ASAYİŞ - 11 Şubat 2026 Çarşamba 17:53

Iğdır’da bıçaklı saldırıya uğrayan kız öğrenci yaralandı

A
A
A
Iğdır’da bıçaklı saldırıya uğrayan kız öğrenci yaralandı

Iğdır’da bıçaklı saldırıya uğrayan 9. sınıf öğrencisi kız çocuğu yaralandı. Polis ekiplerince yakalanan saldırgan, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.


Iğdır’da saat 07.40 sıralarında Cumhuriyet Mahallesi Cumhuriyet Caddesi üzerinde meydana gelen olayda, D.B. isimli kız çocuğu, Y.B. tarafından bıçaklı saldırıya uğradı. Sabah saatlerinde cadde üzerinde yürüdüğü sırada gerçekleşen saldırı sonucu yaralanan öğrenci, olay yerine çağrılan sağlık ekiplerince Iğdır Dr. Nevruz Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı.


Olayın ardından Iğdır Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ile Iğdır Şehit Bülent Yurtseven Polis Merkezi Amirliği ekipleri tarafından geniş çaplı soruşturma başlatıldı. Yürütülen çalışmalar kapsamında olayın şüphelisi Y.B. kısa sürede yakalanarak gözaltına alındı. "Kasten öldürmeye teşebbüs" suçundan hakkında işlem yapılan şüpheli Y.B., emniyetteki işlemlerinin tamamlanmasının ardından Iğdır Cumhuriyet Başsavcılığı’na sevk edildi. Şüpheli, çıkarıldığı Iğdır Sulh Ceza Hâkimliği tarafından tutuklanarak Iğdır S Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na gönderildi.


Olayla ilgili soruşturmanın sürdüğü bildirildi.



Iğdır’da bıçaklı saldırıya uğrayan kız öğrenci yaralandı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Buluştuğu kişiler tarafından ailesinin gözü önünde tekme tokat darp edildi, tehditler sürünce ailesiyle İstanbul’u terk etti İstanbul’un Bayrampaşa ilçesinde iddiaya göre, kendisine gelen bir telefonun ardından 7 aylık hamile eşi ve 5 yaşındaki çocuğuyla kendisini çağıranların yanına giden kişi, ailesinin gözü önünde tekme tokat darp edildi. Kaçarak polise sığınan kişinin başına hastanede 14 dikiş atılırken, aile tehdit telefonları almaya devam edince çareyi İstanbul’dan taşınmakta buldu. İlk evliliğinden olan 18 yaşındaki oğlunun uyuşturucudan yakalanıp serbest bırakıldığını iddia eden adam, kendisini darp edenlerden şikayetçi olduğunu belirterek bir an önce yakalanmalarını istedi. Olay 3 Kasım 2025 tarihinde saat 22.00 sıralarında İstanbul Bayrampaşa meydana geldi. İddiaya göre, Cumali A. (43), telefonla çağrıldığı noktaya eşi S.A. (42) ve 5 yaşındaki çocuğuyla birlikte gitti. Burada bir grup, adamı zorla araca bindirmeye çalıştı. Direnmesi üzerine Cumali A. ailesinin gözleri önünde darp edildi. 7 aylık hamile kadın eşinin gözleri önünde darp edildiğini görünce büyük korku yaşadı. Cumali A. olaydan kaçarak polis ekiplerine sığınırken, hastaneye adamın kafasına 14 dikiş atıldı. Şehri terk etmek zorunda kaldılar Olayın ardından tehdit ve baskıların sürdüğünü ileri süren aile, bir süre İstanbul’da farklı adreslerde kaldıktan sonra can güvenlikleri kalmadığı gerekçesiyle şehri terk etti. Olaydan yaklaşık 2 hafta sonra S.A.’ın erken doğum yaptığı, bebeğin bir süre yoğun bakımda kaldığı, ailenin hem fiziksel hem de psikolojik olarak ciddi şekilde etkilendiği öne sürüldü. Cumali A.’nın ilk evliliğinden olan bir uyuşturucu madde kullandığı iddiasıyla bir süre cezaevinde yatan ve daha sonra serbest bırakılan 18 yaşındaki E.A.’nın arkadaşlarıyla ailenin İstanbul’daki evine izinsiz girdiği ve eşyaları sattığı iddia edildi. Cumali A.’nın ilk evliliğinden 4, ikinci evliliğinden 2 çocuğu olduğu öğrenilirken, aile yaşanan süreçte çocukların da büyük travma yaşadığını belirtti. Cumali A. ve eşi S.A, şikayetçi olduklarını belirterek, şüphelilerin bir an önce yakalanmasını istedi. Olay gecesi yaşadıklarını anlatan Cumali A., telefonla çağrıldığı noktaya konuşmak amacıyla gittiğini belirterek, "Olay 3 Kasım akşamı saat 22.00 sıralarında oldu. İstanbul Bayrampaşa’daki evimde otururken bana cep telefonuma bir telefon geldi. ‘Abi gel seninle konuşacağız’ dediler. Ben dedim ki ne konuşacağız kardeşim? ‘Yok gel, seninle konuşacağız’ dediler. Ben evden çıkarken, eşim de geleceğini söyledi. Beni çağırdıkları yer tenha bir yerdi, fabrika tarafıydı. Kimsenin olmadığı bir yerdi. Ben bu şahıslara güvenmediğim için eşimle beraber 4-5 sokak ileride, daha işlek bir sokağa çağırdım. Eşimle ve çocuğumla birlikte gittik. Bir araba sağıma, bir araba soluma, bir araba arkama gelecek şekilde önüme kırdılar. Eşimde benim 5-10 metre gerimdeydi. Geldiler, bana ‘arabaya bin’ dediler. Ben ‘arabaya niye bineceğim kardeşim’ dedim. Kolumdan tuttular, başımdan tuttular, zorla arabaya sokmaya çalıştılar. Arabaya binmeyince ‘sen bizim kardeşimizi yaktın’ dediler. Bana mahallede uyuşturucudan yakalanan bir şahsı benim ihbar ettiğimi söylediler. Ben kimseyi ihbar etmediğimi söyledim. ’Savcılığa, dokümanlar çıksın, ben etmişsem beni o zaman vurun’ dedim. Ama dinlemediler. Arabaya binmediğim için 12-13 kişi tarafından darp edildim. Başım yarıldı, burnum kırıldı, kaburgalarımda ezilme oldu. Kan revan içindeydim. Oradan kaçıp bir polis ekibine sığındım. Allah razı olsun. Polislerimiz sağ olsun. Beni darp ettiklerini, kan revan içinde olduğumu söyledim. Onlara sağ olsun beni hastaneye aldılar. Oradaki sağlık personelleri geldi. Kafama 14 tane yakın dikiş attılar. Burnumda kırıklar var. Kaburgalarımda ezilme oldu. Ben konu hakkında şikayetçi oldum" dedi. "Can güvenliğim olmadığı için İstanbul’u terk etmek zorunda kaldım" Olayın ardından tehditlerin sürdüğünü iddia eden Cumali A., "Ertesi gün evimdeyken telefonla tehdit edildim. ‘İn aşağıya, işimiz bitmedi, seni yarım bırakmayacağız’ dediler. Çocuklarım evdeydi. Polis eşliğinde evi terk etmek zorunda kaldım. 7 gün arkadaşlarımın yanında kaldım. Can güvenliğim olmadığı için İstanbul’u terk etmek zorunda kaldım" dedi. İlk eşinden olan 18 yaşındaki daha önce madde kullanmaktan yakalandığını ve daha sonra serbest kaldığını ifade eden Cumali A. , "Bana bıçak çektiği, bana yumruk attığı için evden uzaklaştırma aldım. Benim evim yıkılmış. Benim barkım yıkılmış. Ben evimden olmuşum. Ben çoluğumdan çocuğumdan olmuşum. Çocuklarım psikolojisi dağılmış, ben darp edildim. Hanımım erken doğum yaptı. Evim yıkıldı. Darmaduman oldum. Yani bu konu hakkında kimse beni ne aradı ne sordu. Yani bu yapılan zulümde benim zoruma gidiyor. Çünkü ben evlatlarıma sahip çıkmaya çalışan bir babayım. 20 senelik emeğim heba oldu. Sırf o uyuşturucu satan torbacılar yüzünden" diye konuştu. Dehşet anlarını anlattı Eşinin darp edilmesini gözleriyle gördüğünü belirten S.A. yaşanan panik anlarını da şöyle anlattı: "Eşimin önünü arabalarla kestikleri sıra yanlarına gitti. ’Ne yapıyorsunuz. Ben 7 aylık hamileyim. Bakın 5 yaşında çocuğum var elimde’ dedim. Eşimi ısrarla arabaya bindirmeye çalıştıkları an çığlık attım. Bu sefer arabalardan indiler. Sağlı sollu her şekilde eşime gözlerimin önünde saldırdılar. O kaçtı. Onlar peşine düştü. Ben onların peşine düştüm. 5 yaşında çocuğum arabaların arasında sığındı. Bir manav tarafından çocuğum alıp saklanılmış. Sonra eşim neredeydi bilmiyordum. Polisler gelip beni aldılar." dedi. İstanbul’u terk edip başka bir şehre yerleştikten sonra erken doğum yaptığı ve doğumdan sonra ameliyat olduğunu aktaran S.A.; "Farklı bir şehre yerleştikten sonra ben birkaç gün sonra yüksek tansiyondan, gebelik zehirlenmesinden erken doğum oldu. Bebeğim 45 gün yoğun bakımda kaldı. Küçük oğlum, 5 yaşındaki oğlum psikolojik tedavi gördü. Diğer çocuklar aynı o şekilde. Eşim psikolojik tedavi gördü, ben kendim öyle. Bundan sonra bebeğime bakamadan tekrar bir safra ameliyatı oldum" diye konuştu. Eşimin en büyük oğlu olan 18 yaşındaki E.A. ve arkadaşları tarafından evinin soyulduğu öne süren S.A.; "Komşum tarafından bana haber geldi. Bana buradan eşya taşıyıp taşımadığımızı sordu. Biz eşya almadığımızı söyledik. Bir gece kamyonun geldiğini söyledi. Evimize polis ekipleri gönderdik. Evimde uyuşturucu, madde kullanan büyük eşimin ilk oğlu ve arkadaşları, evimi madde bağımlısı, batakhaneye çevirmiş, bütün özel eşyalarım satılmış. Evimi darmaduman edilmiş. Şu anda evime de gidemiyorum. Hiç özel eşyam hiçbir şeyim de kalmamış. Yani şu an ortadayız, hiçbir şeyimiz de yok" ifadelerini kullandı.
İstanbul Bakırköy’de polis alarma geçti: İş merkezi girişine el bombası asıldığı anlar kamerada - Bakırköy’de el bombalı tehdit: O anlar kamerada İstanbul Bakırköy’de kimliği belirsiz kasklı iki şahıs, sabaha karşı bir iş merkezinin girişine el bombası bantlayıp not bıraktı. Bomba imha uzmanları tarafından etkisiz hale getirilen el bombasının ardından polis, kaçan şüphelileri yakalamak için geniş çaplı çalışma başlattı. Şahısların bombayı bıraktıkları anlar ise kameraya yansıdı. Olay, sabaha karşı saat 04:00 sıralarında Bakırköy Fişekhane Caddesi üzerinde bulunan bir iş merkezinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, motosiklet kaskı takarak yüzlerini gizleyen iki kişi motosikletle iş merkezinin önüne geldi. Şüpheliler, yanlarında getirdikleri el bombasını iş merkezinin giriş kapısına bantla sabitledi. Fotoğraf Çekip Kayda Aldılar Saldırganlar sadece bombayı bırakmakla kalmayarak, kapıya bir de yazılı not astı. Görgü tanıkları ve güvenlik kameralarına yansıyan detaylara göre şahıslar, bombayı ve notu yerleştirdikten sonra cep telefonlarıyla olay yerinin fotoğrafını çekerek kayda aldı. Şüpheliler daha sonra motosikletle hızla olay yerinden uzaklaştı. Vatandaşların İhbarı Faciayı önledi Sabahın erken saatlerinde iş merkezine gelen çalışanlar ve vatandaşlar, kapıda asılı duran bombayı fark edince büyük panik yaşadı. Durumun 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirilmesi üzerine olay yerine çok sayıda polis, sağlık ve itfaiye ekibi sevk edildi. Polis ekipleri Fişekhane Caddesi’ni araç ve yaya trafiğine kapatarak geniş bir güvenlik önlemi aldı. Olay yerine çağrılan Bomba İmha Uzmanları, özel kıyafetlerini giyerek bombaya müdahale etti. Kapıya bantlanan el bombası, kontrollü bir şekilde imha edildi. İnceleme devam ediyor Polis ekipleri, iş merkezinin güvenlik kameralarını incelemeye alarak kasklı şahısların kaçış güzergahını belirlemek için çalışma başlattı. Kapıya bırakılan notun içeriği hakkında da çalışma yapan ekipler olayın alacak verecek meselesi yüzünden yaşanmış olma olasılığı üzerinde duruyor.
Ankara Diyanet İşleri Başkanı Arpaguş, Ramazan ayının temasını duyurdu: "Ramazan, Cami ve Hayat" Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş, 18 Şubat Cuma akşamı kılınacak teravih namazıyla Ramazan’a girileceğini hatırlatarak, "2026 yılı Ramazan temasını ‘Ramazan, Cami ve Hayat’ olarak belirledik. Ramazan ayı boyunca bu tema çerçevesinde yapacağımız programlarla mabet ile hayat arasındaki bağın önemine dikkat çekmeyi hedefliyoruz" dedi. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş, Diyanet İşleri Başkanlığı ev sahipliğinden gerçekleştirilen ‘2026 Yılı Ramazan Ayı Faaliyetleri Tanıtım Programı’na katıldı. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan programda konuşan Erbaş, rahmet, bereket ve mağfiret mevsimi Ramazan ayına kavuşmanın sevinci ve heyecanı içerisinde olduklarını ifade ederek, 18 Şubat Cuma akşamı teravih namazıyla Ramazan’a girileceğini hatırlattı. Başkanlığın her yıl Ramazan ayında toplumsal duyarlılığı ve farkındalığı artırmak amacıyla önemli bir temayı gündemine aldığını dile getiren Arpaguş, "2026 yılı Ramazan temasını ‘Ramazan, Cami ve Hayat’ olarak belirledik. Ramazan ayı boyunca bu tema çerçevesinde yapacağımız programlarla mabet ile hayat arasındaki bağın önemine dikkat çekmeyi hedefliyoruz. Bununla İslam’ın mabet merkezli hayat tasavvurunun daha iyi anlaşılmasını ve camilerimizin temsil ettiği değerlerin hayata taşınmasını amaçlıyoruz" açıklamasında bulundu. "Kaos ve kargaşanın hayatı kuşattığını görüyoruz" Arpaguş, dünyanın büyük bir değişimden geçtiğini belirterek, "Teknolojik gelişmelerin her şeyi hızlıca küreselleştirdiği günümüzde ilgi ve eğilimlerin her geçen gün farklılaşması, insanların din, toplum ve hayat algılarını da pek çok açıdan etkilemektedir. Bunun bir yansıması olarak dünyanın birçok noktasında maddi ve manevi bunalımların, kaos ve kargaşanın hayatı kuşattığını görüyoruz. Böyle bir zamanda İslam’ın hayat veren ilke ve hakikatlerinin, bizi biz yapan değerlerin yeniden gündeme taşınması büyük önem arz etmektedir. Kuşkusuz söz konusu ilke ve değerlerin en önemli sembolü camilerdir. Zira insanın hem iç dünyasını hem toplumsal hayatını ilgilendiren değerler, tarihten bugüne hep camilerde vücut bulmuş, camilerden hayata taşınmıştır. İslam medeniyeti mabet ekseninde neşvünema bulmuştur. İnanç ile hayat arasındaki bağ camiler vasıtasıyla daima canlı tutulmuştur" dedi. "Ramazan, istikametimizi tahkim etmek için bizlere sunulmuş değerli bir imkandır" Son yıllarda yaşanan hızlı kentleşmenin insanların bireyselleşmesine ve aralarındaki bağların gitgide zayıflamasına sebebiyet verdiğini vurgulayan Arpaguş, "Bugün sosyal hayatı tehdit eden bencilleşme ve yalnızlaşma gibi sorunların üstesinden gelebilmek adına yeniden cami merkezli kolektif bir bilinç oluşturulması zaruret arz etmektedir. Bu da ancak mabet ile hayat arasındaki bağın güçlendirilmesiyle mümkündür. Hayatın en bereketli duraklarından biri olan Ramazan ayı, söz konusu bağın yeniden tesis edilmesi, pekiştirilmesi ve geliştirilmesi hususunda önemli bir fırsattır. Bu kutlu zaman dilimi, çağın baş döndürücü hızıyla savrulan zihinlerimizi teskin etmek, gönüllerimize inşirah vermek, kulluk yönündeki istikametimizi tahkim etmek için bizlere sunulmuş değerli bir imkandır" ifadelerine yer verdi. "Ramazan’ın ruhuyla örtüşmeyen meselelerle dini duygular istismar ediliyor" Ramazan’da ibadetlerin tartışma konusu yapılmamasının önemini ifade eden Arpaguş, sözlerine şöyle devam etti: "Bildiğiniz üzere Ramazan ayında hem yerel ve ulusal medyada, hem de dijital mecralarda yoğun bir şekilde dini programlar icra edilmektedir. Milletimiz bu programlara büyük bir teveccüh göstermektedir. İnsanları Ramazan’ın manevi iklimiyle buluşturmayı hedefleyen tüm bu çalışmalar elbette kıymetlidir. Bu alanda ciddiyetle ve samimiyetle hizmet üreten herkesi takdir ediyoruz. Ancak milletimizin dini konulara teveccühünün zaman zaman suiistimal edildiğine de şahit oluyoruz. Maalesef bazı mecralarda, sırf daha çok izlensin düşüncesiyle Ramazan’ın ruhuyla örtüşmeyen meseleler gündeme getirilerek, insanların dini duyguları istismar edilmektedir. Hatta ibadetler birer tartışma konusu haline getirilerek, zihinler bulandırılmaktadır. Dolayısıyla bu hususta hem medyada program yapacak kardeşlerimizin hem de milletimizin daha duyarlı olmalarını, daha bilinçli davranmalarını istirham ediyorum. Bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus da kullanacağımız dil ve üsluptur. Özellikle dini konularda konuşurken nezaket ve zarafet son derce önemlidir. Onun için Müslüman şahsiyetiyle asla bağdaşmayacak söz, tavır ve davranışlardan kesinlikle sakınılmalıdır." Program, Diyanet İşleri Başkanı Arpaguş’un konuşmasının ardından sona erdi.