gibi antibiyotik kullanımı sınırlanması gerekmektedir" diye konuştu.
Safra kesesi hastalıklarında en etkili tedavi yöntemleri
11 Kasım 2025 Salı - 10:48 Safra kesesi hastalıklarında en etkili tedavi yöntemleri Safra kesesi hastalıkları, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de en sık karşılaşılan sindirim sistemi problemleri arasında yer alıyor. Medipol Sağlık Grubu’ndan Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Yaşar Özdenkaya, safra kesesi taşlarının çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini, ancak semptomatik hale gelen hastalarda cerrahi tedavinin kalıcı çözüm sunduğunu söyledi. Yemek sonrası karın ağrısı, mide şişkinliği veya sırta vuran rahatsızlık belirtileri basit hazımsızlık sanılıyor ancak altında safra kesesi taşları yatabiliyor. Özdenkaya, safra kesesi hastalıklarının sinsi ilerleyen ama erken teşhisle kolayca tedavi edilebilen bir rahatsızlık olduğunu belirterek önemli uyarılarda bulundu. Doç. Özdenkaya, safra kesesi taşlarının toplumda oldukça yaygın görülen bir sağlık sorunu olduğunu belirterek, "Çoğu hasta, safra kesesi taşı olduğunu fark etmeden yıllarca hayatına devam eder. Ancak semptomatik hale gelen vakalarda cerrahi tedavi gerekir" dedi. Doç. Dr. Özdenkaya, safra kesesi hastalıklarının genellikle ağır ve yağlı yemeklerden sonra ortaya çıkan karın veya sırta vuran ağrılarla kendini belli ettiğini belirterek ,"Hastalar genellikle mide bölgesinde gaz ve basınç hissi, sırta ya da sağ omuza vuran ağrılarla bize başvurur. Bu durum bazen kalple karıştırılabilir. Şikayetlerin altında safra kesesi taşı olabileceği gibi başka sindirim sistemi problemleri de yatabilir" ifadelerini kullandı. Toplumda safra kesesi taşı olan birçok kişinin hiçbir belirti göstermeden yaşamını sürdürebildiğini belirten Doç. Özdenkaya, "Biz bu grubu ‘sessiz taş’ hastaları olarak tanımlarız. Bu kişilerde genellikle cerrahiye gerek olmaz. Ancak ağrı, bulantı, hazımsızlık gibi şikayetleri olan semptomatik hastalarda tedavi laparoskopik yani kapalı ameliyatla yapılır" diye konuştu. Kapalı yöntemle yapılan safra kesesi ameliyatlarının güvenli ve etkili olduğunu vurgulayan Doç. Özdenkaya, "Ameliyat sonrası hastalar çok kısa sürede iş ve sosyal hayatlarına dönebiliyor. Türkiye’de cerrahlarımız bu konuda oldukça tecrübeli. Hastanemiz özelinde ayda yaklaşık 100’e yakın safra kesesi ameliyatı gerçekleştiriyoruz. Komplikasyon oranı ise yüzde 1’in altındadır" bilgisini paylaştı. Safra taşlarının bazı durumlarda safra kanalına düşebileceğini belirten Doç. Özdenkaya, bunun pankreas iltihabına veya sarılığa yol açabileceğini ifade etti. "Bu gibi durumlarda endoskopik yöntemle, yani ERCP işlemiyle taşların kanal içerisinden temizlenmesi gerekir. Ancak standart tedavi, safra kesesinin laparoskopik yöntemle çıkarılmasıdır" dedi.
Dernekten 2025-2026 Diyabet Raporu: "Sahte tedavi vaatlerine dikkat"
11 Kasım 2025 Salı - 10:42 Dernekten 2025-2026 Diyabet Raporu: "Sahte tedavi vaatlerine dikkat" Karadeniz Diyabet Derneği, 2025-2026 yıllarını kapsayan "Sivil Toplum Gözüyle Diyabet Raporu"nu yayımladı. Raporda, modern ilaç ve tedavi yöntemleri sayesinde diyabetin kontrol altına alınmasının mümkün olduğu, ancak sahte tedavi vaatlerine karşı dikkatli olunması gerektiği vurgulandı. Karadeniz Diyabet Derneği, 2025-2026 yıllarını kapsayan "Sivil Toplum Gözüyle Diyabet Raporu"nu kamuoyuna açıkladı. Rapor, Halk Sağlığı ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. M. Emin Dinççağ tarafından dernek adına hazırlandı. Dr. Dinççağ raporda, günümüzde diyabetin tedavisinde eldeki imkânlar ve modern ilaçlarla hedef değerlere ulaşmanın mümkün olduğunu belirtti. Dinççağ, diyabet tedavisinde hastaların ilaca ve hekime ulaşımı konusunda çok fazla sıkıntı yaşanmadığını, aile hekimlerinin bu konuda yeterli bilgiye sahip olduklarını ve diyabetik hastalara yaklaşımlarının samimi ve gurur verici olduğunu ifade etti. Diyabet hastalarının tedavisi ve takibi konusunda birinci basamak hekimleri ile daha fazla iletişim halinde olunması gerektiğini vurgulayan Dinççağ, modern diyabet tedavisinin öngördüğü ilaç, diyet ve egzersiz tedavisine uyum konusunda hastaların daha bilinçli ve aktif olmalarını önerdi. Raporun devamında, diyabet tedavisinde kırsal kesim ile kent hastaları arasında fark olduğu, bu farkın giderilebilmesi için "diyabet hemşireliği" uygulamalarının önerildiği belirtildi. "Sahte tedavi vaatlerine itibar edilmemeli" Modern ilaç tedavisi dışında, pazarlama yöntemleri ile "diyabete son" veya "alternatif tedavi ile diyabet hastalığını tamamen yok edeceğini" bildiren yapay, kandırmaya yönelik reklamlara ve sanal ortamdaki sahte duyurulara itibar edilmemesi gerektiğini söyleyen Dinççağ, modern tıbbi imkânlardan vazgeçilmemesi ve bu konularda gerekli durumlarda aile hekimlerine danışılmasının uygun olacağını ifade etti. Raporda, diyabetin kronik bir hastalık olduğu ve tamamen yok edileceğine dair bilgilerin doğru olmadığı da vurgulandı. Dr. Dinççağ, günümüzde insülin tedavisinin geliştiğini, hastaların ihtiyaçlarına cevap verecek durumda olduğunu, insülinin diyabette korkulacak bir ilaç değil, tedavide en önemli ve faydalı ilaçlardan biri olduğunu belirtti. İnsülin konusundaki çekincelerin giderilmesi gerektiğini söyledi. Diyabet tedavisinde sensör uygulamalarının modern tedavide çok önemli bir yeri olduğuna dikkat çeken Dinççağ, bu sensörlerin Sosyal Güvenlik Kurumu(SGK) tarafından tüm tip diyabetiklere verilmesinin derneğin en büyük dileği ve talebi olduğunu ifade etti. Raporun 2026 yılı faaliyet planları Raporun 2026 yılı faaliyet planları arasında çocukluk çağı obezitesinin önlenmesi, okullarda ve toplumda çocukluk çağında obeziteyle mücadele edilmesi ve farkındalık oluşturulmasının yer aldığı belirtildi. Okullarda beden eğitimi derslerinin artırılması, sağlıklı beslenme konusunda eğitim verilmesi ve obezitenin zararları konusundaki çalışmaların daha fazla önem verilerek sürdürülmesi gerektiği ifade edildi. Dr. Dinççağ, diyabetik ayak kliniklerinin kurulması ve bu konuda hastanelerde "özel klinikler" açılmasının derneğin talebi olduğunu belirterek, bir disiplin içerisinde diyabetik ayak tedavisinin daha başarılı olacağına inandıklarını kaydetti. Diyabet farkındalığında daha iyi bir noktaya gelebilmenin, medya ve kamu kurumlarının bu konudaki çalışmalarının artmasıyla mümkün olacağına dikkat çeken Dinççağ, diyabet derneğine toplumun ve kamu desteğinin artmasını talep ettiklerini sözlerine ekledi.
Iraklı uzmanlar, Girişimsel Nöroradyoloji eğitimi için Türkiye’yi tercih etti
11 Kasım 2025 Salı - 09:28 Iraklı uzmanlar, Girişimsel Nöroradyoloji eğitimi için Türkiye’yi tercih etti Türk hekimleri mesleki yetenek ve deneyimlerini geliştirmek için yabancı meslektaşlarından eğitim alma noktasından eğitim verme noktasına geldi. Bunun son örneği Irak’tan iki uzman hekimin, girişimsel nöroradyoloji alanında eğitim almak üzere İzmir Acıbadem Kent Hastanesi’ne gelmesi oldu. Prof. Dr. Çağın Şentürk, "Sahip olduğumuz insan gücü ve teknolojik donanımla Türkiye, yabancı uzmanlara çeşitli branşlarda üst ihtisas eğitimi verilen bir merkez haline geldi" dedi. Türkiye, sağlık turizminde her geçen gün branş yelpazesini genişleterek dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen hastalara hizmet verirken, uluslar arası alanda örnek gösterilen hekimlerimiz de mesleki bilgi ve becerilerilerini çevre ülkelerden gelen meslektaşlarına aktarır duruma geldi. Acıbadem Kent Hastanesi Girişimsel Nöroradyoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağın Şentürk, Irak, Ukrayna, Özbekistan ve Azerbaycan gibi ülkelerden uzman hekimlerin eğitim için ülkemizi tercih ettiğini belirtti. Prof. Dr. Şentürk, Irak Musul İbn-i Sina Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan Uzm. Dr. Muhammed Khasro ile Uzm. Dr. Salman Ahmed’in beyin damar hastalıklarının tanı ve endovasküler/kapalı tedavileri konusunda 6 ay süreyle eğitim aldıklarını söyledi. Şentürk, Iraklı uzman hekimlerin ülkelerine dönüp önceden uygulanmayan bu tedavileri bölgelerinde başlatacaklarını ve kendilerine desteklerinin devam edeceğini ifade etti. Prof. Dr. Şentürk, Acıbadem Kent Hastanesi’ni beyin damar hastalıklarının tedavisinde bölgenin referans hastanesi haline getirmeyi hedeflediklerini kaydetti. Ege Bölgesi’nde girişimsel nöroradyoloji alanında güncel teknolojiye sahip anjiyografi ünitesini kurduklarını ifade eden Şentürk, bu ünitede; beyin anevrizmaları (baloncuk), beyin arteriovenöz malformasyonları (doğuştan anormal damar yumakları), beyin ve boyun damarlarında darlıklar, akut inme tedavisi, omurilik damar patolojilerinin tedavilerinin gerçekleştirildiğini aktardı. Prof. Dr. Şentürk, 6 aylık eğitimin ardından katılımcı uzmanlara sertifika verileceğini belirterek, Türkiye’nin tıp alanında çok geliştiğini vurguladı. Şentürk, "Sahip olduğumuz insan gücü ve teknolojik donanımla Türkiye, yabancı uzmanlara çeşitli branşlarda üst ihtisas eğitimi verilen bir merkez haline geldi. Bu ülkemiz adına gurur verici" diye konuştu.
Özel sağlık tesisleri lisans süreçlerinde stratejik planlama dönemi
11 Kasım 2025 Salı - 00:31 Özel sağlık tesisleri lisans süreçlerinde stratejik planlama dönemi Resmi Gazete’de yayımlanan ‘Sağlık Hizmetleri Lisans Yönetmeliği’ ile özel sağlık tesisleri lisans süreçlerinde stratejik planlama dönemi başlıyor. Sağlık Bakanlığı, özel sağlık sektöründeki yatırımları stratejik bir planlama ile yönlendirmek amacıyla yeni bir düzenlemeyi hayata geçiriyor. Resmi Gazete’de yayımlanan ‘Sağlık Hizmetleri Lisans Yönetmeliği’ ile özel sağlık tesisi açılmasına yönelik lisans süreçleri; bölgesel ihtiyaçlar ve şehrin mevcut alt yapısı analiz edilerek belirlenecek. Bu sayede özellikle Anadolu’da ihtiyaç duyulan illerde yatırım teşvik edilerek sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması sağlanacak. Düzenleme ile özel sağlık tesislerinin yatırımlarında bölge bazlı atıl kapasitenin de önüne geçilecek. Yatırım planlamaları bölgesel ihtiyaç ve mevcut altyapı analizleri ile yapılacak Yeni düzenleme ile özel sağlık tesislerine kadro standardı oluşturulacak. Bu sayede sağlık tesisi ve sağlık personeli gibi kıymetli kaynakların ülke genelinde dengeli bir şekilde dağılımı sağlanırken, kaynak israfının da önüne geçilecek. Özellikle Anadolu’da, ihtiyaç duyulan illerdeki yatırımların teşvik edileceği yeni yönetmelik ile herkesin eşit kalite standartlarında sağlık hizmetine erişebilmesi hedefleniyor. Tüm tesislerdeki tıbbi branşlar, cihazlar ve hizmetler uyumlu hale getirilecek Yeni sistemde, yatırım yapılacak tıbbi branşlar, özellikli hizmetler, sağlık tesisinin büyüklüğü ve kullanılacak tıbbi cihazlar birbiriyle uyumlu hâle getirilecek. Lisans alacak sağlık tesisinin fiziki kapasitesi, insan gücü ve teknolojik altyapısı bütüncül bir şekilde planlanacak. Tüm lisans süreçleri bakanlık kontrolünde şeffaf ve denetlenebilir olacak Yasal düzenleme ile tüm özel sağlık tesisi lisans süreçleri; Sağlık Bakanlığı’nın kontrolünde, merkezi planlamayla yürütülecek. Lisans süreçlerin her aşamasının şeffaf ve denetlenebilir yapısı, kamuoyu güveninin teminatı olacak. Hedef, özel sağlık tesislerinin Türkiye’de daha yaygın, kaliteli ve sürdürülebilir olması Düzenleme ile özel sektörün dinamizminin ulusal sağlık politikalarıyla uyumlu hale getirilmesi, özel sağlık tesislerinde vatandaşlar için ‘daha erişilebilir, kaliteli ve sürdürülebilir’ bir sağlık ekosistemi inşa edilmesi amaçlanıyor.