SAĞLIK
26 Mart 2026 Perşembe - 12:56 Tam kapalı fıtık ameliyatı hastaya konfor sağlıyor Denizli Özel Tekden Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzman Yasin Levend Özçelik, tam kapalı bel ve boyun fıtığı ameliyatlarının küçük kesiyle yüksek başarı ve hızlı iyileşme imkânı sunduğunu belirtti. Denizli Özel Tekden Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzman Doktoru Yasin Levend Özçelik, tam kapalı bel ve boyun fıtığı ameliyatlarına ilişkin önemli bilgiler paylaştı. Dr. Yasin Levend Özçelik, bu yöntemin aslında genel cerrahide kullanılan laparoskopik sistemlerin geliştirilerek beyin cerrahisine uyarlanmasıyla ortaya çıktığını ifade etti. Tam kapalı ameliyatın uygulama sürecine değinen Dr. Özçelik, yaklaşık 8 milimetrelik küçük bir kesiyle özel kanüller aracılığıyla fıtığın bulunduğu bölgeye ulaşıldığını belirtti. Bu yöntemle kanül içerisinden girilerek kemik, doku ve fıtık materyalinin temizlendiğini söyleyen Dr. Özçelik, böylece hastanın şikâyetlerinin giderildiğini aktardı. Yöntemin sağladığı avantajlara dikkat çeken Dr. Özçelik, "Daha küçük kesi sayesinde hastalarımız ameliyat sonrası daha konforlu bir süreç geçiriyor. Erken taburcu olabiliyor, günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönebiliyor ve iş gücü kaybı minimuma iniyor" dedi. Tam kapalı ameliyatlarda yapılan işlemlerin klasik cerrahiyle aynı olduğunu vurgulayan Dr. Özçelik, uygun hasta seçiminin önemine değinerek, "Endikasyonu doğru konulmuş hastalarda başarı oranı yüzde 95 civarındadır. Önemli olan doğru hastaya, doğru teknikle müdahale edilmesidir" ifadelerini kullandı.
26 Mart 2026 Perşembe - 12:11 Ortaca Gökbel Mahallesi’nin içme suyu altyapısı yenilendi MUSKİ Genel Müdürlüğü, Ortaca ilçesi Gökbel Mahallesi’nde içme suyu altyapısını kapsamlı şekilde yenileyerek mahallede yaşanan su sıkıntılarına kalıcı çözüm sağladı. Bu kapsamda yaklaşık 10 kilometrelik içme suyu şebekesi modernize edilirken, Boğaz mevkiindeki eski depo 100 tonluk yeni depo ile değiştirildi ve vatandaşların arazisinden geçen 2 bin 500 metrelik hat güvenli yol güzergahına taşınarak muhtemel arızalara müdahale süresi azaltıldı. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, içme suyu altyapı sistemlerinin modernize edilerek vatandaşlara kesintisiz su sağlanması talimatları doğrultusunda Ortaca’da çalışmalarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü, Gökbel Mahallesi’nde içme suyu hatlarını kapsamlı şekilde yeniledi. Mahallede yaklaşık 10 kilometrelik şebeke modernize edilirken, Boğaz mevkiindeki eski depo 100 tonluk yeni depo ile değiştirildi ve vatandaşların arazisinden geçen 2 bin 500 metre uzunluğundaki hat yol güzergahına alındı. Hatlar modernleştirilerek su arzı artırıldı Ortaca ilçesi Gökbel Mahallesi’nde yaz aylarında artan nüfus nedeniyle su arzı yetersiz kalıyor, eski ve kireçlenmiş hatlar sık sık tıkanıyor, vatandaşların arazilerinden geçen hatlar ise arızalara müdahaleyi zorlaştırıyordu. Bu sorunları çözmek için mahallede yeni bir içme suyu sondaj kuyusu açıldı ve terfi hattı aracılığıyla mevcut depoya entegre edilerek ilave su kaynağı sağlandı. Ekonomik ömrünü tamamlamış hatlar yenilenirken, vatandaşların evlerinin temellerinin altından geçen yaklaşık 2 bin 500 metrelik şebeke hattı yol güzergahına taşındı. Aynı zamanda Boğaz mevkiinde bulunan ve ekonomik ömrünü tamamlamış olan 50 ton kapasiteli deponun yerine 100 ton kapasiteli yeni depo montajı gerçekleştirilerek kapasitesi artırılmış oldu. Bu çalışmalar sayesinde hem altyapı modernize edildi hem de arızalara müdahale süresi kısaltılarak su kayıplarının yaklaşık yüzde 40 oranında azaltılması sağlandı. Mahallede farklı sokaklarda yürütülen yenileme çalışmalarıyla ise toplamda yaklaşık 10 kilometrelik içme suyu şebekesi modern ve işletmeye uygun hale getirildi. Gökbel Mahallesi’nin içme suyu altyapısı, sürdürülebilir şekilde güçlendirilerek yaz dönemlerinde yaşanan su yetersizliği riskine karşı dayanıklı hale getirildi. Mahallede yapılan modernizasyon çalışmalarının tüm dertlerini çözeceğini vurgulayan Gökbel Mahallesi Muhtarı Mehmet Arslanpay, "2004’ten beri borular zamanla eridi toprağın altında. Sağ olsun bu boruların tamamı yenilendi. Genel Müdürümüz olsun, Ahmet Başkanımız olsun sağ olsunlar yardımcı oldular. Bize 100 tonluk bir depo getirdiler. Bunu buraya kurdu. Bu çok güzel oldu, iyi oldu. Borular yenilendi, depo yenilendi, pompalar yenilendi. Şimdi önümüzdeki yaz rahat geçeceğiz Allah’ın izniyle" dedi.
Uzmanlardan kritik uyarı: "Her 3 çocuktan biri fazla kilolu ya da obez"
09 Aralık 2025 Salı - 14:00 Uzmanlardan kritik uyarı: "Her 3 çocuktan biri fazla kilolu ya da obez" Niğde’de görev yapan çocuk sağlığı uzmanları, çocukluk çağı obezitesinin giderek büyüyen bir halk sağlığı sorununa dönüştüğüne dikkat çekti. Niğde Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Dr. Aysel Yıldız Boyraz ve Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Dr. Dursun Muhammet Özdemir, obezitenin yalnızca kilo fazlalığı değil, çocukların bugünü ve geleceğini tehdit eden ciddi bir sağlık sorunu olduğuna vurgu yaptı. "Hareketsiz yaşam ve yanlış beslenme riski artırıyor" Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Dr. Aysel Yıldız Boyraz, obezitenin Dünya Sağlık Örgütü tarafından, kişinin fiziksel ve psikolojik sağlığını ve sosyal yaşamını olumsuz etkileyecek düzeyde vücut yağ dokusunun artması olarak tanımlandığını belirterek, "Hareketsiz yaşamın yaygınlaşması ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının artmasıyla birlikte obezite sıklığı her geçen gün yükseliyor. Genetik yatkınlık, hareketsiz yaşam tarzı, azalmış fiziksel aktivite, düzensiz uyku, psiko-sosyal etkenler ve bazı ilaçlar obeziteye zemin hazırlayan başlıca nedenler arasında yer alıyor" ifadelerini kullandı. "Obeziteye eşlik eden hastalıklara dikkat" Obeziteye eşlik eden sağlık sorunlarına da dikkat çeken Boyraz, çocuklarda hipertansiyon, diyabet, metabolik sendrom, uyku bozuklukları, uyku apnesi, polikistik over sendromu, erken veya hızlı ilerleyen ergenlik, ağız ve diş problemleri, mide reflüsü gibi pek çok komplikasyonun görülebildiğini vurguladı. Erişkin dönemde gelişen obezitenin çok daha ağır ve kalıcı sağlık sorunlarına yol açabildiğini ifade eden Boyraz bu nedenle çocukluk çağında erken müdahale ve önleyici yaklaşımın önemini vurguladı. Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Dr. Dursun Muhammet Özdemir ise Türkiye’de tablonun endişe verici boyutlara ulaştığını belirterek, "Türkiye’de artık her üç çocuktan biri obez ya da fazla kilolu. Bu durum yalnızca dış görünüşle ilgili bir mesele değil. Kalp ve damar hastalıkları, diyabet ve hipertansiyon gibi pek çok kronik hastalığın temeli çocukluk döneminde atılıyor" dedi. "Kalp hastalıklarının temeli çocukluk çağında atılıyor" Çok sayıda obez çocuk hasta muayene ettiklerini ifade eden Özdemir, "Obez çocuklarda kalp çevresinde yağlanma, erken yaşta tansiyon yüksekliği ve damar sertliğine rastlayabiliyoruz. Yetişkinlerde gördüğümüz pek çok kalp hastalığının tohumlarının aslında çocukluk çağında atıldığını gözlemliyoruz" şeklinde konuştu. Sağlık Bakanlığı’nın bu yıl yayımladığı Obezite ile Mücadele ve Eylem Planı’na da değinen Özdemir, ailelerin bu süreçte kilit role sahip olduğunu vurgulayarak, "Bu eylem planında özellikle ailelerin bilgi ve farkındalık düzeyinin artırılması merkezi bir öneme sahip. Çocuk bu yolculuğu tek başına yürütemez. Neyi görürse onu örnek alır. Bu nedenle aile içinde atılan küçük adımlar bile uzun vadede çocukların kalbini koruyan güçlü bir kalkana dönüşür" diye konuştu. Özdemir, ailelere yönelik de şu uyarılarda bulundu: "Şekerli içeceklerin evden kaldırılması, paketli atıştırmalıkların tüketilmemesi, noodle ve enerji içeceği gibi ürünlerden uzak durulması, sofrada sebze ve doğal gıdaların artırılması, ekran süresinin azaltılması ve her gün en az bir saat fiziksel aktivite sağlanması, çocukların metabolik ve kalp-damar sağlığı üzerinde son derece güçlü koruyucu etkilere sahiptir. Erken dönemde yapılacak müdahaleler, ilerleyen yıllarda ortaya çıkabilecek pek çok ciddi sorunun önüne geçebilir."
Ameliyatsız ağrı tedavisi proloterapiye ilgi artıyor
09 Aralık 2025 Salı - 13:30 Ameliyatsız ağrı tedavisi proloterapiye ilgi artıyor Doç. Dr. İrfan Koca, "Kas-iskelet sistemi kaynaklı ağrıların tedavisinde kullanılan proloterapi, son yıllarda hem sporcularda hem de kronik ağrı yaşayan bireylerde tercih edilen yöntemlerden biri haline geldi" dedi. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. İrfan Koca, proloterapinin, vücudun kendi iyileşme mekanizmasını harekete geçirmeyi amaçlayan enjeksiyon temelli bir yöntem olduğunu söyledi. Doç. Dr. İrfan Koca, proloterapi uygulamasının özellikle bağ (ligament) ve tendon dokusunda güçlenme sağlayarak ağrının azalmasına yardımcı olabildiğini ifade etti. Fıtık ve spor yaralanmalarında da kullanılabiliyor Doç. Dr. Koca, "Tedavi; boyun ve bel fıtıkları, omuz ağrıları, menisküs yırtıkları, spor yaralanmaları, kireçlenme, bağ ve tendon hasarları gibi durumlarda destekleyici bir seçenek olarak kullanılabiliyor. Uygulamada özel serum solüsyonlar ince iğnelerle hedef bölgeye enjekte edilerek kontrollü bir iyileşme sürecinin başlatılması hedefleniyor" diye konuştu. Her seans yalnızca bir kaç dakika sürüyor "Tendon, kası kemiğe bağlayan yapıdır; bağ (ligament) ise kemikleri birbirine tutar. Proloterapi bu dokuların güçlenmesine katkı sağlayabilir" diyen Doç. Dr. Koca, yöntemin cerrahi işlem gerektirmemesiyle öne çıktığını belirtti. Tedavi planı kişiye göre değişmekle birlikte seanslar genellikle 3 hafta arayla 4-8 kez uygulanıyor. Her seans yalnızca birkaç dakika sürüyor. Yan etkileri ve riskleri var mıdır? Proloterapi genel olarak güvenli bir tedavi yöntemi olarak kabul ediliyor. Uygulama ardından geçici olarak ağrı artışı, şişlik, kızarıklık, morarma gibi lokal reaksiyonlar görülebiliyor. Doç. Dr. Koca, tedavinin mutlaka hekim değerlendirmesi ile planlanması gerektiğini vurgulayarak, "Her hasta için uygun olmayabilir. Gebelik, aktif enfeksiyon, bağ dokusu hastalıkları gibi durumlarda dikkatli olunmalı, tedavi öncesi ayrıntılı muayene önemlidir" şeklinde açıklamada bulundu.
Uzm. Dr. Soner Demirel: "Alınacak 5 önlemle çocukları kış hastalıklarından korumak mümkün"
09 Aralık 2025 Salı - 12:59 Uzm. Dr. Soner Demirel: "Alınacak 5 önlemle çocukları kış hastalıklarından korumak mümkün" Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Soner Demirel kışın sık karşılaşılan hastalıklar, korunma stratejileri ve bağışıklığı güçlendirme yöntemlerini anlattı. Kış aylarının yaklaşmasıyla birlikte polikliniklerde çocuk hastaların sayısı artıyor. Soğuk havalar, kapalı alanlar ve hızlı yayılan virüsler nedeniyle çocuklar enfeksiyonlara daha açık hale geliyor. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Soner Demirel, kış hastalıklarının çoğunun basit önlemlerle engellenebileceğini belirterek ailelere önemli uyarılarda bulundu. Kışın en sık görülen hastalıklar Uzm. Dr. Soner Demirel, kış mevsiminin solunum yolu enfeksiyonlarının en yoğun yaşandığı dönem olduğuna dikkat çekerek çocukların bağışıklık sistemlerinin yetişkinlere göre daha hassas olduğunu ifade etti. Kışın en sık karşılaşılan hastalıkları ise şöyle sıraladı: "Grip (İnfluenza): Yüksek ateş, öksürük ve kas ağrılarıyla seyreder. Okul ortamında hızla yayılabilir. Soğuk Algınlığı: Burun akıntısı, hapşırık ve hafif ateşle ortaya çıkar, bir kışta birçok kez tekrar edebilir. Bronşiyolit: Özellikle bebeklerde nefes darlığı ve hırıltılı solunumla görülür, hastaneye yatış gerektirebilir. Zatürre (Pnömoni): Ateş, öksürük ve nefes darlığıyla seyreden akciğer enfeksiyonudur. Orta Kulak İltihabı (Otit): Soğuk algınlığı sonrası kulak ağrısı ve ateşe neden olur. Krup: Gece artan öksürük ve boğuk sesle karakterizedir; 6 ay–3 yaş arası çocuklarda yaygındır." "Hasta olmadan önlemek altın kuraldır" Hastalıkların kapalı alanlarda damlacık yoluyla kolayca bulaştığını belirten Demirel, asıl önemli noktanın hastalık başlamadan önlem almak olduğunun altını çizdi. Bu önlemler doğru şekilde uygulandığında bulaş riskinin yüzde 50’ye kadar azalabileceğini söyledi. İşte çocukları koruyacak 5 temel önlem Çocuklara düzenli el yıkama alışkanlığı kazandırılması gerektiğini söyleyen Demirel, "Eller en az 20 saniye sabunla yıkanmalı. Okuldan dönüşte, yemeklerden önce ve tuvalet sonrası mutlaka temizlik yapılmalı" dedi. Grip aşısının her sonbaharda yapılması gerektiğini belirten Demirel, "Astım gibi kronik hastalığı olan çocuklarda grip aşısı çok daha önemlidir" diye konuştu. Pnömokok, Hib ve RSV aşılarının da ciddi enfeksiyonlara karşı koruduğunu kaydetti. Ev ve okul ortamlarının düzenli havalandırılmasının şart olduğunu belirten Demirel, "Nem oranı yüzde 40–60 arasında olmalı. Kuru hava virüs yayılımını hızlandırıyor" ifadelerini kullandı. Sigara dumanının çocuklar için ciddi bir risk olduğuna da dikkat çekti. Salgın dönemlerinde maske kullanımının çocukları koruduğunu hatırlatan Demirel, "Alışveriş merkezleri ve toplu taşıma, bulaş riskinin en yüksek olduğu yerlerdir" dedi. Çocukların kat kat giydirilmesinin terleme ve üşümenin önüne geçtiğini söyleyen Demirel, soğuk havalarda atkı, bere ve eldiven kullanımının ihmal edilmemesi gerektiğini ifade etti. Bağışıklığı güçlendirmek hastalıklara karşı kalkan oluşturuyor Demirel, güçlü bağışıklığın kış hastalıklarının daha hafif atlatılmasını sağladığını belirterek şu önerileri paylaştı: "Dengeli beslenme: "C vitamini içeren meyveler, çinko kaynakları ve probiyotikler çocukların bağışıklığını ciddi şekilde destekler. Yeterli uyku: "Çocukların günde 10–12 saat uyuması gerekiyor. Fiziksel aktivite: "Soğuk havaya rağmen açık hava yürüyüşleri bağışıklığı artırır. Stres yönetimi: "Aile içi huzur ve hobi destekleri çocukların stresini azaltır. Düzenli kontroller: Alerji ve astım gibi durumların erken teşhisinin önemlidir." Uzm. Dr. Soner Demirel, ailelerin kış hastalıklarına karşı bilinçli olmasının çocukların sağlığını doğrudan koruduğunu belirterek uyarılarını yineledi.
Iğdır’da 1,5 yaşındaki çocuğun tomografi sonrası iki operasyon geçirdiği ve kolunda hasar oluştuğu iddia edildi
09 Aralık 2025 Salı - 12:05 Iğdır’da 1,5 yaşındaki çocuğun tomografi sonrası iki operasyon geçirdiği ve kolunda hasar oluştuğu iddia edildi Iğdır’da ilaçlı tomografi çekildiği sırada 1,5 yaşındaki çocuğun kolunda ani şişme meydana geldi. Annenin iddiasına göre, ihmaller nedeniyle çocuk iki ameliyat geçirdi ve kolunda kalıcı izler oluştu. Aile sorumlulardan davacı oldu. 15 Kasım 2025 gecesi 1,5 yaşındaki oğlu Osman Poyraz Meşe’yi karın ağrısı şikayetiyle ambulansla Iğdır Dr. Nevruz Erez Devlet Hastanesi’ne götüren Nejla Meşe, oğlunun iki ameliyat geçirdiğini, kolunda kalıcı izler kaldığını ve çocuğunun psikolojik olarak olaydan ağır şekilde etkilendiğini söyledi. Aile sorumlular hakkında dava açtı. "Tahliller temizdi, bizi taburcu ettiler" Anne Meşe, oğlunun gece boyunca acilde tutulduğunu, tahlillerin ve serumun ardından erkek doktorun kendilerini taburcu ettiğini iddia etti. Saat geç olduğu için hastaneden ayrılmadıklarını ifade eden Meşe, sabah nöbet değişiminde görev alan kadın doktorun kendilerini ’önlem amaçlı’ ilaçlı tomografiye yönlendirdiğini söyledi. Doktora, işlemde bir risk olup olmadığını sorduğunu belirten Meşe, "Alerjik durumlar olabilir dedi. Ama önemli bir şey olmadığını söyledi. Tekrar sordum, ‘Bir sakıncası var mı?’ diye. Bana ‘Yok, tekrar anlatmama gerek var mı?’ diye çıkıştı" ifadelerini kullandı. "Tomografide görevli memur bağırmaya başladı" Tomografi bölümüne indiklerinde görevli memurun "Neden ilaçlı tomografi çekiyoruz?" diyerek bağırdığını söyleyen Meşe, memurun hem doktorun hem kendi imzasını istediğini belirtti. Onay formunu imzalayıp odaya geri döndüklerini ifade eden anne, "İlaç verildi, makine çalıştı ve görevli dışarı çıktı. Birden çocuğumun kolu 5–10 saniye içinde balon gibi şişmeye başladı. Bağırdım ama kimse gelmedi. İşlem bitince memur ‘Ovalayın geçer’ dedi" diye konuştu. "Doktor iğneyi çıkarıp ortadan kayboldu" Durumu doktora anlatan Meşe, doktorun anjiokatı çıkarıp ortadan kaybolduğunu iddia etti. Anne Meşe, "Ortopedi doktoru geldi, ‘Alçıya alacağız, kol şişmiş’ dedi. Nedenini sorunca babasını çağırmamı istedi. ‘Kangren olabilir, ameliyat gerekebilir’ dedi. Eşim görevdeydi, hemen çağırdım" dedi. Anne Meşe, Osman Poyraz Meşe’nin aynı gece acil olarak ameliyata alındığını, 16 Kasım’daki ilk ameliyatın ardından 20 Kasım’da ikinci bir ameliyat geçirdiğini ve yaklaşık 10 gün hastanede kaldığını söyledi. Nejla Meşe, uzman doktorların eşlik etmesi gereken tomografi işlemine yalnız gönderildiklerini savunarak, Ağustos ayında aynı hastanede "teçhizat eksikliği" nedeniyle tomografi çekilemediğini ifade etti. Meşe, "1,5 yaşındaki çocuğa o zaman tomografi çekilmedi. Ama bu kez hiçbir kontrol yapılmadan bizi gönderdiler" diye konuştu. "Evde kolunu saklıyor, canı yanıyor" Anne Meşe, oğlunun geçirdiği travmanın devam ettiğini söyledi. Nejla Meşe, "Çocuğum artık bize bile yaklaşmıyor, geceleri ağlıyor, saldırganlaştı. Evde kolunu saklıyor, canı yanıyor. Hastaneye götürmeye korkuyorum. Kalıcı izleri var" dedi. Ameliyat sırasında çocuğun kolunda derin doku hasarı oluştuğunu belirten anne Meşe, plastik cerrahın ’sevk edilse kolun kesilmek zorunda kalabileceğini’ söylediğini aktardı. İlaçlı tomografinin kadın bir doktor tarafından verildiğini, şikayetçi olduklarında ise hastane tarafından müdahaleyi ilk yapan erkek doktorun isminin verildiğini öne süren anne Meşe, kadın doktorun isminin hiç bir yerde geçmediğini iddia etti. Anne Meşe, "Ne gerekiyorsa yapılsın. Bu ihmal yüzünden çocuğum bu hale geldi. Başka çocuklar aynı şeyi yaşamasın." dedi. Konu ile ilgili Iğdır Dr. Nevruz Erez Devlet Hastanesi tarafından idari soruşturma başlatıldığı öğrenildi.
Karın ağrısıyla şikayetiyle hastaneye gitti, zamanında müdahale ile sağlığına kavuştu
09 Aralık 2025 Salı - 11:53 Karın ağrısıyla şikayetiyle hastaneye gitti, zamanında müdahale ile sağlığına kavuştu İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi’nde tedavi gören Yasemin Karpuz, iki aşamalı cerrahi müdahalenin ardından sağlığına kavuştu. Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Gülden Ballı tarafından gerçekleştirilen operasyonlarla karın içine yayılan ciddi enfeksiyon kontrol altına alındı. Ağustos ayının sonunda şiddetli karın ağrısı ile acile başvuran Karpuz’da kalın bağırsakta divertikül iltihabı tespit edildi. Birkaç gün içinde şikâyetlerinin artması üzerine yeniden başvurduğunda, bazı divertiküllerin patlaması sonucu karın içine enfeksiyon yayıldığı belirlendi. Bunun üzerine acil ameliyat kararı alındı. İlk ameliyatta hasarlı bağırsak bölümü çıkarılarak geçici bir kolostomi torbası oluşturuldu. Enfeksiyonun tamamen temizlenmesinden sonra ikinci ameliyatla bağırsak akışı doğal hâline döndürüldü ve kolostomi kapatıldı. Her iki operasyonun ardından Karpuz sağlıklı şekilde taburcu edildi. Ballı: "Tablo acil müdahale gerektiriyordu" Süreci değerlendiren Op. Dr. Gülden Ballı, hastanın başvuru sırasında karın içinde yaygın enfeksiyon bulguları olduğunu belirterek, "Divertiküllerin patlaması ciddi bir tablodur. İlk aşamada enfeksiyonun kaynağını ortadan kaldırdık, iyileşme sürecinin ardından ikinci ameliyatla bağırsak akışını doğal yapısına kavuşturduk" dedi. Ballı, divertiküler hastalığın çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebildiğini ancak bazı durumlarda ani komplikasyonlara yol açabileceğini hatırlatarak, şiddetli karın ağrısının önemsenmesi gerektiğini vurguladı. Yasemin Karpuz, yaşadığı süreci şu sözlerle aktardı: "Şiddetli karın ağrısıyla hastaneye başvurduğumda durumumun ciddiyetini fark etmemiştim. Yapılan tetkiklerde acil müdahale gerektiği söylendi. Ameliyatların ardından iyileşme sürecim düzenli kontrollerle ilerledi ve şu anda günlük yaşamıma sağlıklı bir şekilde devam ediyorum."
Kütahya’da ses teli felcine kalıcı çözüm
09 Aralık 2025 Salı - 11:31 Kütahya’da ses teli felcine kalıcı çözüm Kütahya Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Hastalıkları Anabilim Dalı, kentte sağlık alanında önemli bir başarıya imza attı. Öğretim üyesi Dr. Öğretim Üyesi Nurullah Türe ve ekibi tarafından, Kütahya’da ilk kez "Tip 1 Tiroplasti (Medializasyon)" ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi. Halk arasında "ses teli felci" olarak bilinen tek taraflı vokal kord paralizisi; ameliyatlar, travmalar veya bazı hastalıklar sonucu ses tellerinden birinin hareket yeteneğini kaybetmesiyle ortaya çıkıyor. Normal konuşmada iki ses teli bir araya gelerek sesi oluştururken, felçli durumlarda hareketsiz kalan tel kenarda sabit kaldığı için diğer tel ile kapanma gerçekleşmiyor. Bu durum, konuşurken hava kaçmasına yol açıyor ve hastalarda belirgin ses kısıklığı, zayıf ses, soluklu konuşma ve çabuk yorulma gibi şikâyetlere neden oluyor. Bazı hastalarda yutma güçlüğü ve sıvıların nefes borusuna kaçması gibi riskler de görülebiliyor. Kütahya Şehir Hastanesi’nde ilk kez yapılan Tip 1 Tiroplasti, ses kalitesini kalıcı olarak düzeltmeyi hedefleyen önemli bir cerrahi yöntem olarak öne çıkıyor. Ameliyatın en dikkat çekici noktası ise hastanın tamamen uyutulmadan, lokal anesteziyle uyanık halde yapılması. Ameliyatı yapan Dr. Türe, yöntemin kritik önemini şu sözlerle anlattı: "Bu ameliyatı hastamızla konuşarak, uyanık bir şekilde gerçekleştiriyoruz. Bunun sebebi, implantı yerleştirirken hastamızın sesini anlık olarak duymak istememizdir. Tıpkı bir enstrümanı akort eder gibi implantın pozisyonunu milimetrik olarak ayarlıyor ve en ideal, en güçlü sesi o anda yakalıyoruz. Hastamız ameliyat masasında sesinin düzeldiğini bizzat duyuyor."
İnsülin direnci kilo vermeyi zorlaştırabilir
09 Aralık 2025 Salı - 10:54 İnsülin direnci kilo vermeyi zorlaştırabilir Medical Park Ankara Hastanesi’nden Diyetisyen Pınar Doğan, "İnsülin direnci geliştiğinde glikoz hücrelere giremez, kanda birikir ve prediyabet dediğimiz gizli şekere yol açar. Pankreas durumu dengelemek için daha fazla insülin üretir ve bu da vücuda yağ depolama emri verir. Sonuç olarak kilo alımı ve yağlanma kaçınılmaz hale gelir" dedi. Medical Park Ankara Hastanesi’nden Diyetisyen Pınar Doğan, insülin direnci hakkında açıklamalarda bulundu. Dyt. Doğan, "İnsülin direnci geliştiğinde glikoz hücrelere giremez, kanda birikir ve prediyabet dediğimiz gizli şekere yol açar. Pankreas durumu dengelemek için daha fazla insülin üretir ve bu da vücuda yağ depolama emri verir. Sonuç olarak kilo alımı ve yağlanma kaçınılmaz hale gelir. Özellikle kilo verememe, yağlanma ve açlık krizleri yaşayan bireyler bu konuda dikkatli olmalıdır" ifadelerini kullandı. Rafine karbonhidrat ve şeker insülin direncini tetikliyor İnsülin direncini tetikleyen gıdalar hakkında bilgi veren Dyt. Doğan, özellikle rafine karbonhidratların etkisinin çok güçlü olduğunu dikkat çekti. Dyt. Doğan, "Beyaz ekmek, makarna, pirinç, simit, patates kızartması, kek ve şeker içeren yiyecekler kan şekerini çok hızlı yükseltir. Pankreas bu yükselişi durdurmak için ani ve yüksek miktarda insülin salgılar. Bu döngü tekrarlandıkça hücreler insüline duyarsızlaşır ve insülin direnci ortaya çıkar" açıklamalarında bulundu. Rafine şekerin leptin dengesini bozduğunu, karaciğer yağlanmasını artırdığını ve sürekli açlık hissine yol açtığını vurgulayan Dyt. Doğan, mısır şurubu içeren ürünlerin de aynı şekilde insülin sistemini zorladığını ifade etti. İnsülin direnci olanlar glisemik indeksi düşük gıdaları tercih etmeli İnsülin direnci olan bireylerin beslenme düzeninde glisemik indeks (GI) kavramının önemli bir rol oynadığını söyleyen Dyt. Doğan, "Glisemik indeksi düşük gıdalar kan şekerini yavaş yükseltir ve insülin salınımını dengeler. Beyaz ekmek, pirinç, patates yerine tam tahıllar, bulgur, karabuğday, kinoa ve yulaf tercih edilmeli. Tabağın yarısı yüksek lifli sebzelerden oluşmalı. Protein tüketimi artırılmalı; tavuk, balık, yumurta, yoğurt ve peynir gibi kaliteli kaynaklar tercih edilmeli. Sağlıklı yağlar, zeytinyağı, ceviz, avokado mutlaka diyete eklenmeli. Şekerli içecekler ve işlenmiş gıdalar sınırlandırılmalı" şeklinde konuştu. Lif, protein ve sağlıklı yağ dengesi kan şekerini kontrol altına alır Kan şekerini en iyi dengeleyen tabak modelinin lif-protein-sağlıklı yağ dengesiyle oluşturulduğunu belirten Dyt. Doğan, "Yulaf, sebzeler, kuruyemişler, yoğurt, baklagiller ve yağlı balıklar kan şekerindeki ani iniş çıkışları engeller. Buna karşılık işlenmiş karbonhidratlar uzun vadede ciddi sorunlara yol açar" diye konuştu. Dyt. Doğan, kan şekeri dengeleyici besinleri şöyle sıralandı: "Yulaf, avokado, badem, ceviz, fındık, ıspanak, brokoli, fasulye, mercimek, yoğurt, tarçın, somon, sarımsak, kabak çekirdeği, çilek, yaban mersini, elma ve Zeytinyağı." Meyve tamamen yasak değil ama porsiyon kontrolü şart İnsülin direnci olan bireylerin meyve tüketimiyle ilgili yanlış bilgilere sahip olduğunu belirten Dyt. Doğan, "Meyveler lif içerdiği için kan şekerini yavaş yükseltir. Ancak porsiyon kontrolü yapılmazsa kan şekeri dalgalanabilir. Günde 1-2 porsiyon yeterlidir. Şeker içeriği yüksek üzüm ve inciri önermiyoruz. Meyvenin tek başına değil, yanında badem-ceviz gibi protein kaynaklarıyla tüketilmesi daha doğru olur" açıklamasında bulundu. Ekmek tamamen kesilmemeli; doğru ekmek seçilmeli Dyt. Doğan, insülin direnci olan kişilerin ekmeği tamamen bırakmak yerine doğru türleri tercih etmeleri gerektiğini ifade ederek, "Tam buğday, çavdar, kepekli ve yulaf ekmeği lif içeriği sayesinde kan şekerini dengeli yükseltir ve tokluk sağlar. Porsiyon kontrolü burada da çok önemlidir" dedi. Sık sık az az yemek herkes için doğru olmayabilir Öğün düzeniyle ilgili tartışmalara değinen Dyt. Doğan, şu bilgileri paylaştı: "Sık sık yemek, sürekli insülin salınımını artırabilir. Bu durum leptin hormonunun salınımını bozarak kişiyi daha sık acıkan bir hale getirir. Öğün sayısının kademeli azaltılması ve öğün içeriğinin doğru yağ-protein-lif dengesiyle düzenlenmesi, ara öğün ihtiyacını ortadan kaldırır. Böylece insülin ve tokluk hormonu dengesi kurulabilir." Egzersiz, uyku düzeni ve stres önemli Beslenmenin tek başına yeterli olmadığını belirten Dyt. Doğan, "Egzersiz hücrelerin insüline duyarlılığını artırmanın en hızlı yoludur. Haftada en az 150 dakika yürüyüş ve iki gün kuvvet antrenmanı yapılmalıdır" dedi. Stres ve uyku bozukluğunun etkilerine de dikkat çeken Dyt. Doğan, "Yüksek kortizol düzeyi insülin dengesini bozar. Günde 7-8 saat kaliteli uyku metabolizmanın düzenlenmesine yardımcı olur" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
Uzm. Dr. Şan: "Çocuklarda grip okullarda hızla yayılıyor"
09 Aralık 2025 Salı - 10:29 Uzm. Dr. Şan: "Çocuklarda grip okullarda hızla yayılıyor" Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Emine Sibel Şan, ailelere ve öğretmenlere kritik uyarılarda bulundu. Uzm. Dr. Emine Sibel Şan, son haftalarda hastaneye başvuruların belirgin şekilde arttığını belirterek, "Okulların açılmasıyla birlikte enfeksiyonlar çok daha kolay yayılıyor. Grip, özellikle ilk 24-48 saatte oldukça bulaşıcıdır. Aynı sınıf ortamını paylaşan çocuklarda virüsün yayılması kaçınılmaz hale geliyor. Bu nedenle velilerin belirtileri doğru tanıması ve çocuklarını hasta olduklarında okula göndermemesi kritik önem taşıyor" dedi. Uzm. Dr. Şan’a göre çocuklarda grip belirtileri ani ve şiddetli başlayabilir diyerek, "Yüksek ateş (38c ve üzeri), halsizlik, bitkinlik, uykuya meyil, kas ve eklem ağrıları, kuru öksürük, boğaz ağrısı, burun akıntısı veya tıkanıklığı, baş ağrısı, küçük çocuklarda bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı" dedi. Dr. Şan, "Gripte ateş genellikle aniden yükselir ve çocuğun genel durumu hızlı bozulur. Basit soğuk algınlığında belirtiler daha hafiftir. Eğer ateş 3 günden uzun sürüyorsa veya çocuk nefes almakta zorlanıyorsa mutlaka doktora başvurulmalıdır. Bazı çocuklarda grip çok daha ağır seyredebilir ve hastaneye yatış gerekebilir. 5 yaş altı çocuklar. Kronik hastalığı bulunanlar (astım, kalp hastalıkları, diyabet vb.). Bağışıklık sistemi zayıf olanlar. Prematüre doğanlar" ifadelerini kullandı. Uzm. Dr. Şan, "Bu çocuklarda grip zatürreye, kulak enfeksiyonlarına veya ciddi solunum sıkıntılarına yol açabilir. Bu nedenle risk grubundaki çocukların belirtileri hafif bile olsa mutlaka değerlendirilmesi gerekir" diye konuştu.
Uzmanı uyardı: "Ateş, öksürük ve halsizlik belirtilerine dikkat"
09 Aralık 2025 Salı - 10:21 Uzmanı uyardı: "Ateş, öksürük ve halsizlik belirtilerine dikkat" Kış aylarında enfeksiyon hastalıklarının hızla arttığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Gökrem, "İç hastalıkları polikliniğine başvuran hasta sayısı mevsimsel değişikliklerle birlikte kışın belirgin şekilde artmaktadır. Ateş, öksürük, halsizlik ve nefes darlığı gibi şikâyetler ihmal edilmemelidir" dedi. Liv Hospital Samsun İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Gökrem, mevsimsel değişikliklerle birlikte poliklinik başvurularında artış yaşandığını belirterek enfeksiyon hastalıklarında erken tanının hayat kurtardığını söyledi. "Erken tanı tedavi sürecini kısaltıyor" Kış aylarında enfeksiyon hastalıklarının hızla arttığını belirten Uzm. Dr. Manolya Gökrem, ateş, öksürük, halsizlik, kas ağrısı, boğaz ağrısı ve nefes darlığı gibi şikâyetlerin sadece basit bir viral enfeksiyon olarak görülmemesi gerektiğini ifade etti. Uzm. Dr. Gökrem, "Şikâyetlerin uzun sürmesi, ağırlaşması ya da nefes darlığıyla birlikte seyretmesi durumunda mutlaka hekim değerlendirmesi gerekir. Geç başvuru tedavi sürecini uzatırken bazı hastalarda tabloyu da ağırlaştırabilir. Kronik hastalığı olan bireylerde tablo daha ağır seyredebilir" diye konuştu. "Bağışıklık sistemi kışın daha fazla zorlanıyor" Bağışıklığın güçlendirilmesi için düzenli beslenme, yeterli uyku ve stres yönetiminin önemine değinen Uzm. Dr. Gökrem, vitamin eksiklikleri, tiroit problemleri, diyabet ve hipertansiyon gibi iç hastalıkları polikliniğinde sık görülen durumlar kışın daha fazla belirti vermektedir. Kronik hastaların rutin kontrollerini aksatmaması gerekir. Grip ve zatürre aşıları ciddi komplikasyonların önüne geçmektedir" şeklinde konuştu. "Koruyucu önlemler enfeksiyon riskini azaltıyor" Topluma koruyucu hekimlik mesajı veren Uzm. Dr. Manolya Gökrem, kapalı alanların daha sık kullanılması nedeniyle kış aylarında enfeksiyonların çok daha hızlı yayıldığını söyledi. El hijyeni, kalabalık ortamlarda maske kullanımı ve hasta kişilerle temastan kaçınmanın temel korunma yöntemleri olduğunu belirten Uzm. Gökrem, "Ev ve iş yerlerinin havalandırılması, ortak yüzey temizliği ve kişisel eşyaların paylaşılmaması enfeksiyon riskini ciddi şekilde azaltıyor" ifadelerini kullandı. Modern tıpta güçlü tedavi seçenekleri olduğunu ancak en etkili yöntemin hâlâ korunma olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Gökrem şunu ekledi: "Sağlığınızı ihmal etmeyin, vücudunuzun verdiği sinyalleri önemseyin."