ÇEVRE - 17 Şubat 2026 Salı 19:04

İzmir’de ’Venedik’i andıran manzaralar oluştu

A
A
A

İzmir’in Konak ilçesinde sağanak yağış sonrası altyapı çalışmalarının sürdüğü Kordon ve İkinci Kordon’da yollar suyla doldu. Bölge esnafı, aylardır bitmeyen çalışmalar ve oluşan manzara nedeniyle duruma tepki gösterdi.

İzmir’de aralıklarla etkisini sürdüren sağanak yağış, Konak ilçesi Alsancak semtinde hayatı olumsuz etkiledi. Altyapı çalışmalarının devam ettiği Kordon ve İkinci Kordon bölgesinde yollar göle döndü. Araçlar trafikte ilerlemekte güçlük çekerken, yayalar su birikintileri nedeniyle zor anlar yaşadı. Kordon, Alsancak Vapur İskelesi ve Gündoğdu Meydanı mevkilerinde biriken suların yaydığı lağım kokusu ise vatandaşların tepkisini çekti.

Yollar Venedik’e döndü

Bölge esnaflarından Bilal Yıldırım, çalışmaların uzun süredir tamamlanamadığını belirterek, "9-10 aydan beri yollarımız bu şekilde. Bir türlü bitiremediler, hâlâ da bitecek gibi değil. Yaz boyunca kısıtlı ekipmanla burayı bitirmeye çalıştılar. Çok fazla yağmur yağmamasına rağmen Alsancak şu an sular altında. En ufak yağmurda her taraf göle dönüyor. Yol çalışması nedeniyle kaldırımlar da kalmadı, insanlar geçemiyor. Her an su baskını tehlikesiyle karşı karşıyayız. Venedik, İzmir’in yanında çaresiz kalır" dedi.

"Esnaf ciddi mağduriyet yaşıyor"

Esnaf Cenk Deren ise çalışmaların meydana getirdiği hijyen sorununa ve ekonomik kayıplara dikkat çekerek, şunları söyledi:

"Bu çalışma yaklaşık bir senedir devam ediyor. Bu durum esnafın ciddi anlamda mağdur olması anlamına geliyor. Buradaki işletmelerin birçoğu gıda sektöründe hizmet veriyor. Belediye bu hijyenik ortamı sağlamadıktan sonra esnaftan nasıl hijyen beklenebilir? Esnaf bu mağduriyetin altından nasıl kalkacak? İnsanları bu kadar çaresiz bırakmanın bir anlamı yok."

Bölgedeki su birikintilerinin tahliyesi için İzmir Büyükşehir Belediyesi ekipleri çalışmalarını sürdürüyor.

Ali İhsan Çiftçi - Sinan Yeniçeri



 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Hazine ve Maliye Bakanlığı: "Enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde ödemelerin geçici olarak yüksek görünmesi doğal bir sonuçtur" Hazine ve Maliye Bakanlığı, son yıllarda yaşanan enflasyon ortamı nedeniyle TÜFE’ye endeksli borçlanma araçlarına ilişkin faiz ödemelerinde geçici bir artış gözlemlendiğini belirterek, faiz giderlerinin milli gelire oranının 2002-2025 döneminde ortalama yüzde 4,4 seviyesinde gerçekleştiğini, bu oranın 2026 yılında yüzde 3,5’e, Orta Vadeli Program (OVP) dönemi sonunda ise yüzde 3,3’e düşmesinin öngörüldüğünü açıkladı. Hazine ve Maliye Bakanlığı, kamuoyunda Ocak 2026 dönemine ilişkin faiz ödemeleriyle ilgili yapılan değerlendirmeler üzerine bir açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, "Son dönemde kamuoyunda Ocak 2026 dönemine ilişkin faiz ödemelerine dair yapılan değerlendirmeler üzerine aşağıdaki açıklamanın yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur. Ocak ayında gerçekleşen yüksek faiz ödemesi, borçlanma maliyetlerinde ani bir artıştan veya program dönemindeki faiz artışlarından kaynaklanmamaktadır. Ocak ayında yapılan faiz ödemesinin yüzde 53’ü 10 yıl önce ilk ihracı yapılan TÜFE’ye endeksli devlet iç borçlanma senetlerinin (DİBS) vadesinde ödenen enflasyon farkından oluşmaktadır. TÜFE’ye endeksli senetlerin özelliği kupon oranlarının düşük olması, ancak yıllar itibarıyla gerçekleşen enflasyon oranının ana paraya eklenmesidir. Biriken enflasyon farkı ise vade tarihinde toplu olarak ödenmektedir. Bu nedenle enflasyonun yüksek seyrettiği dönemlerde vadesi gelen bu tür senetlere ilişkin ödemelerin geçici olarak yüksek görünmesi doğal bir sonuçtur" ifadelerine yer verildi. Son yıllarda yaşanan enflasyon ortamı nedeniyle TÜFE’ye endeksli borçlanma araçlarına ilişkin faiz ödemelerinde geçici bir artış gözlemlendiği belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi: "Dolayısıyla ocak ayındaki artış, mevcut dönemde faiz oranlarında ani bir yükselişe değil, geçmiş enflasyon dinamiklerinin vade yapısı üzerinden bütçeye yansımasına işaret etmektedir. Son yıllarda yaşanan yüksek enflasyon ortamı nedeniyle TÜFE’ye endeksli borçlanma araçlarına ilişkin faiz ödemelerinde geçici bir artış gözlenmiştir. Ancak bu artış, yapısal bir faiz yükü değişiminden değil; geçmiş dönemde biriken enflasyonun teknik ve muhasebesel yansımasından kaynaklanmaktadır. Dezenflasyon sürecindeki kazanımların belirginleşmesiyle birlikte faiz ödemelerinin daha dengeli ve öngörülebilir seviyelere dönmesi beklenmektedir. Nitekim göstergeler, faiz yükünde kalıcı bir bozulmaya işaret etmemektedir: Faiz giderlerinin milli gelire oranı 2002-2025 döneminde ortalama yüzde 4,4 seviyesinde gerçekleşmiştir. Bu oranın 2026 yılında yüzde 3,5’e gerilemesi, Orta Vadeli Program (OVP) dönemi sonunda ise yüzde 3,3’e düşmesi öngörülmektedir." 10 yıl vadeli TÜFE’ye endeksli tahvil ihraçlarının kademeli olarak azaltılıp, 2024 yılından itibaren ise söz konusu senetlerin ihracına son verildiği kaydedilen açıklamada, "Faiz harcamalarının vergi gelirlerine oranı, 2002-2025 döneminde ortalama yüzde 25,9 iken, 2026 yılında yüzde 19,9’a gerilemesi ve OVP dönemi sonunda yüzde 18,3 seviyesine düşmesi beklenmektedir. Faiz harcamalarının merkezi yönetim toplam harcamalarına oranı ise 2002-2025 döneminde ortalama yüzde 17,7 olarak gerçekleşmiş olup, 2026 yılında yüzde 14,5’e, OVP dönemi sonunda ise yüzde 13,9’a gerilemesi öngörülmektedir. Kamu borçlanma stratejisi, piyasa koşulları, makroekonomik görünüm ve risk unsurları dikkate alınarak ihtiyatlı, öngörülebilir ve sürdürülebilir bir çerçevede yürütülmeye devam edilmektedir. Bu kapsamda program döneminde 10 yıl vadeli TÜFE’ye endeksli tahvil ihraçları kademeli olarak azaltılmış ve 2024 yılından itibaren söz konusu senetlerin ihracına son verilmiştir" denildi.