ASAYİŞ - 10 Şubat 2026 Salı 14:49

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 2025 yılı çalışmalarını değerlendirdi

A
A
A
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 2025 yılı çalışmalarını değerlendirdi

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen toplantıda, 2025 yılının faaliyetleri ve yürütülen çalışmalar kapsamlı bir şekilde ele alındı.


İzmir Adliyesi Şehit Fethi Sekin Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen 2025 Yılı Genel Değerlendirme Toplantısı’na İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan, başsavcı vekilleri ve cumhuriyet savcıları katıldı. Toplantıda savcılığa intikal eden dosya sayıları, soruşturma bürolarının iş yükleri ve personel durumu detaylıca incelenirken, Cumhuriyet Başsavcı vekilleri de sorumluluk alanlarında yer alan birimlerin yıllık faaliyetleri ve performans verileri hakkında katılımcıları bilgilendirdi.



Toplum düzenini etkileyen suç türlerine yakın takip


Toplantıda genel bir değerlendirme yapan İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan, adli süreçlerin daha etkin yürütülmesi adına gelecek dönem hedeflerini paylaştı. Başsavcı Yeldan, başta uyuşturucu suçları olmak üzere ısrarlı takip, bilişim suçları ve aile içi şiddet gibi toplum düzenini doğrudan etkileyen suç türlerine özel vurgu yaptı. Yeldan, bu alanlarda yürütülen kararlı ve çok yönlü mücadelenin önemine dikkat çekti.



"Uyuşturucuyla mücadele diğer suçları da azaltıyor"


Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı operasyonlarından biri olan ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde yürütülen ’Narkokapan - İzmir’ operasyonuna değinen Başsavcı Yeldan, uyuşturucuyla mücadelenin diğer suç türlerinin azaltılmasında da belirleyici bir rol oynadığını ifade etti. Tüm alanlarda görev yapan Cumhuriyet Savcılarına özverili çalışmalarından dolayı teşekkür eden Yeldan’ın konuşmasının ardından toplantı, savcıların saha deneyimlerini paylaştığı, görüş ve önerilerini dile getirdiği soru-cevap bölümüyle sona erdi.



İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 2025 yılı çalışmalarını değerlendirdi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul ’’Türkiye’nin 2,5-3 milyon tonluk bakliyat üretim potansiyeli var’’ Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis, Türkiye’nin bakliyat üretiminde 2,5-3 milyon tonluk potansiyele sahip olduğunu belirterek, üretimin iç tüketim ve ihracat açısından önemine dikkat çekti. Reis markasının yarım asırlık yolculuğu, 10 Şubat Dünya Bakliyat Günü kapsamında Gastronometro’da düzenlenen basın buluşmasında paylaşıldı. Reis Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Reis, yerli üretim, bakliyat potansiyeli ve ihracat hedeflerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Reis yaptığı açıklamada, Türk çiftçisinin ürettiği ürünlerin hem iç pazarda hem de uluslararası arenada değer kazanmasını hedeflediklerini belirterek, bugün gelinen noktanın yalnızca ticari bir başarı değil, Türkiye’nin dünyada temsil edilen güçlü bir markası olma yolculuğu olduğunu vurguladı. Dünya tarım ürünleri ihracatında ilk 10’da yer alan Amerika, Hollanda, Almanya, Fransa, Avustralya, İsviçre ve İngiltere gibi ülkelere Türkiye’de yetişen ürünleri dünya fiyatlarının üzerinde satabildiklerine dikkat çeken Reis, bunun Türkiye ve Türk çiftçisi açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. Reis, bu başarının Türkiye topraklarının bereketini ve yerli üretimin değerini dünya pazarlarına göstermesi bakımından anlamlı olduğunu vurguladı. ‘‘Kalite ve erişilebilir fiyat, bizim temel ilkemiz oldu’’ Farklılaşmayı ve markalaşmayı bir arada gerçekleştirme hedefiyle yola çıktıklarını vurgulayan Reis, ‘‘Bugün bu noktaya gelmemizin temel nedeni, halk sağlığını önceleyerek en kaliteli ürünü en iyi şartlarda ve uygun fiyatla Türk tüketicisiyle buluşturmuş olmamızdandır. Kalite ve erişilebilir fiyat, bizim temel ilkemiz oldu’’ diye konuştu. ‘‘Türkiye, tarım ürünleri dış ticaretinde son yıllarda 6-7 milyar dolarlık fazla veriyor, bu rakamı daha da artırabiliriz’’ Reis, bakliyatın dünyada taşıdığı stratejik öneme ilişkin de açıklamalarda bulundu. Reis, ‘‘Bugün dünyada bakliyata yönelim artıyor. Son 20-30 yıla baktığımızda hem ekim alanlarının hem de kişi başı tüketimin arttığını görüyoruz. Türkiye ise her şeyden önce bir bakliyat ülkesi. Pek çok ürünün ’gen merkezi’ olarak kabul edilebilecek bir konumdayız. İklim şartlarımız, topraklarımızın bereketi ve tohum çeşitliliğimizle bu artan küresel talebi karşılayabilecek büyük bir potansiyele sahibiz. Türkiye, tarım ürünleri dış ticaretinde son yıllarda 6-7 milyar dolarlık fazla veriyor ve biz bu rakamı daha da artırabiliriz’’ ifadelerini kullandı. ‘‘Türkiye’nin 2,5-3 milyon tonluk bakliyat üretim potansiyeli var’’ Türkiye’de bakliyat üretimine ilişkin bilgi veren Reis, ‘‘Türkiye’de 1990 yılında yaklaşık 2 milyon 12 bin ton bakliyat üretimi gerçekleşmişti. 2024-2025 sezonunda iklim koşulları nedeniyle bir miktar düşüş olsa da 2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı ve Tarım ve Orman Bakanlığı’nın planlı üretim modeliyle atıl durumdaki arazilerin yeniden bitkisel üretime kazandırılması mümkün. Türkiye’nin 2,5-3 milyon tonluk bakliyat üretim potansiyeli var. Bu konu hem iç tüketimin karşılanmasında hem de ihracat açısından oldukça önemli’’ dedi. Mehmet Reis, Reis Gıda’nın Türkiye’nin tarım alanındaki potansiyeline sağladığı katkılara da değindi. Reis, kuruldukları günden bu yana sosyal sorumluluk projelerinin içinde yer aldıklarını, iklim değişikliği, israf ve sürdürülebilirlik gibi konulara odaklandıklarını ve Tarım ve Orman Bakanlığı’nın "Sofrana Sahip Çık" projesinde yer alan ilk firma olduklarını söyledi. Türk tarımına katkı sağlamak amacıyla 2020 yılında Reis Bakliyat Köyleri projesini hayata geçirdiklerini belirten Reis, Trakya Araştırma Enstitüsünden temin edilen yerli tohumlarla Samsun’un Bafra ilçesinde yaklaşık 480 dönüm arazide pirinç ekimi yaptıklarını söyledi. Reis, aynı yıl Bolu’nun Çamyayla Köyü’nde kadın kooperatifleriyle iş birliği içinde bakliyat üretimine de başlandığını ifade etti. Reis, projelerini 2022, 2023 ve 2025 yıllarında da sürdürdüklerini belirterek, son olarak Niğde’nin Çarıklı Köyü’nde ata tohumlarıyla üretim yaptıklarını aktardı. Bu çalışmalarla yerli ve yerel tohumların korunarak nesilden nesile aktarılmasının hedeflendiğini kaydetti. ‘‘22 bin metrekarelik bir alanda kapasite artışına gideceğiz’’ Türkiye’de üretimin artmasından yana olduklarını ve bu hedefe doğru sürekli çalıştıklarını vurgulayan Reis, ‘‘Gelecek dönemde, inşaatına başladığımız yaklaşık 22 bin metrekarelik bir alanda kapasite artışına gideceğiz. Bu yatırım, mevcut fabrikamıza çok yakın bir noktada, İstanbul Esenyurt’ta olacak. Bunun yanında Türkiye’nin farklı bölgelerinde de faaliyetlerimiz var. Elbette ihracatımızı artırmak ve kapasitemizi büyütmek hedeflerimiz arasında. Ancak bizim için en önemli konu, Türkiye topraklarında üretim yapan çiftçimiz. Onların daha fazla kazanmasını ve daha fazla üretim yapmalarını istiyoruz. Bu nedenle onları desteklemek bizim için bu yönde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Halihazırda yaklaşık 26 ülkeye ürün gönderiyoruz. Ancak bu ülkelere satış yapabilmek ve daha üst pazarlara çıkabilmek için öncelikle iç tüketimi karşılayacak düzeyde üretim yapılması gerektiğine inanıyoruz’’ şeklinde konuştu.
İstanbul Küçükçekmece’de polis memuru ve eşini sokakta darp ettiler: O anlar kamerada İstanbul Küçükçekmece’de sokakta yürüyen polis memuru ve eşine otomobil çarptı. Polis memurunun duruma tepki göstermesi üzerine otomobil içerisinde bulunan şahıslar arasında yaşanan sözlü tartışma kavgaya dönüştü. Polis memuru ve eşinin darp edildiği anlar kameraya yansırken, olayla ilgili 13 şüpheliden 3’ü gözaltına alındı. Olay, 6 Şubat 2026 tarihinde saat 23.00 sıralarında Küçükçekmece İstasyon Mahallesi İstasyon Caddesi üzerinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, istirahatli polis memuru T.Y., ile eşi E.Y., ile birlikte yürüdüğü esnada otomobil eşi E.Y.’e çarptı. Bunun üzerine polis memuru ile otomobil sürücüsü arasında sözlü tartışma başladı. Taraflar arasında yaşanan tartışma bir süre sonra kavgaya dönüştü. Otomobilde bulunan kişiler iddiaya göre arkadaşlarını da olay yerine çağırdı. Bir süre sonra kalabalıklaşan grup polis memuru T.Y. ile eşi E.Y.,’yi darbederek olay yerinden uzaklaştı. Çevredeki vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine polis ekipleri sevk edildi. Polis ekipleri olay yerindeki çalışmalarının ardından T.Y., ile eşi E.Y.’nin ifadelerini almak üzere polis merkezine götürdü. Polis memuru T.Y., emniyetteki ilk ifadesinde şahısların kendisini ve eşini darp ettikleri ve daha sonra eşinin cep telefonunu gasp ettiklerini söylediği öğrenildi. Polis memuru ve eşinin darbedildiği anlar kamerada Sokak üzerinde yaşanan olayda polis memuru ve eşinin kalabalık bir grup tarafından darbedildiği anlar güvenlik kamerasına yansıdı. Görüntülerde kalabalık grubun polis memurunu darbettiği ve eşine tokat attığı görülüyor. Olay sonrası çalışma başlatan Küçükçekmece İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği ekipleri, olaya karıştığı belirlenen 13 şüpheliyi yakalamak için çalışma başlattı. Şahıslardan 3’ü gözaltına aldı. Gözaltına alınan 3 kişi emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildikleri adliyede çıkarıldıkları mahkemece serbest bırakıldı. Olayla ilgili soruşturma devam ediyor.
Ankara DEM Parti grup toplantısı DEM Parti Eş Genel Başkanı Tulay Hatımoğulları Oruç, "Siyasal faaliyetleri nedeniyle cezaevinde tutulan siyasetçilerin özgürlüğüne kavuşması bu sürecin önemli parçalarından birisidir. Ana dilde eğitim bir lütuf değildir, bir haktır. Kalıcı güvence ise anayasal vatandaşlık ve tekçiliği reddeden eşit yurttaşlıktır" dedi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Oruç, partisinin grup toplantısında konuştu. Oruç, 6 Şubat’ta yaşanan deprem felaketine değinerek, "Depremin yaşandığı ilk günden itibaren Hatay’da memleketimdeydim, aylarca kaldım orada ve yaşanan her ana tanıklık ettim." Depremin üstünden üç yıl geçmesine rağmen konteynırlarda yaşayan insanlara dikkat çeken Oruç, "Adıyaman’da, Hatay’da yurttaşlarımız konteynırda yaşıyor. Yirmi bir metrekareye üç yıldır sığdırılmış hayatlar söz konusu. Ve biz buradan bir kez daha soruyoruz. Deprem vergileri nerede? Bu vergilerle depreme dayanıklı ortalama 100 metrekare büyüklüğünde tam bir milyon ev yapılabilirdi" şeklinde konuştu. SDG ile Suriye yönetimi arasında 30 Ocak’ta yapılan mutabakata değinen Oruç, "Uluslararası topluma düşen görev bu mutabakatın sağlıklı bir şekilde hayata geçmesi için destek ve katkı sunmaktır. Türkiye’ye bu konuda çok daha büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. 30 Ocak mutabakatı sabote edilmemeli. Komşu ülke Suriye’de bu mutabakatın hayata geçmesi için azami düzeyde bir katkı sağlanmalı. Bu hem Suriye’nin hem Türkiye’nin geleceği için hayati önemdedir. Gelelim Türkiye’deki sürece. Bakın 30 Ocak mutabakatıyla şimdilik bir yol alınıyor. Artık Türkiye’deki iktidarın ve devlet aklının elinde mazeret kalmamış olmalı. Şimdi süreci hızlandırmanın tam da zamanı. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ortak rapor yazım sürecinde sona gelmiş bulunuyor. Bizce bu rapor temennilerin ötesine geçmelidir. Barışı gerçekten mümkün kılacak siyasal ve hukuki bir çerçeve ortaya koyulmalıdır. Sürecin gereklilikleri yerine getirilmelidir. Biz DEM Parti olarak bu barış sürecini üç temel perspektiften ele alıyoruz. Birincisi demokratikleşmedir. Barış demokrasiden sonra hatırlanacak bir hedef değildir. Demokrasiyle eş zamanlı yürütülmek zorundadır. Bu yüzden demokratikleşmenin vazgeçilmez şartı kayyum uygulamaları kaldırılmalıdır. Seçilmişler makamlarına kayyumlar kendi görevlerine dönmelidir. Komisyon raporu barış sürecini güvenceye alacak özgürlük yasalarını ve demokratik entegrasyon düzenlemelerini açıkça önermelidir. Barış dağda olanların, sürgünde olanların, ülkesinden koparılanların demokratik yaşama onurlu bir biçimde katılımı sağlayacak bir süreçtir. Siyasal faaliyetleri nedeniyle cezaevinde tutulan siyasetçilerin özgürlüğüne kavuşması bu sürecin önemli parçalarından birisidir. Ana dilde eğitim bir lütuf değildir, bir haktır. Kalıcı güvence ise anayasal vatandaşlık ve tekçiliği reddeden eşit yurttaşlıktır. İkincisi hukuktur. Hukukun askıya alındığı yerde barış kalıcı olamaz. AYM, AİHM kararlarının uygulanmadığı bir ülkede barış söylemi inandırıcılığını yitiriyor. Kent uzlaşısı nedeniyle tutuklu bulunanlar bütün seçilmiş belediye başkanları derhal serbest bırakılmalıdır. Komisyon raporu TCK, TMK ve infaz kanununda kapsamlı değişiklikleri önermelidir. TMK demokratik siyaseti kriminalize eden bir araç olmaktan çıkarılmalı. İnfaz rejimi toplumsal barışı güçlendirmeli" dedi. Umut hakkına yönelik olarak Oruç, "Umut hakkı sayın Abdullah Öcalan dahil ağırlaştırılmış müebbet rejimindeki siyasi tutsaklar için tanınmalı, hukuki bir zemin tanınmazsa hukuki zemin eksik kalır. Ayrıca şu bilinmeli ki bu sürecin en önemli aktörü sayın Abdullah Öcalan’dır ve buna göre hareket edilmelidir. Üçüncüsü ise özgürlükler. Barış toplumun nefes alması demektir. Düşünce ve ifade özgürlüğü örgütlenme ve basın özgürlüğü olmadan barış olamaz. İnanç ve ibadet özgürlüğü sağlanmalıdır" diye konuştu. DEM heyeti ile Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmesine ilişkin soruya Oruç, "Heyetimizin programında Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşme var fakat bunun ne zaman gerçekleşeceğine dair henüz bir bilgimiz yok. Bununla ilgili bir gelişme oldukça heyetimiz ve parti sözcülerimiz sizinle paylaşacaklar. Resmi talepte henüz bulunulmadı ama bir görüşme talebinin olduğu zaten herkesçe biliniyor. Gerçekleştiği zaman tarihini paylaşacağız" şeklinde konuştu.