EKONOMİ - 16 Ocak 2026 Cuma 12:40

Türkiye’de çalışanların yüzde 84’ü çalıştığı kurumu seviyor

A
A
A
Türkiye’de çalışanların yüzde 84’ü çalıştığı kurumu seviyor

Pluxee, Ipsos iş birliğiyle 10 ülkede farklı sektör ve yaş gruplarından 8 bin 700 çalışanın katılımıyla gerçekleştirdiği ‘İş Dünyasında Bağlılığın Yeni Tanımı’ araştırmasının sonuçlarını açıkladı. 80 farklı çalışanın içgörüleri ve gerçek yaşam hikâyeleriyle zenginleştirilen çalışma, motivasyon, iş-yaşam dengesi ve çalışan beklentilerine dair küresel ölçekte yeni bir tablo sunuyor.



Dünyada çalışma hayatı hızla dönüşürken Pluxee çalışan-işveren ilişkisine ışık tutmak ve çalışan deneyimini yeniden tanımlamak amacıyla araştırmalarına devam ediyor. Şirketin Ipsos iş birliğiyle gerçekleştirdiği ‘İş Dünyasında Bağlılığın Yeni Tanımı’ araştırması, çalışan beklentilerinde köklü bir dönüşüm yaşandığını ortaya koyuyor. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu Brezilya, İngiltere, Hindistan gibi farklı coğrafyalardan 10 ülkede, 8 bin 700 çalışanın katılımıyla gerçekleştirilen araştırmaya göre, küresel olarak çalışanların yüzde 83’ü çalıştığı şirketi sevdiğini ya da olumlu hisler beslediğini ifade ediyor. Ancak bu bağlılık artık koşulsuz bir adanmışlık üzerinden değil; denge, anlam ve karşılıklı değer temelinde şekilleniyor.


Sessiz istifa değil, dengeli bağlılık


Kamuoyunda iş hayatı çoğu zaman "sessiz istifa" ve "büyük kopuş" kavramlarıyla anılırken araştırma, bu anlatının eksik kaldığını gösteriyor. Bulgulara göre, Türkiye’de çalışanların yüzde 84’ü çalıştığı kurumu "sevdiğini" ya da "beğendiğini" ifade ederken çalışanlar işteki iyi olma hâllerini 10 üzerinden 7,9 puanla değerlendiriyor. Bu tablo, çalışanların işlerinden duygusal olarak uzaklaşmadığını; aksine iş ve işyeriyle beklenenden daha güçlü fakat daha dengeli bir bağ kurduğunu ortaya koyuyor. Şirketin ortaya koyduğu "Dengeli Bağlılık" kavramı, bağlılığın biçim değiştirerek daha bilinçli, değişken ve sınırları olan bir tutum haline geldiği gerçeğine işaret ediyor.


İyi yaşamın şifresi: Güçlü bağlar, yakın ilişkiler ve zamanı sahiplenmek


Araştırma, Türkiye’de "iyi yaşam" algısının merkezinde maddi göstergelerden çok insan ilişkilerinin yer aldığını net biçimde ortaya koyuyor. Türkiye’de çalışanların yüzde 54’ü hayatı iyi kılan en önemli unsur olarak "etrafımda iyi insanlar var" ifadesini öne çıkarırken; kendine zaman ayırabilmek (yüzde 42) ve iyi hissetmek (yüzde 41) ikinci sırada geliyor. Çalışanlara "Haftada fazladan 4 saatin olsaydı ne yapardın?" sorusu yöneltildiğinde ise yüzde 31’i sevdikleriyle daha fazla vakit geçirmek istediğini, yüzde 19’u ise egzersiz yapmayı tercih edeceğini belirtiyor.


Öte yandan çalışanların yüzde 35’i işinin hayatının merkezinde olduğunu söylerken yüzde 58’i "elimden geldiğince çok çalışırım" diyor. Bu gelişmekte olan ekonomiler ortalamasının oldukça üzerinde bir oran. Ancak bu tablo, işin her şeyin önüne konulduğu bir yaşamı değil; çabanın ilişkiler, kişisel iyilik hâli ve zamanı yönetebilme becerisiyle dengelendiği bir yaklaşımı işaret ediyor.


"Çalışanlarının özel hayatındaki farklılıklarını önemseyen şirketler, çalışan deneyiminde ve işe bağlılıkta çıtayı yukarı taşıyacak"


Pluxee Türkiye CEO’su Eda Uluca Özcan, araştırmanın iş dünyası için taşıdığı mesaja şu sözlerle dikkat çekti: "Günümüzde çalışanları yalnızca işteki rolleriyle ele almak artık mümkün değil. Araştırmamız, her geçen gün daha fazla çalışanın iş ile kişisel yaşam arasında yeni bir denge kurduğunu ortaya koyuyor. Biz bu yaklaşımı ‘Dengeli Bağlılık’ olarak tanımlıyoruz. Bu yaklaşım, şirketlerle çalışanlar arasındaki ilişkiyi de köklü biçimde yeniden tanımlıyor. Türkiye’de çalışanların yüzde 43’ü için samimi ve destekleyici bir iş ortamı iş yerinde memnuniyetin en önemli unsuru. Yüzde 40’ı gösterdiği çabanın görülmesini ve takdir edilmesini bekliyor, yüzde 35’i ise özerklik ve karar alma yetkisinin kendileri için kritik olduğunu söylüyor. Bugün bağlılık; sessizce geri çekilmek ya da koşulsuzca adanmak arasında değil, karşılıklı güven ve değer üretimi üzerinde şekilleniyor. İşverenler için asıl fark oluşturan nokta da burada başlıyor: çalışanlarını tek tip beklentilerle değil, bireysel ihtiyaçları ve yaşam evreleriyle anlayabilmek."


Bağlılık tek renk değil: Hayatla birlikte değişen 8 farklı ton


Araştırma, çalışan bağlılığının artık "ya tamamen adanmış ya da kopmuş" gibi keskin tanımlarla açıklanamayacağını gösteriyor. Bağlılık; hayatın farklı evreleri, kişisel öncelikler ve bireyin içinde bulunduğu koşullara göre ton değiştiriyor. Bu dönüşümü bireyin özel hayatına verdiği önem ve kişisel hedefleriyle toplumsal aidiyet arasında kurduğu denge olmak üzere iki temel eksen üzerinden ele alan araştırma, sekiz farklı bağlılık profili ortaya koyuyor. Araştırmada bağlılık, sabit bir tutum değil; hayatla birlikte şekillenen, esneyen ve yeniden ayarlanan canlı bir deneyim olarak karşımıza çıkıyor.


Araştırma, Türkiye’de iş yerini cazip kılan unsurlara dair de içgörüler sunuyor. Çalışanlar için "iyi maaş" yüzde 48 ile ilk sırada yer alırken "ihtiyaca uygun yan haklar" yüzde 36 ile hemen ardından geliyor. Çalışma aynı zamanda, çalışanların destekleyici bir ortam, takdir edilme ve kendilerine zaman ayırabilme gibi insani ihtiyaçlara her zamankinden daha fazla önem verdiğini ortaya koyuyor.


Eda Uluca Özcan, araştırmanın özellikle bağlılık konusunda önemli bir tablo çizdiğini, bağlılığı şekillendiren beklenti ve motivasyonların değiştiğini vurgulayarak şöyle konuştu: "Çalışanı gerçekten gören, dinleyen ve destekleyen kurumlar, bağlılığı doğal olarak güçlendiriyor. Bu araştırma ile çalışma hayatının geleceğini şekillendiren bu yeni bağlılık kurallarını keşfetmeyi, liderler ve karar vericiler için görünür kılmayı amaçladık. Şirket olarak, çalışan-işveren ilişkisini yalnızca ölçen değil, geliştiren bir yaklaşımla; daha insan odaklı, dengeli ve sürdürülebilir bir çalışma dünyasına katkı sağlamaya devam edeceğiz."



Türkiye’de çalışanların yüzde 84’ü çalıştığı kurumu seviyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ağrı Leyla Aydemir davasında flaş gelişme Ağrı’da 2018 yılında kaybolduktan 18 gün sonra cansız bedeni bulunan 4 yaşındaki Leyla Aydemir’in ölümüne ilişkin haklarındaki beraat kararı Yargıtay tarafından bozulan 7 sanık, bugün yeniden hakim karşısına çıktı. Tanıkların dinlenmesinin ardından öğle arasından sonra duruşmaya yeniden devam edildi. 7 sanık mahkemede yeniden ifade verdi. Anne Şükran Aydemir’in avukatı Erdoğan Tunç, "Okunan ve dinlenen tanık beyanlarıyla ilgili söyleyeceğimiz bir husus yoktur. Dosyanın geldiği aşama itibarıyla, sanıklar hakkında atılı suçların gerçekleştiği yönündeki tüm belgelerin daha da netleştiğini görüyoruz. Sanıkların yurt dışı bağlantıları olması nedeniyle kaçma şüphesi bulunmaktadır. Ayrıca sanıkların ve yakınlarının, diğer sanıklar ve şüpheliler üzerinde etki etme ihtimali göz önünde bulundurularak tutuklanmalarını talep ediyoruz. Katılan anne Şükran Aydemir’in Kanada’da yaşaması nedeniyle duruşmaya katılamadığını belirtmek isteriz. Bu nedenle bir sonraki duruşmanın Kanada Konsolosluğu aracılığıyla yapılmasını talep ediyoruz" dedi. Sanıklar Ayşe Artam ve Yıldırım Artam, beraatlerini istedi. Besim Dursun, "Bu işle alakamız yoktur. Mağdur edildik, beraatimizi istiyoruz. Polis nezaretine gittiğimizde Yusuf imza atarken "İtiraf mı ettiler acaba?" diye sordu. Bu cümleyi neden kullandığını bilmiyorum. Baba Nihat, 25 yıl önce evlenmişti ve ayrılmıştı. Kadın ayrıldığında hamileydi. Bebek Nihat’a gönderildi. Çocuk geldikten birkaç gün sonra vefat etti. "Bunu defnedeceğiz" dediler, biz de defnedilmesine yardım ettik. Nihat’ın babası Nadir vardı, yani bebeğin dedesi. Kucağında kefene sarılı bir bebek vardı. Sordum, "Bebek öldü, defnetmeye götürüyorum" dedi. Ben de onunla birlikte gittim. Defnettik. Bebek kızdı galiba" diye konuşurken, Mehmet Ali Aydemir, "Suçsuzum. 8 yıldır yargılanıyoruz. Bu olayla hiçbir alakam yoktur. Beraatimi talep ediyorum" dedi. Musa Aydemir, "Mağdur edildik, beraatimi talep ediyorum" dedi. Hatun Dursun ise "Beraatimi istiyorum. Aleyhimde ifade verenlerden de davacıyım" dedi. Mahkeme başkanı Yusuf Aydemir’e "Leyla’nın kaybolduğu günden bulunduğu zamana kadar telefonunuzun interneti kapalı. Tuşlu telefon kullandığınızı söylediniz ancak elinizde akıllı telefon bulunduğuna dair fotoğraflar var. Abiniz Nihat Aydemir’le aranızda bir probleminiz var mıydı? Sizin dışınızdaki herkes aranızda problem olduğunu söylüyor" diye sordu. Yusuf Aydemir de "Suçum günahım yoktur, beraatimi istiyorum. Bana iftira atıldı. Keşke katil bulunsaydı. Telefonumun internetinin kapalı olması, internetimin bitmiş olmasından kaynaklanmış olabilir. Ağrı merkeze jandarmayla birlikte geldik. Traktörle yukarıya gitmemin nedeni, Leyla’nın başka bir yerde bulunduğunu duymuş olmamdı. Bu nedenle oraya gittim. Daha sonra tekrar Leyla’nın bulunduğu yere geldim. Nihat Aydemir’le aramızda herhangi bir husumet yoktur. Şüphelendiğim hiç kimse yoktur, olsaydı söylerdim. Abim Nihat Aydemir, yaklaşık 25 yıl önce evlendi. Resmî bir evlilik değildi. Anlaşamadılar. Doğumdan sonra bebeği gönderdiler. Bebek emzirilmemiş, mama verilmiş. Hastalanmış ve vefat etmiş. O dönemde bu tür durumlar devlete bildirilmiyordu. Bildirim yapılmadan defnedildi" diye ifade verdi. Tanık Ahmer Erdoğan, gelecek celse yeniden dinlenecek. Mahkeme, Yusuf Aydemir hakkında öldürme suçuna ilişkin kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu ve kaçma şüphesinin varlığı gerekçesiyle tutuklanmasına karar verdi. Dosyanın, 12 Şubat 2026 ve 10 Mart 2026 tarihlerinde değerlendirildikten sonra, 10 Nisan 2026 tarihine ertelenmesine karar verildi.
Ankara TBMM’de cinsel taciz davasında 5 sanığın yargılamasına başlandı Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’de stajyer öğrencilere cinsel taciz iddiasına ilişkin meclis lokantasında çalışan 4’ü tutuklu 5 sanığın yargılanmasına başlandı. Ankara 57. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya meclis lokantasında çalışan tutuklu sanıklar Halil İlker Güner, Durmuş Uğurlu, İbrahim Beşlioğlu, Recep Seven ile tutuksuz sanık Ramazan Çetin katıldı. Dosyada gizlilik kararı olmamasına rağmen basın mensupları ve izleyiciler salona alınmadı. Kimlik tespitinin ardından mahkeme hakimi tutuklu sanık İbrahim Beşlioğlu’na söz verdi. "Çok özür dilerim, pişmanım" Beşlioğlu, uygulama üzerinden mağdureye mesaj attığını ancak çok pişman olduğunu ifade ederek, "Boşluğuma denk geldi. İlk defa böyle bir şey yaptım. Sadece S.’ye mesaj attım. Ne yazdığımı tam olarak hatırlamıyorum. Kesinlikle fiziksel temasta bulunmadım. Sadece onun telefonu vardı, o yüzden canım sıkıldı ve mesaj attım. Başka stajyerin numarası yoktu. S.’ye takıntılı olduğum gibi bir durum söz konusu değildir. Cinsel saikle yazmadım mesajları. Kendimi kötü hissediyordum. Çok özür dilerim, pişmanım. Kendisinden özür diliyorum" diye konuştu. Hakimin, "Aşçıların kendi aralarında stajyerleri paylaştığı söyleniyor" sorusuna Beşlioğlu, "Sistemde her bölüme stajyer atanıyor. Ustalar da görevlendirme anlamında ‘sen benim stajyerimsin’ şeklinde konuşmalar yapıyor. Bunun dışında cinsel saik maksadıyla bir konuşma olmuyor" dedi. "Stajyere para gönderirken eşim yanımdaydı" Söz alan tutuksuz sanık Ramazan Çetin de savunmasında stajyer mağdurenin kendisini arayarak para istediğini iddia etti. Stajyere para gönderdiğini ifade eden Çetin, "Para gönderirken eşim yanımdaydı. Eşimle de tanışıklığı var. Buraya niye çıktım bilmiyorum. Eşim doğum yapınca bize çiçek göndermişliği bile var" ifadelerinde bulundu. "Uyarmak amacıyla dokundum" Ardından söz alan tutuklu sanık Durmuş Uğurlu, "Stajyer mağdure devamlı telefonuyla uğraşıyordu, iş yapmıyordu. İş yapmadığı için uyarmak amacıyla dokundum. Kolundan tutarak kendime doğru çektim. Sadece kolundan tuttum. İş yapmadığı için uyarmak istedim kesinlikle cinsel saik yoktur. Özel bölgelerine dokunmadım. İnsan kaynaklarına beni şikayet etmiş kolunu tuttuğum gün. Ben kendisine ‘su gibi içerim’ demedim. Kendisine bizlere ismimizle hitap etmesini söyledim. Stajyer kızların cep telefonları bende kayıtlı değil kendileri ile görüşmedim" dedi. "İftira atıyorlar" Diğer tutuklu sanık Recep Seven de üzerine atılı suçlamaları kabul etmezken, "Stajyer mağdure ile hiçbir samimiyetim yok. Öğrenciler toplanmışlar aralarında veda için ben de gittim. ’Allah’a ısmarladık, hayırlı olsun’ demişimdir. Tokalaşma sırasında, ‘bana yaz, ara’ şeklinde bir şey demedim. Mağdurelerin hepsi aynı sınıftan stajyerler. Bir şey peşindeydiler ben de anlamadım. İftira atıyorlar. Stajyerin göğsüne ve omzuna dokunmadım. Ara tatil öncesi Meclis’e aile ile gelerek vedalaştık, hatta bana sarıldı, teşekkür etti. Ben ‘kızım, evladım’ şeklinde baktım. Asla öyle bir gözle bakmadım, olamaz da böyle bir şey. Benim de iki kızım, yavrum var" diye konuştu. Suçlamaları reddeden tutuklu sanık Halil İlker Güner ise savunmasına şu ifadelere yer verdi: "Bu şekilde burada olduğum için üzgünüm. Hiçbir temasım olmamıştır. Mağdure stajyer önce memurlar kafeteryasında B blokta göreve başladı, daha sonra 2. dönem üyeler lokantasına geçti. Anemi rahatsızlığı olduğu için tedavisi nedeniyle izin alıyordu, bu nedenle böyle bir karar aldı. Aynı mutfakta çalışıyorduk, birbirimizde telefon numaralarımız vardı. Okuduğunuz mesajları D.’ye gönderdim ama bunların taciz olduğunu düşünmüyorum. Kendisiyle sohbet ediyordum. Stajdan sonra mesajlaşmalarımız başladı. Stajın bitmesine yakın bizlerle arkadaş, abi kardeş gibi konuşmalar olmuştur. Söz konusu mesajları farklı günlerde de aynı gün içerisinde de attım. Attığım mesajlara kendisi de karşılık verdi. ‘Fıstığım, güzelim’ şeklindeki mesajları şöyle açıklayacağım; ben bunları etrafımdaki insanlarla konuşurken de söylerim, art niyetim yoktur. Kendisine yönelik herhangi bir fiziksel temasım olmadı. Ben işimden olmuş durumdayım. Devlet memuruyum. 3 yaşında oğlum var. Büyük bir pişmanlık duyuyorum, burada olmaktan utanç duyuyorum" dedi. Sanık beyanlarının ardından mağdure stajyerlerin, psikolog eşliğinde SEGBİS üzerinden kapalı olarak alındı. Mahkeme hakimi tanık dinleneceğini bildirerek M.K.’ye söz verdi. M.K. ifadesinde, Meclis’te mutfak ustası olarak çalıştığını ve stajyerin kendisine yaşadığı rahatsızlığı anlattığını söyledi. Stajyere aşçıbaşı ile konuşması gerektiğini anlattığını belirten M. K. "Konuşma esnasında yanlarında değildim" diye konuştu. M.K, stajyere, "Ben farkındayım seni uzak tutarım" dediği iddiasını ise reddetti. Söz alan cumhuriyet savcısı tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamına, tutuksuz sanığında mevcut halinin devamına hükmedilmesini talep etti. Sanık, tanık ve avukat beyanların ardından ara kararını veren mahkeme, tutuklu 4 sanığın tutukluluk halinin devamına, tutuksuz sanık Ramazan Çetin hakkında bulunan adli kontrol tedbirinin kaldırılmasına karar verdi. Sonraki duruşma 9 Şubat’a ertelendi.