EĞİTİM - 28 Nisan 2026 Salı 17:27

"Hakikat ve Etik" Karabük’te masaya yatırıldı

A
A
A
"Hakikat ve Etik" Karabük’te masaya yatırıldı

Karabük Üniversitesi Safranbolu Türker İnanoğlu İletişim Fakültesi ev sahipliğinde düzenlenen "Medya ve Etik Çalıştayı" akademisyenler, medya temsilcileri ve öğrencilerin katılımıyla gerçekleştirildi.


Çalıştayda medya etiği, dezenformasyonla mücadele, haber etiği, yerel medyanın sorunları, yapay zekâ çağında doğru habercilik ve "İletişimde Türkiye Yüzyılı" vizyonu ele alındı.


Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan programda Karabük Üniversitesi tanıtım filmleri gösterilirken, açılış konuşmalarının ardından medya etiği ve dijital dönüşüm eksenli oturumlara geçildi. Gün boyu süren programda uzman isimler, değişen iletişim düzenini ve etik ilkelerin geleceğini değerlendirdi.



Kırışık: "Hakikatin korunması artık zorunluluk"


Karabük Üniversitesi’nde düzenlenen çalıştayda konuşan Karabük Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Kırışık, medyanın çağın en kritik güçlerinden biri olduğunu belirterek, hakikatin korunması ve etik ilkelere bağlı haberciliğin her zamankinden daha büyük önem taşıdığını söyledi.


Kırışık, savaşlardan toplumsal olaylara kadar birçok alanda gerçeğin çarpıtılabildiğine dikkat çekerek, " Bir çok savaşta ve saldırıda gördüğümüz üzere maalesef gerçeklerin gizlendiğini ve hakikatin gizlendiğini görüyoruz. Ülkemizin yapmış olduğu pozitif çalışmaların çabaların adeta bir karşı psikolojik savaş tarzında medya operasyonları ile etkisiz bırakılmaya çalışıldığını görüyoruz. Burada kullan silahlar, iftira, yalan, itibar suikasti ve algı operasyonlarıyla toplumların doğru karar verme iradesi hedef alınabiliyor. Hakikatin korunması için medya etiği artık bir tercih değil, zorunluluktur" dedi.


Sosyal medya ve yapay zekâ teknolojileriyle birlikte dezenformasyon riskinin arttığını da ifade eden Kırışık, etik ilkeleri ortaya çıkarılarak, medya okuryazarlığının geliştirilmesi, eleştirel düşüncenin yaygınlaştırılması ve etik ilkelerin kurumsallaştırılması gerektiğini vurguladı.


"İletişimde Türkiye Yüzyılı" vizyonuna da değinen Kırışık, doğruyu, iyiyi ve hakikati önceleyen yeni medya düzeninin inşa edilmesi gerektiğini belirterek, çalıştay sonunda ortaya çıkacak raporun Türkiye ve dünya için önemli bir yol haritası sunacağını kaydetti.



Ekrem Kızıltaş: "Ana akım medya halen en güvenilir kaynaklardan biri"


Çalıştayda konuşan gazeteci Ekrem Kızıltaş ise Türkiye’de medya ve etik konusunun bugün her zamankinden daha önemli hale geldiğini söyledi. Medyanın toplumda farkındalık oluşturan temel araçlardan biri olduğunu ifade eden Kızıltaş, sosyal medyanın kontrolsüz yapısına dikkat çekti.


Sosyal medyayı "orman"a benzeten Kızıltaş, propaganda, manipülasyon ve bireysel yönlendirmelerin bu alanda yoğun biçimde yer aldığını belirterek, buna rağmen ana akım medyanın hâlâ en güvenilir bilgi kaynaklarından biri olmayı sürdürdüğünü kaydetti.


Kızıltaş, dijital mecralarda yeni gelişmelerle birlikte düzenleme ihtiyacının arttığını belirterek, etik gazeteciliğin korunmasının önemine vurgu yaptı.



"Medya yalnız bilgi aktarmıyor, algıyı da şekillendiriyor"


Çalıştayda konuşan RTÜK Başkanvekili Dr. Deniz Güçer ise dijital çağda medyanın yalnızca bilgi aktaran bir mecra olmadığını, aynı zamanda toplumsal algı ve değerleri şekillendiren güçlü bir alan olduğunu söyledi.


Etik ilkelerin sadece mesleki sınırlar değil, vicdanı ve kamusal sorumluluğu da kapsadığını ifade eden Güçer, dezenformasyon, manipülasyon, çocukların korunması ve yapay zekâ destekli içeriklerin yeni sorumluluk alanları doğurduğunu belirtti.


RTÜK olarak medya okuryazarlığı, akıllı işaretler sistemi, aile ve çocuk dostu yayıncılık gibi başlıklarda önemli çalışmalar yürüttüklerini dile getiren Güçer, etik değerlerin yayıncılık kültürünün ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini söyledi.



"Yalan haberlerin yayılma hızı yüzde 70 daha fazla, inandırıcılığı da 6 kat daha fazla"


Basın İlan Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı ve Marmara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Edibe Sözen de konuşmasında medya etiğinin toplumsal etkilerine dikkat çekerek, doğrulanmamış haberlerin bireyler ve toplum üzerinde yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini vurguladı.


Yanlış bir haberin bir insanın hayatını ve ailesini nasıl etkileyebildiğine ilişkin örnek paylaşan Sözen, "Bir tek yalan haber bir insanın hayatını karartabilir. Bu nedenle kamu yararı, teyit ve etik gazeteciliğin temelidir. Maalesef özellikle sadece klasik medyada, geleneksel medyada değil, sahte haber, yalan haberlerin yayılma hızı yüzde 70 daha fazla inandırıcılığı, da 6 kat daha fazla. İnsanlar doğru habere inanmaktan daha çok ya da altı kat daha fazla yalan habere inanabiliyorlar. Böyle bir gerçeklik kanıtlanmış durumda." ifadelerini kullandı.


Dezenformasyonun siyasi, ekonomik ve toplumsal psikolojik hedeflerle üretilebildiğine işaret eden Sözen, özellikle afet dönemlerinde ve sosyal medya ortamında yanlış bilginin ciddi sonuçlar doğurabildiğini kaydetti.


Yapay zekâ, algoritmalar ve veri güvenliği gibi yeni dijital risk alanlarına da dikkat çeken Sözen, medya okuryazarlığının toplumun her kesiminde yaygınlaşmasının önemine vurgu yaptı.


Çalıştay kapsamında medya etiği, doğrulama mekanizmaları, dijital çağda habercilik ve kamu yararı ekseninde oturumlar gerçekleştirilirken, program sonunda sonuç raporu hazırlanacağı bildirildi.


İletişim alanında uzman akademisyenler ve sektör temsilcilerini bir araya getiren çalıştayın, medya etiği konusunda önemli çıktılar üretmesi hedefleniyor.



"Hakikat ve Etik" Karabük’te masaya yatırıldı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Akbank’tan ilk çeyrekte ekonomiye 2 trilyon 601 milyar TL kredi desteği Akbank, Türk ekonomisine 2026’nın ilk çeyreğinde 2 trilyon 601 milyar TL kredi desteği sağladığını duyurdu. Akbank, 2026 yılı ilk çeyrek finansal sonuçlarını açıkladı. Banka ilk çeyrekte ekonomiye 2 trilyon 601 milyar TL kredi desteği sağlarken, 7 milyar 712 milyon TL vergi gideri sonrası 19 milyar 143 milyon TL konsolide net kâr elde etti. Akbank’ın 2026 yılı birinci çeyrek finansal performansı üzerine açıklamada bulunan Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, "Artan jeopolitik gerilimler ve belirsizlikler, ilk çeyrekte küresel piyasalarda dalgalanmalara yol açarken, Türkiye’deki normalleşme sürecinin ivmesini de sınırladı. Buna karşın, ekonomi yönetimimizin proaktif ve koordineli politika önlemleri, yurt içi finansal piyasaların tepkilerini önemli ölçüde dengede tutmayı başardı. Emtia fiyatlarındaki yükselişin enflasyon, dış finansman ihtiyacı ve bütçe üzerinde potansiyel etkileri söz konusu olmakla birlikte, jeopolitik gelişmelerin yönü, bu etkilerin büyüklüğünde belirleyici olacaktır. Bankamız, her zaman olduğu gibi, küresel belirsizliklerin yüksek seyrettiği bu dönemde de Türk ekonomisini desteklemeyi sürdürecektir." "2026’nın ilk çeyreğinde ekonomimize 2 trilyon 601 milyar TL kredi desteği sağladık" Gür, açıklamalarına şöyle devam etti, "2026 yılının ilk çeyreğinde ekonomimize sağladığımız kredi desteğini 2 trilyon 24 milyar TL’si nakdi olmak üzere toplam 2 trilyon 601 milyar TL seviyesine çıkardık. Toplam mevduatımız 2 trilyon 318 milyar TL’ye, aktiflerimiz ise 3 trilyon 644 milyar TL’ye ulaştı. Yüzde 16,1 düzeyinde gerçekleşen güçlü konsolide sermaye yeterlilik oranımızla, reel sektörün büyümesine ve gelişmesine destek olmayı sürdürdük. Bankamız 2026 yılının ilk çeyreğinde 7 milyar 712 milyon TL vergi gideri sonrası 19 milyar 143 milyon TL konsolide net kâr elde etti. Başarılı performansları için çalışma arkadaşlarıma ve bizlere duydukları güven için başta müşterilerimiz olmak üzere tüm paydaşlarımıza teşekkür ederim."
İstanbul HİB Başkanlığına Prof. Dr. Murat Şeker seçildi Hizmet İhracatçıları Birliği’nin yeni başkanı Türk Hava Yolları Teknik A.Ş. adına seçimlere katılan Prof. Dr. Murat Şeker oldu. Tek liste ile gidilen seçimli genel kurulda Prof. Dr. Murat Şeker’in listesi geçerli oyların tamamını alarak yeni yönetimi oluşturdu. Hizmet İhracatçıları Birliği (HİB) gerçekleştirdiği seçimli genel kurulla yeni yönetim kurulunu belirledi. Tek liste ile gerçekleştirilen seçimli HİB Genel Kurulu’nda geçerli oyların tamamını alan ve Türk Hava Yolları Teknik A.Ş. adına seçimlere katılan Prof. Dr. Murat Şeker’in listesi HİB’in yeni yönetimini oluşturdu. Yeni yönetim kurulu; Prof. Dr. Murat Şeker (Türk Hava Yolları Teknik A.Ş.), Hediye Güral (NG Tasarım Otelcilik ve Turizm A.Ş.), Vehbi Serkan Kaptan (TAV Havalimanları Holding A.Ş.), Turgay Yaman (İGA Havalimanı İşletmesi A.Ş.), Mustafa Eröğüt (Acıbadem Sağlık Hiz. ve Tic. A.Ş.), Murat Baykara (Baynak Ulus. Nak. Turz. Dış Tic. Ltd. Şti.), Prof. Dr. Orhan Gazi Yiğitbaşı (İstanbul Medipol Üniversitesi), İlhan Bağören (Telenity İletişim Sistemleri San. Tic. A.Ş.), Fatih Volkan Kazova (Kazova Yapı İnşaat Sanayi ve Dış Ticaret A.Ş.), Fatih Aksoy (Med Yapım Televizyon ve Filmcilik A.Ş.), Kemal Yamankaradeniz (Destek Patent A.Ş.) isimlerinden oluştu. HİB’in yeni Başkanı Prof. Dr. Murat Şeker, seçimlerin ardından yaptığı açıklamada, önceki başkan Şekib Avdagiç ve yönetim kurulu üyelerine görevde bulundukları süre boyunca ortaya koydukları vizyon, gayret ve özveri için teşekkür etti. "Bugün geldiğimiz noktada hizmet ihracatı artık bir tercih değil, stratejik bir zorunluluktur" diyen Şeker, "Küresel rekabetin her geçen gün daha da hızlandığı bu dönemde; başarı, birlikte hareket edebilen, değişimi doğru okuyabilen ve hızla uyum sağlayabilen yapılarla mümkündür. Bizler de bu anlayışla; dayanışmayı güçlendiren, iş birliğini artıran ve sektörlerimizin rekabet gücünü ileri taşıyan bir yaklaşımı esas alacağız" dedi. "Üç temel eksene yoğunlaşacağız" Yeni dönemde önceliklerinin hizmet ihracatını sürdürülebilir, katma değeri yüksek ve küresel ölçekte rekabetçi bir yapıya kavuşturmak olacağını dile getiren Şeker, bu doğrultuda üç temel eksen üzerinde yoğunlaşacaklarına dikkat çekti. Şeker, "Bu eksenlerden birincisi; küresel pazarlarda derinleşme ve çeşitlenme. İkincisi; katma değerli hizmet üretimi ve markalaşma. Üçüncüsü ise dijitalleşme ve insan kaynağı. Bu hedefleri hayata geçirirken; şeffaf, katılımcı ve çözüm odaklı bir yönetim anlayışını esas alacağız. Üyelerimizin sesini daha fazla dinleyen, sorunlara hızlı çözümler üreten ve ortak aklı merkeze alan bir yapı kurmak önceliklerimiz arasında. Ticaret Bakanlığımız başta olmak üzere kamu kurumlarımızla olan güçlü iş birliğimizi daha da ileriye taşıyacak; sektörlerimizin ihtiyaçlarını doğru şekilde ifade eden, çözüm üreten ve yol açan bir Birlik olmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
Mersin Denizde cansız bedenleri bulunmuştu: İki arkadaştan birinin cenazesi defnedildi Mersin’in Silifke ilçesi açıklarında deniz yüzeyinde bulunan 2 erkek cesediyle ilgili başlatılan soruşturma sürerken, hayatını kaybedenlerden Halil Çelik’in cenazesi toprağa verildi. Olay, dün Taşucu Mahallesine bağlı Boğsak Şahin Kayası açıklarında meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, dün 14.20 sıralarında Sahil Güvenlik Akdeniz Bölge Komutanlığı Harekat Merkezi’ne, deniz yüzeyinde 2 kişinin hareketsiz halde bulunduğu yönünde ihbar yapıldı. İhbar üzerine bölgeye sevk edilen sahil güvenlik ekipleri kısa sürede olay yerine ulaştı. Deniz yüzeyindeki 2 erkek cesedi ekipler tarafından bota alınarak Silifke Sahil Güvenlik iskelesine getirildi. Yapılan incelemelerde hayatını kaybeden kişilerin 69 yaşındaki Akın Acar ile 66 yaşındaki Halil Çelik olduğu öğrenildi. Cenazeler, kesin ölüm nedenlerinin belirlenmesi amacıyla Mersin Adli Tıp Kurumu morguna gönderildi. Olayla ilgili inceleme devam ederken, şahısların denize açıldıkları teknenin battığı ihtimali üzerinde durulduğu, bulunması için bölgede çalışmaların sürdüğü öğrenildi. Cenazelerden biri defnedildi Hayatını kaybeden Halil Çelik’in cenazesi bugün ikindi namazı sonrasında Bolacalıkoyuncu Mahallesi Mezarlığı’nda toprağa verildi. Akın Acar’ın ise yarın öğle namazına müteakip Taşucu Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlanacağı belirtildi. Öte yandan Halil Çelik’in yakın arkadaşı Mevci Arslan, arkadaşının yaklaşık 15 yıldır balıkçılık yaptığını ve denizi iyi bildiğini söyledi. Arslan, "5 metre uzunluğunda bir tekne almıştı. Zaman zaman diğer arkadaşları ile de balığa giderdi. En yakın arkadaşı Akın’dı. Cumartesi günü oturduk yemek yedik. Dün için balığa gideceğiz erken döneriz dedi. Şaşırdık. Halil o kadar hava durumunu takip eder ki ben anlamam. İnanamıyoruz. Hiç kimse inanamıyor. Bu nasıl olur. Valilik uyarı yaptı diyorlar. Tekne yok. Ama bilmiyorum derinliği ne kadar tekne çıkarılır mı? Benim kendi düşüncem sanki ya kayaya vurdu ya da başka bir şey vurmuş olabilir. Durum acı" dedi.
Ankara AK Parti Sözcüsü Çelik: "AB kendi içerisinde tartışma yaşıyor" AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, "Avrupa Birliği (AB) kendi içerisinde pek çok tartışma yaşıyor. AB, bir bütün olarak bu krizlerde hareket edemiyor" dedi. AK Parti Sözcüsü Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında AK Parti Genel Merkezinde gerçekleştirilen MYK toplantısı devam ettiği sırada gündeme dair açıklamalarda bulundu. Toplantıda siyasi değerlendirmelerin yapıldığını ve dış politikadaki gelişmelerin yakından takip edildiğini aktaran Çelik, "Gerek Rusya-Ukrayna Savaşı, gerek Gazze ve diğer kriz alanları konusunda ülkelerin arasındaki ittifaklar çatlarken NATO ile ilgili tartışmalar oluyor. Avrupa Birliği (AB) kendi içerisinde pek çok tartışma yaşıyor. AB, bir bütün olarak bu krizlerde hareket edemiyor. AB Komisyon Başkanı Von Der Leyen’in çok talihsiz bir açıklaması oldu. Türkiye’nin de içinde olduğu bazı ülkeleri zikrederek, bunların Avrupa’ya nüfuz etmesinin engellenmesi gerektiğini ifade etti. Avrupa bütünleşmesinin bu şekilde sağlanması gerektiğini ifade etti. Bu, AB’nin şu anda niye bu halde olduğunu gösteren temel bir açıklama. Türkiye gibi AB’ye aday bir ülkeyi karşıt konumda değerlendirmek, göç ve güvenlik konusunda kapımızı çalanların kafasının arkasındakini göstermesi bakımından çok önemli. Bu bir sır değildi ama gerek fasılların müzakere edilmesine dönük fanatik uygulamalar, gerek diğer konulardaki ilerlemelere dönük tıkanmalar aslında her zaman bir aydınlanma Avrupası yaklaşımını değil, bir Hristiyan kulübü Avrupa’sını gösteriyordu. Biz de bu konuda uyarılarımız yapıyorduk. Bunun sonuçlarıyla sadece Türkiye-AB ilişkileri karşı karşıya gelmiyor. AB, kendi çelişkilerinin doğurduğu sonuçları Rusya-Ukrayna Savaşı’nda yaşıyor. Gazze konusundaki savrulmalarını görüyoruz. İran savaşı konusundaki etkisizliklerini görüyoruz. Burada Von Der Leyen’e sorulması gereken soru şu; bir Avrupa Komisyonu Başkanı olarak bir aday ülkeye dönük bu çifte standardınızın ideolojik temelleri nedir? İkinci olarak da her zaman söylenir; AB bir ekonomik güç oldu ama hiçbir zaman bir siyasi güç olamadı. Bugün NATO meselesinde de görüldüğü gibi kendi güvenliğini bile kendisi sağlayamayan bir birlik durumunda. Bütün bunlar tartışılırken Von Der Leyen’in aday ülke olan Türkiye’nin etkisini engellemeye dönük bir tutum içerisine girmesi AB’nin bugün neden bu halde olduğunu iyi gösteren bir durum" diye konuştu. "AB, Türkiye’yi bu kadar güçlü görüyorsa o zaman doğrusu bu aday ülke ile iş birliği yapmaktır" "Madem Türkiye, bütün Balkanları ve Avrupa’yı domine edecek kadar büyük bir güç, normal bir siyasi akıl Türkiye ile iş birliği yapmayı gerektirir" diye konuşan Çelik, sözlerine şöyle devam etti: "Von Der Leyen, aslında söylediklerinin altyazısında itiraf ediyor. Bu itirafıyla da aslında bir tür büyüyen ve ilkelere dayanan bir Avrupa değil, küçülen ve kendi bürokrasisine gömülmüş bir Avrupa’yı söylüyor. Ama, zikrettiği diğer ülkelerden farklı olarak Türkiye, AB’ye bir aday ülke. Onu, bu kadar güçlü görüyorsanız o zaman doğrusu bu aday ülke ile iş birliği yapmaktır. Bu vizyondan çok uzaklar ama bu vizyona ulaşmalarını temenni ediyoruz." "Papa’nın savaş karşıtı ifadelerinin son derece dikkat çekici olduğunu belirtmek istiyorum" İsrail Başbakanı Netanyahu ve hükümetinin uyguladığı fanatizmin sadece Müslümanlarla sınırlı olmadığını, insanlığın tüm unsurlarına karşı bunu gerçekleştirdiğini hatırlatan Çelik, "Lübnan’da İsrail askerinin bir Hazreti İsa’ya ait bir heykeli parçalamasındaki nefret doğal olarak Hristiyan aleminin tepkisini çekti. Burada şunu görmek gerekiyor; tamamen ideolojik bir motivasyonla, fanatik bir dini yaklaşımla hareket eden bir yapı ile karşı karşıyayız. Bunların, Müslüman ve Hristiyanların değerlerine hiçbir saygıları yok. O yüzden biz insanlık ittifakı diyoruz, insanlık ittifakının topyekun bu fanatizmi durdurması gerektiğinden bahsediyor. Bu arada Papa’nın savaş karşıtı ifadelerinin son derece dikkat çekici olduğunu belirtmek istiyorum" değerlendirmesinde bulundu. "(ABD-İsrail-İran) Kesinlikle tekrar savaşa dönülmemelidir" İran’a yönelik gerçekleştirilen saldırıların ardından ortaya çıkan tablonun yakından takip edildiğini dile getiren Çelik, "Ateşkes sağlandı ama İslamabad’daki müzakereler istenilen şekilde henüz ilerlemiyor. Biz İslamabad’daki müzakerelerin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi ve ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Kesinlikle tekrar savaşa dönülmemelidir, bu savaş haksız ve hukuksuzdur. Hiçbir şekilde daha büyük insani trajedilere yol açılmamalıdır. Uluslararası toplum da ateşkesin tamamen barışa dönüşmesine güçlü bir destek vermelidir. Burada zenginleştirilmiş uranyum meselesi, Hürmüz Boğazı, İran’ın talep ettiği tazminatlar, güvenlik garantileri olmak üzere pek çok konu var. Tüm bunlar masada çözülebilir konulardır. İslamabad’daki müzakerelerin devam etmesi, tekrar savaşa dönüşmemesi, ateşkesin kalıcı barışa dönüşmesi için uluslararası toplumun tam bir destek vermesi gerekmektedir" ifadelerini kullandı. İsrail’in Lübnan’a saldırarak ve başka bölgelerde kriz çıkartarak Gazze’yi unutturmaya çalıştığına değinen Çelik, "Gazze’de ikinci aşamaya geçilmesi gerekirdi ama İsrail, ilk aşamadaki yükümlülüklerin hiçbirini yerine getirmiyor. İlk aşamayı da tahrip etmek için elinden geleni yapıyor. Bu çerçevede tek taraflı birtakım dayatmalarda ve şartlarda bulunuyor. İsrail’in Gazze’de suikastlara ve kadın, çocuk dahil olmak üzere insan öldürmeye bir son vermesi lazım. Bu ilk aşamanın en azından var olması için gereken en temel insani zemin. Yine ilk aşama için mutabık kalınmış olan yardımların Gazze’ye tam olarak ulaşması gibi ilkelerin yerine gelmesi lazım ama İsrail bunlardan da uzak duruyor. O yüzden ikinci aşamaya geçilmesini engelleyen güç İsrail’dir. Yine Batı Şeria’ya saldırmaya devam ediyor ve orayı Gazzeleştirmek için yoğun bir çaba sarf ediyor. Bunun da muhakkak surette önlenmesi gerekiyor" dedi. Ayrıca Çelik, dış politika gündeminde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mesaisinin en yoğun bir şekilde barışın sağlanması ve diplomasi masalarının güçlendirilmesi ekseninde devam ettiğini de sözlerine ekledi. Çelik, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı. "Fransa ile NATO içerisinde müttefiklik ilişkimiz varken Türkiye’yi karşısına alan söylemler üretilmesi son derece yanlıştır" Bir gazeteci tarafından Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Türkiye karşıtı açıklamaları sorulması üzerine Çelik, "Fransa’nın açıklamalarının yakından takip ediyoruz, doğrusu rasyonel bir zemine oturmuyor. Fransa ile NATO içerisinde müttefiklik ilişkimiz varken ima yollu olsa bile başka NATO müttefikleri ile ittifak kurduğunu ifade ederken Türkiye’yi karşısına alan söylemler üretmesi son derece yanlıştır. Çok yakın zamanda Sayın Macron, ‘NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti’ demişti. Daha sonra bu görüşünden geri adım attı. Bugün aslında Fransa’nın, Türkiye’ye karşı birtakım aşırı söylemler kullanmada gereksiz bir cömertlik ve cüretkârlık içerisinde olduğunu görüyoruz. Fransa’nın Akdeniz’deki istikrarsızlıkla, Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın bir an evvel sona erdirilmesi ile ilgilenmesi gerekir. Suriye’de birtakım farklı grupları desteklemek yerine Suriye’nin istikrarına katkı sağlayacak bir siyasi teşvik içerisinde olması gerekir. Yine Fransa’nın, ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı karşısında daha net konuşması gerekir ama bunun yerine ne zaman bir tartışma çıksa Rum Kesimi’nin etrafında bir bayrak göstermekten ve gemi göndermekten bahsediyor. Ayrıca Yunanistan’la ittifak kurmaktan bahsediyor. Burada şunu sormak gerekir; bu tip tavırların Fransa’ya, Yunanistan’a, Akdeniz’in güvenliğine, NATO müttefikliğine ne katkısı var? Bütün bu soruların cevabı olumsuzdur. Yunanistan açısından ise günün sonunda herkes gidiyor biz baş başa kalıyoruz. Dolayısıyla Yunanistan’ın Türkiye ile sorunlarını masada çözme imkanı varken, sürekli olarak başta İsrail olmak üzere birtakım ittifaklar peşinde koşup Türkiye karşıtlığı söylemini yükseltip bundan elde edeceği nedir? Biz, ‘Yunanistan’a üçüncü ülkeler araya girmesin, Türkiye ve Yunanistan berrak, net bir şekilde müzakereler yoluyla kendi sorunlarını çözebilecek kapasiteyi üretsin’ diyoruz. Ama, onun yerine sürekli olarak bu tip yan yollara başvuruyorlar. Otobandan ayrılmamak lazım, otobandan ayrılınca çoğu kez şarampole düşüldüğü görülmüştür. Tekrar aynı hatayı yapmaya gerek yok. Rum Kesimi’nin İsrail ile kurduğu ittifak utanç verici bir ittifaktır. Bu kadar katliam gerçekleştirmiş bir Siyonist şebeke ile yan yana durmak onların bileceği bir iştir. Bugün Türkiye ile ilişkilerde yanlış yerde durdukları gibi uluslararası sorunlarda da tarihin doğru tarafında durmuyorlar. Fransa’dan Akdeniz’e kadar olan tüm bu bölgede değerlendirmelerin ve attığı adımların ne kadar yanlış olduğu son birkaç yıldır üst üste görülüyor. Fransa’nın bunlardan vazgeçmesinde, Türkiye ile olan müttefiklik ilişkisini gerçekçi bir zeminde ve doğru bir yaklaşımla ele alması herkesin faydasınadır" cevabını verdi. "Alevi canlarımızı inciten ifadeden biz de inciniriz" Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik kullanılan ifadelerle ilgili soru üzerine Parti Sözcüsü Çelik, "Biz, CHP ya da başka partiler ile köşe yazarları hakkındaki bu tartışmalar bizi ilgilendiren tartışmalar değil. Ama, kullanılan o ifade bütün Alevi canlarımızı inciten bir ifadedir. Alevi canlarımızı inciten ifadeden biz de inciniriz. Bunu kendimize yapılmış sayarız. O ifade; bir nefret söylemidir. O ifade; doğrudan bir nefret söylemi olarak kodlanmalıdır ve tümüyle reddedilmelidir. Alevi canlarımıza dönük bu şekilde çirkin ifadeler kullanılmasını en güçlü şekilde lanetliyoruz ve reddediyoruz" açıklamasında bulundu.