SAĞLIK - 27 Şubat 2026 Cuma 13:16

"Kapalı omurga cerrahisi ile felç riski yok denecek kadar azaltılabiliyor"

A
A
A
"Kapalı omurga cerrahisi ile felç riski yok denecek kadar azaltılabiliyor"

Dünyada yaygınlaşan tam kapalı omurga cerrahisinin bel fıtığı ve dar kanal ameliyatlarında daha az ağrı ile düşük enfeksiyon riski sağladığı belirtiliyor. Uzmanlar, gelişen cerrahi teknikler sayesinde omurga ameliyatlarında felç kalma riskinin açık ve kapalı yöntemlerde yok denecek kadar az seviyelere indiğini ifade ediyor.


Tam kapalı omurga cerrahisi, dünyada ve Türkiye’de son yıllarda giderek yaygınlaşan cerrahi teknikler arasında yer alıyor. Bel fıtığı ve dar kanal ameliyatlarında tercih edilmeye başlanan yöntem, daha az ağrı ile uyanma, kısa hastanede kalış süresi ve düşük enfeksiyon riski gibi avantajlar sunuyor. Ortopedi ve Travmatoloji Op. Dr. Cem Sever, VM Medical Park Kocaeli Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Skolyoz ve Omurga Cerrahi Merkezi’nde özellikle uygun hasta seçimi yapıldığında kapalı omurga cerrahisi ile yüz güldüren sonuçlar alınabildiğini söyledi.


Omurga ameliyatlarında en büyük risklerden biri olarak görülen felç kalma ihtimaline de değinen Op. Dr. Sever, gelişen cerrahi teknikler ve alınan önlemler sayesinde bu riskin açık ve kapalı yöntemlerde yok denecek kadar az seviyelere indiğini ifade etti. Op. Dr. Sever, endoskopik cerrahi yaklaşımın kas ve kemik dokuda daha az hasar oluşturduğunu, bu nedenle hastaların ameliyat sonrası rehabilitasyon sürecinin daha hızlı ilerleyebildiğini de belirtti.



"Son 10 yılda dünyada çok popüler olan cerrahi teknik"


Son 10 yılda dünyada tam kapalı omurga cerrahisi ameliyatlarının çok popüler olduğunu söyleyen Cem Sever, "Hastalarımızın bize en çok sorduğu soruların başında omurga ameliyatlarının kapalı yöntemlerle yapılıp yapılamadığı geliyor. Bazı omurga ameliyatları kapalı yöntemle yapılabiliyor. Bunların başında da özellikle disk cerrahisinde, özellikle lomber disk cerrahisinde, yani bel bölgesindeki bel fıtıklarının uygun olan hastalarda kapalı yöntemlerle bu ameliyatlar gerçekleştirilebiliyor. Özellikle dünyada ve ülkemizde bu yöntemler son 10 yılda popüler hale gelmeye başlandı. Bu teknikler hastalar için birçok avantaja sahip" diye konuştu.



"Klasik yöntemde mikroskop altında çalışıyoruz"


Klasik olarak bel fıtığı cerrahisinde en çok uygulanılan yöntemin mikroskopik cerrahi olduğunu belirten Sever, "Mikroskop altında küçük insizyonlar kullanarak, belli kas kitlelerinin içerisinden geçerek fıtığı dışarı çıkartıyoruz. Bu teknikte değişen ne oldu? Artık çok daha az, hemen hemen hiç bir kas hasarı vermeden, çok az kemik dokuya zarar vererek, tamamıyla anatomik dokular arasından fıtığa ulaşıp fıtığı çıkartıyoruz" şeklinde konuştu.



"Daha az ağrı, daha kısa hastane süresi"


Kapalı omurga cerrahisinin avantajlarını anlatan Sever, "Operasyondan sonra hasta daha az ağrı ile uyanıyor. Ameliyat sonrası dönemde rehabilitasyonu çok daha hızlı gerçekleşebiliyor. Hastane kalış süresi çok daha kısa sürebiliyor. Bunun gibi birçok avantajlara sahip. Ameliyat süresi açık ameliyatla aynı. Ortalama 45 dakika- 1 saat arasında bu ameliyatlar gerçekleştirilebiliyor. Teknik olarak farklı olan, biz hiçbir büyük cerrahi iz yapmadan, sadece çok küçük aletlerin girebileceği kadar yerlerden bu ameliyatı gerçekleştiriyoruz. Çok daha az miktarda kanama oluyor. Dokulara daha az hasar veriyorsunuz. Bunun gibi birçok avantajı var. Her ameliyatın riski vardır ama çok küçük bir yara yerinden yaptığımız için diğer teknikle karşılaştığınızda enfeksiyon riski çok daha düşük oluyor. Bu teknikte sulu bir ortamda çalışıyorsunuz. Yani, yaranın içerisine siz dışarıdan su veriyorsunuz. Bu nedenle, enfeksiyon riski hemen hemen hiç yok denilebilir" ifadelerini kullandı.



"Kameraya vasıtasıyla daha küçük insizyonlardan girilerek hedef kitleye ulaşıyoruz"


Fıtığı çıkartmak için belli anatomik bölgeler arasından girip disk bölgesine ulaşılması gerektiğini ifade eden Sever, "Disk bölgesine ulaştıktan sonra yırtılmış olan fıtıklaşmış kitleyi dışarı çıkartıyorsunuz. Bunun için belli başlı teknikler var. Dünyada hala en çok kullanılan teknik mikroskop altında yapılan tekniktir. Benim bahsettiğim teknik ise endoskopik teknik. Yani kamera vasıtasıyla daha küçük insizyonlardan (cerrahi kesiklerden) girilerek sadece hedef kitleye ulaşıp oradan bu işlemi gerçekleştirme üzerine gerçekleşiyor" dedi.



"Türkiye’de yeni yaygınlaşmaya başladı"


Endoskopik tekniğin Türkiye’de yeni yaygınlaşmaya başladığını söyleyen Operatör Doktor Sever, "Dünyada en çok tekniği uygulayan ülke Güney Kore ve Japonya’dır. İlk kez orada bu tekniklerle ilgili adımlar atıldı. Bizim ülkemizde de son 10 yılda giderek artan sayıda bu yöntemle uğraşan meslektaşım var. Ancak Türkiye geneline baktığınız zaman bu ameliyatı yapabilen toplam merkez sayısı 10’u geçmez" diye konuştu.



"Sadece fıtık değil, dar kanal da yapılabiliyor"


Dar kanal ameliyatlarının da bu yöntemle yapıldığını söyleyen Cem Sever, "Eski teknikte dar kanalı yapabilmek için açık ameliyatı tercih etmek; vida koymak zorunda kalıyordunuz. Ama bu teknikle doğru hasta tercihinde bütün işlemi kapalı olarak gerçekleştirebiliyorsunuz ve anatomik dokulara hemen hemen hiç zarar vermiyorsunuz. Böylece hastanın şikayetlerinin yüzde 90’ını geçirmesini sağlamış oluyorsunuz. Omurga ameliyatlarındaki büyük risk felç kalmaktır. Ama artık yeni gelişen teknikler ve aldığımız önlemlerle felç kalma riski yok denecek kadar azdır. Bu durum açık ve kapalı ameliyatlarda geçerlidir" şeklinde konuştu.



"Kapalı omurga cerrahisi ile felç riski yok denecek kadar azaltılabiliyor"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Muğla Miniklere yangın güvenliği eğitimi Muğla Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı ekipleri, Ula ilçesi Kızılyaka İlköğretim Okulu ana sınıfı öğrencilerine yönelik yangın ve acil durum bilgilendirme eğitimi düzenledi. Minik öğrencilerin erken yaşta güvenlik bilinci kazanmalarını amaçlayan eğitim programı, hem öğretici hem de eğlenceli anlara sahne oldu. Gerçekleştirilen eğitimde itfaiye mesleğinin görev ve sorumlulukları öğrencilere yaş gruplarına uygun bir dille anlatıldı. İtfaiye ekiplerinin yalnızca yangınlara müdahale etmediği; trafik kazaları, doğal afetler ve diğer acil durumlarda da görev aldığı vurgulandı. Yangının ne olduğu, nasıl oluştuğu ve hangi durumlarda tehlike oluşturduğu örneklerle açıklanarak, öğrencilerin temel düzeyde farkındalık kazanmaları sağlandı. Eğitim kapsamında özellikle yangın anında yapılması gereken doğru davranışlar üzerinde duruldu. Panik yapılmaması gerektiği, güvenli alanlara yönelmenin önemi ve büyüklerden yardım istemenin gerekliliği anlatıldı. Ayrıca 112 Acil Çağrı Merkezi’nin hangi durumlarda aranması gerektiği ve gereksiz aramaların muhtemel sonuçları konusunda bilgilendirme yapıldı. Acil hatların doğru ve bilinçli kullanımının önemi vurgulandı. Eğitimin en dikkat çekici bölümlerinden biri ise itfaiye araç ve ekipmanların tanıtımı oldu. Öğrencilere itfaiye araçlarında bulunan malzemeler gösterilerek kullanım amaçları hakkında bilgi verildi. İtfaiyecilerin görev sırasında kullandığı koruyucu kıyafetler tanıtıldı. Eğitim sonunda düzenlenen soru-cevap etkinliğiyle öğrencilerin merak ettikleri sorular yanıtlandı. Çocukların aktif katılım sağladığı etkinlikte temel güvenlik kuralları pekiştirilirken, öğrenme süreci daha kalıcı hale getirildi. Başkan Aras: "Çocuklarımızın bilinçli bireyler olarak yetişmesi en önemli önceliğimizdir" Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras "Çocuklarımızın afetlere ve acil durumlara karşı bilinçli bireyler olarak yetişmesi bizim en önemli önceliklerimizden biridir. Yangın güvenliği ve temel afet bilincinin erken yaşta kazandırılması, hem kendi güvenlikleri hem de toplumumuzun geleceği açısından büyük önem taşıyor. İtfaiye teşkilatımız yalnızca yangınlara müdahale eden bir birim değil, aynı zamanda önleyici ve eğitici çalışmalarıyla da toplumumuza hizmet etmektedir" dedi.
Muğla Cuma hutbesinde ’sanal kumar ve dijital bağımlılık’ uyarısı Cuma hutbesinin bu haftaki konusu "Bağımlılıkla mücadele Ramazan bir fırsattır" olurken, hutbede dijital bağımlılık başta olmak üzere bütün bağımlılıklardan Ramazan ayı vesilesiyle kurtulmanın mümkün olduğu vurgulandı. Cuma hutbesinin bu haftaki konusu "Bağımlılıkla mücadele Ramazan bir fırsattır" oldu. Hutbede, modern çağın en büyük tehditlerinden biri olan bağımlılık konusuna dikkat çekildi. Alkol, uyuşturucu ve dijital kumarın yuvaları yıktığının vurgulandığı hutbede, bağımlılıktan kurtulmak için Ramazan ayının bir fırsat olduğu belirtildi. Okunan hutbede, "İçerisinde bulunduğumuz Ramazan-ı şerif, Allah’ın sevdiği bir kul olmak, kendimize çekidüzen vermek, varsa kötü söz ve davranışlarımızı terk etmek için büyük bir fırsattır. Bağımlılık, basit bir alışkanlık değildir. İnsanı sahte mutluluk ve geçici hazların esiri haline getiren bir hastalıktır. Kişinin, zamanını heba ederken günaha dalmasına, şiddete yönelmesine, hatta kendisinin ve ailesinin canına kastetmesine sebep olan büyük bir tehdittir. Her biri bir diğerinden tehlikeli olan bağımlılıkların başında alkol ve uyuşturucu maddeler gelmektedir. Günümüzde iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla hanelerimize kadar giren bir başka bağımlılık ise dijital kumardır. Üzülerek ifade edelim ki, dijital kumar, toplumun azımsanmayacak bir kesimine sirayet etmiş durumdadır. Çok küçük miktarlarla başlanan dijital kumar, kişinin, evini ve arabasını satmasına, bütün imkanlarını bu yolda tüketmesine, borç batağına sürüklenmesine sebebiyet vermektedir. Aile bağlarının kopmasına neden olmaktadır" ifadeleri yer aldı. "Kötülerin insafına terk etmemeliyiz" Günümüzde birçok insanın dijital bağımlılık ile karşı karşıya olduğuna da dikkat çekilen hutbenin devamında "Sadece gençleri ve çocukları değil, anne ve babaları da esaret altına alan bir diğer bağımlılık ise dijital bağımlılıktır. Dijital bağımlılık, dikkati dağıtmakta, kişiyi yalnızlaştırmaktadır. İnsanların acısını, yardım edilmesi gereken bir durum olmaktan çıkarıp seyredilen bir içerik haline getirebilmektedir. Dijital bağımlılık sebebiyle, alış veriş sitelerinde, sanal oyun ve eğlencelerde vakitler israf, ömürler zayi edilmektedir. Aklı örten her türlü maddeden, kumar ve dijital bağımlılıklardan korunmanın en etkili yolu, bu kötülüklere hiç bulaşmamaktır. Gençlerimize ve çocuklarımıza sevgi ve güven temeline dayalı bir aile ortamı sunmaktır. Bütün tedbirlere rağmen bir şekilde zararlı alışkanlıkların müptelası olan kardeşlerimize elimizi uzatmak, onları kötülerin insafına terk etmemektir. Ayrıca kendi rahatımız için çocuklarımızın eline telefon ve tablet tutuşturmamaktır. Yemek yemeleri, bir köşede sessiz kalmaları için yavrularımızı zararlı oyun, çizgi film ve eğlencelerle baş başa bırakmamaktır. Zararlı alışkanlıklardan kurtularak yeni bir başlangıç yapalım. Unutmayalım ki, insan hayatı, bağımlılıklarla çürütülecek, dijital mecralarda tüketilecek kadar önemsiz ve değersiz değildir" ifadeleri kullanıldı.
İstanbul Türkiye sağlık turizminde küresel merkez olma yolunda Türkiye, son yıllarda sağlık turizmi alanında önemli bir ivme yakaladı. Gelişmiş teknolojik altyapısı, deneyimli doktor kadrosu ve rekabetçi fiyat avantajıyla öne çıkan Türkiye, 2025 yılında 1,5 milyonun üzerinde hasta tarafından tercih edildi. Türkiye, son yıllarda sağlık turizmi alanında önemli bir ivme yakaladı. Uzman hekim kadrosu, gelişmiş teknolojik altyapısı ve rekabetçi fiyat avantajıyla uluslararası hastalar için cazip bir merkez haline gelen Türkiye’de, özellikle estetik ve plastik cerrahi, diş tedavileri, saç ekimi ve obezite cerrahisi gibi branşlar yoğun talep görüyor. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, geçen yıl Türkiye’yi tercih eden yabancı hasta sayısı yaklaşık 1,5 milyon olarak kaydedildi. Sağlık turizmi gelirinde ise yükselen grafik dikkat çekti. 2022 yılında sağlık turizmi geliri 2 milyon dolar civarında iken 2025 yılında 3 milyon doları aştı. Uzmanlar, bu yükselişte sadece maliyet avantajının değil, teknoloji ve uzmanlaşmış hekim kadrosunun da etkili olduğunu vurguluyor. "Türk doktorları sertifikalı uygulamalarla güven sağlıyor" Medikal estetik hekimi Dr. Bülent Uluer, Türk doktorlarının diğer ülke doktorlarından daha bilgili ve uygulamalarda daha tecrübeli olmasının önemine dikkat çekerek, "Türkiye’de bu konuda özellikle Sağlık Bakanlığı’na bağlı kurumlar tarafından sertifika veriliyor ve doktorlar yalnızca bu sertifikayla medikal estetik uygulamalar yapabiliyor. Eskiden böyle bir uygulama yoktu; en son sertifika 2005’te verilmişti. 2025 itibarıyla sertifika uygulaması yeniden başlatıldı, doktorlar kendilerini daha iyi yetiştirerek bu tip hastalara bakmaya başladılar. Bu gelişme, özellikle yurtdışındaki hastaların da dikkatini çekiyor" ifadelerini kullandı. "Hastalar sosyal medyayı akıllıca kullanıyor" Uluer ayrıca, hastaların ellerindeki sosyal medyayı çok akıllıca kullandığını belirterek, "Sosyal medyada aldıkları hizmeti yazarak diğer hastaları uyarıyorlar, memnun kalınca da öneriyorlar. Bu durum, kaliteyi artırıyor. Kaliteli işlemlerde reklamdan çok hastanın hasta getirmesi önemli; bu da kaliteyi artırıyor" dedi. Yurtdışından gelen hastaların beklentisine de değinen Uluer, "Yurtdışından gelen hastalar genellikle estetik ve medikal estetik uygulamaları için, diş tedavileri için, saç ekimi için ülkemizi tercih ediyor. Bunun yanında ozon tedavisi, cilt bakım hizmetleri, akupunktur gibi işlemler de yabancı hastalar tarafından tercih ediliyor" açıklamasını yaptı. "Kullanılan ürünler hasta tarafından incelenmeli" Dr. Uluer, hastalara ayrıca işlemlerde kullanılan ürünleri mutlaka incelemelerini tavsiye ederek, "Ürün takip sistemi (ÜTS) üzerinden incelemek faydalı. Kaydı olmayan bir ürünün işlem sonucunda ne gibi etkiler oluşturacağını bilemezsiniz; etkisi yüksek olabilir, alerji yapabilir veya enfeksiyon oluşturabilir. Medikal işlemlerde mutlaka doktor tercih edilmeli ve ‘merdiven altı’ olarak tabir edilen yerlerden uzak durulmalı" uyarısında bulundu.
Düzce Son başvuru tarihi 3 Mart 2026 DÜZCE(İHA) – Düzce’nin Akçakoca ilçesi Kurukavak köyünde TARSİM bilgilendirme toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda başvurularını 3 Mart 2026 tarihinde sona ereceği belirtildi. Düzce İl Tarım ve Orman Müdürlüğü koordinasyonunda, üreticilerin tarımsal risklere karşı bilinçlendirilmesi amacıyla Akçakoca ilçesine bağlı Kurukavak köyünde Tarım Sigortaları Havuzu (TARSİM) bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Toplantıda, özellikle Düzce’nin stratejik ürünü olan fındıkta devlet destekli tarım sigortalarının önemi üzerinde duruldu. Üreticilere; zirai don, dolu, fırtına ve diğer doğal afet risklerine karşı sağlanan teminatlar, hasar tespit ve tazminat süreçleri ile başvuru usulleri hakkında kapsamlı bilgilendirme yapıldı. Düzce İl Tarım ve Orman Müdürü Esra Uzun yaptığı konuşmada, iklim değişikliğine bağlı olarak tarımsal risklerin her geçen yıl arttığına dikkat çekerek, üreticilerin emeklerini ve gelirlerini güvence altına almalarının büyük önem taşıdığını ifade etti. Devlet destekli tarım sigortalarının sürdürülebilir üretim açısından kritik bir güvence mekanizması olduğunu belirten Uzun, tüm üreticileri TARSİM yaptırmaya davet etti. Mağdur olmayın Toplantıda ayrıca, fındık ürünü için TARSİM başvurularının 3 Mart 2026 tarihinde sona ereceği belirtilerek, üreticilerin mağduriyet yaşamamaları adına başvurularını son güne bırakmamaları gerektiği ifade edildi. Program, üreticilerin sorularının cevaplandırılması ve karşılıklı değerlendirmelerin yapılmasının ardından sona erdi. Düzce İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, üreticilerin tarımsal risklere karşı korunması ve bilinç düzeyinin artırılması amacıyla bilgilendirme çalışmalarının aralıksız devam edeceğini bildirdi.
Samsun Deprem Simülasyon Tırı Atakum’da Samsun’un Atakum Belediyesi, kamu ve sivil toplum kuruluşları iş birlikleri ile vatandaşları afet konusunda bilinçlendirme çalışmalarını kesintisiz sürdürüyor. Çalışmalar kapsamında AFAD Deprem Simülasyon Tırı Atakum’da ağırlanarak, deprem esnasında hayat kurtaran müdahaleler vatandaşlara uygulamalı olarak anlatıldı. Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı(AFAD) tarafından hazırlanan Deprem Simülasyon Tırı, deprem konusunda vatandaşları bilinçlendirmek için Atakum’da vatandaşlara uygulamalı eğitim verdi. Etkinlikte, AFAD eğitmenleri deprem öncesi, sırası ve sonrasında yapılması gerekenleri vatandaşlara ayrıntılı şekilde anlattı. Katılımcılar ardından Türkiş Emek Park’ta konuşlandırılan simülasyon tırına çıkarak, daha önce yaşanmış deprem sarsıntıları eşliğinde doğru davranış biçimlerini tek tek uyguladı. Eğitmenlerin yönlendirmelerini büyük dikkatle dinleyen vatandaşlar, deprem deneyimi yaşayarak hayat kurtaran davranışları öğrenme fırsatı buldu. Etkinliğin en renkli bölümünü ise, öğrencilerle yapılan etap oluşturdu. Çocuklar, ‘Çök- Kapan-Tutun’ tekniğini uygularken, heyecanlı anlar yaşadı. "Deprem bilinci son derece önemli" takum Belediyesi Afet İşleri ve Risk Yönetim Müdürlüğü etkinlik hakkında yaptığı açıklamada şu cümleleri kaydetti: "Afet konusunda farkındalık oluşturmak ve kriz anında doğru müdahaleleri öğretmek amacıyla hayata geçirilen Deprem Simülasyon Tırı’nı, Atakum’da ağırladık. Öğrencilere ve vatandaşlara yönelik, iki etap şeklinde eğitimler gerçekleştirildi. Deprem Simülasyon Tırına binen katılımcılar, büyük şiddetteki depremleri deneyimleyerek afet anında yapılması gereken davranışları adım adım uygulama fırsatı buldu. Deprem bilinci oluşturma açısından son derece anlamlı ve yararlı etkinliğe, Atakum’dan katılmaktan büyük mutluluk duyduk ."