GENEL - 05 Temmuz 2019 Cuma 09:54

TÜBA Enerji Depolama Teknolojileri Çalıştayı ve paneli başladı

A
A
A
TÜBA Enerji Depolama Teknolojileri Çalıştayı ve paneli başladı

TÜBA Enerji Depolama Teknolojileri Çalıştayı ve Paneli Iğdır Üniversitesinin ev sahipliğinde başladı.

TÜBA Enerji Depolama Teknolojileri Çalıştayı ve Paneli Iğdır Üniversitesinin ev sahipliğinde başladı.


Iğdır Üniversitesinin ev sahipliğinde TÜBA Enerji Depolama Teknolojileri Çalıştayı ve Paneli başladı. 15 Temmuz Şehitleri Konferans Salonunda başlayan etkinliğe, TÜBA Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Şeker, TÜBA Eski Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Eğitim Öğretim Politikaları Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ahmet Cevat Acar, TÜBA Enerji Çalışma Grubu Yürütücüsü Prof. Dr. İbrahim Dinçer, Iğdır Üniversitesi Rektörü ve TÜBA Asli Üyesi Prof. Dr. Mehmet Hakkı Alma, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.


Saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasıyla başlayan etkinlikte TÜBA ve Iğdır Üniversitesinin tanıtım filmi izlendi.


‘Enerji ülkenin bağımsızlığına bile etki edecek kadar önemli bir olgudur’


Çalıştayın açılış konuşmasını yapan, TÜBA Enerji Çalışma Grubu Yürütücüsü Prof. Dr. İbrahim Dinçer, TÜBA olarak Türkiye’nin en önemli ve en acil konularından biri olan, enerji üzerine yöneldiklerine dikkat çekti. Dinçer, “Bakıldığı zaman en büyük cari açık enerjiden geliyor. Bunu sadece ekonomik olarak düşünmemek gerekiyor. Bir nevi ülkenin bağımsızlığına bile etki edecek önemli bir olgudur. Bizim aslında bu çalışma grubuyla yaptığımız nedir; Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu gerek bilimsel katkılar gerekse günün sonunda bunların teknolojik çıktılara dönüştürülmesine kadar olan sürece katkı sağlamak. Bir nevi beyinsel fonksiyon gören yapı olarak görülebilir. Biz bilimsel enerjiyle ilgili, bilimsel politikaları şekillendirip ihtiyaçlara bağlı olarak uzmanları bir araya getirip, günün sonunda yol haritaları çıkarıp, aynı zamanda stratejik planlamalar katkı sağlayan ve ülkede de bir nevi bu heyecanı bir arada tutup, uzmanlarla ihtiyaçlara cevap vermeye çalışan bir çalışma grubuyuz” dedi.


Rektör Alma konuklara Iğdır Üniversitesini tanıttı


Dinçer’in ardından kürsüye çıkan Iğdır Üniversitesi Rektörü ve TÜBA Asli Üyesi Prof. Dr. Mehmet Hakkı Alma, Iğdır Üniversitesi olarak böyle bir organizasyona ev sahipliği yapmaktan dolayı büyük mutluluk ve onur duyduğunu belirtti. Konuklara Iğdır Üniversitesi hakkında bilgi veren Rektör Alma, “2008 yılında Ağrı Dağı’nın eteklerinde kurulan Iğdır Üniversitesi, kurulduğu günden bu yana bilime ve insanlığa hizmet etmeyi kendisine amaç edinmiş, bilimsel üretim merkezlerinden biri olarak bu amaca en büyük katkıyı sunan Üniversitelerden biri olmuştur.2019 yılı itibariyle 7 Fakülte, 3 Enstitü, 2 Yüksekokul, 4 Meslek Yüksekokulu, 17 Araştırma ve Uygulama Merkezi ile bölge üretimine ve istihdamına sosyal ve ekonomik bakımdan değer katmaya devam etmektedir. Özellikle Enstitülere bağlı olarak lisansüstü eğitim seviyesinde bir model yaratma misyonu ile hareket eden Iğdır Üniversitesi; 7 Doktora, 30 Yüksek lisans olmak üzere toplamda 37 lisansüstü programıyla yoğun eğitim faaliyetlerine devam etmektedir. 7/24 kütüphane sistemi ile eğitimde süreklilik esas alınmıştır. Fiber optik alt yapısı ve artan internet hızı erişimi ile stabil bilgi işlem network sağlanmıştır. Yine 2019 yılı itibariyle, 361 Akademik personelin görev yaptığı Iğdır Üniversitesi, yayın performansı açısında önemli başarı trendi göstermektedir ve Son bir yılda 125 devlet üniversitesi arasında uluslararası yayın ölçüm indekslerine göre 60 basamak yükselerek hızla üst sıralara çıkmayı başarmıştır. Iğdır Üniversitesinin ulusal ve uluslararası durumuna bakıldığında ise; tamamlanmış 3 TUBİTAK projesi ve 82 BAP projesi; yürürlükte olan 3 TUBİTAK ve 81 adet BAP projesi bulunmaktadır. Ayrıca son 1 yılda çok sayıda patent başvurusu yapan Iğdır Üniversitesi; 3’ü Sanayi İşbirliği Projesi, 3’ü de Uluslararası olmak üzere 6 adet pilot ve sosyal projelere de imza atmıştır. Sosyo-kültürel proje kapsamında; sosyal medya paylaşımları üzerinden temin ettiği yayın ve giyim destekleri ile hem kendi öğrencilerine hem de milli eğitim kapsamında faaliyet gösteren okullara destek olmuştur” dedi.


‘Iğdır Üniversitesi, kendi enerjisini üreten bir üniversite olmayı hedeflemektedir’


Iğdır Üniversitesinin ekonomik anlamda devlete yük olmamaya gayret ettiğini vurgulayan Rektör Alma sözlerine şöyle devam etti: “Iğdır Üniversitesi, kendi enerjisini üreten bir üniversite olmayı hedeflemektedir. Bu kapsamda üniversitemiz kampüs alanına 10 bin m2 alana 500 kW kurulu güce sahip GES’ni tesis ettik ve GES şuanda elektrik ihtiyacımızın yüzde 30’nu karşılamaktadır. Bölge üniversiteleri arasında rol model olan 500 Kw’lık Güneş Enerjisi Santrali (GES) ile Iğdır Üniversitesinin elektrik gideri 3 milyon TL’den 2 milyon TL’ye indirilmiştir.”


‘Yenilenebilir enerji kaynaklarının yüzde 30 seviyesine çıkarılması hedeflenmektedir’


Rektör Alma, “Dünyada yenilenebilir enerjini toplam enerji tüketimi içerisindeki payı( hidroelektrik dahil) 2020 yılında yüzde 26 olması öngörülmektedir. Ülkemizde ise 2023 hedefleri ile yenilenebilir enerji kaynaklarının yüzde 30 seviyesine çıkarılması hedeflenmektedir. Yenilenebilir Enerji kaynaklarına geçişte en önemli hususlardan biri enerji arzının sürekliliğini sağlanabilmesidir. Örneğin, bir güneş enerji santrali veya rüzgar türbini enerji santrali, ancak mevcut kurulu olduğu alandaki zamanla değişen enerjiye maruz kalarak güç üretebilmektedir. Dolayısıyla, bu gibi sistemler sürekli sabit güç yoğunluğunda çalışmayıp, meteorolojik duruma bağlı olarak gün içerisinde üretim kapasiteleri değişmektedir. Diğer taraftan ise gün içerisinde talep edilen enerji miktarı da zamana bağlı olarak farklılık göstermektedir. Sonuç olarak, yenilenebilir enerji kaynaklarının daha efektif kullanılması ve enerji talebinin düzenli olarak sağlanabilmesi için enerjinin depolanması genel bir çözüm olarak düşünülmektedir. Genel olarak, enerji depolama gereksinimi; anlık kullanım, mevcut enerjinin yetersiz olduğu durumlar ve enerji arzının tamamen durduğu acil durumlar için ortaya çıkmaktadır. Enerjinin niteliğine bağlı olarak enerji depolanmasında kullanılan birçok teknik vardır. Bunlar, bataryalar, yakıt hücreleri, süper-kapasitörler, süper-iletken manyetik enerji depolama, sıkıştırılmış hava, su ve yağ ısıtıcıları, standart sıvı ve gaz yakıtları depolamadır. Ancak, bu enerji depolama tekniklerinin uygulanmasında, mevcut enerji kaynağı, enerji gereksinimi, enerji depolama verimliliği, enerji depolama altyapısı göz önüne alınmalıdır” ifadelerini kullandı.


Rektör Alma’dan sonra kürsüye çıkan TÜBA Eski Başkanı ve Cumhurbaşkanlığı Eğitim Öğretim Politikaları Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ahmet Cevat Acar, enerjinin üretilmesi kadar yapılanmasının da önemli bir konu olduğunu belirterek, yapılan çalıştayın hem bilimsel hem de ülkenin topyekûn kalkınmasına için önemli bir katkı sağlayacağına inandığını dile getirdi.


‘Enerji bağımsızlığımızı ilgilendiriyor’


Son olarak konulara hitap eden TÜBA Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Şeker ise, enerjinin mültidispliner bir alan olduğunun altını çizerek, “Ülkemizin öncelikli alanlarından birisi olan ve bilimsel çalışmalarda hem teşvik edilmesi hem de üzerinde ciddiyet ve stratejik olarak ekonomik ve siyasi bağlamda bir çalışma alanı olan enerjinin, bizler için önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu konu bağımsızlığımızı ilgilendirecek düzeyde ve her bir insanımızın hayat standardının yükseltilmesinde önemli bir katkısı olacak olan ve Türkiye’nin cari açığının düzelmesinde de önemli bir fonksiyon görecek olan bir alandan bahsediyoruz. Bu alanın çok farklı parametreleri var ve, multidisipliner bir alan. Enerji depolaması da bunlardan birisi. Böyle önemli etkinliği Iğdır’da gerçekleştiriyor olmaktan TÜBA, şahsım ve tüm bilim camiası adına emeği geçene herkese teşekkür ediyorum. Hepimiz ülkenin refahı için çalışıyoruz. Bilimsel çalışmalarımızın da ülkemiz ve dünya için barışa, huzura ve ekonomik refaha vesile olması için gayret gösteriyoruz. Enerjiyle ilgili her bir başlık dünyada tehlikeli, riskli ve ülkelerin menfaatlerine dokunulduğu zaman herkesin pençesini gösterdiği bir durum arz ediyor. Bu nedenle bu alandaki çalışmaların dikkatli, özenli ve biraz da kendilerinde hassas bir şekilde yürütülmesi gerekiyor” diye konuştu.


Konuşmaların ardından Rektör Alma, TÜBA Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Şeker ve TÜBA Eski Başkanı Prof. Dr. Ahmet Cevat Acar’a hediye taktim etti.


Hediye taktimin ardından çalıştayın 1’inci oturumu Iğdır Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Hakkı Alma’nın başkanlığında devam etti.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara TBMM’de cinsel taciz davasında 5 sanık hakkında mütalaa açıklandı: 16 yıl 6 aya kadar ceza istendi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’de stajyer öğrencilere cinsel taciz iddiasına ilişkin meclis lokantasında çalışan 4’ü tutuklu 5 sanığın yargılanmasında savcı esasa ilişkin mütalaasını açıkladı. Sanıklar hakkında "sarkıntılık yapmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı" ve "çocuğa karşı cinsel taciz" suçlarından 16 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep edildi. Ankara 57. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya meclis lokantasında çalışan tutuklu sanıklar Halil İlker Güner, Durmuş Uğurlu, İbrahim Beşlioğlu, Recep Seven SEGBİS ile katılırken tutuksuz sanık Ramazan Çetin ve taraf avukatları salonda yer aldı. Dosyada gizlilik kararı olmamasına rağmen basın mensupları ve izleyiciler salona alınmadı. Mahkeme hakimi dava dosyasına bilirkişi raporunun geldiğini ifade ederek tutuksuz sanık Çetin’e söz verdi. Çetin, suçsuz olduğunu dile getirerek, beraatini istedi. SEGBİS üzerinden duruşmaya katılan sanık Beşlioğlu, "İfademi tekrarlıyorum. Ben mesaj atarken stajyer değildi. Ben cinsel amaçlı mesaj atmadım. Muhabbet amaçlı attım. Yaklaşma gibi bir durum söz konusu değil. Tahliyemi talep ediyorum" ifadelerinde bulundu. SEGBİS üzerinden savunma yapan sanık İlker, "Kendisine dokunmadım, temasım olmamıştır. 6 aydan beri cezaevindeyim. Çoluk çocuğum perişan oldu" iddiasında bulundu. Sanık avukatları müvekkillerinin tutukluluktaki sürelerinin göz önünde bulundurularak tahliyelerine karar verilmesini talep etti. Mağdur kız çocukların annelerinden E.D. ve S.U ise şikayetlerinin devam ettiğini belirtti. Sanıklar Recep Seven, İbrahim Beşikçioğlu ve Ramazan Çetin tahliyelerini talep etti. "Tüm sanıklar hakkında 16 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep edildi" Esasa ilişkin mütalaasını açıklayan Cumhuriyet Savcısı sanıklar hakkında, "sarkıntılık yapmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı" ve "çocuğa karşı cinsel taciz" suçlarından 16 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep etti. Ardından ara kararını veren hakim sanıkların mevcut hallerinin devamına hükmederek, mütalaaya karşı taraflara süre verdi. Sonraki duruşma 5 Haziran’a ertelendi.
İstanbul Kartal ‘Tsunamiye Hazır Kent’ sertifikası alan ikinci ilçe oldu Kartal Belediyesi UNESCO-IOC tarafından yürütülen ‘Tsunami Ready’ (Tsunamiye Hazır) programı kapsamında uluslararası sertifika almaya hak kazandı. İstanbul İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) koordinasyonunda sürdürülen CoastWAVE 2.0 Projesi neticesinde verilen bu belge ile Kartal, Türkiye’de bu unvana sahip ikinci kent oldu. Soğanlık Kültür Merkezi’nde düzenlenen ‘Tsunamiye Hazır Kent Sertifika Töreni’, afet bilinci ve kentsel dirençlilik adına tarihi anlara sahne oldu. Törene; İstanbul Vali Yardımcısı Fahrettin Göncü, Kartal Kaymakamı Edip Çakıcı, Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel, İstanbul İl AFAD Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener ve UNESCO/IOC Hükümetlerarası Koordinasyon Grubu Başkanı Dr. Alessandro Amato’nun yanı sıra çok sayıda davetli katıldı. Uluslararası standartlarda güvenli kent Kartal Belediyesi, İstanbul İl AFAD koordinasyonunda sürdürülen CoastWAVE 2.0 Projesi’ni başarıyla sonuçlandırdı. Uluslararası standartlarda belirlenen tüm güvenlik ve hazırlık aşamalarını yerine getiren Kartal, UNESCO’dan aldığı prestijli sertifika ile afet dirençliliğini tescilledi. Törende söz alan uzmanlar, ‘Tsunamiye Hazır Kent’ unvanının sadece bir belge değil; erken uyarı sistemlerinden tahliye planlarına, halkın bilinçlendirilmesinden altyapı hazırlığına kadar birden fazla temel göstergenin yerine getirilmesiyle elde edilen kapsamlı bir güvenlik ağı olduğunu vurguladı. "Gelecek nesillere dirençli bir Kartal bırakıyoruz" Sertifika töreninde konuşan Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel, göreve geldikleri günden bu yana ‘Dirençli Kent’ vizyonuyla hareket ettiklerini belirterek şunları söyledi: "Bugün sadece bir sertifika almıyoruz; komşularımızın can ve mal güvenliğini koruma yolunda attığımız dev bir adımın tescilini yaşıyoruz. İstanbul bir deprem gerçeğiyle yaşıyor ve bu gerçeğin bir parçası da denizlerimizde oluşabilecek tsunami riskidir. Biz ’bekleyip görmek’ yerine, bilimin ışığında hazırlık yapmayı seçtik. AFAD ve UNESCO ile yürüttüğümüz CoastWAVE 2.0 Projesi sayesinde, kıyı şeridimizde tahliye rotalarımızı belirledik. Tabelalandırma çalışmalarımızı tamamladık ve en önemlisi komşularımızda bu bilinci oluşturduk. Türkiye’nin bu unvana sahip ikinci kenti olmak bizim için büyük bir gurur. Ancak asıl başarımız; Kartal’ı her türlü afete karşı daha güvenli, daha hazırlıklı ve daha dirençli bir hale getirmektir. Bu projede emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarıma ve paydaşlarımıza teşekkür ediyorum. 6 Şubat’ta yaşadığımız acıları unutmadık. Allah bir daha yaşatmasın. Kartal için durmadan çalışmaya devam edeceğiz." Konuşmaların ardından UNESCO heyeti tarafından hazırlanan ‘Tsunami Ready’ sertifikası, alkışlar eşliğinde Belediye Başkanı Gökhan Yüksel’e takdim edildi. Tören sonunda katılımcılar, projenin uygulama aşamalarını içeren sunumları izleyerek bölgedeki erken uyarı ve tahliye sistemleri hakkında detaylı bilgi aldı. Bu sertifika ile Kartal, uluslararası afet yönetim haritasında ‘güvenli bölge’ olarak işaretlenirken, İstanbul’un diğer kıyı ilçeleri için de örnek bir model teşkil etti.
Kayseri Kastamonu pastırmasını öven şefe Kayserili pastırmacıdan cevap: "Demek ki şefimize Kayseri pastırmasını yedirmemişler" İngiltere’de kendisine ikram edilen Kastamonu pastırmasının tadına baktıktan sonra asıl meşhur olması gereken lezzetin Kayseri pastırması yerine Kastamonu pastırması olması gerektiğini söyleyen Şef Hüseyin Özer’e Kayserili pastırmacılardan cevap geldi. Pastırmacı Yasin Güzel, "Demek ki şefimize orada Kayseri pastırması yedirmemmişler. Eğer yedirselerdi, şefimizde Kayseri pastırmasının coğrafi işareti neden aldığını hep birlikte görürlerdi" dedi. Şef Hüseyin Özer’in Kastamonu pastırmasını tattıktan sonraki "Böyle bir pastırma olmaz, dünyanın en güzel pastırması. Asıl bunların meşhur olması lazımken Kayseri meşhur olmuş, ne tesadüf" cümlelerine 16 yıllık Kayserili pastırmacıdan cevap geldi. İki pastırma arasındaki farkı anlatan pastırma ustası Yasin Güzel Kastamonu pastırmasının fırında oluştuğunu, Kayseri pastırmasının ise doğal yöntemlere dayandığını söyledi. Güzel, "Kayseri’de 16 yıldır pastırmacı sektöründe bulunuyorum. Kayseri pastırması ve Kastamonu pastırmasını ayıran en önemli fark, oluşum süresidir. Kayseri pastırması yaklaşık 2 buçuk 3 aylık bir sürede oluşuyor. Erciyes’imizin ayazı dediğimiz hava şartlarında oluşuyor. Gün kurusu dediğimiz güneşte kuruyor. Pastırmaların bir birini ayıran en önemli özellikler bunlar. Kastamonu’da üretilen pastırmalar fırına giriyor ve fırında yarım, 1 saat içerisinde eti suni bir şekilde pişirilerek oluşuyor. Öncelik dediğim gibi hava şartlarında oluşması. Kayseri’nin hava şartları pastırma oluşumuna çok müsait. O yüzden burada doğal yöntemlerle 2, 2.5 ay gibi bir süre içerisinde üretiliyor. Bu da Kayseri pastırmasına çok büyük bir özellik katıyor. Tamamen doğal kurutma yöntemi ile yapılıyor olması ete farklı bir lezzet katıyor, et fırına girmiyor. Et fırında suni yollar ile haşlanıp, pişirilip önümüze gelmiyor. Tamamen doğal, 2 buçuk 3 ayda oluşan bir süreç" ifadelerini kullandı. "Konu tartışmaya kapalı" Ünlü şefe atıfta bulunan Güzel, "Dünyaca ünlü bir şefimiz bir tanıtım yerinde Kastamonu pastırması yiyor. Çok sevdiğini, aslında coğrafi işaretin Kastamonu pastırmasının alacağını, Kayseri pastırmasına neden verildiğini soruyor. Demek ki şefimize orada Kayseri pastırması yedirmemmişler. Eğer yedirselerdi, şefimizde Kayseri pastırmasının coğrafi işareti neden aldığını hep birlikte görürlerdi. Kastamonu’da üretilen pastırmayı kesinlikle kötülemiyorum. Her yörede üretilen ürünümüz çok güzeldir. Yalnız pastırma Kayseri’nindir. Bu artık tartışmaya kapalı bir konudur. Bunu dünyaca ünlü şeflerimiz de buraya gelip bizleri ziyaret ederlerse burada Kayseri pastırmasını onlara tattırırız. Onlarda zaten aradaki farkı anlarlar" şeklinde konuştu. Kayserili bir vatandaş ise "Pastırma Kayseri’de çıktı. Pastırmayı en iyi Kayserililer yapar, diğerleri hep benzetme. Başka şehirler de yapar, kendine göre satar. Pastırma dendiğinde akla Kayseri gelir" dedi.