SAĞLIK - 20 Şubat 2026 Cuma 10:45

Pandemide ölümle burun buruna gelen anne doktorlarıyla buluştu

A
A
A
Pandemide ölümle burun buruna gelen anne doktorlarıyla buluştu

Mersin’de pandemi döneminde 28 haftalık hamileyken Covid-19’a yakalanarak yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren bir anne, yıllar sonra hayatta kalmasını sağlayan doktorlarını ziyaret etti. Duygusal anların yaşandığı buluşmada hem anne hem de sağlık çalışanları o zorlu günleri yeniden hatırladı.


Mersin’de pandemi döneminde 28 haftalık hamileyken Covid-19’a yakalanarak yoğun bakımda yaşam mücadelesi veren 37 yaşındaki Aslıhan Kayık, yıllar sonra hayatta kalmasını sağlayan doktorlarını ziyaret etti. Pandeminin ikinci döneminde tatil için bulunduğu beldede şiddetli öksürük ve nefes darlığı şikayetiyle hastaneye başvuran Aslıhan Kayık’ın Covid-19 testi pozitif çıktı. 28 haftalık hamile olması nedeniyle riskli grupta değerlendirilen Kayık, Mersin Eğitim ve Araştırma Şehir Hastanesi’ne sevk edilerek tedavi altına alındı.


Normal serviste oksijen desteğiyle takip edilen genç annenin durumu kısa sürede ağırlaştı ve yoğun bakıma alındı. Doktorlar, bebeği riske atmamak için gebeliği sonlandırmadan annenin akciğerlerini toparlamaya çalıştı. Ancak solunum sıkıntısının artması üzerine acil doğum kararı verildi.



14 gün entübe kaldı


Doğumun ardından 14 gün entübe edilerek uyutulan Kayık, zorlu sürecin ardından hayata tutundu. Bu sırada prematüre olarak dünyaya gelen oğlu da yenidoğan yoğun bakım ünitesinde tedavi gördü. Yaklaşık bir ayı aşkın süre hastanede kalan anne, taburcu olduktan sonra da bir yıl boyunca tedavi ve operasyonlar geçirdi. Yaşadığı süreci ‘hayata yeniden doğuş’ olarak tanımlayan Kayık, o günleri unutamadığını söyledi.



"Hocam lütfen beni doğuma alın"


O yaşadığı acı günleri anlatan Kayık, "Pandeminin ikinci dönemiydi. 28 haftalık hamileydim. Çok yoğun bir öksürük ve nefes darlığı şikayetiyle hastaneye başvurduk. Testimin pozitif olduğunu öğrendik. Hamile olduğum için riskli olabileceğini söylediler ve Şehir Hastanesine yönlendirdiler. Evimize çok uzak olmasına rağmen gittik ve hemen yatışım yapıldı" ifadelerine yer verdi.


Yaklaşık 5 gün serviste kaldığını ifade ederek konuşmalarına devam eden Kayık, "Sürekli oksijen desteği veriliyordu. Ama durumum iyileşmedi, aksine ağırlaştı ve yoğun bakıma alındım. Doktorlar bebeği riske atmamak için gebeliği sonlandırmadan beni tedavi etmeye çalıştılar. Ama bir akşam nefes darlığım o kadar arttı ki artık dayanamayacak noktaya geldim. Harun Hocama ‘Hocam lütfen beni doğuma alın, artık dayanamıyorum’ dedim. Çok hızlı bir şekilde karar verildi ve doğuma alındım" dedi.



"Ölüp geri dirilmiş gibiydim"


Yoğun bakımda ölümle yaşam arasında geçen günlerini anlatan Kayık, "Doğumdan sonra 14 gün entübe edilmişim. O 14 gün boyunca ilaçların etkisiyle hayalle gerçeğin birbirine karıştığı rüyalar gördüm. Yoğun bakımda yaşananları rüyalarımda gerçek sanarak yaşadım. Çok farklı bir süreçti. Uyandırıldığımda odadaki doktorların ve hemşirelerin gözlerindeki mutluluğu hiç unutamıyorum. Hepsi başıma toplanmıştı, ‘Sen bizim umut ışığımız oldun’ dediler. Çünkü o dönemde çok fazla insanı kaybediyorduk. Benim iyileşmem onlara da moral olmuştu. Gerçekten ölüp geri dirilmiş gibiydim" şeklinde konuştu.



"Gözümü açtığımda sorduğum ilk şey bebeğim"


Yoğun bakımda gözlerini açtığı ilk anı anlatan Kayık, "Gözümü açtığımda sorduğum ilk şey bebeğim oldu. Hemen telefonlarından fotoğrafını gösterdiler. O anı hiç unutamam" dedi.



"Tek derdim kızımı görmekti"


Entübasyon sürecinin ardından temiz yoğun bakıma alındığını belirten Kayık, "Ekstübe olduktan bir iki gün sonra temiz yoğun bakıma geçtim. Ben ikinci katta yatarken oğlum üçüncü katta yenidoğan yoğun bakımdaydı. Yaklaşık 30-35 gündür çocuklarımı görmemiştim. Alican Hocama ‘Beni servise gönderin’ diye yalvarıyordum. Tek derdim kızımı görmekti" diye konuştu.



"Hastaneden çıktığımda bambaşka bir dünyaya çıktım"


Yoğun bakım sürecinin ardından taburcu edilse de mücadelesinin bitmediğini dile getiren Kayık, "Hastaneden çıktığımda bambaşka bir dünyaya çıktım. Yaşadıklarımın çoğunu sonradan öğrendim. Taburcu olduktan sonra bir yıl boyunca tedavilerim sürdü, sekeller kaldı, operasyonlar geçirdim. Hala etkilerini yaşıyorum ama çok şükür hayattayım ve çocuklarımın yanındayım" şeklinde konuştu.



"2 can söz konusuydu"


Anestezi Uzmanı Dr. Harun Özmen, sürecin hem anne hem de bebek açısından son derece kritik geçtiğini söyledi. Özmen, "O dönemde çok sayıda ağır hasta vardı. Bu vakada iki can söz konusuydu ve her adımı çok dikkatli atmak zorundaydık" dedi.


Hastanın yoğun bakıma kabul edildiği ilk anın tabloyu net şekilde ortaya koyduğunu belirten Özmen, "Hastamız ileri derecede solunum yetmezliği ile yoğun bakıma alındı. 28 haftalık gebeydi. Pandeminin en zor dönemlerinden birini yaşıyorduk. Akciğer tutulumu oldukça ağırdı. Hem anne hem bebek açısından çok hassas bir süreç yürüttük. Önceliğimiz annenin akciğer fonksiyonlarını toparlamaktı. Çünkü annenin stabilizasyonu sağlanmadan yapılacak her müdahale riski artırabilirdi" ifadelerini kullandı.



"Annenin solunumunu toparlamayı hedefledik"


Tedavi planının multidisipliner şekilde yürütüldüğünü vurgulayan Özmen, "İlk etapta gebeliği sonlandırmadan annenin solunumunu toparlamayı hedefledik. Çünkü her erken doğum bebeğin riskini artırır. Ancak klinik tablo ağırlaştı. Solunum parametreleri kötüleşti. O noktada anne hayatı öncelikli hale geldi. Multidisipliner değerlendirme sonrası doğum kararı aldık" diye konuştu.



"Onu bugün sağlıklı görmek en büyük ödül"


Hastanın ekstübe edilerek kendi başına nefes almaya başladığı anın unutulmaz olduğunu dile getiren Özmen, "Ekstübasyon kararı verdiğimiz an çok dikkatliydik. Kendi solunumunun yeterli olup olmadığını yakından takip ettik. Başarılı şekilde cihazdan ayrıldığında ekip olarak büyük bir mutluluk yaşadık. O günlerde umut çok kıymetliydi. Onu bugün sağlıklı, çocuklarıyla birlikte görmek bizim için en büyük ödül" şeklinde konuştu.



Pandemide ölümle burun buruna gelen anne doktorlarıyla buluştu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara MHP Genel Başkan Yardımcısı Yurdakul: "8 Mart; milleti büyüten, devleti ayakta tutan iradenin adıdır" Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Selim Yurdakul, "8 Mart; yalnızca takvim yapraklarında yer alan sembolik bir gün değildir. 8 Mart; hayatı doğuran, milleti büyüten, devleti ayakta tutan iradenin adıdır. Bir idrak, bir şuur, bir vefa günüdür. Türk milleti için kadın; ocağın tüten bacası, milletin mayası, devletin vicdanıdır" dedi. Milliyetçi Hareket Partisi tarafından, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin katılımıyla "Üç Hilalin Aydınlığında Altaylar’dan Tuna’ya Türk Kadını" temalı "8 Mart Dünya Kadınlar Günü" programı düzenlendi. Programda konuşan MHP Genel Başkan Yardımcısı Yurdakul, "Bugün burada, insanlık tarihinin en ağır yükünü sırtlanmış, en büyük bedelleri ödemiş, fakat buna rağmen vakarından, fedakârlığından ve dirayetinden asla ödün vermemiş Türk Kadınının 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü idrak etmek üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. Bu anlamlı günde, Türk kadınının değerini devlet ve millet hayatının merkezine alan duruşuyla bizlere istikamet çizen; milli ve manevi hassasiyetleriyle Türk ailesini ve Türk kadınının vakarını daima savunan Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’ye şükranlarımızı sunuyoruz. Onun liderliği ve kararlı duruşu, bu kürsüden dile getirilen her sözün fikri ve ahlaki zeminini oluşturmaktadır" dedi. "8 Mart; hayatı doğuran, milleti büyüten, devleti ayakta tutan iradenin adıdır" 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün anlamından bahseden Yurdakul, "8 Mart; yalnızca takvim yapraklarında yer alan sembolik bir gün değildir. 8 Mart; hayatı doğuran, milleti büyüten, devleti ayakta tutan iradenin adıdır. Bir idrak, bir şuur, bir vefa günüdür. Türk milleti için kadın; ocağın tüten bacası, milletin mayası, devletin vicdanıdır. Biz kadın meselesine Batı’nın dar kalıplarıyla değil; binlerce yıllık Türk devlet aklının, töresinin ve inancının penceresinden bakıyoruz. Bizim medeniyetimizde kadın geride bırakılmış değildir; tarihin tam merkezindedir. Orta Asya bozkırlarında Hakan ile birlikte toyda söz alan Hatun da bizimdir, cephede mermi taşıyan Nene Hatun da bizimdir, istiklalin bedelini evladıyla ödeyen analar da bizimdir" diye konuştu. "Milliyetçi Hareket Partisi’nin siyaset anlayışında kadın; vitrin süsü değil, irade sahibidir" MHP Lideri Bahçeli’nin "Kadın, Türk milletinin teminatıdır. Türk kadını fedakarlığın, sabrın ve vefanın adıdır" sözlerini hatırlatan Yurdakul, şunları kaydetti: "Türk kadını yalnızca doğurmamış; yoğurmuş, yetiştirmiş, korumuş ve diriltmiştir. Bilge Kağan’ın Orhun Abideleri’nde milleti anlatırken, anayı temel direk olarak tarif etmesi boşuna değildir. Çünkü biliriz ki, ana güçlü ise millet güçlüdür. Milliyetçi Hareket Partisi’nin siyaset anlayışında kadın; vitrin süsü değil irade sahibidir. Slogan değil sorumluluktur. Günümüzde kadın meselesi, Batı merkezli ideolojik yaklaşımlar çerçevesinde ele alınırken, özgürlük kavramı, çoğu zaman toplumsal bağlardan koparılmaktadır. Bu çevrelerde kadını ailesinden ve toplumsal bütünlükten yalıtan bir anlayış dayatılmaktadır. Kadının çalışma hayatındaki emeği, aileyle rekabet eden bir kimlik üzerinden tanımlanmakta ve annelik değersizleştirilmektedir."