SAĞLIK
Uzmanı açıkladı: "Bayramda kurulan ilişkiler ruh sağlığını güçlendiriyor" 21 Mart 2026 Cumartesi - 11:52:31 Sivas Medicana Hastanesi Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bayram sonrası işe dönüşte yaşanan isteksizliklerin oldukça normal olduğunu söyleyerek, "Psikolojik olarak en sağlıklı bayram, kişinin kendini zorlamadan ama mümkün olduğunca bağ kurduğu, paylaştığı ve anlam bulduğu bayramlardır" dedi. Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor. Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramların bireylerin psikolojisi üzerinde genellikle olumlu etkiler oluştururken, bu dönemlerde artan sosyal etkileşim, kişilerin kendilerini bir gruba ait hissetmelerini sağlarken yalnızlık duygusunu azaltıyor. Aynı zamanda paylaşma ve empati gibi duyguların güçlenmesi, bireylerin kendilerini daha anlamlı ve değerli hissetmesine katkı sunuyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesi’nde görevli Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bayram sonrası uyum sürecine dikkat çekerek, "Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir" dedi. "Pozitif duyguları artırır" Kerime Begüm Özkaya, bayramlarda kişinin aidiyet duygusunun arttığını belirterek, "Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor. Bu süreçte bireyler hem duygusal hem de sosyal açıdan daha yoğun bir dönemden geçiyor. Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramlar, ruh sağlığını güçlendiren sosyal köprülerdir. Bayramlar sadece kültürel ve dini günler değil aynı zamanda insanların duygusal dünyasını güçlü şekilde etkileyen sosyal dönemlerdir. Bayramlar insanların psikolojisi üzerine genellikle olumlu ve güçlendirici etkileri oluşturur. Bayram psikolojisi bireylerin aidiyet, paylaşma, mutluluk, özlem ve hüzün gibi yoğun duygularını aynı anda yaşayabildiği bir süreçtir. Psikolojik açıdan değerlendirecek olursak, bayramlar kişilere aidiyet ve bağlılık duygusunu arttırır. Bayramlarda aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar olur. Bu durum kişi de bir yere ait olduğunu ve yalnız değilim duygusunu güçlendirir. Sosyal bağların güçlenmesi psikolojik dayanıklılığı ve pozitif duyguları arttırır" dedi. "Kısa sürelide olsa iş stersiden uzaklaştırır" Özkaya, bayramda insanların geçmişi ile bağ kurduğunu söyleyerek, "Bayramlar günlük hayatın rutininden çıkmayı sağlar. Yeni kıyafetler, ikramlar, ziyaretler ve hediyeler gibi gelenekler dopamin ve serotonin gibi mutluluk hormonlarının artmasına yardımcı olur. Stres ve yorgunluğu azaltır. Bayram tatilleri ve sosyal ortamlar insanların iş ve hayat stresinden kısa süreli de olsa uzaklaşmanızı sağlar. Ruhsal rahatlama ve yenilenme hissini oluşturur. Paylaşma ve empatiyi güçlendirir. Bayramda ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, büyükleri ziyaret etmek gibi davranışlar işin empati ve merhamet duygusunu arttırır. Yardım etmek kişinin kendini daha değerli ve anlamlı hissetmesini sağlar. Kişide geçmişi ve hatırlarla bağ kurmayı sağlar. Bayramlar çoğu insanlar için çocukluğunu hatırlatan zamanlardır. Bu da kişide nostaljik ve sıcak duyguların yaşanmasını sağlar. Bayramlar bazı insanlar için de zorlayıcı olabilir. Her zaman herkes için aynı derecede mutlu geçmeyebilir. Yalnız yaşayan kişiler, yakınını kaybetmiş olanlar, aile ilişkileri zor olan kişiler, bayramlarda yalnızlık veya hüzün hissedebilir. Bu da gayet normaldir. Bu nedenle bayramlarda çevremizdeki insanları hatırlamak, bir telefon etmek ya da kısa bir ziyaret gerçekleştirmek bile kişinin kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olabilir" diye konuştu. "Bayram dönüşü işte yaşanan isteksizlik normaldir" Bayram sonrası adaptasyon sürecinden bahseden Özkaya, "Psikolojik olarak en sağlıklı bayram kişinin kendini zorlamadan ama mümkün olduğunca bağ kurduğu, paylaştığı ve anlam bulduğu bayramlardır. Ayrıca bahsetmek gerekirse bayram sonrası işe dönüşü yaşama isteksizlik oldukça normaldir. İnsan zihnin dinlenme ve sosyal bağların yoğun olduğu bir dönemden tekrar sorumlulukların olduğu bir ortama geçer. Bu da tabi ki zorlayıcıdır. Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir. Herkese huzurlu, sağlıklı ve mutlu bayramlar diliyorum" şeklinde konuştu.
21 Mart 2026 Cumartesi - 10:58 Hemşirelikten bağışçılığa: Bu kez kendi hücreleriyle hayat kurtardı Tunceli Ovacık Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşire Mavi Altay, yıllar önce verdiği kök hücre örneğinin eşleşmesiyle bu kez kendi hücrelerini bağışlayarak bir hastaya umut oldu. Ovacık Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşire Mavi Altay, 6 yıl önce verdiği kök hücre örneğinin bir hastayla eşleşmesi üzerine bağış sürecine dahil oldu. Sağlık çalışanı olarak mesleği gereği her gün hastaların tedavisine katkı sunan Altay, bu kez farklı bir sorumluluk üstlenerek doğrudan bağışçı oldu. Yapılan tetkik ve hazırlıkların ardından süreci tamamlayan Altay, kendi hücrelerini bağışlayarak bir hastanın yaşam mücadelesine destek verdi. "Vereceğimiz bir miktar kanla bir kişinin hayatına dokunabiliriz" Bağış sürecinde ve sonrasında yaşadıklarını anlatan Mavi Altay, bir hemşire olarak hastaların hayatına dokunduğunu ancak kendi canından bir parça vererek hayat kurtarmış olmanın çok daha güzel bir duygu olduğunu ifade etti. Altay, "Kızılay’a 6 sene önce kök hücre için örnek vermiştim. Aralık ayında geri dönüş oldu. Örnekler bir hastayla uyuşmuş. Açıkçası bu beni biraz heyecanlandırdı, tedirgin etti, süreçle ilgili bilmediklerim vardı. Sonra Kızılay’daki arkadaşlarla görüştüm. Sağ olsunlar sorularımın hepsini sağlıklı bir şekilde cevapladılar. Sonraki süreçte ilk önce chek up yapıldı. İstanbul’daki chek up sürecinden sonra dokular hastayla uyuştuğu için yaklaşık 15 gün sonra kök hücre tüp toplama işlemi olacaktı. Onun öncesinde bir ilaç verip kanımdaki kök hücreyi artırdılar. İlaç 5 gün sürdü. Hafif kemik ağrısı, grip gibi hafif semptomları oldu. Onun dışında bir sıkıntı yaşamadım. Bu işlemlerden sonra kök hücre toplama işlemine geçtik. Bu süreçte arkadaşlar yine yardımcı oldular. Yaklaşık 3 saat sedyede uzanmak zorundaydım. Bu işlemler esnasında hareket edemiyordum. Ama gayet uyumlu, hoş sohbet insanlarla tatlı bir iletişim halinde olduk. Çekindiğim, korktuğum yerlerde benimle ilgilendiler. İşlem gayet güzel geçti. Sonraki süreçte öğrenebildiğim kadarıyla kök hücre bağışında bulunduğum arkadaşın da iyileşmiş olduğunu duydum. Gayet mutluyum. Bir hemşire olarak zaten insanların hayatına dokunuyorduk ama özellikle kan bağışı yaptıktan sonra kendimden bir parça verdikten sonra birinin hayatını kurtarmış olmak çok güzel. Söyleyebileceğim en önemli şey, bunu sadece bir hastanın hayatını kurtarmak olarak görmesinler. Hastanın yakınları, çevresindeki insanlar, hastayla birlikte her gün hastaneye giden, hasta için uğraşan insanlar için de yapsınlar. Hepimizin başına gelebilecek bir hastalık, hepimizin yaşayabileceği bir sorun. Vereceğimiz bir miktar kanla bir kişinin hayatına dokunabiliriz" diye konuştu. "Yaptığım şeyden dolayı kendimle gurur duyuyorum" Altay, "Etrafımdaki insanlardan çok olumlu tepkiler aldım. Herkes yaptığımın ne kadar gururlu, güzel bir şey olduğundan bahsetti. Ben de çok mutlu oldum. Sonrasında unu çok düşündüm; eğer o bağışı yapmasaydım ne kadar üzüleceğimi, bir insanın hayatına dokunamayacağımı ya da o kişinin bu hastalıktan iyileşemeyeceğini düşündüm ve gerçekten yaptığım şeyden dolayı kendimle gurur duyuyorum. Herkesin canı gönülden yapabileceği bir şeyi yaptım belki ama bence çok önemli bir şey, herkesin de yapması lazım. Buradan söyleyebileceğim en önemli şey herkesin kemik iliği örneği vermesi ve hastalara ulaşması. Bir çocuk, belki bir yetişkin, belki bir anne, belki dede, hala. Yani birine yardım edebiliriz. Onların hayatlarını güzelleştirebiliriz. Bu süreç benim için sadece 20 günden ibaretti. Yani 20 gün içerisinde sadece 5 gün ilaç aldım ama diğer tarafta o hasta belki bir sene daha benim kök hücremi alacak. İyileşecek olsa bile 1 sene hastanede kalacak. Onun için daha yıpratıcı, daha uzun bir süreç" dedi.
21 Mart 2026 Cumartesi - 09:29 Bayramda çocukları şekerden uzak tutun Diyetisyen Gamze Söylemez, bayramlarda çocuklara çok fazla çikolata ikramlarında bulunulduğunu dikkat çekerek, "Çocuklarınıza daha çok şekeri olmayan, daha doğal şekerli meyve suları ikram edebilirisiniz" dedi. Ramazan Bayramı’ndaki tatlı tüketiminin en çok karşılaştıkları sorulardan birisi olduğunu söyleyen Diyetisyen Gamze Söylemez, sözlerine şöyle devam etti, "Burada dikkat edilmesi gereken kurallardan birisi daha çok sütlü tatlılar tercih edilmeli. Şerbetli tatlılar kan şekerini hızlı yükselttiği için hızlı da düşürebilir. Bu yüzden özellikle kronik hastalığı olan şeker, diyabet tarzı, tip bir tip iki diyabet hastaları, kolesterol problemi olanlar, özellikle gebe danışanlarıma da çok özellikle bu konuda uyarılarda bulunuyorum. Daha çok sütlü ve meyveli tatlılar tercih edebilirsiniz. Yemeklerden en azından iki saat sonra sindirim tamamlandıktan sonra tatlı tüketirseniz metabolizma anlamında sizin için daha kolay olacaktır. Kronik hastalığı olanları burada özellikle uyarmak istiyorum. Lütfen yemeklerden hemen sonra ya da çok fazla porsiyonlarda tatlı tüketmeyin. Birkaç eve davete gidiyorsanız en azından bir iki tanesini seçip bunları da güne bölerek tatlı tüketimini bu şekilde tamamlayabilirsiniz. Her tatlı tüketiminden sonra bol bol su içme ve egzersiz yaparak en azından sindirimini kolaylaştırmaya yardımcı olabilirsiniz." "Sofranızda koyu yeşil yapraklı sebzeler olsun" Diyetisyen Gamze Söylemez, "Çay, kahve içilecekse, daha açık tüketilmemeli, demli tüketilmemeli ve yemeklerden yarım saat sonra tüketilmelidir. Bu kısma da önem veriyorum. Her sofrada mutlaka koyu yeşil yapraklı sebzeleri bulundurmalısınız. Zeytinyağlı sebzelere önem vermelisiniz. Havalar ısınıyor. Bahar aylarının, mevsim sebzeleri çok çok yoğunlukta. Bu yüzden bunları da sofralarda mutlaka bulundurmalısınız. Ramazanda özellikle kahvaltı, iki ara öğün ve bir ana öğün demiştik. Kahvaltımızı konuştuk. Ara öğün olarak daha çok bitkisel proteinlerden koyu, yeşil yapraklı sebzeleri bulundurabilir. Süt, ayran tüketebilir. Fındık, badem, ceviz gibi yağ tohumları da ara öğünlere de dahil edebilirsiniz. Yine cilt elastikiyeti için cildin parlaklığı için de meyveleri kullanabilirsiniz. Özellikle koyu renkli meyvelerin, antioksidan kapasiteleri çok yüksek olduğu için meyvelerde mutlaka ara öğünlerde tüketilmelidir. Akşam yemeğinden sonraki tüketilen ara öğün olarak da genelde bizim toplumunuzda tatlı tüketimi çok fazla oluyor. Daha çok kuru meyvelere yönelebilir bireyler. Kuru kayısı, kuru hurma, kuru incir tarzı, kuru meyvelerde tatlı ihtiyacımızı önemli ölçüde azaltacaktır." Dedi. "Çocukların gelişimi için önemli detay" Ramazan Bayramı’nda özellikle çocuklara çok fazla çikolata ikramlarında bulunulduğuna dikkat çeken Söylemez, "Buradan da uyarmış olalım. Çocuklarınıza daha çok şekeri olmayan, daha doğal şekerli meyve suları ikram edebilirisiniz. İçerisinde rafine şeker eklenmeyen meyve suları çocuklarınızın büyüme gelişiminde ve beyin gelişiminde de önemli ölçüde farklılık gösterecektir. Daha çok şekerlerden ziyade kendi ev yapımı sütlü tatlılarınızı ikram edebilirsiniz. Burada da böyle birazcık daha tabuları yıkmış olabiliriz diye düşünüyorum. Daha dikkatli olursak çünkü beslenme temelinde çocuklarla devam eden bir şey. Çocukları nasıl yetiştirirseniz ilerleyen dönemlerde yetişkinlerde bu noktada daha bilinçli ilerleyeceğini düşünüyorum" dedi.
Mersin’de sağlığa çifte destek
29 Aralık 2025 Pazartesi - 13:15 Mersin’de sağlığa çifte destek Mersin Valisi Atilla Toros’un himayesinde, kentte sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesine yönelik iki önemli bağış protokolü imzalandı. Protokoller kapsamında Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi’ne (KETEM) Mobil Mamografi Kanser Tarama Aracı kazandırılırken, Mezitli ilçesinde yapılacak Aile Sağlığı Merkezi için de yapım süreci resmen başlatıldı. İlk protokol; hayırsever Seyit Serdar Akyurt ile Mersin İl Sağlık Müdürlüğü arasında, KETEM bünyesinde hizmet verecek Mobil Mamografi Kanser Tarama Aracının bağışı için imzalandı. Araç sayesinde özellikle kırsal ve dezavantajlı bölgelerde yaşayan kadınların meme kanseri taramalarına daha kolay erişim sağlaması hedefleniyor. Protokolün imza töreninde konuşan Vali Atilla Toros, mobil tarama aracının erken teşhis açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, "Hayırseverimiz Seyit Serdar Akyurt’a sağlık alanında yaptıkları bu anlamlı katkı için teşekkür ediyorum. Bu bağışın ilimizde örnek teşkil etmesini temenni ediyorum" dedi. Vali Toros’un himayesinde imzalanan ikinci protokol ise kentteki bir sivil toplum örgütü ile İl Sağlık Müdürlüğü arasında gerçekleştirildi. Protokol kapsamında Mezitli ilçesinde Aile Sağlığı Merkezi inşa edilecek. Vali Toros, dernek üyelerine teşekkür ederek, "Bugüne kadar gerçekleştirdikleri hayır çalışmaları için şükranlarımı sunuyorum. Yapılacak olan Aile Sağlığı Merkezi’nin Mezitli’mize ve Mersin’imize hayırlı olmasını diliyorum" ifadelerini kullandı. İmzalanan protokollerle birlikte Mersin’de hem kanserle mücadelede erken teşhis kapasitesinin artırılması hem de birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi hedefleniyor.
Uzmanından yeni yıl uyarısı: "Alkol ve kalabalık bağışıklığı zayıflatıyor"
29 Aralık 2025 Pazartesi - 13:13 Uzmanından yeni yıl uyarısı: "Alkol ve kalabalık bağışıklığı zayıflatıyor" Liv Hospital Ankara Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Başaran, yeni yıl kutlamalarının kış mevsimiyle aynı döneme denk gelmesine değinerek alkol tüketimi dahil birçok konuda uyardı. Liv Hospital Ankara Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Başaran, yeni yıl kutlamalarının kış mevsimiyle aynı döneme denk gelmesinin bağışıklık sistemi üzerinde ek bir yük oluşturduğuna dikkati çekerek, alkol tüketimi, kalabalık ortamlar ve influenza riskine karşı uyarılarda bulundu. Yeni yıl döneminin kalabalık sosyal ortamlar, gece geç saatlere kadar süren etkinlikler ve çoğu zaman alkol tüketimiyle geçtiğini belirten Uzm. Dr. Başaran, "Bu tablo kış mevsiminin fizyolojik zorlukları ve solunum yolu enfeksiyonlarının arttığı bir dönemle birleştiğinde, sağlık açısından daha dikkatli olunması gereken bir sürece giriyoruz" ifadelerini kullandı. "Alkol bağışıklık yanıtını baskılıyor" Alkol tüketiminin bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerine değinen Uzm. Dr. Elif Başaran, "Alkol mukozal bariyerleri zayıflatır, inflamatuvar yanıtı bozar ve enfeksiyonlara karşı savunmayı azaltır. Aşırı alkol tüketimi, bağışıklık sisteminin hem hücresel hem de antikor yanıtını baskılayarak influenza ve diğer viral üst solunum yolu enfeksiyonlarının daha kolay gelişmesine ve daha ağır seyretmesine yol açabilir. Özellikle kronik hastalığı olan bireyler alkol konusunda daha temkinli olmalıdır. Hipertansiyon, diyabet, kalp-damar hastalığı, karaciğer hastalığı veya gut öyküsü bulunan bireylerin alkol tüketiminden kaçınması gerekir. Alkolün diüretik etkisiyle gelişen dehidratasyon, halsizlik ve baş ağrısı gibi şikâyetler de bağışıklık yanıtını olumsuz etkiler" diye konuştu. "Kış aylarında enfeksiyon riski artıyor" Kış mevsiminin enfeksiyonlar açısından riskli bir dönem olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Başaran, "Soğuk havalarla birlikte insanların kapalı ve kalabalık ortamlarda daha fazla bulunması, solunum yolu virüslerinin yayılımını hızlandırıyor. İnfluenza virüsü damlacık yoluyla kolayca bulaşır ve özellikle yaşlılar, gebeler ve kronik hastalığı olan bireylerde ciddi komplikasyonlara yol açabilir" dedi. Başaran, basit ama etkili korunma önlemlerinin hala geçerliliğini koruduğunu vurgulayarak şunları söyledi: "Düzenli el hijyeni, kapalı alanlarda iyi havalandırma sağlanması, hastalık belirtileri olan kişilerle yakın temastan kaçınılması ve gerekli durumlarda maske kullanımı enfeksiyon riskini azaltmada etkilidir." "Grip aşısı hala en güçlü koruyucu" İnfluenza aşısının önemine de değinen Dr. Elif Başaran, "Grip sezonu devam ettiği sürece aşılama anlamlı derecede koruma sağlar. Özellikle 65 yaş üzeri bireyler, gebeler, kronik hastalığı olanlar ve sağlık çalışanları için grip aşısı, hastalığın daha hafif seyretmesinde önemli bir araçtır" şeklinde konuştu. "Uyku, beslenme ve yaşam tarzı bağışıklığı doğrudan etkiliyor" Bağışıklık sisteminin yalnızca enfeksiyonlardan değil, yaşam tarzı alışkanlıklarından da etkilendiğini belirten Uzm. Dr. Başaran, "Bozulan uyku düzeni bağışıklık sistemini en fazla zayıflatan faktörlerden biridir. Yetersiz uyku enfeksiyonlara yakalanma riskini artırır ve iyileşme süresini uzatır. Beslenme bağışıklık için temel bir unsurdur. Dengeli beslenme, yeterli protein alımı, sebze-meyve tüketimi ve yeterli sıvı alımı bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışması için vazgeçilmezdir. Takviyeler ise gelişigüzel değil, mutlaka bireysel ihtiyaca göre ve hekim kontrolünde kullanılmalıdır" dedi. "Bu belirtilerde gecikmeden doktora başvurulmalı" Elif Başaran, bazı durumlarda tıbbi değerlendirmenin geciktirilmemesi gerektiğini vurgulayarak, "Yüksek ateş, şiddetli kas ağrıları, nefes darlığı, 3 günden uzun süren belirgin halsizlik ya da kronik hastalığı olan bireylerde hızlı klinik kötüleşme durumlarında erken tıbbi değerlendirme hayati önem taşır" uyarısında bulundu. "Sağlık, yeni yılın en değerli hediyesi" Yeni yıl kutlamalarının yaşamın keyifli bir parçası olduğunu ancak sağlığın bu keyfin sürdürülebilirliğinin temel şartı olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Başaran, "Dengeli beslenme, enfeksiyonlardan korunma önlemleri, yeterli uyku ve doğru zamanda sağlık hizmetine başvurma bilinci, yeni yıla sağlıklı girmenin temelini oluşturuyor. Kış mevsiminde sağlığı korumak yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorumluluktur" şeklinde konuştu.
Ruh sağlığının en güçlü ilacı: Uyku
29 Aralık 2025 Pazartesi - 13:05 Ruh sağlığının en güçlü ilacı: Uyku Psikiyatrik hastalıkların tedavisinde en güçlü desteklerden birinin uyku olduğunu belirten Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Akif Taşdemir, "Ruh sağlığınızı güçlendirmenin ilk adımı uykunuzu ciddiye almaktan geçer" dedi. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Akif Taşdemir, uyku düzeninin ruh sağlığı üzerindeki belirleyici etkisine dikkat çekti. Uykuya yalnızca dinlenme olarak bakılmaması gerektiğini ifade eden Taşdemir, uykunun depresyon, anksiyete ve bipolar bozukluk gibi birçok psikiyatrik hastalıkta iyileştirici bir rol üstlendiğini vurguladı. Uyku süresinden çok zamanlamanın önemine işaret eden Taşdemir, "Uzun saatler uyumak değil, doğru zamanda ve yeterli sürede uyumak iyi uyku olarak tanımlanır. Gece yarısından önce başlayan ve yaklaşık 7,5–8 saat süren uyku, zihinsel dengeyi korumada kritik öneme sahiptir" diye konuştu. Melatonin hormonunun salgılandığı saatlerin önemine de değinen Taşdemir, "Melatonin salgısının en yoğun olduğu 23.00 ile 03.00 saatleri arasında uyumak, beynin kendini onarması ve duygusal düzenlemenin güçlenmesi açısından büyük önem taşır. Bu nedenle uykuya gece yarısından önce başlanmalıdır. İyi bir uykudan söz edebilmek için melatonin salgısı şarttır" şeklinde konuştu. Toplum genelinde uyku alışkanlıklarının sağlıksız bir noktada olduğuna dikkat çeken Taşdemir, zamanında ve yeterli uyunan uykunun ruh sağlığını güçlendirdiğini belirterek, "İyi uyku çok uyumak değildir. Doğru zamanda uyunan uyku, ruh sağlığını korumanın en temel adımıdır" ifadelerini kullandı.
İdrar yanması şikayetiyle geldi geyik boynuzu taşı ameliyatı oldu
29 Aralık 2025 Pazartesi - 13:04 İdrar yanması şikayetiyle geldi geyik boynuzu taşı ameliyatı oldu Siirt’e idrar yanması şikayetiyle hastaneye gelen Fatih Aslan’da çıkan geyik boynuzu taşı 1 buçuk saatte temizlendi. Siirt’te 34 yaşındaki Fatih Aslan, ateş, üşüme ve idrar yaparken yanma şikayetleriyle hastaneye başvurdu. Yapılan muayene ve testlerin ardından piyelonefrit (böbrek iltihabı) tanısı konuldu ve enfeksiyon tedavisi tamamlandı. Üroloji uzmanı doktor Miraç Ataman, gerçekleştirilen operasyon, hem tıbbi açıdan hem de toplumsal sağlık açısından önemli bir başarı olduğunu söyledi. Ataman, "34 yaşındaki erkek hastamız, ateş, üşüme ve idrar yaparken yanma şikayetleri ile acil servise başvurdu. Yapılan değerlendirme sonucunda piyelonefrit (böbrek iltihabı) tanısı konuldu ve yatış yapılarak enfeksiyon tedavisi başarıyla tamamlandı. Tanı sürecinde yapılan Bilgisayarlı Tomografi (BT) görüntülemesinde böbreğin tamamını kaplayan, sert yapıda(950-1450 HU), literatürde staghorn olarak adlandırılan ve halk arasında ‘ geyik boynuzu taşı ’ diye bilinen büyük taş saptandı. Staghorn taşlar böbreğin tüm boşluklarını doldurup, tekrarlayan enfeksiyonlara ve uzun vadede böbrek fonksiyon kaybına yol açabildiğinden tedavisi hayati önem taşımaktadır. Biz de bu vakamızda, Perkütan Nefrolitotomi (PCNL) yöntemiyle böbreğe küçük bir cilt kesisi üzerinden girerek endoskopik cihazlarla taşları parçalayıp çıkardık. PCNL, özellikle çapı 2 cm’den büyük ve kompleks taşlarda altın standart kabul edilmektedir. Normalde staghorn taşların temizlenmesi uzun süren ve çoğu zaman birden fazla seans gerektiren zorlu bir süreçtir. Modern altyapısı sayesinde, ciltten tek giriş yolu açılarak yaklaşık 1,5 saatlik bir seansta böbreğin tüm taş yükü başarıyla temizlendi" dedi. Hasta Fatih Aslan, hastaneye idrar ağrısıyla geldiğini belirterek, "Böbrekte ciddi bir taş olduğu ve bu taşla doktor ilgilendi Allah razı olsun. Böyle bir taşın en az 3 ameliyatla alınacağı söylenildi. Tek seansta hallolması epey mutlu etti" diye konuştu.
Cildinizden yazın etkilerini 3 adımda silebilirsiniz
29 Aralık 2025 Pazartesi - 12:20 Cildinizden yazın etkilerini 3 adımda silebilirsiniz Yaz aylarında yoğun güneş ışınları, artan sıcaklık ve nemin ciltte leke, elastikiyet kaybı ve nem dengesinde bozulmaya yol açtığını belirten Dermatoloji Bölümü’nden Uzman Dr. Hatice Duman, kış aylarına girerken doğru uygulamaların cilt sağlığını korumada kritik rol oynadığını söyledi. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uzman Dr. Hatice Duman, cilt yenileme ve onarımı hakkında bilgi verdi. Duman, yaz boyunca güneşe maruz kalan ciltte kolajen kaybı, renk düzensizlikleri ve mat bir görünümün sık görüldüğünü ifade ederek, "Kış öncesinde yapılan doğru uygulamalarla cildin yenilenmesi desteklenebilir" dedi. Mikro iğneli radyofrekans ile cilt yenilenmesi Altın iğne uygulamasının cildin alt katmanlarına kontrollü radyofrekans enerjisi verdiğini anlatan Uzm. Dr. Duman, bu yöntemin kolajen ve elastin üretimini uyardığını belirtti. Duman, "Yazın genişleyen gözenekler, ince kırışıklıklar ve elastikiyet kaybı üzerinde etkili olan Altın iğne, kış öncesi cildi daha sıkı ve dayanıklı hale getirir" ifadelerini kullandı. Lazer ile ton eşitleme ve kolajen desteği Lazer sistemlerinin güneş kaynaklı lekeleri azaltmaya ve cilt tonunu eşitlemeye yardımcı olduğunu kaydeden Duman, "Doğru protokolle uygulandığında lazer, kolajen üretimini destekleyerek daha pürüzsüz ve sağlıklı bir cilt görünümü sağlar" dedi. Lazer uygulamalarının cildi kışın soğuk ve kuru havasına karşı da güçlendirdiğini vurguladı. Mezoterapi ile derin nem ve beslenme Soğuk havalarda cildin nem ve vitamin ihtiyacının arttığını belirten Uzm. Dr. Duman, mezoterapinin hyaluronik asit, vitamin ve aminoasit içerikleriyle cildi derinlemesine beslediğini ifade ederek, "Mezoterapi hyaluronik asit, vitamin ve aminoasit içerikleriyle cildi derinlemesine besleyerek kuruluk, donukluk ve ince çizgilerin önlenmesine yardımcı olur" diye konuştu.
Çocuklarda ağız ve diş sağlığında erken tanı büyük öneme sahip
29 Aralık 2025 Pazartesi - 11:46 Çocuklarda ağız ve diş sağlığında erken tanı büyük öneme sahip Çocuklarda ağız ve diş sağlığının korunması, yalnızca estetik bir gereklilik değil; sağlıklı büyüme, beslenme ve konuşma gelişiminin temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Pedodonti (çocuk diş hekimliği) alanında yapılan çalışmalar, erken yaşta gerçekleştirilen düzenli diş hekimi kontrollerinin ileride oluşabilecek birçok problemin önüne geçtiğini gösteriyor. Pedodonti alanının yalnızca tedavi odaklı olmadığını vurgulayan Pedodonti Uzmanı Prof. Dt. Aylin Akbay Oba, çocuklarda ilk diş muayenesinin, süt dişleri sürer sürmez yapılması gerektiğine dikkat çekiyor. Erken dönemde uygulanan koruyucu yöntemler; çürük riskinin azaltılması, travmaya bağlı diş yaralanmalarının yönetilmesi ve ağız hijyeni alışkanlıklarının doğru şekilde kazandırılmasında kritik önem taşıyor. Koruyucu hekimlik yaklaşımı çocukların geleceğini şekillendiriyor Koruyucu hekimlik, çocukların yaşam boyu sürecek sağlıklı ağız ve diş yapısını destekleyen en önemli yaklaşım olarak öne çıkıyor. Fissür örtücü uygulamaları, flor destekleri ve düzenli kontroller sayesinde çürük oluşumunun büyük oranda önüne geçilebiliyor. Buna ek olarak, ağız hijyeni eğitimi, ebeveyn bilgilendirmesi ve davranış yönlendirme teknikleri, çocukların diş hekimine karşı olumlu bir tutum geliştirmesine yardımcı oluyor. Çocuk diş tedavileri nedir Çocuk diş tedavileri; süt dişleri ve yeni sürmekte olan daimi dişlerde ortaya çıkan çürükler, travmalar, gelişimsel bozukluklar ve fonksiyonel sorunların tedavisine yönelik tüm klinik uygulamaları kapsıyor. Pedodontik yaklaşım, tedavi süreçlerinin ötesinde çocukları koruyucu hekimlik ilkeleri ile yönlendirerek ağız hijyenini geliştirmeyi ve yaşam boyu sürdürülebilir bir ağız-diş sağlığı oluşturmayı hedefliyor. Süt dişlerinin önemi sağlıklı daimi dişler için temel rehber Süt dişleri, yalnızca geçici dişler olması nedeniyle çoğu zaman yeterince önemsenmese de, çocukların ağız ve çene gelişiminde kritik bir rol üstleniyor. Her bir süt dişi, alttan gelecek daimi diş için doğal bir rehber görevi görüyor. Süt dişlerinde meydana gelen erken kayıplar, daimi dişlerin doğru pozisyonda sürmesini engelleyerek çapraşıklık, çene darlığı ve kapanış bozuklukları gibi uzun vadede ortodontik sorunlara yol açabiliyor. Sağlıklı süt dişleri; çocuğun beslenmesini, konuşma gelişimini, özgüvenini ve sosyal iletişim becerilerini de doğrudan etkiliyor. Çürük nedeniyle ağrı yaşayan ya da rahat çiğneyemeyen çocuklarda iştahsızlık, kilo kaybı ve okul başarısında düşüş görülebiliyor. Bu nedenle süt dişlerinin korunması sadece ağız içi sağlığı değil, genel sağlık ve gelişim açısından da büyük önem taşıyor. Düzenli muayeneler, koruyucu uygulamalar ve doğru ağız hijyeni alışkanlıkları ile süt dişlerinin sağlıklı bir şekilde ağızda kalması sağlanarak çocuğun ileriki yaşamında daha sorunsuz bir ağız-diş yapısına sahip olması mümkün hale geliyor. Bu kapsamda uygulanan başlıca tedaviler; dolgu ve kanal tedavileri, koruyucu uygulamalar, travma tedavileri, süt dişi çekimleri ve yer tutucular, ortodontik yönlendirme tedavileri ile ağız-dil fonksiyon bozukluklarının yönetimi olarak sıralanıyor. Tedavilerin temel amacı, çocukların sağlıklı beslenme, doğru konuşma ve özgüvenli bir gülüş geliştirmesine katkı sağlamak ve diş hekimi korkusunu ortadan kaldırarak olumlu bir tedavi deneyimi sunmak olarak ifade ediliyor. Çocukların ağız ve diş sağlığında altın kurallar; ilk muayene ilk süt dişi sürer sürmez yapılmalı, süt dişleri daimi dişlerin rehberi niteliğinde olduğu için erken kayıplar çene gelişimini olumsuz etkiliyor, koruyucu uygulamalarla çürük oluşma riski azaltılabiliyor, diş hekimi korkusunun önüne geçmek için erken ve düzenli ziyaretler büyük önem taşıyor.
Otizmli yetişkinlere özel poliklinik hizmete girdi
29 Aralık 2025 Pazartesi - 11:42 Otizmli yetişkinlere özel poliklinik hizmete girdi Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi tarafından otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan yetişkin bireylere yönelik özel poliklinik hizmeti hayata geçirildi. Yeni açılan Otizm Polikliniği haftada bir gün hizmet verecek. Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi, toplum ruh sağlığı hizmetlerini güçlendirme hedefi doğrultusunda önemli bir çalışmayı daha hayata geçirdi. Bu kapsamda, otizm spektrum bozukluğu olan yetişkin bireylerin ruh sağlığı hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak amacıyla Otizm Polikliniği açıldı. Yeni poliklinik, eski Manisa Devlet Hastanesi kampüsünde yer alan Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi Şehzadeler Semt Polikliniği bünyesinde hizmet vermeye başladı. Poliklinikte haftada bir gün, planlı randevu sistemiyle otizmli yetişkin hastalara tanı, tedavi ve izlem hizmetleri sunulacak. "Ailelerin yükünü azaltması açısından önemli" Otizm spektrum bozukluğunun; sosyal iletişim becerilerinde güçlükler, sınırlı ilgi alanları ve tekrarlayıcı davranışlarla seyreden, erken çocukluk döneminde başlayan nörogelişimsel bir bozukluk olduğuna dikkat çekildi. Erken tanı ve düzenli takibin, bireyin gelişimsel potansiyelinin desteklenmesi ve ailelerin yaşadığı yükün azaltılması açısından büyük önem taşıdığı vurgulandı. Otizm Polikliniği’nde, tanılama ve klinik değerlendirme süreçleri, bireyin yaşına ve ihtiyaçlarına göre tedavi ve izlem planlaması, eşlik eden dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, öğrenme güçlüğü ve kaygı bozuklukları gibi ek ruhsal sorunların değerlendirilmesi yapılacak. Ayrıca ailelere bilgilendirme, danışmanlık ve yönlendirme hizmetleri sunulacak; gerektiğinde özel eğitim, rehabilitasyon, sosyal hizmetler ve diğer sağlık kurumlarıyla çok disiplinli iş birliği sağlanacak. Poliklinik cuma günleri hizmet verecek Poliklinikte sunulacak hizmetlerin, Psikiyatri Uzmanı Dr. Sevgi Güleç Doğan koordinasyonunda, Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinin ilgili birimleriyle iş birliği içerisinde, güncel bilimsel veriler ve Sağlık Bakanlığı uygulamaları çerçevesinde yürütüleceği bildirildi. Hastaneden yapılan açıklamada, Otizm Polikliniği’nin haftada bir gün cuma günleri hizmet vereceği belirtilerek, vatandaşların MHRS (Merkezi Hekim Randevu Sistemi) ve ALO 182 üzerinden randevu alarak başvuruda bulunabilecekleri ifade edildi. İlk değerlendirme sonrası gerekli görülen durumlarda düzenli kontrol randevuları ve ek destek hizmetlerinin planlanacağı kaydedildi. Polikliniğin hedefinin, otizm spektrum bozukluğu olan bireylerin nitelikli ruh sağlığı hizmetlerine erişimini artırmak, ailelerin bilgi, danışmanlık ve destek ihtiyaçlarına kurumsal ve ulaşılabilir bir cevap vermek, toplumsal farkındalığı artırarak otizmli bireylerin eğitim, istihdam ve sosyal yaşama katılımlarını dolaylı olarak desteklemek olduğu belirtildi. Bu hizmetin Manisa’da otizm alanında önemli bir boşluğu dolduracağı ifade edildi. "Ciddi endişe ve kaygılarımız vardı" Manisa Otistik Bireyler ve Engelsiz Aileler Derneği Başkanı Mahperi Serpil Dede de, otizmli bir çocuk annesi olarak özellikle 18 yaş üstü otizmli bireyler için bu hizmetin çok önemli olduğunu vurguladı. Emeği geçen herkese teşekkür eden Dede, "Biz ailelerin, özellikle yoğun öfke krizleri sırasında tedavi protokolleri konusunda ciddi endişe ve kaygılarımız vardı. Bu kaygılarımızın anlaşılması ve ilimizde böyle bir hizmetin hayata geçirilmesi çok kıymetli. Otizmin en önemli sorun alanlarından biri sağlık problemleri ve öfke krizleri. Bu krizler sırasında ne yapacağımızı bilemediğimiz anlar oluyor. Sağlık profesyonellerinin yanımızda olduğunu hissetmek ve onlara ulaşabilmek bizler için çok değerli. Ülkemizde hızla artan bir otizm popülasyonu var. Bu tür hizmetlerin sağlık sistemi içinde yer alması ve yaygınlaşması aileler için büyük bir güvence" diye konuştu.
Doğal gün ışığı kan şekeri dengesini etkileyebilir
29 Aralık 2025 Pazartesi - 11:36 Doğal gün ışığı kan şekeri dengesini etkileyebilir Bilimsel dergi Cell Metabolism’te yayımlanan yeni bir araştırma, doğal gün ışığına maruz kalmanın vücudun şekeri kullanma biçimi ve enerji metabolizması üzerinde önemli etkiler oluşturduğunu ortaya koydu. Araştırmayı değerlendiren İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Alihan Oral, gün ışığının metabolik sağlık açısından sanılandan çok daha kritik bir role sahip olduğunu söyledi. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Oral, özellikle tip 2 diyabetli bireyler üzerinde yapılan çalışmanın dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu belirterek, "Araştırma, doğal gün ışığı alan ortamlarda bulunan bireylerde kan şekeri dalgalanmalarının daha az olduğunu ve kan şekerinin hedef aralıkta daha uzun süre kaldığını gösteriyor. Bu, diyabet yönetimi açısından oldukça önemli bir bulgudur" dedi. "Cam kenarında oturmak bile fark oluşturabilir" Günlük çalışma alışkanlıklarının metabolik denge üzerinde etkili olabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Oral, "İş hayatımızda gün boyunca cam kenarında oturmak ya da doğal gün ışığı alan bir ortamda çalışmak bile kan şekeri dengesini olumlu yönde etkileyebilir" ifadelerini kullandı. "Vücut enerjiyi farklı kullanıyor" Doğal gün ışığının yalnızca kan şekeri düzeylerini değil, vücudun enerji kullanım biçimini de etkilediğini vurgulayan Oral, "Çalışmada, gün ışığına maruz kalan bireylerin vücutlarının karbonhidrat yerine daha fazla yağ yaktığı görülüyor. Bu durum metabolik esnekliğin arttığını ve enerji dengesinin daha sağlıklı kurulduğunu gösteriyor" diye konuştu. Biyolojik saat vurgusu Araştırmanın temelinde biyolojik saatin yer aldığını ifade eden Doç. Dr. Oral, "Doğal gün ışığı, sirkadiyen ritmi düzenleyen en güçlü çevresel faktörlerden biridir. Biyolojik saatin sağlıklı çalışması; insülin duyarlılığı, hormon salınımı ve enerji metabolizması üzerinde doğrudan etkilidir. Gün ışığından yoksun kapalı ortamlarda uzun süre kalmak bu dengeyi bozabiliyor" dedi.
Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 320 kişinin katıldığı canlı cerrahi kursu
29 Aralık 2025 Pazartesi - 11:23 Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 320 kişinin katıldığı canlı cerrahi kursu Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ürolojik Cerrahi Derneği Doğu Anadolu Şubesi iş birliğiyle gerçekleştirilen "Retrograd İntrarenal Cerrahi Kursuna" ev sahipliği yaptı. Hastanenin ameliyathanesinde yapılan kursa Türkiye genelinden 300’ü aşkın üroloji uzmanı katıldı. Kurs kapsamında, iki ayrı ameliyathanede eş zamanlı olarak canlı retrograd intrarenal taş cerrahisi (RIRS) uygulamaları gerçekleştirildi. Canlı cerrahiler hem salondaki katılımcılara hem de internet üzerinden Türkiye genelindeki yaklaşık 250 üroloji uzmanına ulaştırıldı. Kursiyerler, fantom ve maketler üzerinde uygulamalı eğitimle cerrahi tekniklerini geliştirme imkanı buldu. Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Uzmanı ve Ürolojik Cerrahi Derneği Doğu Anadolu Şubesi Başkanı Dr. Mehmet Levent Akbulut, kursun Malatya’da düzenlenmesinin önemine değinerek, "Deprem sonrası toparlanma sürecinde böyle bir bilimsel organizasyonun Malatya’da yapılması bizim için çok değerliydi. Hem bilinirliğinin artması hem de bilimsel katkı sağlanması açısından bu kursu önemli gördük" dedi. Ürolojik Cerrahi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Hüseyin Eren ise amaçlarının Türkiye’nin her bölgesindeki ürologlara standart ve nitelikli eğitim sunmak olduğunu belirterek, "Yaklaşık 60 katılımcının salonda, 250 meslektaşımızın ise online ortamda takip ettiği verimli bir kurs gerçekleştirdik" diye konuştu
Adana kan bağışında her zaman ilk üçte
29 Aralık 2025 Pazartesi - 11:17 Adana kan bağışında her zaman ilk üçte Türk Kızılay Genel Sekreteri Ramazan Saygılı, 2025 yılı boyunca yürütülen çalışmalarla 3 milyon ünite kan bağışı hedefine ulaşıldığını belirterek, Türkiye genelinde bin 140 hastanenin günlük kan ihtiyacının Türk Kızılay tarafından karşılandığını açıkladı. Türk Kızılay Genel Sekreteri Ramazan Saygılı, 2025 yılına ilişkin kan bağışı değerlendirmesinde, 3 milyon ünite kan bağışı hedefine ulaşıldığını söyledi. Saygılı, bu sonucun, gönüllü bağışçıların desteği ve Kızılay teşkilatının ülke genelindeki koordineli çalışmasıyla elde edildiğini kaydetti. Ulusal Güvenli Kan Temini Programı kapsamında 18 Bölge Kan Merkezi, 68 Kan Bağış Merkezi ve 350 mobil ve sabit ekip ile hizmet verildiğini belirten Saygılı, her gün yaklaşık 9 bin ünite kanın toplandığını, test edildiğini ve hastanelere ulaştırıldığını aktardı. Bu çalışmalarla bin 140 hastanenin günlük kan ve kan ürünü ihtiyacının karşılandığını dile getirdi. Kan bağışında yüzde 10 artış Geçtiğimiz yıl 2,7 milyon ünite olan bağış miktarının, 2025’te yaklaşık yüzde 10 artışla 3 milyon üniteye ulaştığını kaydeden Saygılı, İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Gaziantep’in toplam bağışın yüzde 41’ini gerçekleştirdiğini söyledi. Saygılı, "Kan bağışında her zaman ilk üçte yer alan Adanalı kardeşlerimize, hemşehrilerimize gönülden teşekkür ediyorum" diyerek, Adana’nın gönüllü bağışçılık konusundaki duyarlılığına dikkat çekti. 3 milyonuncu kan bağışının Gaziantep İslahiye’den geldiğini hatırlatan Saygılı, Zabıt Katibi Büşra Tokgöz’ün 11’inci bağışını gerçekleştirerek bu anlamlı sürecin simge ismi olduğunu ifade etti. 1997 Adana doğumlu Tokgöz’ün aynı zamanda kök hücre bağışçısı olduğunu paylaştı. Kadın bağışçı oranı Gümüşhane’de zirvede Ülke genelinde kan bağışçılarının yüzde 87’sini erkeklerin, yüzde 13’ünü kadınların oluşturduğunu belirten Saygılı, il bazında kadın bağışçı oranının en yüksek olduğu illerin başında yüzde 20 ile Gümüşhane , yüzde 19 ile Erzincan ve yüzde 18’le Tekirdağ olduğunu söyledi. 18-24 yaş arası gençlerin, toplam kan bağışı içindeki payının yüzde 20’ye ulaştığını aktaran Saygılı, genç bağış oranının en yüksek olduğu illerin Kastamonu, Çanakkale ve Sivas olduğunu dile getirdi. Toplanan 3 milyon ünite kanın yüzde 46’sının, düzenli kan bağışçılarından sağlandığını kaydeden Saygılı, 2024 yılına göre bağış artışının en fazla görüldüğü illerin Kahramanmaraş (yüzde 57), Malatya (yüzde 52) ve Adıyaman (yüzde 48) olduğunu dile getirdi. Kan bağışı sürecinin tüm aşamalarında 4 bin 523 kişilik bir ekibin görev yaptığını belirten Saygılı, toplama ve dağıtım süreçlerinde görev alan 936 aracın, yıl boyunca 32 milyon kilometre yol kat ettiğinin altını çizerek, bu mesafenin, Dünyanın etrafını yaklaşık 800 kez dolaşmaya eşdeğer olduğunu ifade etti. Kan güvenliği için 23 milyon test Bağışlanan kanların güvenliğini sağlamak amacıyla 15 test parametresini kapsayan toplam 23 milyon testin, Türk Kızılay laboratuvarlarında uluslararası standartlara uygun şekilde gerçekleştirildiğini vurgulayan Saygılı, güvenli kan temininin sağlık sisteminin en temel unsurlarından biri olduğunu sözlerine ekledi.