SAĞLIK
02 Nisan 2026 Perşembe - 16:30 Otizmde kritik uyarı: "6 aylık bebeklerde bile görülebilir" Sivas Devlet Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıklarından Uzm. Dr. Beyza Karataş Bozok, otizmin yalnızca 3 yaşından sonra anlaşılabileceği yönündeki yaygın inanışın gerçeği yansıtmadığını söyledi. Uzm. Dr. Beyza Karataş Bozok, otizm spektrum bozukluğuna ilişkin önemli açıklamalarda bulunarak toplumda doğru bilinen yanlışlara dikkat çekti. Otizm belirtilerinin çok daha erken dönemlerde ortaya çıkabileceğini vurgulayan Bozok, "Bazı bebekler 6. aydan itibaren akranlarından farklı gelişim gösterebilir. Bu nedenle erken belirtilerin gözden kaçırılmaması büyük önem taşıyor" dedi. Tanı sürecine ilişkin de bilgi veren Bozok, "Otizm tanısı herhangi bir kan, idrar tetkiki ya da görüntüleme yöntemi ile konulmaz. Tanı, çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı tarafından yapılan ayrıntılı klinik değerlendirme ile konulur" diye konuştu. Ailelere erken dönem belirtiler konusunda ayrıntılı uyarılarda bulunan Bozok, "Erken dönemde bazı gelişimsel işaretlerin dikkatle izlenmesi gerekir. Örneğin 6 ay civarında sosyal gülümsemenin ya da duygusal yüz ifadelerinin olmaması, 9 ayda ses çıkarma, gülücük ve mimiklerin sınırlı kalması önemli bir uyarı olabilir. 12 ayda ismi söylendiğinde tepki vermeme dikkat edilmesi gereken hususlardır. Bunun yanı sıra işaret etme, gösterme, el sallama gibi jestlerin gelişmemesi de erken belirtiler arasında yer alır. 24 ay civarında çocuğun iki kelimeli spontan cümleler kuramaması ya da gelişimin herhangi bir döneminde konuşma ve sosyal becerilerde gerileme görülmesi mutlaka değerlendirilmelidir. Bu belirtilerden herhangi biri varsa zaman kaybetmeden bir uzmana başvurulmalıdır" ifadelerine yer verdi. Erken tanının hayati önem taşıdığını vurgulayan Bozok, "Erken tanı ve erken müdahale, çocuğun gelişimsel kazanımları açısından belirleyicidir. Özellikle 2,5 yaş öncesinde başlanan özel eğitim ve destek programlarının çok daha etkili olduğu bilinmektedir" dedi.
02 Nisan 2026 Perşembe - 15:57 Sağlık ve ekonomide güçlü sistem hedefi bu görüşmede ele alındı MHP Genel Başkan Yardımcılığı görevine atanan Özgür Bayraktar ile bir araya gelen AL-KON Konfederasyonu ve Hekimsen heyeti, Türkiye’nin sağlık ve ekonomik yapısında ihtiyaç duyulan dönüşümlere ilişkin değerlendirmede bulundu. AL-KON Konfederasyonu ve Hekimsen Sendikası Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban öncülüğündeki heyet, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcılığı görevine atanan Özgür Bayraktar’a hayırlı olsun ziyaretinde bulunarak, Türkiye’nin sağlık ve iktisadi geleceğine yönelik kritik başlıklarda değerlendirmelerde bulundu. Gerçekleştirilen görüşmede; Hekimlik Meslek Kanunu başta olmak üzere sağlık sisteminde köklü dönüşüm ihtiyacı, hekim haklarının güçlendirilmesi ve kamu yararını esas alan sürdürülebilir politikaların hayata geçirilmesi konuları ele alındı. Aynı zamanda iktisadi yapılanma süreçleri ve çalışan odaklı projelerin ülke ekonomisine sağlayacağı katkılar stratejik bir perspektifle değerlendirildi. "Sağlıkta ve ekonomide adil ve güçlü bir sistem için kararlılıkla çalışıyoruz" AL-KON Konfederasyonu ve Hekimsen Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, "Attığımız her adım; yalnızca bugünü değil, yarının güçlü Türkiye’sini inşa etme hedefinin bir parçasıdır. Sağlıkta ve ekonomide sürdürülebilir, adil ve güçlü bir sistem için kararlılıkla çalışıyoruz. Bayraktar’ın üstlendiği bu önemli görevin, milletimizin refahına ve devletimizin bekasına önemli katkılar sunacağına inanıyoruz" dedi.
Dermatoloji uzmanından kış cilt bakımının püf noktaları
13 Kasım 2025 Perşembe - 13:00 Dermatoloji uzmanından kış cilt bakımının püf noktaları Kış aylarının cilt sağlığını olumsuz etkileyebileceğini belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Gül Şekerlisoy, "Kış mevsiminde soğuk hava, kuru iklim ve kapalı ortamlardaki ısıtma sistemleri cildin nem dengesini bozabilir. Bu yüzden kışın cilt bakımı için uygulanacak temel adımlar ve minik cilt bakım rutini değişiklikleri ile derimizi korumak önemlidir" dedi. Liv Hospital Samsun Dermatoloji Kliniği’nden Uzman Dr. Gül Şekerlisoy Tatar, kışın cilt bakımının önemi hakkında bilgilendirmede bulundu. Şekerlisoy, "Kış mevsiminde soğuk hava, kuru iklim ve kapalı ortamlardaki ısıtma sistemleri, cildin nem dengesini bozabilir. Bu yüzden kışın cilt bakımı için uygulanacak temel adımlar ve küçük cilt bakım rutini değişiklikleri ile derimizi korumak önemlidir" diye konuştu. "Sert rüzgarlar ve ısıtma sistemleri cilt için zorlayıcı olabilir" Kış aylarının cilt sağlığını olumsuz etkileyebileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Şekerlisoy, "Kış ayları, cildiniz için zorlayıcı olabilir. Düşük nem, sert rüzgârlar ve ısıtma sistemlerinin yol açtığı kuruluk, cildin doğal nem bariyerini zayıflatabilir. Bu sebeple, kış aylarında cilt bakımı rutininizi güncellemeniz önem taşır" dedi. "Kış aylarında cilt bakımında dikkat edilmesi gerekenler" Uzm. Dr. Şekerlisoy, kış aylarında cilt sağlığını korumak için şu önerilerde bulundu: "Nemlendirici değişikliği yapın: Kış aylarında hafif nemlendiriciler yerine, daha zengin içerikli kremler kullanın. Su bazlı ürünler yerine, cildi yoğun bir şekilde nemlendiren ve hava şartlarına karşı koruyucu bir bariyer oluşturan yağ bazlı ürünleri tercih edin. Yüz nemlendirmesi için karma ve yağlı ciltler daha fazla nemlendirme kapasitesine sahip hyaluronik asit gibi içerikler içeren su bazlı nemlendiricilerden faydalanabilir. Yatmadan önce bakım: Yatmadan önce cildinizi derinlemesine nemlendiren maskeler veya serumlar kullanarak gece boyunca cilt bakımınıza destek olabilirsiniz. Özellikle, hyaluronik asit veya gliserin içeren ürünler cildin nem tutmasına yardımcı olur. Hassas temizleme: Sıcak su ve sert temizleyiciler, cildinizin doğal yağlarını azaltarak daha da kurumasına neden olabilir. Ilık su ve hafif temizleyiciler ile cildinizi nazikçe temizleyin. Güneş kremi kullanımını ihmal etmeyin: Kış aylarında güneşin zararlı etkilerinden korunmak genellikle göz ardı edilir. Ancak, UV ışınları bulutlu havalarda bile cilde zarar verebilir. Bu sebeple UV oranı 2 ve üzerinde olan günlerde güneş kremsiz dışarıya çıkmayın. Kış aylarında ev içinde güneş kremi kullanmamıza gerek yoktur. İçten nemlendirme: Bol su içmek, kış aylarında cildinizin nemli kalmasına yardımcı olur. Ayrıca omega-3 yağ asitleri açısından zengin gıdalar tüketmek, cildin nemini korumasına ve esnekliğini artırmaya yardımcı olabilir. Ellerinizi koruyun: Eller, kışın en çok etkilenen bölgelerdendir. Elleri ılık su ile yıkamak ve sık sık el kremi uygulayarak nemlendirmek temel el bakım rutini için yeterliyken dışarıya çıkarken eldiven takarak ellerinizi korumak yine soğuk havalarda alınacak en iyi önlemlerdendir. Odaları nemlendirin: Kışın kullanılan ısıtıcılar hava nemini düşürür. Bir hava nemlendirici kullanarak evinizin nem seviyesini artırmak, cildinizin sağlığı için faydalı olabilir. Özellikle hassas egzamaya yatkın ciltler için oda sıcaklığının çok yüksek olmaması 18-22 derece civarında tutulması önemlidir. Bu önerilerle kış aylarında cildinizin sağlığını koruyabilir ve soğuk hava şartlarının olumsuz etkilerine karşı cildinizi güçlendirebilirsiniz. Unutmayın, sağlıklı bir cilt için düzenli bakım ve uygun ürün kullanımı şarttır."
Medical Point, sağlıkta kalite anlayışını her adımda yaşatıyor
13 Kasım 2025 Perşembe - 12:50 Medical Point, sağlıkta kalite anlayışını her adımda yaşatıyor Medical Point İzmir Hastanesi, kaliteyi yönetim anlayışının merkezine yerleştirerek hasta güvenliği, çalışan memnuniyeti ve sürdürülebilir mükemmellik hedefleri doğrultusunda çalışmalarını sürdürüyor. "Yaşayan ve yaşatan kalite" anlayışıyla hareket eden Medical Point İzmir Hastanesi, tüm süreçlerinde ulusal ve uluslararası standartları esas alırken, hasta ve çalışan güvenliği, sürekli iyileştirme ve mükemmeliyet kültürünü her gün yeniden yaşatıyor. Medical Point, bu yaklaşımla yalnızca bugünün değil, sağlığın geleceğinin de temellerini inşa ediyor. Medical Point İzmir Hastanesinden yapılan bilgilendirmede, "Sağlık hizmetlerinde kalite, Türkiye Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü (TÜSKA) tarafından etik değerlere, insan odaklı yaklaşıma, şeffaflığa ve bilimsel temellere dayanan bütüncül bir sistem olarak tanımlanmaktadır. TÜSKA’nın ’Sağlıkta kalite bir gün değil, sürekli bir sorumluluktur’ ilkesi, Medical Point’in hizmet anlayışıyla tam bir uyum içerisindedir. The International Society for Quality in Health Care External Evaluation Association (ISQua EEA) tarafından akredite edilen TÜSKA, sağlıkta güvenilirliği, ölçülebilir iyileştirmeyi ve sürekli gelişimi destekleyen yapısıyla, ulusal kalite yönetimi sistemlerinin güçlendirilmesine katkı sağlamaktadır. Medical Point İzmir Hastanesi, ulusal ve uluslararası akreditasyon belgeleriyle kanıtlanmış kalite anlayışıyla, sağlıkta mükemmelliği kurum kültürünün bir parçası haline getirmiştir. Kaliteyi; hastaların güveninde, çalışanların emeğinde ve topluma sunulan her hizmette yaşatan bir kurum olma vizyonuyla yoluna devam etmektedir. " denildi.
Uzm. Dr. Alkan: "Kadınlarda akciğer kanseri görülme oranı artıyor"
13 Kasım 2025 Perşembe - 12:04 Uzm. Dr. Alkan: "Kadınlarda akciğer kanseri görülme oranı artıyor" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serap Ket Alkan, "Kadınlarda sigara içiciliğinin ve pasif içiciliğin artmasıyla birlikte akciğer kanseri görülme oranı da yükseliyor" dedi. VM Medical Park Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serap Ket Alkan, kadınlarda akciğer kanseri risk faktörleri ve korunma yolları hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Kadınlarda sigara içiciliğinin ve pasif içiciliğin artmasıyla birlikte, akciğer kanseri görülme oranının da giderek yükseldiğini belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serap Ket Alkan, "Artık akciğer kanseri yalnızca erkeklerde değil, kadınlarda da en sık görülen kanser türlerinden biri haline gelmiştir. Kadınların sigara dumanındaki zararlı maddelere karşı daha duyarlı olması, hastalığın kadınlarda daha erken ve hızlı seyretmesine neden olmaktadır" diye konuştu. "Kadınların hava yolları daha hassas" Kadınların fizyolojik yapıları gereği sigaranın zararlı etkilerine karşı daha duyarlı olduklarını belirten Uzm. Dr. Alkan, "Kadınların hava yolları erkeklere göre daha dar olduğu için sigara dumanındaki toksik maddelere karşı çok daha hassastırlar. Ayrıca östrojen hormonunun yüksekliği, vücuttaki DNA onarım mekanizmasını yavaşlatır ve bu da sigaranın kansere yol açan etkilerini artırır" dedi. "Pasif içicilik de riski üç kat artırıyor" Sigara içmeyen kadınların da pasif içicilik yoluyla akciğer kanseri riski altında olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Alkan, "Evde veya iş yerinde sigara dumanına maruz kalmak, akciğer kanseri riskini üç kata kadar artırabiliyor. Bu nedenle yalnızca sigara içenlerin değil, dumanın solunduğu ortamlarda bulunan herkesin kendini koruması gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Erken tanı tedavi başarısını artırır" Akciğer kanserinin sinsi ilerleyen bir hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Serap Ket Alkan, "Uzun süren öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı, ses kısıklığı gibi belirtiler asla göz ardı edilmemelidir. Erken tanı sayesinde hastalık cerrahi veya diğer tedavi yöntemleriyle tamamen kontrol altına alınabilir. Erken evrede tespit edilen akciğer kanseri hastalarında tedavi başarısı çok yüksektir" dedi. "Sigarayı bırakmak en etkili korunma yoludur" Sigarayı bırakmanın ve dumanla teması kesmenin, akciğer kanseri riskini önemli ölçüde azalttığını vurgulayan Uzm. Dr. Serap Ket Alkan, sözlerini şöyle tamamladı: "Kadınlarda sigarayı bıraktıktan sonra akciğerin iyileşme süreci daha hızlıdır. Pasif içicilikten korunmak, kapalı alanlarda sigara dumanına maruz kalmamak ve düzenli sağlık kontrollerini yaptırmak hayat kurtarır. Unutmayın, akciğer kanseri önlenebilir bir hastalıktır. Erken farkındalık, yaşam kurtarır."
Uzmanından zatürre uyarısı
13 Kasım 2025 Perşembe - 11:21 Uzmanından zatürre uyarısı DÜZCE(İHA) – Düzce İl Sağlık Müdürü Dr. Yasin Yılmaz, dünya zatürre günü dolaysıyla yaptığı açıklamada yıllık influenza (grip) aşılarının uygulanmasının zatürre görülme sıklığını ve buna bağlı ölümleri önemli ölçüde azalttığını bildirdi. Dr. Yasin Yılmaz, Dünya Zatürre Günü dolayısıyla yaptığı basın açıklamasında zatürre hakkında önemli bilgiler paylaştı. Yılmaz, Dünya Zatürre Günü’nün; zatürre konusunda farkındalığı artırmayı, koruyucu, önleyici ve tedavi edici müdahaleleri geliştirmeyi amaçladığını belirtti. Pnömoni ya da yaygın bilinen adıyla zatürre; özellikle bebeklerde, çocuklarda, bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde ve yaşlılarda ciddi sonuçlara yol açabilen, akciğerleri etkileyen iltihaplı bir hastalık olduğunu ifade eder Dr. Yılmaz, özellikle çok küçük yaşta ve ileri yaştaki bireylerin en büyük risk grubunu oluşturduğunu vurguladı. Zatürrenin tedavi edilmediği takdirde bebeklerde, çocuklarda, bağışıklığı düşük kişilerde, kronik hastalığı bulunanlarda ve yaşlılarda ağır seyredebildiğine dikkat çeken Yasin Yılmaz, bu hastalığın hala önemli bir sağlık sorunu olduğunu belirtti. Son 40 yılda ölüm oranlarının azalmış olmasına rağmen zatürrenin halen yüksek risk oluşturduğunu dile getiren Yılmaz, hastalığın özellikle çocuklarda, 65 yaş üstü bireylerde, kronik hastalığı olanlarda, sigara kullananlarda ve bağışıklık sistemini baskılayan hastalık veya ilaç kullanımı olan kişilerde daha sık görüldüğünü ifade etti. Zatürreden korunmanın mümkün olduğunu vurgulayan Dr. Yılmaz, yıllık influenza (grip) aşılarının uygulanmasının zatürre görülme sıklığını ve buna bağlı ölümleri önemli ölçüde azalttığını ifade etti.
Yaşlılığa bağlanan şikayetler, tedavi edilebilir beyin hastalığı çıktı
13 Kasım 2025 Perşembe - 11:17 Yaşlılığa bağlanan şikayetler, tedavi edilebilir beyin hastalığı çıktı Muğla’nın Milas ilçesinde iki yıldır yürüme zorluğu ve unutkanlık yaşayan 69 yaşındaki Fatma Akyol, Memorial Bodrum Hastanesi’nde sağlığına kavuştu. Akyol’un yaşlılığa yorulan şikâyetlerinin ardında, tedavi edilebilir bir beyin hastalığı olan Normal Basınçlı Hidrosefali (NPH) olduğu ortaya çıktı. On gün önce yürüyemezken şimdi sağlığına kavuşan Akyol’un ilk hedefi zeytin toplamaya gitmek. Muğla’nın Milas ilçesi Akyol Mahallesi’nde yaşayan Fatma Akyol, iki yıl önce denge kayıpları ve yürüme zorlukları yaşamaya başladı. Çevresine karşı ilgisini yitirmesi, sık sık unutkanlık ve idrar tutma sorunlarının eklenmesi üzerine ailesi, başlangıçta bu durumu yaşlılığın doğal bir sonucu olarak görse de şikâyetlerin ilerlemesiyle farklı illerdeki hastanelerde çare arayışına girdi. Hastaneleri dolaşmasına rağmen hastalığına tanı konulamayan Fatma Akyol, son olarak Memorial Bodrum Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Alper Karaoğlan’a başvurdu. Yapılan muayene ve beyin görüntülemeleri neticesinde Akyol’a Normal Basınçlı Hidrosefali (NPH) tanısı konuldu. Tedavi kapsamında Akyol’a, fazla beyin omurilik sıvısının beyin boşluklarından karın boşluğuna tahliyesini sağlayan Ventriküloperitoneal Şant (VP Şant) ameliyatı başarıyla uygulandı. Ameliyattan sadece birkaç gün sonra yeniden yürümeye başlayan Fatma Akyol, doktoruna teşekkür ederek "Bu hastalık halsizlikle başladı. Yürüyemedim, başım dönerdi, yollarda düşerdim. Ameliyat oldum, yavaş yavaş düzelmeye başladım. Eski halime göre çok daha iyi hissediyorum. Eskiden yürüyemiyordum bile" dedi. Akyol, tamamen iyileştiğinde ilk işinin zeytin toplamaya gitmek olduğunu dile getirdi. Ailesi ise "Sanki yeniden doğdu" sözleriyle doktorlarına minnettar olduklarını ifade etti. Üç temel bulguya dikkat Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Alper Karaoğlan, rahatsızlık ve tedavi süreci hakkında yaptığı açıklamada "Hastamız bize yürüme bozukluğu, idrar kaçırma (inkontinans) ve unutkanlık (demans) şikayetleriyle geldi. Bu şikayetler, Alzheimer gibi birçok nörolojik rahatsızlıkta görülebilir. Ancak genellikle 60 yaşından sonra rastladığımız Normal Basınçlı Hidrosefali’de de (NPH) bu üç temel bulgu birlikte görülür. NPH, beyin omurilik sıvısının emiliminde problem olmasıyla karakterizedir. Yürüme bozukluğu, idrar inkontinansı ve demans, bize bu hastalığın araştırılması gerektiğini düşündürür" ifadelerine yer verdi. Prof. Dr. Karaoğlan, MR’da ventrikül (beyin omurilik sıvısı boşlukları) genişlemesi görülmesine rağmen basıncın sürekli yüksek olmaması nedeniyle tanının zorlaşabileceğini belirtti. Kesin tanı için belden su alınarak semptomların gerileyip gerilemediğine bakıldığını ekledi. Tedavinin basit bir cerrahi müdahale olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karaoğlan, "Ventriküloperitoneal şant ile fazla sıvıyı karın boşluğuna tahliye eden küçük bir sistem kuruyoruz. Ameliyat sonrası dramatik düzelmeler görüyoruz. Hastanın yürüyüşünde, idrar kontrolünde, çevreyle ilgisinde ve unutkanlığında iyileşme hemen gözlenebiliyor. Önemli olan doğru teşhistir. Bu tür hastalarda belirtiler sadece yaşlılığa bağlanmamalıdır. Erken tanı, bir insanın yeniden hayata tutunmasını sağlayabilir" sözleriyle hasta yakınlarını uyardı.
Diyabet tedavisinde yapay zeka destekli teknolojilerle "Yapay Pankreas" dönemi başlıyor
13 Kasım 2025 Perşembe - 10:26 Diyabet tedavisinde yapay zeka destekli teknolojilerle "Yapay Pankreas" dönemi başlıyor Acıbadem Üniversitesi Diyabet Araştırma Merkezi tarafından diyabet tedavisinde ileri teknoloji destekli "Yapay Pankreas" dönemi hakkında bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Uzmanlar, diyabet tedavisinde kullanılan yapay zeka destekli sistemleri anlatırken, yeni tedavi metotları sayesinde yaşam kalitesi artan hastalar da deneyimlerini paylaştı. Dünyada diyabetli sayısı 582 milyon kişiyi geçerken, Türkiye’de de milyonlarca kişi diyabet hastalığıyla mücadele ediyor. Acıbadem Üniversitesi Diyabet Uygulama ve Araştırma Merkezi (DİYAM) uzmanlarının katılımıyla Acıbadem Ataşehir Tıp Merkezi’nde, diyabetin artış hızını durdurmak için uygulanan yeni tedavileri yöntemlerinin konuşulduğu kapsamlı bir etkinlik gerçekleştirildi. Toplantıda Prof. Dr. M. Temel Yılmaz, Prof. Dr. Özlem Çelik, Prof. Dr. Saygın Abalı, Dr. Ferhat Çetin, Dr. Yaser Süleymanoğlu, Dr. Tekin Münür Ormancıoğlu, Diyetisyen Dila Güzel ve Uzman Hemşire Hülya Yalın Turna diyabet tedavisinde kullanılan yapay zeka destekli sistemleri anlatırken, Yapay Pankreas sayesinde daha kaliteli bir hayat sahibi olan diyabet hastaları da süreçle alakalı deneyimlerini aktardı. "Diyabet kronik hastalıklar içinde ilk 6 sırada olan ölüm nedenlerinin 4 tanesinin bir numaralı sebebi" Acıbadem Üniversitesi Diyabet Araştırma Merkezi’nden İç Hastalıkları ve Endokronoloji Uzmanı Prof. Dr. M. Temel Yılmaz, diyabetle ilgili olarak, "Diyabet hem ülkemizin hem de dünyadaki tüm ülkelerin çok önemli, global bir sağlık sorunu. Diyabet, insan hayatı boyunca süren kronik bir hastalık. Hareketsiz yaşam, ekran başında uzun geçirilen saatler ve buna bağlı olarak da yeme alışkanlıklarının bozulması, insülin direnci, obezite, sonra da diyabet geliyor. Türkiye’de diyabetin artış oranı dünya ortalamasının 2 katı kadar, Avrupa ortalamasının 4 katı kadar. Diyabet kronik hastalıklar içinde ilk 6 sırada olan ölüm nedenlerinin 4 tanesinin bir numaralı sebebi. Yani kalp damar hastalıkları, hipertansiyon ve buna bağlı felçlerin, böbrek yetersizliklerinin 20 yaş üstü görme kayıplarının ve trafik kazaları dışında bacak amputasyonlarının bir numaralı sebebi" bilgilerini aktardı. "Her 3 diyabetliden 1’i hasta olduğunu bilmiyor" Diyabetin iyi izlenmesi ve iyi kontrol ediLmesi durumunda hiçbir sağlık sorununa yol açmayacağını; ancak çoğu diyabetlinin bu rahatsızlığı uzun süre fark etmediğini belirten Prof. Dr. Yılmaz "Diyabetlilerin 3’te 1’i şu anda diyabetli olduğunu bilmiyor. Tabi bu süreç içinde de organ hasarları oluşuyor. Bu yüzden diyabetin kontrolü çok önemli. Diyabet hastaları mutlaka her yıl düzenli olarak kontrollerini yaptırmalı. O noktada diyabet çok uzun yıllar kontrol altına alınabiliyor" dedi. "Yapay pankreas ile parmaktan kan şekeri ölçümleri ve insülin iğnesi gibi uygulamaların hepsi bitecek" Diyabetin kesin tedavisi için çok önemli gelişmeler yaşandığını anlatan Prof. Dr. Yılmaz, özellikle yapay pankreas teknolojisiyle ilgili şunları söyledi: "Yapay pankreas çok hızla gelişti, artık tam otomatik yapay pankreaslar çıktı. Hasta bunu kullanmaya başladığı andan itibaren, günlük hayatında hiçbir değişiklik yapmadan sistemler hastanın kan şekerini normal düzeyde tutuyor. Bir diğeri de kök hücre. Kök hücreyle ilişkili de artık tıp, yağ dokusundan veya herhangi bir yerden alınan kök hücreden insülin salgılayan hücre oluşturabiliyor ve onu büyütebiliyor. Önümüzdeki dönemde parmaktan kan şekeri ölçümleri ve insülin iğnesi gibi uygulamaların hepsi bitecek. Bundan sonraki süreç artık yapay pankreas ve kök hücre dönemi olacak. Diyabeti olan herkes, özellikle Tip-1 diyabeti olan herkes bunları kullanacak." "Yapay pankreas diyabetle mücadelenin o kadar zor olmadığını gösteriyor" 30 yıllık Tip-1 diyabet hastası ve 2024 yılından bu yana böbrek nakilli olan 49 yaşındaki Şahin Duman, nakilden bir ay sonra yapay pankreas kullanmaya başladı. 30 yıldır farklı tedavi yöntemleri uygulandığını ve yapay pankreas ile kan şekerinin tam anlamıyla istenilen duruma geldiğini ifade eden Duman, "1996 yılında teşhis aldım ama uygulanan yöntem kan şekerinin düzenlenmesine yeterli değildi. İkili sistem diye bilinen bu tedaviden sonra 2003’te beşli sisteme geçtim. 2007 yılından 2015 yılına kadar kablolu insülin pompası kullandım ama yine kan şekerim istenen seviyeye gelmiyordu. 2024 yılında yapay pankreasla tanıştım ve o gün bugündür kan şekerlerim gayet iyi durumda, regüle gidiyor. Bu da çok mutluluk verici bir şey. Yapay pankreas diyabetle mücadelenin o kadar zor olmadığını; aslında doğru tedavi ve doğru sistemlerle çok daha rahat tedavi edilecek bir rahatsızlık olduğunu gösteriyor. Hem kendinizi daha iyi ve özgür hissediyorsunuz, hem de daha rahat hareket etme şansına kavuşuyorsunuz" şeklinde konuştu. "Yapay pankreas sistemiyle hayatım çok konforlu hale geldi" Sosyal medyada diyabet ve sağlıklı yaşamla ilgili paylaşımlar yapan içerik üreticisi ve aynı zamanda diyabet ve yaşam koçu olan 36 yaşındaki Janset Burcu Kubat Kırmızıgül, Tip-1 diyabet öyküsünü şu sözlerle anlattı: "Üniversitedeyken babamın kaybından sonra diyabet tanısı aldım. Diyabette en önemli şey bilmek, farkında olmak çünkü insan bilmediğinden korkar. Hamileyken insülin pompasıyla tanıştım, yine kan şekerimin daha stabil ve hedef aralıklarda gitmesini sağladı. Bu da benim hayatımı çok kolaylaştırdı. Son 6 aydır da bir üst düzeye taşıyarak yapay pankreas ile tanıştım. Burada güzel olan şu ki, bu kararı artık ben değil pek çok kararı bu sistem benim için veriyor. Sistemde 2 dakikada bir kan şekerim ölçülüyor ve bu cihaza bir bilgi giderek rezervuarda bulunan insülinin ne kadarının bana gönderilmesi gerektiğine karar veriyor. Ben sadece sabah, öğlen ve akşam yemek yiyorum; onun dışında sisteme ekstra bir müdahalede bulunmuyorum. Geceleri de beni hipoglisemiden koruyor, yani kan şekeri düşüklüğü riskim ortadan kalkmış oluyor. Dolayısıyla ben herkesle aynı kan şekeri aralığında uyanarak güne 1-0 geriden değil herkesle aynı seviyeden başlıyorum. Korkumun önüne geçti, komplikasyonlardan korunduğumu düşünüyorum." "Kızıma cihazlarımı ‘şeker polisleri beni koruyor’ diye anlattım" Yapay pankreasın görenler tarafından garip karşılandığını ve bu yüzden bu sistemi kendi çocuğuna bir çeşit oyun olarak anlattığını söyleyen Kırmızıgül, "Diyabet tanısı aldığında bu zordu çünkü toplum tarafından çok fazla soruya maruz kalıyorsunuz. ’Kolunuzdakiler ne, nikotin bandı mı?’ gibi pek çok soru gelebiliyor ya da ’Geçmiş olsun, vah vah’ diyebiliyorlar. Bu yüzden 4 yaşındaki çocuğumun da psikolojisinin bozulmaması için onu hazırlamam gerekiyordu. Ona dedim ki, ‘Benim pankreasım uyuyor şu anda, seninki çalışıyor. Benimki tembel, uyuduğu için içeride insülin üretmiyor. Ben de, ’Sen misin uyuyan ben buraya bir şeker polisi koyayım, buradan alarm ötsün, buradaki polisler de şeker gördü mü içeri girip onları yakalayıp atsın’ diyerek şeker polisleri hikayesini uydurdum. Şimdi başka bir insan gördüğünde ve bunu sorduğunda ‘Annemin kolunda şeker polisler var, sensör alarmı var. Onlar bir ekip takım halinde çalışıyorlar ve hiçbir sorun kalmıyor’ diyerek herkese bunu anlatıyor." "Bu teknoloji lüks değil bütün diyabet hastalarının ihtiyacıdır" Yapay pankreas teknolojisinin hayatında büyük bir kolaylık sağladığını dile getiren Kırmızıgül, bu teknolojilerden zamanla tüm diyabetlilerin faydalanması gerektiğine dikkat çekti. Konuyla alakalı olarak Kırmızıgül, "Bu teknoloji mental yükümü azaltarak hayatımı çok konforlu hale getirdi ve diyabete karşı olan korkumun önüne geçti. Bu sadece benim değil herkesin hakkı. Bu teknolojiler ne yazık ki yüksek maliyetli ve ülkemizde buna ulaşamayan pek çok insan var. Dolayısıyla bu teknolojilerin devlet bünyesinde olması gerekiyor, sensör lüks değil bütün diyabet hastalarının ihtiyacıdır" ifadelerine yer verdi.
Soğuk havalarda akciğer enfeksiyonlarına dikkat
13 Kasım 2025 Perşembe - 10:14 Soğuk havalarda akciğer enfeksiyonlarına dikkat SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Ali Ersoy, halk arasında akciğer enfeksiyonlarının en çok bilinen şeklinin zatürre (Pnömoni) olarak adlandırıldığını belirterek "Özellikle kış aylarında, bağışıklığı zayıf kişilerde ve kronik hastalığı olanlarda daha sık görülür" dedi. Dr. Öğr. Üyesi Ersoy, akciğer enfeksiyonunun, akciğer dokusuna mikroorganizmaların (Genellikle bakteriler veya virüslerin) yerleşip iltihap oluşturması olduğunu söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Ersoy, akciğer enfeksiyonlarının en sık nedenlerini anlatarak, "Bakteriler (Özellikle Streptococcus pneumoniae) ve virüsler. Grip virüsü sonrası bağışıklık zayıflayınca bakteriyel zatürre gelişebilir. Nadiren mantarlar veya parazitler de etken olabilir. Sigara kullanımı, KOAH, şeker hastalığı gibi durumlar da riski artırır" dedi. Belirtileri Dr. Öğr. Üyesi Ersoy, akciğer enfeksiyonlarının belirtilerini ise "Yüksek ateş, öksürük (Bazen balgamlı), göğüs ağrısı, nefes darlığı, halsizlik, iştahsızlık, terleme. Bazı yaşlı veya bağışıklığı zayıf kişilerde ateş olmayabilir, sadece bilinç bulanıklığı veya nefes darlığı görülebilir" ifadelerini kullandı. Halk arasında ‘soğuk algınlığı akciğere inerse zatürre olur’ şeklindeki düşüncenin kısmen doğru olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ersoy, "Basit bir üst solunum yolu enfeksiyonu bazen alt solunum yollarına, yani akciğerlere ilerleyebilir. Ancak bu herkes için geçerli değildir. Bağışıklığı güçlü bir kişi çoğu zaman bu süreci kolay atlatır. Fakat yaşlılar, bebekler, sigara içenler ve kronik hastalar risk altındadır" şeklinde konuştu Zatürre tedavi edilmezse ciddi sonuçlara yol açabilir Zatürrenin tedavi edilmediğinde karşılaşılabilecek sonuçların çok ciddi olabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ersoy, " Akciğerde irin birikmesi (Ampiyem), Solunum yetmezliği, Sepsis (Kana mikrop karışması), Kalp zarı veya beyin zarı iltihapları, Hatta yaşam kaybıyla sonuçlanabilir" ifadelerine yer verdi. Zatürrenin basit bir hastalık olmadığına vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Ersoy, "Özellikle riskli gruplarda mutlaka erken tanı ve tedavi gerekir. Gelişen nefes darlığı, dirençli ateş, balgamda kan olması, sıvı ve gıda alımında belirgin bozulmalar önemsenmelidir. Nefes almakla batıcı, delici göğüs ve yan ağrılarının olması zatürreye ikincil akciğer zarlarında sıvı oluşmasına işaret edebilir" ifadelerini kullandı. Akciğer enfeksiyonlarını ciddiye alın Dr. Öğr. Üyesi Ersoy, korunma noktasında yapılması gerekenler ise, "Grip ve zatürre aşılarını ihmal etmeyin, bu özellikle kronik hastalıkları olanlarda ve yaşlılarda kritik öneme sahiptir. Sigara içmeyin, Kapalı ve kalabalık ortamlarda uzun süre bulunmayın, Elleriniz sık sık yıkayın, Sağlıklı beslenin ve düzenli uyuyun" şeklinde konuştu. Akciğer enfeksiyonlarının ciddiye alınması konusunda uyarıda bulunan Dr. Öğr. Üyesi Ersoy, "İçeriğini bilmediğiniz serumlarda şifa aramayın. Bu serumlar vücudunuzun size verdiği mesajları maskeleyecek ve akabinde çok daha kötü bir şekilde hastane acillerine başvurmanız gerekebilecektir. Bu serumlar yüzünden hayatını kaybedenlerin olduğunu da unutmamak gerekir. Şifayı bir sağlık kurumunda aramalıyız. Basit olarak değerlendirilen bir öksürük akciğer kanserinin de bir belirtisi olabilir. Özellikle öksürük, ateş, nefes darlığı ve göğüs ağrısı bir aradaysa, vakit kaybetmeden doktora başvurun. Covid-19 pandemisi döneminde tedavide geç kalınmış hastalar uzun süre yoğun bakımlarda hayat mücadelesi verdiler. Bu hastaların bir kısmı içeriğini, komplikasyonlarını bilmedikleri serumlarla şifa arayan kişilerdi. Erken tanı ve doğru tedavi hayat kurtarır" şeklinde konuştu. Doğru bilinen yanlışlar Her öksürükte antibiyotik gerektiği ile ilgili düşüncenin sanılanın aksine, çoğu akciğer enfeksiyonunun virüs kaynaklı olduğundan antibiyotiğin işe yaramayacağını belirten Dr. Öğr. Üyesi Ersoy, "Zatürre sadece yaşlılarda olur diye düşülmekte ancak gençlerde hatta sağlıklı bireylerde bile görülebilir. Bitkisel çaylar hastalığı tedavi etmesi konusuna gelince bitkisel ürünler destekleyici olabilir ama ilaç yerine geçmez. Bitkisel ve doğal destekler tedavide işe yarayabilir ama doğru şekilde ve doktor kontrolünde kullanılmalı. Bunların yanında, Zencefil, kuşburnu, ıhlamur, nane-limon çayları boğazı rahatlatır ve bağışıklığı destekler. Bal ve zerdeçal karışımı, antienflamatuvar etki gösterebilir. Bol su içmek ve dengeli beslenmek, iyileşme sürecini hızlandırır. Ancak, ciddi zatürrelerde sadece bunlara güvenmek tehlikelidir. Mutlaka tıbbi tedavi gerekir. Bitkisel destekler iyileşmeye yardımcı olabilir ama tedavinin yerini tutmaz. En etkili yöntem, hastalığı erken fark edip doğru tedaviye başlamaktır" diye konuştu.