Son Dakika
|
Son sözü Arda Güler söyledi, Real Madrid farklı kazandı
Trump: "Öyle ya da böyle, Hürmüz Boğazı’nı yakında yeniden açacağız"
Fatih'te 3 katlı binada yangın çıktı: 1 ölü 5 yaralı
Erdoğan: ''Ülkemizi savaşın içerisine çekmeye çalışanlara karşı dikkatliyiz''
Prof. Dr. İlber Ortaylı hayatını kaybetti
İETT otobüsü çarptı, hayatını kaybetti
Tahran'da Kudüs Günü yürüyüşü sırasında saldırı meydana geldi
MSB: İran'dan ateşlenen balistik mühimmat etkisiz hale getirildi
AB Yüksek Temsilcisi Kallas: "ABD yönetimi, AB’yi bölmek istiyor"
Okullarda ikinci ara tatil için son ders zili bugün çalıyor
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Bursa’da çiftlikte yangın: 580 kanatlı hayvan telef oldu
Sergen Yalçın rahatsızlanınca basın toplantısına katılamadı
Netanyahu, öldüğüne dair çıkan iddialara videolu yanıt verdi
Kuveyt’te İtalyan askerlerinin bulunduğu üsse dron saldırısı
Bakan Bak: "Arda Güler’in golü Türk futbolu adına gurur verici"
Hakkâri-Çukurca kara yoluna çığ düştü: Sürücüler yolda kaldı
ABD bayrağı, Karakas'ta 7 yıl aradan sonra ilk kez yeniden göndere çekildi
SAĞLIK
ADÜ Hastanesi’nde hastalara böbrek sağlığı anlatıldı
15 Mart 2026 Pazar - 17:49:42
Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi’nde Dünya Böbrek Günü kapsamında toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla bilgilendirme etkinliği düzenlendi. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi bünyesinde kurulan bilgilendirme standında, böbrek sağlığının korunması ve kronik böbrek hastalıklarının erken teşhisine yönelik vatandaşlara bilgi verildi. Nefroloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yavuz Yeniçerioğlu ve diyaliz hemşirelerinin katılımıyla gerçekleştirilen etkinlikte, kurulan stantta hastalar ve hasta yakınlarıyla bir araya gelen sağlık çalışanları böbrek hastalıklarının erken tanısının önemine dikkat çekerek sağlıklı yaşam alışkanlıkları hakkında bilgilendirme yaptı. Vatandaşlara böbrek sağlığını korumaya yönelik öneriler aktarılırken düzenli sağlık kontrollerinin önemine de vurgu yapıldı. Dünya Böbrek Günü kapsamında gerçekleştirilen etkinlikte, kronik böbrek hastalıklarının erken teşhis edilmesinin tedavi sürecinde büyük önem taşıdığı belirtilirken, toplumda böbrek sağlığı konusunda bilinç oluşturulmasının hedeflendiği ifade edildi.
15 Mart 2026 Pazar - 14:08
Sakarya’da glütensiz ürünler tek noktada toplandı
Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından Demokrasi Meydanı’nda hayata geçirilen Çölyak Ürün Satış Noktası, çölyak hastaları ve glüten hassasiyeti bulunan vatandaşlara hizmet vermeye başladı. Açılan merkezde, glütensiz ürünlere ulaşmakta zorlanan vatandaşlar için 120 farklı ürün çeşidi bir arada sunuluyor. Adapazarı ilçesinde bulunan Demokrasi Meydanı’nın bulvar tarafında kurulan satış noktasında, tamamı glütensiz ve katkısız ürünler raflardaki yerini aldı. Temel gıda ihtiyaçlarına yönelik un çeşitleri, makarna ve ekmek gibi ürünlerin yanı sıra; kek, kurabiye, hurma özü, keçiboynuzu özü ve Hindistan cevizi özü gibi yan ürünler de satışa sunuluyor. Özellikle mutfaklarda sıkça ihtiyaç duyulan un çeşitlerinde geniş bir alternatif sağlanan merkezde; mısır, pirinç ve nohut ununun yanı sıra kinoa, fındık ve badem unu gibi ürünler de bulunuyor. Piyasa şartlarına göre daha uygun fiyatlarla satışa sunulan ürünler, glüten hassasiyeti olan bireylerin ihtiyaçlarını tek noktadan karşılamasına imkan tanıyor. Erişim kolaylığı ve ürün çeşitliliği sebebiyle kısa sürede ilgi gören satış noktası, sadece temel gıdalarla sınırlı kalmayıp özel diyet ihtiyaçlarına hitap eden içerikleriyle de hizmet veriyor.
15 Mart 2026 Pazar - 12:17
Uzmanından sınav kaygısıyla ilgili önemli uyarılar
Uzman Klinik Psikolog Gonca Malkoç Arı, sınav kaygısının belirli bir düzeyde normal olduğunu ancak yoğunlaştığında öğrencilerin başarısını olumsuz etkileyebileceğini belirterek, doğru destek ve yöntemlerle bu kaygının yönetilebileceğini söyledi. Psikolog Gonca Malkoç Arı, sınav öncesi belirli düzeyde kaygının performansı artırabileceğini ancak yoğun ve kontrol edilemeyen kaygının öğrencilerin hem akademik başarısını hem de psikolojik sağlığını olumsuz etkileyebileceğini ifade etti. Kaygının insan yaşamının doğal bir parçası olduğunu ancak özellikle sınav dönemlerinde yoğunlaşan kaygının kontrol edilememesi durumunda bir kaygı bozukluğuna dönüşebileceğini belirten Arı, "Sınav öncesi hissedilen belirli düzeyde kaygı performansı artırabilir. Ancak bu duygu yoğun, sürekli ve kontrol edilemez hale gelirse hem akademik başarıyı hem de psikolojik sağlığı olumsuz etkiler" dedi. Sınav kaygısı nedir? Öğrencinin performansını gerçek potansiyelinin altında göstermesine neden olan yoğun endişe hali olduğunu belirten Arı, özellikle ergenlik dönemindeki öğrencilerde bu durumun daha sık görüldüğünü ifade etti. Psikolog Arı, "Sürekli, ’Ya başaramazsam’, ’Ya rezil olursam’ gibi düşünceler öğrencinin zihnini meşgul eder. Bu durum dikkat ve konsantrasyonu düşürür, bilgiyi hatırlamayı zorlaştırır" diye konuştu. Ne zaman sorun haline gelir? Sınav kaygısının bazı durumlarda profesyonel destek gerektirebileceğini söyleyen Arı, şu belirtilere dikkat çekti: "Günler hatta haftalar önce başlayan yoğun endişe, uykusuzluk, mide bulantısı ve karın ağrısı gibi fiziksel belirtiler, ders çalışmayı sürekli erteleme ya da tamamen kaçınma, sınav anında zihnin boşalması. Sınav kaygısı kısa süreli ve durumsal olabilir ancak bu kaygı hayatın diğer alanlarına da yayılıyorsa ve kişi sürekli bir başarısızlık beklentisi içindeyse, burada kaygı bozukluğundan söz edebiliriz." Ailelere önemli uyarı Klinik uygulamalarda en sık karşılaşılan kaygı sorunlarının yaygın kaygı bozukluğu, panik atak, sosyal kaygı ve obsesif kompulsif belirtiler olduğunu belirten Uzm. Klinik Psikolog Gonca Malkoç Arı, sınav dönemlerinin bu rahatsızlıkları tetikleyebildiğini ifade etti. Aile tutumlarının sınav kaygısı üzerinde belirleyici olduğuna dikkat çeken Arı, "Sürekli başarı odaklı ve kıyaslayıcı bir yaklaşım çocuğun kaygısını artırır. Destekleyici, anlayışlı ve süreç odaklı bir yaklaşım ise kaygıyı azaltır" ifadelerini kullanarak kaygı bozukluklarının tedavi edilebilir olduğunu vurguladı.
15 Mart 2026 Pazar - 11:35
Menteşe Devlet Hastanesi’nde ‘14 Mart Tıp Bayramı’ ve ‘İftar Sofrası’ buluşması
Menteşe Devlet Hastanesi’nde düzenlenen 2. Geleneksel İftar Programı’nda sağlık çalışanları aynı sofrada buluştu. Programda birlik ve beraberlik vurgusu yapılırken, 14 Mart Tıp Bayramı da eş zamanlı olarak kutlandı. Ramazan ayının birlik, beraberlik ve paylaşma ruhunu yaşatmak amacıyla Menteşe Devlet Hastanesi personeli iftar programında bir araya geldi. Bu yıl ikincisi düzenlenen geleneksel iftar buluşmasında hastane çalışanları aynı sofrayı paylaşarak Ramazan ayının manevi atmosferini birlikte yaşadı. Düzenlenen programda kurum içi dayanışma ve birlik duygusunun güçlenmesine vurgu yapılırken, sağlık çalışanlarının özverili çalışmalarına da dikkat çekildi. Programda konuşan Hastane Başhekimi Op. Dr. Şadi Ballı, Ramazan ayının manevi iklimini mesai arkadaşlarıyla paylaşmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Ballı, "Ramazan’ın bereketini ve manevi iklimini mesai arkadaşlarımızla aynı sofrada paylaşmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Tüm çalışanlarımızla bir araya gelmek kurumumuzdaki dayanışma ve birlik ruhunu daha da güçlendiriyor. Bu anlamlı buluşma ekip olmanın değerini bir kez daha hissetmemize vesile oldu. Rabbim hep birlikte bayrama da kavuşmayı nasip etsin" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
14 Mart 2026 Cumartesi- 13:54
Maçta kaleciyle çarpışan genç futbolcunun böbreği parçalandı, ameliyatla hayatı kurtuldu
2
13 Mart 2026 Cuma- 16:10
Kronik solunum hastalıkları tedavisinde rehabilitasyon programlarıyla nefes kontrolünde olumlu etki
3
15 Mart 2026 Pazar- 10:19
Sağlıklı pişirme yöntemleri besin değerlerini koruyor
4
14 Mart 2026 Cumartesi- 21:32
Samsun’da sağlık çalışanları Tıp Bayramı’nı kutladı ardından iftarda buluştu
5
15 Mart 2026 Pazar- 09:54
Bayramda tatlı tüketimine dikkat
23 Ocak 2026 Cuma - 10:56
Karda mahsur kalan 85 yaşındaki vatandaş UMKE ekibinin paletli aracıyla alındı
Siirt’te kar nedeni ile mahsur kalan diyaliz hastası 85 yaşındaki vatandaş, UMKE ekibi tarafından paletli araçla alındı. Şehirde dün akşam saatlerinden itibaren etkili olan yoğun kar yağışı nedeniyle ulaşımda yer yer aksamalar yaşandı. Kent merkezinde diyaliz tedavisi alması gereken 85 yaşındaki bir vatandaş, UMKE ekipleri tarafından kar paletli araçla güvenli şekilde bulunduğu yerden alınarak diyaliz merkezine ulaştırıldı. Vatandaşların sağlık hizmetlerine kesintisiz erişimi için ekiplerin 7 gün 24 saat görev başında olduğu bildirildi. (ZG-YRT
23 Ocak 2026 Cuma - 10:43
’Estetikte yanlış uygulamalar kalıcı doku kaybına yol açabiliyor’
Uygun şartlarda yapılmayan estetik işlemlerinin sağlık sorunlarına yol açabileceğine değinen Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Nuh Evin, "Bu artık sadece estetik konusu değil. Uygun şartlarda yapılmayan işlemler, kalıcı doku kaybına, enfeksiyonlara ve hayati risklere kadar gidebiliyor. En büyük sorun, işlemlerin ‘kolay’ ve ‘zararsız’ gibi sunulmasıdır" dedi. Türkiye’de estetik ve plastik cerrahiye olan ilgi her geçen gün artarken, uzmanlar ’güzellik’ vaadiyle yapılan kontrolsüz uygulamaların ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıyor. Medical Park Ordu Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Nuh Evin, özellikle sosyal medya üzerinden yayılan yanlış bilgiler nedeniyle komplikasyonlu hasta başvurularında belirgin bir artış yaşandığını belirtti. Doç. Dr. Evin, estetik işlemlerin yalnızca kozmetik bir tercih olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak, uygun şartlarda yapılmayan müdahalelerin kalıcı doku kayıplarından hayati risklere kadar uzanabilen ciddi sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekti. Doç. Dr. Evin, "Bu artık sadece estetik konusu değil. En büyük sorun, işlemlerin ‘kolay’ ve ‘zararsız’ gibi sunulmasıdır" ifadelerine yer verdi. "En büyük risk ’basit işlem’ diye sunulan uygulamalarda" Doç. Dr. Nuh Evin’e göre en ciddi hasarlar, küçük dokunuş gibi pazarlanan ve kontrolsüz ortamlarda yapılan işlemlerde ortaya çıkıyor. Doç. Dr. Evin, uygun olmayan şartlarda gerçekleştirilen estetik müdahalelerin yol açabileceği unsurları şöyle sıraladı: "Damar tıkanıklığı ve doku kaybı, enfeksiyon ve kalıcı izler, asimetri, deformasyon ve kalıcı hasar, uzun süreli ağrı ve his kaybı, acil cerrahi müdahale gerektiren komplikasyonlar." Plastik cerrahinin yalnızca görünümü değiştirmeyi değil, aynı zamanda yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen bir sağlık alanı olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Evin, estetikte ’tek tip yüz’ anlayışının geride kaldığını ifade etti. Doç. Dr. Evin, "Bugün en iyi sonuç dışarıdan fark edilmeyen, kişiye yakışan ve tıbbi olarak güvenli olandır. Hastaya uygun planlama, doğru teknik ve uzman ekip olmadan mükemmel bir sonuç mümkün değildir" diye konuştu. Estetik işlem öncesi mutlaka bunları sorun Doç. Dr. Nuh Evin, estetik müdahale yaptırmayı düşünen kişilerin işlem öncesinde mutlaka sorulması ve yanıtının alınması gereken soruları şu şekilde sıraladı: "İşlemi yapacak kişi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi uzmanı mı? İşlem hastane şartlarında mı gerçekleştirilecek? Kullanılan malzemeler onaylı ve kayıtlı mı? Olması muhtemel komplikasyonlara karşı acil müdahale planı var mı? İşlemin riskleri ve süreci uygun şekilde anlatıldı mı?" "Güzellik aceleye gelmez, sağlık asla riske atılmaz" Estetik uygulamalarda en önemli kriterin hızlı sonuç değil, güvenli süreç olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Evin, sosyal medyada sunulan gerçek dışı vaatlere karşı da uyarıda bulundu. Doç. Dr. Evin, "Kısa sürede büyük değişim vaat eden içerikler gerçeği yansıtmayabilir. Estetikte en doğru karar; doğru hekim, doğru ortam ve doğru planlamayla alınır" şeklinde konuştu.
23 Ocak 2026 Cuma - 10:41
Sürekli grip oluyorsanız nedeni bu vitamin eksikliği olabilir
İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Vardar, kış aylarında güneş ışınlarının azalmasıyla vücudun doğal D vitamini üretiminin düştüğüne dikkat çekerek sık sık grip olan ve solunum yolu enfeksiyonu geçiren bireyleri uyardı. Vardar, "D vitamini, bağışıklık sisteminin dengeli çalışmasında kritik bir role sahiptir; enfeksiyonlara karşı savunmayı destekler ve iltihabi yanıtı düzenler. Bu nedenle özellikle kış aylarında D vitamini eksikliği daha sık görülür ve solunum yolu enfeksiyonlarına yatkınlık artabilir" ifadelerini kullandı. İngiliz bilim insanları, şiddetli D vitamini eksikliği bulunan bireylerin, yeterli D vitamini düzeyine sahip kişilere kıyasla solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle hastaneye yatırılma riskinin yüzde 33 daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Araştırmada ayrıca, 1 ila 4 yaşındaki çocuklar ile koyu tenli bireyler başta olmak üzere eksiklik riski taşıyan grupların, yıl boyunca günlük D vitamini takviyesi kullanmasının önemine dikkat çekildi. Araştırmayı değerlendiren Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Vardar, önceki çalışmaların D vitamini eksikliğini COVID-19 ve diğer solunum yolu enfeksiyonları riskindeki artışla ilişkilendirdiğini belirterek D vitamininin tek başına bir "virüs öldürücü" olmadığının altını çizdi. Kış aylarında güneş ışınlarının azalmasıyla vücudun doğal D vitamini üretiminin belirgin bir şekilde düştüğünü aktaran Dr. Ali Vardar, "D vitamini, bağışıklık sisteminin dengeli çalışmasında kritik rol oynar; enfeksiyonlara karşı savunmayı destekler ve iltihabi yanıtı düzenler. Bu nedenle özellikle kış döneminde D vitamini eksikliği daha sık görülür ve solunum yolu enfeksiyonlarına yatkınlık artabilir" İfadelerini kullandı. Düşük dozda ve düzenli kullanılmalı Uzm. Dr. Ali Vardar, "D vitamini grip ya da solunum yolu virüslerini öldürmez; ancak bağışıklık sisteminin enfeksiyona nasıl yanıt vereceğini belirleyen temel bir düzenleyicidir" dedi. Bağışıklık hücrelerinin etkili çalışabilmesi için yeterli D vitaminine ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Vardar, eksikliğin enfeksiyonlara karşı savunmayı zayıflattığını ifade etti. D vitamini takviyesinin kullanım şeklinin önemine dikkat çeken Dr. Vardar, "Etkili sonuçlar büyük ve seyrek dozlarla değil; düşük dozda ve düzenli kullanımda görülür. D vitamini düzeyi düşük olan bireylerde, kış aylarında günlük ve makul dozda alınan takviyelerin, diğer koruyucu önlemlerle uygulandığında akut solunum yolu enfeksiyonu riskini azaltmaya yardımcı olduğu görülmektedir" dedi. Dr. Vardar, D vitamininin mutlaka kanda ölçülerek ve hekim kontrolünde kullanılması gerektiğini vurgulayarak, kan düzeyinin 30-70 ng/mL aralığında tutulmasının hedeflendiğini belirtti. Bu aralığın üzerine çıkılması durumunda ise aşırı kullanımın D vitamini zehirlenmesine yol açabileceği uyarısında bulundu. D vitamini seviyemi nasıl artırabilirim? Sonbahar ve kış aylarında D vitamininin günlük 10 mikrogram dozunda alınmasını gerektiğini altını çizen Dr. Vardar, d vitamini açısından zengin gıdaları da şu şekilde sıraladı: "Yağlı balıklar: Somon, sardalya, ringa ve uskumru Kırmızı et Karaciğer (hamilelerin tüketmemesi önerilir) Yumurta sarısı Zenginleştirilmiş gıdalar: Bazı margarinler ve kahvaltılık gevrekler"
23 Ocak 2026 Cuma - 10:40
Kanseri yenen 60 yaşındaki kadından erken teşhis uyarısı
Malatya’da yaşayan 60 yaşındaki Sevgi Duran, yaklaşık 8 yıl önce yakalandığı meme kanserini erken teşhis ve tedavi sayesinde yenerek sağlığına kavuştu. Duran, vatandaşlara düzenli kontrollerini yaptırmaları çağrısında bulundu. Malatya’da yaşayan Sevgi Duran, 8 yıl önce göğsünde fark ettiği şekil bozukluğu üzerine sağlık ocağına başvurdu. Buradan Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi’ne (KETEM) yönlendirilen Duran, yapılan mamografi ve tetkikler sonucunda meme kanseri tanısı aldı. "Eşimin, kızımın ve torunumun desteğiyle bu süreci atlattım" Kısa süre içerisinde ameliyat olan ve zorlu bir süreç geçiren Duran, "Bir ay içerisinde ameliyat oldum, göğsüm alındı. Ardından ışın tedavisi ve kemoterapi aldım. Zor bir süreçti ama eşimin, kızımın ve torunumun desteğiyle bu süreci atlattım. Şu an 7,5-8 yılı dolduruyorum ve gayet iyiyim" dedi. "Erken teşhis hayat kurtarır" Erken teşhisin önemine dikkat çeken Duran, "Herkesin kendi kontrollerini yapması, sağlık ocaklarını ve KETEM’leri kullanarak düzenli taramalarını yaptırması çok önemli. Erken teşhis hayat kurtarır" ifadelerini kullandı Battalgazi İlçe Sağlık Müdürlüğü KETEM Birim Sorumlusu doktor İzem Deniz Karakuş ise merkezde meme kanseri, kolon kanseri ve rahim ağzı kanseri taramalarının yapıldığını söyledi. Rahim ağzı kanserinin kadınlarda sık görülen ve taramalarla önlenebilen bir hastalık olduğunu belirten Karakuş, "Rahim ağzı kanserinin en önemli nedeni HPV enfeksiyonudur. Bazı yüksek riskli HPV tiplerinin uzun süre vücutta kalması yıllar içinde kansere yol açabilmektedir" dedi. Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen Ulusal Rahim Ağzı Kanseri Tarama Programı kapsamında 30-65 yaş arasındaki kadınlara HPV DNA testinin KETEM’lerde ücretsiz olarak yapıldığını belirten Karakuş, "Kanser çoğu zaman erken evrede belirti vermez. Düzenli taramalar sayesinde hücresel değişiklikler erkenden tespit edilerek hastalık oluşmadan önlenebilir" dedi Karakuş, KETEM’lerin temel amacının toplumda kanser farkındalığını artırmak ve vatandaşların eşit, ücretsiz ve güvenilir sağlık hizmetlerinden faydalanmasını sağlamak olduğunu kaydederek, "Tüm kadınları kendi sağlıkları için rahim ağzı kanseri taramalarını yaptırmaya davet ediyoruz. Unutulmamalıdır ki erken tanı hayat kurtarır" diye konuştu.
23 Ocak 2026 Cuma - 10:38
Yeni yılda beslenmede akışkanlık yaklaşımı
Yeni yıl, birçok kişi için yeni başlangıçlar anlamına geliyor. Son yıllarda beslenme dünyasında da dikkat çeken bir değişim var. Katı kurallar, yasak listeleri ve tek tip diyetler yerini daha esnek ve kişiye uyarlanabilir beslenme yaklaşımlarına bırakmaya başladı. Bu yeni yaklaşım ise "beslenmede akışkanlık" olarak tanımlanıyor. Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Dyt. Merve Sena Nazlı, beslenmede akışkanlık; vücudu dinlemeyi öğrenmek ve bireyin kendi biyolojik ritmine uyum sağlamasına yardımcı olmayı hedefliyor. Her gün aynı saatte, aynı porsiyonlarla ve aynı listelerle beslenmek yerine, vücudun o günkü ihtiyacına göre beslenmeyi şekillendirdiğini belirtti. Açlık ve tokluk sinyallerini dikkate almak, ruh hali, uyku durumu, stres seviyesi ve fiziksel aktivite gibi faktörleri beslenmenin bir parçası haline getirmek bu yaklaşımın temelini oluşturmaktadır. Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Dyt. Merve Sena Nazlı, bu yaklaşımda amaç, kısa vadeli kilo kaybı değil; sürdürülebilir sağlık, metabolik denge ve zihinsel rahatlık sağlamanın temel ilke olduğuna dikkat çekti. Katı diyetler yerini esnekliğe bırakıyor Geleneksel diyet modelleri çoğu zaman ya hep ya hiç anlayışıyla ilerliyor. Yasaklanan besinler, kaçırılan öğünler ya da bozulan diyetler suçluluk duygusunu beraberinde getiriyor. Bu durumun uzun vadede yeme ataklarına, diyet bozma döngüsüne, metabolik yavaşlamaya, psikolojik baskıya neden olabileceğini belirten Dyt. Merve Sena Nazlı, "Beslenmede akışkanlık bu döngüyü kırmayı hedefliyor. Vücudu dinlemeyi öğrenmek, bireyin kendi biyolojik ritmine uyum sağlamasına yardımcı oluyor. İnsan vücudu her gün aynı enerjiye, aynı iştaha ve aynı besin ihtiyacına sahip değildir. Stresli geçen bir gün, uykusuz geçen bir gece, yoğun bir iş günü ya da adet döngüsü gibi faktörler besin ihtiyacını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle spor yapılan günlerde daha yüksek enerji alımı, dinlenme günlerinde daha hafif öğünler, stresli dönemlerde kan şekeri dengesini destekleyen beslenme, akışkan beslenmenin doğal bir parçası olarak görülüyor’’ dedi. Yeni nesil beslenme yaklaşımlarında hormonal dengeler, bağırsak sağlığı, stres ve uyku düzeni iştah üzerinde belirleyici rol oynar. Örnek vermek gerekirse yetersiz uyku leptin ve ghrelin hormonlarını etkileyerek iştahı artırabilir. Kronik stres tatlı ve karbonhidrat isteğini tetikleyebilir. Bağırsak dengesizlikleri sürekli yeme isteği oluşturabilir. Bu nedenle beslenmede akışkanlık, beden zekâsını geliştirmeyi hedeflemek olduğunu belirten Dyt. Merve Sena Nazlı, 2026 yılında beslenme trendlerine göre mükemmel beslenme anlayışının yerini yeterince beslenme kavramına bıraktığına dikkat çekti ve şöyle devam etti: ‘‘Bu kavram kişilerin sosyal hayatlarını, özel günlerini ve keyif aldıkları besinleri tamamen dışlamadan ilerleyebilmelerini sağlıyor. Her öğünün kusursuz olması değil uzun vadede dengede kalabilmek, vücutla iş birliği yapabilmek anlamına geliyor" dedi. Yeni yılda bırakılması gereken eski alışkanlıklar Beslenmede akışkanlık, yeme davranışına bakış açısını kökten değiştiriyor. Amaç kontrol etmek değil, anlamak. Yasaklamak değil, dengelemek olduğunu vurgulayan Dyt. Merve Sena Nazlı, "Yeni yıl, yeni bir diyet listesiyle değil; vücudun ihtiyaçlarını fark ederek, daha şefkatli ve sürdürülebilir bir beslenme ilişkisi kurmak için önemli bir fırsat. Günlük kilo değişimleri; ödem, hormonal dalgalanmalar ve sindirim durumuna bağlı olarak değişkenlik gösterebilir. Bu nedenle her gün tartılmak, gerçek ilerlemeyi yansıtmak yerine gereksiz stres oluşturur, haftalık aynı gün ve aç karnına tartılmak en doğru sonucu gösterir" şeklinde konuştu. Bunu asla yememeliyim yaklaşımı, zamanla kontrolsüz yeme davranışlarını tetikleyebiliyor. Yasaklar yerine denge ve farkındalığın ön planda olması gerektiğini belirten Dyt. Merve Sena Nazlı, tek bir öğünün ya da bir günün tüm süreci sabote ettiği inancı, diyet-bozma döngüsünü güçlendiriyor. Oysa beslenme uzun vadeli bir süreç; bir öğün tüm resmi belirlemez. Kişiye özel olmayan, sıkça tercih edilen detoks programlarının, sağlığı olumsuz yönde etkileyerek böbrek, karaciğer, bağırsak hastalıklarına yol açabileceğini kaydederek, "Uzun süre aç kalmak, metabolizmayı yavaşlatmanın yanı sıra kan şekeri dalgalanmalarına ve aşırı yeme ataklarına yol açar. Yeni nesil beslenme yaklaşımında aç kalmak değil; vücudu doğru zamanda doğru şekilde beslemek olarak tanımlanıyor" ifadelerini kullandı. Fonksiyonel Tıp bakış açısıyla akışkan beslenme Fonksiyonel tıpta beslenme; tek tip diyet listeleriyle değil, bireyin bağırsak sağlığı, hormon dengesi, kan şekeri yanıtı, stres düzeyi ve yaşam tarzı göz önünde bulundurularak ele alınır. Bu yaklaşımda temel soru ne yemeliyim yerine vücudum bu besinlere nasıl yanıt veriyor olması gerektiğini vurgulayan Dyt. Merve Sena Nazlı, "Glutensiz, ketojenik ya da şekersiz beslenme gibi popüler yaklaşımlar bazı bireylerde fayda sağlarken, herkes için uygun olmayabilir. Akışkan ve kişiye özel beslenme modeli; bağırsak mikrobiyotasını desteklemeyi, kan şekeri dalgalanmalarını azaltmayı, hormonal dengeyi korumayı ve uzun vadeli metabolik sağlığı hedefler. Beslenme yalnızca tabaktaki yiyeceklerle sınırlı değil; uyku, stres yönetimi ve günlük yaşam şartlarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Sağlıklı beslenme; katı kurallarla kontrol etmekten ziyade vücutla iş birliği içinde olmayı gerektirir. Her öğünün kusursuz olması değil, genel dengenin korunabilmesi önem taşır. Beslenmede akışkanlık yaklaşımı, bireyin sosyal hayatıyla uyumlu, psikolojik baskı oluşturmayan ve sürdürülebilir bir beslenme ilişkisi kurmasına yardımcı olmaktır" diye konuştu.
23 Ocak 2026 Cuma - 10:07
Hisarcık’ta 15 ünite kan bağışlayan vatandaşa bronz madalya
Kütahya’nın Hisarcık ilçesinde Türk Kızılay’a düzenli olarak kan bağışında bulunan Arif Çalışkan, 15’inci bağışını tamamlaması dolayısıyla bronz madalya ve beratla ödüllendirildi. Hisarcık’lı işçi Arif Çalışkan’a bronz madalya ve beratı, Kızılay Hisarcık İlçe Temsilcisi Mustafa Şen tarafından takdim edildi. Kan bağışının hayati önem taşıdığına dikkat çeken Çalışkan, sağlıklı olan herkesi düzenli olarak kan vermeye davet ederek, "Hayat kurtarmak için, sağlığıma zarar vermeden periyodik olarak kan vermeye devam edeceğim. Verdiğim kan sayesinde birilerine derman olabildiysem ne mutlu bana" ifadelerini kullandı.
23 Ocak 2026 Cuma - 10:05
Doğum kontrol yöntemlerinin kişiye özel belirlenmesi gerekiyor
Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sevgi Selen, doğum kontrol yöntemlerinin kişiye özel belirlenmesi gerektiğini vurguladı. Doğum kontrol yöntemlerinin tek tip olmadığını belirten Dr. Selen, "Bu yöntemler genel olarak hormonal yöntemler, rahim içi araçlar, bariyer yöntemler ve kalıcı yöntemler olmak üzere dört ana grupta toplanır. Hekim önerisi olmadan hormonal yöntemlere başlanmasını önermeyiz. Doğum kontrol hapları, aylık ya da 3 aylık iğneler ve cilt altı implantları gibi hormonal yöntemler etkili olmakla birlikte, her kadına uygun değildir" dedi. "Spiral seçiminde rahim yapısı önemli" Toplumda spiraller olarak bilinen rahim içi doğum kontrol araçlarının bakırlı ve hormonlu olarak iki gruba ayrıldığını belirten Dr. Selen, "Bakırlı spirallerin farklı boyut ve şekilleri vardır. Rahmin yapısında doğuştan bir farklılık varsa, adet kanamaları çok uzun ve yoğunsa ya da sık vajinal enfeksiyon geçiriliyorsa bu yöntem her zaman uygun olmayabilir. Hormonlu spiral adet kanamasını azaltıcı etkisi nedeniyle bazı kadınlar için avantajlıdır. Ancak hormon içermesi nedeniyle yine kişinin sağlık durumu mutlaka hekim tarafından değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı. "Kondom, cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı koruma sağlar" Prezervatif ya da diğer adıyla kondomun ulaşım kolaylığı nedeniyle çok sık tercih edildiğini söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Sevgi Selen, şöyle devam etti: "Kondomun en önemli avantajı, cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı da koruma sağlamasıdır. Ancak doğru ve düzenli kullanımı koruyuculuk açısından çok önemlidir. Bazı kişilerde lateks gibi materyallere bağlı alerji veya tahriş de görülebilir." "Kadınlar için tüp bağlatma, erkekler için vazektomi" Kalıcı doğum kontrol yöntemlerinin halk arasında ‘tüplerin bağlanması’ olarak bilinen cerrahi işlemler ve erkekler için vazektomi olduğunu belirten Dr. Selen, "Bunlar cerrahi işlemler olduğu için anestezi ve ameliyata bağlı riskler taşır. Ayrıca geri dönüşü olmayan yöntemlerdir. Bu nedenle genellikle diğer yöntemler uygun değilse ya da çocuk isteği kesin olarak sona ermişse tercih edilir" diye konuştu. "Yöntem kişiye göre değişir" Her kadın için en iyi doğum kontrol yönteminin farklı olabileceğini vurgulayan Dr. Selen, son olarak şunları söyledi: "En doğru doğum kontrol yöntemi; kişinin sağlık durumuna uygun, korunmadan beklentisini karşılayan ve günlük yaşamında rahatlıkla uygulayabileceği yöntemdir. Bu nedenle doğum kontrol yöntemi seçerken mutlaka bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına danışılmalıdır."
23 Ocak 2026 Cuma - 09:48
Kanser tedavisinde doğru beslenme tedavi başarısını yüzde 25 artırıyor
Medikal Onkolog Prof. Dr. Bülent Karabulut, kanser tedavisinin yalnızca ilaçtan ibaret olmadığını belirterek, beslenme ve psikolojik desteğin tedavi başarısında kritik rol oynadığını kaydetti. Kişiye özel ve uygulanabilir beslenme planlarının komplikasyon riskini azalttığını ifade eden Prof. Dr. Karabulut, "Doğru beslenme tedavi başarısını yüzde 25 artırıyor." dedi. Acıbadem Kent Onkoloji Merkezi Koordinatörü Prof. Dr. Bülent Karabulut, kanser hastalarının yönetiminde beslenme ve psikolojinin en az ilaç tedavisi kadar önemli olduğunu söyledi, bütüncül onkoloji yaklaşımına dikkat çekti. Kanser algısının toplumda hâlâ olumsuz olduğunu ifade eden Karabulut, "Algı çok kötü; kanser iyileşmez, iyileşse de süründürür. Aslında bunların hiçbiri değil. Artık günümüzde modern tıpta birçok hasta iyileşiyor." diye konuştu. Onkolojinin yalnızca kemoterapi uygulamak anlamına gelmediğini vurgulayan Prof. Dr. Karabulut, "Doğru ilacı vermek tek başına yeterli değil. Hastanın yaşadığı çevre, ekonomik durumu, aile yapısı, psikolojisi ve beslenme durumu birlikte değerlendirilmeden başarılı bir yönetimden söz edemeyiz" dedi. Karabulut, bu yaklaşımı "doğru hasta, doğru zaman, doğru tedavi" olarak özetledi. Beslenmenin tedaviye etkisi Prof. Dr. Karabulut, kanser tedavisinde beslenmenin etkisine dikkat çekti. Beslenmenin tedavi sürecine doğrudan etki ettiğini belirten Karabulut, sözlerini "Doğru beslenme uygulandığında tedavi başarısı yaklaşık yüzde 25 artıyor, komplikasyon riski de aynı oranda azalıyor. Beslenmesi iyi yönetilemeyen hastalar, tedavilerini aksatmak zorunda kalabiliyor." diye sürdürdü. Prof. Dr. Karabulut, Acıbadem Kent Hastanesi’nde beslenme ve psikolojik desteğin tedavi planlarının ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. İlaç tedavisi konseylerine diyetisyenlerin de dahil edildiğini belirten Karabulut, kişiye özel beslenme planlarının öneminin altını çizdi. Karabulut, standart diyet listelerinin hastalar ve hasta yakınları için evde uygulanabilir olmadığını, bunun da stres ve çatışmaya yol açtığını ifade etti. Hasta, hasta yakını ve sağlık ekibinin bir bütün olduğunu vurgulayan Karabulut, "Bu üçlü yapıdan biri eksik olursa tedavi süreci sağlıklı ilerlemez. Bu nedenle hastanın evde de uygulanabilecek alternatif beslenme çözümlerine ihtiyacı var." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi’nde bu ihtiyaca yönelik yeni bir projeyi hayata geçirdiklerini belirten Prof. Dr. Karabulut, kişiselleştirilmiş beslenme planlarına alternatifler sunan bu yaklaşımın Türkiye’de ilk olduğunu söyledi. Karabulut, "Amacımız bu modeli yaygınlaştırmak ve kanser hastalarının yaşam kalitesini artırmak" ifadelerini kullandı.
23 Ocak 2026 Cuma - 09:22
Her 100 bebekten 5’i bu hastalıktan muzdarip
Çocuk Cerrahı Uzmanı Dr. Ahmet Levent Üstün, bebeklerde doğuştan meydana gelen kasık fıtığının tek tedavisinin cerrahi operasyon olduğunu belirtti. Medicana International Samsun Hastanesi doktorlarından Çocuk Cerrahı Uzmanı Dr. Ahmet Levent Üstün, bebeklerde en çok yapılan ameliyat sebebi olan kasık fıtıkları hakkında bilgilendirmede bulundu. İlaç tedavisi ile geçmeyen fıtıkların tek tedavisinin cerrahi operasyon olduğunun altını çizen Üstün, tedavi edilmeyen bebek ve çocuklarda olumsuz sağlık sorunları yaşanabileceğini ifade etti. Her 100 bebekten 1 ila 5’i arasında bir kısımda kasık fıtığı görüldüğüne dikkat çeken Uzm. Dr. Ahmet Levent Üstün, "Bebeklik çağındaki kasık fıtıklarının tamamı doğumsaldır. Özellikle prematüre ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde daha sıktır. Doğumdan sonra ilk haftalarda ortaya çıkar. Doğumdan sonra kapanması gereken karın boşluğu ile kasık kanalı arasındaki açıklığın kapanmaması nedeniyle meydana gelir. Yüzde 70’i ilk 2 yaş içerisinde ortaya çıkmış olur. Erkek çocuklarda kız çocuklarına oranla daha fazla görülmektedir. Her 100 çocuktan 1 ila 5’inde kasık fıtığı görmekteyiz. Kasık fıtıklarının yüzde 60’ı sağ tarafta, yüzde 30’u sol tarafta ve yüzde 10’u da her iki tarafta ortaya çıkmaktadır. İki tarafta ortaya çıkma durumu kız çocuklarında daha fazladır. Onun için muayeneye gelip ya da tek tarafında fıtık fark edilmiş olan kız çocuklarının mutlaka diğer tarafının da çok sıkı biçimde incelenmesi gerekir" dedi. "Öksürme, ağlama, ıkınma kasık fıtığının nedeni değil, sadece ortaya çıkmasına sebep olan etkenlerdir" Kasık fıtıklarının belirtilerinden bahseden Uzm. Dr. Üstün, "Tedavi olmadığı takdirde fıtığın en büyük komplikasyonu, fıtık kesesi içeriğinin kasık kanalı içerisinde sıkışmasına bağlıdır. Günlük konuşmada boğulma, tıbbi karşılığında inkarserasyon veya strangülasyon dediğimiz bu durumda, şişlik olan bölgede sertlik, ödem, kızarıklık, ağrı, morarma ve daha sonra da eşlik eden kusma gibi belirtiler olabilir. Bu acil bir durumdur. Böyle bir durum olduğu takdirde hemen hastaneye başvurmak gerekir. Kasık fıtığını daha çok aileler fark ediyor. Bize geliş sebepleri, çocuğun kasığında sağ tarafta veya sol tarafta zaman zaman ortaya çıkan bir şişlik ve daha sonra bu şişliğin kaybolduğu şeklindedir. Birçok aile, özellikle banyo yaparken ya da ağlama sırasında bir şişlik oluştuğunu ifade ediyor. Genellikle öksürme, ağlama, ıkınma durumlarında kasık fıtığında belirginleşme meydana gelir. İstirahat halinde bu şişlik kaybolmaktadır. Öksürme, ağlama, ıkınma kasık fıtığının nedeni değil, sadece ortaya çıkmasına sebep olan etkenlerdir. Kasık fıtığında hayat boyu hiçbir sıkıntı olmayacağı gibi muayene sonrasında 5 dakika sonrasının garantisi yoktur. Bu yüzden kasık fıtığı tanısı konduğu zaman en kısa süre içerisinde tedavinin planlanması gerekir" diye konuştu. "Tek tedavisi cerrahi operasyon" Bu hastalığın tek tedavisinin cerrahi operasyon olduğuna da değinen Üstün, "Fıtık, kesinlikle kendi başına geçecek bir durum değildir. Aileler bunu bize zaman zaman soruyor. Kendi başına geçer mi diye ya da ilaç tedavisi var mı diye? İlaç tedavisi yoktur. Eskiden kasık bağı uygulaması yapılıyordu fakat bu da eski yanlış ve komplikasyonlara neden olabilecek bir yöntemdir. Tek tedavisi cerrahidir. Bebeklerde en çok yapılan ameliyat sebebi kasık fıtığı ameliyatıdır. Günübirlik yapılmaktadır. Hastamız aynı gün içerisinde taburcu olabilir. Ancak bebeğin yaşına ve fıtığın durumuna göre bir gün daha hastanede kalması gerekebilir. Bu ameliyat basit gibi görülse de aslında küçük çocuklarda belli komplikasyonlara neden olabileceği için çok ciddi bir ameliyattır. Bu nedenle deneyimli kişilerce yapılması çok önemlidir" şeklinde konuştu.
23 Ocak 2026 Cuma - 09:19
Bir test bir hayat kurtardı
İş yerinde düzenlenen bir sağlık semineri, 44 yaşındaki avukat Gülden Yavuz’un hayatını değiştirdi. Herhangi bir şikâyeti olmamasına rağmen seminer sonrası yaptırdığı tarama testinin pozitif çıkması üzerine yapılan ileri tetkiklerde, rahim ağzı kanseri erken evrede tespit edildi. Hastalığın birinci evrede yakalanması sayesinde tedavi yalnızca cerrahi ile sınırlandı. Operasyon, Prof. Dr. Salih Taşkın tarafından robotik cerrahi yöntemiyle gerçekleştirilirken, hastanın anne olma şansı korunarak kanserden kurtulması sağlandı. Daha önce düzenli smear testi yaptırmış olmasına rağmen HPV taraması hiç yapılmamış olan Gülden Yavuz’un hikâyesi, rahim ağzı kanserinde tarama testlerinin önemini bir kez daha ortaya koydu. Erken tanı sayesinde Gülden Yavuz, kısa sürede sağlığına kavuşarak günlük yaşamına geri döndü. "Hiçbir belirti yoktu, bir seminer hayatımı değiştirdi" Tanı öncesinde hiçbir şikâyeti olmadığını söyleyen Gülden Yavuz, süreci şu sözlerle anlattı: "Rahim ağzı kanseri tanısıdan önce hiçbir belirti yaşamamıştım. Ağrı, kanama ya da beni doktora götürecek herhangi bir şikayetim yoktu. Eğer o seminere katılmasaydım muhtemelen hastalığımı fark etmeyecektim. Tanıyı aldığımda çok erken bir evrede olduğumu öğrendim ve bunun benim için büyük bir şans olduğunu fark ettim. Ameliyat süreci düşündüğümden çok daha kolay geçti; ancak psikolojik olarak "kanser" kelimesiyle yüzleşmek zorlayıcıydı. En büyük korkum çocuğumdu. Bana bir şey olursa ne olur düşüncesiyle çok endişelendim. Bugün geriye dönüp baktığımda keşke HPV aşısını daha önce bilseydim ve tarama testlerimi daha düzenli yaptırsaydım diyorum. Erken tanı sayesinde sadece bir operasyonla sağlığıma kavuştum. Tüm kadınlara smear ve HPV testlerini, bir belirti beklemeden, utanmadan ve çekinmeden yaptırmalarını öneriyorum. Rahim ağzı kanseri önlenebilen bir kanser ve geç kalınan her gün aslında ömürden çalınan zamandır." "Rahim ağzı kanseri çoğu zaman sessiz ilerler" Gülden Yavuz’un tedavi sürecini yöneten Memorial Göztepe Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Salih Taşkın, rahim ağzı kanserinin çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebildiğine dikkat çekti: "Bu hastalık sessiz seyredebilir. Ağrı, kanama ya da günlük yaşamı etkileyen bir belirti olmadan gelişebilir. Gülden Yavuz’un hikayesi, düzenli tarama testlerinin ne kadar hayati olduğunu çok net bir şekilde gösteriyor. Smear testi önemli bir tarama yöntemidir, ancak tek başına yeterli değildir. HPV taraması ile birlikte yapıldığında rahim ağzı kanserini çok daha erken evrede yakalama şansımız olur." "Erken evrede tanı, tedavi seyrini değiştirdi" Kanserin birinci evrede yakalanmasının tedavi planını doğrudan etkilediğini belirten Prof. Dr. Salih Taşkın, şu bilgileri paylaştı: "Birinci evrede yakalanan rahim ağzı kanserinde hastalık henüz yayılmamıştır. Bu da kanseri tek bir cerrahi müdahaleyle tamamen tedavi edebilme şansı sağlar. Daha ağır tedavilere çoğu zaman gerek kalmaz. Özellikle genç hastalarda hem yaşam kalitesini hem de geleceğe dair beklentileri koruyan tedavi seçeneklerini güvenle planlayabiliriz. Geç evrede ise öncelik hayatı kurtarmaya yönelir ve tedaviler çok daha ağır olur. Bu nedenle erken tanı hayati önem taşır." "Robotik cerrahi ile anne olma şansı korunabiliyor" Bu vakada robotik cerrahinin tercih edilme nedenlerini açıklayan Prof. Dr. Salih Taşkın, şunları söyledi: "Robotik cerrahi, ameliyat sırasında büyütülmüş ve net bir görüntü sunar. Bu sayede kanserli dokuyla sağlıklı dokunun sınırlarını çok daha hassas şekilde ayırt edebiliyoruz. Bu hassasiyet, rahmi korumaya çalıştığımız hastalarda son derece önemlidir. Hasta açısından baktığımızda daha küçük kesiler, daha az ağrı, daha hızlı iyileşme ve günlük hayata daha kısa sürede dönüş sağlanır." "Rahmin korunması önemli ama öncelik hastanın yaşam güvenliğidir" Rahmin korunabildiği ameliyatların belirli şartlarda mümkün olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Taşkın, şu uyarılarda bulundu: "Rahim koruyucu cerrahi herkese uygulanabilen bir yöntem değildir. Kanserin erken evrede olması, tümörün sınırlı olması ve yayılım göstermemesi gerekir. Hastanın çocuk sahibi olma isteği de değerlendirme kriterleri arasındadır. En önemli ilkemiz şudur: Önce hayat. Eğer ameliyat sırasında en ufak bir yayılım şüphesi ortaya çıkarsa, rahmi korumakta ısrar etmeyiz. Hastanın yaşam güvenliği her zaman birinci önceliğimizdir." "Bu, erken tanının sonucudur" Gülden Yavuz’un ameliyat sonrası sürecinin hızlı ve sorunsuz geçtiğini belirten Prof. Dr. Taşkın, bu vakanın benzer durumdaki hastalar için önemli bir umut mesajı verdiğini söyledi: "Rahim ağzı kanseri tanısı almak her zaman rahmin alınacağı anlamına gelmez. Erken evrede yakalanan ve uygun özellikleri taşıyan hastalarda, günümüz teknolojisi ve doğru cerrahi yaklaşımla hem kanseri güvenli şekilde tedavi etmek hem de rahmi korumak mümkündür. Bu erken tanı, doğru merkez ve deneyimli bir ekibin sonucudur. Bu nedenle düzenli kontroller ve tarama testleri hayati önem taşır."
22 Ocak 2026 Perşembe - 17:05
Şanlıurfa’da bir yılda 20 milyon 632 bin 142 muayene gerçekleştirildi
Şanlıurfa’da 2025 yılı boyunca sağlık hizmetleri, artan hizmet kapasitesi ve genişleyen altyapısıyla dikkat çekti. Birinci basamaktan ileri düzey tedavilere kadar birçok alanda sunulan sağlık hizmetleri sayesinde kent, yalnızca kendi nüfusuna değil, bölge genelindeki sağlık ihtiyacına da cevap verebilen önemli bir merkez konumunu pekiştirdi. Şanlıurfa İl Sağlık Müdürü Erhan Berk, 2025 yılına ilişkin sağlık hizmetlerini değerlendirerek il genelinde sunulan hizmetler ve devam eden yatırımlar hakkında bilgi verdi. Kentte görev yapan 20 bin 393 sağlık çalışanı ile hizmet sunduklarını belirten Berk, sağlık hizmetlerinin erişilebilirliğini ve etkinliğini artırmaya yönelik çalışmaların sürdüğünü ifade etti. Şanlıurfa İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde 13 ilçe sağlık müdürlüğü, 2 eğitim ve araştırma hastanesi, 11 devlet hastanesi, 2 ağız ve diş sağlığı hastanesi ile 2 ağız ve diş sağlığı merkezi bulunuyor. Bu yapı sayesinde il genelinde sağlık hizmetleri kesintisiz şekilde yürütülüyor. Muayene sayısı 20 milyonu geçti 2025 yılı içerisinde Şanlıurfa genelinde toplam 20 milyon 632 bin 142 muayene gerçekleştirildi. Bu muayenelerin 15 milyon 107 bin 881’i kamu hastanelerinde yapıldı, birinci basamak sağlık tesislerinde ise 5 milyon 524 bin 261 muayene kaydedildi. Bu rakamlar, birinci basamağın sağlık sistemindeki yükü önemli ölçüde karşıladığını ortaya koydu. Muayenelere erişimin kolaylaştırılması amacıyla Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) kapasitesinin artırıldığı bildirildi. 2025 yılında 4 milyon 882 bin 251 randevu kapasitesi açılırken, doluluk oranı yüzde 84,3 olarak gerçekleşti. Randevu alamadan başvuran hastaların da sağlık tesislerinde muayene edildiği belirtildi. Anne ve bebek sağlığı hizmetleri kapsamında 2025 yılında il genelinde 53 bin 699 doğum gerçekleşti. Gebelik takipleri, doğuma hazırlık eğitimleri ve yenidoğan bakım hizmetlerinin titizlikle sürdürüldüğü bildirildi. Aynı dönemde 397 bin 330 hastaya yataklı tedavi hizmeti sunuldu. Evde sağlık hizmetleri kapsamında ise 60 bin 304 hastaya toplam 149 bin 499 ziyaret gerçekleştirildi. Cerrahi hizmetlerde de yoğun bir yıl geride bırakıldı. İl genelinde 354 bin 347 ameliyat yapıldı. Ağız ve diş sağlığı hizmetleri kapsamında 1 milyon 141 bin 663 poliklinik başvurusu, 226 bin 645 diş çekimi, 495 bin 814 cerrahi işlem, 258 bin 173 dolgu ve 123 bin 589 kanal tedavisi gerçekleştirildi. Ağız ve Diş Sağlığı Hastanelerinde 500 hastaya implant tedavisi, 4 bin hastaya ise ameliyathane ortamında genel anestezi ve sedasyon altında diş tedavisi uygulandı. Ayrıca 2026 yılı itibarıyla tüm Ağız ve Diş Sağlığı Hastaneleri ve ADSM’lerde implant tedavisi hizmetinin verileceği bildirildi. Acil sağlık hizmetleri kapsamında il genelinde 115 tam donanımlı ambulans ve 65 acil sağlık hizmetleri istasyonu ile 7 gün 24 saat hizmet sunuldu. Yıl içerisinde 112 ekipleri 129 bin 906 vakaya müdahale ederken, 85 hasta uçak ambulans, 13 hasta helikopter ambulans ile ileri merkezlere sevk edildi. UMKE ekipleri ise yıl boyunca 3 bin 949 vakada görev aldı. Koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında 817 bin 54 doz aşı uygulanırken, 96 bin 375 kişiye KETEM kapsamında kanser taraması yapıldı. Birinci basamak sağlık hizmetlerinde 200 Aile Sağlığı Merkezi, 778 Aile Hekimliği Birimi ve 305 mobil hizmet veren birim ile hizmet sunuldu. Mobil sağlık ekipleri aracılığıyla 994 mahallede, 311 bin 915 kişiye ulaşıldı. Sağlık yatırımlarına ilişkin bilgi veren Berk, 2025 yılında birçok Aile Sağlığı Merkezinin hizmete açıldığını, yapımı süren Şanlıurfa Şehir Hastanesi’nin fiziki gerçekleşme oranının yüzde 94’e ulaştığını ve 2026 yılı içerisinde hizmete açılmasının planlandığını bildirdi. Tamamlandığında bölgenin en büyük sağlık yatırımlarından biri olacak şehir hastanesinin, Şanlıurfa’yı sağlık alanında daha da güçlü bir konuma taşıması hedefleniyor. Berk, açıklamasının sonunda Şanlıurfa’da sağlık hizmetlerinin her alanda daha erişilebilir ve etkin hale getirilmesi amacıyla çalışmaların sürdürüleceğini, önümüzdeki dönemde hizmet kapasitesinin daha da artırılmasının hedeflendiğini ifade etti.
22 Ocak 2026 Perşembe - 16:05
Tarsus’ta kadınlara sağlık ve güvenlik eğitimi
Tarsus Belediyesi tarafından düzenlenen gezi ve eğitim programıyla kadınlar, sağlık ve güvenlik konularında bilinçlenirken sosyal ve kültürel paylaşımlarla bir araya geldi. Tarsus Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü tarafından düzenlenen, iki gün süren gezi ve eğitim programı kapsamında, ilk gün Barbaros ve Öğretmenler mahallelerinden kadınların katılımıyla Baraj Mesire Alanı’nda buluşma gerçekleştirildi. Etkinlikte kadınlar hem sosyalleşme imkanı buldu hem de bilinçlendirici programlara katıldı. Baraj Mesire Alanındaki buluşmanın ardından katılımcılar Güner Yüksek (Hala) Kadın Yaşam Destek ve Dayanışma Merkezine geçerek eğitim programına katıldı. Çağ Üniversitesi iş birliğiyle, öğretim görevlileri Şeyda Çavmak ve Adem Bilgin tarafından ‘Kadınlar İçin Sağlık ve Güvenlik Eğitimi’ verildi. Eğitimde kadınların sağlık ve güvenlik konularında farkındalıklarının artırılması hedeflenirken, günlük yaşamda karşılaşılabilecek muhtemel durumlara yönelik bilgilendirmelerde bulunuldu. Programın ikinci günü ise Bolatlı Mahallesi’nden kadınların katılımıyla gerçekleştirildi. Katılımcılar, kentin tarihi ve kültürel mirasını yakından tanımak amacıyla Kırkkaşık Bedesteni, Makam-ı Danyal Camii ve Kubat Paşa Medresesi’ni ziyaret etti. Kültür gezisinin ardından kadınlar yeniden Güner Yüksek (Hala) Kadın Yaşam Destek ve Dayanışma Merkezinde düzenlenen ‘Kadınlar İçin Sağlık Okur Yazarlığı’ eğitim programına katılarak etkinliği tamamladı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder