ASAYİŞ - 15 Ocak 2026 Perşembe 16:41

Diploma iptaline ilişkin açtığı karşı davada konuşan İmamoğlu: ’’Bu iddialar tamamen sonradan uydurulmuş senaryolardır’’

A
A
A
Diploma iptaline ilişkin açtığı karşı davada konuşan İmamoğlu: ’’Bu iddialar tamamen sonradan uydurulmuş senaryolardır’’

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu’nun, lisans diplomasının sahte olduğu iddiasına ilişkin 8 yıl 9 aya kadar hapis talebiyle yargılandığı davaya karşı açtığı diploma iadesi davası görüldü. Beyanda bulunan davacı İmamoğlu, ’’Bu iddialar tamamen sonradan uydurulmuş senaryolardır’’ dedi. Mahkeme, sürece ilişkin 15 gün içerisinde kararın çıkacağını ve taraf avukatlarına tebliğ edileceğini belirterek duruşmayı bitirdi.


İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu’nun lisans diplomasının sahte olduğu iddiasına ilişkin yürütülen soruşturma tamamlanmış, hazırlanan iddianamede İmamoğlu’nun zincirleme şekilde ‘resmi belgede sahtecilik’ suçundan 2 yıl 6 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis cezasına çarptırılması istenmişti. Yürütülen soruşturma kapsamında, İmamoğlu’nun lisans diploması iptal edilmişti. Öte yandan, açılan davaya karşı iptal edilen diplomanın iadesi için açılan davanın görülmesine başlandı. İstanbul 5’inci İdare Mahkemesi’nce Marmara Ceza İnfaz Kurumları Kampüsünde görülen duruşmaya, ’yolsuzluk’ ve ’casusluk’ soruşturmalar kapsamında tutuklu davacı Ekrem İmamoğlu ile avukatları ve davalı İstanbul Üniversitesi avukatları hazır bulundu.


Duruşmada beyanda bulunan davacı Ekrem İmamoğlu, ’’Zor bir mücadelenin evresindeyiz. 35 yıl önce aldığım diplomamın güvencesi için geldim. 17 yaşında Kıbrıs’a gittim, bir sene sonra arkadaşlarımın yatay geçiş yaptığını gördüm. Ben de, gazetede gördüğüm ilana göre tüm eksiklikleri tamamlayarak bu okula kaydoldum. Bazen, bir evrak eksik olsa, bir kağıt parçası yırtık olsa ne olurdu acaba diye düşünüyorum. Mezun oldum, anamın ak sütü gibi helal diplomamı aldım. Sonra birileri CİMER’e başvurdu. Bu başvurulara rağmen İstanbul Üniversitesinin verdiği cevap hiç değişmedi, benim bu üniversiteye kayıt şartlarını yerine getirdiğim söylendi. 9 sayfalık bir rapor düzenlenmiş, bu raporda tüm denkliklerime yer verilmiş. Ne oldu da sonradan bu raporlar geçersiz sayıldı? İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı eliyle YÖK’e bir yazı yazılıyor. Diplomam usule uygun olup olmadığı soruluyor. Sonra İstanbul Üniversitesi buna karşılık inceleme başlatıyor. Sonra da bu süreç ilerliyor’’ şeklinde konuştu.


İmamoğlu, beyanında bu sürecin masum gençlerinden biri olduğuna vurgu yaparak, ’’Burada hala üniversiteden arkadaşlarım bulunmaktadır. Üniversite, tamamen kendi iradesiyle ve yürürlükteki mevzuata dayanarak kabul sürecini başlatmış, bunu da ülkenin en yüksek tirajlı gazetelerinden biri aracılığıyla kamuoyuna duyurmuştur. Bugün bana yöneltilen iddialarda, sanki bu ilan hiç yokmuş, yayınlanmamış gibi konuşulmaktadır. Oysa bu ilan, bir devlet müdahalesiyle değil, üniversitenin kendi kararıyla ve yıllar öncesinde yayımlanmıştır’’ diye konuştu.



’’YÖK tarafından yapılan incelemelerde bazı usulsüzlükler tespit edilmiştir’’


Duruşmada savunma yapan davalı İstanbul Üniversitesi avukatı, "Davacı taraf, yokluk iddialarının temellendirilmediğini ileri sürmüştür. Davanın reddine karar verilmesini talep ediyoruz. Davacı tarafın ileri sürdüğü iddialardan biri, denklik konusunda üniversitelerin yetkisinin bulunmadığı yönündedir. Bu yetkinin yalnızca Yükseköğretim Kurulu’na ait olduğu, mevzuatla da bu şekilde düzenlendiği ileri sürülmektedir. Ancak bu yaklaşım hukuken eksiktir. Zira eşdeğerlik meselesinin tamamen her bir üniversitenin takdirine bırakıldığı söylenemez. Böyle bir kabul, yurt dışından yapılan yatay geçiş başvurularında üniversiteleri son derece ağır ve yönetilemez bir sorumluluk altına sokar. Hatta akademik niteliği bulunmayan ya da fiilen mevcut olmayan bazı kurumların başvurularının dahi kabul edilmesi gibi ciddi sakıncalar doğurur. Bu nedenle eşdeğerlik kavramı, uzun yıllar boyunca öğretim hukuku çerçevesinde, üniversitelerin akademik ve idari değerlendirmeleriyle uygulanmıştır. Nitekim bu kavramın 2010 yılında mevzuatta açıkça yer alması, yeni bir yetki ihdası değil, kavramsal bir netleştirme niteliğindedir. Bugüne kadar bu konuda yükseköğretim uygulamalarında ciddi bir ihtilaf yaşanmamışken, bugün ortaya çıkan tartışmanın, geçmişteki işlemlerin bugünkü kavramlarla geriye dönük yorumlanmasından kaynaklandığı değerlendirilmektedir. İstanbul Üniversitesi ile yapılan bir protokol kapsamında öğrenci başvuruları kabul edilmiş; aradan dört yıl geçtikten sonra YÖK tarafından yapılan incelemelerde bazı usulsüzlükler tespit edilmiştir. Üniversite bu tespitler üzerine diploma işlemlerini geri almıştır. Ancak ilk derece mahkemesi, açık bir hukuka aykırılık bulunmadığı ve öğrencilerin iyi niyetli olduğunu belirterek, idari işlemin iptaline karar vermiştir. Üst mahkeme de bu kararı onamıştır. Davacılar, "idarenin açık hatası varsa iyi niyet dikkate alınmaz" gerekçesiyle kararın bozulmasını talep etmişse de, Bölge İdare Mahkemesi kararında ısrar etmiş ve dava bu şekilde sonuçlanmıştır. Somut olayda, ilgililerin iyi niyetinin zayıfladığına dair somut ve ikna edici bir delil bulunmamaktadır. Aksine, dönemin üniversite yönetim kurulu üyelerinin beyanları, yapılan yatay geçişlerin akademik ve bilimsel amaçlarla gerçekleştirildiğini ortaya koymaktadır. Bu beyanlarda, söz konusu uygulamaların araştırma faaliyetlerini geliştirmek ve akademik etkileşimi artırmak amacıyla yürütüldüğü ifade edilmiştir. 1991 yılında da benzer şekilde Yükseköğretim Kurulu’na yapılan başvurularda, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki bazı üniversitelerin eşdeğer kabul edildi ancak belirli kampüsler veya programlar açısından ayrıca değerlendirme yapılabileceği yönünde görüşler de bildirildi. O dönemde yapılan yatay geçişlerde, başvurulan üniversitenin eşdeğer bir yükseköğretim kurumu olarak bilinmediği ya da bilindiği yönünde açık ve kesin bir hukuki yasak bulunmamaktadır. Aksine, dönemin uygulamaları ve yargı içtihatları, idarenin değerlendirmesine ve ilgilinin iyi niyetine dayalı bir sistemin varlığını ortaya koymaktadır" dedi.



Karar 15 gün içerisinde tebliğ edilecek


Alınan beyanların ardından mahkeme, sürece ilişkin 15 gün içerisinde kararını açıklayacağını ve kararın UYAP üzerinden taraf avukatlarına tebliğ edileceğin belirterek, duruşmayı bitirdi.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Adıyaman Tarımsal kalkınmayı güçlendirecek 4 projenin protokolü imzalandı Bereketli topraklarıyla tarımın önemli merkezlerinden biri olan Adıyaman’da, üreticilerin desteklenmesi ve tarımsal kalkınmanın güçlendirilmesi amacıyla hazırlanan 4 projenin protokolü imzalandı. Valilik İl Özel İdaresi ile Tarım ve Orman İl Müdürlüğü iş birliğinde; ürünlerin kalite ve veriminin artırılması, üreticilerin desteklenmesi, kırsalda yaşamın güçlendirilmesi ve köyden kente göçün azaltılması hedefleri doğrultusunda hazırlanan "Adıyaman’da Zeytin Üretiminin Yaygınlaştırılması", "Fiğ Ekimi ile Çelikhan’da Hayvancılığa Teşvik", "Adıyaman İli Arıcılık Proje Faaliyetlerinin Geliştirilmesi" ve "Adıyaman Fırınlarında Hijyenik şartların Artırılması" projelerinin protokolü düzenlenen törenle imza altına alındı. Projelerin protokolü, Vali Osman Varol’un himayelerinde, Vali Yardımcısı/ İl Özel İdare Genel Sekreteri Şükrü Alperen Göktaş ile Tarım ve Orman İl Müdürü Abdulkadir Akkan arasında imzalandı. Yeni tarımsal üretim modeline uygun, kontrollü ve planlı tarım uygulamaları kapsamında hayata geçirilecek projelerle, hem üretimde verimin hem de üreticilerin gelirinin artırılmasının hedeflendiği belirtildi. Bu kapsamda İl Özel İdaresi tarafından temin edilen 15 bin adet zeytin fidanı, bin 500 adet arılı kovan, 2 bin 550 adet hamur pasası, 369 adet koruyucu elbise, 369 paket hijyenik malzeme ve 2 ton fiğ tohumu üreticilere dağıtılacak. Yetkililer, üretime değer katan çiftçinin ve üreticinin her zaman yanında olduklarını vurgulayarak, tarımı büyütmeye, üretimi çeşitlendirmeye ve bereketi artırmaya yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdürüleceğini kaydetti. İmzalanan projelerin Adıyaman’a, çiftçilere, üreticilere ve tüm vatandaşlara hayırlı ve bereketli olması temennisinde bulunuldu.
Çorum Çorum Belediyesi’nin "Anne Dostu Şehir" projesinde ilk adım atıldı Çorum Belediyesi’nin ’Anne Dostu Şehir’ projesinin temellerini atmak amacıyla düzenlenen çalıştayında konuşan Belediye Başkanı Halil İbrahim Aşgın, "Bu sadece yerel bir vizyon değil, uluslararası bir vizyondur" dedi. Çorum Belediyesi’nin kadınlar, çocuklar ve ailelerin şehir yaşamına daha etkin katılımını hedeflediği "Anne Dostu Şehir" projesi kapsamında düzenlenen "Anne Dostu Şehir Yolunda: Erişilebilirlikten Destek Hizmetlerine Bütüncül Bir Yaklaşım Çalıştayı" şehirdeki bir otelde gerçekleştirildi. Çalıştaya farklı disiplinlerden akademisyenler, kamu yöneticileri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve alanında uzman isimler katıldı. "Mutlu Anne, Güçlü Gelecek" mottosuyla düzenlenen çalıştayda uzmanlar, üç oturum halinde erişilebilirlik ve altyapı, erken çocukluk ve destek hizmetleri, çalışma hayatı ve esnek modeller, ebeveynliği yeniden düşünmek ile veriye dayalı politikalar ve katılımcı mekanizmalar başlıkları altında çeşitli konuları ele alacak. Çalıştay sonunda hazırlanacak raporun, annenin bakım yükünü, zamanını ve zihinsel emeğini merkeze alan ilk yerel politika belgesi olması hedefleniyor. Ayrıca bu raporun nihai sonucunun Çorum Belediyesi’nin gelecek dönem stratejik planlarına yön vermesi ve ulusal ölçekte örnek bir model oluşturması amaçlanıyor. "Bu yol haritasında ilk yola çıkan Çorum olacak" Düzenlenen çalıştayda konuşan Çorum Belediye Başkanı Dr. Halil İbrahim Aşgın, "Bu sadece yerel bir vizyon değil, uluslararası bir vizyondur. İnşallah bir başarı hikayesinin zamanda bir başlangıcı, bir besmelesi olacak. Tabii bugün çalıştayla başlıyoruz. Çünkü eğer biz bu tür konulara kapsayıcı, bütünleyici, sürdürülebilir bir mantıkla yaklaşmazsak sadece kitap üzerinde kalır ama hayatta onun uygulanması çok da mümkün olmaz. Bu anlamda bugün bütün tarafları bir araya getiriyoruz. Burada biraz sonra başlatacağımız çalıştayımızda akademisyenler, aile danışmanları, psikologlar, sosyologlar, şehir plancıları var, sivil toplum örgütleri, siyasal partilerimiz, anneler, hanımefendiler, kadınlarımız, belediye yerel yönetimler, kamu çalışanları ile Aile Sosyal Politikalar Bakanlığımızın yetkilileri var. Bir masanın etrafında, hatta masaların etrafında, masalar kuracağız ve her bir masada acaba anne dostu şehir nasıl bir şehir olmalı, neler yapılırsa anne dostu bir şehir ünvanı o şehre verilir ve o şehirde bunu hak etmiş olur? Herkesin fikrini ortaya koyacağı bir çalıştayla Anne Dostu Şehir vizyonumuzun ilk hamlesini, ilk başlangıcını, beslemesi yapacağız. Buradan aldığımız sonuçları raporlaştıracağız. Bu raporlarla nasıl parklar yaparsak, yollar yaparsak, hangi sosyal tesisleri yaparsak, hangi psikolojik, sosyolojik anlamda etkinlikler, eğitimler anlamında neler yaparsak o şehir anne dostu şehir olur? Bunların raporlanmasıyla yol haritasını burada belirlemiş olacağız. Ama bu yol haritasında ilk yola çıkan Çorum olacak. Önce şehrimizde, önce dünyanın merkezinde anne dostu şehir nasıl olur, neler yapılırsa olur bunları bir bir hayata geçireceğiz ve uygulamalı bir şekilde göstereceğiz. Ondan sonraki üçüncü aşama ise önce yerelde belediyelerimiz olmak üzere, Türkiye genelindeki belediyelerimizden kim anne şehri olmak istiyorsa müracaatlarını alacağız, kriterlerimiz belli ve bu kriterler doğrultusunda da bu ünvanı hak eden belediyelere anne dostu şehir unvanı vereceğiz ve böylece de bir ağ oluşturacağız. Önce yerelde, bir belediye, beş belediye, 50 belediye, tüm belediyeleri buna dahil etmeyi hedefliyoruz. Bu ve anne dostu şehir ağıyla beraber annelerin mutlu olduğu, ailenin mutlu olduğu, geleceğe güvenle yürüyeceğimiz ülkemizi inşallah inşa etme adına heyecanımızı, azmimizi ve bu çalışmalarımızı ortaya koyacağız" dedi. "Şehrimizin anne dostu şehir olma potansiyelini keşfettik" Daha sonra açılış konuşmasını gerçekleştiren Çorum Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Mustafa Yaşar, "Anne Dostu Şehir projesi, bakım emeğini merkeze alan, aileyi güçlendiren, geleceği bugünden inşa eden bir şehir anlayışıdır. Çorum Belediyesi olarak çocuklarımızı ve annelerimizin yaşamını kolaylaştırmak için birçok hizmeti harekete geçirdik ve bu kaynaklardan ilham aldık. Bunun sonucunda ilhamı kendinden menkul bir vizyon oluştu. Bu vizyonun ismi Anne Dostu Şehir Modelimizdi. Bu hizmetlere anne gözüyle ve bütüncül bir yaklaşımla baktığımızda şehrimizin anne dostu şehir olma potansiyelini keşfettik. Bütüncül, sürdürülebilir ve her alanda anne odaklı topyekun bir mücadeleyi temsil eden bu vizyonu gerçeğe dönüştürmek amacıyla anne dostu şehir modelini tasarladık. Logomuzu belirledik ve marka tescil sürecimizi tamamladık" diye konuştu. "Bir şehri marka kılmak aslında o şehrin temel değerleri yaşanabilir olduğunu göstermekle ilgilidir" Konuya ilişkin süreçten bahseden İstanbul Medeniyet Üniversitesi Felsefe Tarihi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof Dr. Yayla Gül Ceren Karataş, "Bir şehri marka kılmak aslında o şehrin temel değerleri yaşanabilir olduğunu göstermekle ilgilidir. Yoksa sadece bir markalaştırıp bunu ticari bir ürüne dönüştürmek değil. O yüzden anne dostu şehir markası aslında özellikle annelerin bakım yükünü azaltmak için değil sadece. Bizzat kentin kendisinin bakım ekolojisi olarak tanımlanmasıyla inşa edilir. Yani anne dostu şehirlerle ilgili çalışacaksak annelerin yükünü azaltmak tek kaygımız değil. Şehri birlikte inşa edilebilecek ve bakım yükünü aileden ve özellikle de anneden alıp şehrin politika üretme süreçlerine dahil eden çok çağdaş ve çok önemli bir uluslararası seviyenin üzerine bir kaygı. Bu açıdan çok önemli" şeklinde konuştu.