Son Dakika
|
Ordu’da kıyıya insansız deniz aracı vurdu
MHP ve DEM Parti bayramlaştı: "Terörsüz Türkiye" süreci öne çıktı
Arakçi: "Hürmüz Boğazı açık, temas halinde güvenli geçiş sağlamaya hazırız"
Bağcılar TEM’de yolcu otobüsü alevlere teslim oldu
ABD, İran petrolünün satışına 30 gün süreyle izin verdi
Bayram günü mahalle savaş alanına döndü: 3 ölü, 22 yaralı
Otomobilin çarptığı motosikletli tıp fakültesi öğrencisi hayatını kaybetti
Erzurum’da şüpheli ölüm!
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’dan dünyaya uyarı
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Siyonist İsrail malum yüzlerce, binlerce insanı katletti; İnşallah bunun bedelini de ödeyeceğinden hiç şüphem yok"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Nevruz mesajı
İstanbul’da cinayete kurban giden futbolcu genç son yolculuğuna uğurlandı
İran: "71. saldırıda İsrail'e ait askeri hedefler ile ABD üsleri hedef alındı"
Sınırda korkutan patlama: Tır küle döndü
Kayseri’de ev yangını: Engelli kadın hayatını kaybetti!
Arda Güler: "Böyle vuruş kalitem var"
İsrail ordusu: "İran'da savaş uçağımıza füze ateşlendi, hasar yok"
SAĞLIK
Uzmanı açıkladı: "Bayramda kurulan ilişkiler ruh sağlığını güçlendiriyor"
21 Mart 2026 Cumartesi - 11:52:31
Sivas Medicana Hastanesi Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bayram sonrası işe dönüşte yaşanan isteksizliklerin oldukça normal olduğunu söyleyerek, "Psikolojik olarak en sağlıklı bayram, kişinin kendini zorlamadan ama mümkün olduğunca bağ kurduğu, paylaştığı ve anlam bulduğu bayramlardır" dedi. Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor. Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramların bireylerin psikolojisi üzerinde genellikle olumlu etkiler oluştururken, bu dönemlerde artan sosyal etkileşim, kişilerin kendilerini bir gruba ait hissetmelerini sağlarken yalnızlık duygusunu azaltıyor. Aynı zamanda paylaşma ve empati gibi duyguların güçlenmesi, bireylerin kendilerini daha anlamlı ve değerli hissetmesine katkı sunuyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesi’nde görevli Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bayram sonrası uyum sürecine dikkat çekerek, "Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir" dedi. "Pozitif duyguları artırır" Kerime Begüm Özkaya, bayramlarda kişinin aidiyet duygusunun arttığını belirterek, "Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor. Bu süreçte bireyler hem duygusal hem de sosyal açıdan daha yoğun bir dönemden geçiyor. Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramlar, ruh sağlığını güçlendiren sosyal köprülerdir. Bayramlar sadece kültürel ve dini günler değil aynı zamanda insanların duygusal dünyasını güçlü şekilde etkileyen sosyal dönemlerdir. Bayramlar insanların psikolojisi üzerine genellikle olumlu ve güçlendirici etkileri oluşturur. Bayram psikolojisi bireylerin aidiyet, paylaşma, mutluluk, özlem ve hüzün gibi yoğun duygularını aynı anda yaşayabildiği bir süreçtir. Psikolojik açıdan değerlendirecek olursak, bayramlar kişilere aidiyet ve bağlılık duygusunu arttırır. Bayramlarda aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar olur. Bu durum kişi de bir yere ait olduğunu ve yalnız değilim duygusunu güçlendirir. Sosyal bağların güçlenmesi psikolojik dayanıklılığı ve pozitif duyguları arttırır" dedi. "Kısa sürelide olsa iş stersiden uzaklaştırır" Özkaya, bayramda insanların geçmişi ile bağ kurduğunu söyleyerek, "Bayramlar günlük hayatın rutininden çıkmayı sağlar. Yeni kıyafetler, ikramlar, ziyaretler ve hediyeler gibi gelenekler dopamin ve serotonin gibi mutluluk hormonlarının artmasına yardımcı olur. Stres ve yorgunluğu azaltır. Bayram tatilleri ve sosyal ortamlar insanların iş ve hayat stresinden kısa süreli de olsa uzaklaşmanızı sağlar. Ruhsal rahatlama ve yenilenme hissini oluşturur. Paylaşma ve empatiyi güçlendirir. Bayramda ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, büyükleri ziyaret etmek gibi davranışlar işin empati ve merhamet duygusunu arttırır. Yardım etmek kişinin kendini daha değerli ve anlamlı hissetmesini sağlar. Kişide geçmişi ve hatırlarla bağ kurmayı sağlar. Bayramlar çoğu insanlar için çocukluğunu hatırlatan zamanlardır. Bu da kişide nostaljik ve sıcak duyguların yaşanmasını sağlar. Bayramlar bazı insanlar için de zorlayıcı olabilir. Her zaman herkes için aynı derecede mutlu geçmeyebilir. Yalnız yaşayan kişiler, yakınını kaybetmiş olanlar, aile ilişkileri zor olan kişiler, bayramlarda yalnızlık veya hüzün hissedebilir. Bu da gayet normaldir. Bu nedenle bayramlarda çevremizdeki insanları hatırlamak, bir telefon etmek ya da kısa bir ziyaret gerçekleştirmek bile kişinin kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olabilir" diye konuştu. "Bayram dönüşü işte yaşanan isteksizlik normaldir" Bayram sonrası adaptasyon sürecinden bahseden Özkaya, "Psikolojik olarak en sağlıklı bayram kişinin kendini zorlamadan ama mümkün olduğunca bağ kurduğu, paylaştığı ve anlam bulduğu bayramlardır. Ayrıca bahsetmek gerekirse bayram sonrası işe dönüşü yaşama isteksizlik oldukça normaldir. İnsan zihnin dinlenme ve sosyal bağların yoğun olduğu bir dönemden tekrar sorumlulukların olduğu bir ortama geçer. Bu da tabi ki zorlayıcıdır. Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir. Herkese huzurlu, sağlıklı ve mutlu bayramlar diliyorum" şeklinde konuştu.
21 Mart 2026 Cumartesi - 10:58
Hemşirelikten bağışçılığa: Bu kez kendi hücreleriyle hayat kurtardı
Tunceli Ovacık Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşire Mavi Altay, yıllar önce verdiği kök hücre örneğinin eşleşmesiyle bu kez kendi hücrelerini bağışlayarak bir hastaya umut oldu. Ovacık Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşire Mavi Altay, 6 yıl önce verdiği kök hücre örneğinin bir hastayla eşleşmesi üzerine bağış sürecine dahil oldu. Sağlık çalışanı olarak mesleği gereği her gün hastaların tedavisine katkı sunan Altay, bu kez farklı bir sorumluluk üstlenerek doğrudan bağışçı oldu. Yapılan tetkik ve hazırlıkların ardından süreci tamamlayan Altay, kendi hücrelerini bağışlayarak bir hastanın yaşam mücadelesine destek verdi. "Vereceğimiz bir miktar kanla bir kişinin hayatına dokunabiliriz" Bağış sürecinde ve sonrasında yaşadıklarını anlatan Mavi Altay, bir hemşire olarak hastaların hayatına dokunduğunu ancak kendi canından bir parça vererek hayat kurtarmış olmanın çok daha güzel bir duygu olduğunu ifade etti. Altay, "Kızılay’a 6 sene önce kök hücre için örnek vermiştim. Aralık ayında geri dönüş oldu. Örnekler bir hastayla uyuşmuş. Açıkçası bu beni biraz heyecanlandırdı, tedirgin etti, süreçle ilgili bilmediklerim vardı. Sonra Kızılay’daki arkadaşlarla görüştüm. Sağ olsunlar sorularımın hepsini sağlıklı bir şekilde cevapladılar. Sonraki süreçte ilk önce chek up yapıldı. İstanbul’daki chek up sürecinden sonra dokular hastayla uyuştuğu için yaklaşık 15 gün sonra kök hücre tüp toplama işlemi olacaktı. Onun öncesinde bir ilaç verip kanımdaki kök hücreyi artırdılar. İlaç 5 gün sürdü. Hafif kemik ağrısı, grip gibi hafif semptomları oldu. Onun dışında bir sıkıntı yaşamadım. Bu işlemlerden sonra kök hücre toplama işlemine geçtik. Bu süreçte arkadaşlar yine yardımcı oldular. Yaklaşık 3 saat sedyede uzanmak zorundaydım. Bu işlemler esnasında hareket edemiyordum. Ama gayet uyumlu, hoş sohbet insanlarla tatlı bir iletişim halinde olduk. Çekindiğim, korktuğum yerlerde benimle ilgilendiler. İşlem gayet güzel geçti. Sonraki süreçte öğrenebildiğim kadarıyla kök hücre bağışında bulunduğum arkadaşın da iyileşmiş olduğunu duydum. Gayet mutluyum. Bir hemşire olarak zaten insanların hayatına dokunuyorduk ama özellikle kan bağışı yaptıktan sonra kendimden bir parça verdikten sonra birinin hayatını kurtarmış olmak çok güzel. Söyleyebileceğim en önemli şey, bunu sadece bir hastanın hayatını kurtarmak olarak görmesinler. Hastanın yakınları, çevresindeki insanlar, hastayla birlikte her gün hastaneye giden, hasta için uğraşan insanlar için de yapsınlar. Hepimizin başına gelebilecek bir hastalık, hepimizin yaşayabileceği bir sorun. Vereceğimiz bir miktar kanla bir kişinin hayatına dokunabiliriz" diye konuştu. "Yaptığım şeyden dolayı kendimle gurur duyuyorum" Altay, "Etrafımdaki insanlardan çok olumlu tepkiler aldım. Herkes yaptığımın ne kadar gururlu, güzel bir şey olduğundan bahsetti. Ben de çok mutlu oldum. Sonrasında unu çok düşündüm; eğer o bağışı yapmasaydım ne kadar üzüleceğimi, bir insanın hayatına dokunamayacağımı ya da o kişinin bu hastalıktan iyileşemeyeceğini düşündüm ve gerçekten yaptığım şeyden dolayı kendimle gurur duyuyorum. Herkesin canı gönülden yapabileceği bir şeyi yaptım belki ama bence çok önemli bir şey, herkesin de yapması lazım. Buradan söyleyebileceğim en önemli şey herkesin kemik iliği örneği vermesi ve hastalara ulaşması. Bir çocuk, belki bir yetişkin, belki bir anne, belki dede, hala. Yani birine yardım edebiliriz. Onların hayatlarını güzelleştirebiliriz. Bu süreç benim için sadece 20 günden ibaretti. Yani 20 gün içerisinde sadece 5 gün ilaç aldım ama diğer tarafta o hasta belki bir sene daha benim kök hücremi alacak. İyileşecek olsa bile 1 sene hastanede kalacak. Onun için daha yıpratıcı, daha uzun bir süreç" dedi.
21 Mart 2026 Cumartesi - 10:27
Normal doğum Gümüşova’da anlatıldı
Düzce’nin Gümüşova ilçesinde anne ve anne adaylarına yönelik düzenlenen eğitim programında, normal doğumun önemi ve süreci detaylı şekilde anlatıldı. Normal Doğum Eylem Planı kapsamında Gümüşova İlçe Devlet Hastanesi bünyesinde gerçekleştirilen "Doğal Olan Normal Doğum" konulu eğitim programında, katılımcılara doğum sürecine ilişkin kapsamlı bilgiler verildi. Gebe Okulu Koordinatörü Mükerrem Bayrak tarafından verilen eğitimde, anne ve anne adaylarına normal doğumun önemi, süreci ve sağladığı avantajlar hakkında kapsamlı bilgiler aktarıldı. Programda, normal doğumun anne ve bebek sağlığı üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çekilerek, doğum sürecine ilişkin doğru bilinen yanlışlar ele alındı. Eğitim süresince katılımcıların soruları yanıtlanırken, doğuma hazırlık süreci, gebelik döneminde dikkat edilmesi gereken hususlar ve sağlıklı bir doğum için öneriler paylaşıldı. Yetkililer, Normal Doğum Eylem Planı kapsamında benzer bilgilendirme çalışmalarının devam edeceğini belirterek, anne ve anne adaylarının bilinçlendirilmesine yönelik faaliyetlerin sürdürüleceğini ifade etti.
21 Mart 2026 Cumartesi - 09:29
Bayramda çocukları şekerden uzak tutun
Diyetisyen Gamze Söylemez, bayramlarda çocuklara çok fazla çikolata ikramlarında bulunulduğunu dikkat çekerek, "Çocuklarınıza daha çok şekeri olmayan, daha doğal şekerli meyve suları ikram edebilirisiniz" dedi. Ramazan Bayramı’ndaki tatlı tüketiminin en çok karşılaştıkları sorulardan birisi olduğunu söyleyen Diyetisyen Gamze Söylemez, sözlerine şöyle devam etti, "Burada dikkat edilmesi gereken kurallardan birisi daha çok sütlü tatlılar tercih edilmeli. Şerbetli tatlılar kan şekerini hızlı yükselttiği için hızlı da düşürebilir. Bu yüzden özellikle kronik hastalığı olan şeker, diyabet tarzı, tip bir tip iki diyabet hastaları, kolesterol problemi olanlar, özellikle gebe danışanlarıma da çok özellikle bu konuda uyarılarda bulunuyorum. Daha çok sütlü ve meyveli tatlılar tercih edebilirsiniz. Yemeklerden en azından iki saat sonra sindirim tamamlandıktan sonra tatlı tüketirseniz metabolizma anlamında sizin için daha kolay olacaktır. Kronik hastalığı olanları burada özellikle uyarmak istiyorum. Lütfen yemeklerden hemen sonra ya da çok fazla porsiyonlarda tatlı tüketmeyin. Birkaç eve davete gidiyorsanız en azından bir iki tanesini seçip bunları da güne bölerek tatlı tüketimini bu şekilde tamamlayabilirsiniz. Her tatlı tüketiminden sonra bol bol su içme ve egzersiz yaparak en azından sindirimini kolaylaştırmaya yardımcı olabilirsiniz." "Sofranızda koyu yeşil yapraklı sebzeler olsun" Diyetisyen Gamze Söylemez, "Çay, kahve içilecekse, daha açık tüketilmemeli, demli tüketilmemeli ve yemeklerden yarım saat sonra tüketilmelidir. Bu kısma da önem veriyorum. Her sofrada mutlaka koyu yeşil yapraklı sebzeleri bulundurmalısınız. Zeytinyağlı sebzelere önem vermelisiniz. Havalar ısınıyor. Bahar aylarının, mevsim sebzeleri çok çok yoğunlukta. Bu yüzden bunları da sofralarda mutlaka bulundurmalısınız. Ramazanda özellikle kahvaltı, iki ara öğün ve bir ana öğün demiştik. Kahvaltımızı konuştuk. Ara öğün olarak daha çok bitkisel proteinlerden koyu, yeşil yapraklı sebzeleri bulundurabilir. Süt, ayran tüketebilir. Fındık, badem, ceviz gibi yağ tohumları da ara öğünlere de dahil edebilirsiniz. Yine cilt elastikiyeti için cildin parlaklığı için de meyveleri kullanabilirsiniz. Özellikle koyu renkli meyvelerin, antioksidan kapasiteleri çok yüksek olduğu için meyvelerde mutlaka ara öğünlerde tüketilmelidir. Akşam yemeğinden sonraki tüketilen ara öğün olarak da genelde bizim toplumunuzda tatlı tüketimi çok fazla oluyor. Daha çok kuru meyvelere yönelebilir bireyler. Kuru kayısı, kuru hurma, kuru incir tarzı, kuru meyvelerde tatlı ihtiyacımızı önemli ölçüde azaltacaktır." Dedi. "Çocukların gelişimi için önemli detay" Ramazan Bayramı’nda özellikle çocuklara çok fazla çikolata ikramlarında bulunulduğuna dikkat çeken Söylemez, "Buradan da uyarmış olalım. Çocuklarınıza daha çok şekeri olmayan, daha doğal şekerli meyve suları ikram edebilirisiniz. İçerisinde rafine şeker eklenmeyen meyve suları çocuklarınızın büyüme gelişiminde ve beyin gelişiminde de önemli ölçüde farklılık gösterecektir. Daha çok şekerlerden ziyade kendi ev yapımı sütlü tatlılarınızı ikram edebilirsiniz. Burada da böyle birazcık daha tabuları yıkmış olabiliriz diye düşünüyorum. Daha dikkatli olursak çünkü beslenme temelinde çocuklarla devam eden bir şey. Çocukları nasıl yetiştirirseniz ilerleyen dönemlerde yetişkinlerde bu noktada daha bilinçli ilerleyeceğini düşünüyorum" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
20 Mart 2026 Cuma- 11:04
Diyetisyen Ünal: "Bayramda günlük ortalama 3 ana, 3 ara öğün olarak beslenme planlanabilir"
2
19 Mart 2026 Perşembe- 11:00
Uzmanından bayramda beslenme uyarısı: "Ani yüklenme sağlığı tehdit ediyor"
3
20 Mart 2026 Cuma- 11:19
Uzmanından Ramazan sonrası beslenmeye kademeli geçiş uyarısı
4
20 Mart 2026 Cuma- 09:40
Bayramda tatlıya denge uyarısı: Uzmanından kritik beslenme önerileri
5
19 Mart 2026 Perşembe- 12:45
Uzmandan bayramda porsiyon kontrolü ve sağlıklı beslenme uyarısı
30 Aralık 2025 Salı - 10:03
Sinsi ilerleyen bu rahatsızlığı ilk fark eden anneler oluyor
Omurganın yana doğru eğilmesiyle ortaya çıkan skolyoz, özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde fark edilmeden ilerleyerek hem estetik hem de hayati sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Eğriliğin derecesi ve çocuğun yaşına göre tedavi seçeneklerinin değiştiğini belirten Prof. Dr. Mehmet Nuri Erdem, erken tanının cerrahiye giden süreci kökten etkilediğini vurguladı. Toplumda çoğu zaman ’duruş bozukluğu’ olarak değerlendirilen skolyozun, ilerleyen evrelerde omurga gelişimini olumsuz etkileyebildiği belirtiliyor. Uzmanlar, omurganın kendi dengeleme mekanizmaları nedeniyle hastalığın uzun süre fark edilmeyebileceğine dikkati çekerken, bu nedenle çocukluk çağında yapılacak kontrollerin önem taşıdığını vurguluyor. Skolyozun tanı ve tedavi sürecinin birden fazla branşın değerlendirmesini gerektirdiğini belirten VM Medical Park Kocaeli Hastanesi Omurga ve Skolyoz Cerrahisi ekibi, hastaların durumuna göre ortopedi ve beyin cerrahisi branşlarının birlikte değerlendirme yaptığını aktardı. Ekipte Prof. Dr. Mehmet Nuri Erdem, Prof. Dr. Mehmet Tokmak, Op. Dr. Cem Sever ve Op. Dr. Bedrettin Özsoy yer alıyor. "10 dereceye kadar olan eğriliği skolyoz olarak kabul etmiyoruz" Skolyozun derecesinin tedavi yaklaşımında belirleyici olduğunu ifade eden Prof. Dr. Erdem, şunları kaydetti: "Biz 10 dereceye kadar olan eğrilikleri skolyoz olarak değil, asimetri olarak kabul ediyoruz. 10 ila 20 derece arasındaki eğriliklerde çoğu zaman herhangi bir tedaviye gerek duyulmuyor ancak çocuğun yaşı ve büyüme potansiyeline bağlı olarak düzenli takip yapılması gerekiyor. 20 ila 40 derece arasındaki eğrilikler ise egzersiz programları ve korse tedavileri ön plana çıkıyor. 40 derecenin üzerindeki eğrilikler, çocuğun yaşı da göz önünde bulundurularak cerrahi tedavileri değerlendirmeye alıyoruz. Günümüzde 40 ila 50 derece arası bir gri zon olarak kabul ediliyor. Ancak 50 derecenin üzerindeki eğriliklerin mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor." "Anneler genellikle ilk fark eden oluyor" Skolyozun sinsi ilerleyen bir hastalık olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Erdem, "Omurga kendi içerisinde eğriliği telafi etmeye çalıştığı için çocuklar tamamen yana eğilmiş gibi görünmez. Bu nedenle hastalığı çoğu zaman anneler fark eder. Omuzlarda seviye farkı, bel çukurlarında asimetri, kıyafetlerin vücuda düzgün oturmaması önemli uyarı işaretleridir" diye konuştu. Erdem, tanı sürecine ilişkin de bilgiler vererek, "Skolyozun kesin tanısı ayakta çekilen bir röntgen filmiyle konur. Ancak öncesinde basit, hızlı ve etkili bir tarama yöntemi olan öne eğilme testini kullanıyoruz. Çocuk öne eğildiğinde kaburgalar veya bel bölgesindeki asimetri çok daha net şekilde görülür" şeklinde konuştu. "Tedavi yaklaşımı yaşa göre değişiyor" Skolyozun başlangıç yaşına göre farklı değerlendirildiğini vurgulayan Prof. Dr. Erdem, "10 yaş altındaki skolyozları erken başlangıçlı olarak adlandırıyoruz. Bu yaş grubunda omurga büyümeye devam ettiği için büyüme dostu cerrahilerle omurgayı doğru yönde yönlendirmeyi amaçlıyoruz. 10 yaş sonrası ve büyümesini büyük ölçüde tamamlamış çocuklarda ise omurgayı sabitleyen füzyon ameliyatlarını tercih ediyoruz" ifadelerini kullandı. "Skolyoz sadece estetik bir sorun değil" Skolyozun iç organları da etkileyebileceğine dikkati çeken Erdem, sözlerini şöyle tamamladı: "Özellikle erken yaşta başlayan ve tedavi edilmeyen skolyoz vakalarında akciğer kapasitesinde ciddi kısıtlılıklar ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle skolyoz yalnızca estetik bir problem olarak görülmemeli, mutlaka tıbbi bir hastalık olarak ele alınmalıdır."
30 Aralık 2025 Salı - 10:00
Nazilli’de gebe okulunda eğitimler sürüyor
Aydın’ın Nazilli ilçesinde anne adaylarına yönelik düzenlenen eğitim programları devam ederken, eğitimlerini tamamlayan gebelere katılım belgeleri verildi. Nazilli İlçe Sağlık Müdürlüğü bünyesinde bulunan Gebe Okulu’nda, gebelere yönelik eğitim faaliyetleri aralıksız sürdürülüyor. Merkezde görev yapan ebeler tarafından anne adaylarına, gebelikten doğum sonrasına kadar birçok önemli başlıkta bilgilendirme yapıldı. Eğitimler kapsamında gebelikte annede meydana gelen fizyolojik ve psikolojik değişiklikler, gebelikte beslenme, gebelik izlemleri, tüm gebelik dönemlerinde sık karşılaşılan sorunlar, doğum eyleminin belirtileri, hastaneye ne zaman gidilmesi gerektiği ve doğum çantası hazırlama konuları ele alındı. Ayrıca normal doğum ve evreleri, doğum ağrısıyla baş etmede ilaçsız yöntemler, lohusalık döneminde yönetim, yeni doğanın değerlendirilmesi ve ilk bakımı hakkında da detaylı bilgiler paylaşıldı. Programda bunun yanı sıra, yeni doğana doğum sonrası hastanede uygulanan taramalar, aşı ve ilaçlar ile yeni doğanın beslenmesi ve emzirme konularında da anne adayları bilgilendirildi. Eğitim programlarını başarıyla tamamlayan gebelere katılım belgeleri teslim edildi. Nazilli İlçe Sağlık Müdürlüğü yaptığı açıklamasında anne ve bebek sağlığını korumaya yönelik eğitim çalışmalarının belirli aralıklarla devam edeceğini belirtti.
30 Aralık 2025 Salı - 09:58
Sinsi ilerleyen bu rahatsızlığı ilk fark eden anneler oluyor
Omurganın yana doğru eğilmesiyle ortaya çıkan skolyoz, özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde fark edilmeden ilerleyerek hem estetik hem de hayati sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Eğriliğin derecesi ve çocuğun yaşına göre tedavi seçeneklerinin değiştiğini belirten Prof. Dr. Mehmet Nuri Erdem, erken tanının cerrahiye giden süreci kökten etkilediğini vurguladı. Toplumda çoğu zaman "duruş bozukluğu" olarak değerlendirilen skolyozun, ilerleyen evrelerde omurga gelişimini olumsuz etkileyebildiği belirtiliyor. Uzmanlar, omurganın kendi dengeleme mekanizmaları nedeniyle hastalığın uzun süre fark edilmeyebileceğine dikkati çekerken, bu nedenle çocukluk çağında yapılacak kontrollerin önem taşıdığını vurguluyor. Skolyozun tanı ve tedavi sürecinin birden fazla branşın değerlendirmesini gerektirdiğini belirten VM Medical Park Kocaeli Hastanesi Omurga ve Skolyoz Cerrahisi ekibi, hastaların durumuna göre ortopedi ve beyin cerrahisi branşlarının birlikte değerlendirme yaptığını aktardı. Ekipte Prof. Dr. Mehmet Nuri Erdem, Prof. Dr. Mehmet Tokmak, Op. Dr. Cem Sever ve Op. Dr. Bedrettin Özsoy yer alıyor. "10 dereceye kadar olan eğriliği skolyoz olarak kabul etmiyoruz" Skolyozun derecesinin tedavi yaklaşımında belirleyici olduğunu ifade eden Prof. Dr. Erdem, şunları kaydetti: "Biz 10 dereceye kadar olan eğrilikleri skolyoz olarak değil, asimetri olarak kabul ediyoruz. 10 ila 20 derece arasındaki eğriliklerde çoğu zaman herhangi bir tedaviye gerek duyulmuyor ancak çocuğun yaşı ve büyüme potansiyeline bağlı olarak düzenli takip yapılması gerekiyor. 20 ila 40 derece arasındaki eğriliklerde ise egzersiz programları ve korse tedavileri ön plana çıkıyor. 40 derecenin üzerindeki eğriliklerde, çocuğun yaşı da göz önünde bulundurularak cerrahi tedavileri değerlendirmeye alıyoruz. Günümüzde 40 ila 50 derece arası bir gri zon olarak kabul ediliyor. Ancak 50 derecenin üzerindeki eğriliklerin mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor." "Anneler genellikle ilk fark eden oluyor" Skolyozun sinsi ilerleyen bir hastalık olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Erdem, "Omurga kendi içerisinde eğriliği telafi etmeye çalıştığı için çocuklar tamamen yana eğilmiş gibi görünmez. Bu nedenle hastalığı çoğu zaman anneler fark eder. Omuzlarda seviye farkı, bel çukurlarında asimetri, kıyafetlerin vücuda düzgün oturmaması önemli uyarı işaretleridir" diye konuştu. Erdem, tanı sürecine ilişkin de bilgiler vererek, "Skolyozun kesin tanısı ayakta çekilen bir röntgen filmiyle konur. Ancak öncesinde basit, hızlı ve etkili bir tarama yöntemi olan öne eğilme testini kullanıyoruz. Çocuk öne eğildiğinde kaburgalar veya bel bölgesindeki asimetri çok daha net şekilde görülür" şeklinde konuştu. "Tedavi yaklaşımı yaşa göre değişiyor" Skolyozun başlangıç yaşına göre farklı değerlendirildiğini vurgulayan Prof. Dr. Erdem, "10 yaş altındaki skolyozları erken başlangıçlı olarak adlandırıyoruz. Bu yaş grubunda omurga büyümeye devam ettiği için büyüme dostu cerrahilerle omurgayı doğru yönde yönlendirmeyi amaçlıyoruz. 10 yaş sonrası ve büyümesini büyük ölçüde tamamlamış çocuklarda ise omurgayı sabitleyen füzyon ameliyatlarını tercih ediyoruz" ifadelerini kullandı. "Skolyoz sadece estetik bir sorun değil" Skolyozun iç organları da etkileyebileceğine dikkati çeken Erdem, sözlerini şöyle tamamladı: "Özellikle erken yaşta başlayan ve tedavi edilmeyen skolyoz vakalarında akciğer kapasitesinde ciddi kısıtlılıklar ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle skolyoz yalnızca estetik bir problem olarak görülmemeli, mutlaka tıbbi bir hastalık olarak ele alınmalıdır."
30 Aralık 2025 Salı - 09:44
İmam, cemaatiyle kan bağışında bulundu
Diyarbakır’ın Çermik ilçesinde, Petekkaya Mahallesi Cami imam-hatibi Kahraman Ceylan, cemaatiyle birlikte Kızılay’ın kan bağışı kampanyasına katılarak toplumsal dayanışmaya anlamlı bir katkı sundu. Petekkaya Mahallesi imam-hatibi Kahraman Ceylan, kan bağışının bir vatandaşlık görevi olduğunu, toplumsal dayanışmaya katkı sağlamak gerektiğini ve bu vesileyle herkesi kan bağışında bulunmaya davet ettiğini söyledi. Kahraman Ceylan, beraberindeki camii cemaatiyle birlikte, Çermik Belediyesi meydanında bulunan kan bağış ekibine kan bağışında bulundu. Gerçekleştirilen bu duyarlı davranışla, kan bağışının önemine dikkat çekilirken 31 Aralık 2025 Çarşamba gününe kadar devam edecek olan kampanyaya vatandaşların destekte bulunması istendi.
30 Aralık 2025 Salı - 09:42
Hakkari’de hasta kurtarma operasyonu
Hakkari’de yoğun kar yağışı nedeniyle ambulansın ulaşamadığı köyde rahatsızlanan kalp hastası kadın, iş makinesiyle yapılan müdahale sayesinde hastaneye ulaştırıldı. Hakkari’de etkili olan yoğun kar yağışı, sağlık hizmetlerini de olumsuz etkiledi. İl merkezine bağlı Akkuş köyünde yaşayan S.K. isimli kalp hastası kadının rahatsızlanması üzerine durum 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirildi. İhbarın ardından 112 Acil Sağlık Merkezi, UMKE ve Hakkari İl Özel İdaresi ekipleri bölgeye sevk edildi. Yoğun kar yağışı ve olumsuz havaya rağmen ambulans, köy yolunda belirli bir noktadan sonra ilerleyemedi. Bunun üzerine il özel idaresi ekipleri zaman kaybetmeden iş makinesiyle köye ulaştı. Rahatsızlanan kadın, iş makinesiyle ambulansın beklediği noktaya getirilerek sağlık ekiplerine teslim edildi. Ambulansa alınan hasta, yapılan ilk müdahalenin ardından hastaneye sevk edildi. Hastanın sağlık durumunun takip altında olduğu öğrenildi.
30 Aralık 2025 Salı - 09:21
Yeni yıla girerken zihin yorgunluğuna dikkat
Yeni yıl öncesi artan tempo ve beklentiler, birçok kişide zihinsel tükenmişliğe yol açıyor. Uzmanlar, dinlenmeyle bile geçmeyen yorgunluğun tükenmişliğin önemli bir işareti olduğuna dikkat çekiyor. Yeni yıl yaklaşırken birçok kişi yeni hedefler belirlerken, uzmanlar asıl dikkat edilmesi gerekenin zihinsel yorgunluk olduğuna dikkat çekiyor. Günlük yaşamın getirdiği yoğun tempo, sürekli üretme baskısı ve dinlenmeyi erteleme alışkanlığı, tükenmişliği fark edilmeden derinleştiriyor. Tükenmişlik, ani bir enerji kaybı değil, uzun süreli stresin damla damla birikmesiyle ortaya çıkan zihinsel bir süreç olarak tanımlanıyor. Dinlense bile toparlanamamak, isteksizlik ve tahammülsüzlük bu durumun en yaygın belirtileri arasında yer alıyor. Özellikle sorumluluk sahibi ve fedakar bireylerin daha fazla risk altında olduğu belirtiliyor. Uzmanlar, yeni yıla daha çok çalışarak değil, zihinsel yükleri azaltarak ve sınırlara saygı göstererek girmenin ruh sağlığı açısından önemli olduğunu vurguluyor. "Tükenmişlik bir zayıflık göstergesi değil, uzun süre sınır koymadan yaşamanın doğal bir sonucudur" Günümüzde pek çok kişinin yorgun olduğunu söylediğini ama bu yorgunluğun çoğu zaman bedenden çok zihinden kaynaklandığını belirten Medicana Konya Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Kübra Adam, "Tükenmişlik, kişinin enerjisinin bir anda bitmesi değil, damla damla tükenmesidir. Uzun süreli stres altında kalan birey, zamanla motivasyonunu, üretkenliğini ve duygusal dayanıklılığını kaybeder. Bu yalnızca ’yorulmak’ değildir. Kişi dinlense bile toparlanamaz, yaptığı işten keyif alamaz ve kendini sürekli bir baskı altında hisseder. En önemli nokta şu: Tükenmişlik yaşayan kişi genellikle güçlü, sorumluluk sahibi ve fedakar kişilerdir. Yani ’yapabilen’ insanlar daha çok tükenir. Sürekli başkaları için bir şeyler yapan kişilerde karşımıza sıklıkla çıkar. Yoğun çalışan kişilerde, herkesi idare etmeye çalışan ebeveynlerde, mükemmeliyetçi ve kendine karşı sert olan kişilerde, sınav baskısı yaşayan öğrencilerde hatta sürekli ulaşılabilir olmak zorunda hisseden gençlerde bile tükenmişlikle sıklıkla karşılaşırız. Burada şunu özellikle vurgulamak isterim, tükenmişlik bir zayıflık göstergesi değil, uzun süre sınır koymadan yaşamanın doğal bir sonucudur" dedi. "Kişi kendi ihtiyaçlarını erteledikçe, beden ve zihin alarm vermeye başlıyor" Günümüz dünyasında durmanın neredeyse ayıp gibi algılandığını söyleyen Klinik Psikolog Kübra Adam, "Sürekli üretmek, hızlı olmak, her şeye yetişmek zorundaymışız gibi bir baskı var. Kişi kendi ihtiyaçlarını erteledikçe, beden ve zihin alarm vermeye başlıyor. Ayrıca duyguları bastırmak, sorunları görmezden gelmek, ’sonra dinlenirim’ demek de tükenmişliği besleyen önemli etkenler arasında. Bir diğer etken kişinin verdiği emekle aldığı karşılık arasındaki dengenin bozulması, sürekli yetişme çabası, yüksek beklentiler, ’hayır’ diyememek, dinlenmeye suçlulukla bakmak ve duyguları ertelemek zamanla zihinsel enerjiyi tüketir. Kişi bir noktadan sonra otomatik pilota geçer; işe gider, sorumluluklarını yerine getirir ama içsel olarak kopmuş hisseder. Günlük hayattan küçük ama tanıdık örnekler ile biraz daha yakından bakalım. Sabah alarm çaldığında gün daha başlamadan yorgun hissetmek, eskiden keyif alınan şeylere karşı isteksizlik, küçük sorunlara bile tahammül edememek, aşırı tepki vermek, sürekli unutkanlık, dalgınlık, dikkat dağınıklığı, akşam eve geldiğinde sevdikleriyle konuşacak enerjiyi bile bulamamak, çok çalışıyorum ama hiçbir şeye yetişemiyorum düşüncesi. Bu gibi durumlar ’geçici yorgunluk’ sanılır ama aslında tükenmişliğin habercisi olabilir" ifadelerini kullandı. "Unutmamalıyız ki dinlenen bir zihin, hem ruh sağlığımız hem de üretkenliğimiz için en güçlü başlangıçtır" Tükenmişliğin sadece bedensel değil, büyük ölçüde zihinsel bir durum olduğunu ifade eden Kübra Adam, "Beynimiz gün içinde yüzlerce karar veriyor, bildirimlere maruz kalıyor, ekranlar arasında gidip geliyor. Dinlenmeyen bir beyin, bedeni de dinlendirmez. Bu yüzden kişi tatilde bile yorgun hissedebilir. İşte bu zihinsel yük, tükenmişliğin en sessiz ama en güçlü nedenlerinden biridir. Asıl yorulan kaslar değil, zihindir. Unutmamalıyız ki dinlenen bir zihin, hem ruh sağlığımız hem de üretkenliğimiz için en güçlü başlangıçtır" şeklinde konuştu. "Dinlenen bir beyin sadece daha üretken değil, aynı zamanda daha sakin ve daha dayanıklı olur" Beyni dinç tutmanın en önemli adımının, onu sürekli çalıştırmaya değil, doğru şekilde dinlendirmeye odaklanmak olduğunu belirten Kübra Adam, "Gün içinde kısa molalar vermek, aynı anda birden çok iş yerine tek işe odaklanmak, ekranlardan bilinçli olarak uzaklaşmak ve uykuyu gerçekten bir ihtiyaç olarak görmek bu konuda oldukça etkili olacaktır. Düzenli yürüyüş, nefes egzersizleri ve keyif aldığımız aktiviteleri yapmak, beynin ’yeniden başlat’ tuşuna basmak gibidir. Yeni yıl bu alışkanlıkları başlatmak için önemli bir fırsat sunuyor. Daha çok hedef koymak yerine, zihni yoran alışkanlıkları azaltmayı seçtiğimizde hem ruhsal hem de zihinsel olarak daha dengeli hissediyoruz. Çünkü dinlenen bir beyin sadece daha üretken değil, aynı zamanda daha sakin ve daha dayanıklı olur. Tükenmişliğin panzehiri hızlanmak değil durmayı, nefes almayı ve kendimize alan açmayı öğrenmektir. Yeni yılda beyni dinç tutmanın sırrı, daha çok şey başarmaya çalışmak değil, zihni yoran yükleri fark edip azaltmaktan geçiyor" diye konuştu.
30 Aralık 2025 Salı - 09:11
Dijital baş ağrısına karşı her 20 dakikada bir kısa mola
Modern yaşamın getirisi olan ’dijital baş ağrısı’nın henüz resmi bir tanı olarak yer almasa da klinik pratikte giderek daha sık kullanılmaya başlandığını söyleyen Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Müge Kuzu Kumcu, "Ekran parlaklığı ortam ışığına göre ayarlanmalı, her 20 dakikada bir kısa mola verilerek gözler dinlendirilmeli" uyarısında bulundu. Dijitalleşmenin hayatı kolaylaştırırken bazı sağlık problemlerini de beraberinde getirdiğini, bunlardan en yaygının da baş ağrısı olduğunu belirten Medicana International Ankara Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Müge Kuzu Kumcu, henüz resmi tanı olarak yer almasa da klinik pratikte giderek daha sık kullanılmaya başlanan ’dijital baş ağrısı’ kavramının bulunduğunu söyledi. Bu terimin parlak ekran maruziyeti, mavi ışık, ergonomik olmayan çalışma şartları, hareketsizlik ve zihinsel yorgunluğa bağlı gelişen baş ağrılarını tanımlamak için kullanıldığını belirten Doç. Dr. Müge Kuzu Kumcu, "Günün büyük bir bölümünü bilgisayar, tablet veya akıllı telefon karşısında geçirmek, göz, boyun ve omuz kaslarında aşırı zorlanmaya yol açıyor. Özellikle parlak ve yüksek kontrastlı ekran ışığı, gözün uyum mekanizmalarını zorlayarak baş ağrısını daha erken ve daha şiddetli hale getirebiliyor. Bu durum özellikle masa başı çalışanlarda ve yoğun ekran kullanan gençlerde baş ağrısı sıklığını belirgin şekilde artırıyor. Pandemi sonrası dönemde bu tip baş ağrılarında belirgin bir artış gözlemlenmektedir" dedi. ’Gerilim tipi baş ağrısı’ sebebiyeti Ekran kaynaklı baş ağrılarının temelinde birden fazla sebebin yer alabileceğini belirten Doç. Dr. Kumcu, bu sebepleri şöyle sıraladı: "Uzun süre ekrana odaklanmak göz kırpma sayısını azaltır ve göz kuruluğuna neden olur. Parlak ekran ışığı ve yetersiz ekran filtresi kullanımı, göz kaslarında aşırı yüklenmeye ve görsel stres artışına yol açar. Ekranlardan yayılan mavi ışık, gözün retina tabakasında hassasiyeti artırarak göz yorgunluğuna neden olur. Göz yorgunluğu baş ağrısının en önemli tetikleyicilerinden biridir. Bunun yanı sıra sabit pozisyonda kalmak boyun ve omuz kaslarında kasılmaya neden olur. Tüm bu faktörler birlikte beyindeki ağrı yollarını uyararak özellikle gerilim tipi baş ağrısı ve migren ataklarını tetikler." "Ekran parlaklığı ortam ışığına göre ayarlanmalı" Doç. Dr. Müge Kuzu Kumcu, alınabilecek önlemler konusunda da şunları paylaştı: "Ekran parlaklığı mutlaka ortam ışığına göre ayarlanmalı, maksimum parlaklıktan kaçınılmalıdır. Bilgisayar, tablet ve telefonlarda mavi ışık ve parlaklık filtreleri aktif olarak kullanılmalıdır. Her 20 dakikada bir kısa mola verilerek gözler dinlendirilmelidir. Bilgisayar başında ergonomik oturuş sağlanmalı, boyun ve omuz kasları düzenli olarak hareket ettirilmelidir. Uyku öncesi özellikle parlak ekranlardan uzak durulmalıdır. Doğru ekran kullanımı alışkanlıkları bu risk büyük ölçüde azaltabilir ve yaşam kalitesini yükseltebilir. Baş ağrısı modern yaşamın kaçınılmaz sonucu değil, önlenebilir ve yönetilebilir bir sağlık problemidir."
30 Aralık 2025 Salı - 09:04
Vali Aydoğdu’dan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne ziyaret
Erzincan Valisi Hamza Aydoğdu, Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ni ziyaret ederek incelemelerde bulundu. Ziyaret kapsamında hastanede tedavi gören vatandaşlar ve hasta yakınlarıyla bir süre sohbet eden Vali Aydoğdu, geçmiş olsun dileklerini ileterek hastaların sağlık durumları hakkında bilgi aldı. Hastane yönetimi ve sağlık çalışanlarıyla da bir araya gelen Vali Aydoğdu, vatandaşların sağlığı için gece gündüz demeden fedakârca görev yapan sağlık personeline teşekkür etti. İl Sağlık Müdürü Dr. Cihan Tekin, Hastane Başhekimi Prof. Dr. Ufuk Kuyrukluyıldız, doktorlar, hemşireler ve tüm sağlık çalışanlarına özverili çalışmalarından dolayı şükranlarını sunan Vali Aydoğdu, görevlerinde kolaylıklar diledi. Sağlık hizmetlerinin kalitesinin artırılması ve vatandaşların en iyi şekilde hizmet alabilmesi adına yürütülen çalışmaların önemine dikkat çeken Vali Aydoğdu, sağlık çalışanlarının her zaman yanlarında olduklarını ifade etti. Ziyaret, hastane personeli ve vatandaşlar tarafından memnuniyetle karşılandı.
30 Aralık 2025 Salı - 00:08
Paletli Ambulans nefes darlığı çeken öğretmen için dağları aştı
Muş’un Korkut ilçesinde görev yapan kadın öğretmen, yoğun kar ve engebeli arazi nedeniyle paletli ambulans ve UMKE ekiplerinin müdahalesiyle hastaneye ulaştırıldı. Muş’un Korkut ilçesine bağlı Demirci köyü Doğular mezrasında görev yapan 26 yaşındaki kadın öğretmen Ö.T., nefes darlığı şikâyeti üzerine 112 Acil Çağrı Merkezi’nden yardım talebinde bulundu. Bölgede etkili olan yoğun kar yağışı ile dağlık ve engebeli arazi şartları nedeniyle 112 Acil Sağlık ekipleri mezraya ulaşmakta güçlük yaşadı. Bunun üzerine paletli ambulans ile UMKE ekipleri sevk edildi. Zorlu hava ve yol şartlarına rağmen mezraya ulaşan ekipler, öğretmene ilk müdahaleyi olay yerinde gerçekleştirdi. Sağlık durumu stabil hale getirilen öğretmen Ö.T., paletli ambulansla mezradan alınarak Karakale köyüne getirildi. Burada hazır bekleyen ambulansa teslim edilen hasta, Korkut Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. UMKE Muş sorumlusu Yavuz Süne, nefes darlığı şikâyeti bulunan 26 yaşındaki kadın öğretmenin 112 Acil Çağrı Merkezi’ne başvurduğunu belirterek, "Muş’un Korkut ilçesine bağlı Doğular köyünde yaşayan 26 yaşındaki kadın öğretmen hastamız, nefes darlığı şikâyetiyle 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayarak ihbarda bulundu. 112 ekipleri tarafımıza bilgi verdi. Arazi şartlarının zorlu olması ve bölgenin yoğun kar yağışı altında bulunması nedeniyle normal ambulansla sahaya ulaşımın mümkün olmadığı değerlendirildi. Bunun üzerine paletli ambulansımız (Pajero ambulans) ile yola çıktık. UMKE ekiplerimiz de operasyona eşlik etti ve Doğular köyüne ulaşıldı. Hastamıza olay yerinde gerekli ilk müdahale yapıldı. Ardından paletli ambulansla alınan hastamız, uygun noktada normal ambulansa transfer edilerek Korkut Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Hastamıza geçmiş olsun dileklerimizi sunuyoruz" dedi. Köy sakinlerinden Ahmet Taş, köyde görev yapan öğretmenin rahatsızlanması üzerine 112 Acil Çağrı Merkezi’ni aradıklarını belirtti. İhbarın ardından sağlık ekiplerinin kısa sürede harekete geçtiğini ifade eden Taş, "Bizim köyün öğretmeni rahatsızlanmıştı, 112’yi aradık. 112 ekipleri acilen imdadımıza yetişti. Normal ambulans, yoğun kar nedeniyle köye çıkamayınca paletli ambulans sevk edildi. Devletimiz sağ olsun. 112 ve UMKE ekipleri birlikte geldiler. 112 ve 10 ekiplerine çok teşekkür ederiz. dolaylı ver" ifadelerini kullandı.
29 Aralık 2025 Pazartesi - 23:06
Cerrahide alarm: "Böyle giderse Türkiye cerrah bulamayacak"
TUS’ta (Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı) ana branş puanlarının düşmesi ve genç hekimlerin cerrahi alanları tercih etmemesinin sağlıkta hekim açığı endişesini büyüttüğünü söyleyen Dr. Sedat Özbay, yakın zamanda özellikle cerrahi branşlarda insanları ameliyat edecek hekimlerin bulunamayacağını belirtti. Hekimlik mesleğinde uzmanlık alanı tercihlerine yön veren TUS taban puanlarında son yıllarda dikkat çeken bir düşüş yaşanıyor. Genç hekimler, hasta ile yoğun temas gerektiren ana branşlar yerine hasta ilişkisi, performans yükü, nöbet ve hukuki risklerin daha az olduğu bölümlere yönelme eğilimi gösteriyor. Dahili cerrahi, genel cerrahi, kadın-doğum ve çocuk sağlığı gibi sağlık sisteminin omurgasını oluşturan branşlarda taban puanların gerilemesi, bu alanların tercih edilme oranlarının da düşmesine neden oldu. Süreç, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet vakalarının artması, performansa dayalı sistem, nöbet sayılarındaki artış ve ekonomik şartlar mesleğin karşılığını yansıtmaması gibi etkenler olduğu ifade ediliyor. Malpraktis davalarının yükselen sayısı ve caydırıcı nitelikteki cezalar da genç hekimler üzerinde ek bir baskı unsuru oluşturabiliyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Hekim Birliği Sendikası teşkilatlandırmadan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Dr. Sedat Özbay, bu meslek dallarının önceden karşılığının alındığını belirterek, "Eminim ki bu böyle devam ettiği müddetçe yakın zamanda bu ana branşlarda özellikle cerrahi branşlarda bizi ameliyat edecek hekimler sayısı çok azalacaktır. Sağlık Bakanlığı bu özellikle cerrahi branşların seçilebilir nitelikte olmasını sağlayacak düzenlemelerin yapıyor olması lazım. Aksi takdirde çok kısa süre sonra artık cerrahi yapacak hekim arkadaşlarımızı ve ana branşlarında uzman hekim arkadaşlarımız maalesef göremeyeceğiz" dedi. "Genç hekim arkadaşlarımız kalmadı" Hekim arkadaşların riskli branşlardan artık daha az hastayla ilişkisi olan branşlara yöneldiğini belirten Sedat Özbay, "Son yıllarda maalesef genç hekimler, artık hasta ilişkisiyle yani hastayla birlikte olmaktan kaçınan branşlara yönelmeye başladı. Maalesef hekimler artık kendilerinin değersizleştirildiğini, performansın angaryasından kurtulamadıkları, emeğin değersizleştiği bir sistemden kaçarak artık hasta ile olmadığı bu branşlara yönelmeye başladılar. Yani bunun bir sürü nedeni var. Tabii genç hekimlerin aslında bu branşları nedeni seçmediğini değil, neden seçilemez hale getirdiğini sorgulamak gerekiyor. Çünkü artık hekimler performans yükünün altında ezilmiş durumda. Şiddet artık olağan hale gelmiş durumda. Emek değersizleştirilmiş, artan nöbetler ve iş yükünün katlanılamaz düzeye gelmiş olması bulunuyor. Aynı zamanda bunun karşılığı olan ekonomik şartların yeterli seviyede olmamış olması maalesef bu hekim arkadaşları riskli branşlardan daha hastayla ilişkisiz olan branşlara yöneltti. Özellikle ana branş dediğimiz dahili cerrahi, çocuk ve kadın doğum branşlarını artık tercih eden genç hekim arkadaşlarımız kalmadı" dedi. "Hekim sayısı azalacak" Branşların seçilebilir nitelikte olmasını sağlayacak düzenlemelerin olması gerektiğini söyleyen Özbay, "Şimdi önceden karşılığı alınan bir meslek dallarıydı. Şimdi ise inanılmaz cezalar söz konusu. Hekim arkadaşlar, hem malpraktis davalarının korkusundan hasta ilişkisinin bulunmadığı diğer branşlara kaymayı tercih ediyorlar. Hem toplum içerisinde hem de hekimler arasında çok değerli olan ana branşlar genel cerrahi dahiliye, kadın, doğum ve çocuk bölümlerinin maalesef son yıllarda puanlarının düşmüş olması nedeniyle hala tercih edilememesinin aslında hekim arkadaşlarda değil, sağlık sisteminin neden bu branşları seçilemez hale getirdiğini çözmekten geçtiğine inanıyorum ben. Eminim ki bu böyle devam ettiği müddetçe yakın zamanda bu ana branşlarda özellikle cerrahi branşlarda bizi ameliyat edecek hekimler sayısı çok azalacaktır. Sağlık Bakanlığı bu özellikle cerrahi branşların seçilebilir nitelikte olmasını sağlayacak düzenlemelerin yapıyor olması lazım. Aksi takdirde çok kısa süre sonra artık cerrahi yapacak hekim arkadaşlarımızı ve ana branşlarında uzman hekim arkadaşlarımızı maalesef göremeyeceğiz" diye konuştu.
29 Aralık 2025 Pazartesi - 21:50
Kardan kapanan yolda hastaneye yetişemeden ambulansta doğum yaptı
Muş’un Korkut ilçesine bağlı Çınarardı köyünde doğum sancıları başlayan bir kadın için 112 Acil Sağlık ekipleri ile İl Özel İdaresi ekipleri seferber oldu. Çınarardı köyünde doğum sancıları başlayan kadının yakınları, 112 Acil Çağrı Merkezi’ne yaptığı ihbar üzerine harekete geçen sağlık ekipleri, ilçe merkezine yaklaşık 20 kilometre uzaklıktaki köye ulaşmak için yola çıktı. Ancak bölgede etkili olan yoğun kar yağışı ve fırtına nedeniyle köy yolunun kapanması üzerine İl Özel İdaresi ekipleri devreye girdi. İş makineleriyle yapılan çalışmalar sonucu yol kısa sürede ulaşıma açıldı ve ambulans köye ulaştı. Köye ulaşan 112 Acil Sağlık ekipleri, doğum sancıları devam eden kadını ambulansa alarak doğumu gerçekleştirdi. Anne ve bebeğin sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenilirken, gerekli kontrollerin yapılması amacıyla her ikisi de hastaneye sevk edildi.
29 Aralık 2025 Pazartesi - 21:45
Yüksekova’da kar esaretinde zamanla yarış: 76 yaşındaki KOAH hastası için seferber oldular
Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde yolu kar yağışı nedeniyle kapanan mahallede mahsur kalan 76 yaşındaki KOAH hastası, UMKE ve sağlık ekiplerinin 2 saat süren çalışmasıyla hastaneye ulaştırıldı. Cumhuriyet Mahallesi’nde yaşayan ve solunum sıkıntısı çeken kronik KOAH hastası vatandaşın yakınları, durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi. İhbar üzerine bölgeye Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE) ve 112 Acil Sağlık ekipleri sevk edildi. Yoğun kar yağışı ve olumsuz hava şartları nedeniyle mahalle yolunun ulaşıma kapalı olması, ekiplere zor anlar yaşattı. Karla kaplı yolları aşarak ilerleyen ekipler, yaklaşık 2 saat süren titiz bir operasyonun ardından hastanın ikametine ulaştı. "İlk müdahale evinde yapıldı" UMKE personeli tarafından evinde ilk müdahalesi yapılan hasta, sedyeyle alınarak paletli araçlar ve iş makinelerinin desteğiyle ambulansa taşındı. Kış şartlarının ağır geçtiği ilçede, ileri tetkik ve tedavisi için Yüksekova Devlet Hastanesine nakledilmek üzere 112 Acil Sağlık ekiplerine teslim edilen hastanın sağlık durumunun takip edildiği öğrenildi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder