DÜNYA - 26 Mart 2024 Salı 07:10 | Son Güncelleme : 26 Mart 2024 Salı 07:12

BM Filistin raportörü Gazze'de soykırıma dikkat çekti: "Makul kanıtlar var"

A
A
A
BM Filistin raportörü Gazze'de soykırıma dikkat çekti: "Makul kanıtlar var"

Birleşmiş Milletler Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese tarafından hazırlanan BM raporunda, İsrail'in Filistinlilere karşı “soykırım” suçu işlediğine dair makul kanıtlar olduğu belirtildi.

Birleşmiş Milletler (BM) Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, İsrail'in bölgedeki insan hakları ihlalleri ve savaş suçu sayılabilecek eylemlerine dair raporunu BM Güvenlik Konseyi'ne sundu. İsrail'in Gazze'de Filistinlilere yönelik soykırıma varan eylemlerinin uzun süredir devam eden yerleşimci ve sömürgeci bir sürecin son aşaması olduğu vurgulanan raporda, “Bu süreç, yetmiş yılı aşkın bir süredir devam etmekte ve Filistin halkını demografik, kültürel, ekonomik ve siyasi olarak baskı altına alarak yerinden etmeye, topraklarını ve kaynaklarını gasp etmeye ve kontrol etmeye çalışmaktadır” ifadeleri kullanıldı.

“Soykırım eşiğinin aşıldığına dair makul kanıtlar var"

Raporda, Filistinlilere yönelik eylemler arasında bir gruba mensup kişilerin öldürülmesi, ciddi bedensel veya zihinsel zarara uğratılması ve fiziksel yıkıma yol açacak yaşam koşullarına kasıtlı olarak maruz bırakılması gibi suçların yer aldığı vurgulandı. Filistinlilere karşı soykırım eşiğinin aşıldığına dair “makul kanıtlar” olduğu belirtilen raporda, ayrıca İsrail'in korunan bir grubun tamamına ve yaşam alanlarına fiilen “terörist” ya da “terörist destekçisi” muamelesi yaparak, her şeyi ve herkesi “öldürülebilir veya yok edilebilir hale getirdiği” kaydedildi.

“13 bini çocuk 30 bini aşkın Filistinli öldürüldü”

7 Ekim'den bu yana devam eden askeri operasyonlarında İsrail'in nüfusun yaklaşık yüzde 1.4'üne tekabül eden ve aralarında 13 binden fazla çocuğun da bulunduğu 30 binden fazla Filistinliyi öldürdüğü hatırlatılan raporda, en az 71 bin kişinin ise yaralandığı ifade edildi. İsrail güçlerinin saldırıların ilk haftalarında her gün 100'ü çocuk olmak üzere 250 kişiyi öldürdüğü belirtilen raporda, “Kurbanlar arasında 125 gazeteci ve 340 doktor, hemşire ve diğer sağlık çalışanı, öğrenciler, akademisyenler, bilim insanları ve onların aile üyeleri yer almaktadır. Kaydedilen ölümlerin yüzde yetmişi kadın ve çocuklardan oluşmaktadır” denildi.

İsrail'e abluka uyarısı

Gazze'ye yönelik abluka nedeniyle bölgede yaşanan gıda ve yardım malzemesi ihtiyacına da değinilen raporda, “İsrail'in Gazze'ye yönelik ablukasını arttırması, hayati malzemelere erişimi engelleyerek günde 10'u çocuk birçok insanın ölümüne neden olmuştur” ifadelerine yer verildi.

Raporda ayrıca “Hijyen eksikliği ve aşırı kalabalık barınaklar hastalıklar için mükemmel bir ortam hazırlayarak bombalamalardan daha fazla ölüme neden olabilir” uyarısında bulunuldu. İsrail'in şiddet eylemlerini mercek altına alan bu raporun Gazze'de “soykırım suçu” işlendiğini gösteren eşiğin aşıldığına dair makul kanıtlar sunduğu belirtilirken, İsrail'in idari yönetimi ve askerlerinin “savaşta adalet” ilkesini kasıtlı olarak suistimal ettiğinin altı çizildi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Geri dönüşümlü ambalajlar tercih edilerek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanıyor Diyarbakırlı iş adamı Volkan Beşenk, ambalaj sektöründe geri dönüşümlü ambalaj üreterek su, ağaç ve enerji tasarrufu sağlanmasına vesile oluyor. Dünyanın birçok ülkesine doğa dostu ürünler ile hitap eden Worldpack ambalaj firması, Türkiye’de de farkındalık oluşturmaya devam ediyor. Doğada çözülebilen geri dönüşümlü ürünler ile Türkiye piyasasında kısa sürede doğa dostu ürünleriyle farkındalık oluşturdu. Worldpack Ambalaj Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Beşenk, 2010 yılında ambalaj üreterek başladıklarını, daha sonra odak noktalarını gıda ambalajlarına yönelttiklerini söyledi. Gıdayla temas edebilen ambalajlar üretmeye başladıklarını belirten Beşenk, üretimlerinin şu anda bu alanda devam ettiğini ifade etti. Ayrıca ham madde imalatını da yaptıklarını aktaran Beşenk, "Yurt dışında fabrikalarla anlaşmamız mevcut. Ürettiğimiz ambalajlar yüzde 100 selülozdan imal edilmekte. Bu vesile ile direkt gıda ile temas edebilme özelliğine sahip. Ürünlerimiz tek kullanımlık. Kullanım yapıldıktan sonra geri dönüştürülüp gıda harici farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Örneğin tekstil, taşıma çantaları, elektronik eşya kutuları gibi ürünlerde geri dönüştürülmüş şekilde kullanılabiliyor" dedi. Ürünlerin, doğada birebir çözülebilen ürünler olduğunu kaydeden Beşenk, "Türkiye’de geri dönüşüm fabrikaları kuruldu. Ürünün niteliği değiştirilerek farklı sektörlerde kullanılabiliyor. Aynı üründen böylece daha fazla katma değer oluşturabiliyoruz. Geri dönüşüm yapan insanların çevre duyarlılığı biraz daha fazla oluyor. Ürünlerimiz ormanlardan elde edilen selülozla elde ediliyor. Geri dönüşüm yaptığınız zaman bu ormanlara dokunmuyorsunuz. Su, ağaç, enerji tasarrufları sağlıyorsunuz. Halkımızın ambalaj konusunda biraz daha bilinçlenmesini istiyorum" diye konuştu.
Kayseri Hipertansiyonda gizli belirtiler önemli Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, hipertansiyonun gizli seyreden bir hastalık olduğunu söyleyerek, "Hipertansiyon; hastalığın önemli bir kısmı sessiz seyretse de hastalar baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkıyor" dedi. Dünyada 1 milyar üzerinde insanın hipertansiyon hastası olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ergün Seyfeli, "Hipertansiyon dünyada en sık rastlanan kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Dünyada yaklaşık 1 milyar üzerinde hipertansiyon hastası bulunmaktadır. Ülkemizde de yaklaşık olarak 15 ila 20 milyon arasında hipertansiyon hastası olduğunu varsaymaktayız. Genelde erişkin nüfusun yaklaşık üçte birinde yani her 10 kişiden 3 tanesinde hipertansiyona rastlamaktayız. Hipertansiyon, kanın damar duvarındaki yaptığı basınç olarak tariflenir ve 120’ye 80’in altında kabul edilir. 140/90’ın üzerindeki kan basıncı değerleri ise hipertansiyon olarak kabul edilir. 120 ile 140 milimetre civarı arasındaki kan basıncı değerleri ise artmış kan basıncı olarak kabul edilir. Aslında bunu hipertansiyona aday hastalar olarak da kabul edebiliriz. Hipertansiyon, aslında kolay teşhis konulmasına rağmen maalesef hastalarımızın yaklaşık yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Bunda en önemli sebeplerden bir tanesi hastalığın sessiz seyretmesi ve kendine özgü bir şikayetinin olmamasıdır. Fakat hastaların önemli bir kısmında hipertansiyon baş ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, çabuk yorulma gibi şikayetlerle karşımıza çıkmaktadır. Özellikle hipertansiyon hastalarının %30’unda baş ağrısı bulunmaktadır. Bu baş ağrısı genelde enseden başlayarak başın tepe üstüne kadar ilerleyen baskı tarzında ağrılar şeklinde görülmektedir. Bazen tansiyon ani-hızlı yükseldiğinde ya da stres kökenli olduğunda bu baş ağrısına bulantı, kusma gibi şikayetler de eşlik etmektedir" dedi. Prof. Dr. Seyfeli, tansiyonun düzenli olarak kontrol edilmesi ve doğru şekilde ölçülmesi gerektiğini söyleyerek, "Tansiyonumuza genelde 18 yaşından sonra 2 yılda bir, 40 yaşından sonra da yılda bir kez mutlaka bakmamız gerekiyor. Şayet ailesinde genetik olarak tansiyon hastası olan vatandaşlarımız varsa bunların da yine de 18 ile 40 yaş arasında da yılda bir kez de olsa mutlaka kan basıncını ölçtürmesi gerekmektedir. Tansiyon ölçümünde birçok hata yapılmaktadır. Burada dikkat edilmesi gerekenler, tansiyonu ölçülecek kişinin 20 dakika veya yarım saat öncesinden yemek yememiş olması, çay, kahve, sigara, alkol tüketmemiş olmaması gerekmektedir. Hastanın efor sonrası mutlaka dinlenmesi gerekiyor. Hastanın oturur vaziyette sırtını bir yere yaslaması ve kolundaki sıkı giysilerin çıkarılması gerekiyor. Kol kalp hizasında olmalı ve mutlaka elimizle ya da herhangi bir aparatla kolun desteklenmesi gerekiyor. Yine tansiyon ölçerken manşonun dirsek seviyesinden 2-3 santim yukarıda bağlanması gerekiyor ve stetoskopun yani kulaklığın buradaki atardamara denk gelmesi gerekiyor ki doğru ve düzgün bir tansiyon ölçelim. Yine tansiyon ölçerken ayak ayak üstüne atılması, tansiyon ölçerken konuşulması maalesef tansiyonun yanlış ölçülmesine neden olabilir" ifadelerini kullandı. Hipertansiyon için şikayetlerin beklenmemesi gerektiğini söyleyen Seyfeli, "Tansiyon kronik bir hastalık ve gerçekten toplumda çok sık görülen ve sessiz seyrettiği için de ancak hastalar bize hipertansiyona bağlı problemlerle gelmekte. Bunlar hangi problemler diye baktığımızda ise; özellikle kalp krizi, kalp yetmezliği ya da aort damarında anevrizma dediğimiz genişlemelerin neticesinde oluşan yırtılmalarla karşımıza geliyor. Özellikle bu hastalar sadece kalp ve damar hastalıkları değil felçle, görme bozuklukları ve böbrek yetmezliği ve diyalizle de karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla hipertansif hastaların bu tür komplikasyonlarla karşılaşmadan önce mutlaka tansiyonlarını kontrol ettirmeleri ve etkin tedaviyle hedefte tutulması gerekiyor. Tansiyon hastalarında hedef 120’ye 80’in altında tutulmasıdır, bunun üstündeki her 10 milimetre civalık artışın hipertansiyona bağlı komplikasyonları arttırdığını söyleyebiliriz. Bu hastaların mutlaka yıllık kontrollerini yaptırmaları ve illa şikayet olmasını beklememeleri gerekiyor. Özellikle dijital tansiyon aletleri son derece yaygın, kendi kendimize tansiyonumuzu kolayca ölçebiliriz. Eğer tansiyonumuz 140/90 ve üzerinde seyrederse mutlaka bir sağlık kuruluşuna, bir kardiyoloji uzmanına görünmelerinde fayda vardır" dedi.