ASAYİŞ - 16 Nisan 2026 Perşembe 20:05

Kahramanmaraş’ta silah seslerini duyunca okula koşan baba yaşadıklarını anlattı

A
A
A

Kahramanmaraş’ta okula düzenlenen saldırı sırasında Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nde aşçı olarak çalışan ve aynı okulda çocukları eğitim gören Necmettin Bekçi, silah seslerini duyar duymaz okula koştuğunu belirterek yaşadıklarını anlattı.

Kahramanmaraş’ta Onikişubat ilçesi Haydarbey Mahallesi’ndeki Ayser Çalık Ortaokulu’nda meydana gelen silahlı saldırı anında okulun yakınındaki evinde bulunan Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nde aşçı olarak çalışan Necmettin Bekçi, olay anını anlattı. Necmettin Bekçi, silah seslerinin inşaattan gelen çekiç sesleri olduğunu düşündüğünü ancak daha sonra durumun ciddiyetini anladığını belirterek okula koştuğunu ifade etti. Yaşadıklarını anlatan Bekçi, "Okula kantin tarafındaki kapıdan girdim. Arkadaki merdivenlerden çıktım. İki tane öğretmenimiz, bir kantinci abimiz vardı. Mücadele ediyorlardı. Biz de vardık oraya. Ben öğrenci olduğunu bilmiyorum. O da okulun öğrencisiymiş. Bunların hepsini bugün öğrendim. İri yapılı bir şahıs. O arada ben altıncı sınıf öğrencisi Alperen oğlumu aramaya sınıfına koştum. Sonra çantasını buldum. Baktım oğlumun çantası orada kendisi yok. İyi dedim. Kaçmış kurtulmuş. Oradan alt kata indim. Alt katta da ana sınıfı var kızım oradaydı. Öğretmenimiz sağ olsun tabure gibi küçük masaların altına çocukları sıkıştırmış. Sonra kızımı aldım oradan. Bir arada oğlumu aramaya başladık. Bir ara bulamadık, panik olduk. Sonrasında haber geldi. Alperen eve geldi diye. Sonrasında oğluma sordum; neredeydin oğlum gizlendin mi diye. Oğlum da ‘Baba silah sesleri gelmeye başlayınca ve öğretmenimiz baskın var diye bağırınca ben lavaboya kendimi kilitledim ve orada hiç sesimi çıkartmadım’ dedi. Öğretmenimiz lavaboda biri var mı diye sorunca ben de öğretmenimin sesinden tanıyınca, ‘ben varım öğretmenim’ demiş. Sonrasında öğretmenim beni oradan aldı ve çıkarttı dedi" ifadelerini kullandı.

Kahramanmaraş’ta silah seslerini duyunca okula koşan baba yaşadıklarını anlattı

"Kendi çocuklarım olmasa bile ben yine koşardım"

Çok ağır bir travma yaşadıklarını aktaran Bekçi, "Yaşadığım birçok şey şu an hafızamda değil. Çok ağır bir travma yaşadık. Orada ebediyete irtikal eden yavrularımıza, öğretmenimize Allah rahmet eylesin, mekanları cennet olsun. Ben şunu da söyleyeyim, ben orada kendi çocuklarım var diye koşmadım. Kendi çocuklarım olmasa bile ben yine koşardım oraya. Yani bizler sahip çıkmasa kim sahip çıkacak. Oğlumun sınıfından o arada yan sınıfa iki tane arkadaşı vefat etmiş. Orada da iki tane arkadaşı rahmetli oldu. Tam okula girdim o anda silah sesleri kesildi zaten. Biz de şoktayız" diye konuştu.

Halil Ulubey

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Prof. Dr. Zülfikar’dan hemofilide yerli Ar-Ge çağrısı Antalya’da düzenlenen 23. Türkiye Hemofili Kongresi’nde konuşan İstanbul Üniversitesi Rektörü ve Türkiye Hemofili Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, hemofili tedavisinde Türkiye’nin halen ithal ilaçlara bağımlı olduğunu belirterek, "Hastalarımızı hala ithal ilaçlarla tedavi ediyoruz. Öncü, özgün ve çığır açıcı araştırmalarımızın ürüne dönüşmesi gerekiyor" dedi. Türkiye Hemofili Derneği ile Hemofili Dernekleri Federasyonu iş birliğinde düzenlenen 23. Türkiye Hemofili Kongresi, 15-17 Nisan tarihleri arasında Antalya’nın Belek turizm merkezinde gerçekleştiriliyor. Kongre kapsamında İHA’ya açıklamalarda bulunan İstanbul Üniversitesi Rektörü ve Türkiye Hemofili Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, Türkiye’nin hemofili tedavisinde ithal ilaçlara bağımlılığını sonlandırması gerektiğini belirterek, yerli araştırma ve geliştirme çalışmalarıyla özgün ilaç üretimine geçilmesinin önemine işaret etti. "Hala ithal ilaçlarla hastalarımızı tedavi ediyoruz" Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, Türkiye’nin sağlık alanında önemli bir noktada bulunduğunu ancak tıbbın sürekli gelişen bir alan olduğunu belirterek, bu gelişimin parçası olabilmek için araştırma sisteminin güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’nin hemofili alanında kendi üretim kapasitesini geliştirmesi gerektiğini ifade eden Zülfikar, "Şu ana kadar hastalarımızı hala ithal ilaçlarla tedavi ediyoruz. Burada öncelik vermemiz gereken hususlardan biri, ülkemizin her alanda olduğu gibi kendi yatırımlarını kendisinin yapması ve ülkemizdeki araştırmacılardan istifade etmesidir. Böylelikle öncü, özgün ve çığır açıcı araştırmalarımız ürüne dönüşebilir" dedi. Bu alanda yalnızca hekimlerin değil, farklı disiplinlerden araştırmacıların da birlikte çalışması gerektiğini vurgulayan Zülfikar, sanayi, iş dünyası ve kamu kurumlarının da sürece yatırım yapmasının önem taşıdığını dile getirdi. "Sürekli satın alarak bir yere kadar ilerleyebiliyoruz" Türkiye’nin sağlık alanındaki birikiminin üretime dönüştürülmesi gerektiğine dikkat çeken Zülfikar, "Bu alanda yalnızca biz uzmanlar ve hekimler değil, diğer araştırmacılar da birlikte çalışmalı. Endüstrinin, iş insanlarının ve resmi kurumların da yatırım yapması gerekiyor ki ülkemiz bu alanda yeni ürünler üretebilsin. Aksi halde sürekli satın alarak bir yere kadar ilerleyebiliyoruz" ifadelerini kullandı. "Bir kısım hasta ürüne ve tedaviye ulaşmakta zorluk çekiyor" Hemofili tedavisinde bazı hastaların ürüne erişimde güçlük yaşayabildiğini belirten Zülfikar, "Bir noktadan sonra daha ucuz ve daha fazla bulunan ürünlere yönelmek zorunda kalıyoruz. Ülkemizde hastaların bir kısmı ürüne ve tedaviye ulaşmakta da zorluk çekiyor. Sağlıkta çok ilerideyiz, çok şükür, bu yönlerimiz oldukça iyi. Ama tıp burada durmuyor" diye konuştu. Tıbbın geldiği noktada yalnızca mevcut uygulamaları sürdürmenin yeterli olmadığını ifade eden Zülfikar, daha ileriye gidilebilmesi için araştırmanın merkezde olması gerektiğini söyledi. "Yeni bilgi ancak araştırmayla elde edilir" Araştırmanın sağlık alanındaki gelişimin temel unsuru olduğunu vurgulayan Zülfikar, "Tıbbın daha ileriye gidebilmesi için bizim de mutlaka araştırma sisteminin içinde olmamız gerekiyor. Yeni bilgi ancak araştırmayla elde edilir. Bizim ısrarla söylediğimiz şey, ülkemizde araştırmaları artırmak, araştırmacı sayısını çoğaltmak, onları yüreklendirmek ve onlara güven vermektir" dedi. Araştırmacıların yalnızca hasta muayenesiyle sınırlı bir meslek hayatı sürmemesi gerektiğini belirten Zülfikar, bilimsel üretimin fikri mülkiyet ve patent gibi alanlarla da desteklenmesi gerektiğini kaydetti. Zülfikar, "Hekimlerimizin yalnızca hasta muayenesiyle sınırlı kalmaması, fikri mülkiyet ve patent gibi alanlarda da kendilerine yeni gelecekler kurması gerekir. Böylece arkalarından önemli meslektaşlarını da bu alana çekebilirler" ifadelerine yer verdi. "Bu bir anlayış değişikliğidir" Türkiye’de hemofili alanında ticarileşebilecek bir ürün üretme aşamasına gelinip gelinmediğine ilişkin de değerlendirmede bulunan Zülfikar, bu noktada henüz istenilen seviyeye ulaşılmadığını söyledi. Ancak temel bilgi ve uygulama tecrübesinin bulunduğunu vurgulayan Zülfikar, bunun bir zihniyet değişimiyle mümkün olabileceğini dile getirdi. Zülfikar, "Türkiye’nin herhangi bir yerinde hemofilinin ticariye yansıyacak bir ürününü üretme aşamasına gelmiş biri var mı diye sorarsanız, buna ‘hayır’ derim. Ama bunun temel bilgisine sahip, uygulamadaki bilgi birikimini taşıyan insanlar var mı? Evet, var. Ancak bunu hayata geçirebilmek bir anlayış değişikliğidir, gerçekten bir tarz değişikliğidir. Öncelikle kamuoyunun buna inanması lazım, bu olabilir. Bilim dünyasının buna inanması lazım, bu olabilir. Akademisyenlerimizin de 40 yıllık uzun akademik ömürlerine bu gözle bakmaları ve bunun için çaba göstermeleri gerekiyor. Biz de üniversiteler olarak bu heyecanı duyuyor, sürdürmek istiyoruz. Eminim Sosyal Güvenlik Kurumu da, Sağlık Bakanlığı da bu arzunun içinde. Nitekim Sağlık Bakanlığının da ‘Üreten Sağlık’ şeklinde bir sloganı var. Onlar da bu isteği taşıyor. Niye olmasın" dedi.
Erzurum Plaj kenarı değil Palandöken’in zirvesin şezlong keyfi Palandöken’de bahar ayları olmasına rağmen kayak keyfi tam gaz devam ediyor, kayak severler zirve kayışında şezlong keyfi ile mola verdi. Türkiye’nin en önemli kış turizm merkezlerinden biri olan Palandöken Kayak Merkezi’nde, elverişli kar kalınlığı ve teknik altyapı sayesinde kayak sezonu 30 Nisan 2026 tarihine kadar uzatıldı. Erzurum’da şehir merkezinde bahar havası hissedilmeye başlasa da, 3 bin 200 rakımlı Palandöken Dağı’nda kıştan kalma günler yaşanıyor. Meteoroloji verilerine göre kar kalınlığının 198 santimetre civarında seyrettiği merkezde, yerli ve yabancı turistler kristal karın tadını çıkarıyor. Sezonun finali 30 Nisan’da Ejder3200 yetkilileri tarafından yapılan açıklamaya göre, normal şartlarda Mart sonunda bitmesi planlanan sezon, yoğun kar yağışı ve suni karlama desteğiyle 30 Nisan 2026 tarihine kadar resmi olarak uzatıldı. Şartların elvermesi durumunda, pistlerin profesyonel sporcular ve milli takım çalışmaları için 30 Mayıs 2026 tarihine kadar açık tutulabileceği belirtilmişti. "Bahar Kayak Sezonu" yoğun ilgi görüyor Türkiye’nin en uzun pistlerine sahip olan Palandöken’de, tatilciler bir yandan güneşin tadını çıkarırken diğer yandan kesintisiz kayak yapmanın ayrıcalığını yaşıyor. Ejder3200 tarafından yapılan sosyal medya mesajında "Yanlış görmediniz! Plaj kenarı değil zirvede şezlong keyfi" denildi.