SAĞLIK
15 Mart 2026 Pazar - 12:17 Uzmanından sınav kaygısıyla ilgili önemli uyarılar Uzman Klinik Psikolog Gonca Malkoç Arı, sınav kaygısının belirli bir düzeyde normal olduğunu ancak yoğunlaştığında öğrencilerin başarısını olumsuz etkileyebileceğini belirterek, doğru destek ve yöntemlerle bu kaygının yönetilebileceğini söyledi. Psikolog Gonca Malkoç Arı, sınav öncesi belirli düzeyde kaygının performansı artırabileceğini ancak yoğun ve kontrol edilemeyen kaygının öğrencilerin hem akademik başarısını hem de psikolojik sağlığını olumsuz etkileyebileceğini ifade etti. Kaygının insan yaşamının doğal bir parçası olduğunu ancak özellikle sınav dönemlerinde yoğunlaşan kaygının kontrol edilememesi durumunda bir kaygı bozukluğuna dönüşebileceğini belirten Arı, "Sınav öncesi hissedilen belirli düzeyde kaygı performansı artırabilir. Ancak bu duygu yoğun, sürekli ve kontrol edilemez hale gelirse hem akademik başarıyı hem de psikolojik sağlığı olumsuz etkiler" dedi. Sınav kaygısı nedir? Öğrencinin performansını gerçek potansiyelinin altında göstermesine neden olan yoğun endişe hali olduğunu belirten Arı, özellikle ergenlik dönemindeki öğrencilerde bu durumun daha sık görüldüğünü ifade etti. Psikolog Arı, "Sürekli, ’Ya başaramazsam’, ’Ya rezil olursam’ gibi düşünceler öğrencinin zihnini meşgul eder. Bu durum dikkat ve konsantrasyonu düşürür, bilgiyi hatırlamayı zorlaştırır" diye konuştu. Ne zaman sorun haline gelir? Sınav kaygısının bazı durumlarda profesyonel destek gerektirebileceğini söyleyen Arı, şu belirtilere dikkat çekti: "Günler hatta haftalar önce başlayan yoğun endişe, uykusuzluk, mide bulantısı ve karın ağrısı gibi fiziksel belirtiler, ders çalışmayı sürekli erteleme ya da tamamen kaçınma, sınav anında zihnin boşalması. Sınav kaygısı kısa süreli ve durumsal olabilir ancak bu kaygı hayatın diğer alanlarına da yayılıyorsa ve kişi sürekli bir başarısızlık beklentisi içindeyse, burada kaygı bozukluğundan söz edebiliriz." Ailelere önemli uyarı Klinik uygulamalarda en sık karşılaşılan kaygı sorunlarının yaygın kaygı bozukluğu, panik atak, sosyal kaygı ve obsesif kompulsif belirtiler olduğunu belirten Uzm. Klinik Psikolog Gonca Malkoç Arı, sınav dönemlerinin bu rahatsızlıkları tetikleyebildiğini ifade etti. Aile tutumlarının sınav kaygısı üzerinde belirleyici olduğuna dikkat çeken Arı, "Sürekli başarı odaklı ve kıyaslayıcı bir yaklaşım çocuğun kaygısını artırır. Destekleyici, anlayışlı ve süreç odaklı bir yaklaşım ise kaygıyı azaltır" ifadelerini kullanarak kaygı bozukluklarının tedavi edilebilir olduğunu vurguladı.
Bakan Memişoğlu’nun katıldığı toplantıda Esenyurt’taki sağlık yatırımları ele alındı
23 Ocak 2026 Cuma - 17:00 Bakan Memişoğlu’nun katıldığı toplantıda Esenyurt’taki sağlık yatırımları ele alındı Esenyurt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde değerlendirme ve istişare toplantısı Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun katılımıyla gerçekleştirildi. Toplantıda, hastanenin genel işleyişi ile Esenyurt’taki sağlık hizmetlerinin mevcut durumu ve geleceğe yönelik planlamalar ele alındı. Esenyurt’ta, Sağlık Bakanlığı ile İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nin birlikte hizmet sunduğu Esenyurt Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde değerlendirme ve istişare toplantısı gerçekleştirildi. Hastanenin genel işleyişi ile Esenyurt’taki sağlık hizmetlerinin mevcut durumu ve geleceğe yönelik planlamaların ele alındığı programda, 1 milyonu aşkın nüfusuyla Türkiye’nin en büyük ilçesi olan Esenyurt’un sağlık altyapısını daha da güçlendirilmesine yönelik istişareler yapıldı. Ayrıca toplantıda, eğitim ve araştırma hastanesinin işleyişinin geliştirilmesi, Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi projelerinin en kısa sürede vatandaşların hizmetine sunulması ve aile sağlık merkezlerinin sayısının artırılması başlıklarında değerlendirmelerde bulunuldu. Öte yandan, hastanede yürütülen çalışmalar yerinde incelendi. Toplantıya, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun yanı sıra AK Parti İstanbul Milletvekili Seda Gören Bölük, Sağlık Bakan Yardımcısı Halim Özçevik, Esenyurt Belediye Başkan Vekili Can Aksoy, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, İstanbul İl Sağlık Müdürü Abdullah Emre Güner ve sağlık yöneticileri katıldı. Katılımcılar, Esenyurt’un mevcut ve planlanan sağlık yatırımlarını kapsamlı şekilde ele aldı. Esenyurt Ağız ve Diş Hastanesi’nin yaklaşan ihale ve yapım süreci, kadın ve çocuk kliniklerine yönelik ihtiyaçlar ile yeni aile sağlığı merkezleri gibi güncel konular toplantının önemli gündem maddeleri arasında yer aldı. İlçeye yönelik sağlık yatırımlarında Sağlık Bakanlığı’nın güçlü desteği vurgulandı. "Esenyurt’umuzu sağlık alanında çok önemli yatırımlarla buluşturacağız" Toplantıya ilişkin değerlendirmede bulunan Başkanvekili Aksoy, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nu Esenyurt’ta ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Sayın Bakanımızla gerçekleştirdiğimiz toplantıda Esenyurt’umuzun mevcut ve planlanan sağlık yatırımlarını ele aldık. Ardından yeni hastane binamızı, acil servis ve poliklinik alanlarını ziyaret ederek vatandaşlarımızla bir araya geldik. Diş Hastanesi, Şehir Hastanesi, Kadın ve Çocuk Hastanesi ile yeni ASM projeleri başta olmak üzere, Esenyurt’umuzu sağlık alanında çok önemli yatırımlarla buluşturacağız. İlçemizin sağlık altyapısına verdiği güçlü destek ve katkılar için Sayın Bakanımıza teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu.
Güven Hastanesi sağlık okuryazarlığı odaklı web sitesiyle bir ödüle daha layık görüldü
23 Ocak 2026 Cuma - 16:49 Güven Hastanesi sağlık okuryazarlığı odaklı web sitesiyle bir ödüle daha layık görüldü Golden Pulse Awards 2025’te ‘Yılın En Başarılı Health, Wellness ve Bilinçlendirme Websitesi’ ödülüne layık görülen Güven Hastanesi, dijital iletişimdeki yaklaşımıyla ikinci kez ödül aldı. Sağlık ve iyi yaşam alanında fark üreten projelerin değerlendirildiği Golden Pulse Awards 2025, İstanbul’da düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Güven Hastanesi, 50. yılı kapsamında yenilediği web sitesiyle Golden Pulse Awards 2025’te ‘Yılın En Başarılı Health, Wellness ve Bilinçlendirme Websitesi’ ödülüne layık görüldü. Hastanenin dijital platformu, daha önce Altın Örümcek Ödülleri’nde elde ettiği başarının ardından bu ödülle sağlık alanında dijital iletişimdeki istikrarlı yaklaşımını bir kez daha ortaya koydu. Kullanıcı deneyimi ve sağlık okuryazarlığı öne çıktı Golden Pulse Awards’ta sağlık ve toplumsal farkındalık alanlarında hayata geçirilen projeler, kullanıcı deneyimi, erişilebilirlik, içerik kalitesi ve toplumsal etki gibi kriterler üzerinden değerlendirildi. Güven Hastanesi’nin yenilenen web sitesi, sade ve anlaşılır içerik dili, erişilebilir tasarımı ve sağlık okuryazarlığını merkeze alan yaklaşımıyla jüri tarafından öne çıkan projeler arasında yer aldı. Web sitesi, güvenilir sağlık bilgisini herkes için ulaşılabilir kılmayı hedefleyen yapısıyla ödüle değer bulundu. "Sağlık hizmetlerinde güvenin iyi tasarlanmış bir dijital yolculukla başladığına inanıyoruz" Güven Hastanesi Yurtiçi Pazarlama Direktörü Ela Ayhan, yenilenen web sitesinin yalnızca bir tasarım güncellemesi olmadığını vurgulayarak, şu ifadeleri kullandı: "50. yılımızda web sitemizi yenilerken amacımız, yarım asırlık sağlık tecrübemizi dijital dünyaya daha erişilebilir ve kullanıcı odaklı bir deneyimle taşımaktı. Sağlık hizmetlerinde güvenin doğru bilgiye hızlı erişim, şeffaf iletişim ve iyi tasarlanmış bir dijital yolculukla başladığına inanıyoruz. Aldığımız bu ödül, bu yaklaşımın anlamlı bir karşılığıdır." Güven Hastanesi Kurumsal İletişim Müdürü Ahmet Selçuk Güloğlu ise ödülün sürekliliğine dikkat çekerek, "Altın Örümcek Ödülleri’nde elde ettiğimiz başarının ardından Golden Pulse Awards 2025’te bir kez daha ödüle layık görülmek, dijital iletişim yaklaşımımızın doğru bir zeminde ilerlediğini gösteriyor. Kurumsal İletişim ekibimiz ve Scope Digital ile birlikte yürüttüğümüz bu çalışma, dijitalde de Güven’e duyulan güvenin somut bir yansımasıdır" dedi.
Rektör Altun, Yeni Diş Hastanesi Binası’nı inceledi
23 Ocak 2026 Cuma - 15:43 Rektör Altun, Yeni Diş Hastanesi Binası’nı inceledi Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun; ERÜ Diş Hekimliği Fakültesi’ne yeni yapılan ek binasında incelemelerde bulundu. ERÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Altun, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Oktay Özkan ile birlikte önümüzdeki günlerde hasta alımına başlanacak olan ERÜ Diş Hekimliği Fakültesi’ne yeni yapılan ek binayı ziyaret ederek, yetkililerden bilgi aldı. 41 bin metrekare kapalı alanı ve 399 diş ünit sayısı ile Türkiye’nin en büyük diş hastanelerinden biri olan hastane binasını inceleyen Rektör Prof. Dr. Fatih Altun, yaptığı konuşmada şunları kaydetti; "Erciyes Üniversitesi Dİş Hekimliği Fakültemizin yeni yapılan binasıyla birlikte hizmet kalitesini, hizmet süreçlerini daha da üst seviyeye çekmeye gayret ediyoruz. Diş Hekimliği Fakültemizin toplam kapalı alanı da yeni yapılan yapıyla birlikte 41 bin metrekareye çıkmış oluyor. Hem ünit sayısında hem de kapalı alan itibariyle Türkiye’nin bir numarası oluyoruz. Bu da bizim için çok önemli. Ben bu tesisin kazandırılmasında Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a, Sağlık Bakanımız Sayın Kemal Memişoğlu’na, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanı İbrahim Şenel’e çok teşekkür ediyorum. Özellikle Sayın Valimiz Gökmen Çiçek, belediye başkanlarımız, sayın bakanlarımız bu süreçlerde hep yanımızda oldular. Bu da bizim için son derece kıymetli. Diş Hastanemizin vereceği hizmetlerden dolayı özellikle sadece Kayseri’miz olarak da değil, tüm bölgeye de hitap eden bir imkâna kavuşmuş oluyoruz. Hayırlara vesile olmasını diliyorum."
Uzmanından sirozdan korunma önerileri
23 Ocak 2026 Cuma - 15:42 Uzmanından sirozdan korunma önerileri Siroz hastalığından korunma yollarına değinen Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Özgür Ecemiş, "Sirozu önlemek için alkol tüketimini bırakmak, sigara kullanmamak, yağlı ve hayvansal kaynaklı besinlerden uzak durmak, aşırı kilo almamak, Hepatit aşısı olmak, mevcut Hepatit hastalığı varsa tedaviyi aksatmamak ve sık sık kontrole gitmek gerekmektedir. Hepatit B ve C nedeniyle oluşan sirozun ilerlemesi tedavi yoluyla önlenebilir ancak alkol sebebiyle oluşan siroz için ise aynı durum geçerli değildir" dedi. Siroz hastalığına Hepatit ve alkol kullanımının neden olduğunu belirten Liv Hospital Gastroenteroloji Uzm. Dr. Özgür Ecemiş, özellikle Hepatit B ya da C’nin neden olduğu sirozun ilerlemesinin tedaviyle önlenebildiğini, ancak alkol nedeniyle oluşan sirozun ise tedavisinin zor olduğunu söyledi. "Halsizlik ve yorgunluk görülebilir" Ölümcül siroz hastalığının belirtileri ve tedavisi hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Ecemiş, "Karaciğer yetmezliğiyle sonuçlanabilen siroz hastalığının başlıca nedenleri; Hepatit B ve C ye bağlı kronik karaciğer hastalıkları ve alkoldür. Hastalığın ilk evrelerinde görülen semptomlar halsizlik ve yorgunluk; daha sonraki evrelerde ise karında ve bacaklarda şişlik, gözlerde sarılık, ağızdan kan gelmesi, şuur bulanıklığıdır. Kimi zaman hasta, hastaneye koma halinde götürülebilmektedir" diye konuştu. "Hepatit B ve C nedeniyle oluşan sirozun ilerlemesi tedavi yoluyla önlenebilir" Sirozu önlemenin yollarından bahseden Uzm. Dr. Ecemiş, "Sirozu önlemek için Hepatit B ya da C olan ve alkol kullanan kişilerin yakından takip edilmesi ve tedavilerinin düzenlenmesi gerekiyor. Hepatit B ve C nedeniyle oluşan sirozun ilerlemesi tedavi yoluyla önlenebilir ancak alkol sebebiyle oluşan siroz için ise aynı durum geçerli değildir" şeklinde konuştu. "Ultrason ile tanı konulabilir" Siroz hastalarının kendilerine çok iyi bakması gerektiğini hatırlatan Uzm. Dr. Ecemiş, "Siroz hastalığının fiziki muayene belirtileri ciltte gelişen örümcek ağı şeklindeki lezyonlar, karın duvarında varislerin çıkması ve karında su (asit) bulunmasıdır. Fiziki muayene dışında özellikle ultrason ve gerektiği takdirde biyopsi alınması da diğer tanı yöntemleri arasında yer alıyor. Sirozu önlemek için alkol tüketimini bırakmak, sigara kullanmamak, yağlı ve hayvansal kaynaklı besinlerden uzak durmak, aşırı kilo almamak, Hepatit aşısı olmak, mevcut Hepatit hastalığı varsa; tedaviyi aksatmamak ve sık sık kontrole gitmek gerekmektedir" ifadelerini kullandı.
Uzmanından uyarı: "Gebelerimiz influenza hastalığında doktor tavsiyesi dışında asla ilaç kullanmamalı"
23 Ocak 2026 Cuma - 15:09 Uzmanından uyarı: "Gebelerimiz influenza hastalığında doktor tavsiyesi dışında asla ilaç kullanmamalı" Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği’nden Perinatoloji Uzmanı Dr. Coşkun Ümit, "Özellikle gebelerimiz influenza hastalığında doktor tavsiyesi dışında asla ilaç kullanmamalı" dedi. Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinden Uzm. Dr. Coşkun Ümit, influenza gribine yakalanan gebelere tedavi konusunda uyarılarda bulundu. Ümit, "Gebelik fizyolojik değişiklikleri itibari ile influenza virüsünün daha tehlikeli olduğu daha etkin olduğu gebelerimizi ve fetüslerimizin hayatını tehdit edebileceği bir süreç" ifadelerini kullandı. Gebelikte bu sürecin ağır olmasının sebeplerine değinen Ümit, "Fetüsün baskısı nedeniyle diyafram dediğimiz karın zarının üste doğru çıkması ve bunun da akciğer kapasitesini azaltması. Diğer bir neden ise gebelikte bağışıklık sisteminde gerçekleşen değişiklikler ve son olarak da kardiyak output dediğimiz kalbin kan pompalama basıncının artması ve dolayısıyla oksijen tüketiminin artması. Normalde ufak tefek semptomlarla belirtilerle atlattığımız bir grip virüsü bir soğuk algınlığı gebelerimizde oldukça ağır seyredebilmek de dolayısıyla normalde ayaktan atlata bildiğimiz influenza yani grip hastalığı gebelerde oldukça ağır seyretmekte" şeklinde konuştu. İnfluenza virüsünün gebelerdeki tehlikesine vurgu yapan Ümit sözlerine şöyle devam etti: "Anne karnındaki fetüs ilk haftalarda karşılaşırsa bir kere yarık damak dudak gibi nöral tip tefek kuyruk sokumunu açıklığı gibi ateşle beraber olabilecek konjenital anomaliler fetüs etkilemekte. Yine bebekle ilgili erken doğum tehlikesi, düşük doğum ağırlığı, gelişme geriliği ve hatta fetüsün anne karnında kaybına kadar giden istemediğimiz ciddi belirtiler, ciddi sonuçlar doğurabilmekte. Peki annelerimiz de neler olabilir onlarda da çok ciddi bilinç bulanıklığı, öksürük, düşmeyen ateş, titreme, terleme ve hatta bazen yoğun bakım ihtiyacı bile doğabilmekte. Dolayısıyla influenzayı gebelikte kesinlikle ve kesinlikle küçümsemeyeceğiz ve gerekli önlemleri alacağız." Hamile bireylerin kendini nasıl koruması gerektiği hakkında bilgi veren Ümit, şu ifadeleri kullandı: "İnfluenza tabii ki hepimizin bildiği bu soğuk algınlığı belirtileri dediğimiz öksürük, ateş, boğaz ağrısı, boğazda yanma, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, terleme, düşmeyen ateş. Bir kere hastaneye başvurmamız gereken halsizlik, kırgınlık, yaygın kas ağrısı. Bunlar influenzanın hepimizin çok iyi bildiği belirtileri. Tabii ki gebelikte kullandığımız ilaçlar son derece önemli her ilacı kullanamıyoruz çünkü bazı ilaçlar bebeğe olumsuz etkiler oluşturabiliyor. Dolayısıyla doktor reçetesi olmadan, doktor tavsiyesi olmadan kulaktan dolma bilgilerle asla ilaç kullanmayalım. Sadece sağlık kuruluşlarında doktorlarımızın reçete ettiği ilaçları kullanalım. Aşıyı zaten vurguladım, mutlaka özellikle eylül ve nisan ayları arasında hangi haftada olursak olalım, gebeliğin hangi haftasında, hangi periyodunda olursak olalım grip aşımızı muhakkak yaptıralım. Grip aşısı bebeğe herhangi bir zarar kesinlikle vermiyor. İlk üç ay, ikinci üç ay ve üçüncü üç ay güvenle yapılabilir. Annemizi korumakla kalmıyor, aynı zamanda bebeğimizi de koruyor. Çünkü bu antikorlar yani bu bağışıklık maddeleri bağışıklık etkenleri plasenta yoluyla bebeğe de geçmekte. Bu bizim için büyük bir avantaj, dahası bu etkiler emzirme sürecinde de gene bu olumlu etkiler, bu antikorlar anne sütü yoluyla bebeğe geçip ilk altı ayda bebeğin korunmasını sağlamakta. Bu neden önemli çünkü ilk altı ay bebeğin en savunmasız, en hassas ve dış etkenlere en açık olduğu dönem. Dolayısıyla aşımız sadece gebelerimizi korumakla kalmıyor, aynı zamanda bebeklerimizi, yeni doğanlarımızı da koruyor." Ümit, acil bir durum olmadıkça kendilerini izole etmeleri gerektiğini söyleyerek, "Bunların da gene gebelikte güvenilirlikleri ispatlanmış, çeşitli antiviral ajanlar bunları da gene güvenle gebelikte kullanabiliyoruz ve mutlaka maske takılması gerektiğini, grip belirtileri olan birinin mutlaka karantina gibi dediğimiz mümkünse dışarıya çıkmaması, acil bir durum olmadıkça kendini koruması, kendini dışarıdan izole etmesi son derece önemli" dedi.
Uzmanından uyarı: "Gebelerimiz influenza hastalığında doktor tavsiyesi dışında asla ilaç kullanmamalı"
23 Ocak 2026 Cuma - 15:00 Uzmanından uyarı: "Gebelerimiz influenza hastalığında doktor tavsiyesi dışında asla ilaç kullanmamalı" Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinden Perinatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Coşkun Ümit, "Özellikle gebelerimiz influenza hastalığında doktor tavsiyesi dışında asla ilaç kullanmamalı" dedi. Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinden Uzm. Dr. Coşkun Ümit, influenza gribine yakalanan gebelere tedavi konusunda uyarılarda bulundu. Ümit, "Gebelik fizyolojik değişiklikleri itibari ile influenza virüsünün daha tehlikeli olduğu daha etkin olduğu gebelerimizi ve fetüslerimizin hayatını tehdit edebileceği bir süreç" ifadelerini kullandı. Gebelikte bu sürecin ağır olmasının sebeplerine değinen Ümit, "Fetüsün baskısı nedeniyle diyafram dediğimiz karın zarının üste doğru çıkması ve bunun da akciğer kapasitesini azaltması. Diğer bir neden ise gebelikte bağışıklık sisteminde gerçekleşen değişiklikler ve son olarak da kardiyak output dediğimiz kalbin kan pompalama basıncının artması ve dolayısıyla oksijen tüketiminin artması. Normalde ufak tefek semptomlarla belirtilerle atlattığımız bir grip virüsü bir soğuk algınlığı gebelerimizde oldukça ağır seyredebilmek de dolayısıyla normalde ayaktan atlata bildiğimiz influenza yani grip hastalığı gebelerde oldukça ağır seyretmekte" şeklinde konuştu. İnfluenza virüsünün gebelerdeki tehlikesine vurgu yapan Ümit sözlerine şöyle devam etti: "Anne karnındaki fetüs ilk haftalarda karşılaşırsa bir kere yarık damak dudak gibi nöral tip tefek kuyruk sokumunu açıklığı gibi ateşle beraber olabilecek konjenital anomaliler fetüs etkilemekte. Yine bebekle ilgili erken doğum tehlikesi, düşük doğum ağırlığı, gelişme geriliği ve hatta fetüsün anne karnında kaybına kadar giden istemediğimiz ciddi belirtiler, ciddi sonuçlar doğura bilmekte. Peki annelerimiz de neler olabilir onlarda da çok ciddi bilinç bulanıklığı, öksürük, düşmeyen ateş, titreme, terleme ve hatta bazen yoğun bakım ihtiyacı bile doğa bilmekte. Dolayısıyla influenzayı gebelikte kesinlikle ve kesinlikle küçümsemeyeceğiz ve gerekli önlemleri alacağız." Hamile bireylerin kendini nasıl koruması gerektiği hakkında bilgi veren Ümit, şu ifadeleri kullandı: "İnfluenzada tabii ki hepimizin bildiği bu soğuk algınlığı belirtileri dediğimiz öksürük, ateş, boğaz ağrısı, boğazda yanma, burun tıkanıklığı, burun akıntısı, terleme, düşmeyen ateş. Bir kere hastaneye başvurmamız gereken halsizlik, kırgınlık, yaygın kas ağrısı. Bunlar influenzanın hepimizin çok iyi bildiği belirtileri. Tabii ki gebelikte kullandığımız ilaçlar son derece önemli her ilacı kullanamıyoruz çünkü bazı ilaçlar bebeğe olumsuz etkiler oluşturabiliyor. Dolayısıyla doktor reçetesi olmadan, doktor tavsiyesi olmadan kulaktan dolma bilgilerle asla ilaç kullanmayalım. Sadece sağlık kuruluşlarında doktorlarımızın reçete ettiği ilaçları kullanalım. Aşıyı zaten vurguladım, mutlaka özellikle Eylül ve Nisan ayları arasında hangi haftada olursak olalım, gebeliğin hangi haftasında, hangi periyodunda olursak olalım grip aşımızı muhakkak yaptıralım. Grip aşısı bebeğe herhangi bir zarar kesinlikle vermiyor. İlk üç ay, ikinci üç ay ve üçüncü üç ay güvenle yapılabilir. Annemizi korumakla kalmıyor, aynı zamanda bebeğimizi de koruyor. Çünkü bu antikorlar yani bu bağışıklık maddeleri bağışıklık etkenleri plasenta yoluyla bebeğe de geçmekte. Bu bizim için büyük bir avantaj, dahası bu etkiler emzirme sürecinde de gene bu olumlu etkiler, bu antikorlar anne sütü yoluyla bebeğe geçip ilk altı ayda bebeğin korunmasını sağlamakta. Bu neden önemli çünkü ilk altı ay bebeğin en savunmasız, en hassas ve dış etkenlere en açık olduğu dönem. Dolayısıyla aşımız sadece gebelerimizi korumakla kalmıyor, aynı zamanda bebeklerimizi, yeni doğanlarımız da koruyor." Ümit, acil bir durum olmadıkça kendilerini izole etmeleri gerektiğini söyleyerek, "Bunların da gene gebelikte güvenilirlikleri ispatlanmış, çeşitli antiviral ajanlar bunları da gene güvenle gebelikte kullanabiliyoruz ve mutlaka maske takılması gerektiğini, grip belirtileri olan birinin mutlaka karantina gibi dediğimiz mümkünse dışarıya çıkmaması, acil bir durum olmadıkça kendini koruması, kendini dışarıdan izole etmesi son derece önemli" dedi. (ECE-
Van’da hastanın göğüs kafesi açılmadan akciğerin yarısı çıkarıldı
23 Ocak 2026 Cuma - 14:40 Van’da hastanın göğüs kafesi açılmadan akciğerin yarısı çıkarıldı Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ilk kez uygulanan "Uniportal VATS" yöntemiyle hastanın göğüs kafesinde büyük bir kesi açılmadan sol üst akciğer lobu kapalı yöntemle çıkarıldı. Van’ın İpekyolu ilçesinde yaşayan Nazime Alioğlu (63), göğüs ağrısı şikâyetiyle Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvurdu. Yapılan tetkiklerde hastanın sol akciğerinin üst lobunda kitle tespit edilmesi üzerine cerrahi müdahale kararı alındı. Hastanede gerçekleştirilen operasyonda, sadece tek bir küçük kesiden ilerletilen kamera ve ileri teknolojik cerrahi ekipmanlar kullanıldı. Bu yöntemle hastanın sol üst akciğer lobu (lobektomi) tamamen kapalı olarak başarıyla alındı. Uniportal VATS tekniğinin, klasik açık ameliyatlara kıyasla daha az ağrı, daha kısa hastanede kalış süresi ve daha hızlı iyileşme gibi avantajlar sunduğu belirtildi. Operasyon sonrası hastanın genel durumunun iyi olduğu ve taburculuğunun planlandığı kaydedildi. Konuya ilişkin konuşan Göğüs Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Beniz İrem Ersoy Şığva, hastanın göğüs ağrısı şikâyetiyle polikliniğe başvurduğunu belirtti. Op. Dr. Şığva, "Yapılan tetkiklerde hastanın sol akciğerinin üst lobunda kitle tespit edildi. Bunun üzerine cerrahi müdahale kararı alındı. Bölgede nadir yapılan ve hastanemizde ilk kez uygulanan tek kesiden kapalı ameliyat (Uniportal VATS) yöntemiyle hastanın sol akciğer üst lobu başarıyla çıkarıldı" dedi. Ameliyatın kapalı yöntemle gerçekleştirilmesi sayesinde hastanın ameliyat sonrası konforunun arttığını dile getiren Şığva, "Hastanın ağrısı daha az oldu ve hastanede yatış süresi kısaldı. Genel durumu iyi olan hastamızın yarın taburcu edilmesi planlanıyor" ifadelerini kullandı. Uniportal VATS yönteminin dünyada yaygın olarak kullanılan cerrahi tekniklerden biri olduğunu belirten Şığva, "Normalde kapalı akciğer ameliyatları iki ya da üç farklı kesiden yapılırken, teknolojinin gelişmesiyle birlikte hastanemizde bu operasyon tek bir kesiden başarıyla gerçekleştirildi" diye konuştu. Göğüs ağrısı şikayetiyle hastaneye başvuran ve yapılan başarılı ameliyatın ardından annesinin sağlığına kavuştuğunu ifade eden Haşim Alioğlu isimli hasta yakını ise operasyonu gerçekleştiren Op. Dr. Beniz İrem Ersoy Şığva ve Op. Dr. İlknur Aydar’a teşekkür etti.
Evde tansiyon ölçümünde dikkat edilmesi gerekenler
23 Ocak 2026 Cuma - 14:31 Evde tansiyon ölçümünde dikkat edilmesi gerekenler Özel Denizli Tekden Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Şeyma Akan İlhan, evde tansiyon ölçümünün nasıl yapılması gerektiğini ve 40 yaş üzeri bireyleri düzenli olarak ölçüm yapmaları konusunda uyardı. Özel Denizli Tekden Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Şeyma Akan İlhan, evde tansiyon ölçümünün doğru şekilde yapılmasının erken tanı ve tedavi açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Tansiyon ölçümünden önce mutlaka 5-10 dakika dinlenilmiş olması gerektiğini ifade eden Dr. İlhan, son 30 dakika içinde çay, kahve ve sigara tüketilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Ölçüm sırasında kişinin oturur pozisyonda, sırtı yaslanmış halde olması gerektiğini vurgulayan Dr. İlhan, kolun kalp hizasında tutulmasının ve bacak bacak üstüne atılmaması konusunda uyarılarda bulundu ve bu hususların dikkat edilmediğinde yanlış sonuç alınılacağını söyledi. Tansiyon aletinin manşonunun kola ne çok sıkı ne de çok gevşek bağlanması gerektiğini belirten İlhan, ölçüm esnasında konuşulmaması gerektiğinin de altını çizdi. Ailesinde tansiyon hastalığı bulunan bireyler ile özellikle 40 yaş üzerindeki kişilerin evde belirli aralıklarla tansiyon ölçümü yapmasının erken tanı açısından önemli olduğunu ifade eden Dr. İlhan, tansiyonun uzun süre belirti vermeden yüksek seyredebildiğini söyledi. Yüksek tansiyonun göz, kalp, beyin ve böbrek sağlığını olumsuz etkileyebileceğini dile getiren İlhan, erken tanı ve düzenli takibin hayati öneme sahip olduğunu belirtti. Ayrıca uzun süredir aynı tansiyon ilacını kullanan hastaların da ölçümü ihmal etmemesi gerektiğini vurgulayan Dr. İlhan, "İlaç kullanan bireyler, herhangi bir şikayetleri olmasa bile belirli aralıklarla tansiyonlarını ölçmeli ve anormal bir değerle karşılaştıklarında mutlaka hekime başvurmalıdır" dedi.
Verem geçmişte kalmadı: Uzmanlardan "hala aramızda" uyarısı
23 Ocak 2026 Cuma - 13:13 Verem geçmişte kalmadı: Uzmanlardan "hala aramızda" uyarısı Bir dönem geçmişte kaldığı düşünülen verem, artan vaka sayılarıyla birlikte günümüzde yeniden gündemde. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Nurten Elkin,"Verem hastalığı denince çoğumuzun aklına sanatoryumlar ve geçmişte kalmış hastalıklar gelmektedir, oysa gerçek şu ki verem ne tarihe karıştı ne de etkisini yitirdi" ifadelerini kullandı. Dünya genelinde çarpıcı rakamlar Verem vakalarında dünya genelindeki tabloya ilişkin değerlendirmelerde bulunan İstanbul Gelişim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi ve Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Nurten Elkin, Dünya Sağlık Örgütü verilerine dikkat çekti. Elkin, "Dünya Sağlık Örgütü’nün en güncel verileri çarpıcı: 2023 yılında dünyada 10,8 milyon kişi vereme yakalandı, 1,25 milyon kişi bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetti. Yani verem, COVID-19 sonrası dönemde yeniden en ölümcül bulaşıcı hastalıklar arasında ilk sıraya yerleşti. Bu rakamlar bize şunu söylüyor: Verem hâlâ aramızda ve sandığımızdan çok daha yakın" ifadelerini kullandı. Türkiye’nin veremle mücadelede önemli mesafeler katettiğini de vurgulayan Elkin, buna rağmen riskin sürdüğünü belirtti. Elkin, "Türkiye veremle mücadelede başarılı ülkelerden biri. Güçlü aşı programı, ücretsiz tanı ve tedavi imkanları sayesinde vaka sayıları geçmişe kıyasla ciddi biçimde azaldı. Ancak bu başarı, rehaveti beraberinde getirmemeli. Güncel verilere göre ülkemizde verem insidansı yaklaşık 11,2/100.000. Bu, her yıl binlerce kişinin bu hastalıkla tanıştığı anlamına geliyor" dedi. Verem bireysel değil, toplumsal bir hastalık Veremin yalnızca bireysel bir hastalık olarak görülmemesi gerektiğini de ayrıca ifade eden Elkin, "Veremi yalnızca "hasta olan kişinin sorunu" olarak görmek en büyük hata. Çünkü verem hava yoluyla bulaşıyor. Tedavi edilmeyen bir hasta, aylarca çevresindekilere hastalığı farkında olmadan bulaştırabiliyor. Bu nedenle verem, sadece bir enfeksiyon hastalığı değil; doğrudan bir halk sağlığı sorunudur. Bir kişide geciken tanı, toplumda onlarca yeni vakaya zemin hazırlayabilir" değerlendirmesinde bulundu. Tedaviyi yarım bırakmak büyük tehlike Verem tedavisinin uzun süreli olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Nurten Elkin, hastaların sık yaptığı hatalara da dikkat çekti. Elkin, "Verem tedavisi uzun sürelidir. Genellikle en az 6 ay düzenli ilaç kullanımı gerekir. Hastaların en sık yaptığı hata ise şudur: ‘Şikâyetlerim geçti, iyileştim’ düşüncesiyle ilaçları erken bırakmak. Oysa belirtilerin kaybolması, mikrobun tamamen yok olduğu anlamına gelmez. Tedavi yarım bırakıldığında hastalık geri döner, kişi tekrar bulaştırıcı hale gelir ve en önemlisi, mikrop ilaçlara direnç kazanır" dedi. Dirençli verem tedaviyi zorlaştırıyor Açıklamasında dirençli veremin ortaya çıkış nedenlerine de değinen Elkin, "Dirençli tüberküloz, kullanılan verem ilaçlarının artık etkili olmadığı durumdur. Bu tablo çoğu zaman düzensiz ya da yarım bırakılan tedaviler sonucunda ortaya çıkar. Dirençli veremde tedavi süresi aylar değil, yıllar sürebilir, kullanılan ilaçlar daha fazla yan etkiye sahiptir, tedavi hem hasta hem sağlık sistemi için çok daha zorludur. Kısacası, ilaçları zamanında ve eksiksiz kullanmamak, sadece bireyi değil, toplumun tamamını riske atan bir sonuç doğurur" ifadelerini kullandı. Aşı ve erken tanı hayat kurtarıyor BCG aşısının önemine de değinen Elkin, "BCG aşısı özellikle bebekleri ve çocukları veremin en ağır ve ölümcül formlarından korur. Menenjit ve yaygın verem gibi hayati risk taşıyan tabloların önüne geçer. Bu nedenle aşı programları, veremle mücadelenin temel taşlarından biridir. Aşının sağladığı koruma, toplum sağlığı açısından vazgeçilmezdir" dedi. Erken tanının önemine de özellikle vurgu yapan Elkin, "Uzun süren öksürük, gece terlemesi, kilo kaybı, halsizlik. Bu belirtiler "geçer" diye ertelenmemeli. Çünkü verem erken yakalandığında tamamen tedavi edilebilen bir hastalıktır. Erken tanı tedavi süresini kısaltır, bulaşmayı önler, ilaç direnci gelişme riskini azaltır, ölüm oranlarını belirgin biçimde düşürür ve geç kalındığında ise bedeli hem birey hem toplum için ağır olur" şeklinde konuştu. "Veremle mücadele bitmedi" Tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına ve hatta ölüme yol açabilen bir hastalık olan verem hastalığı konusunda; İstanbul Gelişim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Elkin, "Veremle mücadele bitmedi. Aşıya güvenmek, belirtileri ciddiye almak ve zamanında sağlık kuruluşlarına başvurmak, hem bireysel hem de toplumsal korunmanın en etkili yoludur" ifadelerini kullandı.
Batman’da ameliyat edilen hastanın bel kemikleri çıkarılıp tekrar takıldı
23 Ocak 2026 Cuma - 12:53 Batman’da ameliyat edilen hastanın bel kemikleri çıkarılıp tekrar takıldı Doğuştan meningomyelosel hastalığıyla dünyaya gelen 11 yaşındaki Bünyamin Çiçek, omurilikte sinirlere baskı yapan kitle nedeniyle felç riskiyle karşı karşıya kaldı. Bünyamin, Batman’da ilk defa yapılan ve bel kemikleri çıkarılıp tekrar takılan ameliyatla sağlığına kavuştu. Yüksek riskli ameliyat, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Hüseyin Ömer Semiz tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Ameliyatla ilgili bilgi veren Op. Dr. Semiz, "Bu tür vakalarda en küçük bir sinir hasarı bile kalıcı felce yol açabilir. Amacımız sadece mevcut sorunu çözmek değil, çocuğun geleceğini de korumaktı. Şükürler olsun ki hastamızda hiçbir nörolojik kayıp gelişmedi" dedi. Batman’da ilk kez uygulanan laminoplasti tekniğiyle omurgaya vida veya platin yerleştirilmeden operasyonun tamamlandığını belirten Op. Dr. Semiz, "Bu yöntemle omurganın doğal yapısını koruduk. Böylece çocuğumuzun ilerleyen yıllardaki büyüme ve gelişimi de güvence altına alınmış oldu’’ ifadelerini kullandı. Ameliyat sonrası konuşan aile ise, "Çok zor bir süreçti. Felç olma ihtimali bizi çok korkutuyordu. Doktorumuza ve sağlık ekibine güvenimiz boşa çıkmadı. Oğlumuzun sağlığına kavuşması bizim için önemli’’ diyerek doktor ve ekibine teşekkür etti. Başarılı operasyonun ardından Bünyamin Çiçek’in genel durumunun iyi olduğu ve takiplerinin sürdüğü bildirildi. Kamu hastanesinde gerçekleştirilen bu ileri düzey cerrahi operasyon, benzer riskler taşıyan çocuk hastalar için umut oldu.