GÜNDEM - 27 Şubat 2026 Cuma 11:58

28 Şubat’ta başörtüsü sebebiyle mesleğini bırakmak zorunda kalan emekli öğretmen o karanlık günleri anlattı

A
A
A

Kastamonu'da yaşayan emekli öğretmen Aysel Mazak, başörtüsü sebebiyle 28 Şubat sürecinde mesleğini bırakmak zorunda kaldığı günleri anlattı.

Mazak, "Sürekli bir baskı, zorlama vardı. Biz göğüs germeye çalıştık" dedi.
Kastamonu'da yaşayan emekli öğretmen Aysel Mazak, 28 Şubat 1997'deki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı döneminde başörtüsü sebebiyle yaşadıklarını anlattı. Başörtüsünü çıkartmak istemediği için peruk takmak zorunda kaldıklarını ve daha sonra mesleğini bırakmak zorunda kaldığını ifade eden Mazak, sürecin bitmesinin ardından tekrar mesleğine dönebildiğini söyledi.

Üniversiteden yabancı dil eğitiminden mezun olduktan sonra 1990 yılında Kastamonu'da sınıf öğretmeni olarak çalışmaya başladığını söyleyen Aysel Mazak, "1982-83'te Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesini okuyan o kapalı arkadaşımız eve hep ağlayarak gelirdi. Derdini anlattıkça biz, bu işin içine girmeye başladık. O yıllarda bizim bir şeyden haberimiz yoktu ama tıp fakültesi öğrencisinin çektiği çileleri birebir evde yaşanmaya başladı. Çok üzülürdü, çok ağlardı. O ağladıkça üzüldükçe biz de üzülür ağlardık. Başını açmak istemiyordu. Ama hocaları onu devamlı zorluyordu. Bu da onu çok üzüyordu. Biz mezun olduk. Kastamonu'ya geldim. Ben özel şirkette çalışmaya başladım. Gazetelerde yazılanlar çok dikkatimi çekiyordu. Bir Rabia olayı, bir irtica olayı gibi arkadaşlardan etkilendiğim için de yakından ilgileniyordum. Daha sonra ben de başımı kapattım. Özel şirkette çalışırken müdürlerimizden birkaçı bize bayağı bir baskı yaptılar ama artık o hidayete ermiştim. O imanla, onların dedikleri hiç önemli olmuyor. Onlar ne derlerse desinler hiç umursamıyorsun. Kendi şahsına değil, din için üzülüyorsun. Sonra eşimle evlendik. Sağ olsun o da benimle aynı zihniyetteydi. Birlikte mücadeleye başladık. 1990'da öğretmen olarak atandık. Bu sefer öğretmen olarak mücadelemiz başladı. Telefonlar, teftişler, üst üste cezalar, kınama cezaları aldık. Bir baskı vardı ama bizi bu pek etkilemiyordu. Daha sonra 95'lere geldik. Fatma Şahin, Aczimendi olayı yaşandı. İzlerken hep üzülüyordum. Yıllar sonra bunların ekseriyatının düzmece olduğunu öğrendik. O da çok üzücüydü. Allah mekanı cennet olsun, Enver Ören çok çalıştı. TGRT bize destek veriyordu" dedi.

"Milli Eğitim Müdürü, ‘siz açın başınızı biz, sizin günahınızı çekeriz' dedi"

Kendilerine başörtülerini açması için hep baskı yapıldığını belirten Aysel Mazak, "Milli Eğitim Müdürü, ‘siz açın başınızı biz, sizin günahınızı çekeriz' dedi. Toplantılara alınmıyorduk. Rapor almak zorunda kalıyorduk. Sürekli bir baskı, zorlama vardı. Biz göğüs germeye çalıştık. Bir peruk maceramız oldu. Peruklar takılmaya başlandı. O da çok uzun sürmedi" diye konuştu.

"Baskılar sonucu istifa etmek zorunda kaldım"

1998-1999 yılları arasında baskıların daha da çok arttığını kaydeden Aysel Mazak, "Sık sık müfettişler geliyordu, sınıfa daldıkları oldu. Müdürümüzün sınıfa daldığı oldu. En önemlisi de okulumuz yatılı okuldu. Yatakhane bölümünde olan bir mescidin kapatılması bizi çok etkiledi. Çok üzüldük. Orada bazı öğretmenler, görevliler, bazı öğrenciler namazlarını kılıyorlardı. Daha sonra yine teftişlerin sık sık olması beni istifa etmeye zorladı. Çünkü istifa etmeseydim hem eşim hem ben öğretmenlik görevinden men edilecektik. Bu yüzden istifa etmek zorunda kaldım. 3 sene meslekten uzak kaldım. Tayyip Erdoğan, başbakan oldu. Biz buna güvenerek tekrar müracaat ettik,n kabul edildim. İnebolu'dan Cide'ye geçtik. 5-6 sene daha kapalı olduğumuzdan dolayı, ben ve arkadaşlarım çok baskılar gördük. Sağ olsun eşim benim hep destekledi, daha sonra da emekli oldum. Fakat ben emekli olduktan 3 yıl sonra başörtüsü özgürlüğüne kavuştu. Ben yetişemedim ama hiç önemli değil. Önemli olan bizim mücadelemizin sonunda kazanmamız. Şimdi çok şükür, kızım, diğer kapalı hanımlar rahatlıkla başörtüsü takabiliyorlar. Bu da bizi son derece sevindiriyor ve mücadelemizin karşılığını aldığımız için mutluyuz. Hak batıl meselesi kıyamete kadar muhakkak devam edecek. Önemli olan nerede durduğumuz, hangi tarafta olduğumuz" şeklinde konuştu.

"Okula atanıyorsunuz daha kapıdan giriyorsunuz ertesi gün elinizde bir sarı zarf tutuşturuyorlar"

Mazak'ın eşi Adnan Mazak ise, "Başörtüsüyle ilgili mücadele aslında 80'li yıllara dayanıyor. O zaman biz yoktuk ama eşimin de dediği gibi onun arkadaşları bu mücadeleyi başlatmışlardı. Aynı baskılar 80 ihtilalinden sonra da vardı. 28 Şubat'tan önce bir 28 Şubat zaten yaşanıyordu. 28 Şubat'taki baskıları daha fazlasıyla hissediyorduk. Daha göreve başladığımız gün soruşturmalarla karşılaştık. Bana verilmiyordu ama eşime veriliyordu. Ben onun eşi olarak da dolaylı olarak bize de aynı baskılar geliyordu. Mesela benim üzerimden mesaj gönderiliyordu. Eşin başını açsa ne olacak deniliyordu. Eşimin de dediği gibi Milli Eğitim Müdürü vardı. ‘Biz günahına kefiliz, eşin başını açsın' diye hani günah yüklenmeye kadar işi götürmüşlerdi. Mesleğinizi rahat yapamıyorsunuz. Eşim rahat anlattı ama aksine o kadar rahat günler geçirmedik. Okula atanıyorsunuz, ertesi gün elinize bir sarı zarf tutuşturuyorlar. Anayasanın değişik maddelerinde istinat edilerek Anayasaya aykırı davranmışsınız gibi, devlet, millet düşmanı gibi gösteriliyorsunuz. Çok savunma yazdık. O günkü müfettişlere hakkımızı helal etmiyoruz. Çünkü onlar kapıdan girerken başörtü teftişine geliyorlardı. Aslında bir tesettür düşmanlığı vardı. Sürekli savunma yapıyorduk, geceleri savunmaları veriyorduk" şeklinde konuştu.
1998-1999 yıllarında baskının daha da çok arttığını belirten Adnan Mazak, "Kaymakam, Garnizon Komutanı ve Milli Eğitim Müdürü beraber imza atınca sizi görevden alabiliyordu. Bir gün okulda eşimle nöbetçiydik. O akşam öğrencilerin yanında bize o üçlü koalisyon geldi. O akşam Allah'tan eşim rahatsızlandı. Çok rahatsızdı, o yüzden hastaneye gitmişti. Doktorda hasta olduğu için rapor vermiş. Geldiklerinde 'hoca rahatsız' dedim. Milli Eğitim Müdürü, Kaymakam ve Garnizon Komutanının beraber gelmesindeki sebep hocayı el ayak çektirme meselesiydi ama Allah yardım etti, hocayı bulamadılar. Baskın şeklinde teftişler gördük. Adamlar bizi, okulu teftişe değil de kapalı öğretmen çalışıyor mu diye geliyorlardı" dedi.

'Dini kitapları gömmek zorunda kaldık'

28 Şubat döneminde toplumsal baskıyla da karşı karşıya kaldıklarını belirten Adnan Mazak, "Bir çile çektik. Evimizde legal olan dini kitaplar, Kur'an-ı Kerim, tefsirler gibi kitaplar vardı. Korkumuzdan onları bile gömmek zorunda kaldık. Korktuk. Öyle bir baskı var ki üzerimizde, 'bu terörist, bu yazıyı yazan her şeyi yapar gibi' düşünüyorlardı. Halkı da öyle bir sindirmişler ki bana selam veren selam vermez oldu. Kahveye gittiğimde selam veren yok öğretmenlerden selam veren yok" diye konuştu.

Vedat Yunus İkizoğlu - Kader Koçmar

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara SAYTEK Yönetim Kurulu Başkanı Yıldırım: "Çöpe giden bir ürünü yeniden aynı ekonomik değerlere ulaştırıyoruz" Saytek Medikal ve Plastik Sanayi Ticaret Anonim Şirketi (SAYTEK) Yönetim Kurulu Başkanı Özer Yıldırım, "Çöpe giden bir ürünü yeniden aynı ekonomik değere ulaştırıyoruz. Bu hem çevre hem ekonomi için kritik" dedi. Enerji, geri dönüşüm ve sağlık sektörü başta olmak üzere Avrupa’nın pek çok ülkesine gerçekleştirdiği ihracatlarla tanınan SAYTEK, plastik atıkları yüksek nitelikli ham maddeye dönüştürüp, pek çok sektörde yeniden kullanımını sağlayarak döngüsel ekonomiye katkı sunuyor. Covid döneminde sağlık sektöründe sergilediği üretim başarısını bugün 20’dan fazla ülkeye ihraç ettiği geniş ürün yelpazesiyle sürdüren şirket, uluslararası arenadaki gücünü de arttırıyor. Yıl sonu hedeflerini Avrupa odaklı büyüme ve sürdürülebilir enerji yatırımları üzerine kuran SAYTEK, üretim kapasitesi, ihracat performansı ve çok disiplinli iş modeliyle dikkat çekiyor. 400 milyon lira yatırımla kurulacak ’rPET’ levha tesisi 2027 sonunda devreye alınacak İç pazarı önceliklendiren ancak 20’dan fazla ülkeye gerçekleştirdiği ihracatla küresel bir vizyon çizen şirket, yeni yatırımlarıyla büyümesini ivmelendiriyor. Geri dönüşüm ve sağlık sektörlerindeki köklü tecrübesini enerji alanındaki gücüyle birleştiren şirket, hem çevresel hem de ekonomik değer oluşturmaya devam ediyor. TOBB’un ‘Türkiye’nin En Hızlı Büyüyen 100 Şirketi’ listesinde yer alan SAYTEK, LPG dağıtım lisansıyla pazarda yaklaşık yüzde 10 pay yönetiyor. Kurumsallaşma hedefi doğrultusunda halka arz hazırlıkları da yapan SAYTEK, Konya Kulu’da 400 milyon lira yatırımla kurulacak rPET levha tesisini 2027 sonunda devreye almayı planlıyor. Öte yandan tesisin enerji ihtiyacının önemli bölümünün güneş enerjisinden karşılanması hedefleniyor. SAYTEK Yönetim Kurulu Başkanı Özer Yıldırım, TOBB’un ‘Türkiye’nin En Hızlı Büyüyen 100 Şirketi’ listesinde yer alan SAYTEK’in enerji alanındaki güçlü açılımıyla daha kurumsal ve çevre odaklı bir yapıya kavuştuğunu belirtti. Yıldırım, devletin sunduğu stratejik desteklerin yerli üretim gücünü küresel pazarlara taşımada kritik bir kaldıraç görevi gördüğünü vurguladı. "Yüzde 95’in üzerinde yerli üretimden söz ediyoruz" Yıldırım, 2001 yılında Amerika ve Almanya’dan ithalatla sektöre adım attıklarını söyleyerek, 2008’den sonra ise üretime yöneldiklerini dile getirdi. Türk cerrahların talepleri doğrultusunda yürütülen Ar-Ge çalışmalarıyla dünya standartlarında titanyum implant üretimine başladıklarını belirten Yıldırım, devletin yerli üretimi teşvik eden politikalarının da bu dönüşümü hızlandırdığını ifade etti. Bugün gelinen noktada tablonun tamamen tersine döndüğünü vurgulayan Yıldırım, "Eskiden pazarın yüzde 95’i ithaldi. Artık yüzde 95’in üzerinde yerli üretimden söz ediyoruz. Türkiye bu alanda üretici bir ülke haline geldi" diye konuştu. "Çöpe giden bir ürünü yeniden aynı ekonomik değere ulaştırıyoruz" Şirketinin sağlık sektörünün yanı sıra geri dönüşüm ve çevre yatırımlarıyla da öne çıktığını belirten Yıldırım, depozito iade sistemi kapsamında toplanan ilk 200 ton ambalaj atığını geri dönüştüren firma olduklarını ve karbon azaltım projelerini uluslararası doğrulama kuruluşu VERRA’ya tescil ettirdiklerini kaydetti. Yıldırım, SAYTEK’in yıllık 16 bin 500 tonun üzerinde karbon kredisi elde ettiğini belirterek, gıda temasına uygun rPET üretimiyle atıkları tekstilden otomotive kadar birçok sektöre hammadde olarak kazandırdığının altını çizdi. Yıldırım, "Çöpe giden bir ürünü yeniden aynı ekonomik değere ulaştırıyoruz. Bu hem çevre hem ekonomi için kritik" dedi. SAYTEK günde yaklaşık 600 bin kişiyi koruyabilecek maske üretim kapasitesine ulaştı Covid döneminin tedarik zincirlerindeki kırılganlığı ortaya koyduğunu belirten Yıldırım, Türkiye’nin üretim ve lojistik kabiliyeti sayesinde ayrıştığını söyledi. Bu süreçte tıbbi tekstil alanına girdiklerini aktaran Yıldırım, günde yaklaşık 600 bin kişiyi koruyabilecek maske üretim kapasitesine ulaştıklarını ve Avrupa başta olmak üzere birçok ülkeye ihracat yaptıklarını dile getirdi. İç pazarı önceliklendirdiklerini ancak 20’ye yakın ülkeye de ihracat gerçekleştirdiklerini kaydeden Yıldırım, "Türkiye, insan kaynağı ve üretim hızıyla Avrupa için güçlü bir alternatif. Zor dönemler olsa da her daralmanın ardından güçlü çıkışlar olur. Biz gelecekten umutluyuz" ifadelerine yer verdi.
Kastamonu Kastamonu Üniversitesi, uluslararasılaşma çalışmalarına devam ediyor Kastamonu Üniversitesi, Kazakistan’daki Karaganda Buketov Üniversitesi ile ortak açtığı ve YÖK tarafından resmiyet kazandırılan ortak yüksek lisans programı için öğrenci alımına başlıyor. Kastamonu Üniversitesi ile Kazakistan’ın köklü yükseköğretim kurumlarından Karaganda Buketov Üniversitesi arasında imzalanan iş birliği protokolü kapsamında açılan ortak yüksek lisans programı için öğrenci alımı başlıyor. Program, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) tarafından yapılan değerlendirmeler sonucunda uygun bulunarak resmiyet kazandı. Lisansüstü Eğitim Enstitüsü bünyesinde açılan "Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Tezli Yüksek Lisans Programı", iki üniversitenin akademik birikimini bir araya getiren uluslararası bir lisansüstü eğitim modeli olarak tasarlandı. Program kapsamında öğrenciler, alanında uzman akademisyenlerin rehberliğinde eğitim alacak, ortak dersler, akademik danışmanlık süreçleri ve araştırma faaliyetleri iki üniversitenin iş birliğiyle yürütülecek. Program ile Türk lehçeleri, edebiyatları ve kültürel mirası üzerine akademik çalışmaların artırılması, Türk dünyası ile bilimsel etkileşimin geliştirilmesini ve disiplinler arası araştırmaların desteklenmesi amaçlanıyor. Bu çerçevede programın, hem Türkiye hem de Kazakistan başta olmak üzere Türk dünyasına yönelik akademik çalışmalara katkı sunması bekleniyor. Kastamonu Üniversitesi Prof. Dr. Ahmet Hamdi Topal, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, YÖK onayının Kastamonu Üniversitesi’nin uluslararasılaşma çalışmaları açısından bir gelişme olduğunu belirtti. Rektör Topal, Karaganda Buketov Üniversitesi ile yürütülen ortak yüksek lisans programının, iki üniversite arasındaki akademik ilişkilerin gelişmesine ve ortak bilimsel faaliyetlerin yapılmasına da katkı sağlayacağını ifade etti. Ortak lisansüstü programların, bilimsel üretimi teşvik ettiğini ve akademik etkileşimi artırdığını vurgulayan Rektörümüz, bu program sayesinde öğrencilerin her iki üniversitenin bilgi birikiminden yararlanma imkânı bulacağını kaydetti. Programın, nitelikli tez çalışmalarının ortaya konulmasına ve yeni araştırma alanlarının geliştirilmesine zemin hazırlayacağı ifade edildi. Uluslararası iş birliklerini çeşitlendirmeye yönelik çalışmaların sürdüğünü belirten Rektör Topal, sürece katkı sunan YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’a, YÖK üyelerine ve emeği geçen tüm paydaşlara teşekkür etti.