SAĞLIK
19 Mart 2026 Perşembe - 16:05 Antalya’da kadavradan organ bağışı emekli öğretmene bayram sevinci yaşattı Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde kadavradan böbrek nakli yapılan emekli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Muharrem Yeğenoğlu, 10 yıl süren bekleyişin ardından sağlığına kavuştu. Yeğenoğlu, "Bu Allah’ın bir lütfu. Herkese organ bağışında bulunmalarını tavsiye ediyorum" diyerek yaşadığı mutluluğu paylaştı. Afyonkarahisar’ın Şuhut ilçesinde yaşayan 67 yaşındaki emekli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Muharrem Yeğenoğlu, 10 yıldır mücadele ettiği böbrek yetmezliği hastalığından Akdeniz Üniversitesi Hastanesi Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli Merkezi’nde gerçekleştirilen nakil ile kurtuldu. Yaklaşık 9 yıldır organ nakli bekleme listesinde bulunan Yeğenoğlu’na Ramazan Bayramı öncesinde uygun kadavradan böbrek bulundu. Başarılı geçen operasyonun ardından sağlığına kavuşan Yeğenoğlu, Ramazan Bayramı öncesi gelen nakille bayram sevincini ikiye katladı. "10 yıldır nakil bekliyordum" Organ nakli sürecini paylaşan Yeğenoğlu, "Kadavradan nakil oldum ve şu anda taburcu oldum. Sıhhat, sağlığım iyi. Bu sıhhat sağlığımın iyiliğinde emeği geçen bütün hocalarıma teşekkür ediyorum. Ben 10 yıldır nakil bekliyordum, diyalize giriyordum. Diyaliz kolay bir şey değil. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeniyim. Şimdi ben önce böbreğini bana veren kardeşimin ahirete intikal ettiğini biliyorum. O aileye büyük bir sabır diliyorum. İnşallah böbreğini veren kardeşim de ahirette bunun sevabını bol bol alacak. Çünkü bir cana can kattı. Hayatta en güzel şey bu" dedi. "Organ nakli caiz" Organ naklinin caiz olduğunun altını çizen Yeğenoğlu, "Organ nakli yapılıyor, caiz. Çünkü insan vefat ettiği zaman ruh Allah’a gidiyor. Beden çürüyor toprakta. Onun için insanlarımız biraz korku içerisindeler. Hiç korkuya gerek yok. Rahat rahat organlarını bağışlayabilirler. Vatandaş zannediyor ki organlarımı ölmeden alıyorlar. Hayır, öyle bir şey yok. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra bütün doktorlarımız bunun üzerinde duruyorlar. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra artık organ nakli yapılıyor. Kadavra bu şekilde yapılıyor. Onun için korkuya gerek yok" diye konuştu. "Yeniden doğdum" Nakil sonrası adeta yeniden doğduğuna vurgu yapan Yeğenoğlu, "Bir cana can katmak kadar hayatta en sevimli olan nedir ki acaba? Değil mi? Bir insana en büyük iyiliklerin iyiliği yani. Ben bundan dolayı kardeşlerime, ülkemizdeki bütün vatandaşlara hiç çekinmeden, rahatlıkla sıkıntıda olan kardeşlerine yardım edebilmeleri için organ bağışında bulunmalarını tavsiye ediyorum. Çünkü biz 10 yıldır böbrek bekliyorduk. Şimdi ben yeniden doğdum. Yeniden bir hayata kavuştum. Dünyada en büyük iyilik bu. Çekinmeden kardeşlerimiz rahatlıkla organ nakli yapabilirler. Zaten hocalarımız bunu televizyonlarda anlatıyorlar. Diyanet İşleri Başkanlığı hutbelerinde, vaazlarında organ bağışının caiz olduğunu ve iyi bir şey olduğunu, cana can kattığını, yeniden bir hayata kavuşturduklarını kürsülerde söylüyorlar. Vatandaşımızı bilgilendirmeye çalışıyorlar" dedi. "Yaşantım sınırlıydı" Organ nakli öncesinde yaşantısının sınırlı olduğunu söyleyen Yeğenoğlu, "Yaşantımız sınırlıydı. Ama şimdi biraz daha rahatlayacağız. Çok diyet yapıyordum, yemem içmem azdı. Tuzsuz yiyorduk. Şimdi daha rahat hareket edeceğim. İnsanlarla daha iyi bir diyalog kuracağım. İç içe olacağız. Bu şekilde dediğim gibi ikinci bir hayatım olmaya başladı. Çok memnunum, çok huzurluyum. Allah razı olsun hepinizden" şeklinde konuştu. "Büyük bir bayram hediyesi oldu" Bağışlanan böbreğin kendisi için büyük bir bayram hediyesi olduğuna değinen Yeğenoğlu, "Ben diyorum ki bu Allah’ın bir lütfu. Allah’ın bana verdiği bir lütuf, bereket. Onun için bütün kardeşlerime organ naklinde bulunmalarını tavsiye ediyorum. Bundan büyük mutluluk olmaz diyorum. Korkmasınlar. Beyin ölümü gerçekleştikten sonra hocalarımız karar veriyor. Öyle halkın anlattığı efsanelere bakmayalım. Gerçekten bu benim için büyük bir bayram hediyesi oldu. Şimdi böbreği bana nasip olan kardeşimi bilmiyorum, görmedim, tanımadım ama bana bir hayat verdi. Bundan daha büyük sevap olur mu? Onun için insanlarımız dünyada sevap kazanmak istiyorsa, kendisinden sonraki insanlara faydalı olmak ve onun da sevabını kazanmak istiyorlarsa lütfen organlarını bağışlasınlar" ifadelerini kullandı.
Medical Point Gaziantep’te kalp ve damar cerrahisinde minimal invaziv yaklaşımlar öne çıkıyor
08 Ocak 2026 Perşembe - 11:27 Medical Point Gaziantep’te kalp ve damar cerrahisinde minimal invaziv yaklaşımlar öne çıkıyor Medical Point Gaziantep Hastanesi, kalp ve damar cerrahisi alanında bilimsel gelişmeleri yakından takip ederek, modern cerrahi teknikleri hastalarının hizmetine sunmayı sürdürüyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Adnan Celkan, kalp cerrahisinde küçük kesi (minimal invaziv) ameliyatları ile başarılı sonuçlar elde ediyor. Minimal invaziv cerrahi yöntemler sternotomiye gerek kalmadan, sınırlı kesi alanlarından gerçekleştirilen girişimler olması nedeniyle hem hasta konforunu artırmakta hem de cerrahi travmayı belirgin ölçüde azaltmaktadır. Bu yöntemler sayesinde ameliyat sonrası ağrı düzeyi düşmekte, enfeksiyon riski azalmakta, hastanede yatış süresi kısalmakta ve hastalar günlük yaşamlarına daha hızlı bir şekilde dönebilmektedir. Prof. Dr. Mehmet Adnan Celkan, minimal invaziv kalp ve damar cerrahisinin uygun hasta seçimiyle uygulandığında, klasik açık cerrahi yöntemlerle eşdeğer hatta bazı durumlarda daha üstün klinik sonuçlar sunduğunu vurgulamaktadır. Özellikle kapak cerrahisi, koroner bypass ve bazı doğumsal kalp hastalıklarında küçük kesi tekniklerinin güvenle uygulanabildiği ifade edilmektedir. Medical Point Gaziantep Hastanesi, ileri teknolojik altyapısı, multidisipliner yaklaşımı ve deneyimli sağlık kadrosu ile kalp ve damar hastalıklarının tanı ve tedavisinde ulusal ve uluslararası standartlarda sağlık hizmeti sunmaktadır. Hastane bünyesinde uygulanan minimal invaziv cerrahi yaklaşımlar, hasta güvenliğini ve yaşam kalitesini ön planda tutan çağdaş tıp anlayışının önemli bir parçası olarak öne çıkmaktadır. Kalp ve damar cerrahisinde bilimsel temelli, yenilikçi ve hasta odaklı tedavi seçenekleriyle hizmet veren Medical Point Gaziantep Hastanesi Prof. Dr. Mehmet Adnan Celkan’ın liderliğinde bölge halkına nitelikli sağlık hizmeti sunmaya devam etmektedir.
Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi’nden 239 bin 112 sağlık dokunuşu
08 Ocak 2026 Perşembe - 11:22 Kepez Belediyesi Sağlık Merkezi’nden 239 bin 112 sağlık dokunuşu Kepez Belediyesi’nin sosyal belediyecilik anlayışıyla hizmet veren Sağlık Merkezi, 1 Nisan 2024 ile 31 Aralık 2025 tarihleri arasında 12 farklı poliklinikte toplam 239 bin 112 işlem gerçekleştirildi. Kepez Belediyesi’nin Belediye Sağlık Merkezi, 1 Nisan 2024 ile 31 Aralık 2025 tarihleri arasında 239 bin 112 işlem ile ilçe halkının sağlığına katkıda bulundu. Merkez, 12 farklı poliklinikte, güler yüzlü personeliyle her gün yüzlerce vatandaşa sağlık hizmeti sundu. Kadın Doğum, Çocuk Hastalıkları, Genel Cerrahi, İç Hastalıkları, Fizik Tedavi gibi branşlarda vatandaşlara hızlı ve etkili sağlık hizmeti sunan merkez, diyetisyen, psikolog, Göz ve Alternatif Tıp hizmetleriyle de sağlığın her alanına dokundu. 12 poliklinik hizmeti Kadın Doğum Polikliniği 10 bin 279, Çocuk Hastalıkları Polikliniği 23 bin 81, Genel Cerrahi Polikliniği 8 bin 426, İç Hastalıkları 23 bin 190, Fizik Tedavi Polikliniği 8 bin 614, Diyetisyen 12 bin 580, Psikolog 3 bin 325, Göz Polikliniği 22 bin 467, FTR uygulama 60 bin 801, Pratisyen Hekim Polikliniği 7 bin 324, Sağlık Raporu 46 bin 170, Alternatif Tıp alanında ise 12 bin 855 işlem gerçekleştirildi. En çok ziyaret edilen poliklinik, 60 bin 801 işlemle Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon oldu. En çok talep gören ikinci hizmet ise 46 bin 170 işlemle sağlık raporu oldu. Çocuk Hastalıkları Polikliniği, 23 bin 81 işlemle en çok ziyaret edilen poliklinikler arasında yer aldı. "Sosyal belediyecilik hizmeti" Kepez Belediye Başkanı Mesut Kocagöz, sosyal belediyeciliğin bir gereği olarak sağlık hizmetlerini doğrudan vatandaşlara ulaştırdıklarını vurguladı. "Belediyecilik sadece yol yapmak, park yapmak değil. Sosyal belediyecilik anlayışımız gereği, sağlık hizmetlerini de vatandaşımıza ulaştırmayı bir görev biliyoruz. Belediye Sağlık Merkezimiz, 31 Aralık 2025 tarihine kadar 239 bin 112 işlem gerçekleştirdi. Bu başarıda en büyük pay, her gün vatandaşlarımıza güler yüzle hizmet veren sağlık personelimize aittir. Onlara ve bize güvenen tüm vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum" dedi.
Uzmanından uyarı: "İki haftadan uzun süren öksürük tüberküloz belirtisi olabilir"
08 Ocak 2026 Perşembe - 10:36 Uzmanından uyarı: "İki haftadan uzun süren öksürük tüberküloz belirtisi olabilir" Güven Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Zafer Aktaş, "Tüberküloz, hafif öksürükten akciğer yetmezliğine kadar ilerleyebilir. İki haftadan uzun süren öksürük, balgam, bazen kanlı balgam, göğüs ağrısı, gece terlemesi, kilo kaybı, ateş ve halsizlik, tüberküloz belirtisi olabilir" dedi. Güven Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Zafer Aktaş, Verem Eğitimi ve Farkındalık Haftası kapsamında önemli açıklamalarda bulundu. Aktaş, tüberkülozun hafif öksürükten akciğer yetmezliğine kadar ilerleyebildiğini belirtti. Dr. Aktaş, tüberküloz hastalığının dünya genelinde milyonlarca insanı etkilediğini belirterek, iki haftadan uzun süren öksürük ile gece terlemesi gibi belirtilere dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Aktaş, erken teşhis, doğru tedavi ve toplumsal farkındalıkla tüberkülozu sona erdirmek mümkün olduğunu kaydetti. "Dünya çapında her yıl yaklaşık 10 milyon kişi tüberküloza yakalanıyor" Dr. Aktaş, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, dünya çapında her yıl yaklaşık 10 milyon kişi tüberküloza yakalandığını ve 1 milyondan fazla kişi bu hastalık yüzünden hayatını kaybettiğinin altını çizerek, "Bu, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık için çok ağır bir tablo oluşturuyor. Son veriler, Türkiye’de tüberküloz insidansının yaklaşık her 100 bin kişide 13 ila 14 vaka olduğunu gösteriyor. Bu da her yıl binlerce insanın yeni hastalıkla mücadele ettiği anlamına geliyor. Tüberküloz, hafif öksürükten akciğer yetmezliğine kadar ilerleyebilir. İki haftadan uzun süren öksürük, balgam, bazen kanlı balgam, göğüs ağrısı, gece terlemesi, kilo kaybı, ateş ve halsizlik, tüberküloz belirtisi olabilir. Bu durum, erken teşhisin hala çok önemli olduğunu gösteriyor. Tüberkülozun teşhisi; balgam incelemesi, akciğer grafisi ve gerekli laboratuvar testleriyle konulabiliyor. Tedavisi ise düzenli ve kesintisiz kullanılan ilaçlarla, genellikle 6 ay süren etkili bir süreçtir. Tedavinin yarım bırakılması hem hastanın iyileşmesini geciktirir hem de ilaç dirençli tüberküloz riskini artırır" diye konuştu.
Yüksek ateş olduğunda doğru tedbirleri uygun zamanda alın
08 Ocak 2026 Perşembe - 10:29 Yüksek ateş olduğunda doğru tedbirleri uygun zamanda alın Kış aylarında yüksek ateşin çocuk acil servislerine en sık başvuru nedenlerinden birisi olduğunu belirten uzmanlar, ateşli nöbetin her çocuğun geçirebileceği bir durum olduğunu, doğru tedbirlerin uygun zamanlarda alınmasının önemli olduğuna dikkat çekiyor. Kış aylarında özellikle çocuklarda yüksek ateş, çocuk acil servisleri ve polikliniklere en sık başvuru nedenlerinden olurken, aileler, ‘havale geçirir mi, kalıcı bir hasar kalır mı’ diye endişe ediyor. Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özge Metin Akcan, yüksek ateşin aslında bir hastalık değil, altta yatan bir hastalığın belirtisi olduğunu belirterek, "Ateş aslında vücudumuzun savunduğunu gösteriyor. Ateş, bir yanıt ateş olduğu zaman da vücut savunmaya geçiyor ve vücuttaki tehlikeyi öldürmeye çalışıyor. Ama bazı durumlar tabii ki daha riskli oluyor. Kalp hastası, akciğer problemi olanlar bunun dışında önemli dediğimiz ciddi bir kansızlık, altta yatan metabolik bir hastalığı, doğuştan gelen bir hastalığı varsa bu durumlarda riskli olabiliyor. Ateş öldürmüyor, ateş kalıcı bir hasar bırakmıyor. Alttan hastalık neyse, o bizi yönlendiriyor. Eğer bir üst enfeksiyon kaynaklı ateş ise üst enfeksiyonu kontrol ettiğimiz zaman, ateşini kontrol ettiğimizde herhangi bir sıkıntı çıkmıyor" dedi. "Ateşli nöbet her çocuğun geçirebileceği bir durum" Yüksek ateşe karşı öncelikle evde yapabileceklere değinen Doç. Dr. Özge Metin Akcan, "Ailelerin en çok korktuğu problem; ’ateşli bir nöbet geçirir mi, nöbet geçirirse çocuğumda kalıcı bir zeka kaybı sorunu kalır mı’ bu oluyor. Aslında ateşli nöbet her çocuğun geçirebileceği bir durum. Hastanede, hastanenin kapısından çıkarken veya evde bir çocuk daha ateşi çıkarken de nöbet geçirebiliyor. Bildiğimiz ateşli nöbetlerde çocukta kalıcı bir hasara neden olmuyor. Ateşlenen kişiyi daha ince giydirmek, soğuk suyla değil, ılık suyla yıkayıp vücudun ısısını normale getirmeye çalışmak, yine ateş düşürücüleri doğru, uygun dozda ve uygun zamanlarda kullanmak. Ama ateş bir savunma mekanizması, direkt ateşi düşürmek bizim de işimize gelmiyor, mümkün olduğunca savaşmasını da istiyoruz" şeklinde konuştu. "Kapalı ortamların sık sık havalandırılması gerekiyor" Kapalı ortamlarda daha fazla rahatsızlıkların arttığına dikkat çeken Doç. Dr. Özge Metin Akcan, "Yazın tabii ki hava açık, açık havada geziyor çocuklar. Daha çok dışarı çıkıyorlar, camlar açık havalanıyor, kalabalık ortamlardan daha fazla kaçıyorlar. Ama yine yazın da ateşli hastalıklarımız var. Her mevsimin belli bir virüs, bakteri yükü var. Kış aylarında neden artıyor? Çünkü çocuklarımız kapalı ortamda kalıyor, havalandırma daha azalıyor, bir arada daha fazla oluyorlar. Ne kadar bir arada bulunan insan sayısı arttıkça da hastalıkların yayılımı artıyor. Kapalı ortamların aslında sık sık havalandırılması gerekiyor. Özellikle çok yoğun kalabalık olduğu dönemlerde sık sık havalandırılması gerekiyor. Çocuklarımızın ellerini yıkamalıyız, kendimiz ellerimizi yıkamalıyız. Bu hususa çok dikkat etmemiz gerekiyor. Yine hasta çocukları bu kalabalık ortamlara sokarak virüs yayılımının artmasını sağlıyoruz. Bunlara dikkat ederek, hastaysa birazcık daha çocuğu dinlendirmeye bırakmamız gerekiyor" diye konuştu.
Uzmanından kışın su tüketimi ve beslenme uyarısı
08 Ocak 2026 Perşembe - 10:04 Uzmanından kışın su tüketimi ve beslenme uyarısı Kış aylarında su tüketiminin azaldığını belirten Acıbadem Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Pakize Gizem Akgül, "Ancak, vücudumuzun her zaman suya ihtiyacı vardır ve vücut direncinin arttırılması açısından önemlidir. Ortalama 8-10 bardak su tüketmeye dikkat edin" uyarısında bulundu. Her yıl havaların soğumasıyla birlikte mevsimsel grip (influenza) salgını pek çok bireyi etkiliyor ve uzun süren hastalık süresinin bazen ciddi hayati sorunlara yol açıyor. Konuyla ilgili Acıbadem Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Pakize Gizem Akgül bilgi vererek, "Her yaş grubunu etkileyen influenzaya karşı bağışıklık sistemimizi desteklemek ve daha hızlı iyileşmek için soframızdakilere dikkat etmeliyiz. Yağlı tohumlar, baklagiller, tam tahılları içeren Akdeniz diyeti, sebze ve meyvelerden zengin bir diyettir. Polifenollerden zengin Akdeniz diyeti antioksidan kapasitenin artmasını bu sayede bağışıklık sisteminin desteklenmesini sağlar" ifadelerini kullandı. "Akdeniz diyeti Omega- 3 yağ asitlerinden zengindir" Baklagillerin ve tam tahılların, içerdiği posa sayesinde hastalıklardan korunmada önemli bir yere sahip olduğuna değinen Akgül, "Akdeniz diyeti, Omega-3 yağ asitlerinden zengindir, bağışıklık hücrelerinin aktivitesinin artmasına destek olur. Akdeniz diyetinde önemli bir yere sahip olan zeytinyağı antioksidan etki göstermektedir ve LDL kolesterolün düşmesine yardımcıdır. Günde 2-3 porsiyon farklı renklerde meyve tüketmeyi ve yemeklerin yanına mevsim sebzeleri ile hazırlanmış rengarenk zeytinyağlı, taze limon eklenmiş salatalar eklemeyi ihmal etmeyin" dedi. "Her gün düzenli C vitamini içeren gıdaları tüketmeyi ihmal etmeyin" C vitamini eksikliğinin enfeksiyonlara yakalanma riskini arttırdığına dair çalışmalar bulunduğunu söyleyen Akgül, "C vitamini önemli bir antioksidandır ve hücrelerimizi hasara karşı korumaktadır. C vitamini depolanan bir vitamin olmadığı için bu dönemde beslenmemizde her gün düzenli C vitamini içeren gıdaları tüketmeyi ihmal etmeyin. Enfeksiyon durumlarında normalde almamız gerekenden daha fazla C vitaminine ihtiyaç duyarız. C vitamini içeren maydanoz, kırmızı biber, koyu yeşil yapraklı sebzeler, lahana, brokoli, kızılcık, kivi, turunçgiller gibi sebze ve meyvelere sofranızda yer açın" diye konuştu. "Kırmızı pancar en güçlü antioksidan" C, A, E, K vitaminleri açısından zengin olan kırmızı pancarın, B vitaminleri ve folik asit de içerdiğini belirten Akgül, "Pancarın sağlık yararlarını artıran diğer vitaminler ve mineraller magnezyum, potasyum, kalsiyum, manganez, sodyum, bakır, fosfor, çinko ve demirdir. Polonya’da yapılan bir araştırmada, zengin betalain içeriğine sahip olmasından dolayı kırmızı pancarın en güçlü antioksidan özelliklere sahip ilk on sebze arasında yer aldığı kabul edilmiştir" şeklinde konuştu. "Brokoli virüs ve bakterilere karşı koruyucu etki gösterir" Karnabahar, brokoli, turp, lahana gibi sebzelerin içerdiği fitokimyasallarla bağışıklık sistemini desteklediğini aktaran Akgül, "Brokoli ailesinden brüksel lahanası, yer elması, kıvırcık, mor ve karalahanayı da menünüze ekleyebilirsiniz. Brokoli lif, A,C ve K vitamini, potasyum, folat, demir gibi mineraller içermektedir. Hücrelerin yapısı üzerine olumlu etki göstermesinin yanı sıra virüs ve bakterilere karşı koruyucu etki gösterir. Özellikle gribal enfeksiyonlar gibi bağışıklığın desteklenmesi gereken durumlarda tüketilmesi önerilir" diye konuştu. "Haftada 2-3 kere balık tüketin" Balığın içerdiği Omega-3 yağ asitlerinin T ve B lenfositleri aktifleşmesine yardımcı olarak bağışıklık sistemini desteklediğini ve enfeksiyon hastalıklarına karşı koruyucu görevi gördüğünü belirten Akgül, daha sonra şunları söyledi: "Haftada 2-3 kere balık tüketin. Ayrıca bal da içerdiği B grubu kompleks vitaminler ve C vitamini ile bağışıklığınızı destekler, antimikrobiyaldir. Bal öksürüğe iyi gelen, balgam söktürücü, boğaz ağrısı semptomlarının azalmasına yardımcı olan, içerdiği enzimler sayesinde sindirimi kolay, prebiyotik içeren fonksiyonel bir gıdadır. Ancak tüketiminde aşırıya kaçılmamalıdır. Bağışıklık sistemini olumsuz etkileyen işlenmiş ürünlerden, fast food yiyeceklerden ve çok fazla katkı maddesi içeren yiyeceklerden kaçınılmalıdır." Öte yandan, kış aylarında su tüketiminin azaldığına dikkat çeken Akgül, "Vücudumuzun her zaman suya ihtiyacı vardır ve vücut direncinin arttırılması açısından önemlidir. Ortalama 8-10 bardak su tüketmeye dikkat edin" şeklinde uyardı.
Kütahya’da ’79. Verem Eğitimi ve Farkındalık Haftası Ödülleri’ sahiplerini buldu
08 Ocak 2026 Perşembe - 09:40 Kütahya’da ’79. Verem Eğitimi ve Farkındalık Haftası Ödülleri’ sahiplerini buldu Kütahya’da 79. Verem Eğitimi ve Farkındalık Haftası kapsamında düzenlenen ödüllü resim, şiir ve kompozisyon yarışmalarının ödül töreni yoğun katılımla gerçekleştirildi. Kütahya İl Sağlık Müdürlüğü, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Verem Savaş Derneği Başkanlığı iş birliğinde düzenlenen programda dereceye giren öğrenciler ödüllerine kavuştu. Törene; Kütahya İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ensar Durmuş’un yanı sıra kurum yöneticileri, Verem Savaş Derneği yönetim kurulu üyeleri, ödül alan öğrenciler ve aileleri katıldı. İlkokullar arası resim yarışmasında Şehit Çağlayan Irmak İlkokulu öğrencisi Nihan İsra Çekmez birinci olurken, Yunus Emre İlkokulu öğrencisi Meral Ceyda Çelik ikinci, Altıntaş Zafer İlkokulu öğrencisi Elif Erva Ilık ise üçüncü oldu. Ortaokullar düzeyinde düzenlenen şiir yarışmasında Hisarcık Şehitler Ortaokulu öğrencisi Sude Tunç birinciliği elde etti. Dumlupınar Ortaokulu öğrencisi Miray Akkoç ikinci, Şule Mete Tetik İmam Hatip Ortaokulu öğrencisi Ümran Ayabakan üçüncü oldu. Liseler arası kompozisyon yarışmasında ise Kılıçarslan Anadolu Lisesi öğrencisi Zeynep Öncü birincilik ödülüne layık görüldü. Şehit Selim Cansız Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencisi Veysel Efe Ekmekçioğlu ikinci, Nafi Güral Fen Lisesi öğrencisi İpek Çakıroğlu üçüncü oldu.
Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Akbaba: "Güneş kremi sadece yazın değil, kışın da şart"
08 Ocak 2026 Perşembe - 09:37 Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Akbaba: "Güneş kremi sadece yazın değil, kışın da şart" Çoğu kişi tarafından güneş kreminin yalnızca yaz mevsiminde kullanılmasının gerekliliğine inanıldığını belirten Acıbadem Bodrum Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Akbaba, "Cilde zarar veren ultraviyole ışınları kışın da vardır. Bulutlu havada, hatta camdan bile geçerek cilde ulaşır" dedi. "Kar, ultraviyole ışınlarını yaklaşık yüzde 80 oranında yansıtıyor" Soğuk ve rüzgarlı havaların cilt bariyerini zayıflattığını ifade eden Prof. Dr. Akbaba, "Soğuk hava ve rüzgar cildin kurumasına ve hassaslaşmasına neden olur. Savunmasız hale gelen ciltte kızarıklık, yanma ve batma hissi görülebilir. Ayrıca kar, ultraviyole ışınlarını yaklaşık yüzde 80 oranında yansıtarak özellikle kış sporları yapanlar için riski artırır" dedi. Gül hastalığı (rozasea) olanlarda ve hassas ciltlerde güneşin mikro hasarlar yapabileceğini belirten Akbaba, "Kışın mineral filtresi (çinko oksit, titanyum dioksit) olan, parfümsüz, alkol içermeyen geniş spektrumlu güneş kremleri kullanılmalı. Sabah nemlendirici uygulandıktan sonra, dışarı çıkmadan 15-20 dakika önce sürülmeli. 3-4 saatte bir güneş kremi yenilenmelidir" diye konuştu. Kışın cildi nemli tutmanın gerekliliğine dikkat çeken Prof. Dr. Akbaba, "Cildi nemli tutmak kuruluk için değil, cildin koruyucu bariyerini ayakta tutmak için şarttır. Soğuk havada yağ bezleri daha az çalışır. Cilt yüzeyindeki su hızla buharlaşır. Ciltte gerginlik, pullanma ve çatlama olur. Nemlendiriciler ise ciltte su kaybını önler" dedi. Rüzgar ve kapalı ortam havasının cildi kuruttuğunu söyleyen Prof. Dr. Muhsin Akbaba, "Rüzgar cilt bariyerini bozar. Kalorifer, klima ortamın nemini düşürerek cildin savunmasını zayıflatır. Bariyer bozulursa ciltte kuruluk, kızarıklık, kaşıntı, yanma hissi artar, rozasea, egzama, seboreik dermatit, intertrigo gibi hastalıklar alevlenebilir. Nemlendirici kullanmak hem tedavilerin etkinliğini artırır hem de ilaçlara bağlı tahrişin önüne geçer" diye konuştu. Yoğun kıvamlı, parfümsüz, alkol içermeyen nemlendiricilerin kullanılması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Akbaba, "Nemlendiriciler duştan hemen sonra ve günde en az 2 kez kullanılmalıdır. Yüz, el ve vücut için ayrı nemlendiriciler kullanılabilir" dedi.
Bilkent Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimi Prof. Dr. Öztürk: "Dijital hastane konusunda bir üst seviyeye geçmek için çalışmalarımıza devam edeceğiz"
08 Ocak 2026 Perşembe - 09:19 Bilkent Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimi Prof. Dr. Öztürk: "Dijital hastane konusunda bir üst seviyeye geçmek için çalışmalarımıza devam edeceğiz" Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimi Prof. Dr. Levent Öztürk, "Dijital hastane konusunda bir üst seviyeye geçmek için her türlü altyapı ve çalışmalarımıza devam edeceğiz" dedi. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimi Prof. Dr. Levent Öztürk, gazetecilerle kahvaltıda bir araya geldi. Bilkent Şehir Hastanesi’nin Avrupa’nın en büyük hastanelerinden biri olduğunu belirten Öztürk, "Günlük muayene sayımız; 30 bin hasta hastanemize giriş yapıyor. Acillerimizde de 2 bin 200 hastaya acil sağlık hizmeti sunuyoruz. Çocuk acilimiz var, kadın doğum acilimiz var, erişkin acilimiz var. Toplam 2 bin 200, 2 bin 300 hastaya da günlük acil hizmeti sunuyoruz" dedi. Hastanenin aynı zamanda tıp öğrencilerinin eğitim merkezi olduğunu aktaran Öztürk, hastanede 800’ün üzerinde öğretim görevlisi olduğunu ifade etti. "Türkiye’nin tek akredite kampüs hastanesiyiz" Öztürk, tüm binaların uluslararası düzeyde akredite olduğuna değinerek, "Türkiye’nin tek akredite kampüs hastanesiyiz. Uluslararası akreditasyonumuzu almış durumdayız. Bazı kulelerimizde de tekrar ikinci döneme, akreditasyonun denetleme dönemine giriyoruz. Tekrar yeniden re-akreditasyonları da alacağız. Hedefimiz bu. Akreditasyon bize ne sağlıyor? Sağlık hizmetini sunarken belli standartlara uymamızı sağlıyor. Bu hem daha düzenli bir sağlık hizmeti vermemizi sağlıyor hem de hastalarımıza verdiğimiz sağlığın hizmetinin kalitesini arttırıyor" açıklamasında bulundu. Öztürk, hastanenin yalnızca Ankara’daki hastalara hizmet vermediğini dile getirerek, şehir dışı ve yurt dışından gelen hastalara da hizmet verdiğini söyledi. Öztürk, "2025 yılı verilerine baktığımda biz resmi olarak da 2 bin civarında yoğun bakım hastası, Türkiye’nin her yerinden, Ankara dışından 2 bin civarında yoğun bakım hastasını da kabul etmişiz ve hastanemizde tedavi için onları yatırmışız. 2025 yılında hastanemizde gerçekleştiren ameliyat sayısı da 200 bin civarında" diye konuştu. Sağlık alanında kullanılan ürünlerin yerli olmasına önem verdiklerini söyleyen Öztürk, "Sağlık konusunda kullandığımız cihazların büyük bir kısmını yurt dışından ithal ediyoruz. Bu alanda da Türkiye’de devletimiz bu konuya özellikle önem veriyor ve destek veriyor. Sağlık teknolojisinde kullandığımız araçların, cihazların, malzemelerin yerli üretimi konusunda tüm çalışmalara devletimiz destek veriyor. Cumhurbaşkanımız da bizzat bu konuyu geçmiş dönemde de konuşmalarında sık sık vurguladı. Sağlıkta kullandığımız araçların, cihazların yerli üretimini artırmak için her türlü faaliyet Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı bünyesinde yürütülüyor. Yapay zeka ile radyolojik görüntülerin değerlendirilmesi üzerine çalışmalarımız devam ediyor. Bu yönde zaten kliniğimizin doktorlarının da gözetimi altında yapay zeka ile radyolojik görüntülerin değerlendirilmesi, raporlanması işlemlerine, faaliyetlerine de başlamış bulunuyoruz" ifadelerine yer verdi. "İhtiyaç olan alanlarda da mesai dışı polikliniklerimizi açıyoruz" Gündüz randevu bulamayan vatandaşların akşam muayene olabildiklerini ifade eden Öztürk, "Zaten laboratuvarlarımız akşam çalışıyor. Görüntüleme hizmetlerimiz akşam çalışıyor. MR, tomografi zaten 24 saat hizmet veriyor. İhtiyaç olan alanlarda da mesai dışı polikliniklerimizi açıyoruz" dedi. Acillerdeki artışın mevsimin getirdiği doğal bir artış olduğunu belirten Öztürk, "Buna yönelik tedbirleri de alıyoruz zaten. Hem çocuk acil servisinde, çocuk hastalarda özellikle başvuru artarsa hem de erişkin acil servisinde ilave muayene odalarını hemen temin ettik. Zaten başvurudan sonra muayene bekleme süresi bizim takip kriterlerimizden birisi. Bir hastanın ilk triaja geldikten sonra muayene için beklediği süreyi anlık olarak dijital takip ediyoruz. Bu sürelerde bir uzama olursa gerekli tedbirleri alıyoruz" dedi. "Dijital hastane konusunda bir üst seviyeye geçmek için çalışmalarımıza devam edeceğiz" 2026 hedeflerine ilişkin de bilgi veren Öztürk, şu ifadeleri kullandı: "2026 yılında değişik hedeflerimiz var tabii. Öncelikle dijital hastane konusunda bir üst seviyeye geçmek için her türlü altyapı ve çalışmalarımıza devam edeceğiz. Yeni işlem alanları açacağız rezerv olarak. Hem girişimsel kardiyolojide, girişimsel radyolojide yeni işlem alanları açacağız. Çünkü bunlar nitelikli alanlar. Bize talep yüksek. Yeni mükemmeliyet merkezlerinin mevzuata uygun açılması için 2026 yılında da projelerimiz devam etmekte."