EĞİTİM - 28 Nisan 2026 Salı 16:14

Bahçeşehir Koleji "Erken Çocuklukta Aile, Okul ve Değerler Sempozyumu" düzenledi

A
A
A

Bahçeşehir Koleji tarafından düzenlenen, erken çocukluk döneminde aile, okul ve değerlerin öneminin vurgulandığı "Erken Çocuklukta Aile, Okul ve Değerler Sempozyumu", Bahçeşehir Üniversitesi’nde gerçekleştirildi.

Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu Üyesi İbrahim Taşel, Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Kurumları Genel Müdürü Fethullah Güner, Milli Eğitim Bakanlığı İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Doç. Dr. Murat Mücahit Yentür, Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları Başkanı Enver Yücel, Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu, Bahçeşehir Koleji İcra Kurulu Başkanı Hüseyin Yücel ve Bahçeşehir Koleji Genel Müdürü Dr. Özlem Koç’un katıldığı sempozyumda, okul öncesi eğitimin önemi vurgulandı.

Taşel: "Okul öncesi eğitimle ilgili mesafe katetmiş durumdayız"

Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu Üyesi İbrahim Taşel, okul öncesi eğitimin zorunlu hale gelmesi için çalışmaların sürdüğünü belirterek, "Erken çocukluk eğitimi eğitimin orijinidir. Orijini kaybettiğiniz anda düzgün bir daire çizemezsiniz. Onun için erken çocukluk eğitimi konusunda çok büyük hassasiyetlerim var. Dünyanın en zor şeyi fizik, kimya, biyoloji öğretmek değildir. Dünyanın en zor şeyi genel geçer etik değerleri çocuklara zamanında ve yerinde kazandırmaktır. Bunun için de okul öncesi eğitim son derece önemli. 4+4+4 sistemine geçerken de hep istediğimiz şey okul öncesi eğitimin zorunlu hale getirilmesiydi. Bunun mücadelesini hala veriyoruz. Allah’a şükür bu konuda iyi bir mesafe katedilmiş durumda. Türkiye’de yaş gruplarını da dikkate alarak söylediğimizde bu eğitimin dışında kalan yüzde 10-15 oranında çok az bir öğrencimiz kaldı. Eğitimin içinde kalan öğrenci oranını inşallah gelecekte yüzde 98’e yüzde 100’e çıkarmanın çabası içinde olacağız" dedi.

Bahçeşehir Koleji

Güner: "Öğretmenin en güzel yolu rol model olmaktır"

Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Kurumları Genel Müdürü Fethullah Güner, çocuklara erken yaşta değerler yüklemenin doğru bir rol model olmaktan geçtiğini vurgulayarak şu ifadelere yer verdi:

"Bizler çocuğa erken yaşta değeri yükleyeceğiz ama bu değer sistemini yeni kuşaklara aktarırken nasıl bir yol izleyeceğiz? Hangimiz ebeveynleri tarafından 3-5 aylıkken ‘Sana Türkçe öğreteceğim’ gibi bir olaya muhatap olduk. Biz aslında yaşayan bir süreç içerisinde kavramsal becerilerimizi geliştirmeye başladık. Dolayısıyla değerlerin öğretim süreci de ‘Gel ben sana değer öğreteceğim’ demekle olmuyor. Değer öğretmenin en güzel yolu ebeveynlerin rol model olmasıdır. Dolayısıyla bizim ebeveynler, eğitimciler olarak topluma birey kazandırırken yapacağımız en önemli iş, kendi değer sistematiğimizin meşru bulduğu bireyler olarak örnek olabilmemiz. Eğer bunu yapamıyorsak bireylere sözlü olarak değer yükleyebilmemiz çok mümkün olmayacaktır."

Bahçeşehir Koleji

Yentür: "Dünya, açık hava dersliğine dönüştü"

Milli Eğitim Bakanlığı İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Doç. Dr. Murat Mücahit Yentür ise, "Günümüz dünyası şunu göstermiştir: Dünyanın açık hava dersliğine dönüştüğüne ve bu dersliğin dışında eskiden candan söylenen sözlerin artık ekrandaki yansımasının çocuğun, bireyin ruh ve gönül dünyasına ne kadar etkili olduğuna şahitlik ediyoruz. O yüzden eğitimciler olarak, anne-babalar olarak günümüz dünyasının deyimiyle kendimize bir format ve sürüm atmamız gerektiğinin, topyekün olarak dünyanın bu işe el atması gerektiğinin çok elzem bir konu olduğunu düşünüyoruz. Çok acı bir şekilde Kahramanmaraş’ta ve Şanlıurfa’da yaşanan olaylar aslında bu toplumda hiç de alışık olmadığımız, kabullenemeyeceğimiz olayların, sosyolojik olarak yansımasının da kaçınılmaz olduğunu maalesef gösterdi. Bu noktada yapılan bu çalışmaları çok kıymetli buluyoruz" diye konuştu.

Bahçeşehir Koleji

Hüseyin Yücel: "Eğitim, akademik başarıdan ibaret değil"

Bahçeşehir Koleji İcra Kurulu Başkanı Hüseyin Yücel, "Bugün dünya, bilgiye ulaşmanın en kolay olduğu dönemini yaşıyor. Ama aynı zamanda değerlerin en çok sınandığı bir çağdan geçiyoruz. Bu yüzden artık şunu çok net ifade etmeliyiz: Eğitim sadece akademik başarıdan ibaret değildir. Gerçek eğitim, insanı insan yapan değerleri inşa etmektir. İşte tam da bu nedenle, eğitim anlayışımızı yeniden ve güçlü bir şekilde tanımlamak zorundayız: Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin ortaya koyduğu Erdem-Değer-Eylem yaklaşımı da bu bakış açısının çok kıymetli bir yansımasıdır. Bilmek yetmez, sindirmek gerekir. Anlamak yetmez, hayata geçirmek gerekir" dedi.

Bahçeşehir Koleji

Dr. Özlem Koç: "Gelecek, değerleriyle dünyaya anlam katan nesiller yetiştiren ulusların olacak"

Bahçeşehir Koleji Genel Müdürü Dr. Özlem Koç konuşmasında, "Öğretmenlik mesleği Türkiye Yüzyılı Maarif Modelinin vurgu yaptığı gibi aslında sadece bilgiden ibaret değil. Öğretmenlik mesleği, bir çocuğu milli, manevi, evrensel değerlerle bir bütün olarak dünyaya hazırlamak adına ve erdemi karaktere, davranışa dönüştürmek adına rehberlik yapma mesleğidir. Bahçeşehir Koleji’nde bizler, eğitim-öğretim süreçlerimizi tüm bu anlayışla yürütüyoruz. Öğrencilerimizin akademik süreçlerini bilim temelli geliştirme hedefiyle adım atıyoruz. Ama en az bunun kadar, ruhsal, duygusal, etik gelişimlerini de önümüze alıyoruz. Elbette milli, manevi ve evrensel değerleri pekiştirecek eğitim-öğretim ortamları çocuklarımız için sağlamayı en önemli sorumluluğumuz olarak görüyoruz. Gelecek, değerleriyle dünyaya anlam katan, bilimle güçlenen milli, manevi ve evrensel değerlerle yetişmiş nesiller büyütebilen ulusların olacak ancak. O yüzden bu anlamlı temaya katkı sunan tüm katılımcılarımıza ve misafirlerimize gönülden şükranlarımı sunuyorum" ifadelerine yer verdi.

Bahçeşehir Koleji

Rektör Hatipoğlu: "Erken çocukluk dönemi, çocuklarımızın en kritik evresidir"

Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu, "Çocuklarımızın nasıl bir dünyada, hangi değerlerle büyüyeceğini birlikte düşünmek için bir aradayız. Bu yönüyle sempozyum, eğitim liderlerimiz ve ailelerimiz için düşünme ve üretme üzerine güzel bir zemin sunmaktadır. Erken çocukluk dönemi, çocuklarımızın en kritik evresidir. Çünkü her biri karakterinin ve değer dünyasının şekillendiği bir süreçten geçmektedir. Bu süreçte çocuğun hayatında iki temel rehber bulunur. Bunlardan bir tanesi aileleri, bir tanesi eğitim kurumlarıdır" şeklinde konuştu. Sempozyumda, 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Bayram Özer, "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli Kapsamında Erdem-Değer-Eylem Çerçevesi ve Aile" konusunda sunum yaptı. Ardından gerçekleşen moderatörlüğünü Bahçeşehir Koleji Genel Müdür Yardımcısı Nil Çiçek’in yaptığı panelde ise "Erken çocuklukta aile, okul ve değerler" başlığı altında İstanbul Aydın Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Belma Tuğrul, Marmara Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Gülden Uyanık, BAU Sosyoloji bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Nilüfer Narlı, Psikolog Dr. Nilüfer Devecigil konuşma yaptı.

Bahçeşehir Koleji

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kayseri Başkan Gülsoy: "Dünya ekonomisindeki bu devasa dalgalanmalar ülkemizi ve her bir sanayicimizi etkiliyor" Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, Nisan Ayı Meclis Toplantısı’nda yaptığı konuşmasında, "Dünya ekonomisindeki bu devasa dalgalanmalar ülkemizi ve her bir sanayicimizi etkiliyor" dedi. KTO Meclis Salonu’nda düzenlenen toplantıya, KTO Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, yönetim kurulu üyeleri ve oda üyeleri katıldı. Küresel ekonominin çağın en büyük sınavlarından birini verdiğini söyleyen Başkan Gülsoy, "İçinde bulunduğumuz dönemde küresel ekonomi, belki de modern çağın en çetin sınavlarından birini veriyor. Artık öyle bir noktadayız ki; bir iş insanı olarak sabah uyandığınızda sadece döviz kurlarına, enflasyon verilerine veya merkez bankalarının faiz kararlarına bakmanız ne yazık ki yetmiyor. Bugün artık haritayı önümüze açıp, jeopolitik dengeleri de titizlikle analiz etmek ve dünyadaki güç savaşlarını yakından izlemek zorundayız. Özellikle Orta Doğu’da aylardır süren ve hepimizi kaygılandıran gerginlik, bizlere bir gerçeği çok sert ve çıplak bir şekilde hatırlattı: Huzurun olmadığı yerde, hesap da tutmuyor. Küresel ölçekte yaşanan bu tür gelişmeler, ekonomideki belirsizliği maalesef daha da derinleştiriyor. Şunu net bir şekilde ifade etmeliyim ki; bugün dünya ekonomisinin önündeki en büyük engel ’belirsizliktir.’ Küresel ölçekte karar alıcılar dahi ertesi gün neyle karşılaşacaklarını öngörmekte zorlanıyor. Bu öngörülemezlik durumu sadece siyaseti değil, sermaye hareketlerinden tedarik zincirlerine kadar tüm piyasaları doğrudan ve derinden etkiliyor. Ortadoğu’da yaşanan sıcak gelişmeler ve devam eden ateşkes süreçleri, piyasalar tarafından son derece temkinli bir şekilde takip ediliyor. Özellikle petrol fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar; enflasyon rakamları ve üretim maliyetlerimiz üzerinde en belirleyici unsur olmaya devam ediyor. Petrolün 100 dolar seviyesinin üzerine çıkması, tüm maliyet zincirimizi kırarak enflasyonu tetiklerken; bu seviyenin altında kalması küresel ekonomiye bir nebze olsun nefes aldıracaktır. Ancak mesele sadece matematiksel bir veri meselesi değildir. Rakamların bu denli savrulmasının ardında yatan asıl neden; küresel sistemin koruyucusu olduğunu iddia eden ABD gibi güçlerin, uluslararası kural ve kaideleri hiçe sayan keyfi tavırlarıdır. Bu tavırlar, maalesef uluslararası ticaretin güven zeminini yerle bir etmiştir. Artık karşımızda hukukun üstünlüğüyle işleyen bir piyasa değil; ’güçlü olanın kuralı o an yazdığı’, jeopolitik çıkarlar uğruna küresel refahın feda edildiği kaotik bir düzen vardır. Öte yandan, çoğumuz enerji krizini sadece ’akaryakıt zammı’ ya da ’ısınma maliyeti’ olarak görüyoruz. Oysa bu kriz, kullandığımız yapay zekayı ve içinde bulunduğumuz dijital dünyayı da doğrudan vuruyor. Bugün devasa veri merkezleri o kadar yüksek enerji tüketiyor ki, enerji fiyatlarındaki her artış dijital işlem maliyetlerimizi de sessizce yukarı çekiyor. Yani kriz sadece fabrikamızdaki çarkları değil, cebimizdeki telefonun işlem gücünü dahi derinden etkiliyor. Bölgesel gerginlikler; mutfağımızdaki enerji maliyetinden, finansal varlıklarımıza kadar hayatın her alanına sirayet etmiş durumdadır" dedi. Başkan Gülsoy, savaşların bitmediğini sadece duraksadığını söyleyerek, "Peki, bu devasa küresel dalgalanma Türkiye’ye nasıl yansıyor? Bugün yaşananlar bize şunu açıkça gösteriyor: Savaşlar bitmiş değil, sadece duraksamış durumda. Enflasyon ise henüz tamamen kontrol altına alınmış değil; şu an yaşadığımız sadece geçici bir dengelenme sürecidir. Bu nedenle hem küresel hem de ulusal ölçekte gelişmeleri büyük bir dikkatle takip etmeli, her türlü senaryoya karşı hazırlıklı olmalıyız. Enerji ithalatçısı bir ülke olarak, küresel petrol ve gaz fiyatlarındaki her kuruşluk artış; dış ticaret dengemizi ve enflasyonla mücadelemizi doğrudan zorlaştırıyor. Ancak Türkiye, bu süreci sadece kenardan izleyen değil, aktif şekilde ’yöneten’ bir aktör olmak zorundadır. Sahip olduğumuz esneklik ve stratejik avantajlara odaklanmalıyız. Türkiye ekonomisi tam 22 çeyrektir aralıksız büyüyor; kuşkusuz bu önemli bir başarıdır. Ancak 2026 yılında bu ivmeyi sürdürmek çok daha büyük bir çaba gerektiriyor. Bölgedeki savaş ve gerginlikler, büyüme yolumuzu ciddi anlamda ’engebeli’ hale getirmiştir. Bu yılki büyümenin kalıcılığı; tamamen krizlerin süresine ve bizim dış şoklara vereceğimiz tepkiye bağlıdır. Bu fırtınayı hasarsız atlatmanın tek yolu; gerçekçi bir ekonomi yönetimidir. Küresel türbülansın etkilerini asgariye indirmek için; sıkı para politikasının kararlılıkla sürdürülmesi ve mali disiplinden asla taviz verilmemesi, dış dünyaya karşı güvenilirliğimizin en büyük teminatıdır. Riskler büyük olsa da elimizde çok güçlü enstrümanlar var. Dünya enerji yolları krizlerle boğuşurken Türkiye; boru hatları ve lojistik altyapısıyla ’güvenli liman’ ve ’enerji merkezi’ olma vizyonunu her zamankinden daha güçlü bir şekilde ortaya koymalıdır. Aynı şekilde savunma sanayiimiz de artık sadece bir güvenlik meselesi değil; yüksek teknoloji üreten ve ihraç eden devasa bir ekonomik güce dönüşmüştür. Bu sektör, Türkiye’ye küresel masada çok stratejik bir ’diplomatik kaldıraç’ ve ciddi bir döviz girdisi sağlamaktadır. Bununla birlikte, Uzak Doğu’dan gelen lojistik hatlarının riskli hale gelmesi, Avrupalı dev markalar için ülkemizi vazgeçilmez bir merkez kılmaktadır. Lojistikte yaşanan aksamalar, birçok sektörde Türkiye’yi Avrupa’nın en büyük ve en hızlı üretim alternatifi haline getirebilir. Şunu bir kez daha hatırlatmak isterim: Enerji fiyatlarındaki artışın sadece ulaşım ve ısınma maliyetlerimizi etkilediğini düşünmek büyük bir yanılgı olur. Bu kriz aslında dijital dünyayı ve geleceği de derinden sarsıyor. Bugün devasa veri merkezlerinin yıllık enerji tüketimi, bazı orta ölçekli ülkelerin toplam tüketimini aşmış durumdadır. Bu yüzden enerji güvenliği, aynı zamanda dijital güvenliğimiz ve teknolojik geleceğimiz demektir" ifadelerini kullandı. Ekonomideki dalgalanmaların hem Türkiye’yi hem de her iş insanını doğrudan etkilediğini söyleyen Ömer Gülsoy, "Dünya ekonomisindeki bu devasa dalgalanmalar, kuşkusuz ülkemizi ve her bir sanayicimizi doğrudan etkiliyor. Ancak bu noktada bir gerçeğin altını özellikle çizmek istiyorum: Bizim sanayicimiz, bu zorlu süreçte gerçekten büyük bir direnç ve feraset gösteriyor. Küresel ticaretin zayıfladığı, belirsizliklerin her geçen gün derinleştiği böylesine bir fırtınalı ortamda; çarkları döndüren her tesis, yapılan her üretim ve gerçekleştirilen her kuruşluk ihracat, ülkemiz ekonomisinin en büyük, en sağlam kalesidir. İş dünyamızın temsilcileri olan sizler, sadece ticaret yapmıyor; aynı zamanda bu ülkenin ekonomik bağımsızlığı için birer nefer gibi sahada mücadele ediyorsunuz. Bu zorlu süreçte reel sektörü, yani üreten elleri destekleyecek her adım, hayata geçirilecek her kolaylaştırıcı düzenleme hayati derecede kıymetlidir. Bizler de Odamız olarak, bu mücadelenizde her zaman yanınızda olmaya, sesinizi gür bir şekilde duyurmaya ve üretimin önündeki engelleri kaldırmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Tam da bu noktada; geçtiğimiz Cuma günü Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından ilan edilen "Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı" ve beraberinde gelen yeni vergi düzenlemeleri, iş dünyamızda çok güçlü bir yankı uyandırmış, adeta yeni bir şahlanış döneminin müjdecisi olmuştur. Bildiğiniz üzere biz iş dünyası temsilcilerinin en büyük arzusu; öngörülebilir bir ekonomi, üretim üzerindeki yüklerin hafifletilmesi ve küresel rekabette elimizi güçlendirecek teşviklerdir. Cumhurbaşkanımızın açıkladığı bu program; imalatçımızdan ihracatçımıza, teknoloji odaklı girişimlerimizden dev sanayi tesislerimize kadar hepimizi kapsayan, üretim odaklı bir vizyonu ortaya koymaktadır. Bu tarihi adımı esasen üç temel boyutta değerlendirmek gerekiyor. Birincisi, doğrudan yatırım çekmek için atılan radikal adımlardır. İstanbul Finans Merkezi’ni odak noktasına alan bu düzenlemeyle; küresel şirketler bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye’ye getirip İstanbul Finans Merkezi’nde açarlarsa, yurt dışı kazançlarında 20 yıl boyunca tam vergi muafiyeti sağlayabilecekler. Ayrıca "Tek Durak" sistemiyle bürokrasinin tek merkezde toplanması, yabancı yatırımcı için en büyük engel olan zaman kaybını ortadan kaldıracaktır. İkincisi, üretim ve ihracatçımıza kazandırılacak güçlü ivmedir. Yeni düzenlemeyle imalatçı-ihracatçılarımız için kurumlar vergisi oranının yüzde 9’a, sadece imalatçılarımız için ise yüzde 14’e indirilmesi öngörülmektedir. Bu durum, kendi üretimini ihraç eden firmalarımız için muazzam bir destek anlamına gelmektedir. Hizmet ihracatında ise mimarlık, mühendislik ve yazılım gibi alanlarda vergi indirimi yüzde 100’e çıkarılmaktadır. Üçüncüsü ise terse göçü ve fon girişini teşvik eden vizyondur. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın birikimlerini ve tecrübelerini ülkemize getirmesi için sağlanan 20 yıllık vergi muafiyeti, sermaye girişine büyük bir dinamizm katacaktır" dedi. Açıklanan reform paketinin ekonomik dayanıklılığını arttıracağını söyleyen Gülsoy, sözlerine şu şekilde devam etti: "Tabii bir noktayı da gerçekçi bir şekilde meclisimizde dile getirmeliyiz. Bugün küresel konjonktür nedeniyle kârlılığı düşük olan, maliyetine yakın fiyatlarla dünyaya mal satan ihracatçılarımız var. Bu firmalarımız için vergi indirimlerinin beklenen yüksek faydayı sağlayabilmesi adına; bu desteklerin mutlaka sanayi reformu ve işletme sermayesinin korunması gibi yapısal adımlarla perçinlenmesi gerektiğine inanıyoruz. İş dünyası temsilcileri olarak bizlerin en çok ihtiyaç duyduğu bürokratik süreçlerin sadeleştirilmesi yönündeki bu güçlü irade, Kayseri gibi üretim iştahı yüksek şehirler için yeni bir yatırım iklimi demektir. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde açıklanan bu reform paketi; sanayicimizin önünü açacak, sürdürülebilir büyüme hedefimizi güçlendirecek ve ekonomimizin dayanıklılığını artıracaktır. Ülkemizi yatırımın merkezi yapma hedefiyle açıklanan bu paketin, Kayseri’mizin bereketli topraklarında yeni yatırımlara ve yeni istihdam kapılarına vesile olmasını temenni ediyorum. İş dünyası olarak el ele vererek, bu destekleri üretime ve ihracata dönüştürme vaktidir. Bu vesileyle; her zaman sanayicimizin, tüccarımızın ve üretenin yanında durarak bizlere bu vizyonu sunan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a şahsım, Odamız ve tüm üyelerimiz adına şükranlarımı sunuyorum. Yeni ekonomi paketinin şehrimize ve ülkemize hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Açıklanan bu değerli paketi bir başlangıç kabul ediyor, ancak içinden geçtiğimiz bu fırtınalı dönemde daha ileri adımlara ihtiyaç duyduğumuzu da ifade etmek istiyorum. Özellikle bölgemizdeki savaşların ve jeopolitik gerilimlerin küresel dengeleri altüst ettiği bu yeni dönemde, ekonomik programımızın "reel sektör odaklı" bir revizyonla daha da güçlendirilmesini bekliyoruz. Bölgesel çatışmaların ticaret rotalarını ve enerji maliyetlerini doğrudan etkilediği bu süreçte, sanayicimizi bu şoklara karşı koruyacak "esnek ve dinamik" bir destek kalkanı oluşturulmalıdır. Vergi indirimleri kadar, artan maliyetler altında eriyen işletme sermayelerini takviye edecek; uygun maliyetli ve uzun vadeli finansman kanalları yeniden yapılandırılmalıdır. Bu noktada reel sektörümüzün beklediği en acil ve somut adımlardan biri de Merkez Bankası’nın "Döviz Dönüşüm Desteği" uygulamasıdır. Bildiğiniz üzere bu destek 30 Nisan’da sona ermektedir. Küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde; bu desteğin en az bir yıl daha uzatılmasına, mevcut yüzde 3’lük oranın piyasa gerçeklerine göre artırılmasına ve uygulama şartlarının sanayicimiz için daha sade ve erişilebilir hale getirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Ekonomik programımız, sadece bugünün değil, yarının değişen dünya şartlarına göre güncellenmeli; teşvik sistemi sektörel ve bölgesel ihtiyaçlara göre daha spesifik bir yapıya kavuşturulmalıdır. Bilinmelidir ki; sanayicinin derdi sadece kâr etmek değil, bu ülkenin üretim çarklarını her şartta ayakta tutmaktır. Bu nedenle, ekonomik programda yapılacak her "reel sektör dokunuşu", Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını daha da perçinleyecektir. Bizim beklentimiz; büyümenin lokomotifi olan imalat sanayimizin, bu yeni dönemde ekonomik programın tam merkezine yerleştirilerek desteklerin bu eksende güncellenmesidir." Başkan Gülsoy, iklim değişikliğinin sadece bir çevre sorunu olarak görülmesinin artık bırakılması gerektiğini söyleyerek, "Değinmemiz gereken bir diğer hayati başlık ise; artık kapımıza dayanan, hatta içeri giren İklim Değişikliği konusudur. Bugün küresel ısınmayı ve iklim krizini durdurmak için çaba göstermek, bizler için bir tercihten öte, kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir. Şunu hepimiz kabul etmeliyiz ki; iklim değişikliği artık geleceğin bir öngörüsü değil, bugünün yakıcı bir sorunudur. Bu süreç, sadece çevresel bir değişim değil; aynı zamanda ekonomik, sınai ve ticari yapılarımızı kökten değiştirecek bir dönüşümdür. Bizler Kayseri iş dünyası olarak bu değişime en üst düzeyde hazırlıklı olmak zorundayız. Üretim süreçlerimizden lojistik ağlarımıza, enerji kullanımımızdan atık yönetimimize kadar her alanda sürdürülebilir yöntemlere hızla geçmeliyiz. Aksi takdirde; küresel ölçekte rekabet gücümüzü kaybetme ve özellikle Avrupa gibi en büyük pazarlarımıza erişimde ciddi engellerle, ek vergilerle karşılaşma riskimiz bulunmaktadır. İklim değişikliğini sadece bir çevre sorunu olarak görmeyi artık bırakmalıyız. Bu konu, geleceğimizin temel ekonomik şartıdır. Buradan tüm işletmelerimizi; şimdiden önlem almaya, verimliliğinizi yükseltecek olan yeşil dönüşüme ve yapay zekaya yatırım yapmaya ve sürdürülebilir büyüme yolunda bizlerle birlikte ilerlemeye davet ediyorum. Unutmayalım ki; tarihin her döneminde değişime direnenler değil, değişimi doğru analiz edip yönetenler kazanmıştır" ifadelerini kullandı.
Ankara CHP Grup Toplantısı CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Biz Türkiye İttifakı’yla, Türkiye’nin tüm demokratlarıyla birlikte kazanacağız. 4 Mayıs’ta Cumhuriyet Halk Partisi 81 ildedir, 973 ilçededir. Yolunuz açık olsun, yolumuz açık olsun. Yolun sonu iktidardır, yolun sonu selamettir" dedi. CHP Genel Başkanı Özel, TBMM’de partisinin grup toplantısında konuştu. Özel, konuşmasına hafta sonu yapılan Belediye Başkanları toplantısını ve PM ve MYK toplantılarını hatırlatarak başladı. Özel, madenlerde son 23 yılda 35 bin işçinin hayatını kaybettiğini belirterek, meden işçilerinin eylemine değindi. Özel, "Doruk Madencilik işçileri 9 gündür Ankara’da açlık grevindeler. Ücret ve tazminatlarını istiyorlar. Ne yapmışlar da polis her zaman tam karşılarında? Adımını atana gözaltı yapıyorlar. Bu gün sabah gazeteleri açtık ve Salih Yurdakul kardeşimizin cebinden çıkan alışveriş listesini gördük. Onun bunları alamadım, eve gidemedim dediği fotoğrafıyla uyandık. Bu mücadele hepimizin onur mücadelesidir. Bu madencilerin ölüsünün değeri var da dirisinin neden yok kardeşim? Bir an önce bu sorunu çözün. Bu iktidar 24 yıldır tam büyük 23 işçi grevini sudan sebeplerle yasakladı. Anayasa cumhurbaşkanına verdiği yetkide "milli güvenliği tehdit eden durumlarda" diyor. Mesela savaştayız MKE’de grev çıkmış, o zaman olmaz diyebilir. AK Parti 386 bin maden ruhsatı dağıtmış, kendinden önceki 80 yıllık cumhuriyet döneminde verilen ruhsat sayısı bin 186. Tercihini her zaman emeği sömürenden yana kullandılar. İşçilere hakkını vermeyen Yıldızlar SSS Holding, 2 bin 364 maden ruhsatı almış AK Parti döneminde. Çantasında duruyor bu ruhsatlar, kimini işletiyor, kimini burada işletiyor, kimine ortak alıyor ama bu emekçilerin hakkını ödemiyor" ifadelerini kullandı. Özel, İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasıyla ilgili, "Her gün bir dürüst insan bir iftiracıyı mahcup ediyor, her gün bir doğru bir yalanı çürütüyor. Şimdi yandaş kanallar nerede? Yapsana haberini. Ekrem İmamoğlu’na yöneltilen suçlar şöyle ispatlandı desene... Tek bir ispat yok, ’Duydum, görmüştüm, ifademi geri çekiyorum’. Aziz İhsan Aktaş davasında iki gizli tanık dinlendi. Adı yaprak. Soruya şunu söylüyor ’Anlattıklarım duyduklarımdan ibaret, bir şey görmedim, savcılık yazıya döktü, başka bilgim yok’. Gizli tanık XYZ49QP... Şunu söylüyor: ’Bizzat gördüğüm usulsüzlük yok, duyduklarımı anlatmıştım’. Bunlar davanın temel taşıyıcı kolonları, dün itibarıyla 14 itirafçı ifadesini geri çekti. Biri ’Siyasette yalan olur’ diyor, öbürü ’Beni de kandırdılar’ diyor. Artık bu meseleler bambaşka bir boyuta, büyük bir kararlılıkla 1 yıldır anlattığımız şekilde arkadaşlarımızın haklılığının kanıtına dönüşmüştür. Ateşle oynayan elini, yargıyla oynayan memleketin geleceğini yakar. Bu yargı çetesi ve talimat aldıkları siyasetçiler unutmasın, bize yapılan iyiliği de kötülüğü de unutmayacağız. Şerefli yargı ve emniyet mensupları da bu milletin hafızasına güvenmelidir. Bazen haksız görevden alma, tayin etme olabilir ama bu devletin hafızası bu devlete ihanet etmeyenlere vefasını gösterecektir" şeklinde konuştu. İçişleri Bakanı Çiftçi ve Ankara Valisi Şahin’e teşekkür eden Özel, "O hadsizliği kaldıran, dünkünü bir kez daha kaldıran Ankara Valisi, Ankara Valisi gibi davranmıştır. Bu saatten sonra İçişleri Bakanı ve Ankara Valisi’ne söyleyeceğim söz yoktur, görevlerini yapmışlardır, kendilerini kutluyorum" diye konuştu. CHP’nin 4 Mayıs’ta sahaya ineceğini belirten Özel, "Biz bu milletin ferasetine ve adaletine güveniyoruz. Onlar iktidarı değiştirecekler. Bir kez daha, yürüyeceğiz, dört mevsim yedi bölgeye. Yürüyeceğiz günden geceye. Biz Türkiye İttifakı’yla, Türkiye’nin tüm demokratlarıyla birlikte kazanacağız. 4 Mayıs’ta Cumhuriyet Halk Partisi 81 ildedir, 973 ilçededir. Yolunuz açık olsun, yolumuz açık olsun. Yolun sonu iktidardır, yolun sonu selamettir" dedi.