EKONOMİ - 13 Kasım 2025 Perşembe 09:20

ABD ile LNG anlaşması, jeopolitik sigorta

A
A
A
ABD ile LNG anlaşması, jeopolitik sigorta

Türkiye, enerji arz güvenliğini güçlendirmek amacıyla ABD kaynaklı sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tedariki için 20 yıllık yeni bir anlaşmaya imza attı. ABD ile 20 yıllık enerji iş birliği, maliyet tartışmalarını ve Türkiye’nin enerji sepetinde önemli bir değişimi beraberinde getiriyor.


Yaşar Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Enerji Sistemleri Mühendisliği Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Emin Selahattin Umdu, yeni LNG anlaşmasının arz kesintilerine karşı jeopolitik sigorta işlevi göreceğini söyledi.


Dr. Öğretim Üyesi Umdu, Türkiye’nin bu anlaşma ile müzakere gücünün artacağını belirterek, "Türkiye’nin birçok uzun vadeli boru hattı anlaşması, özellikle Rusya ile yapılanlar 2026 civarında sona erecek. ABD ile yapılan bu LNG anlaşması Türkiye’ye yeni kontratlarda daha güçlü pazarlık imkânı verecek. Ayrıca bu anlaşma, Türkiye’nin uzun süredir hedeflediği "bölgesel doğal gaz ticaret merkezi" olma stratejisini de destekliyor" dedi.


Anlaşmanın avantajları ve dezavantajları ile ilgili değerlendirme yapan Dr. Öğretim Üyesi Umdu şunları söyledi: "Türkiye 20 yıl boyunca 70 milyar metreküp ABD kaynaklı Sıvılaştırılmış Doğal Gaz (LNG) alacak. Yani yılda ortalama 4 milyar metreküp civarında. Yıllık ortalama 55-60 milyar metreküp talep baz alındığında, bu tek anlaşma Türkiye’nin toplam yıllık doğal gaz ihtiyacının yaklaşık yüzde 6,5 ila yüzde 8’ini karşılayacak. Daha da önemlisi bu çeşitlendirme ve enerji güvenliğinin arttırılmasını sağlayarak başka avantajlarda sunacak. Güvenilir bir kaynaktan yirmi yıl boyunca istikrarlı bir arzı garanti ederek Türkiye’nin uzun vadeli enerji güvenliğini olası jeopolitik aksaklıklara veya arz kesintilerine karşı artırır. Rusya’nın ardından yüzde 20 ile Azerbaycan ve yüzde 15 ile İran geliyor. Olası bir politik krizde gaz aktarımının azalması ülke için kritik kayıplara yol açabilir. Diğer önemli avantaj ise Türkiye’ye sağlayacağı pazarlık gücü. Türkiye’nin uzun vadeli boru hattı sözleşmelerinin birçoğu (Rusya ile yapılan büyük sözleşme gibi) 2026 civarında sona erecek. Bunun gibi büyük, uzun vadeli bir alternatif arzın güvence altına alınması, Türkiye’ye yeni sözleşmelerinde daha uygun fiyatlar ve esnek şartlar müzakere etmek için önemli bir kaldıraç sağlıyor. Bu durumun bir başka yönü de Türkiye’nin bölgesel bir doğal gaz ticaret merkezi olma yönündeki uzun süredir devam eden politikasını desteklemesi. Ancak önemli bir dezavantajı da var. Her zaman daha pahalı olmasa da LNG, boru hattı gazına kıyasla sıvılaştırma (ABD’de) ve yeniden gazlaştırma Türkiye için önemli ek maliyetler içeriyor."



Doğalgaz ticaret merkezi


Anlaşmanın Türkiye’nin mevcut ve gelecekteki enerji politikası açısından hayati öneme sahip olduğunu vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Umdu, "Anlaşma özellikle de Rusya’ya aşırı bağımlılığını sona erdirme politikasının şimdiye kadarki en açık sinyalini veriyor. Bu değişim aynı zamanda piyasanın serbestleşmesini de hızlandırarak ülkeyi katı, eyaletler arası boru hattı anlaşmalarından uzaklaştırıp daha esnek, piyasaya dayalı bir tedarik portföyüne doğru hareket ettiriyor. Bu tedarik kaynaklarını birbirine bağlayacak bir altyapıyı gerektiriyor. Karadeniz sahasındaki yerli üretimin artırılmasının desteklenmesi de bunun bir parçası. Ayrıca Türkiye de kapasite altı çalışan biyogaz tesislerinin verimliliğe göre önceliklendirilerek ve gerekli yatırımlar sağlanarak yerli üretime destek sağlaması da mümkün. Bunun yanında Kuzey Avrupa ülkelerinin yapmakta olduğu gibi yenilenebilir elektrik kullanan ve karbon tutan teknolojilerle doğalgaz üretimine yatırım yapılması bize ithalata karşı bir alternatif sunacaktır" dedi.



Yerli üretim umut vadediyor


Ülkemizin yerli doğalgaz üretiminin umut vaat ettiğini söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Umdu, "Türkiye’nin Karadeniz’de önemli bir yerli doğal gaz sahası Sakarya da bulunmaktadır. 2024 yılının tamamında 2,3 milyar metreküp üretim yapıldı. 2025 ortası itibarıyla günlük üretim 9,5-10 milyon metreküp (m/gün) civarına yükseldiği biliniyor. Uzun vadeli planları düşünülürse 15 milyar metreküp/yıl üretim ile Sakarya sahası Türkiye’nin mevcut yıllık talebinin yaklaşık yüzde 25-30’unu karşılayabilecektir. Bu, Türkiye’yi kendi kendine yeterli hale getirmese de ithalata bağımlılığı önemli ölçüde azaltacaktır" diye konuştu.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Aydın Nazilli Belediyesi’nden eş zamanlı hizmet atağı Aydın’ın Nazilli ilçesinde belediye ekipleri, park bakımı ve yol onarımlarını eş zamanlı yürüterek ilçe genelinde kapsamlı çalışma başlattı. Nazilli Belediyesi ekipleri, vatandaşların yaşam kalitesini artırmak amacıyla ilçe genelinde kapsamlı bir çalışma başlattı. Park ve Bahçeler ile Fen İşleri Müdürlüğü ekiplerinin eş zamanlı yürüttüğü çalışmalar kapsamında park temizliği, bakım ve onarım faaliyetleri ile yol düzenlemeleri aralıksız sürdürülüyor. Nazilli Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü ekipleri tarafından ilçedeki park alanlarında temizlik ve bakım çalışmaları gerçekleştirilirken, yeşil alanların daha düzenli ve kullanışlı hale getirilmesi hedefleniyor. Aynı süreçte Fen İşleri Müdürlüğü ekipleri de farklı mahallelerde yol onarım ve taş döşeme çalışmalarına devam ediyor. Bozulan yolların yenilenmesi, kaldırım düzenlemeleri ve taş döşeme uygulamalarıyla ulaşım güvenliğinin artırılması ve kent estetiğine katkı sağlanması amaçlanıyor. Çalışmaların planlı program çerçevesinde mahalle mahalle sürdürüldüğü, vatandaşlardan gelen taleplerin de hızlı şekilde değerlendirildiği belirtildi. Nazilli Belediye Başkanı Dr. Ertuğrul Tetik, yürütülen hizmetlere ilişkin yaptığı açıklamada, "Vatandaşlarımızın daha temiz ve yaşanabilir bir Nazilli’de hayatlarını sürdürmeleri için tüm ekiplerimizle sahadayız. Parklarımızı yeniliyor, yollarımızı onarıyor, ilçemizin her noktasında hizmet üretmeye devam ediyoruz. Nazilli için durmadan çalışmayı sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı.
Malatya Başkan Sadıkoğlu’ndan pestisit kalıntısı değerlendirmesi Son yıllarda iklim değişikliğiyle birlikte tarım ürünlerinde artan pestisit kalıntılarına değinen Malatya Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, "Bilinçsiz ilaçlama hem ürüne hem de ekonomiye zarar veriyor. Malatya olarak, ekonomimizin bel kemiği olan kayısımızda pestisit sorunu yaşamamak adına her türlü mücadeleyi gösteriyoruz. Yaşadığımız tüm doğal afetlere ve değişen dünya standartlarına rağmen üreticimizle, tüccarımızla ve ihracatçımızla omuz omuza çalışarak dünya kayısı başkenti unvanımızı koruyacağız" dedi. Malatya Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, TRT GAP Diyarbakır Radyosu’nda yayınlanan "Bölge Gündemi" programının konuğu olarak Malatya Kayısısı üzerine değerlendirmelerde bulundu. "Bilinçsiz ilaçlama hem ürüne hem de ekonomiye zarar veriyor" Son yıllarda iklim değişikliğiyle birlikte tarım ürünlerinde artmaya başlayan pestisit kalıntılarının Malatya Kayısısının üretimine ve ihracatına etkilerini değerlendiren Başkan Sadıkoğlu, "İklim değişikliğiyle birlikte ülkemizde üretilen birçok tarım ürününde pestisit kalıntısı, yani zirai ilaç kalıntısı sorunuyla karşı karşıyayız. Bu sorunu zaman zaman Malatya Kayısısında da yaşıyoruz. Avrupa başta olmak üzere birçok ülkede denetimler sıkılaştı. Bilinçsiz ilaçlama hem ürüne hem de ekonomiye zarar veriyor. Bu konu Malatya Ticaret ve Sanayi Odası olarak son yıllarda üzerine eğildiğimiz ana konulardan biri. Kayısı, Avrupa Birliği tescilli bir ürün olduğu için, daha hassas olmamız gerektiğine inanıyoruz. İklim şartlarıyla değişen hastalıklara karşı Malatya Ticaret ve Sanayi Odamız ile Tarım İl Müdürlüğümüz tam bir seferberlik halindeyiz. Hem üreticilerimizi hem de zirai ilaç satışı yapan üyelerimizi bilgilendirmek amacıyla eğitimler düzenledik, düzenlemeye de devam edeceğiz. Pestisit kalıntısını sıfıra indirmek için özellikle üreticimize "reçetesiz ilaç kullanmama" bilincini aşılıyoruz" dedi. "Avrupa’da kimyasal ilaçlar artık ilk değil, son çare olarak kabul edilmekte" Dünya ülkelerinin pestisit kalıntılarıyla mücadele modellerinden örnekler veren Başkan Sadıkoğlu, "Avrupa ülkeleri bu sorunla nasıl mücadele ediyor diye araştırmalar yapıp, örnek modelleri üreticimize sunuyoruz. Mesela önümüzde Lüksemburg Örneği var. Lüksemburg, 2021 yılından itibaren dünya genelinde tartışılan ve yaygın olarak kullanılan zirai ot öldürücü ilaçları yasaklayan ilk Avrupa ülkesi olmuştur. Ayrıca üzüm üretiminde kimyasal böcek ilaçlarını tamamen terk edip, biyolojik alternatiflere geçmek için özel devlet teşvikleri sunmaktadır. Danimarka dünyada pestisit kullanımını en çok düşüren ülkelerden biridir. Bu başarıyı bugün değil, 1970’lerden itibaren uygulamaya koyduğu "Pestisit Vergisi" ile sağlamıştır. Üründeki kimyasalın derecesine göre artan bu vergi yükü, çiftçileri ekonomik olarak daha güvenli ve biyolojik yöntemlere yönlendirmiştir. Avrupa’da çiftçiler için kimyasal ilaçlar artık ilk değil, "son çare" olarak kabul edilmektedir" diye konuştu. "Dünya kayısı başkenti unvanımızı koruyacağız" Malatya kayısısında pestisit sorunu yaşanmaması adına her türlü mücadeleyi göstereceklerini kaydeden Başkan Sadıkoğlu, "İhracat odaklı büyüyen bir ekonomiye sahip olan ülkemizde Pestisit kalıntısını en aza indirmek için farkındalık oluştuğuna inanıyoruz. Malatya olarak, ekonomimizin bel kemiği olan kayısımızda Pestisit sorunu yaşamamak adına her türlü mücadeleyi verdiğimizin altınız çizmek isterim. Malatya Kayısısı sadece lezzetiyle değil, "güvenilir gıda" olarak da dünya sofralarında yer almaya devam edecek. Kalıntı sorunu bizim için bir engel değil, standartlarımızı yükseltmek için bir fırsattır. Yaşadığımız tüm doğal afetlere ve değişen dünya standartlarına rağmen üreticimizle, tüccarımızla ve ihracatçımızla omuz omuza çalışarak "dünya kayısı başkenti" unvanımızı koruyacağız" diye konuştu.