GÜNDEM - 11 Şubat 2026 Çarşamba 09:59

Sürücü kurslarında ‘ezber’ dönemi bitiyor

A
A
A
Sürücü kurslarında ‘ezber’ dönemi bitiyor

Kayseri Sürücü Kursları ve Eğitimcileri Derneği Başkanı Münir Borazan, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan yeni sınav taslağı ile sürücü adaylarının trafik içerisinde direksiyon sınavı göreceğini söyleyerek, "Yeni sistem ile parkur dediğimiz ezber sınav sistemi sona eriyor" dedi.


Mevcut sınav eğitimlerinde sürücülerin parkuru ezbere bildiği için gelip direkt girdiklerini fakat yeni sistem ile bunun sona ereceğini söyleyen Münir Borazan, "Öncelikle şöyle ifade edeyim vatandaşların parkurda çizgiye bastı, dubaya çarptı, kaldırıma vurdu, çizgiye basmadı gibi dedikodular çok fazlaydı. Bununla ilgili en son İstanbul’da bir sürücü kursunda sosyal medyaya düşen olayda bir adayın 7 kez girip, daha sonra dubaya çarptı mı çarpmadı mı kamera görüntüleri ile ilgili bir sıkıntı oldu bu konuyla ilgili. Bunun üzerine bakanlık düğmeye bastı. Özel Eğitim Kurumları Genel Müdürlüğü bu konuyla ilgili yeni taslak hazırlıyor. Artık yani parkur dediğimiz ezber sınav sistemi sona eriyor. Ezber sınav sistemi derken, vatandaş geliyor ama usta öğreticilerimiz, bizim direksiyon öğretmenlerimiz ‘aynen şuraya gelecek, lastik şurada olacak, aracın arka kasa şuraya geldiği zaman direksiyonu sağ yap, sol yap’ gibi parktaki bu tür çalışmalar bitti. Zaten bunu ezberine alan sürücü adayı parkura giriyordu rahat bir şekilde. Bazen bazıları heyecan yapıp giremiyordu. Bu konuyla ilgili çok fazla dedikodu vardı sosyal medyada. Para ile yapılıyor gibi falan söylentiler vardı. Bunları yıkmak için, bunları tamamen yok etmek için Avrupa standartlarına uygun bir şekilde sınav yapmayı planlıyorlar. Şu anda bakanlıkta taslak hazırlanıyor. Bu taslakta yaklaşık 6 ay gibi bir süre içerisinde yürürlüğe girecek. Taslak yürürlüğe girdikten sonra işte nasıl olacak dersek akan trafikte yani sürücü kursumuzun önünde vatandaş binecek eğitimini aldıktan sonra. Sınavını yapacak ama önce ben eğitime anlatayım. Eğitim takdir edersiniz ki tabii ki burada başlayacak ve direksiyon hocalarımızın gözetiminde yine ama burada en büyük sıkıntı bizim direksiyon eğitimi yaptırırken sivil vatandaşların bizlere bakış açısı, davranışı, bizlerle hataları kabul edip etmeme konumu, hata yapıldığı zaman, ki sürücü adayı ister istemez hata yapacak, vatandaşın tepkisi ne olacak. Bunu tabii ki zaman gösterecek ama vatandaşlarımızın özellikle direksiyon eğitim çalışmaları ve sınav esnasında biraz daha duyarlı olacaklarına ben inanıyorum. Duyarlı olmalarında fayda var. Çünkü hepimizin çoluğu çocuğu bu tezgahtan geçecek. Hepsi sürücü belgesi alacak. Yani sabır diyeceğiz, idare edecekler. Burada mümkün olduğu kadar diğer sürücülerden anlayış bekliyoruz. Özellikle bunu ifade edeyim" dedi.



"Kamera sistemi ile itiraz edilebilecek"


Borazan, yeni sistemde araç içine gelecek kamera sistemi ile de hataların daha kolay bulunabileceğini söyleyerek, "Sınav sistemine gelince, yine Milli Eğitim Bakanlığı’ndan görevli iki kişi gelecek. Bunlar araçta bizim usta öğreticimizle birlikte başlayacaklar kapının önünde ve sınav komisyon başkanının dilediği yere vatandaş, aday veya sürücü belgesi alacak kişi sürecek. Burada en önemli olan konu kamera sistemi dedik ya bu kamera sistemi dışarıdan bir kamera sistemi değil. Bu kamera sistemi içeriden. İçerideki kamera sistemi nedir? Araç çalıştırma kurallarına uyuyor mu uymuyor mu? Kalkış kurallarına uyuyor mu uyumuyor mu? El frenini indiriyor mu indirmiyor mu? Gösterge panelindeki komisyon başkanının gösterdiği aparatları biliyor mu bilmiyor mu? Kalkış yaparken ayna kontrolünü yapıyor mu yapmıyor mu? Sinyalini veriyor mu vermiyor mu gibi. Tabii ki görüntüleri araç içerisinde kamera sistemi ile kayıt alacak. Kayıt sistemi dediğimiz bu. Zaten bu kayıt sisteminin en büyük faydalarından biri itiraz edildiği zaman kamera sistemiyle izlenip, sürücünün hata yapıp yapmadığı değerlendirilecek ve ona göre de eğer sürücü hata yapıp bırakıldıysa herhangi bir söz konusu değil ama hata yapmadan sürücü adayını komisyon bıraktıysa bununla ilgili gerekli zaten inceleme tekrar yapılacak. Hakkı varsa o hakkı geri yerine iade edilecek. Burada uzun yol belki tecrübesi olacak, kavşak tecrübelerimiz olacak. Kavşaktaki geçiş hakkını kendi mi kullanıyor, diğer araçlara mı veriyor, oradaki tabelaya uyuyor mu uyumuyor mu bunlara dikkat edeceğiz. Parklara geldiğimiz zaman da herhangi bir sokak veya herhangi bir iki araç arasına komisyon başkanı buraya girin diyecek. Oraya girip girmediği zaten orada kameradan gözüküp, dışta öyle herhangi bir kamera söz konusu değil. Tamamen kamera sistemi içeride olacaktır. Bunun sürücü kurslarına tabii ki biraz daha külfeti olacak. Eğitimi daha fazla vereceğiz, eğitimi az alan veya yol güzergahını, kavşağı tanımayan, takip mesafesini bilmeyen, tali yolu bilmeyen, ana yolu bilmeyen, ilk geçiş hakkının hangi araca verileceğini bilmeyen bir sürücü, bunu öğrenmediği zaman sınavda başarısız olur. Tabii ki inşallah bu da Avrupa standartlarına uygun bir sınav sistemi olacak. Türkiye’de daha kaliteli, daha bilinçli sürücüler yetişeceğine de ben inanıyorum" ifadelerini kullandı.



Sürücü kurslarında ‘ezber’ dönemi bitiyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ordu Ordu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne yapılan 482 bin çağrı ’asılsız’ Ordu’da, 2026 yılı Şubat ayı 112 Acil Çağrı Hizmetleri İl Koordinasyon Toplantısı gerçekleşti. 112 Acil Çağrı Merkezi Müdürü Yeliz Çakar Güleş, toplantıda yaptığı konuşmada, 2025’te alınan yaklaşık 800 bin çağrının 482 bin 122’sinin asılsız olduğunu söyledi. Valilik toplantı salonunda, Vali Muammer Erol başkanlığında; Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Celal Tezcan, İl Emniyet Müdürü Ahmet Acar, İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Sadi Akman, 112 Acil Çağrı Merkezi Müdürü Yeliz Çakar Güleş ile diğer komisyon üyelerinin katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda alınan kararlar ile 2026’da yapılması planlanan çalışmalar gözden geçirildi. Yılda iki kez gerçekleştirilen toplantıda, alınan kararların gözden geçirilmesinin ardından 112 Acil Çağrı Merkezi Müdürü Yeliz Çakar Güleş tarafından, 112 Acil Çağrı Merkezince yürütülen çalışmalar hakkında sunum yaparak Vali Muammer Erol’a ve toplantıya katılanlara bilgi verdi. Çağrı verilerinin değerlendirilmesi ile devam eden toplantıda 2024 yılına göre 2025 yılında yapılan çağrıların azaldığına dikkat çeken Güleş, 2024 yılında 976 bin 300 çağrı karşılandığını bu rakamın 2025 yılında 799 bin 928 olarak gerçekleştiğini söyledi. Yine 2024 yılında 309 bin 245 çağrının asıllı, 667 bin 55 çağrının ise asılsız olduğuna dikkat çeken Güleş, 2025 yılında ise bu rakamın 317 bin 806 asıllı çağrı, 482 bin 122 çağrının ise asılsız çağrı olduğunu söyledi. Güleş, 2026 yılında planlanan çalışmalar hakkında da bilgi vererek, vatandaşların birden çok numara yerine 112 tek numarasını benimsenmesi, olay anında kargaşanın önüne geçilmesi ve çağrı merkezine yapılan asılsız aramaların azaltılmasına yönelik tanıtım faaliyetlerine devam edilmesi, acil çağrı hizmetlerinin etkili, verimli, kesintisiz ve koordinasyon içerisinde yürütülmesini sağlamak açısından çağrı alıcı ve yönlendirici personele yönelik eğitim faaliyetine devam edilmesi ve tüm personelin uyumu ve motivasyonu için ortak sosyal faaliyetler düzenlenesinin amaçlandığını ifade ederek sözlerini tamamladı. Toplantı, görüş ve önerilerin dile getirilmesi ile sona erdi.
Ankara ASO Başkanı Ardıç: "2024’te 6 milyar dolar olan toplam maden ihracatımız, 2025’te yüzde 3,4 artışla 6,2 milyar dolara yükseldi" Ankara Sanayi Odası (ASO) Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, "2024’te 6 milyar dolar olan toplam maden ihracatımız, 2025’te yüzde 3,4 artışla 6,2 milyar dolara yükseldi. Bu tablo hem pazar çeşitliliğinin hem de katma değerli üretime geçişin ne kadar kritik olduğunu gösteriyor" dedi. ASO 32 No’lu Taşocakçılığı Sanayi Meslek Komitesi ile Ankara Ticaret Odası (ATO) 30 No’lu Doğal Taş, Mermer ve Hazır Beton İmalatçıları Meslek Komitesi iş birliğinde ‘ASO-ATO Maden Zirvesi: Sektör Buluşması’ toplantısı düzenlendi. ASO ev sahipliğinde düzenlenen toplantıda madencilik sektörüne yönelik kamu politikaları, güncel düzenlemeler ve uygulamalar hakkında plan ve programlar ele alındı. Toplantıda sektörde faaliyet gösteren işletmelerin karşılaştığı sorunlar, mevzuat kaynaklı uygulama farklılıkları, izin süreçleri ve sektörün geleceğine yönelik beklentiler masaya yatırıldı. Programda konuşan ASO Başkanı Seyit Ardıç, maden ve doğal taş sektörünün Türkiye ekonomisindeki stratejik önemine dikkat çekerek, sektörün sürdürülebilir büyümesi için politika yapıcılar, sanayi ve ticaret dünyası arasındaki koordinasyonun artırılmasının büyük önem taşıdığını belirtti. ATO Başkanı Gürsel Baran ise, Türkiye’nin madencilik sektöründe 2025 yılı itibarıyla 6,2 milyar dolar ihracat gerçekleştirerek ekonomiye katkı sağladığını ve bu rakamın giderek daha da artacağını vurguladı. "Madencilik artık yalnızca yer altı kaynaklarını üretime kazandırma faaliyeti değildir" Türkiye’nin önemli yer altı kaynaklarına sahip olduğunu ve özellikle 2040 yılına gelindiğinde bu yer altı kaynaklarının daha da önemli olacağını belirten Ardıç, "Madencilik artık yalnızca yer altı kaynaklarını üretime kazandırma faaliyeti değildir. Enerji dönüşümü; savunma sanayii, ileri imalat, elektronik ve batarya teknolojilerindeki ivme, ham maddeyi stratejik bir başlığa taşıyor. Veri merkezlerinin hızla artan enerji ihtiyacı da bu tabloyu daha da keskinleştiriyor. Sonuçta ham madde, ekonomik bir girdi olmaktan çıkıp güvenlik ve stratejik rekabet meselesine dönüştü. Yüksek teknoloji, dijital dönüşüm ve yapay zeka son dönemlerde hepimizin konuştuğu temel başlıklar ama bunları konuşurken, ayağımızın bastığı toprağı unutmamamız gerekiyor. Çünkü teknoloji sadece yazılımla, kodla üretilmiyor. O yazılımların çalışması için madenlere, metallere ve bu ham maddeleri işlemeye ihtiyacımız var. Sanayinin geleceği bulutta, yani bulut teknolojilerinde olabilir ama kökleri hala topraktadır. Uluslararası Enerji Ajansı projeksiyonları, bu dönüşümün ölçeğini çok net gösteriyor. Net Sıfır senaryosunda 2040’a kadar bakır talebi yüzde 50 artarken; nikel, kobalt ve nadir toprak elementleri talebi yaklaşık iki katına, grafit talebi 4 katına yükseliyor. Lityum ise 8 kat büyüme ile öne çıkıyor. Aynı çalışma, 2040’a gelindiğinde enerji dönüşümü minerallerinin toplam pazar değerinin iki kattan fazla artarak 100 milyarlarca dolarlık bir ölçeğe taşındığını da ortaya koyuyor" diye konuştu. "Madencilikte rekabet artık sadece ‘rezerv’ rekabeti değil" Türkiye’nin dünyadaki bor rezervlerinin önemli bir kısmına sahip olduğunu ve bu rezervin gelecekte önemli alanlarda potansiyel kaynağı olduğunu ifade eden Ardıç, "Madencilikte rekabet artık sadece ‘rezerv’ rekabeti değil; izin süreçleri, çevre performansı, iş sağlığı güvenliği, şeffaflık, izlenebilirlik, zenginleştirme ve rafinasyon kapasitesi rekabetidir. Bu nedenle bugünkü zirvemizin ana başlığı olan ‘kamu politikaları, mevzuat ve uygulamalar’ tam da işin kalbine temas ediyor. Burada bir başka küresel gerçeğin de altını çizmek gerekir. Avrupa pazarı, kritik ham maddelerde bağımlılığını azaltmaya çalışıyor. 2030 için yerli üretim, geri dönüşüm ve işleme kapasitesine yönelik hedefler koyuyor. Ülkemizin bu noktada çok güçlü bir örneği var. Eti Maden verilerine göre dünya bor rezervlerinin yüzde 73’üne sahibiz. Bu rakam; camdan seramiğe, temizlikten tarıma, metalurjiden enerji teknolojilerine uzanan geniş bir sanayi ekosistemi potansiyeli demek. Öte yandan, madenciliğin ülkemiz ekonomisine döviz kazandıran önemli bir işlevi de var. 2024’te 6 milyar dolar olan toplam maden ihracatımız, 2025’te yüzde 3,4 artışla 6,2 milyar dolara yükseldi. Bu tablo hem pazar çeşitliliğinin hem de katma değerli üretime geçişin ne kadar kritik olduğunu gösteriyor" şeklinde konuştu. "Türkiye, maden çeşitliliği açısından dünyada ilk sıralarda yer alıyor" Türkiye’nin yer altı kaynaklarının zenginliğine dikkat çeken ATO Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran ise, "Türkiye, jeopolitik yapısı itibariyle yer altı zenginlikleri bakımından avantajlı bir ülke. Dünyada ticareti yapılan yaklaşık 90 maden türünün 70’inin yer aldığı ülkemizde, 60’ının da aktif olarak üretim ve ticareti gerçekleştiriliyor. Türkiye, maden çeşitliliği açısından dünyada ilk sıralarda yer alıyor. Bor, mermer, trona, feldspat, barit, alçı taşı ve krom gibi birçok endüstriyel ve stratejik madende dünya ölçeğinde güçlü bir konuma sahibiz. Bor madeninde küresel ölçekte lider konumundayız. Bunun yanı sıra altın, gümüş, bakır, nikel, demir ve çinko gibi stratejik madenler açısından da önemli bir potansiyelimiz söz konusu. Madencilik sektörü, 2025 yılı itibarıyla 6,2 milyar dolar ihracat gerçekleştirerek, ülkemiz ekonomisine katkı sağladı. Ekonomik büyüklüğü 2024 yılı itibariyle resmi verilere göre 400 milyar lirayı aşan, bugün ise 500 milyar lira seviyesine ulaştığı belirtilen sektör. Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYİH) yaklaşık yüzde 1’ini oluşturuyor ve yaklaşık 150 bin kişiye doğrudan istihdam sağlıyor. Yapılan hesaplamalar, Türkiye’nin ekonomiye kazandırılmayı bekleyen yaklaşık 3,5 trilyon dolarlık yer altı kaynağına sahip olduğunu gösteriyor. Bu potansiyelin önemli bir kısmı henüz üretim aşamasına geçmemiş olsa da, bu veri, sektörün ulaşabileceği potansiyeli göstermek açısından önemli. Madencilik sektörünün GSYİH’deki payının düşük olmasının en önemli nedeni, madenlerimizin hammadde olarak ihraç edilmesi. Maden kaynaklarımızı mamul hale getirebilsek, katma değer kazandırıp ihracat gelirlerimizi artırabiliriz" dedi.