SAĞLIK
Uzmanı açıkladı: "Bayramda kurulan ilişkiler ruh sağlığını güçlendiriyor" 21 Mart 2026 Cumartesi - 11:52:31 Sivas Medicana Hastanesi Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bayram sonrası işe dönüşte yaşanan isteksizliklerin oldukça normal olduğunu söyleyerek, "Psikolojik olarak en sağlıklı bayram, kişinin kendini zorlamadan ama mümkün olduğunca bağ kurduğu, paylaştığı ve anlam bulduğu bayramlardır" dedi. Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor. Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramların bireylerin psikolojisi üzerinde genellikle olumlu etkiler oluştururken, bu dönemlerde artan sosyal etkileşim, kişilerin kendilerini bir gruba ait hissetmelerini sağlarken yalnızlık duygusunu azaltıyor. Aynı zamanda paylaşma ve empati gibi duyguların güçlenmesi, bireylerin kendilerini daha anlamlı ve değerli hissetmesine katkı sunuyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesi’nde görevli Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bayram sonrası uyum sürecine dikkat çekerek, "Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir" dedi. "Pozitif duyguları artırır" Kerime Begüm Özkaya, bayramlarda kişinin aidiyet duygusunun arttığını belirterek, "Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor. Bu süreçte bireyler hem duygusal hem de sosyal açıdan daha yoğun bir dönemden geçiyor. Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramlar, ruh sağlığını güçlendiren sosyal köprülerdir. Bayramlar sadece kültürel ve dini günler değil aynı zamanda insanların duygusal dünyasını güçlü şekilde etkileyen sosyal dönemlerdir. Bayramlar insanların psikolojisi üzerine genellikle olumlu ve güçlendirici etkileri oluşturur. Bayram psikolojisi bireylerin aidiyet, paylaşma, mutluluk, özlem ve hüzün gibi yoğun duygularını aynı anda yaşayabildiği bir süreçtir. Psikolojik açıdan değerlendirecek olursak, bayramlar kişilere aidiyet ve bağlılık duygusunu arttırır. Bayramlarda aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar olur. Bu durum kişi de bir yere ait olduğunu ve yalnız değilim duygusunu güçlendirir. Sosyal bağların güçlenmesi psikolojik dayanıklılığı ve pozitif duyguları arttırır" dedi. "Kısa sürelide olsa iş stersiden uzaklaştırır" Özkaya, bayramda insanların geçmişi ile bağ kurduğunu söyleyerek, "Bayramlar günlük hayatın rutininden çıkmayı sağlar. Yeni kıyafetler, ikramlar, ziyaretler ve hediyeler gibi gelenekler dopamin ve serotonin gibi mutluluk hormonlarının artmasına yardımcı olur. Stres ve yorgunluğu azaltır. Bayram tatilleri ve sosyal ortamlar insanların iş ve hayat stresinden kısa süreli de olsa uzaklaşmanızı sağlar. Ruhsal rahatlama ve yenilenme hissini oluşturur. Paylaşma ve empatiyi güçlendirir. Bayramda ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, büyükleri ziyaret etmek gibi davranışlar işin empati ve merhamet duygusunu arttırır. Yardım etmek kişinin kendini daha değerli ve anlamlı hissetmesini sağlar. Kişide geçmişi ve hatırlarla bağ kurmayı sağlar. Bayramlar çoğu insanlar için çocukluğunu hatırlatan zamanlardır. Bu da kişide nostaljik ve sıcak duyguların yaşanmasını sağlar. Bayramlar bazı insanlar için de zorlayıcı olabilir. Her zaman herkes için aynı derecede mutlu geçmeyebilir. Yalnız yaşayan kişiler, yakınını kaybetmiş olanlar, aile ilişkileri zor olan kişiler, bayramlarda yalnızlık veya hüzün hissedebilir. Bu da gayet normaldir. Bu nedenle bayramlarda çevremizdeki insanları hatırlamak, bir telefon etmek ya da kısa bir ziyaret gerçekleştirmek bile kişinin kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olabilir" diye konuştu. "Bayram dönüşü işte yaşanan isteksizlik normaldir" Bayram sonrası adaptasyon sürecinden bahseden Özkaya, "Psikolojik olarak en sağlıklı bayram kişinin kendini zorlamadan ama mümkün olduğunca bağ kurduğu, paylaştığı ve anlam bulduğu bayramlardır. Ayrıca bahsetmek gerekirse bayram sonrası işe dönüşü yaşama isteksizlik oldukça normaldir. İnsan zihnin dinlenme ve sosyal bağların yoğun olduğu bir dönemden tekrar sorumlulukların olduğu bir ortama geçer. Bu da tabi ki zorlayıcıdır. Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir. Herkese huzurlu, sağlıklı ve mutlu bayramlar diliyorum" şeklinde konuştu.
21 Mart 2026 Cumartesi - 10:58 Hemşirelikten bağışçılığa: Bu kez kendi hücreleriyle hayat kurtardı Tunceli Ovacık Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşire Mavi Altay, yıllar önce verdiği kök hücre örneğinin eşleşmesiyle bu kez kendi hücrelerini bağışlayarak bir hastaya umut oldu. Ovacık Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşire Mavi Altay, 6 yıl önce verdiği kök hücre örneğinin bir hastayla eşleşmesi üzerine bağış sürecine dahil oldu. Sağlık çalışanı olarak mesleği gereği her gün hastaların tedavisine katkı sunan Altay, bu kez farklı bir sorumluluk üstlenerek doğrudan bağışçı oldu. Yapılan tetkik ve hazırlıkların ardından süreci tamamlayan Altay, kendi hücrelerini bağışlayarak bir hastanın yaşam mücadelesine destek verdi. "Vereceğimiz bir miktar kanla bir kişinin hayatına dokunabiliriz" Bağış sürecinde ve sonrasında yaşadıklarını anlatan Mavi Altay, bir hemşire olarak hastaların hayatına dokunduğunu ancak kendi canından bir parça vererek hayat kurtarmış olmanın çok daha güzel bir duygu olduğunu ifade etti. Altay, "Kızılay’a 6 sene önce kök hücre için örnek vermiştim. Aralık ayında geri dönüş oldu. Örnekler bir hastayla uyuşmuş. Açıkçası bu beni biraz heyecanlandırdı, tedirgin etti, süreçle ilgili bilmediklerim vardı. Sonra Kızılay’daki arkadaşlarla görüştüm. Sağ olsunlar sorularımın hepsini sağlıklı bir şekilde cevapladılar. Sonraki süreçte ilk önce chek up yapıldı. İstanbul’daki chek up sürecinden sonra dokular hastayla uyuştuğu için yaklaşık 15 gün sonra kök hücre tüp toplama işlemi olacaktı. Onun öncesinde bir ilaç verip kanımdaki kök hücreyi artırdılar. İlaç 5 gün sürdü. Hafif kemik ağrısı, grip gibi hafif semptomları oldu. Onun dışında bir sıkıntı yaşamadım. Bu işlemlerden sonra kök hücre toplama işlemine geçtik. Bu süreçte arkadaşlar yine yardımcı oldular. Yaklaşık 3 saat sedyede uzanmak zorundaydım. Bu işlemler esnasında hareket edemiyordum. Ama gayet uyumlu, hoş sohbet insanlarla tatlı bir iletişim halinde olduk. Çekindiğim, korktuğum yerlerde benimle ilgilendiler. İşlem gayet güzel geçti. Sonraki süreçte öğrenebildiğim kadarıyla kök hücre bağışında bulunduğum arkadaşın da iyileşmiş olduğunu duydum. Gayet mutluyum. Bir hemşire olarak zaten insanların hayatına dokunuyorduk ama özellikle kan bağışı yaptıktan sonra kendimden bir parça verdikten sonra birinin hayatını kurtarmış olmak çok güzel. Söyleyebileceğim en önemli şey, bunu sadece bir hastanın hayatını kurtarmak olarak görmesinler. Hastanın yakınları, çevresindeki insanlar, hastayla birlikte her gün hastaneye giden, hasta için uğraşan insanlar için de yapsınlar. Hepimizin başına gelebilecek bir hastalık, hepimizin yaşayabileceği bir sorun. Vereceğimiz bir miktar kanla bir kişinin hayatına dokunabiliriz" diye konuştu. "Yaptığım şeyden dolayı kendimle gurur duyuyorum" Altay, "Etrafımdaki insanlardan çok olumlu tepkiler aldım. Herkes yaptığımın ne kadar gururlu, güzel bir şey olduğundan bahsetti. Ben de çok mutlu oldum. Sonrasında unu çok düşündüm; eğer o bağışı yapmasaydım ne kadar üzüleceğimi, bir insanın hayatına dokunamayacağımı ya da o kişinin bu hastalıktan iyileşemeyeceğini düşündüm ve gerçekten yaptığım şeyden dolayı kendimle gurur duyuyorum. Herkesin canı gönülden yapabileceği bir şeyi yaptım belki ama bence çok önemli bir şey, herkesin de yapması lazım. Buradan söyleyebileceğim en önemli şey herkesin kemik iliği örneği vermesi ve hastalara ulaşması. Bir çocuk, belki bir yetişkin, belki bir anne, belki dede, hala. Yani birine yardım edebiliriz. Onların hayatlarını güzelleştirebiliriz. Bu süreç benim için sadece 20 günden ibaretti. Yani 20 gün içerisinde sadece 5 gün ilaç aldım ama diğer tarafta o hasta belki bir sene daha benim kök hücremi alacak. İyileşecek olsa bile 1 sene hastanede kalacak. Onun için daha yıpratıcı, daha uzun bir süreç" dedi.
21 Mart 2026 Cumartesi - 09:29 Bayramda çocukları şekerden uzak tutun Diyetisyen Gamze Söylemez, bayramlarda çocuklara çok fazla çikolata ikramlarında bulunulduğunu dikkat çekerek, "Çocuklarınıza daha çok şekeri olmayan, daha doğal şekerli meyve suları ikram edebilirisiniz" dedi. Ramazan Bayramı’ndaki tatlı tüketiminin en çok karşılaştıkları sorulardan birisi olduğunu söyleyen Diyetisyen Gamze Söylemez, sözlerine şöyle devam etti, "Burada dikkat edilmesi gereken kurallardan birisi daha çok sütlü tatlılar tercih edilmeli. Şerbetli tatlılar kan şekerini hızlı yükselttiği için hızlı da düşürebilir. Bu yüzden özellikle kronik hastalığı olan şeker, diyabet tarzı, tip bir tip iki diyabet hastaları, kolesterol problemi olanlar, özellikle gebe danışanlarıma da çok özellikle bu konuda uyarılarda bulunuyorum. Daha çok sütlü ve meyveli tatlılar tercih edebilirsiniz. Yemeklerden en azından iki saat sonra sindirim tamamlandıktan sonra tatlı tüketirseniz metabolizma anlamında sizin için daha kolay olacaktır. Kronik hastalığı olanları burada özellikle uyarmak istiyorum. Lütfen yemeklerden hemen sonra ya da çok fazla porsiyonlarda tatlı tüketmeyin. Birkaç eve davete gidiyorsanız en azından bir iki tanesini seçip bunları da güne bölerek tatlı tüketimini bu şekilde tamamlayabilirsiniz. Her tatlı tüketiminden sonra bol bol su içme ve egzersiz yaparak en azından sindirimini kolaylaştırmaya yardımcı olabilirsiniz." "Sofranızda koyu yeşil yapraklı sebzeler olsun" Diyetisyen Gamze Söylemez, "Çay, kahve içilecekse, daha açık tüketilmemeli, demli tüketilmemeli ve yemeklerden yarım saat sonra tüketilmelidir. Bu kısma da önem veriyorum. Her sofrada mutlaka koyu yeşil yapraklı sebzeleri bulundurmalısınız. Zeytinyağlı sebzelere önem vermelisiniz. Havalar ısınıyor. Bahar aylarının, mevsim sebzeleri çok çok yoğunlukta. Bu yüzden bunları da sofralarda mutlaka bulundurmalısınız. Ramazanda özellikle kahvaltı, iki ara öğün ve bir ana öğün demiştik. Kahvaltımızı konuştuk. Ara öğün olarak daha çok bitkisel proteinlerden koyu, yeşil yapraklı sebzeleri bulundurabilir. Süt, ayran tüketebilir. Fındık, badem, ceviz gibi yağ tohumları da ara öğünlere de dahil edebilirsiniz. Yine cilt elastikiyeti için cildin parlaklığı için de meyveleri kullanabilirsiniz. Özellikle koyu renkli meyvelerin, antioksidan kapasiteleri çok yüksek olduğu için meyvelerde mutlaka ara öğünlerde tüketilmelidir. Akşam yemeğinden sonraki tüketilen ara öğün olarak da genelde bizim toplumunuzda tatlı tüketimi çok fazla oluyor. Daha çok kuru meyvelere yönelebilir bireyler. Kuru kayısı, kuru hurma, kuru incir tarzı, kuru meyvelerde tatlı ihtiyacımızı önemli ölçüde azaltacaktır." Dedi. "Çocukların gelişimi için önemli detay" Ramazan Bayramı’nda özellikle çocuklara çok fazla çikolata ikramlarında bulunulduğuna dikkat çeken Söylemez, "Buradan da uyarmış olalım. Çocuklarınıza daha çok şekeri olmayan, daha doğal şekerli meyve suları ikram edebilirisiniz. İçerisinde rafine şeker eklenmeyen meyve suları çocuklarınızın büyüme gelişiminde ve beyin gelişiminde de önemli ölçüde farklılık gösterecektir. Daha çok şekerlerden ziyade kendi ev yapımı sütlü tatlılarınızı ikram edebilirsiniz. Burada da böyle birazcık daha tabuları yıkmış olabiliriz diye düşünüyorum. Daha dikkatli olursak çünkü beslenme temelinde çocuklarla devam eden bir şey. Çocukları nasıl yetiştirirseniz ilerleyen dönemlerde yetişkinlerde bu noktada daha bilinçli ilerleyeceğini düşünüyorum" dedi.
Bireyin günlük yaşamını etkileyen ’sürekli açlık hissi’ giderek yaygınlaşıyor
29 Aralık 2025 Pazartesi - 10:43 Bireyin günlük yaşamını etkileyen ’sürekli açlık hissi’ giderek yaygınlaşıyor Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzman Dyt. Ayşegül Akkaya Erden, "Sürekli açlık hissi, modern yaşamın hızlanan düzeniyle birlikte giderek yaygınlaşmış ve birçok bireyin günlük yaşamını etkileyen önemli bir sorun haline gelmiştir" dedi. İnsanların çoğu zaman yeterli porsiyonlarla beslendiklerini düşünmelerine rağmen kısa bir süre sonra yeniden açlık hissettiklerini belirttiklerini, bu durumun da hem fizyolojik hem de psikolojik açıdan kafa karıştırıcı bir tablo ortaya çıkardığını söyleyen Diyetisyen Ayşegül Akkaya Erden, "Aslında açlık, yalnızca mide boşaldığında veya enerji seviyesi düştüğünde oluşan basit bir duygu değildir; çok daha karmaşık mekanizmalar tarafından yönetilen, beynin, hormonların, duyguların ve yaşam tarzının tamamını içine alan çok boyutlu bir süreçtir. Bu nedenle sürekli açlık hissi, tek bir neden üzerinden açıklanamayacak kadar kapsamlı bir konudur. Bu durumun temelinde açlık ve tokluk hissini dengeleyen leptin ve ghrelin hormonlarının işleyişi bulunmaktadır. Leptin, yağ dokusundan salgılanarak beyne tokluk sinyali gönderen hormondur. Ghrelin ise mide tarafından üretilip açlık hissini uyaran hormondur. Bu 2 hormonun hassas dengesi, gün içinde ne kadar yemek yiyeceğimizi ve ne kadar sürede yeniden acıkacağımızı belirler" şeklinde konuştu. "Gece geç yatmak kişinin tok olmasına rağmen aç hissetmesine yol açar" Modern toplumdaki uyku sorunlarının bu hormonal dengeyi ciddi biçimde bozabildiğini belirten Diyetisyen Erden, "Özellikle gece geç yatmak, sürekli bölünen uyku düzeni ve yeterli derin uykuya geçememe gibi durumlar leptin seviyelerini düşürerek kişinin tok olmasına rağmen aç hissetmesine yol açar. Aynı zamanda ghrelin seviyesi yükselir ve gün içinde sürekli atıştırma isteği ortaya çıkar. Bu nedenle kronik uyku bozukluğu yaşayan bireylerin iştahlarının artması, tatlı isteğinin çoğalması ve sık sık açlık hissetmesi son derece doğaldır. Uyku düzeni bozuldukça bedensel sinyaller de karışmakta, enerji dengesinin sağlanması daha güç hâle gelmektedir. Sürekli açlık hissinin en önemli sebeplerinden biri de ultra işlenmiş gıdaların beslenme düzeninde giderek daha fazla yer almasıdır. Paketli atıştırmalıklar, fast food ürünleri, şekerli içecekler, rafine karbonhidratlar ve hazır tatlılar gibi ürünler, vücutta kan şekerini çok hızlı yükseltir. Ancak bu yükseliş geçici olup kısa sürede yine ani bir düşüş yaşanır. Kan şekeri düştüğünde beyin acil enerji ihtiyacı olduğunu düşünerek yeniden açlık sinyali üretir. Bu döngü, bireyin gün boyu sürekli bir şeyler yeme isteği duymasına yol açar. Bunun yanında ultra işlenmiş gıdalar beynin ödül merkezini güçlü bir şekilde uyaran bileşenler içerir. Bu uyarı, tıpkı bağımlılıklarda olduğu gibi tekrar tekrar tüketim isteğini artırır. Kişi fizyolojik olarak tokluk yaşasa bile zihinsel olarak yeme dürtüsünü bastırmakta zorlanır. Modern beslenmenin büyük ölçüde bu tarz gıdalara dayanması, açlık ve tokluk hissinin doğal yapısını bozan en büyük faktörlerden biridir" ifadelerini kullandı. "Stres anında yükselen kortizol hormonu, özellikle yağlı ve şekerli yiyeceklere karşı ilgiyi artırır" Ayrıca, stresin iştah üzerindeki etkisi de çoğu zaman göz ardı edilen fakat son derece güçlü bir etken olduğunu vurgulayan Diyetisyen Erden, sözlerine şöyle devam etti: "Günümüzün yoğun iş temposu, sosyal baskılar, ekonomik kaygılar, şehir yaşamının oluşturduğu yük ve dijital dünyanın sürekli talepkâr yapısı, bireylerde kronik stres oluşmasına yol açmaktadır. Stres anında yükselen kortizol hormonu, özellikle yağlı ve şekerli yiyeceklere karşı ilgiyi artırır. Bu tür yiyecekler kısa süreli rahatlama sağladığı için kişi stres altında duygusal yeme davranışına yönelir. Aslında fiziksel olarak aç olmadığı hâlde bir şeyler yiyerek rahatlama ihtiyacı hisseder. Bu durum uzun vadede iştah mekanizmasını daha da bozarak kişinin açlık hissini ayırt etmesini zorlaştırır. Duygusal yeme döngüsü güçlendikçe kişi hem kontrolsüz kilo alır hem de açlık hissi giderek daha sık yaşanan bir hale gelir." "Tek yönlü çözümler yerine bütüncül bir yaklaşım gereklidir" Bütün bu faktörler bir araya geldiğinde sürekli açlık hissinin yalnızca yanlış beslenme alışkanlıklarından kaynaklanmadığı, aksine çok geniş kapsamlı bir yaşam tarzı problemi olduğunu dile getiren Diyetisyen Ayşegül Akkaya Erden, "Hormon dengesi, uyku kalitesi, stres düzeyi, duygusal durum, zihinsel yeme alışkanlıkları ve tüketilen gıdaların niteliği bu sorunun temel belirleyicileridir. Dolayısıyla bu problemle başa çıkmak için tek yönlü çözümler yerine bütüncül bir yaklaşım gereklidir. Uyku düzeninin iyileştirilmesi, ultra işlenmiş gıdaların azaltılması, lif ve protein bakımından zengin bir beslenme planı oluşturulması, stresin çeşitli tekniklerle yönetilmesi, düzenli fiziksel aktivite yapılması ve yeme davranışının farkındalıkla yönetilmesi açlık-tokluk mekanizmasını yeniden dengelemeye yardımcı olur. Ayrıca kişinin kendi bedenini tanıması, fizyolojik açlık ile duygusal açlığı ayırt etmeyi öğrenmesi ve yaşam rutininde küçük ancak kalıcı değişiklikler yapması bu sürecin en önemli adımlarındandır" diye belirtti. "Sağlıklı uyku ve beslenme düzeni oluşturmak, stres yönetimi sağlamak önemli" Sonuç olarak sürekli açlık hissinin modern yaşamın ortaya çıkardığı karmaşık bir örüntüdür ve yalnızca fiziksel bir belirti olarak değerlendirilmemesi gerektiğinden bahseden Diyetisyen Erden, "Bu durumun arkasında yer alan hormonal, psikolojik ve çevresel unsurlar iyi analiz edildiğinde, çözümün de çok yönlü bir yaşam tarzı düzenlemesiyle mümkün olduğu görülmektedir. Bedenin doğal sinyallerini yeniden tanımak, sağlıklı uyku ve beslenme düzeni oluşturmak, stres yönetimine önem vermek ve yeme alışkanlıklarını bilinçli şekilde düzenlemek açlık hissinin kontrol altına alınmasında temel rol oynar" dedi.
Kar keyfiniz kabusa dönmesin
29 Aralık 2025 Pazartesi - 10:35 Kar keyfiniz kabusa dönmesin Düzce’de etkili olan kar ile birlikte sokaklar şenlendi ancak uzmanlar, kar keyfinin hastane koridorlarında bitmemesi için vatandaşları uyardı. Özellikle hazırlıksız yapılan kartopu savaşlarının ciddi kas ve eklem yaralanmalarına davetiye çıkardığına dikkat çekildi. Şehrin beyaza bürünmesini fırsat bilen vatandaşlar, soluğu sokaklarda alarak kartopu savaşlarına başladı. Ancak eğlenceli başlayan bu aktiviteler, bilinçsiz hareketler sonucu sakatlanmaları da beraberinde getirdi. Konuyla ilgili uyarılarda bulunan Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Fizik Tedavi Merkezi Müdür Yardımcısı Fizyoterapist Reşat Hamurcu, soğuk havada kasların savunmasız kaldığını vurguladı. Kış aylarında yanlış kıyafet seçimi ve ani hareketlerin çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyleyen Hamurcu, "Kalın ve pamuklu giyinilmesini tercih ediyoruz ve bilek destekli ayakkabılar kullanıyoruz. Kaygan zeminlerde kara uygun bot veya ayakkabı kullanımı önemli" dedi. "Kaslarımıza yüklenmiyoruz" Hamurcu, soğuk havalarda kasların gerginleştiğine işaret ederek, "Kartopu savaşlarında ısınmadan yapılan aktiviteler de omuz yaralanmaları, kas yaralanmaları olarak karşımıza çıkıyor. Bunlara kesinlikle dikkat edilmesi gerekiyor. Kışın aşırı yüklenmelerden kaçınıyoruz. Kaslarımıza yüklenmiyoruz. Soğuk havayla birlikte kaslarımızda da soğukluk oluyor. Isınmadan yapılan herhangi bir hareket yaralanmalara sebebiyet verebiliyor" diye konuştu. Reşat Hamurcu, muhtemel sakatlanmalarda yapılması gerekenlere ilişkin ise şunları kaydetti: "Ağrı veya burkulma olduğu zaman daha büyük sakatlıkların önüne geçebilmek için acil servise gidilmesi gerekiyor. Düşmeye bağlı kırık çıkık yırtıl olduğu zaman ortopedi doktoruna gözükmeliyiz ama yaşlılığa bağlı romatizmal hastalıklara bağlı bir problem varsa fizik tedaviye gidilmesi gerekiyor."
45 yaş üstü erkeklere PSA testi uyarısı
29 Aralık 2025 Pazartesi - 10:21 45 yaş üstü erkeklere PSA testi uyarısı Sivas Devlet Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Eyüp Coşar, prostat hastalıklarında erken tanının önemine dikkat çekerek 45 yaş üstü erkeklerin yılda bir kez PSA testi yaptırması gerektiğini söyledi. Sivas Devlet Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Eyüp Coşar, prostatın, doğuştan her erkekte bulunan ve başlıca idrar yapma fonksiyonunda görev alan bir organ olduğunu belirtti. Coşar, "Prostat aynı zamanda üreme fonksiyonunda da rol oynar. Mesanenin alt kısmında yer alır ve içinden idrar yolu geçer" dedi. Prostatın genellikle 45 yaşından sonra büyümeye başlayarak belirti verdiğini ifade eden Coşar, "Bu dönemde en sık karşılaştığımız şikâyetler; idrar yapma alışkanlıklarında değişiklik, idrar yapmada zorlanma, sık idrara çıkma ve tuvalette kalış süresinin uzamasıdır" diye konuştu. PSA testi prostatın erken tanısında önemli 45 yaşından sonra her erkeğin düzenli olarak kontrol yaptırması gerektiğini vurgulayan Coşar, "Bu yaş grubundaki erkeklerin yılda bir kez PSA adı verilen kan tahlilini yaptırmaları büyük önem taşımaktadır. PSA testi, prostatın iyi huylu ya da kötü huylu büyümelerinin erken tanısında bize çok kıymetli bilgiler veri. Risk grubundaki bireylerin 45 yaşından itibaren mutlaka yıllık PSA kontrollerini aksatmaması gerekir" uyarısında bulundu. Soğuk havaların ve beslenme alışkanlıklarının prostat şikayetlerini artırabileceğine dikkat çeken Coşar, "Özellikle soğuk havalarda üşütme, az su tüketimi, acı, baharatlı ve turşu gibi yiyecekler prostat şikâyetlerini daha şiddetli hâle getirebilir. Bu nedenle kış aylarında kendimizi korumamız çok önemlidir. İdrar yapmayı rahatlatan ilaç tedavileri hastalarımıza ciddi anlamda fayda sağlamaktadır. Ancak bu tedaviler düzenli kullanım ve hekim kontrolü gerektirir. Bol su içmek, soğuktan korunmak, beslenmeye dikkat etmek ve düzenli doktor kontrollerini aksatmamak prostat ve idrar yolu sağlığının korunmasında büyük önem taşımaktadır" şeklinde konuştu.
Uzmanı açıkladı: "Hedeflerin uygulanabilir olması başarıyı güçlendiriyor"
29 Aralık 2025 Pazartesi - 10:18 Uzmanı açıkladı: "Hedeflerin uygulanabilir olması başarıyı güçlendiriyor" Medicana Sivas Hastanesi görev yapan Uzman Psikolog Duhan Töre Yolalan, hedeflerin basit ve uygulanabilir olmasının başarıyı güçlendirdiğini belirterek, gerçekçi ve ölçülebilir planların hayal kırıklığını azalttığını söyledi. Yolalan, motivasyonun ilk günlerde yüksek olup zamanla düşebildiğini söyleyerek, bu düşüşü dengelemede küçük ödüllerin etkili olduğuna vurgu yaptı. Yeni yılın yaklaşması, toplum genelinde geçmiş yılın değerlendirilmesi ve yeni başlangıç heyecanını beraberinde getiriyor. Aralık ayının son günleri, bireylerde başarı, kayıp ve deneyimlerin harmanlanmasıyla oluşan karmaşık bir duygu yoğunluğu oluşturabiliyor. Yeni yılın, psikolojik olarak tazelenme hissini güçlendirdiği ve insanlarda ‘hayatını kontrol etme’ isteğini artırdığı görülüyor. Kariyer hedefleri, ilişkilerde mutluluk ve kişisel gelişim beklentileri yeni yıl planlarının odağını oluşturuyor. Soyut ve büyük hedefler yerine net, ölçülebilir ve ulaşılabilir adımların planlanmasının, motivasyon ve öz disiplin sürecinde başarı oranını yükselttiği belirtiliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesi’nde görev yapan Uzman Psikolog Duhan Töre Yolalan, yeni yıla girmeden büyük ve soyut hedefler yerine daha basit eylemlerin planlanması başarı oranını arttırdığını söyleyerek, "Beklenti ve yönetimi psikolojik sağlığımız için önem taşır. Gerçekçi olmayan hedefler hayal kırıklıklarına yol açabilir. Bu nedenle hedefleri net, ölçülebilir ve ulaşılabilir bir şekilde belirlemek bizim için önemlidir. Yenilik kararlarımızda kendini geliştirmek ve motivasyonunu arttırmak ancak bu kararların uygulanabilir olması bizim için önemlidir" dedi. Yolalan, bireyin motivasyonunun yeni yılın verdiği enerji ile ilk başlarda yüksek olduğunu ve daha sonrasında motivasyon kaybı yaşadığını belirterek, "Motivasyon kaybımızı korumak ve hedeflere ulaşmak için kendimizi küçük küçük ödüllendirebiliriz" diye konuştu. "Duygu karışımına yol açabilir" Beklenti yönetiminin psikolojik sağlık açısından önem taşıdığını belirten Duhan Töre Yolalan, "Yeni yıl hayatımızda yeni bir dönemin başlangıcını simgeler, her yılın sonu geride bırakılanları değerlendirip yeni umutlar beslemek için eşsiz fırsatlar sunar. Geçmişin izleri bu yılın bize sunduğu başarılar, kayıplar ve deneyimlerin bir araya gelmesiyle birlikte zihnimizde karmaşık bir duygu karışımına yol açabilir. Bu süreç bazen rahatlatıcı bir özgürleşme sağlarken bazen de hayal kırıklığı, pişmanlık ya da eksik duyguları oluşturabilir. Kendimize bu dönemde nazik ve anlayışlı olmak geçmişin ağırlığından kurtulmak ve yeni başlangıçlara odaklanmamız için çok önemlidir. İnsan psikolojisi yeni başlangıçlara önem verir, yeni bir yıla başlamak bireylerde tazelenme hissini uyandırır. Yeni yıldan beklentilerimizden bahsedersek genelde daha iyi bir hayat, ilişkilerde mutluluk ve kariyer hedefleri etrafında yoğunlaşır. Beklenti yönetimi, psikolojik sağlığımız için önem taşır. Gerçekçi olmayan hedefler hayal kırıklıklarına yol açabilir. Bu nedenle hedefleri net, ölçülebilir ve ulaşılabilir bir şekilde belirlemek bizim için önemlidir. Yenilik kararlarımızda kendini geliştirmek ve motivasyonunu arttırmak ancak bu kararların uygulanabilir olması bizim için önemlidir. Büyük ve soyut hedefler yerine daha basit eylemlerin planlanması başarı oranını arttırır. Yeni yıl hedeflerini belirlemek bireylerin hayatlarını kontrol etme isteğini arttırır" dedi. "Öz disiplin süreci önemlidir" Alınan yeni kararlarda başarısız olunduğunda bireyin yıkıcı yaklaşımda olduğunu söyleyen Yolalan, "Motivasyon, öz disiplin ve alışkanlık oluşturma hedefe ulaşmanın temel unsurlarıdır. Motivasyonumuz yeni yılın verdiği enerjiyle birlikte genellikle ilk başladığımız zaman yüksektir. Ama sonrasında yavaş yavaş kayıplar olabiliyor. Bunun için küçük ödüllerle her başarıyı veya hedefimizi kutlayarak, motivasyon kaybımızı korumak ve uzun vade hedeflere ulaşmak için kendimizi küçük küçük ödüllendirebiliriz. Öz disiplin süreci bizim için önemlidir. Kısa vadelerde zoru yönetme, uzun vadelerde hedeflere odaklanma yeteneğimizle alakalıdır. Alışkanlıklarımızda da yeni kararlarımızla beraber eski alışkanlıkların da değiştirilmesi gereklidir ve bu süreçte tutarlılık önemlidir. Her gün aynı saatte yapılan küçük adımlar alışkanlıkların kalıcı olmasında önemlidir. Aldığımız yeni yıl kararlarında başarısız olduğumuzda genelde yıkıcı bir yaklaşımda oluyoruz. Burada başarısızlıklarımızı bir öğrenme fırsatı olarak görmek bizim için önemlidir. Hedeflerimizi gözden geçirip daha gerçekçi ve ölçülebilir hale getirmemiz gereklidir" diye konuştu. "Değişimi ancak siz sağlayabilirsiniz" Anın tadını çıkarıp devam edilmesi gerektiğini ifade eden Yolalan, "Psikoterapi yeni yıl kararlarını öz disiplin geliştirme, motivasyon arttırma konularında bireyleri destekler. Yeni yıl kararlarında ruhumuza iyi gelebilecek şeyler olarak düzenli egzersiz ve meditasyon yapabiliriz, sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliştirebiliriz, sosyal bağlantılarımızı güçlendirmeye özen gösterip, teknoloji kullanımı sınırlandırmak, yeni bir hobi edinmek, profesyonel yardım almak, doğayla zaman geçirmek ya da iyi bir uyku rutini oluşturmak bizim için önemlidir. Tarihler değişir buna müdahale etme şansınız yoktur. Kendinizle ilgili değişim söz konusuysa kontrol sizdedir. Değişimi ancak siz sağlayabilirsiniz. Aslında yılın sonunu bitirmekle beraber karın yağması, eğlence, etrafın daha süslü olması bizi daha çok motive ediyor. Eğlencedeki geceyi sonlandırdıktan sonra herkesin kendi rutinine döndükten sonra ister istemez motivasyon kaybına sebep oluyor. Anı anda yaşayıp tadını çıkararak devam etmek gerekir" şeklinde konuştu.
2025’te en çok yüz gençleştirme ameliyatı yapıldı
29 Aralık 2025 Pazartesi - 10:11 2025’te en çok yüz gençleştirme ameliyatı yapıldı Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hayati Akbaş, 2025 yılında en çok yüz gençleştirme ameliyatı gerçekleştirdiklerini belirterek, Samsun’un estetik cerrahi alanında yurt içinden ve yurt dışından yoğun talep gördüğünü söyledi. 2025 yılının bitimine sayılı günler kala FBM Tıp Merkezi çalışanları, düzenlenen moral ve motivasyon yemeğinde bir araya geldi. Programda yılın personellerine ve kurumdan ayrılacak çalışanlara plaket takdim edildi. "En çok ilgi yüz gençleştirme ameliyatlarına oldu" Etkinlikte konuşan Prof. Dr. Hayati Akbaş, "2025 yılında kliniğimizde en sık yapılan estetik ameliyat yüz gençleştirme oldu. Türkiye’nin yanı sıra dünyanın birçok ülkesinden hastalar estetik uygulamalar için Samsun’u tercih etti. Özellikle Amerika başta olmak üzere farklı ülkelerden hastalar yüz gençleştirme ameliyatları için kliniğimize başvurdu. Vasküler malformasyonlar, burun deformiteleri, kepçe kulak, büyük göğüsler, doğuştan meme yokluğu, karın germe ve doğum sonrası deformiteler gibi birçok farklı ameliyat gerçekleştiriyoruz. Ancak en yoğun talep yüz gençleştirme ameliyatlarına oldu" dedi. "Erkeklerde estetik ameliyatlara ilgi artıyor" Kadınların estetik ameliyatlara ilgisinin erkeklere göre daha fazla olduğunu belirten Akbaş, "Ancak erkeklerde de son yıllarda ciddi bir artış söz konusu. Saç ekimi, burun estetiği ve liposuction gibi operasyonlarda bazı alanlarda erkek hasta sayısı kadınları geçebiliyor. Genel tabloya bakıldığında kadınların estetik yaptırma oranı hâlâ biraz daha yüksek" diye konuştu. "Genç yaşta estetik başvurularına uyarı" Sosyal medyanın yaygın kullanımının estetik konusunu suistimale açık hâle getirdiğini ifade eden Akbaş, özellikle genç yaş gruplarına dikkat çekerek şunları söyledi: "13-14 yaşındaki çocukların aileleriyle birlikte estetik talepleriyle başvurduğunu görüyoruz. Bu son derece yanlış bir durum. Estetik ameliyatlar, vücut gelişimi tamamlandıktan sonra yapılmalıdır. Bunun istisnası kepçe kulak ameliyatlarıdır; bu operasyonlar çocukların sosyal hayata başlamasından önce yapılabilir. Diğer estetik ameliyatlar ise 18-19 yaşından sonra, vücut gelişimi tamamlandıktan sonra uygulanmalıdır. 2025 yılında sosyal medyanın etkisiyle 13-17 yaş grubundan başvuruların arttığını gözlemledik. Bu noktada hekimlerin çok daha titiz ve dikkatli olması gerekiyor." Etkinlik yemek ikramı ve müzik dinletisinin ardından sona erdi.
Kış geldi: Grip mi, soğuk algınlığı mı?
29 Aralık 2025 Pazartesi - 10:07 Kış geldi: Grip mi, soğuk algınlığı mı? Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Serkan Altıparmak, kış aylarında grip ve soğuk algınlığı vakalarında artış yaşandığını belirterek iki hastalık arasındaki farklara dikkat çekti. Dr. Öğr. Üyesi Serkan Altıparmak, kış aylarının gelmesiyle birlikte "üşüttüm" ve "grip oldum" şikâyetiyle hastanelere yapılan başvuruların belirgin şekilde arttığını söyledi. Toplumda grip ve soğuk algınlığının sıkça karıştırıldığını ifade eden Dr. Altıparmak, her iki hastalığın da üst solunum yollarını etkilediğini ancak seyir ve sonuçlarının farklı olduğunu vurguladı. Soğuk algınlığının genellikle hafif seyirli olduğunu belirten Altıparmak, burun akıntısı, hapşırık, boğazda yanma ve hafif halsizlik gibi belirtilerle kendini gösterdiğini, ateşin ise çoğu zaman görülmediğini ya da düşük seyrettiğini söyledi. Şikâyetlerin genellikle 3-5 gün içinde kendiliğinden geçtiğini kaydetti. Gribin ise ani başlayan ve daha ağır seyreden bir hastalık olduğunu dile getiren Altıparmak, yüksek ateş, şiddetli halsizlik, kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı, kuru öksürük ve titremenin en sık görülen belirtiler arasında yer aldığını belirtti. Özellikle 65 yaş üzerindeki bireylerde, kronik hastalığı olanlarda, hamilelerde ve bağışıklık sistemi zayıf kişilerde gribin zatürre gibi ciddi komplikasyonlara yol açabileceğini ifade etti. Grip aşısı koruyucu etki sağlıyor Grip ve soğuk algınlığının öksürük ve hapşırıkla havaya yayılan damlacıklar yoluyla kolayca bulaştığını söyleyen Altıparmak, kapalı ve kalabalık ortamlarda riskin arttığını belirtti. Gripten korunmanın en etkili yolunun aşı olduğunu vurgulayan Altıparmak, grip aşısının hastalığa yakalanma riskini azalttığını, hastalık geçirilse bile daha hafif seyretmesini sağladığını ve risk grubundaki bireylerde hastaneye yatış ile ölüm riskini düşürdüğünü dile getirdi. El hijyenine dikkat edilmesi, kapalı alanların havalandırılması, dengeli beslenme, yeterli uyku ve bol sıvı tüketiminin de korunmada önemli rol oynadığını belirten Altıparmak, hastalık belirtileri olan kişilerin maske kullanarak çevrelerini korumaları gerektiğini söyledi. Antibiyotik uyarısı Kış aylarında en sık yapılan hatalardan birinin gereksiz antibiyotik kullanımı olduğunu ifade eden Dr. Altıparmak, grip ve soğuk algınlığının virüs kaynaklı olduğunu ve antibiyotiklerin bu hastalıklarda etkili olmadığını vurguladı. Antibiyotiklerin yalnızca hekim önerisiyle kullanılması gerektiğini belirten Altıparmak, ateşin üç günden uzun sürmesi, nefes darlığı, şiddetli halsizlik veya göğüs ağrısı durumlarında vakit kaybedilmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söyledi. Grip iş gücü kaybına da neden oluyor Grip ve benzeri solunum yolu enfeksiyonlarının yalnızca sağlık sorunlarına değil, ciddi iş gücü kaybına da yol açtığını belirten Altıparmak, yapılan çalışmalarda grip nedeniyle çalışan bireylerin ortalama 3-7 gün iş gücü kaybı yaşadığının ortaya konulduğunu ifade etti. Kış aylarında bu enfeksiyonlara bağlı iş gücü kaybının yüzde 20-40 oranında arttığını belirterek, gripten korunmanın bireysel olduğu kadar toplumsal ve ekonomik açıdan da büyük önem taşıdığını vurguladı.
Bakan Memişoğlu: "Sağlık uygulamalarımızla, etkin ve güvenli çözümler sunuyoruz"
28 Aralık 2025 Pazar - 15:50 Bakan Memişoğlu: "Sağlık uygulamalarımızla, etkin ve güvenli çözümler sunuyoruz" Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Sağlıkta dijital dönüşümü yerli ve milli teknolojilerimizle güçlendiriyor; vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine erişimini hızlandıran mobil sağlık uygulamalarımızla, etkin ve güvenli çözümler sunuyoruz" dedi. Bakan Memişoğlu, sosyal medya hesabından sağlıkta dijital dönüşümün yerli ve milli teknolojilerle güçlendirildiğini, vatandaşların sağlık hizmetine erişimi hızlandıran mobil sağlık uygulamaları ile etkin ve güvenli çözümler sunduğunu belirtti. Aynı zamanda Memişoğlu, 2025 yılında 79 milyonu aşkın vatandaşa hizmet veren e-Nabız Kişisel Sağlık Sistemi’nin kullanıcı dostu bir ara yüzle yenilendiğini ifade etti. "Sağlık uygulamalarımızla, etkin ve güvenli çözümler sunuyoruz" Bakan Memişoğlu tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı: "Sağlıkta dijital dönüşümü yerli ve milli teknolojilerimizle güçlendiriyor; vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine erişimini hızlandıran mobil sağlık uygulamalarımızla, etkin ve güvenli çözümler sunuyoruz. Bu kapsamda 2025 yılında, 79 milyonu aşkın vatandaşımıza hizmet veren e-Nabız Kişisel Sağlık Sistemi’ni kullanıcı dostu bir ara yüzle yeniledik. Dijital Organ Bağışı düzenlememizi hayata geçirerek, son 2 ayda 45 binden fazla vatandaşımızı e-Devlet ve e-Nabız üzerinden güvenli dijital bağış sürecine dahil ettik. Annelik Yolculuğu Mobil Uygulaması ile gebelikten doğuma, lohusalık ve bebek bakımına kadar tüm süreçlerde on binlerce anne ve aileye rehberlik ediyoruz. NeyimVar? Uygulaması ile 5,9 milyon vatandaşımızın klinik bulgularına göre ihtiyaçlarına uygun branşa hızlı ve doğru şekilde yönlendirilmesini sağladık. ESİM Mobil Uygulaması üzerinden son bir yılda 109 binin üzerinde işitme engelli vatandaşımıza erişilebilir sağlık hizmeti sağladık. Sağlıkta dijital dönüşüm hamlelerimizle, Türkiye Yüzyılı’nda geleceğin sağlık teknolojilerini insanı merkeze alan, sürdürülebilir ve tam bağımsız bir yapıda kararlılıkla inşa etmeye devam ediyoruz."