SAĞLIK
03 Mart 2026 Salı - 14:57 İşitme kaybı okul başarısını olumsuz etkiliyor Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Başkanı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mansur Doğan, 3 Mart Dünya Kulak ve İşitme Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. İşitmenin 5 duyu organından biri olup sesin kulak tarafından alınması ve beyinde bu dalgaların anlamlandırılması süreci olduğunu ifade eden Doğan, "Kulak hem işitmede hem de dengede oldukça etkili bir organdır. İşitme duyusu daha anne karnında iken bebek 6 aylık olduğunda başlar. İnsanların iletişimde kullandığı en önemli araç konuşmadır. Konuşmayı öğrenmek için yapabileceğimiz en önemli şey sesleri duymaktır. Konuşma işitme ile başlar. Önce sesleri duyarız, tanımlarını öğreniriz; sonra bu öğrendiklerimizi kelimelere dökerek konuşmaya başlarız. İşitme kaybınız varsa konuşmanızı geliştirme şansınız olmayacaktır. İşitme kaybı tanısı ne kadar erken konursa ve tedavisi ne kadar erken sağlanırsa bireyin zeka ve sosyal gelişimi o kadar iyi olacaktır" dedi. Doğan, "İşitme kaybının erken tanısı önemlidir. Çünkü çocuğun işitme kaybı zeka gelişimini, okul başarısını ve sosyal iletişimini olumsuz etkiler. İşitme kaybı çocuğun içine kapanık olmasına, anlamadığı ve derdini anlatamadığı için daha hırçın olmasına, konuşma bozukluklarına, okul başarısının düşmesine neden olur" diye konuştu. Türkiye’de yenidoğan işitme tarama testinin 2014 yılında uygulamaya başladığını belirten Doğan, "Bebek doğar doğmaz tüm Türkiye’de olduğu gibi bizim hastanemizde de yenidoğan taraması yapılmakta. Bu sayede işitme kayıplı bebekler erkenden tespit edilerek tedavileri erkenden yapılmaktadır" diye konuştu. İşitme engelliliğinin en sık görülen engellilik durumlarından biri olduğunu vurgulayan Doğan, dünyada 32 milyondan fazla, ülkemizde ise 2 milyonu aşkın kişinin işitme engelli olduğunun altını çizerek "İşitme kaybını sadece çocukların yaşadığı bir problem olarak görmemek gerekir. 65 yaşını geçen bireylerin yaklaşık üçte birinde de yaşa bağlı işitme problemleri ortaya çıkmaktadır. Sadece yaşlılarda değil aynı zamanda yüksek sese uzun süre maruz kalan işçilerde, dış kulak yolunu tamamen kapatan kulaklıklarla uzun süreli yüksek sese maruz kalan genç bireylerde de da işitme kayıpları izlenmektedir. Kısacası işitme kaybı her yaşta karşımıza çıkabilmektedir. Bu nedenle işitme kaybı hisseden bireylerin en kısa süre de bir kulak burun boğaz hekimine başvurmaları erken tanı ve tedavi açısından önemlidir" ifadelerine yer verdi.
03 Mart 2026 Salı - 13:48 Yeşilay’dan Uşak’ta farkındalık yürüyüşü Yeşilay tarafından Uşak’ta farkındalık yürüyüşü düzenlendi. Uşak Belediyesi Yöresel Ürünler Çarşısı önünden başlayan yürüyüş, 15 Temmuz Şehitler Meydanı’nda sona erdi. Programa Uşak Vali Yardımcısı Barış Demirtaş, İl Milli Eğitim Müdürü ve Yeşilay Uşak Şube Başkanı Halil Yücel, kurum müdürleri, öğrenciler ve vatandaşlar katıldı. Yürüyüş boyunca katılımcılar, "Sağlıklı nesiller bağımsız gelecek", "Beynini kullan uyuşturma", "Bağımlı olma hayatta kal", "Sağlıklı bir hayat sizin elinizde", "Bağımlı tek renk bağımsız rengarenk", "Temiz zihin güçlü gelecek" ve "Sigarayı söndür hayatını sürdür" yazılı dövizler taşıdı. 15 Temmuz Şehitler Meydanı’nda sona eren programda öğrenciler tarafından halk oyunları gösterisi sunuldu. Programda konuşan İl Milli Eğitim Müdürü ve Yeşilay Uşak Şube Başkanı Halil Yücel; Yeşilay Danışmanlık Merkezi bağımlılık sorunu yaşayan vatandaşlarımıza ve ailelerine ücretsiz, gizlilik esasına dayalı psikolojik ve sosyal destek sunarak yeniden hayata tutunmalarına rehberlik etmektedir. Ancak biliyoruz ki bu mücadelede başarı, yalnızca kurumların değil, devletimizin güçlü desteği, yerel yönetimlerimizin katkısı ve toplumun tüm kesimlerinin ortak iradesiyle mümkündür." dedi. Konuşmanın ardından, vatandaşlar Yeşilay Uşak Şubesi tarafından açılan stanttan bilgi aldı.
Uzmanı uyardı: "Ramazan’da yetersiz sıvı tüketimi böbrek taşını tetikleyebilir"
02 Mart 2026 Pazartesi - 22:12 Uzmanı uyardı: "Ramazan’da yetersiz sıvı tüketimi böbrek taşını tetikleyebilir" Sivas Medicana Hastanesi Üroloji Uzmanı Gökhan Gökçe, Ramazan’da yetersiz sıvı tüketiminin özellikle böbrek taşı hastalarında ağrı atakları ve böbrek fonksiyonlarında bozulma riskini artırabileceği uyarısında bulundu. Ramazan ayında uzun süreli susuzluk, özellikle böbrek taşı öyküsü bulunan kişiler için ciddi sağlık riskleri oluşturabiliyor. Oruç tutan böbrek taşı hastalarının ise sıvı tüketimi ve beslenme düzenine daha fazla dikkat etmesi gerekebiliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Gökçe, böbreklerin gün içinde yeterli sıvı alamaması durumunda idrar yoğunluğunun arttığını belirterek, bunun taş oluşumunu kolaylaştıran kristallerin daha hızlı birikmesine yol açabileceğini söyledi. Gökçe, "Bu durum mevcut taşların hareketlenmesine, şiddetli ağrı ataklarına ve bazı hastalarda kanama ya da enfeksiyona neden olabilir" dedi. İftar ile sahur arasında sıvının kısa sürede değil, zamana yayılmış şekilde tüketilmesi gerektiğine dikkat çeken Gökçe, tek seferde fazla su içmek yerine 1-2 saat aralıklarla sıvı alınmasının daha etkili olduğunu ifade etti. Günlük sıvı ihtiyacının kişiye göre değiştiğini belirten Gökçe, açık renkli idrarın yeterli sıvı alımının göstergesi olduğunu söyledi. "Beslenme tercihleri taş oluşumunu etkiler" Ramazan döneminde beslenme düzenindeki değişimlerin böbrek taşı oluşum riskini doğrudan etkileyebildiğini belirten Prof. Dr. Gökçe, "Aşırı karbonhidrat tüketimi idrarla kalsiyum atılımını artırabilir. Yüksek miktarda hayvansal protein kandaki ürik asit düzeyini yükseltebilir. Bu durum idrarda taş oluşumuna karşı koruyucu olan sitrat seviyesini azaltabilir. Bitkisel protein kaynakları ve dengeli porsiyonlar tercih edilmelidir" dedi. "Tuz tüketimi azaltılmalı, lifli beslenme desteklenmeli" Aşırı tuz tüketiminin idrarla kalsiyum atılımını artırarak taş oluşumunu tetikleyebileceğini belirten Prof. Dr. Gökçe, liften zengin beslenmenin koruyucu etki sağlayabileceğini ifade etti. Sitrat içeriği nedeniyle limon ve limonata gibi doğal kaynakların destekleyici olabileceğini belirten Gökçe, çay ve kahvenin aşırı tüketiminin ise gün içinde susuzluk hissini artırabileceğini vurguladı. "Risk grubu hastalar dikkatli olmalı" Özellikle daha önce taş düşürmüş, kronik böbrek hastalığı bulunan, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu yaşayan veya tek böbreği olan bireylerin oruç tutmadan önce mutlaka hekim değerlendirmesinden geçmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Gökçe, "Şiddetli yan ağrısı, idrarda kanama, ateş veya idrar yapmada zorlanma gibi belirtiler ortaya çıkarsa vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Böbrek sağlığının korunması için bireysel risk faktörlerine uygun planlama yapılması büyük önem taşır" dedi. Prof. Dr. Gökçe, Ramazan ayının sağlıklı geçirilmesi için dengeli beslenme, yeterli sıvı alımı ve düzenli hekim kontrolünün ihmal edilmemesi gerektiği ifadelerine yer verdi.
Balıkesir’de ilk kemiğe implante işitme cihazı ameliyatı yapıldı
02 Mart 2026 Pazartesi - 16:28 Balıkesir’de ilk kemiğe implante işitme cihazı ameliyatı yapıldı Balıkesir Üniversitesi Hastanesi, ileri cerrahi uygulamalarda yeni bir başarıya imza attı. Balıkesir ve çevresine üst düzey nitelikli sağlık hizmeti sunan BAÜN Hastanesi’nde, "Balıkesir’de ilk" niteliğindeki işlemlere bir yenisi daha eklendi. Kulak Burun Boğaz anabilim dalı akademisyenlerinden Doç. Dr. Kamil Gökçe Tulacı tarafından gerçekleştirilen ameliyatla, işitme kaybı bulunan bir hastaya kemiğe implante işitme cihazı (BAHA) başarıyla uygulandı. Ameliyat hakkında bilgi veren Doç. Dr. Kamil Gökçe Tulacı, işitme kaybı bulunan hastaya kulak arkasındaki kafatası kemiğine yerleştirilen özel bir implant ile BAHA uygulanması operasyonunu gerçekleştirdiklerini belirtti. Tulacı, cihazın ses titreşimlerini doğrudan iç kulağa ilettiğini, böylece işitmenin düzeldiğini ve hastanın günlük yaşamında sesleri daha net duyup iletişim kurabilmesinin sağlandığını ifade etti. Operasyonun genel anestezi altında gerçekleştirildiğini belirten Tulacı, hastaların genellikle 1 gece hastanede kaldığını söyledi. Tulacı, küçük çocuk ve bebeklerde cihazın kafa bandı takar gibi takıldığını ve kulak kemiği gelişmiş her yaş grubundaki hastalara ise cerrahi olarak uygulanabildiğini kaydetti. Pansuman sürecinin 4 gün sürdüğünü ve 15 günün sonunda implantın açılışının yapılarak hastanın işitmesine kavuştuğunu ifade etti. Tulacı, Balıkesir Üniversitesi Hastanesi’nde ileri işitme çözümlerinin, uygun hasta seçimi ve multidisipliner değerlendirme süreçleriyle güvenli bir şekilde uygulanmaya devam ettiğini de sözlerine ekledi. Bu süreçte ameliyat öncesi değerlendirme, hasta seçimi ve cihaz planlamasında önemli katkılar sunan odyoloji birimine de teşekkür eden Tulacı, odyologlar Seçil Yeğin, Betül Ebrar Gökcan, Yağmur Altınçekiç ve Merve Sipahigil’in özverili çalışmalarının süreçte önemli rol oynadığını ifade etti. BAHA ile işitme fonksiyonunda yeni dönem BAHA’nın çalışma prensibini anlatan Doç. Dr. Kamil Gökçe Tulacı, sistemin sesi kulak yolundan iletmekte zorlanan hastalarda titreşimleri kemik aracılığıyla doğrudan iç kulağa ileten modern bir işitme sistemi olduğunu ifade etti. Tulacı, özellikle iletim tipi ve mikst işitme kaybı olan, dış kulak yolu ya da orta kulak yapıları ile ilgili problemi yaşayan veya klasik işitme cihazlarından yeterince fayda göremeyen hastalar için etkili bir çözüm sunduğunu vurguladı. Tulacı, sistemin hastaların işitme fonksiyonunu iyileştirmekle kalmadığını, hastaların iletişim becerilerini, sosyal yaşama katılımlarını ve yaşam kalitelerini de belirgin biçimde iyileştirdiğini dile getirdi. KBB Anabilim Dalı hakkında da bilgi veren Tulacı, "Balıkesir Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı, deneyimli öğretim üyesi kadrosu ve geniş cerrahi yelpazesiyle bölge halkına ileri düzey sağlık hizmeti sunmaktır" dedi. Anabilim dalında öğretim üyesi olarak; Prof. Dr. Ömer Hızı (A.B.D. başkanı), Doç. Dr. Kamil Gökçe Tulacı, Dr. Öğr. Üyesi Hasan Çanakçı ve Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Tulacı görev yapıyor. Kliniklerde kulak burun boğaz hastalıklarının baş-boyun onkolojik cerrahisi, rinoloji ve otoloji alt dallarında, güncel tıbbi yaklaşımlar doğrultusunda neredeyse tüm cerrahi işlemler gerçekleştiriliyor. Baş-boyun onkolojik cerrahisi alanında; gırtlak (larinks) kanseri ameliyatları, dil ve dudak tümörü cerrahileri, iyi ve kötü huylu baş-boyun kitlelerinin tedavisi, tükürük bezlerine ait (parotis bezi ve submandibular bez) iyi ve kötü huylu tümör ameliyatları ile yüz ve boyun cilt tümörlerine yönelik cerrahi girişimler yapılıyor. Rinoloji alanında; fonksiyonel burun cerrahileri, septorinoplasti ve revizyon septorinoplasti ameliyatları, endoskopik sinüs cerrahileri, endoskopik ve açık tekniklerle burun içi tümör ameliyatları ile gözyaşı kanalı tıkanıklığı cerrahisi uygulanmakta. Otoloji alanında ise; kulak zarı ameliyatları, çocukluk çağı kulak hastalıklarına yönelik cerrahiler, kronik orta kulak iltihabı (kronik otit) ameliyatları, işitme kaybına yönelik cerrahi girişimler, otoskleroz cerrahisi ve kepçe kulak ameliyatları yapılmakta. Klinikte ayrıca çocuk kulak burun boğaz cerrahisi kapsamında geniz eti ve bademcik ameliyatları, kulak tüpü uygulamaları ve çocukluk çağı baş-boyun kitlelerine yönelik cerrahiler gerçekleştiriliyor. Anabilim dalı bünyesinde yer alan kapsamlı odyoloji ünitesinde; tüm işitme testleri, denge ve baş dönmesi testleri, yenidoğan işitme taramaları ile erişkin ve çocuk işitme kayıplarına yönelik ileri değerlendirmeler yapılabiliyor.
İnönü’de Sigara Bırakma Polikliniği hizmete başladı
02 Mart 2026 Pazartesi - 16:20 İnönü’de Sigara Bırakma Polikliniği hizmete başladı Eskişehir’de İnönü Aile Sağlığı Merkezi Aile Hekimliği Birimi bünyesinde kurulan Sigara Bırakma Polikliniği’nin hizmete başladığı duyuruldu. Tütün ürünleri, hem dünyada hem de ülkemizde en yaygın kullanılan bağımlılık yapıcı maddeler arasında yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre tütün kullanımı, her yıl milyonlarca kişinin hayatını kaybetmesine neden olan önlenebilir bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Tütün kullanımı; kalp-damar hastalıkları, kronik akciğer hastalıkları ve çeşitli kanser türleri başta olmak üzere pek çok ciddi sağlık sorununa yol açıyor. Bu kapsamda Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından çalışmalar yürütülürken, tütün bağımlılığı ile mücadeleye yönelik hizmet ağı genişletiliyor. İlaç tedavisi desteği ve davranışsal danışmanlık uygulamaları yürütülecek İnönü Aile Sağlığı Merkezi’nde hizmete giren yeni Sigara Bırakma Polikliniği ile birlikte il genelinde faaliyet gösteren sigara bırakma polikliniklerinin sayısı 22’ya ulaştı. Poliklinikte görevli Aile Hekimi Dr. Sevinç Uçan’ın sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlara bireysel danışmanlık hizmeti sunacağı belirtildi. Hastaların muayene ve değerlendirme sürecinin ardından hekim kontrolünde uygun tedavi yöntemleriyle sigarayı bırakma sürecine alınacağı ifade edilirken, gerekli durumlarda ilaç tedavisi desteği ve davranışsal danışmanlık uygulamaları da yürütüleceği belirtildi. Bu yeni uygulamanın vatandaşların yaşadıkları bölgeye yakın aile sağlığı merkezlerinde sigara bırakma hizmetine erişimini kolaylaştırarak, tütünle mücadelede önemli bir kolaylık sağlayacağı vurgulandı. Poliklinikte hizmet verecek olan Aile Hekimi Dr. Sevinç Uçan, 4 Mart 2026 Çarşamba gününden itibaren hasta kabulüne başlayacak.
Fırat Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ve Hastanesi kapılarını açtı
02 Mart 2026 Pazartesi - 16:15 Fırat Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ve Hastanesi kapılarını açtı Bölgenin ağız ve diş sağlığı ihtiyacına modern çözüm sunan Fırat Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ve Hastanesi, 184 ünitlik dev kapasitesi ve ileri teknoloji altyapısıyla eğitim ve sağlık hizmetine başladı. Fırat Üniversitesinin sağlık vizyonu doğrultusunda inşa edilen yeni Diş Hekimliği Fakültesi ve Hastanesi binası, bugün itibarıyla hizmet vermeye başladı. Toplam 17 bin metrekarelik alana sahip olan modern kompleks, hem geleceğin diş hekimlerini yetiştirecek hem de bölge halkına yüksek standartlarda sağlık hizmeti sunacak. Rektör Prof. Dr. Fahrettin Göktaş ve üniversite üst yönetimi, yeni hizmet binasını ziyaret ederek incelemelerde bulundu. Fakülte Dekanı Prof. Dr. Tuba Talo Yıldırım’dan birimlerin işleyişi hakkında bilgi alan Rektör Göktaş, projenin sadece fiziki bir yatırım değil, aynı zamanda bilimsel üretim ve toplum sağlığına adanmış bir vizyonun parçası olduğunu belirtti. Daha önce 60 civarında olan diş üniti sayısının yeni binada 184’e çıkarıldığını müjdeleyen Rektör Göktaş, Rektör Göktaş, yaptığı değerlendirmede Diş Hekimliği Fakültesi ve Hastanesi’nin yalnızca fiziki bir yatırım olmadığını, aynı zamanda bilimsel üretim, nitelikli eğitim ve toplum sağlığına hizmet anlayışının somut bir göstergesi olduğunu vurguladı. Sağlık hizmeti boyutuna da dikkat çeken Prof. Dr. Göktaş, önceki süreçte 60’lı sayılarda olan diş üniti kapasitesinin yeni hizmet binasıyla birlikte 184’e çıkarıldığını belirterek, bu artışın hem hasta kabul kapasitesini önemli ölçüde yükselttiğini hem de bekleme sürelerini azaltarak hizmet kalitesini artıracağını ifade etti. Prof. Dr. Göktaş, güçlü ve kapsamlı klinik altyapı sayesinde bölge halkına daha hızlı, erişilebilir ve nitelikli ağız ve diş sağlığı hizmeti sunulacağını vurguladı. Engelli bireyler ve özel hasta gruplarına yönelik planlanan özel kliniklerin ise üniversitenin sosyal sorumluluk anlayışının somut bir yansıması olduğunu dile getirdi. Göktaş, Diş Hekimliği Fakültesi ve Hastanesinin hayata geçirilmesinde emeği bulunan tüm kişi ve birimlere teşekkür ederek, süreci yakından takip eden Rektör Yardımcısına, Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanlığına, Diş Hekimliği Fakültesi Dekanına ve akademik-idari ekibine özverili çalışmalarından dolayı şükranlarını iletti. Ayrıca Rektör Prof. Dr. Fahrettin Göktaş, yeni binanın resmi açılışının önümüzdeki günlerde Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun katılımıyla yapılacağını söyledi.
Doç. Dr. Kaya: "İşitme kaybı bir halk sağlığı meselesidir"
02 Mart 2026 Pazartesi - 16:15 Doç. Dr. Kaya: "İşitme kaybı bir halk sağlığı meselesidir" Eskişehir Anadolu Üniversitesi Engelliler Entegre Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Zehranur Kaya, işitme kaybının bir halk sağlığı meselesi olduğunu belirterek, "İşitme kaybı, özellikle yaşamın ilk yıllarında fark edilmediğinde çocukların konuşma ve dil gelişiminde gecikmelere yol açıyor" dedi. İşitme kaybı, eğitimden istihdama, sosyal ilişkilerden toplumsal katılıma kadar yaşamın pek çok alanını etkileyen önemli bir halk sağlığı meselesi olarak değerlendiriliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, günümüzde küresel olarak yaklaşık 5-19 yaş aralığındaki 90 milyon çocuk işitme kaybıyla yaşıyor. Çocukluk çağı işitme kaybının yüzde 60’ından fazlası, basit ve düşük maliyetli halk sağlığı önlemleriyle önlenebiliyor. Bu verilerden hareketle 2026 yılının teması ’Topluluklardan sınıflara: Tüm çocuklar için işitme bakımı’ olarak ele alınıyor. Bu kapsamda Dünya Sağlık Örgütü öncülüğünde her yıl 3 Mart’ta çeşitli etkinliklerle farkındalık oluşturulan Dünya İşitme ve Kulak Günü ile erken tanının, kapsayıcı eğitim ortamlarının ve yardımcı teknolojilere erişimin hayati önemi vurgulanıyor. "İşitme kaybı bir halk sağlığı meselesidir" Anadolu Üniversitesi Engelliler Entegre Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Zehranur Kaya, işitme kaybının toplumsal boyutunu, görünmez engelleri ve çözüm yollarını değerlendirdi. Doç. Dr. Kaya, 3 Mart Dünya İşitme ve Kulak Günü’nün yalnızca işitme kaybı yaşayan bireyler için değil, toplumun tamamı için önemli bir farkındalık günü olduğunu belirtti. İşitme kaybının, bireylerin sosyal yaşama katılımını, öğrenme süreçlerini ve eğitim sonrası meslek hayatındaki üretkenliğini doğrudan etkilediğini ifade eden Kaya, kapsayıcı düzenlemelerin hayata geçirilmesinin toplumsal bir sorumluluk olduğunu vurguladı. İşitme kaybının çoğu zaman görünmez bir engel olarak algılandığını dile getiren Kaya, dışarıdan fark edilmeyen bu durumun bireyin iletişim becerilerini ve eğitim ortamlarında yapılması gereken düzenlemeleri önemli ölçüde etkilediğini aktardı. Doç. Dr. Zehranur Kaya, akademik başarının, mesleki ilerlemenin ve toplumsal hayata katılımın sağlanabilmesi için uygun öğrenme ortamlarının oluşturulmasının ve farkındalığın artırılmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Çocuklarda işitme sağlığı ve erken tanının önemi Dünya Sağlık Örgütü’nün öncülüğünde belirlenen 2026 yılının ’çocuklarda işitme sağlığı’ teması hakkında bilgi veren Doç. Dr. Kaya, "İşitme, çocukların dünyayı algılamalarını, dili öğrenmelerini, sesleri birbirinden ayırt etmelerini ve sosyal ilişkiler kurmalarını sağlayan en temel duyulardan biri olarak öne çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, okul çağındaki 5-19 yaş aralığında yaklaşık 90 milyon çocuk işitme kaybı ile yaşıyor ve bu kaybın tanılanması sürecinde önemli sorunlar yaşanıyor. İşitme kaybı, özellikle yaşamın ilk yıllarında fark edilmediğinde, çocukların konuşma ve dil gelişiminde gecikmelere yol açıyor; bu durum akademik performansın düşmesine ve psikososyal uyum sorunlarının ortaya çıkmasına neden oluyor. Bu nedenle çocuklarda işitme sağlığının korunması için erken tanı, zamanında müdahale ve eğitim ortamlarında destekleyici düzenlemelerin sağlanması büyük önem taşıyor" dedi. "İşitme kaybı sadece duymamak değildir" Asıl sorunun iletişim süreçlerine tam olarak katılamamak olduğunu ifade eden Kaya, toplumda işitme kaybı olan bireylerle konuşurken ses yükseltmenin ya da farklı bir üslup kullanmanın çözüm olarak görüldüğünü, ancak bunun doğru bir yaklaşım olmadığını dile getirdi. Kaya, eğitim kurumlarının geliştireceği kapsayıcı uygulamaların bu alandaki farkındalığı artıracağını vurguladı. Erken tanının işitme sağlığında kritik bir rol oynadığına dikkat çeken Doç. Dr. Zehranur Kaya, özellikle yeni doğan taramalarının düzenli şekilde yapılmasının ve kontrollerin aksatılmamasının önemine dikkat çekti. En küçük bir şüphede bile sağlık kuruluşlarına başvurulmasının gerektiğini belirten Kaya, ailelerin ve öğretmenlerin bu süreçte gecikmeden harekete geçmesinin bireylerin hayata eşit katılımını desteklediğini ifade etti. "Meslek hayatında en büyük engel: İletişim" İşitme kaybı olan bireylerin meslek hayatında en çok iletişim engeliyle karşılaştığını aktaran Kaya; toplantılara katılamama, görevleri doğru anlayamama ve iş arkadaşlarıyla etkin iletişim kuramama gibi sorunların sık yaşandığını belirtti. Eğitim kurumu olarak, yükseköğretim düzeyinde işitme kayıplı bireylere yönelik özel eğitim veren tek kurum olmanın sorumluluğunu taşıdıklarını ifade eden Engelliler Entegre Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Kaya; dil desteği ve disiplinler arası çalışmaların öne çıktığı, mesleğe yönelik ürün odaklı bir eğitim modeli uyguladıklarını aktardı. Teknolojideki hızlı gelişmelerin işitme kayıplı bireylerin iletişim süreçlerine önemli katkılar sunduğunu dile getiren Kaya, dijital işitme cihazları, canlı altyazı uygulamaları ve sesi yazıya dönüştüren yazılımların önemli destekler sağladığını söyledi. Ancak asıl belirleyici unsurun bu teknolojilere erişim olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Kaya, gerekli adımların atılmasının önemine dikkat çekti. "Eşitlik aynı sesi duymak değil, sesi eşit duyurabilmek" İşitme sağlığının herkesin ortak sorumluluğu olduğuna işaret eden Kaya, erken tanı hizmetlerinin yaygınlaştırılması, yardımcı teknolojilere erişimin kolaylaştırılması ve toplumun kapsayıcı bir iletişim anlayışı benimsemesi gerektiğini ifade etti. Eşitliğin herkesin aynı sesi duyması değil; herkesin sesini eşit biçimde duyurabilmesi anlamına geldiğini vurgulayan Kaya, bu yaklaşımın daha adil ve kapsayıcı bir toplumun temelini oluşturduğunu belirtti.
Muğla’daki hastanede yeni tedavi dönemi
02 Mart 2026 Pazartesi - 15:01 Muğla’daki hastanede yeni tedavi dönemi Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, modern tıbbın en güncel cerrahi yöntemlerinden biri olan HoLEP (Holmium Lazer Enükleasyon Prostatektomi) yöntemini bünyesine katarak üroloji alanında yeni bir dönem başlattı. Halk arasında "iyi huylu prostat büyümesi" (BPH) olarak bilinen rahatsızlığın tedavisinde altın standart olarak kabul edilen bu yöntemle ilk başarılı operasyon gerçekleştirildi. Özellikle büyük prostat hacmine sahip hastalar için geleneksel olarak uygulanan açık cerrahi, yerini tamamen kapalı (endoskopik) bir yöntem olan HoLEP’e bırakıyor. Prof. Dr. Hüseyin Tarhan ve Doç. Dr. İlker Akarken öncülüğünde gerçekleştirilen ilk ameliyatla birlikte, hastanenin teknolojik altyapısındaki güçlenme de gözler önüne serildi. Operasyon sonrası açıklamalarda bulunan Üroloji Klinik Sorumlusu Prof. Dr. Hüseyin Tarhan, HoLEP yönteminin hastalara sunduğu kritik avantajları şu şekilde özetledi: "Karın bölgesinde hiçbir kesi yapılmadan, doğal idrar yollarından girilerek operasyon tamamlanır. Minimum Kanama Riski: Lazer teknolojisi, dokuyu ayırırken aynı anda damarları mühürlediği için kanama riski yok denecek kadar azdır. Bu durum, özellikle kan sulandırıcı ilaç kullanan hastalar için büyük bir güvenlik sağlar. Hastalar genellikle operasyondan sadece bir gün sonra taburcu edilir; sonda kullanım süresi ise minimuma iner. Tekrarlama riski ortadan kalkıyor. Prostat dokusu kapsülünden tamamen sıyrılıp çıkarıldığı için geride parça kalmaz ve hastalığın nüksetme ihtimali neredeyse sıfırlanır" dedi. Hastanenin teknolojik gelişimine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, "Hastanemizin teknolojik altyapısını güçlendiren bu önemli cihazın temininde desteklerini esirgemeyen Sağlık Bakanlığımıza teşekkürlerimizi sunarız" açıklamasında bulundu. Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi yönetimi ise, başarılı geçen ilk operasyonun ardından emeği geçen tüm sağlık ekibini tebrik ederek, bölge halkına sunulan sağlık hizmeti kalitesinin artarak devam edeceğini belirtti.
İdeal sahur öğünleri nasıl olmalı? Uzmanından Ramazan için sağlıklı öneriler
02 Mart 2026 Pazartesi - 14:52 İdeal sahur öğünleri nasıl olmalı? Uzmanından Ramazan için sağlıklı öneriler Beslenme ve Diyet Uzmanı Hilal Şahin Güneşsu, Ramazan ayında oruç tutanların gün boyu enerjik kalabilmesi ve vücut dengesini koruyabilmesi için sahur öğününün mutlaka yapılması gerektiğini vurguladı. Dyt. Güneşsu, sahurun kahvaltı niteliğinde planlanmasının en doğru yaklaşım olduğunu belirterek, bu öğünde uzun süre tok tutan ve susuzluk hissini artırmayan besinlerin tercih edilmesi gerektiğini ifade etti. Protein açısından zengin besinlerin tokluk süresini uzattığını söyleyen Güneşsu, özellikle şu gıdaların sahur için ideal olduğunu dile getirdi. Güneşsu, Süt, Yumurta, Az tuzlu peynir çeşitleri, Çiğ kuruyemişler ve Yulaf. Bu besinlerin hem dengeli enerji sağladığı hem de gün içinde kan şekeri dalgalanmalarını önlemeye yardımcı olduğunu kaydetti. Sahurda haşlanmış yumurta veya az yağlı omlet tüketiminin kaliteli protein kaynağı olması nedeniyle önemli olduğuna dikkat çeken Güneşsu, fındık, ceviz ve bademin de sağlıklı yağ ve protein içerikleri sayesinde besleyici bir alternatif sunduğunu söyledi. Domates, salatalık ve yeşilliklerin hem posa içerikleri hem de vitamin-mineral katkılarıyla sahurda mutlaka yer alması gerektiğini belirten Güneşsu, bu besinlerin sindirimi desteklediğini ve gün boyu daha dengeli bir tokluk hissi sağladığına dikkat çekti. Tok tuttuğu düşünülse de hamur işleri, tatlılar, beyaz ekmek, pilav, makarna ve ağır et yemeklerinin sahur için uygun olmadığına hatırlatan Dyt. Hilal Şahin Güneşsu, bunun yerine; tam buğday ekmeği ile hazırlanmış sandviç veya tost, süt ya da yoğurt içine eklenen yulaf, çiğ kuruyemiş ve tarçın ilavesi gibi seçeneklerin daha dengeli bir öğün oluşturduğu belirtti. Dyt. Güneşsu, "Sahur sonunda tüketilen kuru meyvelerin tatlı isteğini sağlıklı şekilde karşılıyor, aynı zamanda lif içeriği sayesinde sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlıyor. Sahurda da iftarda olduğu gibi porsiyon kontrolünün ihmal edilmemesi gerekiyor. Dengeli bir sahur planının hem kilo kontrolü hem de daha rahat bir oruç sürecine destek oluyor" dedi.