GENEL - 13 Mayıs 2023 Cumartesi 09:02

Yakın Doğu Üniversitesi’nde Probiyotik Suş Bankası kuruldu

A
A
A
Yakın Doğu Üniversitesi’nde Probiyotik Suş Bankası kuruldu

Yakın Doğu Üniversitesi Veteriner Hekimliği Fakültesi ve Ziraat Fakültesi iş birliğinde kurulan Agri-Vet Gıda Teknolojileri Laboratuvarı ile Probiyotik Suş Bankası açıldı.

Yakın Doğu Üniversitesi Veteriner Hekimliği Fakültesi ve Ziraat Fakültesi iş birliğinde kurulan Agri-Vet Gıda Teknolojileri Laboratuvarı ile Probiyotik Suş Bankası açıldı.


Gıda güvenliği ve sağlıklı beslenme, yaşanılan ekonomik ve çevresel değişiklikler nedeniyle günümüzün en öncelikli konularından biri haline geldi. Bilimsel yöntemlerle, ülkelerin geleneksel gıda üretiminde verimliliği artıracak çalışmalar ise bu anlamda kilit rol oynayacak.


Yakın Doğu Üniversitesi’nin Veteriner Hekimliği ve Ziraat fakültelerinin iş birliğinde kurulumu tamamlanarak açılışı yapılan Agri-Vet Gıda Teknolojileri Laboratuvarı ile Probiyotik Suş Bankası da Kıbrıs’ın geleneksel gıda üretiminin verimliliğini ve standardını yükseltecek analiz ve ürünlerle önemli bir fark oluşturacak.


Yakın Doğu Üniversitesi Veteriner Hekimliği Fakültesi’nde düzenlenen açılışa Yakın Doğu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, Veteriner Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Seyrek İntaş, Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Özge Özden, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Adile Öniz Özgören, Hemşirelik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ümran Dal, Agri-Vet Gıda Teknolojileri Laboratuvarı ve Probiyotik Suş Bankası Koordinatörü Doç. Dr. Beyza Hatice Ulusoy ve pek çok akademisyen ve öğrenci katıldı.


Açılışta konuşan Rektör Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Özge Özden ve Veteriner Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Seyrek İntaş Agri-Vet Gıda Teknolojileri Laboratuvarı ile Probiyotik Suş Bankası’nın yürüteceği çalışmalarla ilgili bilgiler paylaştı.


“Ülkemizin geleneksel gıda üretiminde verimliliği artıracak olan Suş Bankası, akademisyenlerimizin pek çok bilimsel araştırmaya imza atmasına da olanak oluşturacak”


Açılışta konuşan Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ, Agri-Vet Gıda Teknolojileri Laboratuvarı ile Probiyotik Suş Bankası’nın Yakın Doğu Üniversitesi Veteriner Hekimliği Fakültesi ve Ziraat Fakültesi iş birliğinde hayata geçtiğini vurgulayarak, “Farklı alanlarda çalışmalar yürüten bilim insanlarını iş birliği yaparak hayata geçirdiği önemli bir multidisipliner çalışma olarak” tanımladı.


Agri-Vet Gıda Teknolojileri Laboratuvarı’nın hayvansal ve bitkisel gıdalarla ilgili pek çok analiz yapabilme kabiliyetine sahip olduğunu söyleyen Prof. Dr. Şanlıdağ, Probiyotik Suş Bankası ile izole edilecek olan probiyotiklerin, süt ürünleri, içecek ve daha pek çok sektörde dışa bağımlı olunan probiyotik ihtiyacını karşılayarak önemli bir işlev göreceğini vurguladı.


Prof. Dr. Şanlıdağ, “Ülkemizin geleneksel gıda üretimine büyük bir katkı sunarak verimliliğini artıracak olan Agri-Vet Gıda Teknolojileri Laboratuvarı ile Probiyotik Suş Bankası, akademisyenlerimizin pek çok bilimsel araştırmaya imza atmasına da olanak oluşturacak. Üniversitemize ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum” dedi.


“Yerel probiyotik ürünlere büyük önem veriyoruz”


Agri-Vet Gıda Teknolojileri Laboratuvarı ile Probiyotik Suş Bankası’nı Veteriner Hekimliği Fakültesi ile yürüttükleri ortak çalışmaların bir ürünü olduğunu söyleyen Yakın Doğu Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Özge Özden, ortak projelere devam edeceklerini vurguladı. Hayata geçirecekleri projelerden ilkinin, Kuzey Kıbrıs’ta “Garavulli” olarak adlandırılan soğutulmuş salyangoz etinin raf ömrünü uzatmak için bitkisel yağ ve uçucu yağ bazlı yenilebilir nanomisyonlar üzerinde olacağını söyleyen Prof. Dr. Özge Özden, yerel probiyotik ürünlere de büyük önem verdiklerini vurguladı.


Diğer yandan Ziraat Fakültesi bünyesinde arıcılık çalışmalarına da başladıklarını söyleyen Prof. Dr. Özden, “Kıbrıs balı oldukça kaliteli bir bal. Adada yürütülen arıcılık faaliyetlerinde verimliliği artırmaya yönelik çalışmalar yürüteceğiz. Ayrıca balın probiyotik ürünlerde kullanımı ile ilgili de ortak projeler geliştirmeye devam edeceğiz” ifadesini kullandı.


“Hayata geçireceğimiz projelerle ülke tarımı, hayvancılığı ve gıda üretiminde büyük bir verimlilik artışı sağlamayı hedefliyoruz”


Agri-Vet Gıda Teknolojileri Laboratuvarı ile Probiyotik Suş Bankası’nın veteriner hekimliği ve ziraat alanlarını kapsayan ortak alanlarda yapılacak bilimsel çalışmalarda çok önemli bir katkı sunacağını söyleyen Prof. Dr. Deniz Seyrek İntaş, “Hayata geçireceğimiz projelerle ülke tarımı, hayvancılığı ve gıda üretiminde büyük bir verimlilik artışı sağlamayı hedefliyoruz” dedi. Farklı alanlardan bilim insanlarının bir araya gelerek yürüttüğü çalışmaların önemine de vurgu yapan Prof. Dr. Deniz Seyrek İntaş, “Bu projede emeği geçen akademisyenlerimize ve her zaman yanımızda olan ve bize destek olan Rektörümüz Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ’a teşekkür ediyorum” dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara TBMM’de cinsel taciz davasında 5 sanık hakkında mütalaa açıklandı: 16 yıl 6 aya kadar ceza istendi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’de stajyer öğrencilere cinsel taciz iddiasına ilişkin meclis lokantasında çalışan 4’ü tutuklu 5 sanığın yargılanmasında savcı esasa ilişkin mütalaasını açıkladı. Sanıklar hakkında "sarkıntılık yapmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı" ve "çocuğa karşı cinsel taciz" suçlarından 16 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep edildi. Ankara 57. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya meclis lokantasında çalışan tutuklu sanıklar Halil İlker Güner, Durmuş Uğurlu, İbrahim Beşlioğlu, Recep Seven SEGBİS ile katılırken tutuksuz sanık Ramazan Çetin ve taraf avukatları salonda yer aldı. Dosyada gizlilik kararı olmamasına rağmen basın mensupları ve izleyiciler salona alınmadı. Mahkeme hakimi dava dosyasına bilirkişi raporunun geldiğini ifade ederek tutuksuz sanık Çetin’e söz verdi. Çetin, suçsuz olduğunu dile getirerek, beraatini istedi. SEGBİS üzerinden duruşmaya katılan sanık Beşlioğlu, "İfademi tekrarlıyorum. Ben mesaj atarken stajyer değildi. Ben cinsel amaçlı mesaj atmadım. Muhabbet amaçlı attım. Yaklaşma gibi bir durum söz konusu değil. Tahliyemi talep ediyorum" ifadelerinde bulundu. SEGBİS üzerinden savunma yapan sanık İlker, "Kendisine dokunmadım, temasım olmamıştır. 6 aydan beri cezaevindeyim. Çoluk çocuğum perişan oldu" iddiasında bulundu. Sanık avukatları müvekkillerinin tutukluluktaki sürelerinin göz önünde bulundurularak tahliyelerine karar verilmesini talep etti. Mağdur kız çocukların annelerinden E.D. ve S.U ise şikayetlerinin devam ettiğini belirtti. Sanıklar Recep Seven, İbrahim Beşikçioğlu ve Ramazan Çetin tahliyelerini talep etti. "Tüm sanıklar hakkında 16 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep edildi" Esasa ilişkin mütalaasını açıklayan Cumhuriyet Savcısı sanıklar hakkında, "sarkıntılık yapmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı" ve "çocuğa karşı cinsel taciz" suçlarından 16 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep etti. Ardından ara kararını veren hakim sanıkların mevcut hallerinin devamına hükmederek, mütalaaya karşı taraflara süre verdi. Sonraki duruşma 5 Haziran’a ertelendi.
İstanbul Kartal ‘Tsunamiye Hazır Kent’ sertifikası alan ikinci ilçe oldu Kartal Belediyesi UNESCO-IOC tarafından yürütülen ‘Tsunami Ready’ (Tsunamiye Hazır) programı kapsamında uluslararası sertifika almaya hak kazandı. İstanbul İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) koordinasyonunda sürdürülen CoastWAVE 2.0 Projesi neticesinde verilen bu belge ile Kartal, Türkiye’de bu unvana sahip ikinci kent oldu. Soğanlık Kültür Merkezi’nde düzenlenen ‘Tsunamiye Hazır Kent Sertifika Töreni’, afet bilinci ve kentsel dirençlilik adına tarihi anlara sahne oldu. Törene; İstanbul Vali Yardımcısı Fahrettin Göncü, Kartal Kaymakamı Edip Çakıcı, Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel, İstanbul İl AFAD Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener ve UNESCO/IOC Hükümetlerarası Koordinasyon Grubu Başkanı Dr. Alessandro Amato’nun yanı sıra çok sayıda davetli katıldı. Uluslararası standartlarda güvenli kent Kartal Belediyesi, İstanbul İl AFAD koordinasyonunda sürdürülen CoastWAVE 2.0 Projesi’ni başarıyla sonuçlandırdı. Uluslararası standartlarda belirlenen tüm güvenlik ve hazırlık aşamalarını yerine getiren Kartal, UNESCO’dan aldığı prestijli sertifika ile afet dirençliliğini tescilledi. Törende söz alan uzmanlar, ‘Tsunamiye Hazır Kent’ unvanının sadece bir belge değil; erken uyarı sistemlerinden tahliye planlarına, halkın bilinçlendirilmesinden altyapı hazırlığına kadar birden fazla temel göstergenin yerine getirilmesiyle elde edilen kapsamlı bir güvenlik ağı olduğunu vurguladı. "Gelecek nesillere dirençli bir Kartal bırakıyoruz" Sertifika töreninde konuşan Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel, göreve geldikleri günden bu yana ‘Dirençli Kent’ vizyonuyla hareket ettiklerini belirterek şunları söyledi: "Bugün sadece bir sertifika almıyoruz; komşularımızın can ve mal güvenliğini koruma yolunda attığımız dev bir adımın tescilini yaşıyoruz. İstanbul bir deprem gerçeğiyle yaşıyor ve bu gerçeğin bir parçası da denizlerimizde oluşabilecek tsunami riskidir. Biz ’bekleyip görmek’ yerine, bilimin ışığında hazırlık yapmayı seçtik. AFAD ve UNESCO ile yürüttüğümüz CoastWAVE 2.0 Projesi sayesinde, kıyı şeridimizde tahliye rotalarımızı belirledik. Tabelalandırma çalışmalarımızı tamamladık ve en önemlisi komşularımızda bu bilinci oluşturduk. Türkiye’nin bu unvana sahip ikinci kenti olmak bizim için büyük bir gurur. Ancak asıl başarımız; Kartal’ı her türlü afete karşı daha güvenli, daha hazırlıklı ve daha dirençli bir hale getirmektir. Bu projede emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarıma ve paydaşlarımıza teşekkür ediyorum. 6 Şubat’ta yaşadığımız acıları unutmadık. Allah bir daha yaşatmasın. Kartal için durmadan çalışmaya devam edeceğiz." Konuşmaların ardından UNESCO heyeti tarafından hazırlanan ‘Tsunami Ready’ sertifikası, alkışlar eşliğinde Belediye Başkanı Gökhan Yüksel’e takdim edildi. Tören sonunda katılımcılar, projenin uygulama aşamalarını içeren sunumları izleyerek bölgedeki erken uyarı ve tahliye sistemleri hakkında detaylı bilgi aldı. Bu sertifika ile Kartal, uluslararası afet yönetim haritasında ‘güvenli bölge’ olarak işaretlenirken, İstanbul’un diğer kıyı ilçeleri için de örnek bir model teşkil etti.
Kayseri Kastamonu pastırmasını öven şefe Kayserili pastırmacıdan cevap: "Demek ki şefimize Kayseri pastırmasını yedirmemişler" İngiltere’de kendisine ikram edilen Kastamonu pastırmasının tadına baktıktan sonra asıl meşhur olması gereken lezzetin Kayseri pastırması yerine Kastamonu pastırması olması gerektiğini söyleyen Şef Hüseyin Özer’e Kayserili pastırmacılardan cevap geldi. Pastırmacı Yasin Güzel, "Demek ki şefimize orada Kayseri pastırması yedirmemmişler. Eğer yedirselerdi, şefimizde Kayseri pastırmasının coğrafi işareti neden aldığını hep birlikte görürlerdi" dedi. Şef Hüseyin Özer’in Kastamonu pastırmasını tattıktan sonraki "Böyle bir pastırma olmaz, dünyanın en güzel pastırması. Asıl bunların meşhur olması lazımken Kayseri meşhur olmuş, ne tesadüf" cümlelerine 16 yıllık Kayserili pastırmacıdan cevap geldi. İki pastırma arasındaki farkı anlatan pastırma ustası Yasin Güzel Kastamonu pastırmasının fırında oluştuğunu, Kayseri pastırmasının ise doğal yöntemlere dayandığını söyledi. Güzel, "Kayseri’de 16 yıldır pastırmacı sektöründe bulunuyorum. Kayseri pastırması ve Kastamonu pastırmasını ayıran en önemli fark, oluşum süresidir. Kayseri pastırması yaklaşık 2 buçuk 3 aylık bir sürede oluşuyor. Erciyes’imizin ayazı dediğimiz hava şartlarında oluşuyor. Gün kurusu dediğimiz güneşte kuruyor. Pastırmaların bir birini ayıran en önemli özellikler bunlar. Kastamonu’da üretilen pastırmalar fırına giriyor ve fırında yarım, 1 saat içerisinde eti suni bir şekilde pişirilerek oluşuyor. Öncelik dediğim gibi hava şartlarında oluşması. Kayseri’nin hava şartları pastırma oluşumuna çok müsait. O yüzden burada doğal yöntemlerle 2, 2.5 ay gibi bir süre içerisinde üretiliyor. Bu da Kayseri pastırmasına çok büyük bir özellik katıyor. Tamamen doğal kurutma yöntemi ile yapılıyor olması ete farklı bir lezzet katıyor, et fırına girmiyor. Et fırında suni yollar ile haşlanıp, pişirilip önümüze gelmiyor. Tamamen doğal, 2 buçuk 3 ayda oluşan bir süreç" ifadelerini kullandı. "Konu tartışmaya kapalı" Ünlü şefe atıfta bulunan Güzel, "Dünyaca ünlü bir şefimiz bir tanıtım yerinde Kastamonu pastırması yiyor. Çok sevdiğini, aslında coğrafi işaretin Kastamonu pastırmasının alacağını, Kayseri pastırmasına neden verildiğini soruyor. Demek ki şefimize orada Kayseri pastırması yedirmemmişler. Eğer yedirselerdi, şefimizde Kayseri pastırmasının coğrafi işareti neden aldığını hep birlikte görürlerdi. Kastamonu’da üretilen pastırmayı kesinlikle kötülemiyorum. Her yörede üretilen ürünümüz çok güzeldir. Yalnız pastırma Kayseri’nindir. Bu artık tartışmaya kapalı bir konudur. Bunu dünyaca ünlü şeflerimiz de buraya gelip bizleri ziyaret ederlerse burada Kayseri pastırmasını onlara tattırırız. Onlarda zaten aradaki farkı anlarlar" şeklinde konuştu. Kayserili bir vatandaş ise "Pastırma Kayseri’de çıktı. Pastırmayı en iyi Kayserililer yapar, diğerleri hep benzetme. Başka şehirler de yapar, kendine göre satar. Pastırma dendiğinde akla Kayseri gelir" dedi.