GÜNDEM
10 Mart 2026 Salı - 10:21 ŞOK Marketler, 2025 yılında 279 milyar TL’ye ulaşan cirosu ve 11 bini aşan mağazasıyla büyümesini sürdürdü ŞOK Marketler, 2025 yılında 11 bin 74 mağazası ve 51 bin 212 çalışanıyla ülke ekonomisine ve istihdamına katkı sağlamaya devam etti. ŞOK Marketler 2025 yılı finansal sonuçlarını Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda (KAP) açıkladı. Şirket, net satış gelirlerini geçen yılın aynı dönemine göre reel olarak yüzde 5 artırarak 279 milyar TL’ye yükseltti. 2025 sonu itibarıyla mağaza sayısını 11 bin 74’e çıkaran ŞOK Marketler’in çalışan sayısı ise 51 bin 212’ye yükseldi. Yaygın mağaza ağı, güçlü tedarik zinciri, erişilebilir fiyat politikası ve verimlilik odaklı operasyonel yapısıyla ŞOK Marketler ülke ekonomisine ve istihdama katkı sağlamaya devam etti. Öz markalar büyümede itici güç ŞOK Marketler, 2025 yılında öz markalı ürün portföyünü geliştirmeyi sürdürdü. Mis, Evin, Lio, Amigo, Mintax ve Piyale gibi güçlü öz markaları kampanyalar ve iletişim çalışmalarıyla desteklenirken yeni ürün lansmanlarıyla raflardaki çeşitlilik arttı. Üretim süreçlerinde "Tarladan Sofraya Doğru Tarım" tedarik modeliyle yerli üreticilere sağlanan destek devam etti. Gıda güvenliğinde önemli yatırım: Pestisit kontrol süreci ŞOK Marketler, 2025 yılının son çeyreğinde gıda güvenliği alanında önemli bir yatırımı hayata geçirdi. Antalya’daki tedarik platformunda kurulan laboratuvarda, standart pestisit kontrol süreçlerine ek olarak taze meyve ve sebzelerde raf öncesi pestisit analizi uygulaması başlatıldı. İlk etapta domates ile başlayan ve ardından biber, portakal, mandalina ve greyfurtun da dahil edildiği uygulama kapsamında ürünler, "Türk Gıda Kodeksi Pestisitlerin Maksimum Kalıntı Limitleri Yönetmeliği"ne uygunluk açısından analiz ediliyor. Mağazalara sadece analizi uygun çıkan ürünler sevk edilerek "Pestisit analizinden geçmiştir" ibaresiyle müşterilere sunuluyor ve müşterilerin aldığı ürünü güvenle tüketmesi sağlanıyor. Bu uygulama ile tarladan mağazaya uzanan tedarik zincirinde izlenebilirlik güçlendirilirken, çiftçilerin doğru tarım uygulamaları konusunda gelişimine de destek olunuyor. Önümüzdeki dönemde analiz sürecinin diğer meyve-sebze kategorilerine yaygınlaştırılması planlanıyor. Kampanyalarla hane bütçesine destek Temel ihtiyaç ürünlerini uygun fiyatlarla sunma hedefiyle faaliyet gösteren ŞOK Marketler, 2025 yılı boyunca hayata geçirdiği farklı kampanya ve indirimlerle müşterilerinin bütçesine katkı sağladı. 2025 yılında Ramazan ayı boyunca ve Kasım ayında düzenlenen "100 Üründe Geçen Yılın Fiyatları" kampanyalarıyla temel gıda ve temizlik ürünleri avantajlı fiyatlarla sunuldu. 2026 yılı Ramazan ayında da ‘’100 Üründe Geçen Yılın Fiyatları’’ kampanyası tekrar düzenlendi. "Win" sadakat programına özel kampanyalarla da müşterilere ek faydalar sağlandı. İstihdama güçlü katkı 2025’te yeni mağaza ve dağıtım merkezi açılışlarına devam eden ŞOK Marketler’in çalışan sayısı 51 bin 212’ye ulaşarak istihdama katkı sağlamayı sürdürdü. 2025 yılı sonu itibarıyla kadın çalışan oranı yüzde 61 olan ŞOK Marketler, kadınların ekonomik hayata katılımını destekleyen uygulamalarıyla öne çıktı. Şirket, TOBB tarafından düzenlenen "Türkiye’nin Girişimci Kadın Gücü" yarışmasında "Kadın İstihdamını En Hızlı Artıran Şirket" ödülüne layık görüldü. Kadın kooperatiflerinin ürünlerinin mağazalarda satışa sunulduğu "ŞOK’ta Ben de Varım" projesi ise gelişerek devam ediyor. Uğur Demirel: "Stratejik yatırımlarımız ve güçlü operasyonel altyapımızla büyümemizi sürdürdük" ŞOK Marketler CEO’su Uğur Demirel 2025 yılı sonuçlarına ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: "2025 yılında, çevik operasyonel yapımız, verimlilik odaklı yaklaşımımız ve stratejik yatırımlarımızın katkısıyla dinamik piyasa şartlarına rağmen iyi bir performans sergiledik ve büyümemizi sürdürdük. Yıl boyunca açtığımız yeni mağazalar ve devreye aldığımız yeni dağıtım merkezleriyle lojistik altyapımızı güçlendirirken istihdama katkı sağlamaya devam ettik. Dijitalleşme vizyonumuz çerçevesinde, Cepte Şok uygulamamızla müşterilerimize hızlı ve pratik bir alışveriş deneyimi sunarken, "Win" sadakat programımızla milyonlarca müşterimizin hane bütçesine doğrudan katkı sağlayarak onlara özel avantajlar sunduk. Gıda güvenliği denetimlerimizi, kurduğumuz yeni pestisit analiz altyapımız ile daha da ileriye taşıdık. Öz markalarımızla yerli üretimi desteklemeyi ve kadın istihdamını artırmayı sürdürülebilir büyüme stratejimizin kritik unsurları olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde de uygun fiyat politikamızdan ödün vermeden; operasyonel mükemmeliyet, dijitalleşme ve sürdürülebilirlik ekseninde büyümeyi sürdürmeyi ve tüm paydaşlarımız için kalıcı değer oluşturmaya devam etmeyi hedefliyoruz."
10 Mart 2026 Salı - 10:19 34 yıldır su içemeyen yaşlı adam: "Suya hasret kaldım, gülmeye hasret kaldım" Ankara’da 34 yıldır su içemeyen 79 yaşındaki adam, "Bütün Ankara’da ne kadar hastane varsa, ne kadar yer varsa her yere gittim. 1992 yılından bu zamana kadar suya ve gülmeye hasret kaldım" dedi. Ankara’da yaşayan 79 yaşındaki Mustafa Akbıyık, 34 yıldır su içemediğini söyledi. İddiaya göre, 1992 yılında sobalı evlerinde eşiyle birlikte kömürden zehirlendikten sonra sudan tiksinen Akbıyık, sadece çay ve gazoz içebiliyor. Akbıyık, bu probleminin bir an önce çözülmesini istediğini ve suya hasret kaldığını belirterek doktorlardan yardım istiyor. Akbıyık, "Kirada otururken kömürden zehirlendik. Evde bir koku vardı o kokunun içerisinde ben yattım. Sabah oldu kalkamadık, komşu geldi. Komşu, ’bunlar niye hala yatıyor, daha önce hiç bu saate kadar yatmazlar’ dedi. Pencereyi açtığında içeriden dışarı pis bir duman çıkmış. Hemen zehirlendiler diye polisi aramış" diye konuştu. "Komadan çıktıktan sonra su içemedim" Hastanede 2 gün komada kaldığını anlatan Akbıyık, "Komadan çıktıktan sonra su içemedim. Eve geldiğimde hala koku vardı. Ondan sonra su içmekte çok zorlandım. Bir yudum içiyorum ama tiksiniyorum. Kendimi kaybediyorum. İlaç içeceğim zaman çocuklar elimi ayağımı tutuyorlar" ifadelerini kullandı. "Suya hasret kaldım, gülmeye hasret kaldım" Pek çok hastaneye başvurduğunu, ama sorunun çözüme kavuşamadığını dile getiren Akbıyık, "Bütün Ankara’da ne kadar hastane varsa, ne kadar yer varsa her yere gittim. 1992 yılından bu zamana kadar suya hasret kaldım ve gülmeye hasret kaldım" dedi. "Ben de mutlu olmak istiyorum" Akbıyık, artık çay dışında da bir şeyler içmek istediğini belirterek "Kola olsun, meyve suyu olsun onları asla içemiyorum. Sadece gazoz ve günde 15 bardak çay içiyorum. Ben de artık yaşamak istiyorum. Şu iki günlük dünyada ben de mutlu olmak istiyorum. Su içeyim, kola içeyim, meyve suyumu içeyim" şeklinde konuştu.
Kırıkkale Valisi Sarıibrahim: "Anadolu’da üretim gücü son 25 yılda büyük ilerleme kaydetti"
07 Mart 2026 Cumartesi - 00:52 Kırıkkale Valisi Sarıibrahim: "Anadolu’da üretim gücü son 25 yılda büyük ilerleme kaydetti" Kırıkkale Valisi Hüseyin Engin Sarıibrahim, iş insanlarının katıldığı iftar programında yaptığı konuşmada, son 25 yılda Anadolu’da üretim gücünün önemli bir seviyeye ulaştığını belirterek bu gelişimde sanayici ve girişimcilerin büyük emek ve katkısı bulunduğunu ifade etti. Kırıkkale Valisi Hüseyin Engin Sarıibrahim, iş insanlarının katıldığı iftar programında sanayici ve girişimcilere teşekkür ederek üretim ve yatırımın önemine dikkat çekti. Vali Sarıibrahim, son 25 yılda Anadolu’da üretim gücünün önemli bir noktaya ulaştığını belirtti. Bu gelişimde sanayici ve girişimcilerin büyük emek ve gayretinin bulunduğunu ifade eden Sarıibrahim, üreten, istihdam sağlayan ve ülke ekonomisine katkı sunan iş insanlarına teşekkür ederek girişimcilere çalışmalarında başarı diledi. İş insanı Onur Başaran ise Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada yaşanan gelişmelere değinerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği ve devlet yetkililerinin kararlılığı sayesinde güven ortamının sürdüğünü söyledi. Başaran, birlik ve beraberlik içinde çalışarak Kırıkkale’de yatırım ortamını güçlendirmeye devam edeceklerini ifade etti. İftar programına AK Parti Milletvekili Mustafa Kaplan, Mülkiye Başmüfettişi Yusuf Güni, Garnizon ve Mühimmat Komutanı Tuğgeneral Mehmet Ali Durmuş, İl Emniyet Müdürü Mustafa Işık, İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Hasan Acar, şehit yakınları, gaziler ve çok sayıda iş insanı katıldı.
Atatürk’ün kullandığı koku ve kolonya şişeleri Misparta Koku Müzesi’nde sergileniyor
06 Mart 2026 Cuma - 23:02 Atatürk’ün kullandığı koku ve kolonya şişeleri Misparta Koku Müzesi’nde sergileniyor Isparta Belediyesi Misparta Koku Müzesi ve Atölyesi’nde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Isparta’ya teşrifinin 96. yılına özel Bekir Kantarcı koleksiyonuna ait Atatürk’ün kullandığı parfüm, kolonya şişeleri ile koku sergileniyor. Isparta Belediyesi tarafından restore edilen Aya Baniya (Aya Panaya) Kilisesi, Misparta Koku Müzesi ve Atölyesi olarak şehre kazandırılmıştı. Dünyada beşinci, Türkiye’de ise ilk örnek olma özelliği taşıyan bu müze, koku kültürünün tarihi gelişimine ışık tutan özgün bir merkez konumunda yer alıyor. Misparta Koku Müzesi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Isparta’ya teşrifinin 96. yıldönümü dolayısıyla özel bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor. Misparta Koku Müzesi ve Atölyesi’nde Bekir Kantarcı koleksiyonuna ait Atatürk’ün kullandığı parfüm, kolonya şişeleri ile sevdiği koku sergileniyor. Bu özel koleksiyonu görmek isteyenler bir hafta boyunca müzeyi ziyaret edebilecek. Isparta Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen, Garnizon Komutanı Tuğgeneral Merdin Kışkan, Cumhuriyet Başsavcısı Aydın Turhan, Adalet Komisyon Başkan Vekili Merve Coşkun, Isparta Baro Başkanı Fatih Semiz ve Isparta Şehit Ailesi Dul ve Yetimleri Derneği Başkanı Ali Savcı ile birlikte Misparta Koku Müzesi ve Atölyesi’ndeki Atatürk’ün kullandığı parfüm, kolonya şişeleri ile sevdiği kokunun yer aldığı sergiyi ziyaret etti. Ziyarette Başkan Başdeğirmen ve beraberindekiler, Müze Küratörü ve Birim Sorumlusu Meryem Karakurt Göksel’den bilgi alarak, diğer eserleri ve kokuları da inceleme fırsatı buldu. "Bu koku o döneme ait orijinal bir kokudur" Isparta Belediyesi Misparta Koku Müzesi ve Atölyesi Küratörü, Birim Sorumlusu Meryem Karakurt Göksel, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Isparta’ya gelişinin 96. yıldönümü dolayısıyla Bekir Kantarcıoğlu’nun koleksiyonunda yer alan, Atatürk vefat ettiğinde baş ucunda duran mor şişedeki kolonyanın hem şişelerini hem de kokusunu sergiye çıkardıklarını söyledi. Göksel, "Günün anlamına binaen tüm ziyaretçilerimiz bu kokuyu deneyimleyebilecek. Eserler ve koku bir hafta sergide kalacak. Bu koku o döneme ait orijinal bir kokudur. Zamanda duran bir hatıra olarak bahsedebiliriz. Tüm ziyaretçilerimizi bekliyoruz" dedi.
Heyelan riskinin en yoğun olduğu bölge Doğu Karadeniz
06 Mart 2026 Cuma - 22:41 Heyelan riskinin en yoğun olduğu bölge Doğu Karadeniz Doğu Karadeniz’de sarp arazi yapısı ve yoğun yağışın etkili olduğu bölgelerde yanlış yol planlaması ve doğaya uygun olmayan müdahalelerin heyelan ve kaya düşmesi riskini artırdığı belirtildi. Gümüşhane Üniversitesi Uygulamalı Jeoloji Kürsüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selçuk Alemdağ, Doğu Karadeniz’de kütle hareketlerinin illere göre farklı mekanizmalarla oluştuğunu belirterek Rize ve Trabzon çevresinde daha çok zemin hareketleri görülürken, Gümüşhane, Bayburt, Artvin ve Giresun’da kaya kütlelerinde kopma ve düşmelerin daha sık yaşandığını söyledi. Doğu Karadeniz’de sarp arazi yapısı nedeniyle yerleşim alanlarının çoğu zaman eğimli bölgelerde açıldığını kaydeden Alemdağ, bu alanlarda yapılacak kazı ve yapılaşma çalışmalarında mühendislik planlamasının büyük önem taşıdığına dikkat çekti. Alemdağ, özellikle Gümüşhane ile Giresun’u birbirine bağlayan Torul-Tirebolu karayolu güzergâhında bölgenin çatlaklı ve ayrışmaya müsait jeolojik yapısı nedeniyle kaya düşmelerinin kaçınılmaz olduğunu ifade etti. Donma-çözünme ve sıcaklık değişimlerinin de kaya parçalanmalarını hızlandırdığını belirten Alemdağ, bu nedenle yolun zaman zaman ulaşıma kapanabildiğini kaydetti. Güzergâhta yapılan lokal kaya ıslahı ve bariyer çalışmalarının kalıcı çözüm üretmediğini dile getiren Alemdağ, "Bu yolun tamamı problemli bir güzergâh. Lokal müdahaleler yerine en doğru ve kalıcı mühendislik çözümü güzergâhın tünellerle planlanarak geçilmesidir" dedi. "Doğu Karadeniz’de heyelan riski için en önemli tedbir yer seçimi" Doğu Karadeniz Bölgesi’nin coğrafi yapısından ve illere göre farklı heyelan türlerinin meydana geldiğinden bahseden Gümüşhane Üniversitesi Uygulamalı Jeoloji Kürsüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selçuk Alemdağ, "Rize, Trabzon civarında daha çok zemin hareketleri meydana gelirken, Gümüşhane, Bayburt, Artvin ve Giresun civarlarında daha çok kaya kütlelerinde yenilmeler meydana gelir. Bunların mekanizmaları farklıdır. Her yağış olan yerde kütle hareketi meydana gelmez veya her eğimin oluştuğu alanda da kütle hareketi bekleriz diye bir durum söz konusu değildir. Potansiyel heyelan alanları biz mühendislik jeologları tarafından net bir şekilde belirlenebilir; bu bir mühendislik problemidir. Bu problemli alanları bizler belirledikten sonra yerel yönetimlerin bir alanı imara açacağı zaman yer seçimi dediğimiz durum çok çok önem arz etmektedir. Maalesef Karadeniz Bölgesi’nde, özellikle Doğu Karadeniz bölümünde coğrafi koşullar çok uygun olmadığından dolayı çok eğimli, sarp arazilerden meydana gelen bir yapı söz konusudur. Bu nedenle yerleşkeleri ister istemez eğimli arazilerde açmak zorunda kalıyoruz. Ancak bunların açılması esnasında suni müdahalelerle mevcut kazı yönetim sistemlerini düzgün yapmak gerekiyor. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde özellikle Trabzon ve Giresun çevresinde topografik koşullar ve aşırı yağış nedeniyle kaya kütleleri çok daha çabuk ayrışmaya uğruyor ve killeşiyor. Böylelikle üzerine barınma amacıyla açılmış temel sistemleriyle ek yükler getiriyoruz. Bir sürü bina fazla mühendislik tasarılarına girmeden yapılabiliyor. Buradaki en temel ve vurgulanması gereken şey, mühendislik jeologlarına özellikle yeni açılacak alanların veya kentsel dönüşüme uğraması gereken alanların yeniden planlanmasında danışılmasıdır. Yer seçimi çok çok önemlidir" diye konuştu. "Gümüşhane-Giresun kara yolu için tek çözüm tünel" Gümüşhane-Giresun kara yolu üzerinde meydana gelen kaya düşmeleri ve heyelanların lokal ve ıslah çalışmalarıyla çözülemeyeceğini ifade eden Prof. Dr. Selçuk Alemdağ, "Özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi’nde bizler ne zaman olacağını bilmiyoruz ama olup olmayacağını kestirebildiğimiz mühendislik problemleri vardır; heyelanlar ve taşkınlar. Aslında bizler doğaya yanlış müdahale ettiğimiz için bu tür problemlerle karşılaşıyoruz. Doğa aslında matematik gibidir. Hesabı düzgün yapmadığınız zaman size karşılığını verir ve kendi eski durumuna dönmeye çalışır. Elinde kepçesi ve iş makineleri olan birileri kafasına göre, projesiz birtakım işler yaptığı zaman çok daha ciddi problemlerle karşılaşıyor. Sonrasında bizlere geliniyor ve 100 bin liraya çözülecek bir iş için milyonlar harcanarak tedbir almak zorunda kalınıyor. Gümüşhane’deki probleme geldiğimizde, özellikle Kürtün yol güzergâhı, Torul’dan Tirebolu’ya kadar olan güzergâhta bölgenin jeolojik evriminden bahsetmek gerekir. Bölge üç farklı orojenez geçirmiştir. Yani tektonizmaya bağlı olarak dağ oluşum mekanizmaları sırasında kaya kütlesi çok ciddi derecede örselenmiştir. Aşırı eklemli olduğundan dolayı ve bu eklem sistemlerine bağlı olarak kaya kütlesinde ayrışma yüzeyden derine doğru nüfuz ettiği için kütlede yenilme mekanizmaları meydana geliyor. İkincil bir doğal durumda da bölgede yaklaşık artı 10 ile eksi 10 dereceler arasında gerçekleşen ısıl değişimler sonucunda donma-çözünmeye bağlı parçalanmalar meydana geliyor. Bunun sonucunda da kütle hareketi kaçınılmaz oluyor. Özellikle Torul-Tirebolu yol güzergâhında kütle hareketi sadece mevsim geçişlerine bağlı değil; yazın dahi anlık olarak çok ciddi problemlere sebebiyet verecek kaya hareketleri meydana gelebilir. Bu yol güzergâhı için kaya ıslah projeleri veya lokal çözümler çok da anlam ifade etmiyor. Çünkü güzergâhın tamamı problemli. Buradaki tek çözüm, probleme lokal müdahale etmek yerine bu güzergâhın tamamen tünellerle planlanarak geçilmesidir. Bu en doğru mühendislik çözümü olacaktır" şeklinde konuştu. (UA-RE-ÖS-SO-Y)
Gaziantep’te ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları protesto edildi
06 Mart 2026 Cuma - 22:14 Gaziantep’te ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları protesto edildi Gaziantep’te düzenlenen basın açıklaması ile ABD ve İsrail’in İran’a saldırıları protesto edildi. Gaziantep Peygamber Sevdalıları Derneği tarafından Balıklı Parkı Meydanı’nda cuma namazının ardından düzenlenen basın açıklamasında sık sık "Kahrolsun İsrail" ve Kahrolsun ABD" sloganları atılarak, tekbir getirildi. Basın açıklamasını okuyan Dernek Başkanı Muhammed Ata Yaçin, ABD ve İsrail’in Ortadoğu’daki saldırılarının son bulması için İslam ülkelerine çağrıda bulundu. "Müslümanlar ayağa kalkmalıdır" ABD ve İsrail’in İslam beldelerinde katliam yaptığını belirten Yaçin, "Katil Amerika’nın, soykırımcı siyonist barbarların bir kez daha bir İslam beldesi olan İran’a vahşi bir şekilde saldırılarına tanıklık ediyoruz. Bu vahşi saldırılar ilk olmadığı gibi karşı çıkılmadıkça son saldırı da olmayacaktır. Müslümanların topraklarını işgal eden, kaynaklarını sömüren bu kan içici zalimler, her gün yeni bir İslam beldesine saldırı düzenlemekte, barbarca katliamlar gerçekleştirmektir. Dün Afganistan’da gerçekleştirdikleri katliamlarını Irak’ta devam ettirdiler. Libya’da ve Yemen’de taş üstünde taş bırakmadılar. Milyonlarca Müslümanı katlettiler, milyonlarca Müslümanı yurtlarından ederek mülteci durumuna düşürdüler. Suriye’yi, Lübnan’ı yeni icat ettikleri silahların deneme alanı haline getirerek on binlerce Müslümanı acımasızca kıyımdan geçirdiler. Yine on binlerce aileyi parçaladılar, yüzbinlerce insanı evsiz barksız bir şekilde mülteci kamplarına mahkûm ettiler" dedi. "Gazzeli Müslümanlara yönelik en acımasız saldırılar devam ediyor" ABD ve İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına da devam ettiğini belirten Yaçin, "Üç yıldan fazladır katil ABD ve vahşi siyonistler, Gazze’de yüzyılın en büyük soykırımını gerçekleştirdiler. Çocukları açlıktan, susuzluktan, ilaçsızlıktan ölüme mahkum ettiler. Halen Gazzeli Müslümanlara yönelik en acımasız bir şekilde vahşi saldırılar devam ettirilmekte, dünyanın gözü önünde çocukların açlıktan ölmesi için ablukayı gaddarca sürdürmektedirler" şeklinde konuştu. "Zulüm burada durmayacak" ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını kınayan Yaçin, "Bir haftadan bu yana bu katiller sürüsü İran’ı en vahşi şekilde bombalamaktadırlar. Sadece bir ilkokulda 160’tan fazla kız çocuğunu füzelerle katlettiler, binlerce Müslümanı şehit ettiler. Bu vahşi saldırılar halen devam etmektedir. Bütün bir İslam coğrafyasını siyonist işgalcilerin güvenliğini bahane ederek kan gölüne çevirdiler. Çıkardıkları kaos ve kargaşalarla milyonlarca Müslümanı evinden, yurdundan ederek mülteci durumuna düşürdüler. Biz biliyoruz ki zulüm burada durmayacak, yeni işgal ve katliamlarla siyonist barbarların güvenliği bahane edilerek milyonlarca Müslüman’ın kanı akıtılacaktır. Afganistan, Suriye ve Gazze ile yetinmeyen bu katil emperyalistlerin İran ile de yetinmeyeceklerini çok iyi bilmemiz lazımdır. Eğer İran’da istediklerini elde ederlerse sırada başka yerlerin de olacağını söyleyerek bizi tehdit edip durmaktadırlar. Hiçbir bir kutsalı, hiçbir ahlaki değeri tanımayan bu insan kılıklı vahşilerin vahşette de sınır tanımadıklarını Gazze’de gerçekleştirdikleri soykırımdan hepimiz çok iyi biliyoruz" ifadelerini kullandı. "Emperyalistlere değil Müslüman kardeşlerinize ve Allah’a güvenin" Yaçin, "Ülkelerinde Amerika’ya askeri üs kurma izni verenler de şunu iyice bilmelidirler ki her üs işgal için bir adımdır ve hepiniz tehlikedesiniz. Amerika bu üsler ile sizi koruma derdinde değil, aksine yeri ve zamanı geldiğinde işgale zemin hazırlamaktadır. Nitekim bu üslerin soykırımcı siyonist çetenin saldırılarında herhangi bir karşılık vermediğine herkes şahit olmuştur. Bu ülkelere ve halklarına çağrımız şudur; sömürgecilerin kaynaklarınızı sömürmesine, işgalin öncü gücü durumundaki askeri üslere izin vermeyin. İslam dünyasında adım adım yürütülen işgal ve katliamların bir gün size de uğrayacağını unutmayın. Emperyalistlere değil Müslüman kardeşlerinize ve Allah’a güvenin. Küçük çocuklara tecavüz edip öldüren ve kanlarını içip etlerini yiyecek kadar insanlıktan çıkan vahşilerin karar verici konumda oldukları bir dünyada yaşıyoruz. İpleri küresel siyonist çetenin elinde olan pedofili sapkınlar dünyaya kaos, karmaşa ve vahşetten başka bir şey veremezler. Bu barbarlara karşı ayağa kalkıp dur deme zamanı çoktan gelmiştir. Bütün insanların izzetli bir şekilde ayağa kalkarak bu aşağılıkları alaşağı etmeleri, zulüm düzenlerini yerle bir etmeleri gerekir" diye konuştu.
Depremde yerle bir olan Kemalpaşa Caddesi iftar sofrasıyla yeniden hayat buldu
06 Mart 2026 Cuma - 22:12 Depremde yerle bir olan Kemalpaşa Caddesi iftar sofrasıyla yeniden hayat buldu Hatay’da depremde yerle bir olan ve yeniden inşa edilen Kemalpaşa Caddesi’nde Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un katılımıyla iftar yapıldı. Yoğun katılımla gerçekleşen ‘Yeni Evim İlk İftarım’ buluşmasında yeniden inşa edilen sokaklar ışıl ışıl oldu. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, asrın felaketinin ardından yeniden inşa edilen Hatay’da 500 Bin Sosyal Konut Projesi kapsamında 13 bin 289 konutun kura çekim törenine katıldı. Törenin ardından kenti gezerek çalışmaları gözlemleyen Bakan Kurum, ‘Yeni Evim İlk İftarım’ buluşması kapsamında Antakya ilçesi Kemalpaşa Caddesi’nde kurulan iftar sofrasında vatandaşlarla bir araya geldi. Depremin ardından Hatay’ın yeninden dirildiğini söyleyen Bakan Kurum, "Sözlerimin hemen başında, asrın felaketinde hayatını kaybeden tüm şehitlerimizi bir kez daha rahmetle yad ediyorum. Ramazan ayımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum. Bugün Hatay için yola çıkarken düşündüm. Şöyle geriye baktığımda, devlet görevinde bulunduğum süreler boyunca hemen her Ramazan’da Hataylı kardeşlerimizle aynı sofrada oturmak nasip oldu. Bugün de bizi öz evladı gibi bağrınıza bastınız. Ben tüm Hataylı kardeşlerime candan teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun. Hatay’ımız, bizim gönlümüzde bir tanedir. Çünkü buranın, havası başka, suyu başka, insanı başka, kalbimize nakşettiği maneviyatı bambaşka. İnanıyorum ki; sizinle aramızda sonsuz bir muhabbet var. Ben 6 Şubat depremlerinde bu şehrin sokaklarındaydım. O dimdik duran babaların gölgesinde çalıştım, gözyaşlarıyla dua eden annelerle sabahladım. Çok şey gördüm. Ama o gecelerde bir şey daha gördüm ki asla unutamam. Hatay’ın her sokağında acı vardı ama karamsarlık yoktu, hüzün vardı ama eğilmek yoktu. O gün kendime şunu söyledim. ‘Yeniden Diriliş’ kavramı bir şehir olsaydı o şehrin adı Hatay olurdu; ‘Vatan sevdalısı’ bir topluluğa isim olarak verilseydi, o ismin sahibi Hataylılar olurdu" dedi. Bakan Kurum, İHA, SİHA ve füze testlerine tepki gösterenlere dikkat çekerek, "Türkiye, terör belasından tamamen kurtulduğu, ekonomisinin her açıdan düzelme eğilimine girdiği, deprem bölgesinin tamamen ayağa kalktığı, yeni yuva heyecanının 81 ilimizin her yerini sardığı bir dönemi yaşıyor. Siyasette, ’dünya yansa umurlarında olmayanların’ dönemi artık tamamen tarihe karışırken; ’yüzünü, gönlünü sadece millete dönenler, vizyon sahipleri, eser sahipleri’ eskisinden çok daha güçlü hale geliyor. İcraatta; ’deprem bölgesinin ayağa kalkmasından rahatsız olanların’ o yalancı ışığı artık tamamen sönerken ’deprem bölgesini ayağa kaldıran yiğit emekçilerin’ parıltısı gözleri kamaştırıyor, tarih yeniden yazılıyor. Tarih ’İHA, SİHA görmek istemiyoruz, füze testlerini durdurun’ diyenleri sustururken ’O SİHA’ları, O füzeleri yapanların’ sesini yükseltiyor. Şundan şüpheniz olmasın ki Cumhurbaşkanımızın liderliğindeki güven, istikrar ve eser dönemi milletimizin desteği, sonsuz güveni ve deprem bölgesinin dualarıyla bir şahlanış dönemine giriyor. Bu şahlanışı daha da güçlendirmek için çok çalışacağız. Ellerimizi daha sıkı tutacağız, yüreklerimizi daha sıkı birleştireceğiz ve bu güzel milletin hizmetkarı olmaya, şanla, şerefle, gururla devam edeceğiz" dedi.
Maaşları ödenmeyen termik santral işçileri Ramazan ayında mağdur oldu
06 Mart 2026 Cuma - 20:49 Maaşları ödenmeyen termik santral işçileri Ramazan ayında mağdur oldu Torku’nun iştiraki olduğu Konya Şeker tarafından işletilen Kangal Termik Santrali’nde çalışan işçiler, maaşlarının ödenmediği gerekçesiyle eylem yaptı. Filtresiz bacalarıyla ve neden olduğu çevre kirliliğiyle ülke gündemine gelen Kangal Termik Santrali, bu kez de işçi eylemleriyle gündem oldu. İşverenin zam oranına razı gelen işçiler şimdide maaşlarını alamadıkları için eylem yaptı. İdare binası önünde toplanan işçiler, günler geçmesine rağmen maaşlarının ödenmemesini protesto etti. İşçiler adına konuşan TES-İŞ Sivas Şube Başkanı Hakan Korkmaz, "Bir işletmenin ekonomik zorluklar yaşaması mümkün olabilir ancak bu zorlukların bedelini işçilerin ödemesi kabul edilemez. İşçiler ay boyunca emeklerini ortaya koymuş, görevlerini yerine getirmiş ve üretimin devam etmesini sağlamıştır. Buna rağmen maaşların ödenmemesi ya da eksik ödeme teklif edilmesi çalışanların geçimlerini doğrudan etkilemektedir. İşçi emeği her şeyden önce gelir. İşçilerin aileleri, çocukları ve geçim sorumlulukları bulunmaktadır. Maaşların ödenmemesi yalnızca bir ödeme gecikmesi değil, aynı zamanda yüzlerce ailenin yaşamını zorlaştıran bir durumdur. Bu nedenle Konya Şeker yönetiminin çalışanlarının emeğine saygı göstererek maaş ödemelerini eksiksiz ve zamanında gerçekleştirmesi gerekmektedir. İşçilerin hak ettiği ücretin verilmesi hem hukuki hem de vicdani bir sorumluluktur. Çalışanların alın terinin karşılığı geciktirilmemeli ve mağduriyet bir an önce giderilmelidir" dedi. Sivas’ın Kangal ilçesinde bulunan Kangal Termik Santrali, 8 Şubat 2013 tarihinde özelleştirilerek Torku’nun iştiraki olduğu Konya Şeker’e devredildi. Yıllık 1 milyon 908 bin 229 MWh elektrik üretim gücüne sahip olan santral, 2020 yılında filtresiz bacalarıyla gündem oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla santralde üretim 1 Ocak 2020 tarihinde filtre ile ilgili şartları sağlayamadığı gerekçesiyle durduruldu. Bacalarda gerekli filtre işlemlerinin tamamlanmasıyla 30 gün sonra tek türbinde, 6 ay sonra ise tam kapasite olarak elektrik üretimine yeniden başlandı. Termik santralde kullanılan kömürlerin atığı olan küller, çevre köylerin sınırları içerisinde biriktirildi. Yıllar içerisinde açıkta biriktirilen küllerden adeta kül dağı oluşurken, kül tabakası rüzgârlı havalarda çevreye yayılarak köyleri tehdit ediyor. Santralde yaklaşık 800 işçi çalışıyor.