EKONOMİ - 18 Nisan 2025 Cuma 16:58

Don afetinden zarar gören üreticilerin yaptıkları masraflar karşılanacak

A
A
A
Don afetinden zarar gören üreticilerin yaptıkları masraflar karşılanacak

Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ebubekir Gizligider, don afetinden zarar gören üzüm bağlarında incelemelerde bulunarak, "Zirai don sigortası olmayan yani Tarsim kapsamında olmayan çiftçilerimizin zarar gören mahsullerinin üretimi için yaptıkları harcamalarının hasar oranı nispetinde karşılanmasını, devletimiz taahhüt etti. Şu anda zararı yerinde görmek amacıyla Anadolu’nun dört bir tarafına dağıldık. Çiftçimiz ne harcadıysa şu ana kadar sigortalı olmayanlar için söylüyorum, bunu devletimiz ‘Evet ben senin yanındayım‘ diyorum" dedi.


Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı Ebubekir Gizligider, 10-11 Nisan tarihlerinde meydana gelen zirai don afetinin zararını yerinde incelemek üzere Manisa’ya geldi. Bu çerçevede Manisa’nın Saruhanlı ilçesinde üzüm bağlarına giren Bakan Yardımcısı Gizligider, üreticilerden don afetiyle ilgili yaşadıkları sıkıntıları dinledi. Afetle ilgili alınan kararları basın açıklaması ile duyuran Bakan Yardımcısı Gizligider, "Sayın Cumhurbaşkanımız ve Bakanımızın geçmiş olsun dileklerini sunmak istiyorum. Son yılların en büyük afetini yaşadık. Bu don olayının Manisa’mızda en yoğun yaşandığı ilçemizdeyiz. 10 Nisan 2025 gece yarısı itibariyle Manisa ile birlikte 34 ilimizde bu afeti yaşadık. Manisa, tarım sektöründe bizim için lokomotif illerden biri. 877 bin 598 dekarı aşan bir bağ alanımız var. Sadece Türkiye’de değil Dünya’da da bağcılık konusunda marka illerden bir tanesi. Tabii sadece üzüm değil, meyvecilik yapan üreticilerimiz de Manisa’da dondan etkilenmiş durumda. 10 Nisan tarihinde gece 01 ile sabah 08 arasında bazı bölgelerde eksi 3 dereceye kadar düşen bir hava sıcaklığı yaşadık. 17 ilçemiz de bundan etkilendi. Türkiye’de diğer illerde eksi 17’ye kadar sıcaklıklar vardı. Saruhanlı ise en yoğun zararın yaşandığı ilçemiz. Genellikle taban arazilerde bu sıkıntıyı yaşadık. Gediz Nehri’ne yakın, çukur ve soğuk hava akımının biriktiği bölgelerde daha yoğun bir raporlama mevcut. Olayın yaşandığı andan itibaren Manisa Valimiz, milletvekillerimiz ve tarım orman il müdürlüğü ekiplerimiz vatandaşın yanında oldular. Olayın yaşanmasından önce de 8 Nisan tarihi itibariyle Meteorolojiden aldığımız verileri üreticilerimizle mesaj yoluyla paylaşmıştık. Bir yandan da sosyal medya vasıtasıyla bu bilgilendirmeler devam etti. Manisa’da tahmin ve erken uyarı sistemlerimiz var. Bunlar da devreye girdi. Olabilecek zararların en aza indirilmesi için topyekun bir çalışma yapıldı. Nihai sonucu önümüzdeki hafta itibariyle daha yakından göreceğiz. Çünkü donun çözülmesi gerekiyor. Don var dediğiniz yerde olmayabiliyor ‘don yok’ dediğiniz yerde de bir süre sonra zararın tespiti söz konusu olabiliyor. Manisa İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nde görevli 184 teknik personelimiz var. Hepsi alana indi ve sabahın ilk saatleri itibariyle hasar tespit çalışmalarına başladı. 140 TARSİM eksperimiz de hemen sabahına sahaya indi. Biz de geçici de olsa Manisa ile ilgili bir veri elde ettik. İlk tespitimize göre üzüm ağırlıklı olmak üzere, kiraz, şeftali, kayısı, ayva, armut, badem, ceviz, erik, zeytin gibi ürün gruplarında, 812 bin 681 dekar alanda 36 bin 738 üreticimiz don zararına uğradı. Manisa’mızda 12 bin 820 çiftçimiz 276 bin 589 dekar alanda don sigortası yaptırdı. Bu en önemli tedbirimizdi belki. Bu anlamda Manisa’nın bilinci çok yüksek. Manisa’da bağlarda sigortalılık oranımız yüzde 54. Türkiye ortalamasının çok üzerinde. Saruhanlı da ise bu oran yüzde 75 olmuş, bir yönüyle en yoğun şekilde zararı yaşadığımız ilçedeyiz. Diğer taraftan da bu zarara karşı en büyük tedbiri almış ilimizde ve ilçemizdeyiz. 11 bin 946 üreticimizin 259 bin 181 dekarlık arazide zirai dondan etkilenmesi söz konusu. Bu kapsamda TARSİM’in hasar tespit süreci, geçici ekspertiz aşamasında. Geçici ekspertiz, hasarın hemen ardından yapılan ilk değerlendirme demek. Kesin ekspertizle ürünlerin gelişim süreci tamamlandıktan sonra Temmuz ve Ağustos aylarında gerçekleşecek ve inşallah bu ödemeler de geçmiş 2 ay önce Çukurova’da nasıl ödemeler yaptıysak yine bu ödemeler gerçekleşecek. Yani bu yaşadığımız süreçle ilgili ilk ve kesin tazmin meselesinde cevabımız TARSİM. Buradan yine şu çağrıyı yapmak istiyorum. Artık iklimler değişti, hepimiz birlikte yaşıyoruz. Bir küresel ısınma söz konusu. Yaz aylarının ortasında da donla karşılaşma ya da kış aylarının ortasında fahiş sıcaklıklarla karşılaşma ihtimalimiz var. Ne yazık ki böyle bir sürece başta Akdeniz çanağı olmak üzere tüm dünyada girildi. Buna karşı alabileceğimiz en büyük tedbir sigorta. ‘Don kaç yılda bir oluyor?’ demeyin. Nasıl şu araçlara biniyorsak, zorunlu trafik sigortası yaptırıyorsak milyonlarımızı bağladığımız, bu vasıtalarımıza gözümüz gibi bakıyorsak bu bağlar bizim çocuklarımızın ekmeği. Ne olacağını bilmediğimiz afetlerin nihai çözümü, tedbir almakla başlar. Üzüm üreticilerine dolu sigortasının olduğu paketi, Devlet sigorta primlerinin yarısına ya da yaklaşık yüzde 70’ine kadar prim desteği sağlıyor zaten. Yeter ki siz gelin. Gerisiyle ilgili Ziraat Bankasının faizsiz, iki yıl geri ödemesiz, 5 yıl kredilendirmesi söz konusu. Dolayısıyla devlet aslında her kapıyı açmış durumda. Bu tür afetlerin bundan sonra olmayacağının garantisi yok. Bir diğer ek destek de şu: Sisleme, pervane ve gölgeleme ekipmanlarına da destek sağlıyoruz, yüzde 25-35 oranında prim desteği veriyoruz. Kırsal kalkınma destekleri yüzde 50’ye kadar devlet karşılıyor. Yeter ki siz gelin, devletin bu imkanlarından faydalanmak isteyin" dedi.



Don afetinden zarar gören üreticilerin yaptıkları masraflar karşılanacak


İlk andan itibaren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuyla ilgili bilgilendirildiğini belirten Gizligider, sözlerine şöyle devam etti: "Meclis, tüm partilerinin katılımıyla bir komisyon kurdu, bundan sonra alınması gereken tedbirler burada alınacak. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından salı günü kabine sonrası millete sesleniş şekliyle açıklandı. Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı, bizim için bu gerekli. Çiftçi kayıt sistemine kayıtlı değilse hukuken söylüyorum çiftçi değil. Zirai don sigortası olmayan yani Tarsim kapsamında olmayan çiftçilerimizin zarar gören mahsullerinin üretimi için yaptıkları harcamalarının hasar oranı nispetinde karşılanmasını devletimiz taahhüt etti. Şu anda hem sayın bakan hem de bizler hem de genel müdürlüklerimiz Anadolu’nun dört bir tarafına dağıldık. Çiftçimiz ne harcadıysa şu ana kadar sigortalı olmayanları söylüyorum bunu devletimiz ‘Evet ben senin yanındayım’ diyorum. Ama bu devletimiz şöyle de anlaşılmasın. Nasılsa devlet karşılıyor. Böyle algılanmasın. Nihai tedbir sigortadır. Devam eden tedbir olarak tarım kredi kooperatifleri ve Ziraat Bankasıyla koordinasyonumuz neticesinde don felaketinden etkilenen üreticilerimizin tarımsal kredi borçlarının ertelenmesi yönünde gerekli adımlar atıldı. O, süreç olarak devam ediyordu. Halen tespitlerimiz olabilir. Artık güneş açtı. Son iki gündür bir bahar havası var. Dolayısıyla daha önce tespitini yapmadığımız don vakaları olabilir. Bunula ilgili olarak da özellikle Tarsimliler için ‘Alo Tarsim’ 172 hattına başvuruda bulunulabilir. ‘Geldiğinizde yoktu ama böyle bir durum daha var’ diyebilirsiniz. Sigortası olmayan Tarsim dahilinde olmayan üreticilerimiz de ilçe ve il tarım müdürlüklerimize giderek ‘geldiğinizde belki yoktu şu an böyle bir tespitimiz var. Bizim bu tespitimizi yerinde siz de tespit edin’ diyebilirsiniz. Tespitler tamamlanana kadar il ve ilçe müdürlüklerimizin görevli personellerin yönlendirmelerine uyunuz. Daha sonra bir zarar görülmemesiyle ilgili hukuken ya da tazmin noktasında bir noksan olmaması amacıyla bu uyarımızı da dikkate alınmasını isteriz. Sadece tespit, sadece bu zararın tazmini değil biz önümüze bakmakla mükellefiz. En önemli şey. Üretimin devamlılığını sağlamak için buradayız. Bundan sonra da bununla ilgili yeni tedbirler alacağız. Meclisimizle birlikte yeni mevzuatlara imza atacağız. Bundan sonra ne olacaksa hazırlıklı olmak zorundayız. Artık yeni bir düzen ve iklimle karşı karşıyayız. Allah beterinden korusun"


Bakan Yardımcısı Gizlgider’e inceleme ziyaretinde, Manisa Valisi Vahdettin Özkan, AK Parti Manisa Milletvekilleri Murat Baybatur, Ahmet Mücahit Arınç, Tamer Akkal, Saruhanlı Belediye Başkanı Ekrem Cıllı, Demirci Belediye Başkanı Erkan Kara, AK Parti Manisa İl Başkanı Süleyman Turgut, Manisa Ticaret Borsası Başkanı Sadık Özkasap, ziraat odası başkanları eşlik etti.



Don afetinden zarar gören üreticilerin yaptıkları masraflar karşılanacak

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Balıkesir Eğitimde yönetici yetiştirme programı Balıkesir’de başladı Millî Eğitim Bakanlığı tarafından, Millî Eğitim Akademisi Başkanlığı koordinasyonunda hayata geçirilen "Eğitim Kurumları Yönetici Yetiştirme Programı", 81 ilde eş zamanlı olarak başladı. Balıkesir’de gerçekleştirilen programın açılışına İl Millî Eğitim Müdürü Selehattin Kal ve eğitim yöneticileri katıldı. Programın açılışı, Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in çevrim içi bağlantıyla gerçekleştirdiği hitapla başladı. Bakan konuşmasında; eğitim yöneticiliğinin sadece idari süreçleri yürütmekten ibaret olmadığını, aynı zamanda eğitim kurumlarına yön veren güçlü bir liderlik sorumluluğu taşıdığını vurguladı. Eğitimde niteliğin artırılması, okul kültürünün güçlendirilmesi ve Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli hedeflerine ulaşılmasında eğitim yöneticilerinin kritik bir rol üstlendiğini ifade etti. Bakanlık tarafından yürütülen program kapsamında; eğitim kurumu yöneticilerinin mesleki gelişimlerinin desteklenmesi, yönetim becerilerinin geliştirilmesi ve eğitim faaliyetlerinin daha etkin yürütülmesi amaçlanıyor. 81 ilde uygulanacak programın yaklaşık 35 bin yönetici ve yönetici adayının katılımıyla üç aşamalı olarak gerçekleştirilmesi planlanıyor. Balıkesir’deki açılış programında konuşan İl Millî Eğitim Müdürü Selehattin Kal ise eğitim yöneticiliğinin önemine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: Eğitim yöneticiliği; sadece idari süreçleri yürütmek değil, aynı zamanda okullarımıza vizyon kazandırmak, öğretmenlerimize rehberlik etmek ve geleceğimiz olan evlatlarımızın yetişmesine liderlik etmektir. Bu yönüyle okul yöneticilerimiz, eğitim sistemimizin en önemli yapı taşlarından biridir." Programın yöneticilik becerilerini geliştireceğine, eğitim liderliği anlayışına katkı sunacağına ve okullardaki eğitim kalitesini daha da güçlendireceğine inandığını belirten Müdür Kal; teknoloji yönetimi, kriz yönetimi, insan ilişkileri, etik değerler ve iletişim becerileri gibi alanlarda kendini sürekli geliştiren eğitim yöneticilerine duyulan ihtiyacın her geçen gün arttığını ifade etti. 7528 sayılı Öğretmenlik Mesleği Kanunu kapsamında hayata geçirilen program; hafta sonlarında yüz yüze ve mahalli hizmet içi eğitim faaliyetleri şeklinde uygulanacak. Eğitimler; "eğitim liderliği", "yönetim ve koordinasyon", "kültürel duyarlılık ve iş birliği", "yönetsel etik ve değerler" ile "kişisel ve mesleki gelişim" başlıklarını kapsayan 20 farklı ders ve toplam 64 saatlik içerikten oluşuyor. Program kapsamında yöneticilere; "Kurum Sağlığı ve Güvenliği ile Afet ve Kriz Yönetimi", "Eğitimde İnsan Hakları ve Demokrasi Kültürü", "Değer ve Gelişim Odaklı Personel Yönetimi", "Stres ve Duygu Yönetimi" ile "İkiz Dönüşüm: Eğitimde Teknoloji Yönetimi ve Çevre Bilinci" gibi güncel ve kapsamlı eğitimler verilecek. 16 Mayıs tarihinde başlayan birinci grup eğitimlerinin 14 Haziran 2026 tarihinde tamamlanması planlanırken; yeni eğitim öğretim yılı başlamadan önce tüm eğitim süreçlerinin tamamlanarak görevlendirilecek yöneticilerin görevlerine hazır hâle gelmeleri hedefleniyor.
Balıkesir Çay Deresi ıslah edildi, sel ve taşkın riski azaldı Balıkesir ve ilçelerinde son dönemde yapılan taşkın kontrol tesislerinin artması, bölgedeki taşkın risklerinin ortadan kaldırılmasında önemli rol oynayacak. Balıkesir il merkezini ortadan ikiye ayıran Çay Deresi ıslah edilerek, taşkın riski ortadan kaldırıldı. Tarım ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, tarımda modern sulamayı yaygınlaştırmak, toplulaştırma çalışmalarıyla tarım arazilerinden en yüksek faydayı sağlamak, musluklara sağlıklı ve içilebilir su ulaştırmak ve yerleşim yerleri ile tarım arazilerini taşkın risklerine karşı korumak için tüm gücüyle çalışırken, sürdürülebilir su yönetimi anlayışıyla da suyun her damlasına sahip çıkıyor. Balıkesir ve ilçelerinde son dönemde yapılan taşkın kontrol tesislerinin artması, bölgedeki taşkın risklerinin ortadan kaldırılmasında önemli rol oynuyor. DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta "Hayata geçirdiğimiz taşkın koruma tesisleri ile taşkın riskini azaltıyor, vatandaşlarımızın can ve mal emniyetini güvence altına alıyoruz. Oluşabilecek taşkınlardan korunma ve daha güzel bir çevre için taşkın tesislerimizin temizlik faaliyetlerine dikkat etmeliyiz. Dere yataklarına evsel ve hayvansal atıkların atılmaması, dere yatağının daraltılmaması ve müdahale edilmemesi hususunda tüm vatandaşlarımızın duyarlı davranması çok önem arz etmektedir" dedi. Balıkesir’in Karesi ilçesinde yürütülen "Çay Deresi 4. Kısım Taşkın Koruma İnşaatı" kapsamında duvarlı kanal ve yaya köprülerine ilişkin imalatlar tamamlandı. Devlet Su İşleri Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, projedeki son duruma ilişkin yaptığı açıklamada, çalışmaların planlanan takvim doğrultusunda sürdüğünü belirterek şu bilgileri paylaştı: "Toplam bin 272 metre uzunluğunda, il merkezinden geçen derenin ıslahı kapsamında; 2 bin 544 metre betonarme duvar imalatı ile birlikte 1 adet yol geçiş yapısı, 7 adet çelik kemer yaya köprüsü, 1 adet çelik düz yaya köprüsü, 2 adet betonarme yaya köprüsü, 6 adet engelli rampası ve 2 bin 544 metre uzunluğunda çift taraflı alüminyum döküm korkuluk, alüminyum aydınlatmalar ile ferforje korkuluk imalatları tamamlanmıştır. Projenin tamamlanmasıyla birlikte Karesi ilçesi taşkın riskine karşı daha güvenli hale gelecektir." Proje ile birlikte, yerleşim alanlarından geçen Çay Deresi’nin taşkın riskinin azaltılması, can ve mal güvenliğinin artırılması hedeflenirken; modern üstyapı unsurlarıyla bölgeye estetik ve fonksiyonel bir görünüm kazandırılması amaçlanıyor. Çalışmaların kalan kısımlarının da kısa sürede tamamlanması planlanıyor.
Ankara Bir ömrü defterlere sığdırarak 59 yıldır günlük tutuyor Ankara’da yaşayan Mürsel Yetik, yaklaşık 59 yıldır yaşadığı olayları tuttuğu günlüklere yansıtıyor. Ankara’nın Polatlı ilçesine bağlı Hacıtuğrul Mahallesi’nde yaşayan Mürsel Yetik, yaklaşık 59 yıldır günlük tutuyor. Uzun yıllar çiftçilik yaparak geçimini sağlayan Yetik, sağlık sorunları nedeniyle artık çalışamasa da 1967 yılında başladığı günlük tutma alışkanlığını aralıksız sürdürüyor. Henüz genç yaşlarda askerdeyken yazmaya başlayan Yetik, geçen yıllar içinde yalnızca kendi yaşamını değil, köyünde yaşanan gelişmeleri ve dünyadaki önemli olayları da defterlerine kaydetti. Yıllar boyunca biriken onlarca defter, bugün adeta kişisel bir tarih arşivi niteliği taşıyor. Yetik’in günlüklerinde Hacıtuğrul Mahallesi’nde yaşanan gelişmelerden tarım sezonlarına, kuraklık ve yağış dönemlerinden mahalledeki önemli olaylara kadar pek çok ayrıntı yer alıyor. Bunun yanında Türkiye ve dünyada gündem oluşturan gelişmeleri de not eden Yetik, yaşanan olayların unutulmaması için yazmayı bir sorumluluk olarak gördüğünü ifade ediyor. Yaklaşık 60 yıla yaklaşan günlük alışkanlığını bırakmayı düşünmediğini dile getiren Yetik, bu işin kendisi için bir hastalık olduğunu belirtti. "Bu bir hastalık" Askere gittiği günden bu yana yazmaya devam ettiğini belirten Yetik, "23 Kasım 1967’de köyden çıktım, Afyon’a gece 2 buçukta vardım ve teslim oldum. Günlüklerimi orada yazmaya başladım. Sonra Kütahya’ya geldim, çavuş oldum ve çavuşlukta askerliğimi bitirdim. Daha sonrasında ise köyüme geldim çiftçilik yapmaya başladım. Aklıma ne geldiyse yazdım. Mesela karşı köyden biri vefat etmiş, evladı geliyor diyor ki ‘benim babam öldü.’ Ben bunu yazarım. Etraftaki köylerden duyduğumu yazarım. Televizyonda olanları da akşam olduğunda yazarım. Bu bir hastalık, bir karımız yok" diye konuştu. "Yazmaya devam edeceğim, ölünce ferahlarım" 80 yaşında olmasına rağmen hala yazmaya devam edeceğini ifade eden Yetik, "Civarımda olmuşları yazdım. Mesela köye kim gelmişse sorardım. ‘Nerelisiniz, adınız ve soyadınız ne?’ Yazmaya devam edeceğim. 80 yaşıma girdim, ölünce ferahlarım. Senesine göre defterler var. Önceden banka defterleri vardı. Onlardan da var. Bunlar ajanda. Dostlarım, yazdığımı bildikleri için bu defterleri bana hediye yollarlar" şeklinde konuştu.
İstanbul Küçükçekmece’de ‘Kendi Gölgemde’ sergisi açıldı Küçükçekmece’de 102 öğrencinin, 124 eserinin yer aldığı ‘Kendi Gölgemde’ adlı karma sergi Galeri Cennette sanatseverlerle buluştu. Küçükçekmece Belediyesi Güzel Sanatlar Akademisi’nde eğitim alan 102 öğrencinin, 124 eserinin yer aldığı ‘Kendi Gölgemde’ adlı karma sergi Galeri Cennette sanatseverlerle buluştu. Katılımcıların iç dünyalarının gölgede kalan kısımlarının dış dünyaya yansıması üzerine odaklanan ve 14 branştan oluşan serginin açılışına Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, Başkan Yardımcıları İlyas Dikici ve Sedat Özkan, birim müdürleri, sergide eseri yer alan sanatçılar ve çok sayıda sanatsever katıldı. "GSA, öğrencilerin hayata başka bir pencereden baktığı bir üretim alanıdır" Sergi açılışında konuşan Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, ‘’Güzel Sanatlar Akademisi, bizim için yalnızca bir eğitim merkezi değil, bireylerin yeteneklerini keşfedebildiği ve sanat aracılığıyla hayata başka bir pencereden baktığı çok kıymetli bir üretim alanıdır. Bugün geldiğimiz noktada, Güzel Sanatlar Akademimiz de 26 farklı branşta eğitim alan 720 öğrencimizle güçlü ve büyük bir sanat ailesi oluşmuş durumda. Yıl boyunca düzenlediğimiz sanatsal atölyeler aracılığıyla da yaklaşık 800 öğrenciye ulaşarak sanatın daha fazla hayatın parçası olmasına katkı sunuyoruz. Eğitimlerini başarıyla tamamlayarak, sertifikalarını alan tüm mezun ve öğrencilerimizi gönülden kutluyorum. Onlara rehberlik eden kıymetli eğitmenlerimize ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum’’ dedi. "GSA’nın bana hem maddi hem de manevi katkıları oldu" Sergide eseri bulunan Bahareh Gencer, ‘’Kat’ı sanatı ile yaptığım ve Bahar Bahçe adını verdiğim eserimle sergide yer aldım. Bir ağaç tasvirlemesini iki cam arasına yerleştirdim ve ağacın gölgesinin duvara yansımasını sağladım. Böylece serginin ana temasına göre bir eser üretmiş oldum. Kaligrafi, hat ve kat’ı branşlarında GSA’ da uzun yıllar boyunca eğitim aldım. Kendi adıma ve çocuklarım adına burada çok güzel anılar biriktirdim. GSA’nın bana hem maddi hem de manevi katkıları oldu. Birçok sergiye katıldım ve eserlerimi beğenip benimle sosyal medya üzerinden iletişime geçen, eserlerimi satın alan sanatseverler oldu. Bizlere emek veren herkese çok teşekkür ediyorum’’ diye konuştu. Sergide eseri yer alan bir başka sanatçı Engin Godollar ise ‘’Yaklaşık iki senedir GSA’da ebru eğitimi alıyorum. Meğerse içimde bir sanatçı ruhu varmış, bunu 60 yaşında GSA’da keşfettim. Sergide Letafet ve Arzı Endam adında iki tane eserim var. İlk sergim ve tarifsiz duygular içerisindeyim, böyle bir duygu ve deneyim yaşayacağım hiç aklıma gelmezdi. Ailem, dostlarım, en güzeli de Başkanımız Kemal Çebi eserlerimizi görmeye geldi, çok mutluyum. Belediyemize sunmuş olduğu imkanlar için çok teşekkür ederim’’ ifadelerini kullandı. GSA öğrencilerinin yılsonu sergisi olan ve çini, seramik, resim, resim teknikleri, temel sanat ve tasarım, sanatta tasarım ve kurgu, çağdaş sanat pratikleri, heykel, kat’ı, minyatür, tezhip, güzel sanatlara hazırlık, ebru ve bilimsel bitki tasarım branşlarından oluşan Kendi Gölgemde sergisi 15 Temmuz’a kadar Galeri Cennet’te sanatseverleri ağırlayacak.
Samsun Fındıkta kırmızı alarm: "Küresel iklim olayları, Karadeniz’de fındık sulamasını zorunlu hale getirdi" Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Demir, küresel iklim değişikliğiyle birlikte Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan sürecin fındıkta sulamayı zorunlu hale getirdiğini, fındıkta sulamanın artık bir lüks değil zorunlu ihtiyaç olduğunu ifade etti. Düzensiz yağış rejimleri, yaz kuraklıkları, artan sıcaklıklar ve uzun süren susuz dönemler; Türkiye’nin stratejik tarım ürünlerinden biri olan fındık üretimini doğrudan etkiliyor. Uzmanlar, bugün gelinen noktada "Karadeniz’de sulama gerekmez" anlayışının günümüz iklim şartlarıyla örtüşmediğini belirtiyor. OMÜ Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Demir, geçen sene oldukça kayıp yaşanan fındıkta sulamanın önemine değinerek açıklamalarda bulundu. "Fındıkta sulama lüks değil, zorunlu ihtiyaç" Eskiden oluşan algıların iklim şartları ile birlikte değiştiğini ifade eden Prof. Dr. Yusuf Demir, "Son yıllarda yaşanan küresel iklim olayları, iklimdeki değişiklikler, tarımsal üretimdeki baskıları her geçen gün artırıyor. 2025’te tarımsal üretimde ciddi krizler yaşadık. Meyvecilik ve fındık üretiminde sıkıntı yaşadık. Eskiden ’fındık üretiminde Karadeniz’de sulamaya ihtiyaç yok’ gibi bir algı vardı. Küresel iklim değişikliğiyle birlikte bu algı değişmeye başladı. Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan süreç, fındıkta da sulamayı zorunlu hale getirmiştir. Fındıkta sulama artık bir lüks değil, zorunlu ihtiyaçtır. Çalışmalar şunu göstermiştir ki fındıkta yapacağımız sulamayla birlikte üretimde, verimde yüzde 60’a kadar artış sağlayabileceğimizi göstermektedir. Bu durum; arazinin coğrafyasına, topografik eğimine, ürünün çeşidine ve iklim faktörlerine bağlı olarak değişmektedir. Fındıkta sulama yapmadığımız zaman sadece verim düşüklüğü değil, aynı zamanda üretilen ürünlerde kalite, ürün iriliğinde, dane çapında ve boş fındık sayısının artması gibi birçok problemle karşılaşıyoruz. Onun için de bizim mutlak suretle artık özellikle Samsun başta olmak üzere Karadeniz’in sahil kesimi, öncelikle yani 450 rakımın altındaki bölgeler olmak üzere önümüzdeki süreçlerde sıcak yaz aylarında ciddi anlamda sulamayı düşünmek ve projelerini almak durumundalar" dedi. "Fındık sulaması olgunlaşma ve iriliği artırırken, donma riskini azaltıyor" Sulamanın fındığın olgunlaşmasında ve dış etkenlere karşı korunmasında hayati önem taşıdığına değinen Prof. Dr. Demir, "Fındık sulamasını sadece bu seneki verim ve üretim açısından da değerlendirmemek lazım. Özellikle mayıs sonu, haziran başında yapılan sulamaların fındıkta meyve olgunlaşması ve donma ile ilgili fayda sağladığını; haziran sonu, temmuz başında yapılan sulamanın ise özellikle meyvelerde iriliği, boş meyve oranlarının azalmasını ve hatta meyvenin kalitesinin iyileşmesini sağladığını yine yapılan çalışmalar ortaya koymuştur. Tabii temmuz-ağustos aylarında yapılan sulama ise hem bu seneki fındığın daha kaliteli üretilmesi, elde edilmesi hem de bir sonraki sene fındık sürgünlerinin daha iyi gelişmesi, dolayısıyla bir sonraki yıldaki üretimi de etkilemesi açısından önemlidir. Yani aynı zamanda sulama, yıllarca fındıkta önemli bir problem olan periyodisite yani yıllık dalgalanma açısından da önemli bir çözüm üreten ana araçlardan bir tanesi haline gelecektir. Onun için bizim mutlak suretle fındıkta sulama çalışmalarına ve bütün projelerimizde sulamaya öncelik vermemiz gerekmektedir. Bu anlamda yapılacak çalışmalar bilimsel anlamda şu anda farklı kurumlarımızda yapılıyor ama bizim mutlaka fındıkta modern sulama teknikleri nelerdir ve modern sulamayı nasıl yaparız noktasında hem yerel yöneticilerimizi hem de çiftçilerimizi aydınlatmamız gerekiyor. Fındıkta söylediğimiz bu faydaların sağlanabilmesi için damla sulama gibi veyahut da uygun olan oranlarda veya alanlarda belki mini yağmurlama başlıklarıyla fındık altı sulama gibi sistemlerle daha uygun, daha verimli sulamayı gerçekleştirebiliriz. Aynı zamanda tabii ki kırsal alanda yaşayan insanların gelir seviyesini yükseltmek, onların yaşam standartlarını artırmak için de buna ihtiyaç vardır. Bu anlamda yerel yöneticilerin bu projelere öncelik vermesi, artık Karadeniz’de Ordu ve Giresun, Trabzon dahil olmak üzere pek çok ilimizde fındık sulamasını ciddi anlamda önceliklendirmeye yarar vardır" diye konuştu. "Gelecek yıllarda fındığın Karadeniz’de yetişme şartları zor hale gelecektir" İklim değişikliklerinin böyle devam etmesinin Karadeniz’deki fındık üretim şartlarını zorlaştıracağına da değinen Demir, ayrıca şunları söyledi: "Küresel iklim etkisi bu şekilde devam ettiği sürece ki inşallah yapılacak tedbirlerle bunların önüne belli ölçüde geçebiliriz ama böyle devam ettiği sürece Karadeniz’in ısınması, Akdeniz’in ısınması sonucunda aynı zamanda ülkemizin ürün deseninde, üretim alanı değişiminde de ciddi farklar oluşmakta ve gelecek yıllarda fındığın Karadeniz’de yetişme şartları zor hale gelecektir. İşte bu durumda mutlaka şimdiden alınacak tedbirler ve sulama çalışmaları önemli ve ciddi bir çözüm olacaktır. Onun için fındık sulamasının bugünlerde böyle bir yağışlı ortamda konuşulması bence bugün konuşacağız ki yarın problemi yaşadığımızda çözüm üretelim. Çünkü problem yaşadığında çözüm üretmek artık geçmişte kalan düşüncelerden oluşmaktadır. Biz bugün artık problemi önceden tespit edip, problem yaşamadan çözümler üretecek analiz ve uygulamaları gerçekleştirmemiz gerekiyor. Onun için fındık sulaması çok önemli bir kavram ve Karadeniz Bölgesi’nde, tabii Batı Karadeniz de bunun içerisinde ama özellikle Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi’nde bundan sonraki süreçte mutlaka fındık sulaması çalışmaları önceliklendirilmeli ve bununla ilgili projelere öncelik ve destek verilmelidir."
Adana Adana’da polis kağıt oyununa ara verdirip, boğulma bilgilendirmesi yaptı Adana’da havaların aşırı ısınmamasına rağmen 8 gencin boğulması üzerine Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğü ekipleri harekete geçip, ev ev, kahvehane kahvehane gezerek anne ve babaları uyardı. Havalar aşırı ısınmasa da güneşi gören Adanalı gençler serinlemek için sulama kanalı, nehir ve göle girmeye başladı. Her yıl ortalama 25 gencin boğulduğu Adana’da bu yıl havalar yeterince ısınmamasına rağmen 8 kişi boğuldu. Bu durumu üzerine Adana Emniyet Müdürlüğü Toplum Destekli Polislik Şube Müdürlüğü ekipleri harekete geçti. Polis kanallara "Arkadaşını uyar, kanaldan uzak" dur yazılı pankart astı. Polis daha sonrada özellikle kanal kenarındaki evleri tek tek gezip anne ve babaları çocuklarına sahip çıkması konusunda uyardı. Polis çocukların boğulmasıyla sonuçlanan olaylarda herkesin canının yandığını aynı zamanda 18 yaşından altındaki şahısların boğulması durumda anne ve babanın sorumluluğunun olduğunu bu durumun yargılanmaya kadar gidebileceğini belirterek uyarıda bulundu. Polisin uyardığı vatandaş Ali Çiftçi, "Zamanında küçükken ben de girmiştim. Ama şu anda girmiyorum. Ailelerin başı bu tarz olaylardan çok yandı. O yüzden kanallara girmeyin" dedi. Polis daha sonra mahalledeki kahvehaneleri de tek tek gezerek uyarıda bulundu. Kahvehanede "batak" oyununa ara verdiren polis boğulma konusunda babaların ne yapması gerektiğini anlattı. Oyun oynayan vatandaşlardan Ziya Yılmaz, "Bu bilgilendirme için polislerimize teşekkür ediyorum. Burada çok boğulma olayları oluyor. Vatandaş olarak ne kadar uyarsak da yüzme olayları devam ediyor. İnşallah polislerinizin sayesinde boğulmalar azalacaktır" diye konuştu. başka bir kahvehane sakini Hanifi Akçalı ise, "Buraya girenleri uyarıyoruz. Ben hayatım boyunca bu sulama kanalına girmedim. Güzel yüzerim ama yine de girmem. Ne kadar iyi yüzüyorum desen de bir kramp girdi mi kurtulamazsın. Polisler ev ev geziyor, çok güzel bir şey. Polislerimize güveniyoruz" dedi.