SAĞLIK - 27 Şubat 2026 Cuma 11:06

Yaren’e dayısı, anneye de ağabeyi can oldu

A
A
A
Yaren’e dayısı, anneye de ağabeyi can oldu

İzmir’de böbrek yetmezliği tedavisi gören 12 yaşındaki Yaren Kara, Acıbadem Kent Hastanesi’nde dayısından nakledilen böbrekle sağlığına kavuştu. Küçük kızın annesinin de yıllar önce aynı hastanede diğer ağabeyinden aldığı böbrekle hayata tutunduğu ortaya çıktı.


Yaren Kara (12), dört yıl önce böbrek yetmezliğine yol açan nefronoftizis tanısı alarak zorlu bir tedavi sürecine girdi. Yaşadığı ciddi protein kaybı ve yükselen kreatinin değerleri sonucunda hastalığı son dönem böbrek yetmezliğine evrilen küçük kız için diyaliz veya böbrek nakli seçenekleri değerlendirildi. Hastalığı ilerleyen küçük kıza, dedesinin kan grubu uyuşmazlığı nedeniyle donör olamaması üzerine dayısı Burhan Ayhan (45) gönüllü oldu. Gerekli tetkiklerin ardından Yaren Kara, Acıbadem Kent Hastanesinde Uzm. Dr. Işık Özgü ve Prof. Dr. Ahmet Keskinoğlu’nun yer aldığı bir ekibin gerçekleştirdiği ameliyatla dayısından alınan böbrekle yeni bir hayata adım attı. Yaren’in 2013 yılında dünyaya gelmesinden yıllar önce anne Songül Kara (40) da aynı hastanede diğer ağabeyi Ağıt Ayhan’dan (51) nakledilen böbrekle sağlığına kavuştu.



Başarılı nakil süreci


Hastanın böbrek işlevlerinin iyiye gittiğini belirten Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Keskinoğlu, "Yaren, geçirdiği tubülüs hastalığına bağlı olarak son dönem böbrek yetmezliği aşamasına ulaşmıştı. Bu süreçte öncelikle ciddi boyutta protein kaybı yaşanmış, ardından kreatinin düzeylerinin yükselmesiyle hastalık, son dönem böbrek yetmezliğine evrilmişti. Tedavi aşamasında böbrek nakli veya diyaliz olmak üzere iki seçenek değerlendirildi. Canlı donör bulunması üzerine, hastamıza dayısından böbrek nakli gerçekleştirildi. Operasyon oldukça başarılı geçmiş olup halihazırda hastamızın böbrek işlevleri son derece iyi seyretmekte." ifadelerini kullandı.



Genetik faktörler


Benzer nakil ihtiyaçlarının aile fertlerinde görülebileceğine dikkat çeken Acıbadem Kent Hastanesi Böbrek Nakli Programı Sorumlusu Uzm. Dr. Işık Özgü, "Pediatrik hastamızın annesi de yıllar önce kurumumuzda böbrek nakli ameliyatı geçirdi. Bazı hastalıkların genetik geçişli olması nedeniyle, zaman içerisinde diğer aile fertlerinde de benzer nakil ihtiyaçları doğabilmektedir. Bugüne dek her iki hastamızın da tedavi süreçleri son derece olumlu ilerlemiştir ve bu durumun aynı şekilde devam etmesini temenni etmekteyiz. Hastamızın dayısından gerçekleştirilen böbrek nakli sonrasında, hem alıcının hem de vericinin genel sağlık durumları gayet iyidir ve herhangi bir komplikasyon bulunmamaktadır" şeklinde konuştu.



Anne ve kızı aynı kaderi yaşadı


Kızıyla aynı süreçlerden geçtiğini anlatan anne Songül Kara, "Kızımın tedavi süreci dört yıl önce başlamış olup, bir anne olarak psikolojik etkilerini göz önünde bulundurarak durumu kendisiyle yeni paylaştım. Farklı sağlık kuruluşlarındaki tedavi süreçlerimizin ardından bu hastaneye başvurduk ve nakil işlemimiz burada gerçekleştirildi. Yıllar önce büyük ağabeyimden bana yapılan böbrek nakli de bu kurumda yapılmıştı. Bugün ise küçük ağabeyim, kızıma donör oldu. Organ naklinde kan grubu uyumu büyük önem taşıdığından ve ağabeyimin kan grubu uyumlu olup gönüllü olması sebebiyle nakil ondan gerçekleştirildi. Babam da donör olmak istemesine rağmen kan grubu uyuşmazlığı nedeniyle bu mümkün olmadı. Büyük ağabeyimin bana, küçük ağabeyimin ise kızıma böbrek vermesinin değeri paha biçilemezdir. Donörler operasyon sonrasında hızla normal hayatlarına dönmektedir. Verici olmanın sağlık açısından kalıcı bir olumsuzluğu bulunmamaktadır, yalnızca cerrahi bir müdahale geçirilmektedir. Aile bağları kuvvetli olsa dahi organ bağışı konusunda çekimser kalan bireyler olabilmektedir. Ancak gönüllülük esasına dayanan bu fedakarlığın, herkes tarafından benimsenmesi gerektiğine inanıyorum. Yaren’i uzun bir iyileşme süreci beklemektedir fakat zamanla sağlığına tam anlamıyla kavuşacaktır." dedi.



Yeniden hayata tutundu


Ameliyat sonrası hızla toparlandığını dile getiren Yaren Kara, "Mevcut sağlık durumum oldukça iyi. Nakil ameliyatımın gerçekleştiği ilk gece ve takip eden gün bir miktar ağrım oldu. Damar yolu gibi tıbbi müdahalelere bağlı ağrılardan ziyade, dikişlerimde ve karın bölgemde dönemsel ağrılar hissettim. Ancak şu anki süreçte ayağa kalkıp yürümeye başladım. Kendi başıma hareket edebilsem de herhangi bir risk almamak adına genellikle annemin refakatinde bulunuyorum. Bana bu imkanı sağlayan dayıma sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum, minnetimi kelimelerle ifade etmem oldukça güç. Organ bağışı konusunda ise şunları belirtmek isterim. Aile içinde kan grubu uyan fakat donör olmak istemeyen bireyler olabiliyor. Oysaki bağış yapan kişiler ameliyat sonrasında normal yaşamlarına sorunsuz bir şekilde devam edebilmektedir. Organ bağışı tamamen gönüllülük esasına dayansa da bir hayata dokunabilmek adına herkesin bu konuda daha duyarlı olması gerektiğini düşünüyorum" açıklamasında bulundu.



Böbreği


Yıllar önce kardeşi Songül Kara’ya böbreğini veren Ağıt Ayhan (51), "Aile olarak bu hastalıkla ilk kez yıllar önce karşılaştık ve bir ağabeyimi bu rahatsızlık nedeniyle kaybettik. O dönemde organ nakli günümüzdeki kadar gelişmemişti ve toplumda böbrek bağışına dair ciddi ön yargılar bulunmaktaydı. Yaptığım araştırmalar sonucunda organ bağışının, tam olarak kan vermek kadar basit olmasa da korkulacak bir süreç olmadığını gördüm. Gönüllü olarak yapıldığında donör için hiçbir sorun teşkil etmediği gibi, alıcının da tedaviye çok daha hızlı ve olumlu yanıt vermesini sağlamaktadır. Kendi ameliyat sürecimde doktorum hastanede üç gün kalmam gerektiğini belirttiğinde, ailemin geçimini sağlayan kişi olduğumu ve dördüncü gün işime dönmek zorunda olduğumu ifade ettim. Ağır fiziksel aktivitelerden kaçınmam şartıyla bu duruma onay verildi. Gerekli tüm organizasyonlar titizlikle yapılarak kız kardeşimin taburcu işlemleri bir hafta içinde tamamlandı. Hastanenin o dönemdeki hassas protokolleri gereği içeriye refakatçi dahi kabul edilmemişti, süreç son derece profesyonelce yönetildi. Şimdi ise diğer kardeşim Burhan’ın yeğenime böbrek vermesiyle, ailemizde nakil olan kişi sayısı üçe yükseldi. Organ bağışından çekinmeyiniz. Bir insanın hayatını kurtarmanın verdiği mutluluk ve huzur, her türlü tereddüdün ötesindedir" diye ekledi.



Yaren’e dayısı, anneye de ağabeyi can oldu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Zonguldak Armutçuk maden ocağı için karar çıktı, üretim yeniden başlıyor Zonguldak’ta Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Armutçuk Müessese Müdürlüğü’ne bağlı maden ocağında üretimin durdurulması kararına karşı açılan davada mahkeme, madenin yeniden açılmasına hükmetti. Karadeniz Ereğli 1. İş Mahkemesi, bilirkişi raporları doğrultusunda üretimin önünde bir engel kalmadığına karar verdi. Karadeniz Ereğli 1. İş Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasına; TTK Armutçuk Müessese Müdürü Tuğrul Toprakçı, Sendika Şube Başkanı Şanver Turan, sendika yöneticileri ve tarafların avukatları katıldı. Yeni rapor talebi reddedildi Duruşmada, müessese bünyesindeki teknik durumu inceleyen iki ayrı bilirkişi raporu değerlendirildi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı avukatlarının yeni bir bilirkişi raporu alınması yönündeki talebi, mahkeme başkanı tarafından kabul görmeyerek reddedildi. Maden ocağında üretim hazırlığı Hakim, sunulan son raporun madende üretimin devam edebileceği yönündeki görüşünü esas alarak, durdurma kararının iptaline hükmetti. Adli prosedürlerin ve resmi işlemlerin tamamlanmasının ardından, Armutçuk’taki maden ocağında üretimin kısa süre içinde yeniden başlayacağı öğrenildi. Kozlu, Üzülmez ve Karadon için süreç sürüyor Diğer yandan, Bakanlık müfettişlerinin denetimleri sonrası benzer şekilde üretim durdurma kararı verilen Karadon, Kozlu ve Üzülmez müesseselerine dair hukuki süreç ise devam ediyor. Zonguldak İş Mahkemesi’nde açılan iptal davalarının sonuçlanması bekleniyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı müfettişleri; TTK’ya bağlı Karadon, Kozlu, Üzülmez ve Armutçuk işletmelerinde yaptıkları denetimlerde bazı eksiklikler tespit etmiş, bu eksiklikler üzerine hazırlanan iş durdurma raporu Valiliğe sunulmuş ve uygulamaya konulmuştu. TTK yönetimi ise söz konusu kararın kaldırılması ve üretimin sürmesi için yargı yoluna başvurmuştu.
Kocaeli "Kapalı omurga cerrahisi ile felç riski yok denecek kadar azaltılabiliyor" Dünyada yaygınlaşan tam kapalı omurga cerrahisinin bel fıtığı ve dar kanal ameliyatlarında daha az ağrı ile düşük enfeksiyon riski sağladığı belirtiliyor. Uzmanlar, gelişen cerrahi teknikler sayesinde omurga ameliyatlarında felç kalma riskinin açık ve kapalı yöntemlerde yok denecek kadar az seviyelere indiğini ifade ediyor. Tam kapalı omurga cerrahisi, dünyada ve Türkiye’de son yıllarda giderek yaygınlaşan cerrahi teknikler arasında yer alıyor. Bel fıtığı ve dar kanal ameliyatlarında tercih edilmeye başlanan yöntem, daha az ağrı ile uyanma, kısa hastanede kalış süresi ve düşük enfeksiyon riski gibi avantajlar sunuyor. Ortopedi ve Travmatoloji Op. Dr. Cem Sever, VM Medical Park Kocaeli Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Skolyoz ve Omurga Cerrahi Merkezi’nde özellikle uygun hasta seçimi yapıldığında kapalı omurga cerrahisi ile yüz güldüren sonuçlar alınabildiğini söyledi. Omurga ameliyatlarında en büyük risklerden biri olarak görülen felç kalma ihtimaline de değinen Op. Dr. Sever, gelişen cerrahi teknikler ve alınan önlemler sayesinde bu riskin açık ve kapalı yöntemlerde yok denecek kadar az seviyelere indiğini ifade etti. Op. Dr. Sever, endoskopik cerrahi yaklaşımın kas ve kemik dokuda daha az hasar oluşturduğunu, bu nedenle hastaların ameliyat sonrası rehabilitasyon sürecinin daha hızlı ilerleyebildiğini de belirtti. "Son 10 yılda dünyada çok popüler olan cerrahi teknik" Son 10 yılda dünyada tam kapalı omurga cerrahisi ameliyatlarının çok popüler olduğunu söyleyen Cem Sever, "Hastalarımızın bize en çok sorduğu soruların başında omurga ameliyatlarının kapalı yöntemlerle yapılıp yapılamadığı geliyor. Bazı omurga ameliyatları kapalı yöntemle yapılabiliyor. Bunların başında da özellikle disk cerrahisinde, özellikle lomber disk cerrahisinde, yani bel bölgesindeki bel fıtıklarının uygun olan hastalarda kapalı yöntemlerle bu ameliyatlar gerçekleştirilebiliyor. Özellikle dünyada ve ülkemizde bu yöntemler son 10 yılda popüler hale gelmeye başlandı. Bu teknikler hastalar için birçok avantaja sahip" diye konuştu. "Klasik yöntemde mikroskop altında çalışıyoruz" Klasik olarak bel fıtığı cerrahisinde en çok uygulanılan yöntemin mikroskopik cerrahi olduğunu belirten Sever, "Mikroskop altında küçük insizyonlar kullanarak, belli kas kitlelerinin içerisinden geçerek fıtığı dışarı çıkartıyoruz. Bu teknikte değişen ne oldu? Artık çok daha az, hemen hemen hiç bir kas hasarı vermeden, çok az kemik dokuya zarar vererek, tamamıyla anatomik dokular arasından fıtığa ulaşıp fıtığı çıkartıyoruz" şeklinde konuştu. "Daha az ağrı, daha kısa hastane süresi" Kapalı omurga cerrahisinin avantajlarını anlatan Sever, "Operasyondan sonra hasta daha az ağrı ile uyanıyor. Ameliyat sonrası dönemde rehabilitasyonu çok daha hızlı gerçekleşebiliyor. Hastane kalış süresi çok daha kısa sürebiliyor. Bunun gibi birçok avantajlara sahip. Ameliyat süresi açık ameliyatla aynı. Ortalama 45 dakika- 1 saat arasında bu ameliyatlar gerçekleştirilebiliyor. Teknik olarak farklı olan, biz hiçbir büyük cerrahi iz yapmadan, sadece çok küçük aletlerin girebileceği kadar yerlerden bu ameliyatı gerçekleştiriyoruz. Çok daha az miktarda kanama oluyor. Dokulara daha az hasar veriyorsunuz. Bunun gibi birçok avantajı var. Her ameliyatın riski vardır ama çok küçük bir yara yerinden yaptığımız için diğer teknikle karşılaştığınızda enfeksiyon riski çok daha düşük oluyor. Bu teknikte sulu bir ortamda çalışıyorsunuz. Yani, yaranın içerisine siz dışarıdan su veriyorsunuz. Bu nedenle, enfeksiyon riski hemen hemen hiç yok denilebilir" ifadelerini kullandı. "Kameraya vasıtasıyla daha küçük insizyonlardan girilerek hedef kitleye ulaşıyoruz" Fıtığı çıkartmak için belli anatomik bölgeler arasından girip disk bölgesine ulaşılması gerektiğini ifade eden Sever, "Disk bölgesine ulaştıktan sonra yırtılmış olan fıtıklaşmış kitleyi dışarı çıkartıyorsunuz. Bunun için belli başlı teknikler var. Dünyada hala en çok kullanılan teknik mikroskop altında yapılan tekniktir. Benim bahsettiğim teknik ise endoskopik teknik. Yani kamera vasıtasıyla daha küçük insizyonlardan (cerrahi kesiklerden) girilerek sadece hedef kitleye ulaşıp oradan bu işlemi gerçekleştirme üzerine gerçekleşiyor" dedi. "Türkiye’de yeni yaygınlaşmaya başladı" Endoskopik tekniğin Türkiye’de yeni yaygınlaşmaya başladığını söyleyen Operatör Doktor Sever, "Dünyada en çok tekniği uygulayan ülke Güney Kore ve Japonya’dır. İlk kez orada bu tekniklerle ilgili adımlar atıldı. Bizim ülkemizde de son 10 yılda giderek artan sayıda bu yöntemle uğraşan meslektaşım var. Ancak Türkiye geneline baktığınız zaman bu ameliyatı yapabilen toplam merkez sayısı 10’u geçmez" diye konuştu. "Sadece fıtık değil, dar kanal da yapılabiliyor" Dar kanal ameliyatlarının da bu yöntemle yapıldığını söyleyen Cem Sever, "Eski teknikte dar kanalı yapabilmek için açık ameliyatı tercih etmek; vida koymak zorunda kalıyordunuz. Ama bu teknikle doğru hasta tercihinde bütün işlemi kapalı olarak gerçekleştirebiliyorsunuz ve anatomik dokulara hemen hemen hiç zarar vermiyorsunuz. Böylece hastanın şikayetlerinin yüzde 90’ını geçirmesini sağlamış oluyorsunuz. Omurga ameliyatlarındaki büyük risk felç kalmaktır. Ama artık yeni gelişen teknikler ve aldığımız önlemlerle felç kalma riski yok denecek kadar azdır. Bu durum açık ve kapalı ameliyatlarda geçerlidir" şeklinde konuştu.
İstanbul Fenerbahçe’de 36 yıllık amatör balıkçı geleneği tahliye tehlikesiyle karşı karşıya İstanbul’un köklü kıyı kültürlerinden biri olan Fenerbahçe’deki amatör balıkçı geleneği, marina sahasında yaşanan yeni süreçle birlikte tartışma konusu oldu. Marina alanının 5 Şubat 2025’te ihale edilip 11 Şubat 2025’te yeni işletmeye devredilmesinin ardından, bölgede uzun yıllardır faaliyet gösteren amatör balıkçı teknelerine yönelik tahliye süreci başlatıldı. Aradan geçen yaklaşık bir yıllık dönemde herhangi bir resmi bildirim yapılmadığını belirten balıkçılar, Şubat ayı içerisinde önce elektriklerin kesildiğini, ardından da marinayı terk etmeleri yönünde tebligat aldıklarını ifade ediyor. Marina sahasında çoğunluğu amatör balıkçılara ait 44 teknenin bulunduğu, bazı üyelerin ise teknelerinde yaşadığı belirtiliyor. Elektrik kesintisi nedeniyle ısınma, hijyen ve sintine pompalarının çalışmaması gibi nedenlerle batma riski yaşandığı öne sürülüyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Fenerbahçe Emekli ve Amatör Balıkçılar Dayanışma Derneği Başkanı Metin Yalvaç, 36 yıldır sürdürülen geleneğin sona erdirilmek istendiğini savundu. Yalvaç, marinanın 5 Şubat 2025’te ihale edildiğini ve 11 Şubat 2025’te ihaleyi alan firmanın teslim aldığını hatırlattı. Yalvaç, "Fenerbahçe’deki bu köklü balıkçı geleneği 36 yıldan beri yaşatılıyor ve istiyoruz ki yaşatılmaya devam etsin. Bugüne kadar elde ettiğimiz müktesep hakkın elimizden gitmesini asla kabul etmiyoruz. Marinanın yeni sürecinin ihaleyi alan firma tarafından rant açısından uygun şekilde kullanılmasına saygı duyuyoruz. Ancak bütün vatandaşlık görevlerini yerine getiren bir derneğin, marina yeniden şekilleniyor diye buradan yok edilmesini kabul etmiyoruz" dedi. Tebligat sürecine de değinen Yalvaç, elektriğin resmi bildirimden önce kesildiğini belirten Yalvaç, "Bizim şu anda dışardaki teknelerle birlikte 44 teknemiz var. Bu 44 teknemizin tamamı mağdur edildiler çünkü biz Tuzla’da lodoslarda batan tekneler gördük; bunlar milli servetti ve parçalandılar. Bu insanların teknelerini oralarda barındırmalarının yegane sebebi marina ücretleridir. Marina ücret ödeyemeyen insanların tekneleri battı. Dolayısıyla biz bu 44 tekneyi Fenerbahçe’den başka bir yere götürmeyi düşünmüyoruz. İstiyoruz ki marinanın yeniden yapılanma sürecinde çalışmaları aksatmadan ve onlara herhangi bir zorluk çıkarmadan teknelerimizi uygun bir yerde barındıralım. İstiyoruz ki çalışmalar bittikten sonra yine marina içerisinde kalmak kaydıyla, onların uygun gördüğü ve bizim de kabul edeceğimiz bir alanda bu amatör faaliyetlerimizi devam ettirelim. Şu anda mağdur 44 tekne var, gidecek yerleri yok, limanda elektrik yok ve teknelerin ciddi bir batma riski var. Bir an önce bu mağduriyetin giderilmesini istiyoruz" diye konuştu. Derneğin Yönetim Kurulu Üyesi Yücel Yorulmaz ise 44 teknenin yalnızca amatör faaliyet yürüttüğünü belirterek, afet durumlarına ilişkin hazırlıklarını değindi. Yorulmaz, "Burada yaklaşık 44 teknemiz var. Bazı arkadaşlarımızın gidecek yeri yok. Biz sadece kendi içimize kapalı bir yapı değiliz. Pandemi öncesinde aldığımız bir genel kurul kararıyla, afet anlarında teknelerimizin kullanılmasına yönelik projeyi Kadıköy Belediyesi’ne iletmiştik. Olası bir afet durumunda denizden destek verebilecek bir gücü" ifadelerine yer verdi. Dernek üyeleri, marina yönetiminden müktesep haklarının tanınmasını ve yeniden yapılanma sürecinde uygun bir alan tahsis edilerek Fenerbahçe’deki amatör balıkçılık geleneğinin devam etmesini talep ediyor.
Yalova "Ayetlerle Büyüyen Çocuk" kitabıyla yeni nesilleri ayetlerle tanıştırıyor Cemile Şık’ın kaleme aldığı ve resimlerini çizdiği "Ayetlerle Büyüyen Çocuk" kitabı, Kur’an-ı Kerim’den seçilen 50 ayeti çocukların ilgisini çekecek bir dille okuyucularıyla buluşturdu. Yazar, 13 önce kurduğu hayali bin 68 saatlik resim çizimi çalışmasıyla tamamladı. "Ayetlerle Büyüyen Çocuk" kitabının yazarı ve illüstratörü Cemile Şık, uzun yıllardır üzerinde çalıştığı çocuklara yönelik ayet anlatım kitabını okuyucularla buluşturdu. Yalova Üniversitesi İslami İlimler mezunu olan ve halen İstanbul Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimine devam eden Şık, projenin yaklaşık 13 yıl önce ortaya çıktığını söyledi. Şık, kitabın ortaya çıkış sürecini şöyle anlattı: "Bu kitap fikri yaklaşık 13 yıl kadar önce aklıma gelmişti. O dönem okuduğum bir tefsir kitabından çok etkilenmiştim. Fakat çocuklar için yeterli değildi. Daha iyisini yapabiliriz diye düşünüyordum. Sonrasında bu konuyla ilgili çok araştırma yaptım. Hatta pek çok yayıncıya bunu nasıl yapabiliriz diye tekliflerde bulundum. Fakat yapamadık, bir şekilde olamayacağını söylemişlerdi." Yurt dışı gezisinde gördüğü çocuk kitaplarının projeyi yeniden gündeme getirdiğini ifade eden Şık, Türkiye’ye döndükten sonra yayıncı firma ile iletişime geçtiğini belirtti. Kitap hazırlık sürecinin ilk olarak içerikteki resimlerin tasarlanmasıyla başladığını belirten Şık, daha sonra ise yazıların hazırlandığını kaydetti. Amaç: "Çocukların Allah’ın kelamıyla çocuk diliyle tanışması" Şık, çalışmanın temel amacının çocukların Allah’ın kelamıyla yetişkin dili yerine çocuk diliyle karşılaşmasını sağlamak olduğunu vurgulayarak "Şu anda var olan tefsirler sadece yetişkinlere yönelik. Hem çok kapsamlı hem de dili çok ağır. Meallerde de anlamlar sıkıştırılmış ve çocukların anlayabileceği şekilde değil. Çocukların Allah’ın kelamını en doğru, en basit, anlamdan sapmadan en sade şekilde anlatmanın yolunu bulmaya çalıştık" ifadelerini kullandı. "Klasik tefsir anlayışından farklı" Kitabın kapsamını belirlerken zorlandıklarını ifade eden Şık, başlangıçta tüm sureleri ele almayı düşündüklerini ancak bunun çocuklar için uygun olmadığını fark ettiklerini kaydetti. Eserin bir hikaye ya da ilmihal olmadığını belirten Şık, "Tefsir kitabı ama klasik bir tefsir kitabı da değil. Kur’an’ın ana mesajı korunuyor fakat çocuğun anlayabileceği şekilde hazırlanmış bir kitap" dedi. Kitabın en zorlayıcı sürecinin resimleme aşaması olduğunu belirten Şık, geleneksel İslam sanatlarını çocuklara ulaştırmayı hedeflediğini kaydederek, "Hat, minyatür, ebru gibi sanatlar çok güzel fakat genelde müzelerde ve camilerde karşımıza çıkıyor. Bu kitapla çocukların anlayabileceği ve sevebileceği bir forma dönüştürmek istedim" dedi. Şık, kitaptaki 50 resmin yer alacağı serginin 12 Mart’ta İstanbul’da Hünkar Kasrı’nda düzenleneceğini söyledi.
İstanbul Başkan Bingöl Tuzla’da gençlerle iftar sofrasında bir araya geldi Tuzla Belediye Başkanı Av. Eren Ali Bingöl, Ramazan ayı kapsamında Tuzlalı gençlerle iftar programında bir araya geldi. Başkan Bingöl, "Ramazan birlikte güzel, Tuzlamızda beraber olmak hep güzel. Güçlü Tuzla, güçlü gençlerle mümkündür" dedi. Tuzla Yaşam Ayyıldız Semiha Kibar Sosyal Yaşam Merkezi’nde düzenlenen programda gençlerle bir arada olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Bingöl, "Burada karşımda bu pırıl pırıl gözleri gördüğümde büyük bir heyecan duyuyorum. Bana hep ‘genç başkan’ diyorlar. Bundan en çok mutluluk duyma sebebim genç kardeşlerimi anlayabiliyor olmak. Sizlerin ne düşündüğünü ne hissettiğini, kaygılarınızı ve hayallerinizi yakından biliyor ve anlıyorum" ifadelerini kullandı. Belediyenin gençlere yönelik çalışmalarına değinen Bingöl, "Tuzla’da yaptığımız her hizmet sizlerin hayallerini büyütmek, geleceğe umutla bakmanızı sağlamak için. Her biriniz bizim kardeşimiz, gözbebeğimizsiniz. Sizler hayal kurdukça bizler de o hayalleri desteklemek için daha çok çalışıyoruz" şeklinde konuştu. "Birçok alanda gençlerimizin kendini geliştirmesine imkan sağlıyoruz" Eğitim alanındaki projelere dikkat çeken Bingöl, şunları söyledi: "Eğitim alanında tüm çalışmalarımızı ‘Eğitime Destek, Geleceğe Yatırım’ anlayışıyla yürütüyoruz. Akademi Genç ile her yıl binlerce öğrencimize YKS hazırlık desteği sağlıyoruz. Deneme sınavları, etüt programları ve rehberlik çalışmalarıyla gençlerimizin yanında oluyoruz. Akademi Sanat ile yeteneği olan gençlerimizin önünü açıyoruz. Müzikten resme, konservatuvar hazırlıktan dil eğitimine kadar birçok alanda gençlerimizin kendini geliştirmesine imkan sağlıyoruz." Üniversite adaylarına yönelik destekleri de hatırlatan Bingöl, "Üniversiteye hazırlanan 12. sınıf öğrencilerimizin YKS başvuru ücretlerini karşılıyoruz. Çünkü hiçbir gencimizin sınav ücreti nedeniyle hayalinden vazgeçmesini istemiyoruz. Üniversite öğrencilerimize eğitim desteği sağlıyor, üniversite öğrencisi bulunan ailelerimize nakdi destek vererek yüklerini hafifletiyoruz. Kantin ve beslenme desteklerinden kırtasiye yardımlarına kadar birçok alanda gençlerimizin ve ailelerinin yanındayız" dedi. "Güçlü Tuzla güçlü gençlerle mümkündür" Bingöl, "Bizim görevimiz sadece yol yapmak, bina yapmak değil. Bizim görevimiz sizin önünüzü açmak. Çünkü güçlü bir Tuzla, güçlü gençlerle mümkündür. Siz yeter ki hayal kurun, çalışın, üretin. Biz her zaman yanınızdayız. Birlikte yürüyecek çok yolumuz, yapacak çok işimiz var. Allah bereketimizi paylaştığımız sofralarımızı daim etsin" ifadelerini kullandı.