MAGAZİN - 09 Kasım 2020 Pazartesi 10:55

Yeşilçam’ın yakışıklı jönü, şimdi böyle yaşıyor

A
A
A
Yeşilçam’ın yakışıklı jönü, şimdi böyle yaşıyor

Diş hekimliği için sinemayı bırakan Yeşilçam'ın yakışıklı jönü Sertan Acar, şimdi Kocaeli'nin Kandıra ilçesinde hayvanlar ve doğayla iç içe yaşıyor.

1970’li yıllarda Cüneyt Arkın, Yıldız Kenter gibi usta isimlerle birlikte rol alma fırsatı bulan Yeşilçam’ın Yakışıklı Jönü Sertan Acar, yaklaşık 8 filmde oynadıktan sonra hayali olan hekimliği yapabilmek için kariyerinin en parlak döneminde sinemayı bıraktı. Daha sonra Kocaeli’nin Kandıra ilçesine bağlı Kerpe’ye taşınan Acar, burada kendisini doğaya bıraktı. Acar, kurduğu otelde insanları misafir etmenin yanı sıra, burada çeşitli hayvanların bakımını yapıyor. Havanın güzel olduğu zamanlarda ise teknesiyle birlikte denize açılan Acar, hobi olarak balıkçılıkla ilgileniyor. Sertan Acar ve eşi Meral Acar, şöminenin karşısında kahvelerini yudumlayıp sohbet ederek, hayvanlarla ve doğayla iç içe yaşıyor.

“Sinemayı bıraktım ve hekim olmayı tercih ettim”

Türk sinemasına nasıl başladığını anlatan Sertan Acar, “İlk filmim Ayşecik. Ediz Hun gibi Yeşilçam’dakilerin çoğu rahmetli oldu Sadi Alışık gibi. İzzet Günay ile oynadık, Cüneyt Arkınla baba ve oğlu oynadık. Ama çoğu vefat etti. Yeşilçam farklı bir olay. Yeşilçam’dan olmaktan da gurur duyuyorum. O zaman diş hekimliğinde okuyordum. 1973-1974 senesinde baktım okulda zorluk çekiyorum, mezun olamayacağım sinemayı bırakmaya karar verdim. Yıldız Kenter gibi bir dehayla da anne ve oğul olarak Fatma Bacı filminde oynama şerefini buldum. En son filmim de Cüneyt Arkın ile Battal Gazi filmi oldu. Ondan sonra kesinlikle karar verdim, 22-23 yaşında sinemayı bıraktım ve hekim olmayı tercih ettim. Sinemaya 1971 yılında adım attım. Zeynep Değirmencioğlu o zaman ağabeyimin flörtüydü. Dolayısıyla vapurla Kadıköy’e geçerken Karaköy’de vapurla iskele arasına düştü. O zaman üniversite öğrencisiydim, ben de onu çıkarttım. Daha sonra aileyle tanıştık. O zaman da bir film yapıyorlarmış. Bana bir teklifte bulundular öyle başladım. Yaklaşık 8 filmde oynadım. Hekim olmak için sinemayı bıraktım. Yoksa hekim olamayacaktım. Daha sonra buraya 38 sene önce tesadüf olarak geldim. Burası benim cennetim oldu, çok mutluyum. Burada balık tutuyorum, hayvanlarım var, bir otelimiz, bir de deniz kenarında bir kafemiz var. Burası benim için bir eğlence, ailemle güzel günler geçiriyoruz. Doğal bir ortamda yaşıyoruz, kendimiz ekip biçiyoruz. Arıcılık yapıyorum, keçilerim, kazlarım, ördeklerim var. Havanın durumuna göre günüm geçiyor. Hava güzelse denize çıkıp balık tutuyorum, hava yağışlıysa bahçede ya da otel içerisinde kalıyorum” dedi.

“Hepsi birer kahramandı”

Pek fazla imkan olmadığı için eski Türk filmlerinin çok büyük zorluklarla çekildiğini belirten Acar, “Eskiden taş devri, şartlar çok kötüydü, her şey kısıtlıydı. Dolayısıyla şu andaki imkanlara sahip arkadaşlar daha rahatlar. Dijital olduğu için bir saniyeyi defalarca çevirebiliyor. Eskiden her şey kısıtlıydı. Negatif film çok az geliyordu. Bu imkanlarla filmleri bitirmek durumundaydık. Eski Türk filmlerde uçak geçmesi, uçak geçmesi, saatin geçilmesiyle alay ediliyor ya, başka bir şans yoktu. O zamanki yapımcılar ve oyuncular çok zor şartlarla çalışıyorlardı. Hepsi birer kahramandı. Zorluklar altında çok güzel filmler yaptılar” diye konuştu.

“Kuleden aşağı atlıyorlardı, zor ikna ettim”

Battal Gazi filmlerinin çekimleri yapıldığı esnada başından geçen ilginç bir olayı anlatan Acar, “Unutamadığım bir anım Battal Gazi filmleri çekimi sırasında oldu. Rumeli Hisarları’nda filmin çekimi yapılıyordu. Öğlen tatili oldu. Herkes kenara çekildi. Bu arada rejisör benim kuleye çıkıp Osmanlı bayrağını çekmemi söyledi. Üzerimde de şövalye kıyafeti 2 tane kılıç var. Bizanslarla savaştığımız için kılıçlar kan içinde. Ben nefes nefese kuleyi çıktım. Tam kuleye çıkınca 2 tane kadın Japon turist beni gördüler. Kuleden aşağı atlıyorlardı. Film diyorum, sinema diyorum. Aşağı atlıyorlardı, zor ikna ettim” şeklinde konuştu.

İnsanların, kendisini gördüklerinde zaman hala ilgi gösterdiklerini söyleyen Acar, “Daha önce ilgileri karşısında sıkılıyordum. Daha sonra koyverdim kendimi. İnsanlar fotoğraf çektirmek istiyorlar, eski anıları yad etmek istiyorlar. Ben de onları kırmıyorum. Onlarla sohbet ediyorum. Onların da hoşlarına gidiyor” ifadelerini kullandı.

Mustafa Uslu - Aslı Aktaş Aksoy
 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Eskişehir Ayakkabıcılarda kışlıklar raftan kalktı, yazlıklar geldi Eskişehir’de ayakkabı dükkanı bulunan Nur Mehmet Çınar, kış sezonunun ardından vitrinlerindeki botları kaldırdıklarını ve rafların yazlık modellerle süslendiğini belirtti. Düğün sezonunun açılmasıyla birlikte topuklu ayakkabı ve babetlere ilginin arttığını vurgulayan Çınar, asıl hareketliliği bayramdan sonra beklediklerini söyledi. Eskişehir’de hava sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte ayakkabı sektöründe de yazlık ürünlere ilgi arttı. İki Eylül Caddesi esnafından Nur Mehmet Çınar, kış sezonunu geride bıraktıklarını ve yeni sezon hazırlıklarını tamamladıklarını ifade etti. Yeni ürünlerin raflardaki yerini aldığını belirten Çınar, sektördeki son durumu değerlendirdi. "Yazlık ayakkabı satışlarımız başladı" Kış sezonunun ardından yazlık modellere geçiş yaptıklarını belirten Nur Mehmet Çınar, "Kış sezonunu kapattık. Şimdi yazlığa girmiş bulunmaktayız. Şu an sezona tam girişi yapmamış olsak da bayramdan sonra daha çok iş beklemekteyiz. Yani yeni ürünlerimiz de gelmiş bulunmakta. Genelde şu an düğün sezonu olduğu için tam olarak topuklu ayakkabılar ve babetler çok gidiyor. Platformlu modeller tercih ediliyor. Spor ayakkabılar zaten her zaman sattığımız ürünler, yaz kış gitmesi problem değil ama yeni modeller olarak daha çok topuklu ayakkabılar ön planda" ifadelerini kullandı. "Yeni modellerimiz gelmeye başladı" Sezon trendlerine göre satışların şekillendiğini kaydeden 12 yıllık sektör temsilcisi Çınar, son olarak şunları söyledi: "Bir de sezon olarak gidiyor her şey. Ona göre de satışlarımız oluyor. Şu an yeni modellerimiz gelmeye başladı. Elimde gösterdiğim ürünler gibi yeni topuklu ayakkabılarımız geldi. Müşterilerimizi yeni sezon ürünlerimizle buluşturmaya başladık."
Kocaeli Çarşının 10 kiloluk Prens’i Kocaeli’de 7 yıl önce uğradığı köpek saldırısında ağır yaralanan ve esnafın şefkatiyle hayata tutunan 10 yaşındaki kedi ’Prens’, 10 kiloluk cüssesi ve sevimliliğiyle İzmit çarşısının ilgi odağı oldu. Asıl yuvası olan çanta dükkanının kepenkleriyle her sabah güne başlayan Prens, gün boyu diğer esnafı da dükkanlarında ziyaret ederek tüm çarşıya sevgi dağıtıyor. Yaklaşık 7 yıl önce sokak köpeklerinin saldırısı sonucu ağır yaralanan ve geçirdiği ameliyatlarla hayata tutunan kediye, İzmit’te çanta dükkanı işletmecisi Fikret Uslu kucak açtı. 10 kilogram ağırlığındaki "Prens", gününü Uslu’nun dükkanında ve çarşıdaki diğer esnafı ziyaret ederek geçiriyor. Peynircisinden kasabına kadar herkesin tanıdığı kedi, boynunda taşıdığı kocaman ’P’ harfli kolyesiyle esnaf ve müşterilerden yoğun ilgi görüyor. Çarşı esnafının ortak değeri haline gelen Prens, bu sevimli görünümüyle dükkanın önünde kendisiyle fotoğraf çektirmek isteyenlerin de odak noktası oluyor. "O sesleniş, o sesleniş oldu" İşletmeci Fikret Uslu, Prens ile 7 yıl önce dükkanın karşısında tesadüfen karşılaştıklarını ve seslenmesi üzerine yanına gelen kedinin bir daha yanından ayrılmadığını söyledi. Uslu, "Prens’e 7 yıl önce başkası bakıyordu. Bakan kişi iş değişikliği yaptı. Ben mağazamın karşısından ’Prens’ diye kendisine seslendim. O sesleniş, o sesleniş oldu. Sonra yanıma geldi ve bir daha gitmedi. Benim yanıma gelmeden önce Prens’e köpekler saldırmıştı, karın altında ağır yarası vardı. Tabii onlar da can. Kendi alanlarını korumak için bunu yapıyorlar. Prens o saldırıdan sonra büyük ameliyatlar geçirdi. Ameliyatlardan sonra Rabbim ona bir daha ömür biçerek bize bahşetti. O gün bugündür kapımızın önünden ayrılmıyor. Ayrılsa da kapı komşumuza gidiyor, geliyor" dedi. "Sabah kepengi açtıktan sonra bizimle beraber mesaiye başlıyor" Kedinin hayatlarında önemli bir yer edindiğini belirten Uslu, "Prens’in bizden fazla istediği bir şey yok. Mağazamızda uyuyor. Akşamları dükkanı kapatıyoruz. Dükkanda maması, suyu, tuvalet kabı her şeyi hazır vaziyette bekliyor. Akşam saatlerinde istirahate geçiyor. Sabah kepengi açtıktan sonra bizimle beraber mesaiye başlıyor. Kendisi de çanta dükkanımızın bir ferdi oldu" diye konuştu. "Esnaf ile dostane ilişkiler kurdu" Uslu, Prens’in çarşıdaki diğer esnafla da dostane ilişkiler kurduğunu anlatarak, "Seveni çok. Prens’e burada bakan birçok esnaf ve müşteriler var. Allah hepsinden razı olsun. Kimsenin Prens’i elinin tersiyle ittiğini görmedim. Kendisine sevgiyle bakıyorlar. Kolyesini bir esnaf arkadaşım yaptı. Sabahları benden rızkını alır, peynircimize gider rızkını alır, ondan sonra kasaba gider, orada da rızkını alır. Bu şekilde dolaşır ama dönüp dolaşıp yine kapımızda bekler. Bazen de sıkılabiliyor tabii, sevgi de bir yere kadar. O da kendi hürriyetini istiyor" ifadelerini kullandı. "Sabahları kepengin altından çıkmasını bekliyorum" Sabahları Prens’i göremediğinde endişelendiğine dikkati çeken Fikret Uslu, "Kepengi açtıktan sonra eğer bir dakika içinde o kepengin altından Prens çıkmazsa, ’acaba başına bir şey mi geldi’ diye büyük endişe duyuyorum. Bütün hayvanlar için aynı duygular içindeyim. Bu benim için bambaşka bir sevgi. Hani derler ya, evlat sevgisi gibi bir sevgi" şeklinde konuştu. "Mağazamıza enerji ve bereket verdi" Evinde de iki kedisi olduğunu söyleyen Uslu, hayvanların hayatına kattığı güzellikleri şöyle anlattı: "Bu canlılar fazla bir şey istemiyor. Kapımızın önünde bir kap yemek ve bir kap da su koymamız yeterli. Ben evimde de iki kedi besliyorum. Kediler gelince evimizin enerjisi değişti, pozitif oldu. Prens de mağazamıza enerji verdi, bereket verdi. Mağazamıza gelenlerin de ilgisini çekiyor. Bazen kapının önünde 15 kişi toplanıyor, Prens’e sevgi gösteriyorlar, fotoğraf çektiriyorlar, mama getirenler de oluyor. Duyarlı insanlarımızdan Allah razı olsun." "Otobüse binecekken onu görmeye gelen var" Uslu, insanların sırf kediyi görmek için güzergahını değiştirdiğine şahit olduğunu belirterek, şunları söyledi: "Burada diyaloglarımız da çok güzel. Herkes kedimizi tanıyor şu caddede. Bazen esnaf arkadaşlarıma soruyorum. ’Prens senin dükkana gelince ne yapıyor’ diyorum. ’Yemek için gelmiyor, oturuyor. Sanki bir bereket dağıtıyor’ yanıtını alıyorum. Bunlar güzel şeyler. Ben hiçbir zaman kendisinden şikayet almadım. Cumhuriyet Parkı var yukarıda, otobüslerin geçtiği işlek bir yer. Bir hanımefendi, ’otobüse oradan binecektim ama aklıma kedi takıldı. Ben buraya kadar gelip onu görüp gitmek istedim. Bir mama bırakmak istedim’ demişti. Bu sevgi bizi onurlandırıyor." Sokak hayvanlarına karşı duyarlılık çağrısında bulunan Uslu, "Bu canlılar sadece sevgi ve bir kap yemek istiyor. Başka hiçbir şey istemiyorlar. İnsanlarımızdan mahalle aralarındaki canlara kucak açmalarını, onları göz ardı etmemelerini temenni ediyorum" diyerek sözlerini tamamladı.