EKONOMİ - 13 Ekim 2025 Pazartesi 13:23

Coğrafi işaretli Tosya pirincinde susuzluk sebebiyle istenilen rekolteye ulaşılamadı

A
A
A
Coğrafi işaretli Tosya pirincinde susuzluk sebebiyle istenilen rekolteye ulaşılamadı

Kastamonu’nun Tosya ilçesinde hasadı devam eden coğrafi işaretli çeltikte sulama problemleri sebebiyle rekolte yüzde 40 oranında düştü. İlçede yetiştirilen çoğrafi işaretli "Sarıkılçık" türü pirincin ekildiği alan ise 5 bin dekardan bin 500 dekara kadar geriledi.


Türkiye’de ’pirinç’ denilince ilk akla gelen ilçeler arasında yer alan Kastamonu’nun Tosya ilçesinde çeltiğin hasadına devam ediliyor. İlçenin ekonomi lokomotifi olan coğrafi işaret tescil belgeli "Sarıkılçık"ın da hasadı sürüyor. Türkiye’nin ilk çeltik fabrikasının kurulduğu ilçede coğrafi işaret tescilli sarıkılçık pirincinin yanı sıra, "Osmancık", "Efe" ve "Yatkın" türlerindeki çeltikler de yetiştiriliyor. Çiftçiler tarafından biçerdöverlerle hasat edilen çeltik, güneş altında kurutuluyor. Daha sonra fabrikalara satılan çeltikler işlenerek Türkiye’nin dört bir yanına gönderiliyor. İlçede yaklaşık 10 bin dekar alanda çeltik yetiştirilirken, yüzde 18 şeker oranı bakımından coğrafi işaretli ürün olarak kabul edilen Tosya sarıkılçık pirinci büyük ilgi görüyor. 5 yıl önce ilçede 5 bin dekar alanda ekimi yapılan sarıkılçık pirincinin kuraklık ve sulama sıkıntıları sebebiyle ekim alanı bin 500 dekara kadar düştü. İlçede çiftçilik yapan vatandaşlar, sulama sorunları sebebiyle verimin yüzde 40 oranında düştüğünü dile getirdi.



"Susuzluk sebebiyle sarıkılçıkın rekoltesi çok fazla düştü"


Tosya’ya bağlı Ortalıca köyünde çeltik yetiştiriciliği yapan Muhtar Salih Uysal, "Çapasıydı, keşanıydı, gübresiydi, ilacıydı derken hasat zamanına kadar geldik. Şu anda çeltik hasadımızı yapıyoruz. Bizim köyümüzde diğer köylere nazaran verim biraz daha iyi. Çünkü buradaki karasular bizleri biraz besledi. Suda çok sıkıntı yaşadık. Biz de yeri geldi sırayla suladık, tarlanın bir tarafını kesip diğer tarafına su verdik. Şu anda hasadını yapıyoruz, bundan sonra biçip, çeltiği traktörlere koyup harmanda kurutmaya bırakacağız. Çeltiği fazla olanlar ise fabrikada kurutuyor. Normalde çeltik için bu suyun sürekli akması gerekiyor. Yani çeltik tarlasının dibi susuz olmaz. Çeltik suyla yetiştiği için sürekli sulama istiyor. Bu da çeltik verimlerinde illa ki ister istemez düşüşe etken bir neden. Devrez Çayı’ndan gelen suyla bir kısmını 5 gün, diğer kısmına 5 gün suladık. Bu da çeltiğin sulamasındaki rolü, verimlerdeki düşüşün rolüdür. Tabii biz de Ortalıca köyü olarak karasularıyla bizler biraz idare ettik ama Zincirlikuyu, Çaykapı, Çakal, Kurtçular, Sofular, Dedem köyü, Yukarı Suluca, Akbük gibi çeltik ekimi yapan bütün köyler bu sene susuzluktan çoğu kuruttu tarlasını, verimi bırak ve yani hiç biçerdöver girmeyen tarlaları var. Şu an oradaki arkadaşların yani sulara hiç yok, kesildi, olan da mesela sarıkılçık dekoltesi çok düştü. Niye düştü bu susuzluktan düştü. Bu da fiyatlarına illaki yansıdı. Bugün bir sarıkılçığın fiyatı 200 TL’den en düşüğü satılıyor" dedi.


1960 yılından itibaren çeltik üretimi yaptığını söyleyen Mehmet İpek ise, "Daha önce ırmaklarda yaptık, şimdi de emekli olduk, buralardayız. Burada çeltik çekiyoruz traktörlerle şimdi. Bu yıl çeltik hasadı başladı. Geçtiğimiz yıllarda dönüm başına verim bin tonu geçiyordu maşallah ama bu yıl biz, Ortalıca köyünde dönüm başına 700 kilogram civarında çeltik alabildik" diye konuştu.



Coğrafi işaretli Tosya pirincinde susuzluk sebebiyle istenilen rekolteye ulaşılamadı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.