GÜNDEM - 25 Mart 2026 Çarşamba 12:57

Niğde’de kamu kurumlarına 4 daimi, 110 geçici personel alımı yapılacak

A
A
A
Niğde’de kamu kurumlarına 4 daimi, 110 geçici personel alımı yapılacak

Niğde İŞKUR tarafından farklı kamu kurumlarında istihdam edilmek üzere toplam 114 kişilik iş imkanı sağlanacağı duyuruldu.


Bu kapsamda Niğde İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde, eski hükümlü ve terörle mücadelede yaralanan (TMY) vatandaşlara yönelik temizlik görevlisi alımı yapılacak.


Daimi ve tam zamanlı olarak istihdam edilecek 4 kişi için başvurular 23-27 Mart 2026 tarihleri arasında alınacak. Kadın ve erkek adayların başvurabileceği ilan için 18-40 yaş şartı aranırken, kura çekimi 1 Nisan 2026 tarihinde Niğde İl Sağlık Müdürlüğü’nde gerçekleştirilecek.


Öte yandan Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi bünyesinde, kamusal alanların temizlik, bakım ve onarım faaliyetlerinin desteklenmesi amacıyla İşgücü Uyum Programı (İUP) düzenlenecek. 70 kişilik kontenjanın ayrıldığı program için başvurular 24-28 Mart 2026 tarihleri arasında yapılacak. 13 Nisan - 31 Aralık 2026 tarihleri arasında uygulanacak programda katılımcılar noter kurası ile belirlenecek. Kura çekimi ise 2 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirilecek.


Bunun yanı sıra Niğde Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’ne bağlı birimlerde yürütülecek Toplum Yararına Program (TYP) kapsamında da 40 kişilik istihdam sağlanacak. Bakım, onarım ve temizlik alanlarında görev alacak personel için başvurular 25-29 Mart 2026 tarihleri arasında alınacak. Programın 13 Nisan - 30 Haziran 2026 tarihleri arasında uygulanacağı belirtilirken, katılımcılar 3 Nisan 2026 tarihinde yapılacak noter kurası ile belirlenecek. Kura çekiminin Niğde Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Konferans Salonu’nda yapılacağı bildirildi.



Niğde’de kamu kurumlarına 4 daimi, 110 geçici personel alımı yapılacak

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Samsun Canik Belediyesi’nden aile ekonomisine katkı: Atıklar kazanca dönüşüyor Samsun Canik Belediyesi, Canik Sıfır Atık Marketi ve Canik Mobil Sıfır Atık Aracı’yla aile ekonomisine destek oluyor. Canik Belediyesi sıfır atığa yönelik projeleriyle hem doğa ve çevre konusunda farkındalık oluşturuyor, hem de aile bütçesine katkı sağlamayı sürdürüyor. Vatandaşlar tarafından ’para geçmeyen market’ olarak adlandırılan Canik Sıfır Atık Marketi’yle geri dönüştürülebilir atıkların yeniden kazanımı sağlayan Canik Belediyesi, bu markete geri dönüştürülebilir atık getiren vatandaşların puan sistemi üzerinden dilediği ürünü almasına imkân sunuyor. Canik Mobil Sıfır Atık Aracı’yla da sokak sokak vatandaşların evlerinde biriktirdiği geri dönüştürülebilir atıkları toplayan Canik Belediyesi, araca atık teslimi gerçekleştiren vatandaşlara CanAtık isimli mobil uygulamayla nakit iade ve Canik Sıfır Atık Marketi alışveriş puanı hizmeti sunuyor. Canik Belediyesi, ’atığını biriktir getir, CanAtık paketini götür’ uygulamasıyla ayrıca Canik Sıfır Atık Marketi’ne 10 kilogram geri dönüştürülebilir atık getiren vatandaşlara temel gıda ve temizlik paketi hediye ediyor. "Sıfır atıkta öncü olmaya devam ediyor, aile bütçesine katkı sunuyoruz" Sıfır atığa yönelik projelere yenilerini eklemeyi sürdürdüklerini kaydeden Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı, "Ortak evimiz dünyayı gelecek nesillere daha yaşanılabilir olarak miras bırakma hedefiyle uygulamaya aldığımız sıfır atık projelerimizle, aynı zamanda aile bütçesine katkı sağlıyoruz. Canik Sıfır Atık Marketimiz ve Canik Mobil Sıfır Atık Aracımızla hemşehrilerimizin evlerinde biriktirdiği atıkların yeniden kazanımını sağlıyoruz. Kazanımını sağladığımız atıklar doğrultusunda hemşehrilerimize istekleri üzerine nakit iade gerçekleştiriyor veya Canik Sıfır Atık Marketi alışveriş puanı tanımlıyoruz. Atığını biriktir getir, CanAtık paketini götür uygulamamızla da Canik Sıfır Atık Marketimize ve Canik Mobil Sıfır Atık Aracımıza 10 kilogram geri dönüştürülebilir atık getiren hemşehrilerimize temel gıda ve temizlik paketi hediye ediyoruz. Sıfır atıkta öncü olmaya devam ediyor, aile bütçesine katkı sunuyoruz. Sıfır atığa yönelik örnek projeleri hayata geçirmeye devam ediyoruz"dedi. Canik Sıfır Atık Marketi, Canik Belediyesi Muhsin Yazıcıoğlu Kültür Merkezi yanında hafta içi günlerde saat 08.00 ile 17.00 arasında hizmet vermeyi sürdürürken, Canik Mobil Sıfır Atık Aracı’nın haftalık çalışma takvimine Canik Belediye Başkanı İbrahim Sandıkçı ve Canik Belediyesi sosyal medya hesapları üzerinden ulaşılabiliyor.
Samsun Ata Çocuklu miniklere su tasarrufu farkındalığı Samsun Atakum Belediyesi, Dünya Su Günü etkinlikleri kapsamında Ata Çocuk Çocuk Gelişim Merkezi’nde öğrenim gören öğrencilere su tasarrufu semineri gerçekleştirdi. Belediyenin İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü tarafından dünyayı etkisi altına alan su krizine dikkat çekmek ve su tasarrufu konusunda erken yaşta farkındalık oluşturmak amacıyla düzenlenen program, minik öğrencilerden büyük ilgi gördü. Belediyenin İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü’nden Çevre Mühendisi Elif Ceren Yılmaz, Ata Çocuklu öğrencilere suyun doğa ve insan hayatı için önemini, su kaynaklarının neler olduğunu ve su israfının önüne geçmek için neler yapılması gerektiğini anlattı. Eğlenceli ve öğretici etkinlikler Ata Çocuklu minikler, bilgilendirmenin ardından suyun doğadaki serüvenini anlatan ’Su Hayattır’ adlı çizgi filmi izledi. Film eğlenceli ve eğitici içeriğiyle öğrenciler tarafından ilgiyle takip edildi. Su temalı şarkılar söyleyen çocuklar, keyifli olduğu kadar farkındalık dolu bir gün geçirdi. Öğrenciler, interaktif etkinlikte evlerinde su tasarrufu yapacaklarına ve aile bireylerini tasarruf yapmaları konusunda uyaracaklarına da söz verdi. "Kesintisiz sürdüreceğiz" Atakum Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü, etkinlik hakkında yaptığı açıklamada, "Dünya genelinde, iklim değişikliği ve hızlı nüfus artışı nedeniyle 2050 yılına kadar dünya nüfusunun yarısından fazlasının su kıtlığı ile karşı karşıya kalabileceği bilinen bir gerçektir. Gelecek nesillere kurak bir dünya bırakmamak için, suyun bize doğadan miras değil korunması gereken emanet olduğunun her zaman bilincinde olmamız gerekir. Günlük hayat rutinlerine dikkat ederek litrelerce su tasarrufu yapılabilir ve alışkanlık haline getirdiğimiz davranışlarımızla doğanın korunmasına katkı sağlayabiliriz. Bu açıdan çevre bilincinin, su farkındalığının küçük yaşlardan oluşması son derece önemlidir. Geçtiğimiz günlerde kutladığımız 22 Mart Su Günü etkinlikleri kapsamında Ata Çocuklu öğrencilerimize suyun hayâti önemini, su kıtlığının önüne geçmek için neler yapılması gerektiğini eğlenceli ve öğretici etkinliklerle anlattık. Öğrencilerimiz su kahramanları olarak diş fırçalarken, ellerini yıkarken ya da bitkileri sularken nasıl tasarruf yapacaklarını öğrendiler. Ayrıca, su israfının önüne geçmek için aile bireylerine uyarılarda bulunacaklarına söz verdiler. Son derece verimli bir etkinlik oldu. Atakum Belediyesi olarak, çevre farkındalığı oluşturacak çalışmalarımızı kesintisiz olarak sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı.
Antalya ATB Başkanı Çandır: " Emperyalist fırsat saldırıları enerjiden tarıma her şeyi etkiledi" Antalya Ticaret Borsası (ATB) Mart Ayı Meclis toplantısı, Meclis Başkanı Erdoğan Ekinci başkanlığında yapıldı. Yönetimin bir aylık çalışmasıyla ilgili üyelerin bilgilendirildiği Meclis’te ATB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, tarım, ekonomi ve bölgesel gelişmelerin ülke ve Antalya’ya etkileriyle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgede çıkan savaştan duyduğu kaygıyı dile getiren Başkan Ali Çandır, savaşın bir an önce sona erdirilmesini diledi. Çandır, "Ortadoğu’da başlatılan emperyalist fırsat savaşının ortaya çıkardığı insani ve çevresel yıkımı kaygıyla izliyoruz. Savaşın bir an önce sona ermesi ve sorunların diplomasiyle çözülmesi en büyük dileğimizdir. Çünkü savaşın bedeli, ekonomik tablolarla değil, insan hayatında ve doğada açtığı derin yaralarla ölçülmektedir. Bu savaş ne İran’ın nükleer güç olmasını engellemeye yöneliktir ne de güvenlik ve özgürlük kaygılarıyla ilgilidir. İran’ın nükleer güç olmaması yönündeki müzakereler anlaşma yoluna girmişken aniden başlatılan saldırılar, esas amacın ne olduğunu bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Bir aya yaklaşan savaş, taraflara kaybettirmekle kalmamış aynı zamanda dünyaya da bedel ödetmeye başlamıştır" dedi. "Yurtta sulh, cihanda sulh" vurgusu Başkan Çandır, savaşa karşı ülkelerin farklı stratejik yaklaşımlar gösterdiğini belirtirken, Türkiye’nin dengeli duruşunun önemini vurguladı. Çandır, "Kimi ülkeler daha sabırlı ve planlı adımlar atıyor, kimi risk yönetimi ve güç dengesi üzerinden ilerliyor, kimi de mevcut durumu fırsat bilip uzun vadeli nüfuz ve alan hâkimiyeti kurmaya odaklanıyor. Ülkemizin ise dengeli bir duruş sergilediğini görüyoruz. Diplomasiyle yürütülen barış girişimlerinin kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ ilkesinin kararlılıkla sürdürülmesi gerektiğine inanıyoruz" şeklinde konuştu. "Enerjiden tarıma her şeyi etkiledi" Savaşın artık siyasi ya da askeri bir mesele olmanın ötesine geçtiğini, enerji piyasalarından ticaret hatlarına, gıda sistemlerinden tarımsal üretime kadar uzanan çok boyutlu bir olumsuz etki alanına sahip olduğuna dikkat çeken Çandır, "Coğrafi konumumuz gereği ülkemiz de bu gelişmelerden doğrudan etkilenmektedir. Tarım, turizm ve ticaret kenti Antalya’mız ise şiddeti hisseden şehirlerin başında gelmektedir" diye konuştu. Hürmüz Boğazı çevresindeki risklerin tarım sektörü açısından üç temel gerçeği ortaya koyduğunu kaydeden Çandır, "Birincisi maliyet gerçeğidir. İkincisi tedarik güvenliğidir. Üçüncüsü ise sahip olunan potansiyeldir" ifadelerini kullandı. "Antalya kimyevi gübre tüketiminde 8. sırada" Enerji fiyatlarındaki artışın mazottan gübreye kadar tüm girdileri doğrudan yükselttiğini, Antalya tarımının bu artışlardan çok fazla etkilendiğini belirten Çandır, şu değerlendirmede bulundu: "Antalya’dan örnek verecek olursam; 2025 verilerine göre 181 bin tonluk kimyevi gübre tüketimiyle Türkiye’de 8. sıradayız. Fakat birim alanda en yoğun ve nitelikli gübre kullanan illerin başında geliyoruz. Gübre başta olmak üzere mazot ve diğer girdi maliyetlerindeki şiddetli artışlar, zayıflayan rekabet gücümüzü felç etme riski taşımaktadır. Ancak her zaman belirttiğim gibi tarım, yalnızca bir sektör değildir; gıda güvenliğidir, ekonomik dayanıklılıktır, stratejik güçtür. Dolayısıyla tarımsal faaliyetlerle ilgili değer zincirinin mutlaka korunması ve geliştirilmesi hayati bir önem taşımaktadır. Bu kapsamda alınacak kararlar ve uygulamalar sektörümüzün dayanıklılığını artıracaktır. Örneğin ürede gümrük vergisinin sıfırlanması, azotlu gübre ihracatına getirilen kısıtlamalar ve amonyum nitrat satışına izin verilmesi yerinde adımlardır. Bunun yanında finansman imkânlarının güçlendirilmesi ve tarımın stratejik bir alan olarak ele alınması büyük önem taşımaktadır." "Üretici tarım girdilerindeki artışı taşıyacak güçte değil" Türkiye’nin enerji, gübre, zirai ilaç, yem ve diğer temel tarım girdilerinin hammaddelerinde de önemli ölçüde dışa bağımlı olduğunu vurgulayan Başkan Ali Çandır, "Bu durum sektörümüzü kırılgan hale getirmektedir. Yüksek maliyetler altında üretimde kalmaya çalışan üreticimiz, savaşın tetiklediği girdi fiyatlarındaki artışı taşıyacak güçte değildir. Bu nedenle tarımsal üretimin sürdürülebilirliği için acil ve somut adımlar atılmalıdır. Tarımsal üretimde maliyet baskısını azaltmak için mevcut destekleme anlayışını yeniden değerlendirmek zorundayız" dedi. "Tarımda zaman kaybının telafisi yok" Tedarik güvenliğindeki sıkıntıya dikkat çeken Çandır, "Enerji ve lojistikte yaşanan her aksama girdilere erişimi ve mal sevkiyatını zorlaştırmaktadır. Oysaki tarımda zaman kaybının telafisi yoktur. Girdi zamanında gelmezse üretim aksar, verim düşer ve mal sevkiyatı zorlaşır" şeklinde konuştu. Çandır, Avrupa Birliği (AB) için geleceğin üretim ve ticaret politikasının tedarik güvenliği olduğunu işaret ederken, şunları söyledi: "AB’nin tedarik zincirlerini güvenilir ortaklar üzerinden yeniden kurma amacına yönelik hazırladığı ‘Made in EU’ düzenlemesinde ülkemizin yer alması önemlidir. Bu konuda büyük bir çaba sarf eden Ticaret Bakanımız Sayın Ömer Bolat başta olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Ancak diğer taraftan AB dış ticareti ve gümrük tarifelerini standartlarla belirlemeye ve sürdürülebilir üretim kriterlerine uyumu korumaya odaklanan bu temel politikanın potansiyel kadar riskler de barındırdığını unutmamalıyız. En büyük risk, ilave maliyet artışlarıdır. Bunu aşmamızın yolu doğru yatırım hamlelerinden geçmektedir. Yani acilen yapmamız gereken iş ve yatırım ortamını iyileştirmektir. Çünkü ‘Made in EU’ kapsamında olmak ülkemizin üretim ve ihracat kapasitesini geliştirecektir." "Navlun maliyetleri ticareti zayıflatır" Bölgesel ticaret akışının zayıfladığı dönemlerde Türkiye’nin güçlü üretim kapasitesiyle mevcut ve yeni pazarlarda öne çıkan bir ülke olduğunu belirten Çandır, "Antalya ise örtü altı üretim ve ihracat gücüyle böyle dönemlerde önemli roller üstlenmiştir. Ancak artan navlun maliyetleri ihracatta rekabet gücümüzü ciddi şekilde zayıflatmaktadır. Bu alanda maliyetleri dengeleyecek ve ihracatçıyı koruyacak önlemler gecikmeden alınmalıdır. Unutmayalım ki; maliyet yükü hafifletilmeden hiçbir potansiyel, kalıcı kazanca dönüşemez" diye konuştu. Turizm kaygısı Dünya ve Türkiye’de turizm sektöründe savaş kaygısının hakim olduğunu kaydeden Çandır, "Bu kaygıyı gidermek için güven algısını güçlendirecek tanıtım ve stratejiler gecikmeden devreye alınmalıdır" ifadelerini kullandı. Tarım 25 yılda 8 kez küçüldü ATB Başkanı Ali Çandır, 2025 yılı gayri safi yurt içi hasıla verilerini de değerlendirdi. Tarım sektörünün son 25 yılda üçüncü kez yılın tüm çeyreklerinde küçüldüğünü belirten Çandır, "Sektörümüz yılı yüzde 8,8 daralma ile kapatmıştır. Bu tabloyu yalnızca kuraklık ya da don ile açıklamak doğru olmaz. Çünkü tarım, son 25 yılda 8 kez küçülmüş; ortalama her 3 yılda bir daralma yaşamıştır. Bu artık geçici değil, yapısal bir sorundur. Aynı dönemde genel ekonomimiz yıllık ortalama yüzde 4,9 büyürken, tarım yalnızca yüzde 2,5 büyüyebilmiştir. Yani sektör olarak yarı hızda ilerlemişiz. Bu fark, zamanla sektörümüzü zayıflatmış ve atalete sürüklemiştir. Bu tespitlerimizi ve 2025 yılının tarım açısından iyi geçmediğini yıl boyunca rakamlar ve gerçekleşmelerle paylaşmıştım. Sonuç olarak çözüm; tarımı esastan ve kapsayıcı bir yaklaşımla yeniden ele almaktır" dedi. Antalya daha dirençli 2026 yılının Ocak ve Şubat aylarına ilişkin ekonomik verileri değerlendiren Başkan Çandır, Antalya’nın ülke ekonomisine oranla nispi olarak daha dirençli bir görünüm sergilediğini ifade etti. Başkan Çandır, şu bilgileri paylaştı: "Çekle işlem hacmindeki artış ülkemiz ortalamasının iki katından fazla artarken, karşılıksız çek hacmindeki artış ülke ortalamasının yarısında kalmıştır. Toplam kredilerde Türkiye’de yüzde 44 artış görülürken Antalya’da yüzde 56, ticari kredilerde yüzde 45’e karşılık yüzde 63 artış yaşanmıştır. Tarımsal kredilerde ise ülke genelinde yüzde 41, kentimizde yüzde 39 artış gerçekleşmiştir. İhracatta ise daha güçlü bir tablo söz konusudur. Türkiye genelinde toplam ihracat yüzde 0,8 daralırken, Antalya’da yüzde 18 artmıştır. Tarımsal ihracatta ise Türkiye yüzde 0,7 gerilerken, kentimiz yüzde 19,4 artış sağlamıştır. Özetle, yılın ilk iki ayında Antalya, ülke ortalamasının üzerinde bir performans ortaya koymuştur. Bu ivmenin gelecek aylarda da korunması için iş dünyası olarak çalışmaya devam edeceğiz." "Suyu koruyamazsak rekabet gücümüz kaybolur" Antalya Ticaret Borsası’nın 2026 yılı temasını ‘su’ olarak belirlediğini hatırlatan Başkan Ali Çandır, "Son tarım gündem programımızda da konumuz ‘su’ oldu. Programa konuk olan hocamızın özellikle yer altı kaynaklarını kast ederek çok net bir tespitini sizlerle paylaşmak isterim ‘Bugün kullandığımız su aslında torunlarımızın suyu’. Bu söz tarımsal üretimin sürdürülebilirliğinin doğrudan su yönetimine bağlı hale geldiğinin en çarpıcı halidir. Acilen suyu merkeze alan, verimliliği artıran ve her damlayı koruyan bir üretim anlayışına geçmek zorundayız. Aksi halde yalnızca rekabet gücümüzü değil, geleceğimizi de kaybederiz" diye konuştu. Yürürlüğe giren 2026-2035 dönemi Ulusal Su Planı’na da dikkat çeken Başkan Çandır, "Ulusal Su Planı da su meselesinin artık ertelenebilir bir konu olmadığını açıkça ortaya koymuştur. Plan, suyu koruyan, verimli kullanan ve gelecek nesillere aktaran bir üretim anlayışına geçişin yol haritası niteliğindedir. Ancak esas olan bu planı kağıt üzerinde bırakmamak ve sahada uygulayabilmektir" dedi. YÖREX heyecanı başlıyor Antalya Ticaret Borsası öncülüğünde TOBB’un desteğiyle 2010 yılında başlatılan Yöresel Ürünler Fuarı YÖREX ile yerel değerleri ekonomiye kazandırdıklarını anlatan Ali Çandır, "Bu yıl 22-26 Nisan tarihlerinde düzenleyeceğimiz YÖREX’te her zaman olduğu gibi, üreticilerimizi, kooperatiflerimizi, oda ve borsalarımızı, kalkınma ajanslarımızı, zincir marketleri ve e-ticaret platformlarını bir kez daha bir araya getiriyoruz. Ürünlerine katma değer oluşturmak ve ekonomiye kazandırmak isteyen herkesi YÖREX’te yer almaya davet ediyoruz. Tüm hemşerilerimizi ve misafirlerimizi 5 gün boyunca 10.00-20.30 saatleri arasında ANFAŞ Fuar Alanı’na bekliyoruz" diye konuştu. Çandır, üretimin sürdüğü, suyun korunduğu, barışın güçlendiği bir gelecek dileyerek konuşmasını tamamladı. Mecliste üyeler, sektörleriyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Kocaeli 7 işçinin öldüğü faciada fabrika sahibinin diğer oğlu da hakim karşısında: "Kalbim ağrıyor" Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde 7 kişinin hayatını kaybettiği fabrika yangınına ilişkin yargılanan sanıklardan, fabrika sahibi Kurtuluş Oransal’ın oğlu Altay Ali Oransal da, fabrikanın asıl yöneticisinin ölen babası Kurtuluş Oransal olduğunu, şirketin sadece kağıt üzerinde kendilerine ait olduğunu öne sürdü. Avukatların, fabrikadaki iş güvenliği eksikliklerini hatırlatarak, "Makine mühendisisiniz, çıplak gözle görülebilecek bu eksiklikleri görmediniz mi, kör müydünüz" şeklindeki sorusuna sanık Oransal, "Makine mühendisiyim ancak o alanda hiç çalışmadım" yanıtını verdi. Yine avukatların 7 işçinin acı ölümünü hatırlatıp vicdan azabı çekip çekmediğini sorduğu sanık Altay Ali Oransal, kendisinin de acılı olduğunu söyleyerek, "Ben de babamı kaybettim, tabii ki kalbim ağrıyor" ifadelerini kullandı. Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi’nde yapılan duruşmanın ikinci gün oturumunda savunması alınan tutuklu sanıklardan Ravive Kozmetik’in resmi yetkilisi Altay Ali Oransal (35), hayatını kaybedenlerin yakınlarına Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dileyerek savunmasına başladı. Babası Kurtuluş Oransal’ın tutuklu bulunduğu cezaevinde kalp krizi geçirerek vefat ettiğini hatırlatan Oransal, "Ben de sorumluların cezalandırılmasını istiyorum" dedi. Makine mühendisliği bölümü mezunu olduğunu söyleyen Oransal, "Annem ve babam boşandıktan sonra kardeşimle annemle kalmaya başladık. Web sitesi üzerinden e-ticarete atıldık. Babam borçları olduğunu söyledi. Kendine ufak bir yer açmak istedi ve borç para istedi. Borcu sebebiyle adına şirket kuramıyordu. Pandemide yaşanan kolonyaya olan ihtiyaç sebebiyle kârlı olacağını düşündük ve borç para verdik. Adımıza şirketi açtı" dedi. "Ben senede birkaç kez gittiğim Ravive’den gelir elde etmedim" Patlamanın yaşandığı Ravive isimli fabrikayı çok az ziyaret ettiğini ve söz konusu işletmeden para almadığını iddia eden eden Altay Ali Oransal, "Geçimimizi krem markamızdan sağlıyorduk. Kadınlar tarafından çok tercih edilen markamızdır. Shauran da Fransa’da üretilen markamızdır. Biz gelirimizi bu iki markadan sağlıyorduk. Ben senede birkaç kez gittiğim Ravive’den gelir elde etmedim. Yöneticilik veya başka bir ilişkim yoktur. Fabrikaya son 6 ayda 1veya 2 kez gitmişimdir. Buranın denetlenmesini veya üretimini yapmış değilim" diye konuştu. "Hiç gitmediğim fabrikada nasıl talimat verebilirim" Sanık Oransal, savunmasına şöyle devam etti: "Tuncay Yıldız’ı (fabrikanın vefat eden çalışanı) hayatımda birkaç kez aradım. Babamdan sonra fabrikada en etkili kişidir. Gülhan Bendi’yi (çalışan) simaen bilirim. Kendisine hiç talimat vermedim. Talimat verdiğim iddiası yalandır. Hiç gitmediğim fabrikada nasıl talimat verebilirim? Gülhan Bendi, WhatsApp gruplarında talimat veriyormuş, fabrikadaki sorumlu kişilerden biridir. İfadesi ile sorumluluğu üzerinden atmaktadır." "Yanımda pasaportum varken kaçmadım" Olay günü yaşananları da anlatan Oransal, "Olay günü kardeşim beni aradı ve patlama olduğunu söyledi. İkinci arayışında can güvenliğimizin olmadığını, avukatın da il dışına çıkmamız gerektiğini söylediğini aktardı. Ravive’de hiçbir yetkim yoktur. Fiili yöneticisi Kurtuluş Oransal’dır. 5 aydır tutukluyum, hiçbir kusurum ve kastım yoktur. O gün kaçabilecek şansım varken, sınıra 1,5 kilometre uzaklıktayken ve yanımda pasaportum varken kaçmadım. Çünkü olayda sorumluluğum olmadığını düşünüyorum. Serbest bırakılmayı talep ediyorum. Olay günü kardeşim beni aldı ve dayımın fabrikasına gittik. Oradan da eve geçtik. Güvenli bir eve gittik. Tekirdağ’a gitmeden önce Gökberk kardeşimin dizüstü bilgisayarını ofisten alıp kendisine getirmiş." "Biz hammaddeyi veriyorduk" Markalarına ait jel kremin Ravive’de üretildiğini söyleyen Oransal, "Markamız, Ravive dışında başka yerde de üretiliyordu. Sadece markamıza ait jel krem Ravive’de üretiliyordu. Ravive’de üretilen markamızın denetimini kim yapıyordu bilmiyorum. Biz hammaddeyi veriyorduk" şeklinde konuştu. "Ravive’deki kişilerin sigortasız olduğuna dair bilgim yok" Sanık Altay Ali Oransal, Ravive’deki tüm işleyişin babasına ait olduğunu öne sürerek, "Ravive’deki tüm gelir ve giderler babama aitti. Ravive’nin hem eski hem de yeni yeriyle ilgili bilgim yok. Taşınma olayıyla ilgili bilgim yok. Üretim kısmıyla ilgili de söz sahibi ve müdahale hakkına sahip değilim. Ravive’deki depoda kardeşimle olan markamıza ait patlama anında stoklanmış olan ürün olup olmadığını bilmiyorum. Bir yazılım şirketim vardı. Yazılım bilgimden dolayı açtık ancak beceremedik. Sonra Gökberk’e ve Aleyna’ya devrettik. Başakşehir’deki ofisimizde Gökberk göstermelik kiraladı. Gökberk’in ürünleri nereden temin ettiğini bilmiyorum ancak Ravive’de fason üretim yapıyordu. Ravive’ye müşteri bulma gibi bir durumum ve çabam olmadı. Hayatımın büyük bir kısmını markam olan Shauran’a adadım. Ravive’deki kişilerin sigortasız olduğuna dair bilgim yok. Ravive’de denetim, üretim veya yönetici pozisyonum yoktur. Fabrika ve üretimde olan her şey babama aitti, o ilgileniyordu. Benim veya kardeşimin ilgisi yoktur" ifadelerini kullandı. "İsteseydim uçakla da gidebilirdim, evim havalimanına yakındır" Yakalandıkları sırada üzerlerinde ele geçirilen 530 avro, 4 bin 350 dolar, 20 bin lira ve 2 pasaporta ilişkin mahkeme heyetinin sorusunu yanıtlayan sanık Oransal, söz konusu meblağın kardeşiyle kendisine ait toplam para olduğunu ifade etti. İşleri gereği sık sık yurt dışına çıktıkları için yanlarında sürekli döviz taşıdıklarını ve güvenlik sebebiyle banka kartlarının kapatıldığını öne süren Oransal, "Kaçma eylemi firari olan, kaçma ihtimali olan kişidir. Beni polis de aramadı. İsteseydim uçakla da gidebilirdim, evim havalimanına yakındır" şeklinde savunma yaptı. "Babam gelir gideri hesaplayamayan biriydi" Ayrıca, şirketin uzun yıllar neden kendi adlarına kayıtlı kaldığına yeniden açıklık getiren Oransal, babasının borç batağında olduğunu savunarak, "Babam borç batağındaydı. Ona yardımcı olmak sebebiyle şirketin kurulumunu kabul ettik. Babam gelir gideri hesaplayamayan biriydi. Babamın borçlarının bitmemesi sebebiyle uzun yıllar firmayı devredemedik. Ravive’den gelecek gelire ihtiyacım yok. Zaten iki markamızdan da gelirim vardı" dedi. "Babamın böyle bir ifade verdiğine inanmıyorum" Savunmasının ardından müşteki avukatlarının çapraz sorgusuna geçilen sanık Altay Ali Oransal’a, babası Kurtuluş Oransal’ın soruşturma aşamasında verdiği "Şirket oğullarımın yönetimindeydi" şeklindeki ifadesi hatırlatıldı. Bu beyana karşı çıkan sanık, "Babamın böyle bir ifade verdiğine inanmıyorum. Sadece kağıt üzerinde yönetim kurulunda göründüğüm için yargılanıyorum ancak olayda hiçbir sorumluluğum yoktur" diye konuştu. "Kör müydünüz?" tepkisi Müşteki avukatlarının fabrikadaki iş güvenliği ihlallerini hatırlatarak, "Bu risklerden haberdarsınız. Hem şirkette yetkilisiniz hem de kendi markanız Ravive firmasında üretiliyor. Neden denetlemediniz?" sorusunu yöneltmesi üzerine Oransal, "Benim üretim tecrübem yoktu. 25 yıldır bu sektörde olan babam orayı işletiyordu" savunmasını yaptı. Bir avukatın, "Makine mühendisi olarak oradaki eksiklikleri çıplak gözle görebilecekken bunları görmediniz mi, kör müydünüz" şeklindeki sert tepkisine ise sanık, "Ben sadece makine mühendisliği bölümünden mezunum, o alanda hiç çalışmadım" yanıtını verdi. Sanığa, savunmasında sıkça dile getirdiği "babasının borç batağında olduğu" yönündeki ifadeleri üzerinden borcun miktarı ve neden kendi markalarından elde ettikleri gelirle bu borcu kapatmadıkları da soruldu. Babasının ne kadar borcu olduğunu tam olarak bilmediğini ancak ortada ciddi bir rakam olduğunu öne süren sanık, babasının gelir-gider dengesinin sürekli inişli çıkışlı olduğunu belirtti. Müşteki avukatlarının, vergi denetimi raporlarına yansıyan ve "kişisel borç" açıklamasıyla şahsına gönderilen 1 milyon 800 bin liralık para transferini sorması üzerine ise Oransal, "Bu gelen para ile ilgili hiçbir bilgim yok. Muhasebecinin yaptığı bir işlemdir" dedi. "Ben de babamı kaybettim, kalbim ağrıyor" Fabrikadaki yangın merdiveni eksikliği ve yangın denetimlerine ilişkin sorular üzerine de bilgisi olmadığını savunan sanık, "Babamın fason kolonya dolumu yaptığından haberim vardı ancak babam kolonya üretimi yapmadı. Sadece fason dolum hizmeti veriyordu" ifadelerini kullandı. Son olarak müşteki avukatlarının, "Olayda 7 kişi hayatını kaybetti. Hiç vicdan azabı duymuyor musunuz?" şeklindeki sorusuna sanık Oransal, "Ben de babamı kaybettim. Tabii ki kalbim ağrıyor" şeklinde karşılık verdi. Altay Ali Oransal’ın savunmasının ardından duruşmaya ara verildi. Ne olmuştu Olay, 8 Kasım 2025 tarihinde Dilovası Mimar Sinan Mahallesi Mimar Sinan Caddesi’ndeki Ravive Kozmetik’te meydana geldi. Tesiste çıkan yangında Hanım Gülek (65), Esma Dikan (65), Şengül Yılmaz (55), Tuncay Yıldız (48), Tuğba Taşdemir (18), Nisa Taşdemir (17) ile Cansu Esatoğlu (16) hayatını kaybetmişti. Soruşturma kapsamında hazırlanan ve Gebze 7. Ağır Ceza Mahkemesince delil yetersizliği gerekçesiyle iade edilen ilk iddianame, eksikliklerin giderilmesinin ardından yeniden revize haliyle kabul edilmişti. Ayrıca, fabrika sahibi Kurtuluş Oransal ise tutuklu bulunduğu cezaevinde kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmişti. İstenen cezalar İddianamede, kozmetik firması yetkilileri tutuklu sanıkları İsmail Oransal ile abisi Altay Ali Oransal, ortak üretim yaptığı öne sürülen kozmetik firmasının tutuklu yetkilileri Aleyna Oransal ve Gökberk Güngör hakkında ’olası kastla öldürme’ suçundan 7’şer kez müebbet, ’nitelikli mala zarar verme’ suçundan ise 3’er kez 6 aydan 4 yıla kadar hapis cezası istenmişti. İddianamede, fabrikaya iş sağlığı ve güvenliği hizmeti veren firmanın işletmecisi Ümit Ç., sorumlu müdürü Ünal A., iş güvenliği uzmanları Muhammet D. ile Seyfullah Ç., fabrika binasının eski sahibi Güven D., binayı satın alan şirketin yetkilileri Caner Özgür Y., Özcan Y. ve Özkan Y.’nin ’bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma’ suçundan 2 yıl 8 aydan 22’şer yıl 6’şar aya kadar hapis talep edilmişti. Ayrıca Oransal kardeşlerin dayısı Ali Osman A., Onay Y., Ömer A. ve Abdurrahman B.’nin ise ’suçluyu kayırma’ suçundan 6 aydan 5’er yıla kadar hapsi istenmişti.
Bursa Gıda fiyatlarındaki artış endüstriyel yemek sektörünü de vurdu Küresel enerji krizi ve gıda fiyatlarındaki artış, endüstriyel yemek sektöründe maliyetleri yukarı çekti. BUYSAD Başkanı Özen, sürecin dikkatle yönetilmesi gerektiğini vurguladı. Küresel ölçekte artan jeopolitik gerilimlerin enerji piyasalarına etkisi, Türkiye’de birçok sektörde olduğu gibi endüstriyel yemek sektöründe de maliyet baskısını artırdı. Petrol fiyatlarında yaşanan dalgalanma, akaryakıt ve petrokimya ürünlerine bağlı kalemlerde yükselişe yol açarken; bu durum üretimden lojistiğe kadar geniş bir zinciri etkiledi. Bu sürecin sahadaki yansımalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bursa Yemek Sanayicileri Derneği (BUYSAD) Başkanı Abidin Şakir Özen, özellikle enerjiye bağlı maliyet kalemlerinde yaşanan artışın sektör üzerinde doğrudan baskı oluşturduğunu ifade etti. Türkiye’de petrol fiyatlarındaki yükselişin pompa fiyatlarına etkisini sınırlamak amacıyla devreye alınan eşel mobil mekanizmasına da değinen Özen, bu uygulamanın Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında akaryakıt maliyetlerinin daha kontrollü seyretmesine katkı sunduğunu belirtti. Başkan Özen, buna rağmen küresel fiyat hareketlerinin üretim ve lojistik maliyetleri üzerindeki etkisinin devam ettiğini vurguladı. Endüstriyel yemek sektöründe üretimin yanı sıra dağıtım süreçlerinin de önemli bir maliyet kalemi olduğuna dikkat çeken Başkan Özen, mutfaklarda hazırlanan yemeklerin taşımalı sistemle tüketim noktalarına ulaştırıldığını ifade etti. Artan akaryakıt fiyatlarının bu süreci doğrudan etkilediğini belirten Abidin Şakir Özen, taşıma maliyetlerindeki yükselişin toplam maliyet yapısını yukarı çektiğini dile getirdi. Petrol türevlerinden elde edilen ambalaj malzemelerindeki fiyat artışının da sektöre ek yük getirdiğini ifade eden Başkan Abidin Şakir Özen, üretim süreçlerinde kullanılan paketleme ürünlerinde belirgin maliyet artışları yaşandığını kaydetti. Lojistik giderlerdeki yükselişin yalnızca dağıtım değil, hammadde temin süreçlerinde de fiyatları yukarı yönlü etkilediğini belirtti. Enerji kaynaklı maliyet artışına ek olarak, Türkiye’de Ramazan öncesinde başlayan ve bayram dönemine kadar devam eden gıda fiyatlarındaki spekülatif yükselişin de sektöre doğrudan yansıdığına dikkat çeken BUYSAD Başkanı Abidin Şakir Özen, kırmızı ve beyaz et başta olmak üzere birçok temel gıda kaleminde artış yaşandığını ifade etti. Başkan Özen, özellikle Ramazan ve sonrasında Kurban Bayramı’na uzanan süreçte et fiyatlarında gözlenen yukarı yönlü hareketin maliyetler üzerinde belirgin bir baskı oluşturduğunu vurguladı. Aynı dönemde yaş sebze ve meyve fiyatlarında da benzer bir artış eğiliminin görüldüğüne işaret eden Özen, lojistik maliyetlerindeki yükselişin bu tabloyu daha da güçlendirdiğini belirtti. Bu gelişmelerin bir araya gelmesiyle birlikte endüstriyel yemek sektöründe üretim maliyetlerinin çok yönlü olarak arttığını ifade eden Özen, maliyet baskısının yalnızca enerji değil, gıda tedarik zincirinin tamamına yayıldığını dile getirdi. Tüm bu gelişmelerin endüstriyel yemek sektöründe maliyetleri çok yönlü olarak artırdığını ifade eden Başkan Özen, sektörün mevcut şartları dikkatle analiz ederek sürdürülebilir bir denge kurmaya çalıştığını vurguladı. Küresel gelişmelerin yakından takip edildiğini belirten Özen, sürecin hem üretici hem de hizmet alan taraf açısından dengeli şekilde yönetilmesinin önemine işaret etti.