SAĞLIK
Hamileyim diye geldi, tümör teşhisi konuldu 26 Mart 2026 Perşembe - 10:37:51 Kahramanmaraş’ta hastaneye gebelik şüphesiyle başvuran kadın hastanın yapılan tetkiklerinde hamile olmadığı, şikayetlerinin beyinde yer alan iyi huylu bir tümörden kaynaklandığı ortaya çıktı. Kahramanmaraş Özel Sular Akademi Hastanesi’nde görev yapan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Tuğba Çiftçoğlu, mide bulantısı, adet gecikmesi ve baş ağrısı şikayetleriyle başvuran bir hastanın gebelik muayenesi talebiyle geldiğini belirtti. Yapılan ilk değerlendirmelerde gebelik tespit edilmediğini ifade eden Çiftçoğlu, "Hastanın şikayetlerinin gebelikle benzerlik göstermesi üzerine farklı ihtimalleri değerlendirdik. Bu çerçevede yapılan hormon testlerinde prolaktin seviyesinin yüksek olduğunu belirledik" dedi. Yapılan ileri tetkiklerde hastaya hipofiz MR çekildiğini aktaran Çiftçoğlu, "MR sonucunda beynin hipofiz bölgesinde ‘prolaktinoma’ olarak adlandırılan bir tümör tespit ettik. Bu tümör, prolaktin hormonunun aşırı salgılanmasına neden oluyor. Genellikle iyi huylu olup ilaç tedavisiyle kontrol altına alınabiliyor" diye konuştu. Gebelik belirtilerine benzer şikayetlerin farklı hastalıkların habercisi olabileceğine dikkat çeken Çiftçoğlu, "Prolaktin hormonu aslında beyinde hipofiz bezinden salgılanan ve süt salınımını sağlayan hormondur. Bunun yüksek olduğunu tespit ettikten sonra hastada hipofiz MR çektirdik. Çektiğimiz beyin MR’ında hastanın hipofiz dediğimiz bölgede kitleyi tümörü tespit ettik. Prolaktinoma dediğimiz bir tümör. Prolaktinoma tümörü beyinde hipofiz bölgesinde bulunmakta olup prolaktin hormonunun aşırı miktarda salgılanmasını sağlayan bir tümördür. Bu durumda iyi huyludur, kanserleşme olmasını çok yoktur. Dolayısıyla ilaçla tedavisi mümkündür ama gebelik şikayetlerini de andırdığı için mutlaka ayırıcı tanıda akılda tutulması gereken bir durumdur. Hasta da bizle öğrendi ’hamileyim’ diye geldi hasta, gebelik muayenesi olma talebiyle geldi ancak biz tümörü tespit ettik. Önce gebe olmadığını tespit ettik ve sonra ’Bu şikayetlere sebep olabilecek ne var?’ diye araştırdığımızda bu durum ortaya çıktı. Yani tümörü de aynı gün içerisinde değil birkaç gün sonra ileri tetkik sayesinde öğrenmiş oldu" dedi.
26 Mart 2026 Perşembe - 10:35 "Prostat büyümesinde HoLEP ile kesi olmadan iyileşmek mümkün" Prostat büyümesinde uygulanan HoLEP yönteminin, kapalı teknikle kesi gerektirmeden etkili ve kalıcı tedavi imkanı sunduğunu söyleyen Üroloji Uzmanı Op. Dr. Mehmet Bulut, "HoLEP, prostatın idrar kanalını tıkayan kısmının lazer yardımıyla kapsülünden ayrılarak tamamen çıkarılması işlemidir" dedi. Erkeklerde özellikle 50 yaş sonrası sık görülen prostat büyümesi (BPH), zamanla idrar yapmayı zorlaştırarak yaşam kalitesini olumsuz etkileyebiliyor. VM Medical Park Gebze Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Mehmet Bulut, prostat büyümesinin çoğu zaman yaşlanma sürecinin bir parçası olarak ortaya çıktığını belirterek, erken dönemde fark edilmesinin ve doğru tedavi planının önemine dikkat çekti. "Prostat büyümesi yaşlanmayla ortaya çıkan yaygın bir durumdur" Prostatın erkeklerde mesanenin hemen altında yer alan ve idrar kanalını çevreleyen bir bez olduğunu belirten Op. Dr. Bulut, "Benign Prostat Hiperplazisi (BPH), bu bezin iyi huylu şekilde büyümesidir. Yaş ilerledikçe erkeklik hormonlarının etkisiyle prostat yavaş yavaş büyümeye başlar. Bu durum oldukça yaygındır ve çoğu erkekte 50 yaş sonrası görülür. Aslında bir hastalıktan çok, vücudun zamanla geçirdiği bir değişim olarak da değerlendirilebilir" dedi. "İdrar alışkanlıklarındaki değişim önemli bir uyarı olabilir" Prostat büyümesinin idrar kanalına baskı yaparak çeşitli şikayetlere yol açtığını ifade eden Op. Dr. Bulut, "Sık idrara çıkma, özellikle gece idrara kalkma, idrarı başlatmakta zorlanma, akımın zayıf olması, kesik kesik idrar yapma ve tam boşalamama hissi en sık görülen belirtiler arasındadır. İleri durumlarda ise idrar yapamama ya da damla damla kaçırma gibi daha ciddi tablolar ortaya çıkabilir. Prostat büyümesi çoğu zaman sessiz ilerler ancak tuvalet alışkanlıkları değişmeye başladıysa vücut sinyal veriyor olabilir" diye konuştu. "Belirtileri ’yaşlılık normalidir’ diyerek ertelemeyin" Hastaların şikayetlerini çoğu zaman normal kabul ederek doktora başvurmayı geciktirdiğini belirten Bulut, "Gece ikiden fazla idrara kalkma, idrar akımında belirgin zayıflama, idrarı başlatmakta zorlanma, sık idrara çıkma ve ani sıkışma hissi gibi belirtiler erken uyarı sinyalleridir. Bu şikâyetler hafif bile olsa ilerleyici olma eğilimindedir. Özellikle hiç idrar yapamama, idrarda kan görülmesi, ateş ve yanma gibi durumlarda vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır" şeklinde konuştu. "İhmal edilirse mesaneden böbreğe kadar tüm sistemi etkileyebilir" Prostat büyümesinin yalnızca sık tuvalete gitmekten ibaret olmadığını vurgulayan Op. Dr. Bulut, "Tedavi edilmediğinde idrar yapamama (akut retansiyon), mesanenin zarar görmesi, sık idrar yolu enfeksiyonları, mesane taşı oluşumu ve ileri durumlarda böbrek fonksiyonlarının bozulması gibi ciddi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle erken tanı ve tedavi büyük önem taşır" ifadelerini kullandı. "Tedavi hastaya özel planlanıyor" Prostat büyümesinde tek bir tedavi yönteminin olmadığını belirten Op. Dr. Bulut, şu bilgileri paylaştı: "Tedavi, hastanın şikayetlerinin derecesine ve yaşam kalitesine etkisine göre planlanır. Hafif şikayetlerde yaşam tarzı düzenlemeleri ve düzenli takip yeterli olabilir. Sıvı tüketiminin düzenlenmesi ve özellikle akşam saatlerinde çay-kahve gibi mesaneyi uyaran içeceklerin azaltılması bile ciddi rahatlama sağlayabilir. Şikayetlerin artması durumunda ilaç tedavisine geçilir. İdrar kanalını gevşeten ve akımı rahatlatan ilaçlar ile prostatın küçülmesini sağlayan tedaviler kullanılabilir. Bazı hastalarda bu tedavilerin birlikte uygulanması gerekebilir." "Minimal invaziv yöntemler de önemli bir seçenek" Günümüzde ilaç tedavisi ile cerrahi arasında yer alan minimal invaziv yöntemlerin de uygulanabildiğini belirten Op. Dr. Bulut, "Lazer uygulamaları ve farklı teknikler, daha az kanama ve daha hızlı iyileşme gibi faydalar sunabilir. Ancak her yöntem her hasta için uygun olmayabilir, bu nedenle bireysel değerlendirme şarttır" dedi. "HoLEP yöntemi modern ve kalıcı bir çözüm sunuyor" Cerrahi tedavi gerektiren hastalarda HoLEP yönteminin öne çıktığını dile getiren Op. Dr. Bulut, şunları söyledi: "HoLEP, prostatın idrar kanalını tıkayan kısmının lazer yardımıyla kapsülünden ayrılarak tamamen çıkarılması işlemidir. Bu yöntem kapalı olarak uygulanır ve dışarıdan kesi gerektirmez. Prostat dokusunun bütüncül şekilde çıkarılması, hem daha etkili bir rahatlama sağlar hem de tekrar etme ihtimalini azaltır." "Daha az kanama, büyük prostatlarda da etkili" HoLEP’in sağladığı faydalara değinen Bulut, "Lazer teknolojisi sayesinde kanama riski düşüktür. Bu durum özellikle kan sulandırıcı kullanan hastalar için önemli bir kolaylık getirir. Ayrıca büyük prostatlarda da güvenle uygulanabilmesi, yöntemin tercih edilme nedenlerinden biridir" ifadelerini kullandı. "Ameliyat süreci ve sonrası konforlu ilerliyor" Ameliyatın kapalı yöntemle, idrar kanalından girilerek gerçekleştirildiğini kaydeden Op. Dr. Bulut, "İşlem sırasında prostat dokusu lazer ile ayrılır ve mesane içinde parçalanarak dışarı alınır. Ameliyat süresi prostatın büyüklüğüne göre değişmekle birlikte genellikle 1-2 saat civarındadır. Ameliyat sonrası süreç çoğu hasta için konforlu geçmektedir. Hastalar genellikle 1 gün içinde ayağa kalkar ve kısa sürede taburcu edilir. Sonda çoğunlukla 1-2 gün içinde alınır. İlk günlerde hafif yanma ve sık idrara çıkma görülebilir ancak bu şikayetler geçicidir" dedi. "Kısa sürede günlük hayata dönüş mümkün" İyileşme sürecine ilişkin önerilerde bulunan Op. Dr. Bulut, "Hastaların bol sıvı tüketmesi, ağır kaldırmaktan ve zorlayıcı aktivitelerden bir süre kaçınması gerekir. Çoğu hasta birkaç hafta içinde günlük yaşamına tamamen dönebilir" diye konuştu.
26 Mart 2026 Perşembe - 10:27 Boynunda kemoterapi, kalbinde meslek aşkı: İki farklı kanser ile mücadele eden hekimin sarsılmaz azmi Samsun’da akciğer ve pankreas kanseriyle aynı anda mücadele eden ve boynuna bağlı kemoterapi ilacıyla çalışmasını sürdüren kadın hekim yaşadığı zorlu sürece rağmen görevinden kopmayarak örnek bir duruş sergiliyor. Samsun’da yaşayan 58 yaşındaki Acil Tıp Hekimi Bendegül Kuruçelik, 35 yıllık meslek hayatında sayısız hastaya şifa oldu. Bugün ise hem hekim hem hasta olarak hayat mücadelesini sürdüren Dr. Bendegül Kuruçelik, yaşadığı zorlu sürece rağmen görevinden kopmayarak örnek bir duruş sergiliyor. FBM Tıp Merkezi’nde acil doktoru olarak çalışan ve iki çocuk annesi olan Kuruçelik, kendisine konulan akciğer ve pankreas kanseri tanılarının ardından zorlu bir tedavi sürecine girdi. Geçirdiği ameliyatların ardından kısa sürede yeniden görevine dönen deneyimli hekim, mesleğine olan bağlılığını bir an olsun kaybetmedi. Boynuna bağladığı aparat ile hem kemoterapi alıyor hem çalışıyor Kemoterapi sürecinin fiziksel olarak oldukça yıpratıcı olduğunu ifade eden Dr. Kuruçelik, buna rağmen çalışmanın kendisine güç verdiğini belirtti. Boynuna takılı cihaz aracılığıyla 48 saat boyunca kemoterapi ilacı aldığını dile getiren Kuruçelik, "Akciğer ve pankreas kanseriyim. Kendi tanılarımı kendim koydum. Ameliyatlardan bir ay sonra çalışmaya başladım. Beni hayata bağlayan iki şey oldu: Kızlarım ve işim. İşimi yaptığım sürece sağlıklıyım. İşimi yapamamak kaygısı, hastalıktan daha çok korkuttu beni. İşimi yaptığım sürece hastalığımı unuttum ve tedaviye çok daha rahat devam edebildim. Bu süreç gerçekten çok zorlu. Hekimken bunun empatisini tam anlamıyla yapamıyormuş insan. Hasta olunca bunun ne demek olduğunu anlıyorsunuz. Kemoterapi zor bir süreç; bu süreçte çalışmak ise daha da zor. Bu anlamda FBM Tıp Merkezi bana kucak açtı. Kanser hastası bir hekimle çalışıyorlar" dedi. "Bir daha dünyaya gelsem yine acil hekimi olurdum" Kemoterapi ilacı alırken çalışmanın zorluklarını anlatan Dr. Kuruçelik, "Tabii ki sıkıntılarım oluyor. Bu sıkıntıları annelik ve meslek aşkımla minimize ediyorum. Kemoterapim hâlâ devam ediyor. Boynuma taktığım bir cihazla, 48 saat boyunca damardan ilaç alıyorum. Yan etkileri oldukça fazla: Ödem yapıyor, nöropatiye neden oluyor. Elleriniz ve ayaklarınız uyuşuyor. Soğuk bir şeye temas edemiyorsunuz. Gerçekten zor bir süreç. Bugünlere geldiğim için elbette çok mutluyum. Arkadaşlarım ilk zamanlarda çok endişeliydi. Benim rahatlığımı gördükçe onlar da rahatladılar. Hastalarım da memnun. Hatta şaşırıyorlar; boynumdaki cihazın ne olduğunu soruyorlar. Kanser hastası olduğumu öğrenince bana daha farklı bir saygıyla bakıyorlar. Bir daha dünyaya gelsem yine acil hekimi olurdum" diye konuştu.
26 Mart 2026 Perşembe - 10:23 Denizli en fazla kilo veren ikinci il oldu Denizli, Sağlık Bakanlığı tarafından ülke genelinde yürütülen "İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa" kampanyasında elde ettiği başarılı sonuçla dikkat çekti. Sağlıklı yaşam bilincinin artırılması ve obeziteyle mücadele amacıyla başlatılan kampanya kapsamında Denizli, toplamda 35 bin 113 kilogram kilo kaybı ile Türkiye genelinde en fazla kilo verilen ikinci il oldu. Sağlık Bakanlığı geçen yılın mayıs ayında başlattığı kampanya çerçevesinde Türkiye genelinde 10 ay gibi bir sürede yaklaşık 10 milyon vatandaşın boy ve kilo ölçümleri gerçekleştirildi. Yapılan değerlendirmeler sonucunda fazla kilolu olduğu tespit edilen vatandaşlar, Sağlıklı Hayat Merkezleri’ne (SHM) yönlendirilerek uzman desteği almaları sağlandı. Bu süreçte ülke genelinde 211 bin kişi ideal kilosuna ulaşırken toplamda 513 bin kilogram kilo kaybı elde edildi. Denizli’de ise 7 bin 235 danışanın düzenli takibi sonucunda ulaşılan 35 bin kilogramı aşan kilo kaybı, ilin bu alandaki başarısını ortaya koydu. İstanbul’un ardından ikinci sırada yer alan Denizli’yi, Van takip etti. "Sağlıklı hayat merkezlerimizle daha bilinçli ve sağlıklı bir yaşam hedefliyoruz" Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, kampanyanın elde ettiği başarıdan duyduğu memnuniyetini dile getirerek emeği geçen tüm sağlık çalışanlarına özverili çalışmalarından dolayı teşekkür etti. Sağlıklı Hayat Merkezlerinde verilen ücretsiz sağlık hizmetleri ile Denizli’de yüksek bir sağlıklı yaşam bilinci oluşturmayı hedeflediklerini vurgulayan Öztürk, "Obeziteyle mücadele ve toplumda sağlıklı yaşam farkındalığını artırmak adına Bakanlığımızın başlatmış olduğu ‘İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa’ kampanyası, son derece kıymetli bir çalışmadır. Denizli olarak bu kampanyada elde ettiğimiz başarı, sağlıklı yaşam konusunda atılan adımların doğru yönde ilerlediğini gösterirken, vatandaşlarımızın sağlığına verdiği önemin de en somut göstergesidir. Her bireyin metabolizması, yaşam tarzı ve sağlık durumu farklıdır. Bu nedenle Sağlıklı Hayat Merkezlerimizde kilo vermek isteyen vatandaşlarımıza standart diyet listeleri yerine kişiye özel beslenme programları hazırlanıyor. Düzenli takiplerle hem sürdürülebilir kilo kaybı sağlanıyor hem de sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılıyor. Bu Merkezlerimizde kişiye özel beslenme danışmanlığının yanı sıra fiziksel aktivite danışmanlığı, kronik hastalıklarla mücadele, psikososyal danışmanlık, kadın-çocuk sağlığı danışmanlık hizmetleri, ağız ve diş sağlığı, kanser erken teşhis tarama ve eğitim, tütün ve madde bağımlılığı danışmanlığı gibi birçok hizmetler de verilmektedir. SHM’lerde görev yapan diyetisyenlerimiz, fizyoterapistlerimiz, psikologlarımız ve diğer sağlık profesyonellerimizle birlikte vatandaşlarımıza bütüncül bir hizmet sunuyoruz. Sağlıklı Hayat Merkezlerimiz aracılığıyla yürütülen kapsamlı çalışmalar sayesinde vatandaşlarımızın yalnızca kilo vermesini değil, aynı zamanda daha bilinçli, dengeli ve sağlıklı bir yaşam sürmesini hedefliyoruz. Ancak bunu sağlayabilirsek obeziteyi ve birçok kronik hastalığı erken müdahale ile önleyebiliriz. Bu nedenle İlimizde Pamukkale 1 Nolu, Merkezefendi 1 Nolu ve Acıpayam Sağlıklı Hayat Merkezlerimizde sunulan ücretsiz hizmetlerden tüm vatandaşlarımızın faydalanması büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.
Hipofiz tümörü yüzünden gözünü kaybediyordu
10 Aralık 2025 Çarşamba - 09:35 Hipofiz tümörü yüzünden gözünü kaybediyordu İzmir’de görme kaybı şikayetiyle doktora başvuran 67 yaşındaki Dilek Biroğlu’nun gözünde, MR tetkikleri sonucu hipofiz bezinde 2.3 santimlik tümör olduğu tespit edildi. Yüzde 80 oranında görme kaybı olan Biroğlu, Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Mehmet Şenoğlu tarafından yapılan iki saatlik kapalı operasyonla sağlığına kavuştu. Multidisipliner bir ameliyatla riskli bölgedeki tümörü aldıklarını belirten Prof. Dr. Mehmet Şenoğlu, "Tıbbi gelişmeler sayesinde ameliyat, endoskopik yöntemle yapılabiliyor. Böylece komplikasyon riski azalırken, iyileşme süresi de kısalıyor" dedi. İzmir’de yaşayan 67 yaşındaki Dilek Biroğlu, görme kaybı şikayetiyle göz doktoruna başvurdu. Görme kaybının katarakt nedeniyle olduğunu düşünen Dilek Biroğlu, ameliyat olmak için girdiği MR sonrası gerçekle yüzleşti. Göz doktorunun hipofiz bezinde tespit ettiği 2.3 santimlik tümörün göz dokularına baskı yapması nedeniyle görme kaybı yaşadığını öğrenen Dilek Biroğlu, tümörün alınması için Medicana International İzmir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Şenoğlu’na başvurdu. Endoskopi ile hipofiz bezindeki tümörü alınan Dilek Biroğlu, "Endoskopi ile tümörü aldılar. Kesme olmadı, dikiş olmadı. Şu an daha iyi hissediyorum. Gözümün de düzeleceğine inanıyorum" açıklamasını yaptı. Katarakt olduğunu zannetti Girdiği MR sonrası hekiminin ameliyat olması gerektiğini aktaran Dilek Biroğlu, yaşadığı süreç hakkında bilgi verdi. Dilek Biroğlu, "Eskiden beri görme problemim vardı. Ama bu derece olmamıştı. Sol gözüm hiç görmüyordu. Ben katarakt ameliyatı olacağım diye göz doktoruna gittim. Göz doktoru MR istediğinde tümör tespit edildi. Beyinden göze giden damarlarda bası yapan bir kitle olduğu tespit edilince nörolojiye yönlendirildik. O kitle görme dokularını zedelediği için sol gözümde görme kaybı oluşmuş. Kitlenin hemen alınması gerektiğini belirterek, Medicana International İzmir Hastanesi’ne yönlendirdiler" diye konuştu. Dilek Biroğlu, Medicana’daki ameliyatta kendisine endoskopik yöntemle müdahale edildiğini ve bu sayede kafasında dikiş ve kesi olmadığını belirtti. Dilek Biroğlu, "Endoskopi ile tümörü aldılar. Şu an daha iyi hissediyorum ve gözümün düzeleceğine inanıyorum" dedi. Burun deliklerinden giriliyor Hipofiz bezinin görme sinirlerinin hemen altında, iki ana şah damarının arasında, oldukça dar bir alanda yerleşmiş olduğunu dile getiren Prof. Dr. Mehmet Şenoğlu, şu ifadeleri kullandı: "Hipofiz bezi, beynin en derin ve orta kısmında bulunduğu için ulaşılması zorlu bir bölgedir. Endoskopik yöntemler gelişmeden önce bu tümörlere açık ameliyatla müdahale edilirdi. Günümüzde ise endoskopik yöntemler, açık cerrahinin yerini almaktadır. Çok nadir durumlar dışında, burun deliklerinden hipofiz adenomlarına ulaşılıp, tümörü çıkarmak ya da tümör hacmini azaltmak mümkün olabilir. Operasyon yaklaşık 2-3 saat sürer. Tümör, göz hareketlerini sağlayan sinirlerin yakınında yer aldığı için ameliyat sonrası komplikasyon riski endoskopik yöntemle en aza indirilmiş olur. Endoskopi, cerraha geniş bir görüş alanı sağlar ve daha minimal bir çalışma imkânı sunar. Bu yöntem hem hastanede yatış süresini hem de iyileşme sürecini kısaltır. Komplikasyon risklerini de önemli ölçüde düşürür." Hipofiz adenomu hastalarında ameliyat yönteminin tercih edilmesinin iki nedeni olduğunu aktaran Prof. Dr. Mehmet Şenoğlu, "Birincisi, görme kaybı ve görme alanı defektleridir. Kiyazma denilen, göz sinirlerinin çaprazlaştığı birleşme bölgesine alttan bası yapan adenomlar, görme sorunlarına yol açtığında ameliyat kaçınılmaz oluyor. İkinci neden ise hipofiz bezinin hormon salgılayan bir bez olmasıdır. Eğer tümör hormon fazlalığına veya hormon yetmezliğine neden oluyorsa, yine cerrahi gerekebilir" dedi. Hipofiz bezinde görülen tümörlerin genellikle iyi huylu olduğunu aktaran Prof. Dr. Mehmet Şenoğlu, "Tümör iyi huylu olsa bile davranışları agresif olabilir ve gürültülü bir klinik tabloyla kendini gösterebilir" diye konuştu. Operasyon KBB ile ortak gerçekleştirildi Dilek Biroğlu’nun operasyonuna dahil olan Medicana International İzmir Hastanesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Uzmanı Prof. Dr. Kasım Durmuş da endoskopik yöntem ile hipofiz bezindeki tümörün nasıl alındığına ilişkin bilgi verdi. Hastanın burundan girilerek beyin cerrahına yol açıldığını aktaran Prof. Dr. Kasım Durmuş, "KBB uzmanları burun içerisinden girerek, herhangi bir dış kesi yapmadan sinüsün içine ulaşılmasını sağlar. Sinüsü genişleterek sfenoid sinüsten hipofiz bezine giden yolu açar ve ardından beyin cerrahisi ekibine hastayı teslim eder. Bu yöntemle hasta daha erken taburcu olur, dışarıdan görünen bir kesi bulunmaz, komplikasyon riski daha düşüktür ve hastanın yaşam kalitesi hızla artar" sözlerini kaydetti.
Bağışıklığı güçlü olması, iyi besinlerden geçiyor
10 Aralık 2025 Çarşamba - 09:22 Bağışıklığı güçlü olması, iyi besinlerden geçiyor Kış mevsiminde havaların soğuması ve gün ışığının azalmasıyla birlikte bağışıklık sisteminin daha da önem kazandığını ifade eden Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Güngör, "Bu dönemde hastalıklara yakalanmamak için güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmak gerekiyor. Sağlıklı ve güçlü bağışıklık sisteminin sürdürülmesi için ise mevsimine uygun beslenmek çok önemlidir" dedi. Atıştırmalık tüketimine yönelim ile yağlı ve şekerli besin tercihlerinin artması sebebiyle vücut ağırlığında istenmeyen yönde değişiklikler olabildiğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Güngör, "Bu sebeple birçok kronik hastalığa sebep olan vücutta fazla yağ birikimi olarak adlandırılan ’obezite’ artmaktadır. Ancak sağlıklı hayatı sürdürülmesi için mevsimine uygun sağlıklı beslenme ile ideal kilonun korunması önemlidir. Kış aylarında azalan hava sıcaklığı sebebiyle vücut ısısının korunması için yeterli sıvı almak gerekir. Günde en az 2-2,5 litre su içilmeli, sıvı alımının karşılanmasında ıhlamur, adaçayı, kuşburnu çayı, açık çay gibi içecekler tercih edilmelidir" dedi. Zengin beslenmenin bağışıklığa faydaları Kış mevsiminde artan soğuk algınlığı ve diğer enfeksiyonlara karşı A, C, D ve E vitamininden zengin beslenmenin bağışıklık sistemine katkısı oldukça fazla olduğunu ifade eden Güngör, "Mevsimine uygun, günde en az 2 porsiyon meyve ve 3 porsiyon sebze tüketilmesi önerilmektedir. Bu aylarda havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, pırasa, maydanoz gibi sebzelerin, portakal, mandalina, elma gibi meyvelerin tercih edilmesi önerilmektedir. Ayrıca E vitamini kaynakları olan kuru baklagiller ve kuruyemişlerde yeterli ve dengeli biçimde günlük beslenmede bulunmalıdır. Haftada 2-3 kez nohut, kuru fasulye, mercimek, nohut ve barbunya gibi kurubaklagiller, günde 20-30 gram kadar ceviz, badem, fındık gibi kuruyemişler tüketilmelidir" diye konuştu. Kış mevsimi ve D vitamini Kemik ve diş sağlığı açısından önemli olan D vitamininin güneş ışınlarıyla deri tarafından üretilen bir vitamin olduğunu belirten Güngör, şu ifadeleri kullandı; "Ancak kış aylarında mahrum kalınan güneş ışınları, vücudun D vitamini ihtiyacının karşılanamamasına sebep olmaktadır. D vitamini besinlerden aktif olarak karşılanamıyor olsa da balık, D vitamini ile beyin fonksiyonlarının gelişimi için gerekli çoklu doymamış yağ asitleri (omega-3), kalsiyum, fosfor, selenyum, iyot mineralleri ve E vitamini içerir. Bu sebeple kış aylarında haftada 2-3 kez balık tüketilmelidir. Kış aylarında yüksek yağlı besin tüketiminden kaçınılmalı, margarin, tereyağ, yağlı etler, yüksek kolesterol içeren sakatat ürünleri sıklıkla tüketilmemeli, sağlıklı yağ asitleri içeren zeytinyağı, yağlı tohumlar, kuruyemişler uygun ve yeterli porsiyonda tüketilmelidir. Bu mevsimde basit karbonhidrat içeren şekerli besinlere ve tatlılara yönelimin arttığı görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütünün önerisine göre günlük şeker alımı toplam enerji alımının en fazla yüzde 10 kadarını oluşturmalıdır ve mümkünse daha da azaltılmalıdır. Sağlıklı hayat biçiminde basit şekerler yerine kompleks karbonhidratlardan olan tam buğday ekmek, bulgur gibi tahıllar, kurubaklagiller, meyveler ve şekeri azaltılmış sütlü ya da meyveli tatlılar ile sağlıklı pişirme yöntemleri kullanılarak hazırlanan ev yapımı ürünler tercih edilmelidir." "Çocuklar beslenme konusunda bilinçlendirilmeli" Sağlıklı beslenme açısından sağlıklı pişirme yöntemleri kullanılarak hazırlanan ev yapımı geleneksel gıdaların üretimi ve tüketiminin kış aylarında arttığının görüldüğüne dikkat çeken Güngör, "Kış ya da yaz ayları için besinin bol bulunduğu aylarda yapılan geleneksel yiyecek hazırlama teknikleri ile hazırlanan geleneksel ev yapımı gıdalar temel işleme ve hazırlama metotlarına dayanan, yapay koruyucu ve katkı maddesi içermeyen, doğal ve raf ömürleri günümüzün işlenmiş ürünlerine oranla uzun olmayan ürünlerdir. Günümüzün önemli sağlık sorunları arasında yer alan obezitenin önüne geçilmesi hedefiyle ev yapımı sağlıklı üretimin özendirilmesi ve özellikle çocukların hazır ve paketli besinler yerine ev yapımı sağlıklı besinlerinin tüketimi konusunda bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Doğa şartlarının zorlayıcı etkisini azaltmak adına mevsiminde toprağını ve ürününü kirletmeden, mevsiminde bol ve ekonomik olduğu dönemlerde ulaşılabilen besin ürünlerinin ayrıyeten güneşin ısısından yararlanarak sağlıklı ve yerel yollarla oldukça düşük maliyetle farklı yiyeceklere dönüştüren bir kültürel mirasın sürekliliği ve toplumsal dayanışmanın sürdürülüyor olmasının yerel üretime, sağlıklı yaşama ve sağlıklı beslenmeye katkısı önemli düzeyde önemlidir" dedi.
Yılbaşı öncesi ‘Estetik’ mesaisi: "Yeni bir yüz, dudak, burunla yeni yıla girmek istiyorlar"
10 Aralık 2025 Çarşamba - 09:20 Yılbaşı öncesi ‘Estetik’ mesaisi: "Yeni bir yüz, dudak, burunla yeni yıla girmek istiyorlar" Yılbaşı akşamına ve yeni yıla hazırlanmak isteyen kişilerin dolgu ve botoks gibi taleplerle kendilerine başvurduklarını belirten Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yakup Çil, "İnsanlar yeni bir yüz, dudak, burunla yeni yıla girmek istiyor. Bu dönemde bir talep artışı meydan geliyor. Yılbaşına yakın olarak yaptırmak istedikleri işlemlerin başında; botoks ve dolgu işlemleri. Yaptırdığımız merkeze çok dikkat etmemiz gerekir. Ne yazık ki yeni yıla güzel bir yüzle girmek isterken büyük bir felaketle girme durumu da ortaya çıkabilir" dedi. Yılbaşı akşamına ve yeni yıla hazırlanmak isteyen bazı kişilerin estetik uygulamalar için kendilerine başvurduğunu ifade eden uzmanlar uyarıyor. İstinye Üniversitesi Medical Park Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yakup Çil ve Medicana Ataköy Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Gülsüm Gençoğlan, yılbaşı öncesi başvurulara ilişkin bilgi verdi. Dolgu ve botoksun sık tercih edilen uygulamalar arasında olduğunu aktardı. Uzmanlar, uygunsuz noktalar ve ehil olmayan ellerden uzak durulması gerektiğini belirtti. "İnsanlar yeni bir yüz, dudak, burunla yeni yıla girmek istiyorlar" ‘Özellikle her yılın başında gördüğümüz kadarıyla bu yıl da aynı tablo ile karşı karşıyayız’ diyerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Yakup Çil, "İnsanlar yeni bir yüz, dudak, burunla yeni yıla girmek istiyor. Bu dönemde bir talep artışı meydan geliyor. Yaptırdığımız merkeze çok dikkat etmemiz gerekir, ortam çok hijyenik mi, kurallara riayet ediyor mu? Karşımıza çıkan en büyük sorunlardan biri; özellikle merdivenaltı dediğimiz yerlerde bu konuyla ilgili hiçbir sağlık eğitimi almamış insanların böyle işlemleri yapması. Ne yazık ki yeni yıla güzel bir yüzle girmek isterken büyük bir felaketle girme durumu da ortaya çıkabilir, çok ciddi komplikasyonlarla karşı karşıya kalabiliriz" dedi. "İşlemlerin başında; botoks ve dolgu işlemleri geliyor" En çok talep gören uygulamalar hakkında bilgi veren Prof. Dr. Çil, "Yılbaşına yakın olarak yaptırmak istedikleri işlemlerin başında; botoks ve dolgu işlemleri. ‘Hocam bana güzel bir dolgu işlemi yapar mısınız?’. Burun ameliyatı, yüz, boyun germe gibi ciddi bir cerrahi işlemse, ödem dediğimiz şişlik meydana geliyor. Aslında yeni yıla yeni bir burunla değil şiş bir burun, yüzle, normalin dışında bir görüntüyle girmiş oluyorsunuz. Dudak dolgusu, belli bölgelere yapılan dolgu işlemleriyle yeni yıla girilebilir, botoks işlemi yapılabilir. Botoks yapıldıktan sonra işlemin etkisinin ortaya çıkması yaklaşık olarak 1 hafta alıyor. Bu dönemde bu işlemler yapılabilir ama çok agresif cerrahi işlemler; meme ameliyatı, yüz, boyun germe gibi ameliyatların sonuçlarını yeni yılda görmeleri biraz zor. Yaptıracağımız yerleri çok iyi seçmemiz gerekiyor, merdivenaltı dediğimiz; ne olduğu belli olmayan yerlerde yaptırmamamız gerekiyor. Dudak dolgusundan sonra dudağını kaybetme durumu olan, burun bölgesinde büyük kayıplar yaşayan hastaları tedavi etme durumunda kalıyoruz, çok ciddi travmalar oluşturuyor" şeklinde konuştu. "Yılbaşına herkes ışıltılı bir ciltte girmek istiyor" Kendilerine başvurularla ilgili konuşan Prof. Dr. Gülsüm Gençoğlan, "Yılbaşına herkes ışıltılı bir ciltte girmek istiyor ama öncelikle derinin kış aylarında nemliliği azalıyor, nemsiz ciltlerde özellikle neme odaklanmalıyız. Çift aşamalı temizlikler, ikisini bir arada uygulayabileceğimiz cilt bakımı, en çok rağbet gören uygulamalar arasında bunun dışında nem aşıları. Botoks, dolgu uygulamaları cildin orta hattını ve dudakları desteklemek amacıyla en sık uyguladığımız uygulamalar. Bu uygulamaları yılbaşından bir 10 gün öncesinde uygulamakta fayda var. Her işlem her hastaya uygulanabilir değil. Kişinin anatomik yapısı ve ihtiyacına göre işlemleri belirliyoruz. İhtiyaca göre mantıklı seçimler, abartmadan uygulamalar çok daha güzel, çok daha doğal duruyor. Diğer türlü hepsi birbirine benzeyen kadın yüzleri oluyor. Kampanyalardaki herkese aynı şekilde uygulanan ürünlere çok prim verilmemesi gerektiğine inanıyorum. Doktor kontrolsüz kesinlikle işlem yapılmamalı, mutlaka bir dermatoloji ya da plastik cerrahi uzmanı tarafından görülerek işleme karar verilmeli. Yılbaşı öncesi herkeste bir yeni yıl motivasyonu diyelim var. Herkes yeni yıla ışıldayan bir ciltle, ışıltılı bir şekilde girmek istiyor umarım herkesin yeni yılı da böyle ışıltılı bir şekilde devam eder" ifadelerini kullandı.
"Kanal tedavisindeki gecikme kistlere sebep olabilir"
10 Aralık 2025 Çarşamba - 09:06 "Kanal tedavisindeki gecikme kistlere sebep olabilir" Kanal tedavisinin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Endodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Meryem Çoban Sezer, "Kanal tedavisi, dişin canlılığını kaybetmeye başladığı veya artık geri dönüşümsüz bir iltihabın oluştuğu durumlarda uygulanan bir tedavidir. Kanal tedavisi yapılmadığında kök ucunda oluşan lezyonlar büyüyerek kistleşebilir, büyük kemik kayıplarına ve doku hasarına yol açabilir. Dişte sürekli hassasiyet ve spontan ağrılar oluşabilir" dedi. Kanal tedavisinin, dişin canlılığını kaybetmeye başladığı veya artık geri dönüşümsüz bir iltihabın oluştuğu durumlarda uygulanan bir tedavi olduğunu ifade eden İstinye Dental Hospital’dan Endodonti Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Meryem Çoban Sezer, dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgilendirmede bulundu. Dr. Öğr. Üyesi Sezer, "Dişin kök kanallarındaki sinir ve damar dokusu temizlenir, kanal duvarları arındırılır ve uygun materyallerle doldurularak diş restore edilir. Geçmeyen zonklayıcı ağrılar, gece uykudan uyandıran şiddetli ağrı, yüzde şişlik oluşturan apse, yemek yerken sıcakla veya dişe bastırınca oluşan hassasiyet gibi durumlar kanal tedavisi gerekliliğini düşündürür" diye konuştu. "Ağız sağlığı, kalp hastalıkları ve diyabet gibi hastalıklarla ilişkili" Kanal tedavisinin amacından bahseden Dr. Öğr. Üyesi Sezer, şu bilgileri paylaştı: "Kanal tedavisinin temel amacı, dişte ağrıya ve hassasiyete neden olan enfekte dokuları ortadan kaldırmaktır. Dişin etrafında lezyon dediğimiz kemik kaybını ve enfekte alanları iyileştirebilmek için, dişin içindeki bakteriyel yük ve ölü dokular temizlenir. Böylece diş, ağız içinde sağlıklı bir şekilde fonksiyon görmeye devam eder ve çekilmeden korunmuş olur. Bu tedavi aslında sadece dişi kurtarmakla kalmaz, genel sağlık açısından da önem taşır. Ağız sağlığı, kalp hastalıkları veya diyabet gibi durumlarla da ilişkilidir; dişteki zararlı bakteriler vücudun genel direncini olumsuz etkileyebilir. Bu yüzden kanal tedavisi, dişin fonksiyonunu geri kazandırarak hem beslenmeyi kolaylaştırır hem de genel sağlığı destekler." "Tedavi yapılmazsa doku hasarına yol açabilir" Kanal tedavisi yapılmazsa dişte veya vücutta hangi sorunlar görülebileceğine değinen Dr. Öğr. Üyesi Sezer, "Kanal tedavisi yapılmadığında kök ucunda oluşan lezyonlar büyüyerek kistleşebilir, büyük kemik kayıplarına ve doku hasarına yol açabilir. Dişte sürekli hassasiyet ve spontan ağrılar oluşabilir. Kronikleşmiş enfeksiyonlar bazen akut şekilde ani yüz şişliklerine dönüşebilir yahut ağrı vermese bile zaman içinde ilerleyebilir. Ağız içindeki bu enfeksiyon odakları diyabet, kalp hastalıkları gibi sistemik durumları kötü etkileyebilir. Dişlerin tedavi edilmeyip durumları kötüleştiğinde çekilmek zorunda kalınması, çiğneme fonksiyonunda bozulmaları ve bununla beraber bağışıklık sisteminin zayıflamasını da beraberinde getirir" dedi. "Tedavi süreci" Kanal tedavisi genellikle tek seansta tamamlanabilen bir işlem olduğunu anlatan Dr. Öğr. Sezer, "Ancak tedavinin durumuna göre bu süreci birden fazla seansa bölmemiz de gerekebilir. Bazen enfeksiyon yükü fazla olan yahut yüzde şişlik ile gelen hastalarımızda kanal içerisine ilaç uygulaması yapıp ilacın 1 hafta kadar dişin içerisinde durup etkinliğini göstermesini bekliyoruz. Bazı dişlerde ise ilaç uygulamadan, kanal içini temizleyip duvarları tamamen arındırdıktan sonra hemen dolguya geçebiliyoruz. Bu tamamen dişin durumuna ve iltihabın kontrol altına alınıp alınmadığına bağlıdır. Özetle, dişin genel durumu bizi yönlendiriyor ve bazen tek, bazen birden fazla seansla tedaviyi tamamlıyoruz. En sonunda dişe kalıcı restorasyonu yaparak süreci bitiriyoruz" diye konuştu. "Güncel tedavi yöntemleri" Kanal tedavisinde kullanılan güncel yöntemlere dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Sezer, şunları söyledi: "Güncel tedavilerde, biyoseramik patlar önemli bir yer edinmiştir. Bu biyo uyumlu materyaller dişin daha dayanıklı bir şekilde kanal tedavisinin tamamlanmasına katkı sunmasının yanı sıra eğri ve ulaşılması zor kanallarda daha etkili dolum yapmayı sağlar. Ultrasonik ve lazer aktivasyonla dişin temizliğinde kullanılan solüsyonlar daha verimli hale getirilir. Günümüzde dental mikroskop ve loupe kullanımı yaygınlaşmıştır; büyütme ile yapılan işlemlerde daha verimli işlem yapılabilir ve kırık aletlerin çıkarılması kolaylaşır. Büyütme araçları, hekim için hem detayların daha iyi görülmesini hem de ergonomik çalışma pozisyonunda çalışma imkanı sağlar. Son olarak, ülkemize yeni kullanılmaya başlanan yeni nesil kanal dezenfeksiyon teknolojisi de kanal tedavilerinde çığır açmaktadır. ABD’de kullanıma giren bu yöntem, dişin içindeki tüm kanalları ve dallanmaları uzun şekillendirme işlemlerine gerek kalmadan, sadece özel yıkama solüsyonlarıyla etkin bir şekilde temizleyip doldurmayı sağlamaktadır. Bu sayede kanal tedavileri artık daha kısa sürede, daha kapsamlı ve başarılı bir şekilde tamamlanabilmektedir." "Ağrı ve hassasiyet normal" Kanal tedavisi sonrasında bir miktar hassasiyet ve ağrı olmasının son derece normal olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Sezer, "Çünkü tedavi sırasında kullanılan aletler ve işlem süreci dişte geçici bir hassasiyet hissedilebilir. Bu hassasiyet genelde birkaç gün içinde azalır ve diş zamanla iyileşir. Özellikle apseli dişlerde, iltihabın boşalmasıyla hastalar genellikle büyük bir rahatlama hisseder ve primer ağrıları azalır. Ancak bazen daha önce ağrısız olan kronik enfeksiyonlu dişler, kanal tedavisi sonrasında akut hale gelerek geçici bir ağrı oluşturabilir. Bu süreçte hastaların endişelenmesine gerek yoktur; genellikle birkaç gün içinde ağrı azalır ve iyileşme başlar. Hastalar bu dönemde hekimlerinin önerdiği ağrı kesicileri kullanabilirler. Eğer ağrı çok şiddetli ve ağrı kesicilerle kontrol edilemiyorsa veya yüzde şişlik oluşursa, hastaların mutlaka tekrar hekimlerine başvurmasını öneriyoruz" dedi. "Tedaviyi ertelemenin riskleri" Tedaviyi ertelemenin diş sağlığına etkilerinden bahseden Dr. Öğr. Üyesi Sezer, "Tedavinin ertelenmesi enfeksiyonun ilerlemesine, daha büyük lezyonların oluşmasına, ağrıların artmasına ve dişin çekilme riskine yol açar. Ayrıca enfeksiyonun sistemik hastalıklarla etkileşme ihtimali artar. Erken müdahale hem dişi korur hem de komplikasyon riskini azaltır" açıklamasında bulundu. "En sık yanlış bilinen durumlar" Kanal tedavisi ile ilgili en sık yanlış bilinen durumlardan bahseden Dr. Öğr. Üyesi Sezer, "Kanal tedavisi konusunda yaygın yanlışlardan biri, dişte yüzde şişlik varsa tedavi yapılamaz diye düşünülmesidir. Aslında bu doğru değildir. Eğer hastanın ağız açıklığı yeterliyse ve kanal tedavisine başlayabiliyorsak, yüzde şişlik olsa bile kanal içinden drenaj sağlayarak iltihabı lokal olarak boşaltmak mümkün ve hatta faydalıdır. Böylece iltihabın kaynağına doğrudan müdahale edilmiş olur. Bir diğer yanlış inanış da kanal tedavisine başlamadan önce mutlaka antibiyotik kullanılması gerektiğidir. Oysa antibiyotikler sistemik ilaçlardır ve lokal bir çözüm sağlamaz. Genellikle antibiyotik kullanımı, yalnızca sistemik bir enfeksiyon riski varsa veya hastanın genel sağlığını korumak için doktorun özel bir önerisi olduğunda düşünülür. Yani kanal tedavisinde esas olan, iltihaplı dokunun dişten uzaklaştırılması ve lokal tedavinin yapılmasıdır, antibiyotikler bu sürecin rutini değildir" dedi.
Sağlıklı Hayat Merkezi Çocuk Akademisi faaliyetleri başladı
09 Aralık 2025 Salı - 17:39 Sağlıklı Hayat Merkezi Çocuk Akademisi faaliyetleri başladı 12 yaş grubu çocuklara ve ailelerine yönelik bilgilendirmeler yapılacak. Bartın İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen programda anne ve babalara; çocuk sağlığı, hijyen, beslenme, ekran kullanımı ve davranış yönetimi konularında bilgilendirmeler yapılarak vatandaşların bilinçlendirilmesi amaçlanıyor. İl Sağlık Müdürlüğü tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada, "Çocuk Akademisi ile sağlıklı yaşam alışkanlıklarının aile içinde kalıcı hâle getirilmesi hedeflenirken eğitimlere yalnızca anne ve babalar değil; anneanne, babaanne ve dedeler de katılabiliyor. Program, ilk etapta kurum personelimiz ile belediye personeline yönelik olarak Şehit Furkan Sağlıklı Hayat Merkezinde başlatıldı." ifadeleri kullanıldı. Başlayan eğitimler, Sağlıklı Hayat Merkezinde görev yapan Çocuk Gelişimci Dilek İncekara tarafından verildi. Programda Çocuk Akademisi’nin yanı sıra Bebek Akademisi ile gebelik döneminden itibaren anne babalara ve anne baba adaylarına; bebek bakımı, beslenme, bağışıklama ve ebeveynlik rolleri gibi konularda rehberlik sunulacağı belirtildi. Genç Akademisi ile ergenlik dönemindeki gençlere; ruhsal ve fiziksel değişimler, sağlıklı yaşam alışkanlıkları, teknoloji ve ekran kullanımı, stresle başa çıkma ve zararlı alışkanlıklardan korunma konularında destek verildiği ifade edildi. Bartın’da bu eğitime katılmak isteyen vatandaşların, Sağlıklı Hayat Merkezlerine başvurması ya da 0378 228 40 10 numaralı telefonu arayarak kayıt oluşturmaları gerekiyor.
Başkan Durbay’ın sağlık durumuyla ilgili hastaneden açıklama
09 Aralık 2025 Salı - 17:27 Başkan Durbay’ın sağlık durumuyla ilgili hastaneden açıklama Manisa Şehir Hastanesi Başhekimi Uzman Dr. Serkan Saka, Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay’ın sağlık durumu hakkında yaptığı açıklamada, tedavinin çoklu organ yetmezliği tanısıyla yoğun bakımda sürdüğünü belirtti. Bir süredir kolon kanseri nedeniyle tedavi gören Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay’ın sağlık durumuyla ilgili Manisa Şehir Hastanesi’nden resmi açıklama yapıldı. Hastane Başhekimi Uzm. Dr. Serkan Saka tarafından yapılan yazılı açıklamada, Durbay’ın 1 Aralık tarihinden itibaren hastanede tedavi altına alındığı ve sürecin yoğun bakım ünitesinde devam ettiği bildirildi. Başhekim Saka açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Bir süredir kolon kanseri nedeniyle tedavi görmekte olan Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay, 1 Aralık Pazartesi günü kan tablosunda ve beslenme durumunda saptanan bozukluklar nedeniyle Manisa Şehir Hastanesi Dahiliye Servisi’ne yatırılmıştır. 2 Aralık Salı günü, böbrek ve karaciğer fonksiyon testlerinde belirlenen bozulmalar üzerine hastamızın tedavi ve takiplerinin yoğun bakım ünitesinde sürdürülmesine karar verilmiştir. Takip eden günlerde gerekli tıbbi müdahaleler uygulanmıştır. Mevcut durumda Gülşah Durbay’ın tedavisi, çoklu organ yetmezliği tanısıyla yoğun bakım koşullarında ileri tıbbi imkanlar kullanılarak sürdürülmektedir. Hastanın solunum durumu stabildir ve cihaz desteği gerektirmemektedir. Bu kritik süreçte gelişmeler oldukça hastanemiz tarafından bilgilendirmeler yapılacaktır."
Kuşadası Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü’nden ‘mikroçip taktırın’ uyarısı
09 Aralık 2025 Salı - 15:22 Kuşadası Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü’nden ‘mikroçip taktırın’ uyarısı Kuşadası Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Erdinç Toy, evcil hayvan sahiplerinin 31 Aralık 2025 tarihine kadar kedi ve köpeklerine mikroçip taktırıp, Ev Hayvanı Kayıt Sistemi’nde (PETVET) kimliklendirmek zorunda olduklarını belirtip, "Uygulamanın can dostların sağlığı açısından bir sakıncası yok. Kaybolmaları halinde de bulunmalarını kolaylaştırıyor. Kedi ve köpeklerinde mikroçip olmayan evcil hayvan sahipleri hakkında yeni yılda idari para cezası uygulanacak" dedi. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürürlüğe alınan düzenleme ile 2021 yılından itibaren evde beslenen kedi ve köpeklere çip takma zorunluluğu getirildi. Mikroçip uygulamasıyla PETVET’e hayvanın adı, pasaport numarası, türü, ırkı, cinsiyeti, rengi, doğum tarihi, hayvan sahibinin adı, bulunduğu il, ilçe, mahalle bilgileri ile acil durumda ulaşılabilecek kişi bilgileri kaydedilmeye başlandı. Ev hayvanlarının aşıları, sahip değişikliği, kayıp durumu ve hayvana yapılan operasyon bilgilerinin de bulunduğu uygulama kapsamında da Kuşadası’nda bugüne kadar İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerine göre 6 bin 251 kedi ve 6 bin 714 köpek kayıt altına alındı. Kuşadası Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Erdinç Toy, evcil hayvan sahiplerine kedi ve köpeklerine mutlaka mikroçip taktırmaları yönünde uyarıda bulundu. Uygulamanın can dostların sağlığı açısından hiçbir zararının olmadığını belirten Toy, "İl ve ilçe tarım müdürlüklerinde veteriner hekimler tarafından kedi ve köpeklerin deri altına pirinç büyüklüğünde bir mikroçip yerleştiriliyor. Mikroçiplerde, hayvan sahiplerinin iletişim bilgileri yer alıyor. Yeni yıldan sonra kedi ve köpeklerinde mikroçip bulunmayan evcil hayvan sahipleri hakkında idari para cezası uygulanacak" dedi. Mikroçip uygulamasının evcil kedi ve köpeklerin kaybolması veya kaçması halinde kolayca bulunabilmelerini de sağladığına dikkat çeken Kuşadası Belediyesi Veteriner İşleri Müdürü Erdinç Toy, "Türkiye’nin herhangi bir yerinde, mikroçipi okuyabilen bir cihaz, kedi veya köpeğin sırt bölgesine okutularak sahibine ulaşılabiliyor. Ayrıca, eğer hayvan terkedilmişse, bu sistem sayesinde gerekli işlemlerin başlatılmasında da fayda sağlıyor. 1 Ocak 2026 itibarıyla yalnızca 0-6 aylık kedi ve köpeklerin mikroçiplendirilmesine izin verileceğini de hatırlatmak istiyorum. Bu düzenleme ile 6 aylıktan büyük ve çipsiz kalan hayvanlar resmiyette sahipsiz sayılacak" diye konuştu.
Sinanbey’in yeni aile sağlık merkezi yükseliyor
09 Aralık 2025 Salı - 15:16 Sinanbey’in yeni aile sağlık merkezi yükseliyor Sinanbey Mahallesinde arsa tahsisi İnegöl Belediyesi tarafından yapılan, inşaat çalışmaları ise hayırsever Selçuk Armağan tarafından gerçekleştirilen Öznur-Selçuk Armağan Aile Sağlığı Merkezinin Şubat ayında hizmete girmesi hedefleniyor. Merkezden 8 bin dolayında vatandaş faydalanacak. Vatandaşların kendi muhitlerinde sağlık hizmetlerinden faydalanmasını sağlayan Aile Sağlığı Merkezlerinin sayısı devlet-belediye-hayırsever iş birliği ile arttırılıyor. İnegöl’de farklı bölgelerde yeni aile sağlığı merkezleri bir bir yükselirken, Sinanbey Mahallesinde yapımı süren Öznur-Selçuk Armağan Aile Sağlığı Merkezi’nde Belediye Başkanı Alper Taban ile hayırsever Selçuk Armağan incelemelerde bulundu. İnegöl İlçe Sağlık Müdürü DR. Mehmet Kavak ile Sinanbey Mahallesi Muhtarı Kenan Alkuş’un da katıldığı incelemede yapım çalışmaları ve aile sağlığı merkezine ilişkin bilgiler verildi. 8 bin kişiye hizmet verecek 7 Mayıs 2025 tarihinde Bursa Valiliği’nde protokolü imzalanan aile sağlığı merkezi, İnegöl Belediyesi’nin tahsis ettiği 230 m2 arsa üzerinde yükseliyor. 163 m2 kapalı alana sahip merkezin 9 araçlık otoparkı da mevcut. Tamamlandığında 3 hekimin hizmet vereceği merkezde; 3 muayene odası, tıbbi müdahale odası, gebe izlem odası, aşı ve emzirme odaları, ofis alanları ile gerekli ıslak hacimler yer alıyor. Toplamda 8 bin dolayında vatandaşın faydalanacağı merkez Sinanbey ve Osmaniye Mahallesi sakinlerine hizmet verecek. Sağlık sistemi vatandaşımızın mahallesine kadar indirgenmiş durumda Şubat ayında hizmete açılması hedeflenen Öznur-Selçuk Armağan Aile Sağlığı Merkezine ilişkin açıklama yapan Belediye Başkanı Alper Taban, "Bugün Sinanbey Mahallemizdeyiz. Burada Öznur-Selçuk Armağan Aile Sağlığı Merkezimizin inşaatında incelemelerde bulunduk. Öncelikle ben Kaymakamımıza, Sağlık Müdürümüze, Muhtarımıza çok teşekkür ediyorum. Kıymetli yüklenicimiz Selçuk Armağan ve ailesine çok teşekkür ediyorum. Burada arsasını tahsis ettiğimiz alanda 3 hekimin yer aldığı bir Aile Sağlığı Merkezi oluşturuluyor. Sağlık çok değerli, çok kıymetli. Toplum sağlığını, halk sağlığını önemsiyoruz. Mahallelerde yaygın bir şekilde, nerede ihtiyaç varsa buralarda sağlık merkezleri oluşturup gerek Bakanlığımız gerek Belediyemiz gerekse de hayırseverlerimiz gibi modellemelerle bu alanlar içerisinde bu yapıları bir bir hayata geçirmeyi arzu ediyoruz. Vatandaşlarımız hastaneye gitmeden önce Aile Hekimine ulaşsın istiyoruz. Çünkü Aile Hekimimiz tüm fertlerin sağlığını yakinen takip eden bir konumda. Buradan Sayın Cumhurbaşkanımız ve Bakanımıza teşekkür ediyoruz. Bu sistem çok kıymetli bir sistem. Yurt dışında sağlığın ne kadar pahalı ve ne kadar maliyetli olduğunu da biliyoruz. Biz burada bu sağlık sistemini vatandaşımızın mahallesine kadar indirgemiş durumdayız" dedi. Hayırsever Armağan ailesine teşekkür Yapımı süren Aile Sağlığı Merkezinin protokolünün Mayıs ayında imzalandığını hatırlatan Başkan Taban, "Artık bitimine de az bir zaman kaldı. İnşaat tamamlandıktan sonra Sağlık Müdürlüğümüz burayla ilgili ihtiyaç olan personel görevlendirme sürecini tamamlayacak. Akabinde de vatandaşlarımız burada aile hekimlerinden hizmetlerini alıyor olacaklar. Ben tekrar hayırseverimize teşekkür ediyorum. Hayırseverlerimiz şehrimiz adına çok kıymetli. Dolayısıyla Selçuk Armağan ailesine çok teşekkür ediyorum. Buradan hizmet alanlardan da hayır duasını alacaklar.
39 yaşındaki şahsın ölümünde ’doktor ihmali’ iddiası
09 Aralık 2025 Salı - 14:54 39 yaşındaki şahsın ölümünde ’doktor ihmali’ iddiası Tekirdağ’ın Çerkezköy ilçesinde 39 yaşındaki Yunus Çınar, iddiaya göre kendisini tedavi eden doktorun 12 parmak bağırsağını kesmesi sonucu hayatını kaybetti. Acılı anne ve eş, olayla ilgili suç duyurusunda bulundu. Yaşananlarla ilgili konuşan Yunus Çınar’ın eşi Kübra Çınar, eşinin ihmaller sonucu hayatını kaybettiğini iddia ederek, "Yaklaşık 45 gün önce eşimi kaybettim. Eşim burada özel bir hastanede mide fıtığı ameliyatı oldu. Ameliyat sonrasında çıkmayı beklerken doktor C.Ç. tarafından sürekli oyalanarak bekletildik. Doktor beşinci gün eşimin durumunun kötü olduğunu ve tekrar ameliyata alınması gerektiğini söyledi, biz de kabul ettik. Tekrar ameliyata alındıktan sonra bizden habersiz entübe edilerek yoğun bakıma yatırıldı. Yoğun bakım sonrası biz sevk istedik fakat gerekli olmadığını belirtti. Biz gidişatın iyi olmadığını düşünerek İstanbul’da biz özel hastaneye sevk ettirdik. Burada yapılan tetkiklerde 12 parmak bağırsağının delik olduğunu söylediler. Doktor, bunu bizden gizlemiş. İstanbul’da özel hastanede sayısız ameliyata girdi. Çünkü bu bağırsaktan sızan asitler eşimin tüm organlarını çürütmüş. Doktor C.Ç., Antalya’da özel bir hastanede tekrar işe başlamış. Başka insanların canı yanmasın. Sağlık Bakanlığı’nın bu dosyaya soruşturma izni vermesini istiyoruz. Bize verilen evraklarda sayısız değişiklikler yapılmış. Doktor C.Ç., teşhiste önce sadece reflü hastalığı yazmıştı. Biz diğer hastaneye sevk olduktan sonra e-Nabız’a girerek abimin akut böbrek yetmezliği, albumin anormalliği, sıvı elektrolit uyuşmazlığı şeklinde 3 hastalık daha eklenmiş. Biz bu doktorun gereken cezayı almasını, başka canların yanmamasını istiyoruz. Sağlık Bakanlığı’nın bu konuyu araştırmasını istiyoruz. Biz kendi araştırmalarımızda Çerkezköy’deki bir diğer özel hastanede de bir hastanın ölümüne sebep olduğunu öğrendik" dedi. "Sağlık Bakanlığı’ndan soruşturma izni talep ediyoruz" Konuyla ilgili suç duyurusunda bulunduklarını ifade eden Kübra Çınar, "Suç duyurusunda bulunduk. Sağlık Bakanlığı’na şikayetlerimizi yaptık. Dediğim gibi bunun bir süreç olduğunu söylediler ve Sağlık Bakanlığı’ndan onay gelmesini bekliyorlar. Biz de sesimizi duyurmak istedik" diye konuştu. "Başka canlar yanmasın" Anne Nezahat Çınar ise, "Doktorların ikisi de bu durumu biliyordu. Üstünü kapattılar, söylemediler. Çocuğumu yoğun bakıma attılar. Götürtmediler bizi başka hastaneye çünkü bu durumu biliyorlardı. ‘Çocuğun savaşmıyor’ diyorlardı. Bağırsakların delindiğini söylediler yeni doktorda. Bu C.Ç.’nin bilgisi vardı. ’Bilmiyorum’ diyordu bize ama gencecik yaşta oğlumun canına kıydılar. Bunların bu meslekten ekmek yememesi lazım. T.S. ve C.Ç., durumu kapatmaya çalıştılar. Burda çok hatası varmış. Burda başka hastanede de hatası olmuş. Gittiği hastanelerde insanları öldürüyorlar. Benim çocuğum hayatının baharındaydı, 2 çocuğu vardı, eşi var idi. Başka insanların canı yanmasın. İşi var idi, gücü var idi. Kaç tane ameliyat geçirdi çocuğum, bir tane ameliyatta hayatını kaybetti. Sağlık Bakanlığı’ndan rica ediyorum. Bunlar yargılansın. 1986 doğumluydu. Daha 39 yaşında melek gibi bir çocuktu. Bu doktorların can yakmamasını istiyorum. Ben acı çekiyorum, başkaları çekmesin. Şimdi Antalya’ya gitmiş. Orada biz özel hastanede görev vermişler. Kaç tane can yakmış? Araştırın" dedi.