GÜNDEM - 06 Mart 2026 Cuma 09:30

Prof. Dr. Selçuk Alemdağ: "Doğu Karadeniz’de yanlış yol planlaması ve yer seçimi heyelan ve kaya düşmesi riskini tetikliyor"

A
A
A
Prof. Dr. Selçuk Alemdağ: "Doğu Karadeniz’de yanlış yol planlaması ve yer seçimi heyelan ve kaya düşmesi riskini tetikliyor"

Doğu Karadeniz’de sarp arazi yapısı ve yoğun yağışın etkili olduğu bölgelerde yanlış yol planlaması ve doğaya uygun olmayan müdahalelerin heyelan ve kaya düşmesi riskini artırdığı belirtildi.


Gümüşhane Üniversitesi Uygulamalı Jeoloji Kürsüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selçuk Alemdağ, Doğu Karadeniz’de kütle hareketlerinin illere göre farklı mekanizmalarla oluştuğunu belirterek Rize ve Trabzon çevresinde daha çok zemin hareketleri görülürken, Gümüşhane, Bayburt, Artvin ve Giresun’da kaya kütlelerinde kopma ve düşmelerin daha sık yaşandığını söyledi. Doğu Karadeniz’de sarp arazi yapısı nedeniyle yerleşim alanlarının çoğu zaman eğimli bölgelerde açıldığını kaydeden Alemdağ, bu alanlarda yapılacak kazı ve yapılaşma çalışmalarında mühendislik planlamasının büyük önem taşıdığına dikkat çekti.


Alemdağ, özellikle Gümüşhane ile Giresun’u birbirine bağlayan Torul-Tirebolu karayolu güzergâhında bölgenin çatlaklı ve ayrışmaya müsait jeolojik yapısı nedeniyle kaya düşmelerinin kaçınılmaz olduğunu ifade etti. Donma-çözünme ve sıcaklık değişimlerinin de kaya parçalanmalarını hızlandırdığını belirten Alemdağ, bu nedenle yolun zaman zaman ulaşıma kapanabildiğini kaydetti.


Güzergâhta yapılan lokal kaya ıslahı ve bariyer çalışmalarının kalıcı çözüm üretmediğini dile getiren Alemdağ, "Bu yolun tamamı problemli bir güzergâh. Lokal müdahaleler yerine en doğru ve kalıcı mühendislik çözümü güzergâhın tünellerle planlanarak geçilmesidir" dedi.



"Doğu Karadeniz’de heyelan riski için en önemli tedbir yer seçimi"


Doğu Karadeniz Bölgesi’nin coğrafi yapısından ve illere göre farklı heyelan türlerinin meydana geldiğinden bahseden Gümüşhane Üniversitesi Uygulamalı Jeoloji Kürsüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selçuk Alemdağ , "Rize, Trabzon civarında daha çok zemin hareketleri meydana gelirken, Gümüşhane, Bayburt, Artvin ve Giresun civarlarında daha çok kaya kütlelerinde yenilmeler meydana gelir. Bunların mekanizmaları farklıdır. Her yağış olan yerde kütle hareketi meydana gelmez veya her eğimin oluştuğu alanda da kütle hareketi bekleriz diye bir durum söz konusu değildir. Potansiyel heyelan alanları biz mühendislik jeologları tarafından net bir şekilde belirlenebilir; bu bir mühendislik problemidir. Bu problemli alanları bizler belirledikten sonra yerel yönetimlerin bir alanı imara açacağı zaman yer seçimi dediğimiz durum çok çok önem arz etmektedir. Maalesef Karadeniz Bölgesi’nde, özellikle Doğu Karadeniz bölümünde coğrafi koşullar çok uygun olmadığından dolayı çok eğimli, sarp arazilerden meydana gelen bir yapı söz konusudur. Bu nedenle yerleşkeleri ister istemez eğimli arazilerde açmak zorunda kalıyoruz. Ancak bunların açılması esnasında suni müdahalelerle mevcut kazı yönetim sistemlerini düzgün yapmak gerekiyor. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde özellikle Trabzon ve Giresun çevresinde topografik koşullar ve aşırı yağış nedeniyle kaya kütleleri çok daha çabuk ayrışmaya uğruyor ve killeşiyor. Böylelikle üzerine barınma amacıyla açılmış temel sistemleriyle ek yükler getiriyoruz. Bir sürü bina fazla mühendislik tasarılarına girmeden yapılabiliyor. Buradaki en temel ve vurgulanması gereken şey, mühendislik jeologlarına özellikle yeni açılacak alanların veya kentsel dönüşüme uğraması gereken alanların yeniden planlanmasında danışılmasıdır. Yer seçimi çok çok önemlidir" diye konuştu.



"Gümüşhane-Giresun karayolu için tek çözüm tünel"


Gümüşhane ve Giresun karayolu üzerinde meydana gelen kaya düşmeleri ve heyelanların lokal ve ıslah çalışmalarıyla çözülemeyeceğini ifade eden Prof. Dr. Selçuk Alemdağ, "Özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi’nde bizler ne zaman olacağını bilmiyoruz ama olup olmayacağını kestirebildiğimiz mühendislik problemleri vardır: heyelanlar ve taşkınlar. Heyelan bu bölgenin kaderi demeyelim; aslında bizler doğaya yanlış müdahale ettiğimiz için bu tür problemlerle karşılaşıyoruz. Doğa aslında matematik gibidir. Hesabı düzgün yapmadığınız zaman size karşılığını verir ve kendi eski durumuna dönmeye çalışır. Elinde kepçesi ve iş makineleri olan birileri kafasına göre, projesiz birtakım işler yaptığı zaman çok daha ciddi problemlerle karşılaşıyor. Sonrasında bizlere geliniyor ve 100 bin liraya çözülecek bir iş için milyonlar harcanarak tedbir almak zorunda kalınıyor. Gümüşhane’deki probleme geldiğimizde, özellikle Kürtün yol güzergâhı, Torul’dan Tirebolu’ya kadar olan güzergâhta bölgenin jeolojik evriminden bahsetmek gerekir. Bölge üç farklı orojenez geçirmiştir. Yani tektonizmaya bağlı olarak dağ oluşum mekanizmaları sırasında kaya kütlesi çok ciddi derecede örselenmiştir. Aşırı eklemli olduğundan dolayı ve bu eklem sistemlerine bağlı olarak kaya kütlesinde ayrışma yüzeyden derine doğru nüfuz ettiği için kütlede yenilme mekanizmaları meydana geliyor. İkincil bir doğal durumda da bölgede yaklaşık +10 ile -10 dereceler arasında gerçekleşen ısıl değişimler sonucunda donma-çözünmeye bağlı parçalanmalar meydana geliyor. Bunun sonucunda da kütle hareketi kaçınılmaz oluyor. Özellikle Torul-Tirebolu yol güzergâhında kütle hareketi sadece mevsim geçişlerine bağlı değil; yazın dahi anlık olarak çok ciddi problemlere sebebiyet verecek kaya hareketleri meydana gelebilir. Bu yol güzergâhı için kaya ıslah projeleri veya lokal çözümler çok da anlam ifade etmiyor. Çünkü güzergâhın tamamı problemli. Buradaki tek çözüm, probleme lokal müdahale etmek yerine bu güzergâhın tamamen tünellerle planlanarak geçilmesidir. Bu en doğru mühendislik çözümü olacaktır" şeklinde konuştu.



Prof. Dr. Selçuk Alemdağ: "Doğu Karadeniz’de yanlış yol planlaması ve yer seçimi heyelan ve kaya düşmesi riskini tetikliyor"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Gaziantep Osmanlı’dan günümüze bakır cezvelerde hazırlanan menengiç kahvesi lezzetiyle dikkat çekiyor Gaziantep’te bulunan Tahmis Kahvesi, Osmanlı’dan günümüze uzanan köklü geçmişiyle bakır cezvelerde hazırlanan menengiç kahvesi lezzetiyle dikkat çekiyor. Osmanlı döneminin ilk kıraathanelerinden biri olarak bilinen Tahmis Kahvesi, bugün hala faal durumda olmasıyla dünyanın en eski kahvehanelerinden biri olarak gösteriliyor. Tarihi mekan, özellikle bakır cezvelerde hazırlanan menengiç kahvesiyle dikkat çekiyor. Gaziantep’e özgü bir lezzet olan menengiç kahvesi, fıstığın yabani türünden elde ediliyor. Bu kahve, geleneksel yöntemlerle bakır cezvelerde ve kısık ateşte hazırlanarak servis ediliyor. Ustalar, bakır cezvenin kahvenin aromasını ve lezzetini en iyi şekilde ortaya çıkardığını belirtiyor. Tahmis Kahvesi’nin sahibi Mehmet Hilmi Bağcı, bir rivayetlere göre Osmanlı padişahlarından 4. Murad, Bağdat Seferi sırasında Tahmis Kahvesi’nde mola vererek kahve içip dinlendiğini söyledi. Bu nedenle Tahmis Kahvesi yalnızca bir kahvehane değil, aynı zamanda Osmanlı kültürünün ve geleneksel sohbet ortamının yaşatıldığı önemli bir tarihi mekan olarak kabul ediliyor. "Osmanlı padişahlarından 4. Murad, Bağdat Seferi sırasında burada durup kahve içerek dinlenmiştir" Tahmis Kahvesi’nin sahibi Mehmet Hilmi Bağcı, menengiç kahvesi ile ilgili bilgi vererek, "Burası Osmanlı döneminin ilk kıraathanelerinden biridir. Günümüzde ise dünyanın bilinen en eski ve hâlâ faal durumda olan kahvehanelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu mekân özellikle menengiç kahvesi ile ünlüdür. Eski dönemlerden beri menengiç kahvesi, lezzetini artırmak için bakır cezvelerde hazırlanır. Menengiç aslında fıstığın yabani halidir. Bir rivayete göre, Osmanlı padişahlarından 4. Murad, Bağdat Seferi sırasında burada durup kahve içerek dinlenmiştir. Günümüzde de gelen misafirlerimize menengiç kahvesini yine bakır cezvelerde hazırlayıp, geleneksel bir sunumla ikram ediyoruz. Misafirlerimiz bu sunumdan oldukça memnun kalıyor. Bakırın en önemli özelliği iyi bir yalıtım sağlamasıdır. Ayrıca sağlık açısından da iç kısmının kalaylı olması önemlidir. Menengiç kahvesi kısık ateşte pişirildiğinde daha lezzetli olur. Bu nedenle bakır cezveler kahvenin tadını daha iyi ortaya çıkarır. Eskiden olduğu gibi günümüzde de bakır cezveler yeniden rağbet görmeye başlamıştır. İnsanlar farklı malzemelerden yapılan cezveler yerine tekrar bakır cezveleri tercih etmektedir. Bu cezveler tamamen bakırdan yapılır ve iç kısmı kalaylanır. Böylece hem sağlık açısından güvenli olur hem de kahvenin lezzeti korunur" dedi. "400 yıllık bir geçmişe sahiptir ve oldukça nostaljik bir mekandır" Tahmis Kahvesi’nin tarihinin çok eskiye dayandığını ifade eden Bağcı, "Bu kahvehane yaklaşık 400 yıllık bir geçmişe sahiptir ve oldukça nostaljik bir mekandır. İnsanlar buraya sadece kahve içmek için değil, oturmak, dinlenmek ve bu tarihi atmosferi yaşamak için gelirler. Bilindiği gibi ‘Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır.’ Biz de diyoruz ki, Tahmis Kahvesi’nin 400 yıllık hatırası vardır. Bu nedenle burası eski dönemlerden beri kültürel buluşmaların ve sohbetlerin yaşandığı önemli bir mekân olmuştur. Buraya gelen insanlar hem kahvenin tadını çıkarır hem de biraz dinlenme fırsatı bulur. Aslında burada amaç sadece kahve içmek değildir, kahve bir bahanedir. Biz burada menengiç kahvesi başta olmak üzere farklı kahve türleri de sunuyoruz. Türk kahvesi de vardır, ancak menengiç kahvesi bu mekâna özgü en meşhur kahvedir. Hatta bazı misafirlerimiz menengiç kahvesini doğrudan bu isimle istemez. ‘Bize Tahmis kahvesi verin’ derler. Biz de onların aslında menengiç kahvesi istediğini bilir ve ikram ederiz. Şu anda bir fincan kahvenin fiyatı 130 TL’dir. Gelen misafirlerimiz genellikle memnun kalmaktadır. Biz de fiyatları mümkün olduğunca uygun tutmaya çalışıyoruz. Çünkü bizim için önemli olan insanların burada oturup dinlenmesi, keyif alması ve memnun bir şekilde ayrılmasıdır" diye konuştu.
Iğdır Bakü-Nahçıvan seferini yapan yolcu uçağı saldırı nedeniyle Iğdır’a indi İran’dan Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Havalimanı’na insansız hava aracı ile düzenlenen saldırı sonrası havaalanı uçuşlara kapatıldı. Bakü–Nahçıvan seferini yapan yolcu uçağı ise, Iğdır Şehit Bülent Aydın Havalimanı’na yönlendirildi. İran’dan Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti Havalimanı’na insansız hava aracıyla düzenlenen saldırıda terminal binasının isabet etmesi sonucu 2 kişi yaralanırken, binada da hasar meydana geldi. Saldırı sonrası güvenlik gerekçesiyle havalimanı geçici olarak uçuşlara kapatıldı. Bu gelişmenin ardından Bakü’den Nahçıvan’a gitmek üzere havalanan iki yolcu uçağı, Iğdır Şehit Bülent Aydın Havalimanı’na yönlendirildi. İki uçak, saat 20.30 ve 23.00 sıralarında 150 yolcusuyla güvenli şekilde iniş gerçekleştirdi. Iğdır’da yetkililer tarafından çiçeklerle karşılanan yolcuların güvenli şekilde ülkelerine ulaşmaları için gerekli tüm tedbirlerin alındığı öğrenildi. Uçaktan inen Nahçıvanlı yolcular, pasaport işlemlerinin ardından Iğdır’da hazır bekleyen otobüslerle Nahçıvan’a hareket etti. Aynı şekilde Nahçıvan’dan Bakü’ye gidecek yolcular da otobüslerle Iğdır’a getirildi. Yolcular burada uçağa binerek Bakü’ye gitti. Dün gece Bakü’den 150 yolcu gelirken, Nahçıvan’dan gelen 166 yolcu ise uçakla Bakü’ye gitti. Azerbaycanlı yolcular, "Güvenli şekilde indik hem de kardeşlerimizi gördük" diyerek memnuniyetlerini dile getirdiler. Karşılıklı seferlerin bir süre devam edeceği öğrenildi.
Bilecik BŞEÜ yemekhanesine sanatsal dokunuş Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi (BŞEÜ) yeni yemekhanesi, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi öğrencilerinin sanatsal dokunuşlarıyla estetik bir görünüme kavuştu. Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi İlbay Vurdular Merkezi Yemekhanesi, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü tarafından hazırlanan eserlerle sanatla buluştu. Lisans ve yüksek lisans programlarından mezun öğrencilerin çeşitli seramik çalışmalarından oluşan koleksiyon, üniversitenin yeni yemekhanesinde kalıcı olarak sergilenmek üzere kamusal bir enstalasyona dönüştürüldü. Seramik Teknolojileri, Sanatsal Seramik Tasarımı ve Dekor Uygulamaları gibi alanlarda üretilen çalışmaların yer aldığı eserler, mekânla bütünleşen seramik tabak uygulamalarına odaklanıyor. Öğrencilerin sanatsal üretimlerini kamusal bir alana taşıyan çalışmalar, yemekhanenin farklı noktalarına estetik bir kimlik kazandırdı. Seçilen eserlerin yerleştirilmesi sürecinde Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Murat Yurdakul, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Seramik ve Cam Bölümü Bölüm Başkanı Doç. Dr. Leyla Kubat, Dr. Öğr. Üyesi Elif Gündüz ve Dr. Öğr. Üyesi Ozan Bebek’in katılımıyla değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi. Öğrenciler tarafından üretilen eserler, yapılan değerlendirmeler sonucunda belirlenen alanlarda eş zamanlı olarak yerleştirildi. Çalışmayla üniversite içerisinde sanatın görünürlüğü artırılırken, farklı disiplinler arasındaki iş birliği kültürünün de güçlendirilmesi hedeflendi.
Düzce Tarımsal kalkınmaya destek Düzce Belediyesi tarafından hayata geçirilen Tarım Akademisi, İbn-i Sina Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerine yönelik teorik ve uygulamalı eğitim gerçekleştirdi. Düzce Belediyesi’nin yerel üretimi teşvik etmek ve tarımsal kalkınmayı desteklemek amacıyla kurduğu Tarım Akademisi, gençleri modern tarım teknikleri ile buluşturmaya, mesleki bilgi ve becerilerini geliştirmeye aynı zamanda bilinçli üreticiler kazandırma eğitimlerine tüm hızıyla devam ediyor. Akademinin Aziziye mahallesinde bulunan uygulama alanında ziraat mühendisleri tarafından karşılanan İbn-i Sina Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri, ilk olarak teorik eğitime tabi tutuldu. Slaytlar eşliğinde seracılık, mantar yetiştiriciliği, aşılama teknikleri, budama, bitki koruma yöntemleri, topraksız tarımda yetiştiricilik ve tarla bitkileri konularında bilgilendirilen öğrenciler daha sonra uygulama için sahaya çıkarak budama, çelikle üretim, bitki koruma uygulamaları ve temel tarımsal uygulamaları birebir deneyimleme fırsatı buldu. Gençlere yönelik modern tarım teknikleriyle buluşturmak, mesleki bilgi ve becerilerini geliştirmek ve tarım sektörüne donanımlı, bilinçli üreticiler kazandırmak amacıyla yapılan eğitimlerde ayrıca üniversitelerin Ziraat fakültesi öğrencileri başta olmak üzere peyzaj mimarlığı, süs bitkileri yetiştiriciliği, tıbbi aromatik bitki yetiştiriciliği öğrencilerine hem uygulama hem de teorik olarak staj eğitimi imkanı sunuluyor.
Gaziantep Gaziantep suya doydu, barajlardaki doluluk yüzde 90’a ulaştı Gaziantep’e su sağlayan Kartalkaya Barajı’nın doluluk oranı yağışların ardından yüzde 90’a ulaştı. Geçtiğimiz yıl kuraklığın ciddi anlamda olumsuz etkilediği Gaziantep’te kış mevsimi boyunca etkili olan yağışlar, barajlara yaradı. Gaziantep’in içme suyunun karşılandığı Kartalkaya Barajı’nın doluluk oranı yüzde 90’a ulaştı. Gaziantep’te son yılların en yağışlının kışının yaşanırken, barajlar tam doluluğa ulaştı. Gaziantep Su ve Kanalizasyon İdaresi (GASKİ) verilerine göre, geçtiğimiz yılın ilk 3 ayında yüzde 32 seviyelerine kadar düşen barajlardaki doluluk oranı bu yıl aynı dönemde yüzde 90 seviyesine ulaştı. Geçtiğimiz yıl kurak geçen yaz ayları ve yoğun tarım sulamaları nedeniyle su seviyesinde ciddi düşüş yaşayan Kartalkaya Barajı, bu yıl etkili olan yağmur ve karla yüzde 90 ulaşması yüzleri güldürdü. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürü Sevda Usalp, bu yıl yoğun kar ve yağmur sayesinde Kartalkaya Barajı’nın dolduğunu söyledi. Kente yapılan yatırımlar sayesinde Gaziantep’e kuraklığı hissettirmediklerini belirten Usalp, "31 Aralık tarihinden itibaren devam eden yağışlarla baraj doluluk seviyelerimiz yüzde 90 seviyesine ulaştı. Mart ve nisan aylarında oluşacak yağışları da takip etmekteyiz. Yağış verilerini incelediğimizde ise şehrimize 2025 yılı ocak ve şubat aylarında 44 kilogram yağış düşmüştü. 2026 yılında ise bu yağış miktarımız 350 kilograma kadar yükselmiştir" şeklinde konuştu. "Yaptığımız yatırımlar sayesinde şehrimize su sorunu yaşatmadık" 2025 yılının çok kurak geçtiğini belirten Usalp, "Geçtiğimiz yıl meteorolojik verilerde olağanüstü kuraklık olarak tanımlanan, bölgemiz ve özellikle içme suyu havzalarımız açısından son derece zorlu bir süreç yaşanmıştır. Özellikle içme suyu kaynaklarının neredeyse tamamını komşu ilden temin eden bir şehir olduğumuz düşünüldüğünde, yönetilmesi oldukça güç bir tablonun içinde olduğumuz aşikardır. Ancak Büyükşehir Belediye Başkanımız Fatma Şahin’in önderliğinde öngörü belediyeciliği ile yaptığımız yatırımlar sayesinde olağan üstü kurak dönemde şehrimize su sorunu yaşatmadık. Kuraklığın boyutunu anlatacak en çarpıcı veri ise en ciddi yağışların beklendiği 2025 Ocak ayında şehrimize ve su kaynaklarımıza tek bir damla yağışın düşmemiş olmasıdır" dedi. "Kartalkaya Barajı’mızın doluluk oranı yüzde 90 seviyesine ulaştı" Bu yıl yağışların Kartalkaya Barajı’nı doldurduğunu belirten Usalp, "Geçtiğimiz yıl yaşanan olağanüstü kuraklık düşünüldüğünde, bu yılki tablo son derece olumlu gerçekleşmiştir. Ocak ve şubat ayı verileri incelendiğinde yağışların uzun yıllar ortalamasının üzerinde seyrettiği görülmektedir. Bu durum sadece su kaynaklarımız için bir can suyu olmakla kalmamış, en önemlisi rahmet toprakla buluşmuştur. Somut bir kıyaslama yapmak gerekirse Kartalkaya Barajı’mızın doluluk oranı geçtiğimiz yıl bugün yüzde 32 seviyesindeyken, bu yıl aynı dönemde yüzde 90 seviyesine ulaşmıştır. Söz konusu bu hissedilir artışın sadece tek bir noktada değil, tüm su kaynaklarımızda yaşandığını memnuniyetle söyleyebiliriz" ifadelerini kullandı. "Mart ve nisan aylarındaki yağış performansı belirleyici olacaktır" Mart ve Nisan yağmurlarının Kartalkaya Barajı’ndaki doluluk oranını daha da artıracağını belirten Usalp, "Gerçekleşen yağış verileri incelendiğinde şehrimize 2025 yılı ocak ve şubat aylarında toplam 44,6 milimetre 2026 yılının aynı döneminde ise 350,8 milimetre yağış düştüğü görülmektedir. İçme suyu havzalarımız baz alındığında 2025 yılı ocak ve şubat aylarında 497,5 mm olan yağış miktarının, 2026 yılının aynı döneminde 1099 milimetreye çıkmıştır. Ancak yağış sezonunun henüz sonuna gelmediğimiz unutulmamalıdır. Asıl kaynakları dolduracak ve toprağı doyuracak yağışların genellikle mart ve nisan aylarında gerçekleşmesi beklendiğinden, bu aylardaki yağış performansı belirleyici olacaktır. Dolayısıyla mevcut tablo olumlu olsa da süreci ihtiyatla takip etmek ve bahar yağışlarının seyrini göz ardı etmemek gerekmektedir" şeklinde konuştu. "Yaz döneminde 670 bin metreküp su tüketilmektedir" Şehrin su tüketiminin yaz ve kış dönemi olarak iki ayrı kategoride değerlendirildiğini belirten Usalp, "Zira iki dönem arasındaki fark neredeyse küçük ölçekli bir ilin günlük su ihtiyacına denktir. Kış döneminde günlük ortalama 550 bin metreküp tüketim gerçekleşirken, yaz döneminde bu rakam 670 bin metreküp seviyelerine çıkmaktadır. Bölgenin lokomotifi ve cazibe merkezi olan şehrimizin sürekli büyüyen nüfusu da göz önüne alındığında, aradaki bu ciddi makası yönetmek büyük bir teknik kapasite gerektirmektedir. Doğru projelendirme, etkin işletme kabiliyeti ve güçlü iletişim ile kurumumuzun bu dinamik yapıyı şu ana kadar başarıyla yönettiğini söyleyebiliriz" ifadelerinde bulundu. "Boşa akıtılan her damla su geleceğimizden çalınan en kıymetli değerdir" Su israfı konusunda da çağrıda bulunan Usalp, "Bu yıl yağışların bereketli olması, suyun sınırsız olduğu veya iklim krizinin sona erdiği anlamına gelmez. Geçen yıl yoktu, bu yıl var’ rehavetine kapılmadan, suyumuz varken dahi yokmuş bilinciyle hareket etmek zorundayız. Boşa akıtılan her damla su, geleceğimizden çalınan en kıymetli değerdir. Kurum olarak yürüttüğümüz sosyal farkındalık çalışmalarını bu dönemde daha da artırarak, su bilincini kalıcı bir kültüre dönüştürmeyi hedefliyoruz. Bu yıl yağışların bereketli olması, suyun sınırsız olduğu ve iklim krizinin sona erdiği anlamına gelmiyor. Şehrimiz ve tüm Türkiye için suyumuzun bol olduğu, suyumuzun ve yağışların yoğun olduğu dönemlerde dahi suyun farkındalığında olup su tüketimi noktasında elimizden gelen tüm bir tasarruf bilincini harekete geçirmek istiyoruz" diye konuştu.