ASAYİŞ - 22 Şubat 2026 Pazar 13:55

Çatalca’da kadın cinayeti

A
A
A
Çatalca’da kadın cinayeti

İstanbul Çatalca’da yaşayan 42 yaşındaki Gülten Ürkmez, eşi tarafından otobüs durağında silahla vurularak öldürüldü.


Edinilen bilgilere göre olay dün Çatalca Binkılıç Mahallesi’nde yaşandı. Sürekli alkol aldığı iddia edilen S.Ü., eşi Gülten Ürkmez ile tartıştıktan sonra evden ayrıldı. 3 gün sonra dün eşini otobüs durağında gören S.Ü., silahını çekere ateş etti. Başından vurulan Gülten Ürkmez, olay yerinde hayatını kaybetti. Olay yerinden kaçan S.Ü. jandarma ekipleri tarafından saklandığı evde yakalandı.


Ürkmez’in cenazesi otopsi için Adli Tıp Kurumu Morgu’na götürüldü. Cenaze otopsi işlemlerinin ardından ailesine teslim edildi. Gülten Ürkmez’in bugün Çatalca’da son yolculuğuna uğurlanacağı öğrenildi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Nilüfer’de çocuk işçiliği ele alındı: "Çocukların yeri iş değil, okul" Nilüfer’de her çocuğun eşit, onurlu ve güvenli yaşam hakkını esas alan bir kent anlayışı için çalıştıklarını belirten Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman, çocukların yerinin iş değil okul olduğunu söyledi. Nilüfer Kent Konseyi, Mülkiyeliler Birliği Bursa Şubesi ve Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Vakfı iş birliğiyle düzenlenen "MESEM ve Sermaye Kıskacında Çocuklar ve Çocuk İşçiliği" paneli, yoğun katılımla gerçekleştirildi. Nilüfer Kent Konseyi’nde, Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) kapsamında çalışan çocukların karşılaştığı sorunlar ve çocuk işçiliğinin geldiği boyutun ele alındığı panelin moderatörlüğünü Nilüfer Kent Konseyi Başkanı Mustafa Berkay Aydın üstlendi. Fişek Enstitüsü’nden Doç. Dr. Emirali Karadoğan ve Dr. Nail Dertli’nin konuşmacı olarak yer aldığı programa, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman, Mülkiyeliler Birliği Bursa Şubesi Başkanı Naci Damar ve Nilüfer Kent Konseyi Genel Sekreteri Elifhan Köse Çal da katıldı. Panel öncesinde konuşan Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Bukle Erman, Türkiye’de çok sayıda çocuğun çalışmak zorunda kaldığına dikkat çekerek çocukların yerinin iş yerleri değil okullar olduğunu söyledi. Nilüfer Belediyesi’nin sosyal belediyecilik anlayışının temelinde her çocuğun eşit, onurlu ve güvenli yaşam hakkı bulunduğunu vurgulayan Erman, şunları kaydetti: "Çocukların emeği üzerinden büyüyen hiçbir düzen adil değildir. Nilüfer’de bizler çocukların çalışmak zorunda kalmadığı, özgürce gelişebildiği ve geleceğe umutla bakabildiği bir kent için sorumluluk almaya, ses yükseltmeye ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Çünkü çocukları korumak yalnızca bir sosyal hizmet politikası değil, aynı zamanda adalet ve demokrasi meselesidir." Panelde konuşan Dr. Nail Dertli, MESEM kapsamında çırak olarak çalışan çocukların eğitimden çok üretim sürecinin parçası haline geldiğini belirterek, çocukların haftada bir gün okula, dört gün iş yerlerine gittiğini söyledi. Çıraklık sisteminin temel amacının meslek öğretmek olduğunu hatırlatan Dertli, uygulamada bunun ana istihdam modeline dönüştüğünü ifade ederek, "Korunması gereken bir grubu piyasanın insafına bırakmış olursunuz" dedi. Dertli ayrıca çocuk işçilerin yaşadığı kazaların çoğu zaman resmi kayıtlara yansımadığına dikkat çekerek, iş kazalarının genellikle uzuv kaybı veya ağır yaralanma olmadıkça bildirilmediğini söyledi. Doç. Dr. Emirali Karadoğan ise çocuk işçiliğinin özellikle yoksul ailelerin çocuklarını etkilediğini belirterek, küçük işletmelerde uzun ve belirsiz saatlerle çalıştırıldıklarını ifade etti. Karadoğan, çocukların haklarını ve iş kazası kavramını çoğu zaman bilmediklerini de vurguladı. Panelde, çocuk işçiliğiyle mücadelede kamu politikalarının güçlendirilmesi ve çocukların eğitim hakkının korunmasının önemine dikkat çekildi.
Eskişehir Günlük hayatta sürdürülebilirlik bilinci ele alındı Anadolu Üniversitesindeki seminerde konuşan Doç. Dr. Nuran Öztürk Başpınar, bireylerin çevre dostu niyetlerine rağmen alışkanlıklarından vazgeçemediklerini belirterek, gerçek bir değişim için geri dönüşümden fazlasının; yani kültürel bir dönüşümün şart olduğunu vurguladı. Anadolu Üniversitesi Eskişehir Meslek Yüksekokulu (EMYO) tarafından "Günlük Hayat ve İş Yaşamından Örneklerle Bireylerin Yeşil Davranışları - Kişisel Faktörler ve Duygusal Açıklamalar" başlıklı seminer gerçekleştirildi. EMYO öğretim üyesi Doç. Dr. Nuran Öztürk Başpınar’ın konuşmacı olarak yer aldığı seminerde, davranış anatomisi ile yeşil davranışın temelleri ve etkileri ele alındı. Gündelik tercihler, büyük etkiler Seminerde konuşan Doç. Dr. Başpınar, günlük hayatta ve iş yaşamında yapılan tercihlerin çevre üzerindeki etkisine dikkat çekerek çevresel olumsuzlukları azaltmaya ve mümkünse iyileştirmeye yönelik davranışların "yeşil davranışlar" olarak tanımlandığını ifade etti. Yeşil davranışın gündelik yaşamın içinde yer alan ancak etkisi büyük bir sorumluluk alanı olduğunu vurguladı. Konfor alanı yeşil davranışın önünde engel olabiliyor Çevre dostu niyetlerle eylemler arasındaki çelişkiye değinen Doç. Dr. Başpınar, yeşil davranışın soyut bir doğa sevgisinden ibaret olmadığını, ölçülebilir ve somut eylemler bütünü olduğunu belirtti. Bireylerin çevreyi önemsediklerini dile getirmelerine rağmen yeterince yeşil davranış sergileyememelerinin temel nedeninin "konfor ve alışkanlıklar" olduğunu ifade etti. Özel araç yerine toplu taşıma kullanmak ya da tüketim alışkanlıklarını sınırlandırmak gibi konfor alanının dışına çıkan tercihlerden kaçınılmasının bu süreci olumsuz etkilediğini söyledi. Bireysel adımlar kolektif etki oluşturuyor Seminerde, "Tek başıma neyi değiştirebilirim?" düşüncesinin aşılması gerektiği üzerinde duruldu. Doç. Dr. Başpınar, her bireysel adımın kolektif bir etki oluşturduğunu belirterek, yeşil davranışın süreklilik kazanmamasının nedenlerinden birinin bu davranışların görünmez olması ve yeterince takdir edilmemesi olduğunu ifade etti. Suçluluk, gurur ve kayıtsızlık gibi duyguların çevre dostu davranışlar üzerindeki etkisine değinen Doç. Dr. Nuran Öztürk Başpınar, sürdürülebilir bir yaşam için yalnızca geri dönüşümün yeterli olmadığını; kültürel dönüşümün prosedürlerden daha güçlü bir değişim aracı olduğunu vurguladı.
Aydın EKODOSD Başkanı Sürücü: "Söke Ovası antik dönemdeki deniz görünümüne döndü" Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği (EKODOSD) Başkanı Bahattin Sürücü, son yağışların ardından Söke Ovası’nda yaşanan taşkınlara dikkat çekerek ovanın antik dönemlerdeki deniz görünümünü andırdığını söyledi. Batı Anadolu’nun en büyük akarsuyu olan Büyük Menderes Nehri’nin binlerce yıldır taşıdığı alüvyonlarla verimli ovalar oluşturduğunu hatırlatan EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü, nehrin aynı zamanda zaman zaman taşkınlara yol açtığını belirtti. Sürücü, "Nehir, tarih boyunca hem bereketin hem de taşkının kaynağı olmuştur" dedi. Yaşanan taşkınların sadece iklim değişikliğine bağlanmasının doğru olmadığını ifade eden Sürücü, nehir ve dere yataklarında yapılan hatalı düzenlemelerin, devrilen ağaç kütüklerinin temizlenmemesinin ve havza boyunca taşınan çöplerin köprü ayaklarını tıkamasının taşkın riskini artırdığını söyledi. Ovanın güneyi su altında kaldı Sürücü, özellikle Akçakaya, Burunköy ve Bağarası ovalarında tarım arazilerinin tamamen su altında kaldığını belirterek, "Bugün Söke Ovası’nın güneyine gidildiğinde binlerce yıl önceki coğrafi görünümü hatırlatan manzaralarla karşılaşıyoruz" diye konuştu. Azmaklar doğal tampon görevi görüyor Büyük Menderes’in tarih boyunca yatak değiştirmesi sonucu oluşan azmakların taşkın dönemlerinde doğal rezervuar görevi gördüğünü kaydeden Sürücü, bu alanların fazla suyu depolayarak taşkının etkisini azalttığını dile getirdi. Kurak dönemlerde ise azmakların bölgenin adeta yaşam sigortası olduğunu belirten Sürücü, bu alanların göçmen kuşlardan su samurlarına kadar birçok canlıya ev sahipliği yaptığını söyledi. "Azmaklara sahip çıkalım" çağrısı Bazı azmakların doldurulduğunu ve sanayi atıklarıyla kirletildiğini ifade eden Sürücü, "Taşkın günlerinde suyu depolayan, kurak günlerde yaşamı ayakta tutan azmaklara sahip çıkalım. Onları korumak Söke Ovası’nın tarımsal geleceğini de korumaktır" dedi.