Son Dakika
|
Öldüresiye darp edilen tekel bayii işletmecisi yaşadığı dehşeti anlattı
Bağcılar’da çatışmada yaralanan bekçi şehit oldu
İstanbul’da ’polis’ yalanıyla dolandırıcılık yapan şüpheliler yakalandı
Sanatçı Volkan Konak son yolculuğuna uğurlandı
Fiat-Tofaş otomobil hurdaya döndü, 23 yaşındaki genç hayatını kaybetti
Fenerbahçe - Galatasaray maçının VAR’ı Pascal Müller oldu
Avcılar’da tekel bayisinde sopalı haraç kavgası
Emekli ikramiyesi fark ödemeleri yarın başlıyor
Rusya’dan Ukrayna’ya saldırı: 1 ölü
Bağcılar’da kimlik kontrolündeki şahıslar bekçilere ateş açtı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Pakistan’s Historic Saidpur Village Through Time and Transformation
ABD’de Columbia Üniversitesi’nde zincirli protesto
Myanmar’a yardıma giden Türk ekip 1 kişiyi daha enkaz altından kurtardı
Elon Musk'ın Trump hükümetindeki görevinden ayrılacağı iddia edildi
New York Belediye Başkanı Eric Adams hakkındaki yolsuzluk davası düştü
Boykot çağrısı tarihi çarşılarda karşılık bulmadı
Japonya açıklarında 6.2 büyüklüğünde deprem
Bağcılar’da çatışmada yaralanan bekçi şehit oldu
SAĞLIK
Otizmde erken tanı çocukların gelişiminde son derece önemli
02 Nisan 2025 Çarşamba - 17:27:45
Ailelerin erken fark ederek otizm tanısı konulan çocukların tedavi ile düzebileceklerini ifade eden uzmanlar, erken teşhis ve tedaviyle hastalığı geriye çevirebildiklerini belirtti. Medicana Konya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doktor Hikmet Akbulut, Dünya Otizm Farkındalık Günü’nün hastalığın tanınması ve farkındalık oluşturması amacıyla ilan edildiğini söyleyerek, "İlk olarak 1940’lı yıllarda tanımlanan bu hastalık Birleşmiş Milletler tarafından 2 Nisan’da Dünya Otizm Farkındalık Günü olarak ilan edilmiş. Bundaki en temel sebep otizmin tanınması ve farkındalık oluşturulması. Otizm nörogelişimsel olarak bir hastalık. Bu hastalıkta erken teşhis ve tedavi yaparak hastalığı geriye çevirebiliyoruz. Özellikle annelerimiz bu hastalıklı olan çocukları ‘kendi halinde, iyi huylu, herhangi bir huzursuzluğu olmayan ancak yaşıtlarıyla uyumsuz davranan, sürekli aynı cisimlerle ilgilenen, dönen cisimlerin etrafında dolanan ya da kendi etrafında dönme gibi durumları olan, dil gelişiminde sorunlar olan’ olarak tanımlıyor. Böyle çocukları biz muayenemizde fark edebiliyoruz. Ama fark etmemiz için de bu çocukları görmemiz gerekiyor" dedi. "Eğitime başlanması çocuklarda bu şikayetlerin geri gelmesini ve sağlıklı bireyler olarak yetişmesini sağlıyor" Rutin kontrollerle gelen çocukları takip ettiklerini ifade eden Uzm. Dr. Akbulut, "Rutin kontrollere gelen çocuklarda hem boy kilo gelişimi hem de nörolojik gelişimlerini takip ediyoruz. Nörolojik gelişimlerde geriliği olan çocuklar bizim için çok önemli bir hal alıyor. Bu çocukları biz çocuk psikiyatristlerinin yanı sıra çocuk nöroloji doktorlarına da yönlendiriyoruz. Çocuk psikiyatri doktorlarının yaptığı bazı testler, nöroloji doktorları tarafından yapılan bazı tetkiklerle beraber tanı konulduğu dönemde özellikle ilk 3 yaşta eğitime başlanması çocuklarda bu şikayetlerin geri gelmesine ve sağlıklı bireyler olarak yetişmesini sağlıyor. Bu nedenle mutlaka ailelerimiz çocuklarını erkenden muayeneye getirmeli. Ailelerimiz özellikle çocuklarında bir farkındalık seziyorsa, yaşıtlarıyla uyumlu değilse, gerekli dönemde konuşamıyorsa, sürekli belirgin hareketleri varsa ve yaşıtlarına göre bir gerilik varsa çocuklarda mutlaka çocuk hekimine başvurup gerekiyorsa da çocuk psikiyatrilerine, çocuk nöroloji doktorlarına yönlendirilmesini istemeliler. Bize başvuran çocuklarda bir problem var mı ona bakıyoruz. Varsa da çocuk psikiyatristlerine, çocuk nöroloji hekimlerine yönlendirerek gerekli tedavinin erken yaşta başlamasını ve özel eğitimler alınmasını sağlıyoruz. Özel eğitim olarak Konya’da SOBE kurumu var. SOBE kurumu bu konuda çok başarılı. Biz de böyle çocuklar gördüğümüzde çocuk psikiyatristlerine yönlendirdiğimizde eğer özel eğitim almaları gerekiyorsa SOBE ile iş birliği halindeyiz" şeklinde konuştu.
02 Nisan 2025 Çarşamba - 17:24
Otizmde erken tanı çocukların gelişiminde son derece önemli
Ailelerin erken fark ederek otizm tanısı konulan çocukların tedavi ile düzebileceklerini ifade eden uzmanlar, erken teşhis ve tedaviyle hastalığı geriye çevirebildiklerini belirtti. Medicana Konya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doktor Hikmet Akbulut, Dünya Otizm Farkındalık Günü’nün hastalığın tanınması ve farkındalık oluşturması amacıyla ilan edildiğini söyleyerek, "İlk olarak 1940’lı yıllarda tanımlanan bu hastalık Birleşmiş Milletler tarafından 2 Nisan’da Dünya Otizm Farkındalık Günü olarak ilan edilmiş. Bundaki en temel sebep otizmin tanınması ve farkındalık oluşturulması. Otizm nörogelişimsel olarak bir hastalık. Bu hastalıkta erken teşhis ve tedavi yaparak hastalığı geriye çevirebiliyoruz. Özellikle annelerimiz bu hastalıklı olan çocukları ‘kendi halinde, iyi huylu, herhangi bir huzursuzluğu olmayan ancak yaşıtlarıyla uyumsuz davranan, sürekli aynı cisimlerle ilgilenen, dönen cisimlerin etrafında dolanan ya da kendi etrafında dönme gibi durumları olan, dil gelişiminde sorunlar olan’ olarak tanımlıyor. Böyle çocukları biz muayenemizde fark edebiliyoruz. Ama fark etmemiz için de bu çocukları görmemiz gerekiyor" dedi. "Eğitime başlanması çocuklarda bu şikayetlerin geri gelmesini ve sağlıklı bireyler olarak yetişmesini sağlıyor" Rutin kontrollerle gelen çocukları takip ettiklerini ifade eden Uzm. Dr. Akbulut, "Rutin kontrollere gelen çocuklarda hem boy kilo gelişimi hem de nörolojik gelişimlerini takip ediyoruz. Nörolojik gelişimlerde geriliği olan çocuklar bizim için çok önemli bir hal alıyor. Bu çocukları biz çocuk psikiyatristlerinin yanı sıra çocuk nöroloji doktorlarına da yönlendiriyoruz. Çocuk psikiyatri doktorlarının yaptığı bazı testler, nöroloji doktorları tarafından yapılan bazı tetkiklerle beraber tanı konulduğu dönemde özellikle ilk 3 yaşta eğitime başlanması çocuklarda bu şikayetlerin geri gelmesine ve sağlıklı bireyler olarak yetişmesini sağlıyor. Bu nedenle mutlaka ailelerimiz çocuklarını erkenden muayeneye getirmeli. Ailelerimiz özellikle çocuklarında bir farkındalık seziyorsa, yaşıtlarıyla uyumlu değilse, gerekli dönemde konuşamıyorsa, sürekli belirgin hareketleri varsa ve yaşıtlarına göre bir gerilik varsa çocuklarda mutlaka çocuk hekimine başvurup gerekiyorsa da çocuk psikiyatrilerine, çocuk nöroloji doktorlarına yönlendirilmesini istemeliler. Bize başvuran çocuklarda bir problem var mı ona bakıyoruz. Varsa da çocuk psikiyatristlerine, çocuk nöroloji hekimlerine yönlendirerek gerekli tedavinin erken yaşta başlamasını ve özel eğitimler alınmasını sağlıyoruz. Özel eğitim olarak Konya’da SOBE kurumu var. SOBE kurumu bu konuda çok başarılı. Biz de böyle çocuklar gördüğümüzde çocuk psikiyatristlerine yönlendirdiğimizde eğer özel eğitim almaları gerekiyorsa SOBE ile iş birliği halindeyiz" şeklinde konuştu.
02 Nisan 2025 Çarşamba - 14:43
Kalp krizinden korunmanın yolları
Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, kalp krizinden korunmanın yollarına değinirken, kalp damarlarında yağlı plak oluşumunu kolaylaştıran 7 faktörü de açıkladı. Kalp krizleri genellikle kalbi besleyen koroner damarlarda oluşan yağlı plakların üzerinde milimetrik yırtılmaların oluşması ve saniyeler içinde üzerinde pıhtı birikerek damarı tıkaması sonucu görülür. Hemen teşhis konulamazsa öldürücü olabilir. Liv Hospital Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, kalp kriziyle ilgili bilinmesi gerekenleri anlattı. Göğüste baskı tarzında bir ağrı hissedildiğinde mutlaka doktor kontrolü, EKG ve kalp enzimi ismi verilen kan testleri ile teşhisin kesinleştirilmesi gerektiğini aktaran Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, "Kalp krizi kesinleştiğinde acil olarak koroner anjiyografi yapılması ve tıkanan damarın balon ve stent yöntemi ile hızla açılması hayat kurtarır" dedi. ’’Haftada 5 gün yarım saat yürüyüş ’’ Yürüyüş yapmanın önemine değinen Prof. Dr. Çatakoğlu, ’’Yapılan araştırmalara göre insanların yaklaşık üçte biri hareketsiz bir yaşam sürüyor. Oysa haftada iki buçuk saat aktivite ile kalp hastalıkları azaltılabilir. Yani haftada 5 gün yarım saat yürüyüş yapmak, bisiklete binmek veya yüzmek kalp damarlarının yağlanmasına engel olacaktır’’ diye konuştu. ’’Her gün 1 porsiyon sebze şart ’’ Her gün 1 porsiyon sebze yenilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Çatakoğlu, ’’Modern hayatta hızlı gıda tüketimi ile az yiyerek çok kalori alınıyor. 20 yıl öncesiyle kıyaslandığında içilen kahve veya öğle yemeğinde hızlı tüketilen gıdalarda kalori oranları en az iki kat arttı. Bu nedenle daha kolay kilo alınıyor. 50 yaşın üzerindeki insanların yaklaşık yüzde 70’inin kilolu olduğu biliniyor. Buna engel olmak için doğru gıdaları tercih etmek ve porsiyonları küçültmek gerekiyor. Sebzeyi gıdaların merkezine yerleştirilmeli ve her gün mutlaka 1 porsiyon sebze tüketilmelidir’’ şeklinde konuştu. ’’Sigara içmeyin’’ Prof. Dr. Çatakoğlu, ’’Sigara içenler kalp krizi nedeniyle içmeyenlere oranla 2-3 kat daha fazla ölüm riski ile karşı karşıya. Sadece bıraktıktan sonra 1 yıl içinde bile kalp krizi geçirme ihtimali yarı yarıya azalıyor’’ dedi. ’’Tansiyonunuz varsa hekim kontrolünü ihmal etmeyin’’ Tansiyona dikkat çeken Prof. Dr. Çatakoğlu, ’’Yüksek tansiyonu olanlarda kalp hastalıkları ve kalp krizi riski belirgin olarak artar. 50 yaş ve üzerindeki her 3 kişiden birinde yüksek tansiyon vardır. Teşhis netleştiğinde tansiyonu normalleştirecek ilaçların başlanması kalp hastalığı ihtimalini azaltır. Günlük tuz kullanımını azaltmak, tansiyonu kontrol etmek ve oluşmasını engellemek için en pratik önlemlerden biridir’’ ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Çatakoğlu, Kalp damarlarında yağlı plak oluşumunu kolaylaştıran 7 önemli faktörü şöyle açıkladı: ’’Sigara, şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon, genetik öykü, hareketsiz yaşam ve sağlıksız beslenme. Bu risk faktörlerinin kontrol altına alınması ile kalp hastalıklarının yaklaşık yüzde 80’ini önlemek mümkün olabilir.’’
02 Nisan 2025 Çarşamba - 14:32
Koku halüsinasyonları nörolojik ve psikiyatrik hastalıkların işareti olabilir
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Esra Acıman Demirel, koku halüsinasyonlarının bir çeşit koku bozukluğu olduğunu belirtti. Demirel, olmayan bir kokuyu algılama, mevcut kokuyu farklı hissetme veya kötü koku algılama şeklinde ortaya çıkan bu durumun, birçok sebebe bağlı olarak gelişebileceğini ifade etti. Doç. Dr. Demirel, koku bozukluklarının tek veya her iki burunda hissedilebileceğini ve çok çeşitli sebeplerle ortaya çıkabileceğini söyledi. Kulak-burun-boğaz hastalıkları, nörolojik ve psikiyatrik nedenlerin bu duruma yol açabileceğini belirten Demirel, bu bozukluğun multidisipliner bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini vurguladı. Koku bozukluğunun, öncelikle kulak burun boğaz uzmanları tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirten Demirel; burun iltihapları, burun polipleri, COVID-19 gibi viral enfeksiyonların yanı sıra tümörler ve psikiyatrik hastalıkların da koku halüsinasyonlarına yol açabileceğine dikkat çekti. Demirel, "Koku halüsinasyonları bir çeşit koku bozukluğudur. Olmayan bir kokuyu algılama, var olan kokuyu farklı algılama ya da kötü koku algılama şeklinde isimlendirilmektedir. Koku bozuklukları tek bir burunda da hissedilebilir, iki burunda da hissedilebilir ve bunun birçok sebebi var. Kulak-burun-boğaz hastalıklarına bağlı olabilir, nörolojik ve psikiyatrik nedenler ile karşımıza gelebilir. Bu nedenle ayrıntılı bir şekilde multidisipliner olarak ele alınması gereken bir bozukluktur. Biz öncelikle mutlaka kulak burun boğaz hekimi tarafından muayenesini istiyoruz. Burunda bir iltihap, burunda polip, burun enfeksiyonu, COVİD gibi viral enfeksiyonlar sonrası görülebiliyor. Yine burun içerisinde yabancı bir cisim, burnun üst tarafındaki bir tümör buna sebep olmakta. Yine birçok psikiyatrik hastalık, kokuyu, farklı algılama, olmayan bir kokuyu algılama şeklinde karşımıza gelebilir. Örneğin şizofreni hastalığı gibi psikiyatrik hastalıkların bu açıdan ele alınması gerekiyor" dedi. "Beyin tümörü ya da koku sinirini tutan tümörlerde de koku bozukluğu oluşuyor" Hastalardan gelen en yaygın şikayetlerin çürümüş meyve, kokmuş sebze, bayat yemek ve tuvalet kokusu şeklinde olduğunu ifade eden Demirel, "Nörolojik açıdan migren atağı sırasında da koku bozukluğu görebiliyoruz ya da öncesinde aura dediğimiz baş ağrısı başlamadan önceki durumlarda görebiliyoruz. Epileptik nöbetler sırasında ya da epileptik nöbet öncesi aura dediğimiz durumlarda da koku bozuklukları görmekteyiz. Yine Parkinson hastalığı gibi nörodejeneratif hastalıklarda da koku bozuklukları görülmekte. Bununla birlikte beyin tümörü ya da koku sinirini tutan tümörlerde de koku bozukluğu gözlenmekte. Çürümüş meyve kokusu, kokmuş sebze kokusu, kokmuş yemek kokusu ya da tuvalet kokusu geldiğini söyleyen hastalar var. Baş ağrısı öncesinde bizim aura dediğimiz tabloda görülüyor. Önce hasta kötü bir koku duyduğunu belirtiyor, bahsettiğim kokular, sonrasında hastanın baş ağrısı atakları başlayabiliyor. Yine epileptik nöbetler bu şekilde başlayabiliyor. Nöbet öncesinde hasta kötü bir koku duyuyorum, sonrasında nöbet geçiriyorum diye karşımıza gelebiliyorlar" ifadelerine yer verdi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
02 Nisan 2025 Çarşamba- 11:42
‘Kanserle mücadelede bitkisel ürünlerden kaçının’
2
11 Temmuz 2022 Pazartesi- 12:42
Uyanık hastaya beyin tümörü ameliyatı gerçekleştirildi
3
30 Mart 2025 Pazar- 12:32
Uzman diyetisyen Uç: "Ramazan’dan sonra aşırı tüketimden uzak durularak dengeli ve sağlıklı beslenilmeli"
4
02 Nisan 2025 Çarşamba- 07:55
Doğadan toplanan mantarlara dikkat
5
29 Mart 2025 Cumartesi- 10:38
KOAH hastası 4. kez solunum cihazından çıktı, hayata 5. kez ’merhaba’ dedi
02 Nisan 2025 Çarşamba - 09:39
EUS kanser teşhisinde detaylı görüntüleme sağlıyor
Endoskopik Ultrasonografi (EUS) sindirim organları tutan hastalıkların karakterize edilmesi ve sindirim kanserinin nerede yerleştiğinin, nerelere yayıldığının ya da vücutta diğer organların etkilenip etkilenmediğinin tanımlanmasında milimetrik seviyede değerlendirme imkanı sunuyor. Bursa Hayat Hastanesi’nden Uzm. Dr. Sami Evirgen, EUS’un kanser hastaları için evreleme aşamasında hayati öneme sahip olduğunu kaydetti. Yağ dokusu, cilt kalınlığı ve bağırsaktaki gaz gibi nedenlerden dolayı yetersiz kalan birçok cihazın Endoskopik Ultrasonografi (EUS) ile kolaylıkla görüntüleme yapılabildiğini kaydeden Bursa Hayat Hastanesi’nden Uzm. Dr. Sami Evirgen, "Normal USG cihazı ile karın bölgesinden yapılan incelemelerde genelde USG cihazı ile incelenmesi planlanan sindirim organları arasında yağ dokusu, cilt kalınlığı ve bağırsaktaki gaz gibi nedenlerle net görüntü sağlanması engelleyen etmenlerle karşılaşılabilmektedir. EUS cihazı ile bu engeller saf dışı edilerek ayrıntılı görüntü elde edilebilmektedir. Ayrıca BT ve MR gibi kesitsel incelemelerde bazı durumlarda kanser evrelemesinde yetersiz kaldığı görülmüştür. Bu amaçla da böyle bir cihazın geliştirilmesi sindirim kanserlerinin tanı ve tedavisinde çığır açmıştır" dedi. EUS’un kanser hastaları için hayati öneme sahip evreleme aşamasında önemli rol oynadığını kaydeden Uzm. Dr. Evirgen, "Yemek borusu, mediasten dediğimiz göğüs boşluğu, mide, on iki parmak bağırsağı, karaciğer, safra kesesi ve safra yolları, pankreas ve rektum kanserlerinin evrelemesinde, kanser derinliğinin değerlendirmesinde, damar ve lenf bezi tutulumlarını tespit etmede değerlidir. Çünkü kanser hastalarına öncelikli olarak hangi tedavinin (kemoterapi veya cerrahi tedavisi) verileceğine karar vermek için evreleme çok önemlidir. Ayrıca akut veya kronik pankreatit hastalığının komplikasyonu olarak ortaya çıkan karın içi dev kistlerin (psödokist) tanı ve tedavisinde veya tesadüfi olarak belirlenen pankreas kistlerinin tanısı ve takibinde kullanılmaktadır. Ayrıca mide çıkışını daraltan sindirim tümörlerinin sebep olduğu şiddetli kusma ve beslenme bozukluğunun tedavisinde mide ile bağırsak arasına metal stent takılarak darlık by-pass edilip tedavi sağlanabilmektedir" ifadelerini kullandı. Uzm. Dr. Evirgen konuşmasına şöyle devam etti: "Organları tutan infiltratif hastalıklar (kronik karaciğer hastalıkları tanısı için) ve değerlendirilebilen her sindirim organın kanser evrelemesi ve doku tanısı konabilmesi için kullanılır. Ayrıca sindirim sisteminde yemek borusu, mide, ince bağırsaklarda görülebilen subepitelyal lezyonlarının teşhisi ve tedavi planlamasında da kullanılmaktadır. Anestezi altında sedasyon dediğimiz derin uyutma olmadan 30 dakika ile 1 saat arası sürebilen bir işlemdir. Endoskopi ünitesinde genelde yapılmakta ve aynı gün herhangi bir komplikasyon olmazsa eve taburcu edilebilmektedir. Normal gastroskopi işlemi için gerekli olan 8 saatlik açlık yeterlidir. Mediasten lezyonları ve pankreas kistlerinin biyopsisi planlanan hastalarda işlem öncesi antibiyotik kullanımı önerilebilmektedir. Ayrıca kan sulandırıcı kullanan hastalarda biyopsi gerekli olabilir ise işlem öncesi kan sulandırıcıları ilgili branşın (kardiyoloji veya nöroloji hekimlerinin önerileriyle) kesilmesi gerekebilir." Teşhise dair hedefler EUS yapılan biyopsi yapılmayan hastalarda genelde ciddi bir yan etki görülmediğini belirten Uzm. Dr. Evirgen, "EUS eşliğinde biyopsi yapılanlarda düşük de olsa her işlemde olduğu hayatı tehdit edici komplikasyonlar (yüzde 0.1-0.8 oranında) gelişebilmektedir. Kanama, enfeksiyon, perforasyon, karın ağrısı, özellikle pankreas biyopsisi sonrası pankreas iltihabı ve anesteziye bağlı yan etkiler en sık (yüzde 0-2.5 oranında) görülenleridir" dedi.
02 Nisan 2025 Çarşamba - 07:55
Doğadan toplanan mantarlara dikkat
Doğada kendiliğinden yetişen mantarları bilinçsizce tüketenlerin yaşadığı zehirlenmelere dikkat çeken uzmanlar, "Bilinçsiz mantar tüketimi öldürüyor" dedi. İlkbahar ayıyla birlikte yaygınlaşan zehirli mantara dikkat çeken uzmanlar, "Doğada yetişenler yerine, marketlerde bakanlık onaylı taze kültür mantarları tüketilmelidir" uyarısında bulundu. Erzincan’da baharla birlikte doğada yetişmeye başlayan mantarlara ilginin çok olduğunu kaydeden uzmanlar, şu açıklamada bulundu: "Türkiye’de doğada yetişen yaklaşık 40 farklı yenilebilir mantar türü var. Ülkemizde yaklaşık 100 kadar zehirli mantar türü de vardır. Bunların birkaç tanesi şiddetli zehirlenme sonucu ölüme neden olma ihtimali yüksek mantarlardır. Zehirsiz ve zehirli mantarların kesin ayırıcı özellikleri yoktur. Zehirli ve zehirsiz mantarlar arasındaki farklar sadece dış görünüşle belirlenemez. Birbirine çok benzeyen mantar çeşitlerinden biri zehirli iken diğeri yenebilir olabilir. Mantardan kaynaklı zehirlenmeler özellikle yağışların bol olduğu mevsimlerde daha çok görülüyor. Mantar zehirlenmeleri özellikle nemli ve yağışlı bölgelerde bahçe ve açık alanlardan toplanıp kolayca tüketilmesi nedeniyle belli dönemlerde sık rastlanılmaktadır. Mantarların özellikle yabani türlerinin tüketilmesi halinde başta gastrointestinal sistem olmak üzere merkezi sinir sistemi (MSS) karaciğer ve böbrekler üzerinde toksik etkilerin oluşabilmektedir. Doğal alanlarda yetişen ve yapısında zehirli madde bulunan şapkalı mantarların, taze kurutulmuş veya konserve olarak çiğ ve pişirilerek yenmesi sonucunda gelişen ve ölümle de sonuçlanabilen ciddi zehirlenmelerdir. Mantar zehirlenmelerinin çok basit bir şekilde önlenebilecek bir zehirlenme tipi olup zehirlenmenin engellenmesindeki tek çare de doğal alanlarda yetişen mantarların kesinlikle yenmemesi. Bunun yerine kültür mantarları tercih edilebilir" Mantar yedikten sonra belirtilerden bir veya birkaçının görülmesi durumunda mutlaka zaman kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak gerektiğine değinen uzmanlar, "Mantar zehirlenmelerini tedavi etmek için uygulanabilecek genel bir tedavi yöntemi yoktur. Mantarın türü, yenen mantar miktarı, pişirme şekli, yeme şekli, mantarın toplandığı yer ve mantarı yiyen kişinin fiziksel özelliklerine göre zehirlenme derecesi değişmektedir. Zehirlenme belirtilerine sebep olan mantarların yenmesi durumunda, sersemlik, uykuya meyil, tansiyon düşüklüğü, bulanık görme, yüz ve boyunda kızarma, nabızda artış, ağızda metal tadı, bulantı ve kusma, terleme görülebilir. Mantarda bulunan zehirli maddenin özelliğine göre, yendikten 6 saat sonra gelişebilen zehirlenme belirtileri ise bulantı, kusma, ishal, ateş, nabız atışıyla daha sonra karaciğer ve böbrek bozukluklarıyla bu organların bozukluklarına bağlı belirtiler şeklindedir. Sonuçta koma ve ölüm de söz konusu olabilmektedir" ifadelerini kullandı.
01 Nisan 2025 Salı - 18:45
Memur-Sen İzmir İl Başkanı Yılmaz, sağlık çalışanları ile bayramlaştı
Memur-Sen İzmir İl Başkanı ve Sağlık-Sen İzmir 1 Nolu Şube Başkanı Gencer Yılmaz, Ramazan Bayramı dolayısıyla ziyaret ettiği Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesi ve Kemalpaşa Devlet Hastanesi’nde sağlık çalışanları ile bayramlaştı. Ramazan Bayramı dolayısıyla İzmir’de bayramlaşma programları devam ediyor. Bu kapsamda Memur-Sen İzmir İl Başkanı ve Sağlık-Sen İzmir 1 Nolu Şube Başkanı Gencer Yılmaz, sağlık çalışanlarının bayramlarını kutlayıp, personellerin sorunlarını da dinledi. Sağlık çalışanlarının her zaman özveri ile çalıştıklarını vurgulayan Yılmaz, "Öncelikle belirtmek isterim ki sağlık çalışanları her zaman devletine ve milletine hizmet etmek, her şartta ve her daim hazır beklemektedirler. İşte bu bayramda da sizlerinde gördüğü üzere arkadaşlarımız görevlerini eksiksiz olarak yerine getirmektedir. Tabiki sağlık çalışanlarımızın sorunları vardır. Bizler bu sorunları hükümet yetkililerimizle görüşüp çözüme kavuşturulması noktasında çalışmalar yapmaktayız. İnanıyorum ki daha iyi şartlarda hizmet vermeleri için bulunduğumuz girişimler dün olduğu gibi bundan sonra da sonuçsuz kalmayacaktır. Ben bu vesile ile başta tüm sağlık çalışanları ve Memur-Sen ailesi olmak üzere aziz milletimizin Ramazan Bayramını tebrik ediyorum" dedi. Yılmaz açıklamasının ardından sağlık çalışanlarına bayram şekeri ikram edip, bayramlarını tebrik ederek görevlerinde kolaylıklar ve başarılar diledi.
01 Nisan 2025 Salı - 15:54
Anadolu Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Altıntaş, fitoterapi ile ilgili merak edilenleri anlattı
Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden Prof. Dr. Ayhan Altıntaş, fitoterapi üzerine değerlendirmelerde bulundu. Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Altıntaş, bitkisel tedavilerle ilgili açıklamalarda bulundu. Fitoterapi üzerine bilimsel temeller ve doğru kullanım hakkında bilgi veren Altıntaş, açıklamalarında fitoterapinin uygulama alanlarına ve dikkat edilmesi gereken noktalara değindi. Fitoterapi uzman kontrolü gerektirir Prof. Dr. Ayhan Altıntaş, "Fitoterapi, bitkisel kaynaklı ilaçlarla tedavi yöntemidir, ancak yan etkileri olabilir ve ilaçlarla etkileşime girebilir" diyerek bitkisel tedavi yöntemlerinin uzman denetimi altında uygulanması gerektiğine vurgu yaptı. Fitoterapinin dünyadaki durumuna da değinen Altıntaş, "Tarih boyunca insanlar, bitkiler ve hayvanlardan faydalanarak tedavi yöntemleri geliştirdi. Günümüzde, özellikle son otuz yılda, doğal ve ekonomik avantajları nedeniyle fitoterapi yaygın olarak kullanılıyor. Çin ve Hindistan gibi geleneksel tıp sistemlerine sahip ülkelerde bitkilerle tedavi oldukça ilgi gören bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Bu sistem Avrupa’da da bilimsel olarak kabul gördü ve Almanya gibi ülkelerde etkin tedavi yöntemleri arasında yer aldı. Bu kapsamda fitoterapi, Avrupa Birliği ülkelerinde önemli bir sağlık alanı hâline geldi" dedi. Fitoterapinin Türkiye’deki durumu Altıntaş, fitoterapinin Türkiye’deki durumuyla ilgili de şunları söyledi: "Türkiye, bitki çeşitliliği bakımından son derece zengin bir ülkedir. Ancak bu alanda yeterli kontrol mekanizmaları bulunmuyor. Sağlık Bakanlığı onaylı bitkisel ilaç sayısı oldukça düşükken, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından onaylanan ürün sayısı oldukça fazladır." Bitkisel ürünler dozunda kullanılmalı Bitkisel ürünlerin bilinçsiz kullanımının ciddi sağlık riskleri taşıdığını da belirten Altıntaş, "İnsanlar güzelleşme, zayıflama, saç dökülmesini önlemek veya bazı sağlık sorunlarını tedavi etmek amacıyla bitkisel ürünlere yöneliyor. Ancak piyasadaki birçok ürün standartlara uygun değildir ve ciddi sağlık riskleri oluşturabilir. Bitkisel ürünler zararsız gibi görünse de sentetik ilaçlarla veya diğer bitkisel ürünlerle etkileşime girebilir. Bu nedenle bitkisel ürünler bilinçsizce kullanılmamalı, uzmanların önerdiği dozda tüketilmelidir. Ayrıca, bu alanda hizmet veren uzmanların da yeterli eğitime sahip olmaları gerekir." "Bitkilerle hayat, bitkisel hayat olabilir" Anadolu Üniversitesi’nin fitoterapi yüksek lisans programı ile sağlık profesyonellerini yetiştirdiğini belirten Altıntaş, "Anadolu Üniversitesi, Türkiye’de ilk fitoterapi yüksek lisans programını başlatan ve bu alanda uzmanlar yetiştiren bir üniversitedir. Fitoterapi bilinçsiz kullanıldığında ciddi sağlık riskleri oluşturabilir. Özellikle kronik hastalığı olanlar, organ nakli geçirenler ve kanser hastaları bu ürünleri doktor kontrolü olmadan kullanmamalıdır. Bitkisel ürünler bağışıklık sistemini güçlendirdiği için bazı hastalıkları kötüleştirebilir veya tıbbi tedaviyi etkisiz kılabilir. Geleneksel yöntemlerle bitki kaynatıp içmek yerine, eczacılık standartlarına uygun, doğru dozda üretilmiş ürünler tercih edilmelidir. Bilinçsiz bitkisel tedavi yöntemleri, bilimsel temelden uzak olup insan sağlığını riske atabilir. Fitoterapi, bilimsel kurallara ve etik ilkelere uygun olarak uygulanmalıdır." dedi.
01 Nisan 2025 Salı - 15:27
"Altın embriyo" ile anne oldu
Kayseri’de annelik özlemi çeken ve ameliyatlar geçiren kadın, Kayseri Şehir Hastanesi’nde gördüğü 1 yıllık tedavinin ardından ilk denemede yapılan ’altın embriyo’ denilen tek yumurta transferi anne olmanın heyecanını yaşadı. Kayseri’de rahminde bulunan irili ufaklı miyomlar (kansersiz iyi huylu tümörler), yumurtalık yetmezliği ve erken menopoz teşhisi konulan ve daha önce anne olmak için 2 ameliyat geçiren kadın Kayseri Şehir Hastanesi’ne başvurdu. Burada Tüm Bebek Ünitesi’nde tedavi altına alınan kadından, 1 yıllık tedavi sürecinin ardından 1 tane embriyo elde edildi. ’Altın yumurta’ adı verilen yumurta transferi ile ilk denemede hamile kalan kadın, hayatının mutluluğunu yaşadı. Gebelik sürecini de takip eden doktorlar, 37’inci haftada sağlıklı bir şekilde doğan erkek çocuğunu annenin kucağına verdi. Süreç hakkında bilgiler veren Kayseri Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği Tüp Bebek Ünite Sorumlusu Doç. Dr. İlknur Çöl Madendağ, "Hastamız 30 yaşında ve yaklaşık 5-6 yıllık çocuk özlemi ile bize başvurmuştu. Daha önce gittiği farklı merkezlerde rahminde irili ufaklı çok sayıda miyomlar ve rahime baskı yapan miyomlar nedeniyle 2 kez ameliyat geçirmişti. Bütün bu faktörler bizim için negatif faktörlerdir. Hastamız bize başvurduğunda erken menopoz denilen yumurtalık yetmezliği, aşırı derecede zayıflığını tespit ettik. Aynı zamanda tiroid fonksiyon bozukluğu ve hiper tiroidi nedeniyle yaklaşık 40 kiloydu. Öncelikle bütüncül yaklaştık ve hiper tiroid bozukluğunu düzelttik. Arkasından yumurtalığı ile ilgili destek tedavilerini verdik. Rahmindeki irili ufaklı miyomların rahim iç duvarına baskı yapıp yapmadığını tespit edip gerekli rahim duvarını hazırlığını yaptık. Yaklaşık 1 yıl içerisinde tedavilerini düzenleyip gebelik sonucuna ulaştık. Hastamızın verdiğimiz ciddi tedaviler sonrasında sadece 1 tane embriyosunu elde edebildik ve altın yumurta denilen tek yumurta transferi ile ilk denemede gebelik haberini müjdelik. Tüm gebeliğini ünitemizde takip ettik. Bu arada rahim ağzı boyunun kısalması, bebeğin kilo alımında beklenenden az faktörler gibi ciddi sorunlarla da karşılaştık. Sıkı takip ve ardından 37’inci haftada sağlıklı bir şekilde 2 bin 350 gram erkek bebeğini kucağına verebildik" ifadelerini kullandı.
01 Nisan 2025 Salı - 14:14
Evde sağlık hizmeti hastaları mutlu ediyor
Karaman’da, Ramazan Bayramı’nda da evde sağlık hizmetleri verilmeye devam ediliyor. Yaşlı, kronik rahatsızlığı nedeniyle yatağa bağımlı veya yürüyemeyecek kadar engelli hastaların tıbbi takiplerini evlerinde yapan Evde Sağlık hizmetleri ekipleri, Ramazan Bayramı’nda da görev yaptı. Bu çerçevede, Karaman Evde Sağlık Hizmetleri ekipleri, 97 yaşındaki Ayşe Evren’i evinde ziyaret ederek, rutin kontrollerini gerçekleştirdi, tıbbi ihtiyaçlarını karşıladı. "Hastalarımızın tıbbi ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılıyoruz" Evde Sağlık Birimi Sorumlusu Dr. Enes Coşkun, evde sağlık hizmeti alan hastaların tıbbi ihtiyaçlarını kesintisiz karşıladıklarını söyledi. Coşkun, evde sağlık hizmetinin özellikle hareket kısıtlılığı olan ve hastaneye ulaşmakta güçlük çeken bireyler için büyük bir kolaylık sağladığını belirterek, "Bayram günlerinde de hastalarımızı yalnız bırakmamak bizim için bir sorumluluk. Ekiplerimiz, hastalarımızın tıbbi ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılamak için gece gündüz çalışıyor. Bundan sonrada Karaman halkına kaliteli ve kesintisiz sağlık hizmeti sunmaya devam edeceğiz" dedi. "Kendi annelerine bakar gibi bakıyorlar" Ayşe teyzenin oğlu Nazım Faruk Evren ise sağlık çalışanlarının her koşulda kendilerine hizmet için hazır olduğunu belirterek, "Evde sağlık ekibi annemize adeta kendi anneleri gibi ilgi gösteriyor. Onların sayesinde hiçbir zaman yalnız hissetmiyoruz. Her aradığımızda yanımızdalar ve ihtiyaçlarımızı en iyi şekilde karşılıyorlar. Böyle bir hizmetin sunulmasından dolayı çok mutluyuz ve emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz" diye konuştu. Evde sağlık hizmeti alan 97 yaşındaki Ayşe Evren’de sağlık ekiplerine ilgilerinden dolayı teşekkür etti. "Karaman’da 500’ün üzerinde kişi evde sağlık hizmeti alıyor" Karaman İl Sağlık Müdürü Dr. Mehmet Serkan Yurdakul evde sağlık hizmetlerinin hastaneye ulaşmakta güçlük çeken bireyler için büyük kolaylık sağladığını söyledi. Karaman’da bin 500’ün üzerinde evde sağlık hizmeti alan hasta bulunduğunu belirten Yurdakul, "Ekiplerimiz, yıl boyunca hastalarımıza yaklaşık 25 bin ziyaret gerçekleştirmektedir. Vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak ve onların yaşam kalitesini artırmak için çalışmalarımıza aralıksız devam ediyoruz. Bu süreçte büyük bir özveriyle çalışan evde sağlık birimi personelimize de teşekkür ediyorum. Onların fedakarlıkları sayesinde hastalarımıza en iyi şekilde hizmet sunmaya devam ediyoruz "dedi.
01 Nisan 2025 Salı - 12:54
Ücretsiz kanser taramaları hayat kurtarıyor
Sağlık Bakanlığı, vatandaşları hastalıkları erken evrede tespit edebilmesi amacıyla başlatılan ücretsiz kanser taramaları yapması konusunda uyardı. Taramalar, özellikle kadınlar ve yaşlılar başta olmak üzere herkese açık. Her yıl dünyada milyonlarca insan kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Erken teşhis, tedaviye daha erken başlanmasını sağlamak ve hastalığın yayılmasını engellemek için oldukça kritik bir rol oynuyor. Bu çerçevede Sağlık Bakanlığı, ülke genelinde düzenlenen ücretsiz tarama programı ile vatandaşların bu hastalıkla ilgili daha bilinçli olmasını hedefliyor. Taramalar hangi kanser türlerini kapsıyor? Başlangıçta, meme kanseri, serviks kanseri (rahim ağzı), kolon kanseri (bağırsak), prostat kanseri ve akciğer kanseri gibi yaygın türler ön plana çıkıyor. Uzmanlar, bu kanserlerin genellikle erken evrelerinde belirti vermediği için taramaların büyük önem taşıdığını belirtiyor. Kimler faydalanabiliyor? Ücretsiz kanser taramaları; 40 yaş ve üzeri kadınlar için meme kanseri, 30 yaş ve üzeri kadınlar için serviks kanseri, 50 yaş ve üzeri bireyler için kolon kanseri gibi hedeflenmiş yaş gruplarına yönelik gerçekleştiriliyor. Ayrıca, yüksek risk grubunda bulunan bireyler de taramalardan faydalanabiliyor. Taramalar nerelerde yapılıyor? Taramalar, devlet hastanelerinde, aile sağlığı merkezlerinde ve mobil sağlık ekipleri tarafından gerçekleştiriliyor. Başvuru ve detaylar Vatandaşlar, en yakın sağlık kuruluşlarına başvurarak tarama programına katılabilirler. Ayrıca, tarama ile ilgili detaylı bilgilere e-devlet üzerinden de ulaşılabilecek. Erken tanının önemi Uzmanlar, erken evrede tespit edilen kanserlerin tedavi edilebilir olma oranının çok daha yüksek olduğunu vurguluyor. Bu yüzden, taramaların yalnızca risk grupları için değil, tüm toplum için önem taşıdığına dikkati çekiyorlar.
01 Nisan 2025 Salı - 11:32
Bayram kahvaltılarında sofrada porsiyonlara dikkat etmemiz gerekiyor
Beslenme ve Diyet Uzmanı Çisem Gündüz, Ramazan sonrası iki öğünlü beslenme planından üç öğünlü düzene geçildiğini belirterek, "Bayram kahvaltılarında sofrada porsiyonlara dikkat etmemiz gerekiyor" dedi. Diyetisyen Gündüz, bayramlarda hazırlanan büyük kahvaltı sofralarından bahsederek, "Bayram kahvaltılarında o güzel, keyifli sofrada porsiyonlara dikkat etmemiz gerekiyor. Bayram kahvaltılarını hazırlarken yumurta alternatiflerinden yararlanabiliriz. Mutlaka bir omlet çeşidi olabilir. Omlet çeşitlerinizi zenginleştirebilirsiniz, peynirli, zeytinli, kurutulmuş domatesli, sevdiğiniz yeşil yapraklı sebzelerle, mantarla ve mevsim sebzeleri ile zenginleştirebilirsiniz veya menemen alternatifini düşünebilirsiniz. Peynir çeşitleri, zeytin çeşitleri ve mutlaka olmazsa olmaz bir söğüş tabağı hazırlamanızı istiyorum. Bu peynir ve zeytin çeşitlerini tercih ederken mutlaka az tuzlu olanları tercih etmeye çalışalım" diye konuştu. "Her ikram edilen çikolatayı da tüketmememiz gerek" Sahur ve iftar yapılan iki öğünlü beslenme planından yavaş yavaş çıkıp üç öğünlü beslenme düzenine geçmek gerektiğinin altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Gündüz, "Bu noktada ara öğünleri yapmak oldukça önemli. Ara öğünlerde bayramlaşmaya gittiğimiz yerlerde tabi ki çikolata veya çay, kahve ikramı olacaktır. Fakat vücudumuzun su dengesi açısından her içtiğimiz çay ve kahvenin yanında mutlaka bir büyük bardak su tüketmeye özen göstermeliyiz. Aynı zamanda her ikram edilen çikolatayı da tüketmememiz gerekir. Bayramın olmazsa olmazı tatlılar tabi ki, bayram da bu tatlıları tüketirken sütlü ve meyveleri tatlılara öncelik vermemiz gerekiyor. Şerbetli tatlıları, kızarmış ürünleri, kızarmış tatlıları ikinci plana atmamız gerekiyor, çok tüketmek istiyorsak da porsiyona dikkat etmek gerekiyor" dedi. Gündüz, akşam yemeğini planlarken mutlaka bir protein alternatifini sofranın başına koymak gerektiğini belirterek, "İkinci önemli olan konu ise mutlaka zeytinyağlı alternatifleri olsun istiyoruz. Çünkü iki öğün beslenmede Ramazan sürecinde kabızlık görülebiliyor. Bu sorunu yaşayanlar özellikle dikkat etmeli. Bağırsakların daha düzenli çalışabilmesi için, bağırsak sorunlarının, hazımsızlığın giderilmesi için mutlaka bir zeytinyağlı alternatifi olabilir. Taze fasulye, barbunya, bamya gibi bağırsak hareketleriniz hızlandıracak, şişkinlikten uzak tutacak sebzeler tercih etmek avantaj olacaktır" şeklinde konuştu.
01 Nisan 2025 Salı - 11:29
Bir avuç atıştırmalık, beyne iyi geliyor
Nörolog Nigar Ahmadova, beyin sağlığını korumada, hafızayı ve konsantrasyonu güçlendirmede, zihinsel fonksiyonların gelişmesini desteklemede beslenmenin önemine, kuruyemişlerin beyin üzerindeki olumlu etkisine dikkat çekti. Uzm. Dr. Ahmadova, "Badem, ceviz, kabak çekirdeği, fındık, kaju, Antep fıstığı hem sevilen hem yararları saymakla bitmeyen kuruyemişler. Gün içinde bir avuç bu atıştırmalıklardan tüketerek beyin sağlığınızı destekleyebilir, odaklanmanızı güçlendirebilirsiniz" dedi, önerdiği 6 kuruyemişin özelliklerini anlattı. Acıbadem Kent Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Nigar Ahmadova, beynin vücudun en önemli organlarından biri olduğunu vurgularken, beyin sağlığını olumsuz etkileyecek beslenme modelinden uzak durulması gerektiğini söyledi. Beyin sağlığı için omega-3 yağ asidinden zengin sardalya, hamsi, somon, palamut gibi yağlı balıkları, antioksidan ve c vitamininden zengin pazı, Ispanak, marul, roka, brokoli gibi sebzeleri, limon, portakal, mandalina gibi narenciyeleri, bitter çikolatanın, yumurtanın, yeşil çayın, kuruyemişlerin tüketilmesini önerdiklerini belirten Uzm. Dr. Ahmadova, şöyle konuştu: "Bu kuruyemişleri tüketin ancak endüstriyel halinden, rafine şeker içeren, kızarmış, işlenmiş, yüksek sodyumlu olanlarından kaçının diyoruz. Beslenme kadar önemli üç şey daha var. Bunlardan birincisi günde 7 saatlik uyku. Yeterli süre ve kalitede uyumak beynimizin kendini temizlemesi için gereklidir. İkincisi ise beynimizin kapasitesini korumak için her gün yeni bir şey öğrenmeyi sürdürmemizdir. Beynimizi yeni bilgilerle doldurmadığımız takdirde onu ölüme terk etmeye başlamışız demektir. Üçüncüsü ise düzenli yürüyüş yapmaktır." Beyin sağlığında kuruyemişlerin yeri Nörolog Ahmadova, vitamin ve mineral zengini kuruyemişlerin öğrenme ile hafıza fonksiyonlarını desteklediğini, beyin sağlığı üzerinde olumlu etkileri olduğunu vurguladı, şu bilgileri verdi: "Hiç şüphesiz ki görünümü ile beyni andıran ceviz, omega-3 yağ asitleri bakımından zengin olan kuruyemişlerin başında gelir, antioksidandır. Beyin sağlığını korurken, hafızayı güçlendirici etkisi vardır. Kabak çekirdeği magnezyum, çinko, bakır ve demir gibi vitamin ve mineral zenginidir. Uyku kalitesini artırır. Bu da beynin dinlenmesi, temizlenmesi için önemlidir. Besin içeriği zengin bir başka kuruyemiş kajudur. Magnezyum, potasyum, B vitaminleri, demir, çinko ve sağlıklı yağlar açısından zengindir. Beyin sağlığına iyi gelir, hafızayı güçlendirmeye yardımcı olur ancak alerjendir, yüksek kalorilidir. Dikkatli tüketilmelidir. Magnezyum ve triptofan içeren badem kalp sağlığını destekleyen bir kuruyemiştir. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Uykuya dalmayı kolaylaştırır, uyku kalitesini artırır. Bu da beyin sağlığının korunmasını sağlar. Potasyum, magnezyum, B6, E ve K vitaminlerinden zengin, antioksidan bir kuruyemiş olan Antep fıstığı bağışıklık sistemini, beyin fonksiyonu ve gelişimini desteklerken, kas ve sinir fonksiyonlarını iyileştirir. Beyin sağlığı için gerekli olan selenyum mineralini içeren fındık omega-3 yağ asitleri ve antioksidan açısından zengindir. Beynin zihinsel fonksiyonlarını iyileştirmesi açısından önemlidir, aşırıya kaçmadan tüketilmelidir. "
01 Nisan 2025 Salı - 09:36
Kanserde tıbbi tedavi kadar motivasyon da önemli
Bursa’da kanseri yenen ve kanser ile mücadele eden hastalar, hekimleriyle moral etkinliğinde gönüllerince elendi. Kanserde, tıbbi tedavinin kadar, motivasyon ve moralinde önemli olduğunu gözler önüne serdi. Bursa’daki hastanenin onkoloji bölümünde kanserle mücadele eden ve kanseri yenen hastalar, Kanser Haftası’nın yaklaşması nedeniyle doktorlarıyla birlikte bir motivasyon etkinliğine imza attı. Türk sanat ve halk müziği parçalarını dinleyerek ve hareketli parçalara dans ederek eşlik eden hastalar unutulmaz hatıralar biriktirdi. Pankreas kanserini atlattı sıra karaciğerde Pankreas kanserini yenen Recep Tamernoca, "Yaklaşık bir buçuk yıldır Prof. Dr. Nilüfer Avcı ve Uzm. Dr. Ziya Yaşar kontrolünde tedavilerim devam ediyor. 10 aylık bir süreç içinde pankreas kanserini, kemoterapiler ve radyoterapilerle atlattım. Şu an karaciğerimde görünen ufak kitle var. Üç aylık bir kemoterapi daha planlandı. Kanserde en önemli şey moral. Bu etkinlik moral açısından çok olumlu oldu" dedi. Bize motivasyon kaynağı oldu Böbrek rahatsızlığı bulunan ve böbreği alınarak şu anda kemoterapi gören Hülya Esenbutur, etkinliğin çok iyi olduğunu belirterek, "Böbrek rahatsızlığım vardı, böbreğim alındı. Şu an kemoterapi görüyorum. Bugün bizim için bu etkinlik çok güzeldi. Çok güzel bir motive kaynağı oldu. Hastane yönetimine çok teşekkür ediyorum. Çok eğlendim, çok mutlu oldum ve moral buldum" diye konuştu. Kanserde moral çok önemli Etkinliğin mimarı Medicana Bursa Hastanesi Medikal Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nilüfer Avcı, "Bugün, merkezimizde tedavi gören hastalarımız ve onlara refakat eden hasta yakınları için bir moral ve motivasyon etkinliği düzenledik. Müzik, aslında sağlık alanında tedavi amaçlı uzun yıllardır, hatta yüzyıllardır kullanılmaktadır. Dolayısıyla biz de ruha dokunmak amacıyla bu tarz etkinliklere önem veriyoruz ve destekliyoruz. Hastalarımız aslında bu etkinlikte başlangıçta şaşırdılar, ama hepsi çok sevdi. Hastalığı yenenler de bunu bir kutlama gibi algıladı" şeklinde konuştu.
01 Nisan 2025 Salı - 09:15
Kısmi felç geçirip doktora başvurdu, ameliyatla sağlığına kavuştu
Adana’da boyun fıtığı şikayetiyle kısmı felç geçirerek doktora başvuran kadın, geçirdiği ameliyat sonucu yeniden sağlığına kavuştu. Adana’da yaşayan boyun fıtığı hastası emlakçı Münevver Çelenk (50), fıtığının aniden patlaması üzerine doktora gitti. Doktorlar, ‘Ameliyatın çok riskli, masada kalma riskin var’ deyince Çelenk, ameliyat olmaktan vazgeçti. Aradan geçen sürede kısmi felç kalan Çelenk, çalmadık kapı bırakmadı ve en son Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen’e başvurdu. Yapılan tetkikler sonucu ameliyat olan Çelenk, sağlığına kavuştu ve yeniden işine döndü. "Sağlığıma kavuştum, çok mutluyum" İhlas Haber Ajansı’na konuşan Münevver Çelenk, "Evde patates keserken elimi kesmişim ve haberim bile olmamış. Bunun ardından ameliyat olmaya karar verdim. Ameliyattan ilk çıktığımda hocamın elini tuttum ve gücüm yerine gelmişti. Ameliyat sonrası tedavim çok güzel yapıldı, 3 sezaryen ameliyatım vardı ama bu ameliyat onlardan bile hafif geçti. Bana hep, ‘Yürüyemezsin, ameliyat masasında kalırsın’ denilerek korkuttular. Şu anda sağlığıma kavuştum, çok mutluyum" dedi. "Uygun dil çok önemli" Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen ise ameliyatın riskli olduğunu ancak bazı durumlarda riskin oranının çok önemli olduğunu belirterek, "Hekim olarak bizlerin hastaya her şeyi güllük gülistanlık değil ama riskleriyle beraber doğru bir dille anlatmamız gerekiyor. Benim Münevver hanıma yaptığım bu. Diğer meslektaşlarımız riskleri anlatırken kendisi biraz korkmuş, meslektaşlarımızın dışında ayrıca hasta yakınları da korkutmuş. Acıyı çeken Münevver hanım ama herkes ameliyat olma diyerek hastayı korkutuyor. Kendisi en son noktada ameliyatını oldu ve kolunun kuvvetini kazanınca normal eski aktivitelerini yapmaya başlayınca her şeyden önemlisi ağrısı kalmayınca mutlu mesut günlük hayatına devam ediyor" ifadelerini kullandı.
31 Mart 2025 Pazartesi - 14:33
Diyarbakır Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesi’nde hizmet krizi
Diyarbakır Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesi acil servisinde yaşanan teknik ve fiziki sorunlar hasta ve hasta yakınlarını zor durumda bırakıyor. Acil serviste kan sonuç ekranının bozuk olması nedeniyle vatandaşlar, sonuçların çıkıp çıkmadığını öğrenmek için doktorlara sormak zorunda kalıyor. Bu da uzun kuyruklar oluşmasına ve acil hastaların sıra beklemek zorunda kalmasına yol açıyor. Acil serviste bulunan ve kan tahlili sonuçlarının takip edildiği ekranın çalışmaması nedeniyle hasta yakınları, sonuçların hazır olup olmadığını öğrenebilmek için doktor ve hemşirelerin kapısını aşındırıyor. Acil müdahale gerektiren durumlarda bile hasta yakınları, sıraya girerek bilgi almaya çalışıyor. Bu durum, acil serviste gereksiz bir yoğunluğa ve zaman kaybına neden oluyor. Hastanenin acil servis bölümündeki lavabolarda da ciddi fiziki sorunlar dikkat çekiyor. Lavabo kapılarının kilitleri bozuk olduğu için kapılar kapanmıyor, ayrıca ışıklandırma sistemi çalışmıyor. Bu durum, özellikle gece saatlerinde hastane kullanıcılarını zor durumda bırakırken, hijyen endişelerini de beraberinde getiriyor. Acil serviste yaşanan bu sorunlar nedeniyle vatandaşlar, yetkililere çağrıda bulunarak acilen önlem alınmasını talep ediyor.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder