DÜNYADAN FUTBOL - 23 Eylül 2020 Çarşamba 15:25

45. UEFA Süper Kupa’nın sahibi Budapeşte'de belli olacak

A
A
A
45. UEFA Süper Kupa’nın sahibi Budapeşte'de belli olacak

45. kez yapılacak UEFA Süper Kupa organizasyonunda Bayern Münih ile Sevilla, yarın TSİ 22.00’de Budapeşte'de karşılaşacak. İki takım bugüne kadar Süper Kupa'yı 1'er kez müzesine götürdü.

Avrupa’nın en büyüğü yarın Macaristan'ın Budapeşte şehrinde belli olacak. UEFA Şampiyonlar Ligi şampiyonu Bayern Münih ile UEFA Avrupa Ligi sahibi Sevilla, Süper Kupa maçında karşı karşıya gelecek. Puskas Arena'da oynanacak mücadele TSİ 22.00’de başlayacak. Son olarak İstanbul'da oynanan müsabakada Liverpool, Chelsea'yi penaltılarda geçerek kupanın sahibi oldu.

İlk kez 1972 yılında
UEFA Süper Kupa, ilk kez 1972 yılında düzenlendi ve Hollanda ekibi Ajax kazandı. Başlangıçta Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası ile Avrupa Kupa Galipleri Kupası kazananlarını karşı karşıya getirmişti. 1998-1999 dönemindeki son Avrupa Kupa Galipleri müsabakasından itibaren maç UEFA Şampiyonlar Ligi’ni kazanan ve UEFA Avrupa Ligi’ni (2009-2010 dönemine kadar UEFA Kupası) kazanan takımlar arasında gerçekleşti. Başlangıçta iki aşamalı olarak oynanan kupa, 1998 yılında yapılan karşılaşmayla tek maçlı sisteme dönüştü. 1998 ile 2012 yılları arasında final hep Monaco'da oynandı ve daha sonra farklı ülkelerde oynanmaya başlandı.

En çok Barcelona ve Milan
Bugüne kadar Süper Kupayı en çok Barcelona ile Milan müzesine gördü. İki takım 5’er kez kazanırken, Real Madrid ve Liverpool 4'er, Atletico Madrid ve Ajax 3’er, Valencia, Juventus, Anderlecht 2’şer, Galatasaray, Bayern Münih, Zenit, Sevilla, Lazio, Chelsea, Parma, Manchester United, Mechelen, Porto, Steaua Bükreş, Aberdeen, Nottingham Forest, Aston Villa ve Dinamo Kiev de 1’er kez bu kupayı kazanma sevinci yaşadı.
Öte yandan kupayı 12 ülkeden toplam 24 farklı takım müzesine götürdü.

45. UEFA Süper Kupa’nın sahibi Budapeşte'de belli olacak

2000 yılında Galatasaray kazandı
UEFA Süper Kupa’yı 2000 yılında Türkiye’den Galatasaray kazandı. Monaco’da 25 Ağustos 2000 tarihinde Real Madrid ile karşılaşan UEFA Kupası kazananı sarı-kırmızılılar, 90 dakikası 1-1 sona eren müsabakadan uzatmada Mario Jardel’in altın golüyle galip ayrılmıştı.

En çok kazanan teknik direktörler: Ancelotti ile Guardiola
Bu kupayı en çok kazanan teknik adamlar olarak ise Carlo Ancelotti ile Pep Guardiola dikkat çekiyor. İki teknik direktör UEFA Süper Kupa'yı 3'er kez aldı. Ancelotti 2003-2004 ile 2007-2008 sezonlarında Milan ve 2014-2015 sezonunda Real Madrid ile zafer elde etti. Guardiola ise 2009-2019 ile 2011-2012 sezonlarında Barcelona ve 2013-2014 sezonunda da Bayern Münih ile mutlu sona ulaştı.

45. UEFA Süper Kupa’nın sahibi Budapeşte'de belli olacak

3. randevu
Bayern Münih ile Sevilla bugüne kadar 2 resmi karşılaşmada rakip oldu. İki takım 2017-2018 sezonunda UEFA Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde karşı karşıya geldi. Bu oynanan maçlarda Bayern Münih 1 kez galip gelirken, 1 mücadele de berabere sona erdi.

Kupanın ağırlığı 12.2 kg
Avrupa’da kulüpler bazında düzenlenen 3 kupadan biri olan Süper Kupa’nın ağırlığı 12.2 kg uzunluğu ise 58 cm. En ağır kupa 15 kg ile UEFA Avrupa Ligi kupası olurken, UEFA Şampiyonlar Ligi kupasının ağırlığı ise 8 kg.

Dev maçı Anthony Taylor yönetecek
Bayern Münih ile Sevilla arasındaki mücadeleyi İngiltere Futbol Federasyonu'ndan Anthony Taylor yönetecek. Taylor'un yardımcılıklarını Gary Beswick ve Adam Nunn yapacak. Maçın dördüncü hakemi ise Orel Grinfeld olacak. VAR'da Stuart Attwell, AVAR'da da Paul Tierney görev yapacak.

Oğuzhan Ort

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Sincan Belediyesi’nden kaynakta tasarruf hizmette istikrar Temizlik İşleri Müdürlüğü ile Fen İşleri Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren araçlar, belediyeye ait atölyelerde uzman personel tarafından titizlikle bakımdan geçirilerek Sincan’ın her köşesinde hizmete hazır hale getiriliyor. Tüm araçları kendi bünyesine katarak araç kiralama dönemini kapatan Sincan Belediyesi hizmette sınır tanımıyor. Belediye araçlarının bakım ve tadilat işlemlerini tamamen kendi imkanlarıyla gerçekleştirerek önemli bir tasarrufa imza atıyor. Belediye, hiçbir ek maliyet oluşturmadan tadilat gerektiren araçları yenileyip hizmete hazır hale getiriyor; eskiyen araçların bakım ve onarımını kendi öz kaynaklarıyla yapıyor. Motor bakımı, kaporta ve boya işlemleri ile periyodik bakımları düzenli olarak yürütülüyor. Yıpranan araçlar elden geçirilerek hem teknik hem de görsel olarak yenileniyor. Böylece araçların kullanım ömrü uzuyor, uygulama ile hem kamu kaynakları verimli kullanılıyor hem de belediye hizmetlerinde aksama yaşanmıyor. Sincan Belediye Başkanı Murat Ercan kaynak tasarrufuna dikkati çekerek, Makine ikmal atölyemizde yapılan bakım ve onarım çalışmaları sayesinde araçlarımızı güvenle sahaya çıkarıyoruz. Kamu kaynaklarını etkin kullanarak hizmet sürekliliğini sağlıyor. Şehrimiz için çalışmaya devam ediyoruz" ifadelerini kullandı. Bakımları tamamlanan araçlar; temizlikten çevre düzenlemesine, yol yapım ve onarım çalışmalarından park ve yeşil alan hizmetlerine kadar ilçenin dört bir yanında aktif olarak görev yapmaya devam ediyor.
İstanbul Maskeliler suç örgütüne yönelik iddianame düzenlendi Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, uyuşturucu ve silah ticareti suçlarına karışan Maskeliler isimli suç örgütü üyesi oldukları belirlenen 7 şüpheli hakkında iddianame düzenlendi. Ayrıca örgütün, İstanbul dışından gelen gençleri örgüt bünyesine dahil ederek tetikçi olarak kullandığı belirlendi. Bağcılar, Bakırköy, Esenler, Beylikdüzü ve Esenyurt ilçelerinde, uyuşturucu ticareti ve silah ticareti suçlarını işledikleri belirlenen ve gerçekleştirecekleri silahlı eylemler öncesinde yabancı uyruklu kişiler adına kayıtlı yurt dışı GSM hatları ve uygulamalar üzerinden hedeflerine koydukları kişileri arayarak tehdit ederek maddi menfaat talep eden "Maskeliler" suç örgütüne yönelik Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma başlatıldı. İstanbul dışından gelen gençleri örgüt bünyesine dahil ederek tetikçi olarak kullandıkları ortaya çıktı Soruşturma aşamasında edinilen bilgilere göre, şüpheli şahısların, ’uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti’ ile ’silah ticareti’ suçlarını işledikleri, eylemleri gerçekleştirmeden öncesinde ise yabancı uyruklu kişiler adına kayıtlı yurt dışı GSM hatları ve uygulamalar üzerinden müştekileri arayıp tehdit ederek haksız maddi menfaat temin ettikleri, taleplerinin karşılanmaması durumunda ise müştekilerin işyerlerini kurşunladıkları ortaya çıktı. Öte yandan, örgütün sosyal medya hesapları üzerinden propaganda faaliyetleri yürüttüğü, İstanbul dışından gelen gençleri örgüt bünyesine dahil ederek tetikçi olarak kullandığı, ayrıca aralarında güçlü iletişim ağı bulunan yeni nesil suç örgütleri ile zaman zaman ittifak kurdukları da belirlendi. Ayrıca 20 şüpheli hakkında iddianame düzenlendi Soruşturma kapsamında örgütün ’zula evi’ olarak tabir edilen adreslerine operasyon düzenledi. Adreslerde, 11 adet kalaşnikof tüfek, 501 adet fişek ve şarjör, 20 kilo uyuşturucu madde, 1 adet tabanca ve 5 adet fişek ele geçirildi. Öte yandan, Başsavcılıkça Maskeliler suç örgütüne yönelik daha önceden 3 ayrı soruşturma yürütüldüğü de ortaya çıktı. Bu kapsamda son olarak örgüte yönelik soruşturma tamamlandı ve 20 şüpheli hakkında, ’suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ’kişisel verilerin hukuka aykırı olarak ele geçirme’ ve ’uyuşturucu madde ticareti’ başta olmak üzere toplam 7 suç yönünden iddianame düzenledi. Hazırlanan iddianame, değerlendirilmek üzere Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.
İzmir İzmir’de yeraltı suları anlık izlenecek İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü ile İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, iklim krizinin derinleştirdiği kuraklık riskine karşı yer altı su kaynaklarını dijital teknolojilerle izlemeye hazırlanıyor. Proje Avrupa Birliği desteği kapsamında 1 milyon Euro bütçeyle yürütülecek. İzmir’in özellikle kıyı ilçelerinde bulunan akiferlerde deniz suyu girişimi (tuzlanma) riski anlık olarak takip edilecek ve erken uyarı sistemi kurulacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü, suyun geleceğini güvence altına almak ve iklim krizinin oluşturduğu kuraklık riskine karşı kentin su kaynaklarını korumak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. İZSU Genel Müdürlüğü ile İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü iş birliğinde, Avrupa Birliği finansmanıyla yürütülen "Dijital Dünyada İklim Değişikliği İçin Kentsel Yeraltı Suyu Sürdürülebilirliği" projesi kapsamında, İzmir’de yer altı su kaynaklarının dijital sistemlerle izlenmesi hedefleniyor. Özellikle kıyı bölgelerinde deniz suyu girişimi (tuzlanma) riskine karşı erken uyarı mekanizması kurulması planlanıyor. Projenin başlangıç toplantısı, Tarihi Havagazı Fabrikası’nda yapıldı. Panele, İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldır, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İklim Değişikliğine Uyum ve Yerel Politikalar Dairesi Başkanlığı’ndan Meteoroloji Mühendisi Furkan Keskin, Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin, İZSU Genel Müdürü Gürkan Erdoğan, İzmir Planlama Ajansı Başkanı Prof. Dr. Koray Velibeyoğlu, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı. Yıldır: "Türkiye su stresi yaşayan ülkelere yaklaşıyor" Panelde konuşan İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Dr. Levent Yıldır, iklim değişikliği, artan nüfus ve kentleşmenin su kaynakları üzerindeki baskıyı her geçen yıl artırdığını belirterek, kişi başına düşen kullanılabilir su miktarının Türkiye’de son yıllarda hızla azaldığını vurguladı. Türkiye’nin kullanılabilir yıllık su potansiyelinin yaklaşık 112 milyar metreküp olduğunu ifade eden Yıldır, "2000’li yılların başında Türkiye’de kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı yaklaşık 1.600 metreküp seviyesindeydi. Bugün ise bu miktar 2024 itibarıyla yaklaşık 1.300 metreküp seviyesine kadar düşmüş durumda. Mevcut eğilim devam ederse 2050 yılında kişi başına düşen su miktarının 1.200 metreküp civarına gerilemesi bekleniyor. Bu tablo, Türkiye’nin giderek su stresi yaşayan ülkeler kategorisine yaklaştığını gösteriyor" şeklinde konuştu. "Modern dünyada riskler giderek artıyor" Su kaynakları üzerindeki baskının artmasının başlıca nedenleri arasında kentleşme, tarımsal üretim ve artan tüketim yer aldığının altını önemle çizen Dr. Yıldır, "Modern dünyada karşı karşıya olduğumuz riskler giderek artıyor ve karmaşıklaşıyor. Bugün risk su olabilir, yarın hava kirliliği, orman yangınları veya başka çevresel krizler olabilir. Bu nedenle içinde bulunduğumuz dönemde en önemli görevimiz, ortaya çıkan bu riskleri bilimsel yaklaşımla öngörmek ve önleyici politikalar geliştirmektir. Bugün karşı karşıya olduğumuz sorunlara yalnızca teknik ya da mühendislik perspektifiyle bakmak yeterli değildir. Bunların hepsi bir arada ele alınması gereken karmaşık bir tabloyu oluşturuyor. Ancak bu zorlukların üstesinden gelmenin yolu iyi bir yönetim anlayışından ve güçlü bir koordinasyondan geçmektedir. Bugün burada paylaşılan bilgiler, yürütülen projeler ve yapılacak çalışmalar bu açıdan büyük önem taşıyor. Bugüne kadar oluşturduğumuz kültürel alışkanlıklarımızı, değerlerimizi ve üretim-tüketim biçimlerimizi yeniden düşünmek zorundayız. Gerekirse bunların yerine daha sürdürülebilir modeller geliştirmemiz gerekiyor. Çünkü doğayı yok ettiğimizde yerine koyabileceğimiz yeni bir doğa yok. Bu nedenle her zamankinden daha dikkatli, daha özenli ve daha sorumlu davranmak zorundayız" dedi. Baran: "Krizi akılla ve bilimle yönetmek mümkün" İYTE Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran, insanlığın doğrudan kullanabileceği suyun sınırlı olduğuna dikkat çekerek, "Küresel iklim krizi giderek belirginleşiyor. Bu kriz nitelikli akılla, bilimle ve farkındalığı yüksek bir toplumla yönetilebilir. Depremi engelleyemeyiz ama bilimsel yöntemlerle dayanıklı şehirler inşa edebiliriz. Seli tamamen ortadan kaldıramayız ama doğru altyapı ve planlamayla etkilerini azaltabiliriz. Küresel iklim krizi ve su sorunu da aynı şekilde ele alınmalıdır" dedi. Akdeniz havzasının küresel iklim değişikliğinden en çok etkilenecek bölgelerden biri olduğuna işaret eden Baran, sürdürülebilir su yönetimi ve şehir planlamasının önemini vurguladı. "Bu proje önemli bir ekolojik girişimdir" Yusuf Baran, dünyadaki tatlı su kaynaklarının yaklaşık yüzde 30’unun yeraltı sularından oluştuğunu hatırlatarak, bu kaynakların korunmasının önemine dikkat çekti. "Bugün konuştuğumuz proje, çağımızın üç temel dönüşümünü bir araya getiriyor: dijital dönüşüm, toplumsal dönüşüm ve yeşil dönüşüm. Dijitalleşme, su kaynaklarının izlenmesi ve yönetilmesini sağlarken; yeşil dönüşüm, su kaynaklarının korunmasını kapsıyor. Toplumsal dönüşüm ise bu konuda farkındalık oluşturmayı hedefliyor. Elde edilecek sonuçlar ve bilgiler, toplumun su kaynakları konusundaki bilinç düzeyini artıracaktır. Dolayısıyla bu proje, üç temel dönüşümü bir araya getiren önemli bir ekolojik girişimdir" dedi. "Su yönetimi artık ulusal bir politika meselesidir" İklim değişikliğinin yalnızca kuraklık anlamına gelmediğini vurgulayan Baran, şunları söyledi: "Bazen 6 ayda yağması gereken yağmur 6 saatte düşüyor. İzmir’de de uzun süre yağmayan dönemlerin ardından ani ve yoğun yağışlar, toprağın suyu emememesiyle sonuçlanıyor. Bu suyun tarımda ve yaşamda kullanılabilmesi gerekir. Toplumda su tasarrufu genellikle bireysel kullanım üzerinden konuşulur, oysa toplam su tüketiminin yaklaşık yüzde 69’u tarımda, yüzde 19’u sanayide ve sadece yüzde 10’u evlerde gerçekleşiyor. Bu nedenle su yönetimi artık yalnızca bireysel değil, ulusal bir politika olarak ele alınması gereken hayati bir konudur. Tarım ve su yönetiminde yapılan hatalar tatlı su kaynaklarının tuzlanmasına, toprakların verimsizleşmesine ve ekolojik denge kaybına yol açıyor. Bilimin en önemli özelliği yalnızca sorunları çözmek değil, onları önceden görüp engellemektir. Deprem, sel ya da iklim krizinde asıl olan felaket gerçekleşmeden önce önlem almaktır. Bugün konuştuğumuz proje de bu anlayışın bir parçasıdır. İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nün uluslararası su araştırmaları birimiyle yürütülen bu proje, dünya genelinde yapılan yüzlerce başvuru arasından seçilen önemli bir çalışmadır." Keskin: "Küresel sıcaklık artışı yaklaşık 1,5 dereceye ulaştı" İklim Değişikliğine Uyum ve Yerel Politikalar Dairesi Başkanlığı Meteoroloji Mühendisi Furkan Keskin, iklim değişikliğinin etkilerinin artık günlük yaşamda da hissedildiğini belirtti. Artan sıcaklıkların, azalan yağışların ve deniz seviyesindeki yükselmenin, özellikle su kaynakları ve çevre üzerinde ciddi riskler oluşturduğuna değinen Keskin, "Akdeniz havzasındaki İzmir gibi kıyı kentleri bu riskleri daha yoğun şekilde yaşıyor. İklim değişikliği artık geleceğe dair bir öngörü değil; bugün yaşamımızı doğrudan etkileyen bir gerçek. Sanayi devrimi öncesi döneme kıyasla küresel ortalama sıcaklık artışı yaklaşık 1,5 dereceye ulaştı ve bu artışın devam etmesi durumunda ciddi çevresel ve ekonomik riskler doğabilir. Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün 2025 Türkiye İklim Değerlendirme Raporu’na göre, Türkiye’de ortalama sıcaklık 15,1 santigrat derece olarak ölçüldü; bu, 1991-2020 ortalamasının 1,1 derece üzerinde ve son 25 yılın en sıcak beşinci yılı oldu. Temmuz 2025 ise ortalama 26,5 santigrat derece ile son 25 yılın en sıcak temmuz ayı olarak kayıtlara geçti. "2025, son 61 yılın en düşük kış yağışıyla kayıtlara geçti" Keskin, 2025’te Türkiye genelinde ortalama yağışın 449,6 mm olarak gerçekleştiğini, bunun 1991-2020 ortalamasına göre yüzde 27,6 azalma anlamına geldiğini belirterek, "2025, son 61 yılın en düşük kış yağışı seviyelerinden biri olarak kaydedildi. Bu durum tarım, su kaynakları, enerji ve insan sağlığı üzerinde ciddi baskılar oluşturuyor" dedi İklim değişikliğiyle mücadelede azaltım, uyum ve sürdürülebilir kalkınmanın önemine işaret eden Keskin, 2025 Temmuz’da yürürlüğe giren İklim Kanunu ile Türkiye’nin iklim politikaları ve enerji dönüşümünde daha görünür hale geldiğini belirtti. Keskin, "Yerelde yürütülen her proje, büyük dönüşüm sürecinin bir parçasıdır. Özellikle su yönetimi, kentlerin iklim değişikliğine uyum sağlamasında kritik rol oynuyor..= İzmir’in dirençli bir kent olma hedefini güçlendirecek ve diğer şehirler için yol gösterici olacaktır" dedi. İYTE Proje Koordinatörü Prof. Dr. Alper Baba ise projeyi panelde detaylandırdı. İZSU’dan kuraklığa karşı önlem ve yeni su kaynakları İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü, son yıllarda yaşanan kuraklık ve düşük yağışlara karşı idari ve teknik önlemler aldı. Kademeli su tarifeleri, park ve bahçe aboneliklerinin iptali ile kayıp-kaçakla mücadele gibi uygulamaların yanı sıra yeni su kaynakları sisteme dahil edildi. Bu kapsamda Güzelhisar Barajı’nda 20 yıldır kullanılmayan isale hattı onarılarak kente su sağlandı. Gördes Barajı’nın ölü hacminden yüzer pompalarla su alındı, Halkapınar, Menemen, Sarıkız ve Göksu kuyuları yenilendi. Ayrıca Halkapınar’da 7 bin metreküplük depo ve terfi merkezi inşa edildi. Tuzlanma riski büyüyor İzmir’e içme suyu sağlayan yaklaşık 1600 kuyudan 318’i kıyı ilçelerde bulunuyor. Kıyı bölgelerindeki akiferlerde deniz suyunun yeraltı suyu rezervlerine karışması nedeniyle tuzlanma riski giderek artıyor. Yeni proje kapsamında, İzmir’in kıyı bölgelerindeki yeraltı suyu kaynakları dijital sensörler ve izleme sistemleriyle takip edilecek; tuzlanma riskleri erken aşamada tespit edilerek önlem alınabilecek. AB’den projeye 1 milyon euro destek İzmir Büyükşehir Belediyesi İZSU Genel Müdürlüğü ve İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü iş birliğiyle hazırlanan "Dijital Dünyada İklim Değişikliği İçin Kentsel Yeraltısuyu Sürdürülebilirliği" projesi, Avrupa Birliği ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından desteklenen Türkiye İklim Değişikliği Hibe Programı (AB-TR CCGP) kapsamında destek almaya hak kazandı. Toplam bütçesi 1 milyon Euro olan proje ile yeraltı suyu kaynaklarının korunması, dijital izleme altyapısının geliştirilmesi, tuzdan arındırma pilot uygulamaları ve iklim değişikliğine uyum politikalarının güçlendirilmesi hedefleniyor. Proje kapsamında Bergama’dan Selçuk’a uzanan kıyı şeridindeki akiferlerin tamamı çevrim içi olarak izlenecek.