GENEL - 21 Haziran 2023 Çarşamba 10:06

Mersin Büyükşehir Belediyesi Adıyaman’da konteyner kentin yapımını tamamladı

A
A
A
Mersin Büyükşehir Belediyesi Adıyaman’da konteyner kentin yapımını tamamladı

Mersin Büyükşehir Belediyesi, yaşanan deprem felaketinin ardından kardeş şehir Adıyaman’da yapımına başladığı konteyner kentin yapımını tamamladı.

Mersin Büyükşehir Belediyesi, yaşanan deprem felaketinin ardından kardeş şehir Adıyaman’da yapımına başladığı konteyner kentin yapımını tamamladı.


Depremin ardından tüm birimleri ile deprem bölgesine hizmet götüren Mersin Büyükşehir Belediyesi, Adıyaman’da işbirliği yaptığı kurum, kuruluş ve bağışçılar ile 670 konteynerlik ’konteyner kent’ kurulumunu tamamladı. Büyükşehir Belediyesi, 7’den 77’ye her yaştan depremzedenin ihtiyaçlarına karşılık verebilecek mini bir şehir oluşturdu.


21 metrekarelik 670 konteynerin yer aldığı konteyner kentte; yemekhane, duş ve tuvalet alanı yer alıyor. Kurulan sahra hastanesi, vatandaşların sağlık alanındaki önemli ihtiyaçlarına cevap veriyor. 15 çamaşırhane, 3 basket sahası, 2 okuma salonu, 1 kütüphane, 5 kreş, 2 çocuk oyun alanı, 1 mescit ve depo alanlarının yer aldığı konteyner kentte, atık sorununun yaşanmaması için de 15 adet atık ayrıştırma alanı bulunuyor. Yürüyüş yolu ve kamelya alanlarının da yer aldığı konteyner kentte, market ve 200 araçlık açık otopark ile ATM’ler de yer alıyor.



“Adıyaman’da 670 konteynerden oluşan mini bir kent oluşturduk”


MESKİ’de inşaat mühendisi olarak görev yapan ve konteyner kentin genel sorumlusu olan Serdar Gökpınar, konteyner kentte yapılan çalışmaları anlatarak, “Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak Adıyaman’da depremden hemen sonra, hem arama kurtarma çalışmalarını hem de zarar gören içme suyu şebekelerinin onarımını gerçekleştirdik. Bu çalışmalar çerçevesinde 670 konteynerden oluşan mini bir kent oluşturduk. Söz konusu konteyner kentte sahra hastanemiz, yemekhanemiz, spor alanlarımız, basketbol sahalarımız, yeşil alanlarımız, çocuk oyun parkları ve en önemlisi de kreşler, okuma salonumuz ve kütüphanemiz bulunmakta. Bunun yanında 15 adet çamaşırhanemiz ve psikososyal destek bölümümüz faaliyette” dedi. Konteyner kentte yaşayanların temel ihtiyaçlarını karşılayacak her şeyin olduğunu da ifade eden Gökpınar, “Depremzede ailelerimiz, burada bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumdalar. Konteyner kentimiz yaklaşık bir aydır faaliyette. Kardeş şehrimiz Adıyaman’ın bundan sonraki süreçte de hep yanında olacağız” diye konuştu.



“Burada hiçbir eksiğimiz yok, her şeyimiz var”


Konteyner kentte yaşayan Adıyamanlı Hüseyin Çekin, kendileri için adeta yeni bir kent yapıldığını söyleyerek, “Mersin Büyükşehir Belediyesine çok teşekkür ederiz. Depremden dolayı mahvolduk. Beş tane evimiz gitti. Çocuklarla ortada kaldık. İşimiz yok, televizyon yok, bir kilim bile yok, hiçbir şey yok. Buraya geldik, sağ olsunlar burada bizi ağırlıyorlar. Büyükşehir Belediyesi bize çok yardım yaptı. Hizmetler çok iyi. Burada hiçbir eksiğimiz yok, her şeyimiz var” ifadelerini kullandı.



“Burayı dört dörtlük yaptılar”


Adıyamanlı Sezgin Tanrıcı ise çok büyük bir deprem atlattıklarını belirterek, “İlk günden bugüne, burada Mersin Büyükşehir Belediyesinin çalışmaları var. Tüm personeli ve ekipmanlarıyla, gecesini gündüzüne katarak bize burayı kurdular. Hemen yanımızda kapı komşumuz, karşı komşumuz var. Dostluklarımızı daha samimi hale getirdi. Şu an burada aynı ekmeği bölüşüyoruz. Mersin Büyükşehir Belediyesi sabah, öğle ve akşam yemek de veriyor. Yani hep beraber burada küçük bir Adıyaman’ı yaşıyoruz” diye konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Elazığ Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz: "Dünyanın 16. büyük ekonomisi olduk" Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Milli gelirimiz henüz netleşmedi ama geçen gün itibariyle 1,5 trilyon doları aştığını tahmin ediyoruz. 1,6 trilyon dolara hatta yakın bir seviyeye gelebilir, kişi başına gelirimiz 17 bin doların üzerinde. Dünyanın 16. büyük ekonomisi olduk" dedi. Milli gelirimiz henüz netleşmedi ama geçen gün itibariyle 1,5 trilyon doları aştığını tahmin ediyoruz, 1,6 trilyon dolara hatta yakın bir seviyeye gelebilir, kişi başına gelirimiz 17 bin doların üzerinde" dedi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, çeşitli temaslarda bulunmak üzere Elazığ’a geldi. İlk olarak Elazığ Valiliği’ni ziyaret eden Yılmaz, Vali Numan Hatipoğlu ve ilgili kurum amirleri tarafından karşılandı. Valilik makamında gerçekleştirilen görüşmede, kentte devam eden kamu yatırımları, ekonomik gelişmeler ve sosyal projeler ele alındı. Ayrıca, toplantıda Yılmaz, bölgedeki inşaat ve altyapı çalışmalarının detaylarını paylaşarak, sosyal konut projeleri ve enerji yatırımlarına vurgu yaptı. Katılımcılara, bölgedeki ekonomik destek ve yatırımlar hakkında da bilgi verildi. Elazığ’daki buluşmada sanayi, enerji, lojistik ve insan kaynakları alanındaki öncelikleri anlatan Yılmaz, "Bugün Malatya’daydım, Malatya malum çok büyük bir yıkım yaşamıştı. Gerçekten kısa bir sürede muazzam bir inşaat çalışması yapılmış, bir kez daha görmüş oldum yerinde. Daha önce Hatay’a gitmiştim, Osmaniye’ye, değişik illere gittiğimizde de bunu görüyoruz. Tarihimizin en büyük afetini yaşadık, asrın afeti diyoruz ve bunu da tarihimizin en büyük dayanışmalarından biriyle aşıyoruz. Yerelde valilerimiz, belediye başkanları, yerel yöneticiler, meslek kuruluşları, sivil toplum, merkezi idare olarak da bizler bu ağır yükün altından kalkıyoruz. 455 bin hak sahibine anahtarları teslim edildi, bu kolay bir iş değil, 3 yıllık bir süreçte. Dünyada bunu yapan başka bir ülke var mı ben bilmiyorum doğrusu. Dünyada afetler sonrası bu kadar geniş bir alanda, bu kadar büyük bir inşaat çalışması yapıp, vatandaşa da çok düşük bir bedelle bunu sağlayan başka bir devlet yok. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti Devleti’yle gurur duyuyoruz. Bu müşrik anlayış, vatandaştan yana, vatandaşı şefkatle kucaklayan anlayışa liderlik yapan Sayın Cumhurbaşkanımıza iradesiyle, liderliğiyle bütün bunlara öncülük yapan Cumhurbaşkanımıza teşekkür ediyoruz, aynı şekilde bakanlarımıza, özellikle Çevre Şehircilik Bakanlığımız başta olmak üzere çok çok teşekkür ediyoruz. Kolay değil bu işler, iş yapan bilir, laf eden değil de iş yapan bilir. En küçük bir yer yapayım deseniz ne kadar vakit alır, sıkıntı doğurur. Koca bir bölge yeniden inşa edilir. 90 milyar doların üzerinde şu bugüne kadar bir maliyeti ödemiş durumdayız, finans maliyetini de saymıyorum, yani bu ekstra bir maliyet. Bunu yapabilmek için hazinemiz ister istemez borçlandı, daha fazla kaynak kullanmak durumunda kaldı, bunun bir de finans maliyeti var, onu da saymıyoruz, 90 milyar doların üzerinde bir kaynak harcandı, sadece konutlar inşa edilmedi, yollar yapıldı, tüneller, köprüler inşa edildi, şehirlerin altyapıları, arıtma tesisleri yapıldı, hastaneler, okullar, organize sanayi bölgeleri, küçük sanayi siteleri inşa edildi, alt yapısıyla üst yapısıyla komple bir bölge ayağa kaldırılmış oldu. Ve bu sene Allah’ın izniyle bu çalışmalar tamamlanmış olacak, bu sene yine bütçemizde beklediğimiz ödeneğimiz var, ondan sonrası biraz daha ufak tefek eksiklerin tamamlanması şeklinde gidecek, çok şükür bugünleri gördük gerçekten, tekrar emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz" dedi. Elazığ’ın kalkınma sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yılmaz, "Elazığ’ımız da bu depremde yıkım yaşayan illerimizden biri oldu. Bu vesileyle tüm vefat edenlerimizi de Allah’tan rahmet diliyoruz. Her zaman altını çiziyoruz, deprem öncesi yapılan bir birimlik harcama, deprem sonrası yedi birimlik bir maliyete denk geliyor, yani bu afeti yaşamadan riskleri ortadan kaldırıcı tedbirler aldığınızda çok daha düşük maliyetlerle bu süreçleri yönetiyorsunuz. Bu çerçevede de kentsel dönüşümün Türkiye’de bir güç değil, bir zorunluluk olduğunu, hayatın tabiatının bir zorunluluğu olduğunu buradan vurgulamak istiyorum. Bununla ilgili geçmiş dönemde yeni yasal düzenleme de yaptık, kolaylaştırıcı bir düzenleme, kentsel dönüşüm başkanlığı kurduk, içinde üç tane genel müdürlük olan büyük bir başkanlık şeklinde bakanlığın içinden çıkarıp ayrı bir kurum haline getirdik ve kurallarını da değiştirdik, mali kaynaklarını çeşitlendirdik. İnşallah önümüzdeki süreçlerde kalan kısımları yatırımlarla ve bu kentsel dönüşümlerin yapılmasıyla risklerini en aza düşürdüğümüz bir şekilde yola devam ederiz. Şehirlerimizin yapması gereken bu, yerel yönetimlerimizin de tabii bunda öncü bir rol olduğunu ifade etmek istiyorum, bir taraftan da ekonomiyle ilgili bir program uyguluyoruz, onu da şöyle özetleyeyim. 2020-2024 dönemi tüm dünya için farklı bir dönem oldu. Pandemiyi yaşadığımız ve pandemi sonrasında etkileri yaşadığımız bir dönem oldu, bütün dünyada ekonomik faaliyet yavaşladı, bütün dünyada devletler daha borçlu hale geldiler, çünkü bir taraftan ekonomi büyüme olmadığı için gelirleri azaldı. Diğer taraftan sosyal harcamaları arttığı için giderleri arttı. Dolayısıyla devletlerin borçlandığı bir dönem yaşandı dünyada, büyüme oranı 2020-2024 döneminde yüzde 2,5 yıllık ortalama dünya büyümesi, ondan önce yüzde 3,5-4 seviyesindeyken son bu beş yılda ortalama yüzde 2,5 büyümüştü dünya. Aynı dönemde biz yüzde 5 büyümüştük, iki katı aşan bir oranda dünya büyümesini, çünkü biz pandemiyi iyi yöneten ülkelerden biri olduk. Kim ne derse desin, herkes daha ekonomik etkilendi. Özellikle tarımda ve sanayide olabildiğince üretimi devam ettiren bir anlayış içinde hareket ettik. Bazı ülkeler, Avrupa özellikle hala bir ekonomik canlılık yakalayabilmiş değil. Bazı ülkeler işte bazı lojistik problemler oluşturuyorlar, belki bir iki ay olumsuz etkileniyor ama yılı kurtarıyoruz. Yılın genelinde bu sene tarım sektöründe çok daha olumlu bir yıl bekliyoruz, geçen yıl maalesef tarım sektörü üç küçüldü. Hem kuraklık yaşadık hem don yaşadık, ikisini aynı sene yaşadık geçen sene. Bunu Elazığ’da her bölgemizde hissettik, hükümet olarak da bazı desteklerle çiftçilerimizin yanında olduk" şeklinde konuştu. Hayata geçirilen ve geçirilmesi planlanan projelerde öncelikli olanlara değinen Yılmaz, "Yine sosyal konut yapmayı destekliyoruz. Van’da da Ankara’da güzel uygulamalar yapılıyor. Bence bu düşünülmesinde fayda var. Trafiği de azaltmış oluyoruz. Vakit kaybı da olmuyor. İşçi çalışan yorulmadan işine ulaşıyor. Üretim alanıyla yaşam alanını olabildiğince yaklaştırmakta fayda var. Üçüncü önceliğimiz enerji. Enerjide yenilenebilir enerji, güneş, rüzgar başta olmak üzere milli, yerli üretimi artırmak istiyoruz. Böylece dışa bağımlılığımızı azaltmak, cari açığımızı düşürdüğümüz gibi içeride enerjiyi sanayide rekabet oluşturucu bir unsur olarak daha fazla değerlendirmeye imkanımız olacak. Sanayicilerimizin özellikle enerjiyle ilgili taleplerini öncelikli değerlendirme konusunda bir politikamız var. Enerji Bakanlığımızla birlikte özellikle öz tüketim dediğimiz kendi ihtiyacı için enerji üreten sanayilere daha fazla destek olmak istiyoruz. Bir diğer politikamız lojistik. Lojistik de çok önemli. Burada da demir yollarımızı genişletmiş durumdayız. Bir taraftan da elektrifikasyon, sinyalizasyon projeleri yürütüyoruz. Fakat bu sene 1 milyar TL kadar daha buraya para harcıyoruz. Burada da temel yaklaşımımız üretim sahalarını limanlara demir yoluyla bağlamak. Böylece lojistik maliyetlerini düşürmek, özel sektörün rekabet gücünü artırmak. Bir diğer öncelikli alanımız insan kaynakları. Orada da her şeyin başı insan diyoruz. Mesleki eğitimle yeni iş modelleri geliştirerek, yeni teknolojilerin gerektirdiği, kadınların, gençlerin daha fazla iş gücüne katılım sağlayacağı modeller geliştirerek iş gücü piyasalarımızı geliştirmek, insan kaynağımızı daha büyük bir şekilde değerlendirmek istiyoruz" diye konuştu. Türkiye’nin geçtiğimiz sene milli gelirinin 1.6 trilyon dolara yakın seviyeye çıktığını belirten Yılmaz, "Geçtiğimiz sene yağışın az olması gıda üretimini olumsuz etkiledi, hidroelektrik üretimini olumsuz etkiledi ama sonuçta bu sene olağanüstü demiyorum. Normal bir tarım yılı yaşarsak bu büyümemize olumlu etki edecek, gıda fiyatlarını olumlu etki edecek ve diğer sektörlerimizi de olumlu etkileyecek. Dolayısıyla bu sene tarımda böyle bir tablo var. Hizmet sektörlerine gelecek olursak, hizmetlerde Türkiye gayet iyi gidiyor. Turizm sektörümüz geçen sene 65 milyar doları aştı. Diğer hizmet ihracatlarıyla birlikte geçen yıl hizmet ihracatımız 122-123 milyar dolarlara kadar yükseldi. Bir taraftan da mal ihracatımız var, o da 373 milyar doları aştı. İkisini topladığınız zaman yani mal ve hizmet ihracatı olarak 396 milyar dolar mal ve hizmet ihraç etmeyi başardık. Dünyadaki talebin kısıtlı olduğu, şartların olumsuz olduğu, bölgemizde birçok savaşın, gerilimin devam ettiği bir ortamda Türkiye bunu başardı. İnşallah bu sene yani 400 milyar doların üstünde bir mal ve hizmet ihracatı hedefliyoruz. Milli gelirimiz henüz netleşmedi ama geçen gün itibariyle 1,5 trilyon doları aştığını tahmin ediyoruz. 1,6 trilyon dolara hatta yakın bir seviyeye gelebilir, kişi başına gelirimiz 17 bin doların üzerinde. Dünyanın 16. büyük ekonomisi oldu. Türkiye geçen yıl, satın alma gücü paritesiyle de 11. büyük ekonomi oldu. Sanayimize baktığınızda genel tablo sanayide fena değil, güzel, büyümemiz devam ediyor. İhracatımız devam ediyor ama alt sektörlerine baktığımızda bazı sektörlerde sorun görüyoruz. Teknolojisi daha yoğun, savunma sanayindeki sektörlerimiz çok iyi gidiyor. Savunma ihracatımız 10 milyar doları aştı. Orta teknoloji, yüksek teknolojili sektörler iyi gidiyor, büyümesi, ihracatı ama teknoloji düzeyi daha düşük, emek yoğun sektörlerimiz bazı sıkıntılar yaşıyor, onu da görüyoruz, onun da farkındayız ve ona dönük olarak da tedbirler geliştiriyoruz. Genel politikamızı şöyle özetleyebilirim, makro olarak finansal istikrarımızı güçlendirip faizlerin ve enflasyonun aşağıya indiği bir ortamda kalıcı bir şekilde genel finansal koşulları iyileştiriyoruz, bu genel politikamız"ifadelerini kullandı. Finansal yaklaşımlar geliştirdiklerini ve bunun da olumlu etkilerini gördüklerini dile getiren Yılmaz, "Bunun içinde de daha özel alanlara spesifik dediğimiz, seçici dediğimiz finansal yaklaşımlar geliştiriyoruz, mesela esnafımıza yüzde 7 faizli bir finansman sağlıyoruz. Çiftçimizin faizinin yüzde 70’ini hazine ödüyor. İhracatçımız genel faizlerle borçlanmıyor, biz 23-24ler civarında şu an izlediğimiz kredilerle borçlanıyor. Yüksek teknoloji yatırımı yaptığımızda belli bir ölçekte, YTAK dediğimiz bir program var. 10 yıl vadeli, 2 yılı geri ödemesiz, düşük bir faizle destek oluyoruz. Buna benzer bu genel iyileşmeyi beklemeden özel alanlarda da adımlar atıyoruz. Bu çerçevede emek yoğun sektörlerle ilgili son dönemde 3 tane önemli adım attık, birincisi geçen yıl emek yoğun KOBİ sektör diyelim, tekstil, konfeksiyon, mobilya, deri gibi sektörler, buralarda geçen yıl istihdamını koruyan KOBİ’lere 2 bin 500 lira destek vermiştik. Şimdi bu sene bu desteği 3 bin 500’e çıkardık ve konfeksiyon, mobilya dışında olanları da dahil ettik. Tekstil, konfeksiyon ölçeğinde olursa olsun büyük küçük bütün şirketlere istihdamlarını korumaları şartıyla kişi başı 3 bin 500 lira destek veriyoruz. Bu birinci tedbirimiz. İkincisi son dönemlerde Çalışma Bakanlığımızla Sanayi Bakanlığımız güzel bir program geliştirdi. 100 milyar liralık bir paket oluşturdular, yine istihdamını koruyan KOBİ’lere, hassas sektörlere, işletmelere düşük faizli ve kredi garanti fonuyla desteklenmiş bir kredi paketini hayata geçiriyoruz, finansal erişimini bu sektörlerin güçlendirici bir politika izliyoruz. Bir diğer önemli inisiyatifimiz ise İŞKUR tarafından ortaya konan, Sayın Cumhurbaşkanımızın da geçtiğimiz günlerde ilan ettiği GÜÇ dediğimiz program, gençlerin üretime katılım çağrısı. Bu GÜÇ programında birçok başlık var ama en önemli başlığı söyleyeceğim sadece, bu imalat sanayini çok ilgilendiren bir başlık, şimdi gençlerimiz iş arıyorlar, doğal olarak işletmeler de diyor ki tecrübem var diyor, tecrübem yok diyorsa şansını kaybedebiliyor, biz de gençlerin iş gücü piyasasına tecrübeli girişini desteklemek amacıyla yeni bir program geliştirdik. 18-25 yaş arasındaki genç bir işletme tarafından istihdam edilirse 6 ay boyunca asgari ücret düzeyinde maaşını ödeyeceğiz, işçi primini, işveren primini biz ödeyeceğiz, yani işletmeye bir maliyet gelmeyecek. Gencimiz de bir tecrübe edinme imkanı bulmuş olacak, böyle bir programla da emek yoğun özellikle imalat sanayinin güçleneceğine inanıyoruz" diye kaydetti. Merkez bankasının rezervlerinin 200 milyar doları aştığını belirten Yılmaz, "Başka tedbirlerimizle buna devam ediyoruz, finansal tarafta da çok şükür Merkez Bankamızın rezervleri 200 milyar doları aşmış durumda. CDS dediğimiz ülke risk primi 200’lere yakın seviyelerde düşmüş vaziyette. Cari açığımız yüzde 1,6. dünyada borçluluk yükselirken depreme rağmen, birçok harcamaya rağmen Türkiye’de kamu borcunun milli gelire oranı yüzde 25’lerde oldukça düşük. Avrupa’da yüzde 80’in üzerinde, dünyada büyük bir borçluluk var, biz çok şükür borçlu bir ülke değiliz, halkımız da çok borçlu değil, şirketlerimiz de değil. Geçici nakit problemleri yaşanabiliyor bu ayrı bir mesele ama stok olarak baktığımızda böyle yüksek borçlu bir ülke değiliz. Bu da önümüzdeki dönem en şanslı olduğumuz noktalardan bir tanesi. Önümüzdeki dönem inşallah para ve maliye politikalarımızı kararlılıkla uygulayıp bunları arz yönlü politikalarla da birleştirerek yolumuza devam edeceğiz. Arz yönlü politikalar derken de 5 alan bizim için önceliklidir. Birincisi gıda, gıda üretimini artırmak istiyoruz. Sulamaları bu çerçevede önceliklendirmiş durumdayız. Özellikle de tarla içi sulamaları, hayvancılıkta, gıdada üretimi artırmak istiyoruz. İkincisi konut, sosyal konut, sosyal konut için yeni bir kampanya başlattık. Hem konut fiyatları düşsün hem kiralar düşsün diye yapıyoruz bunu, iki artı bir, üç oda bir salon bu sefer, tasarruf ekonomisiyle hareket ediyoruz, israf ekonomisiyle bakmıyoruz. Maalesef aile yapılarına baktığımızda çocuk sayıları da düştü. Türkiye’de ortalama 3’e indi hane büyüklüğü, dolayısıyla üç artı bir son derece iyi planlanmış sosyal konutlarla, enerjisini iyi kullanan, depreme dayanıklı, işçiliği iyi yapılmış konutlarla bir sosyal konut seferberliği yapıyoruz. Yani bir taraftan disiplinli para ve maliye politikaları uygulamaları, bir taraftan da altyapıyı geliştireceğimiz bu politikalarla çok daha güçlü hale geleceğiz. 2026 daha iyi bir yıl olacak" diye konuştu. Toplantı daha sonra basına kapalı olarak gerçekleştirildi.