EĞİTİM - 08 Şubat 2026 Pazar 09:50

Gaziantep’te eğitiminde yeni heyecan

A
A
A
Gaziantep’te eğitiminde yeni heyecan

Eğitim alanında Türkiye genelinde faaliyet gösteren Tarhan Koleji, lansman programının ardından Gaziantep’te eğitim-öğretim faaliyetlerine başladı.


Gaziantep Tarhan Koleji, gerçekleştirilen lansman programı ile resmen açılarak eğitim-öğretim faaliyetlerine başladı. Yeni kampüsüyle kente kazandırılan Gaziantep koleji, çağdaş eğitim anlayışıyla öğrencilere nitelikli bir eğitim sunmayı hedefliyor. Modern sınıfları, teknoloji destekli eğitim altyapısı, yabancı dil eğitimi ve deneyimli öğretmen kadrosuyla dikkat çeken Tarhan Koleji Gaziantep Kampüsü’nde, akademik başarının yanı sıra sosyal ve kültürel gelişime de önem verilmesi planlanıyor.


Okul yetkilileri, Gaziantep’in eğitim alanındaki potansiyeline katkı sunmayı amaçladıklarını belirterek, öğrenci merkezli eğitim modeliyle bireysel yeteneklerin ön plana çıkarılacağını ifade etti. Tarhan Koleji Gaziantep kampüsü kurucusu İbrahim Bezirgan ise nitelikli eğitim hedefiyle yola çıktıklarını belirterek, "Gaziantep’te eğitime yeni bir heyecan ve soluk getirmek için yol çıktık. Tarhan Koleji Gaziantep olarak kaliteli, çağdaş, nitelikli eğitim en büyük misyonumuz olacak" dedi.



Gaziantep’te eğitiminde yeni heyecan

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Gaziantep HKÜ mezunu ve yüksek lisans öğrencisi Berkay Ellek’in Yapay Zeka ile Ürettiği "Sultan’ın Taşı" filmi Berlin’de Türkiye’yi temsil edecek Hasan Kalyoncu Üniversitesi (HKÜ) İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı mezunu ve aynı bölümde yüksek lisans eğitimine devam eden Berkay Ellek’in, kurmaca yapay zeka filmi "Sultan’ın Taşı" (The Sultan’s Stone), 12-18 Şubat 2026 tarihleri arasında düzenlenecek 76. Berlin Film Festivali kapsamında gerçekleştirilen European Film Market’te (EFM) Türkiye’yi temsil edecek yapımlar arasında yer aldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan "Turkish Cinema 2026" kataloğuna seçilen film, Türkiye’nin resmi sinema vitrini olarak uluslararası sinema profesyonellerine sunuldu. EFM kapsamında yer alan Türk Sineması Standı’nın organizasyonu ise Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı tarafından gerçekleştirilecek. "Üniversitemizin yenilikçi eğitim anlayışının somut bir göstergesidir" HKÜ Rektör Vekili Prof. Dr. Gül Rengin Küçükerdoğan, elde edilen başarıdan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Öğrencimiz Yönetmen Berkay Ellek’in uluslararası alanda ülkemizi ve üniversitemizi temsil edecek nitelikte bir projeye imza atması bizler için büyük bir gurur kaynağıdır. Daha önce Altın Baklava Film Festivali’nde elde ettiği başarılarla da dikkat çeken öğrencimizin şimdi Berlin’de düzenlenecek film festivalinde yer alması, üniversitemizin yenilikçi eğitim anlayışının somut bir göstergesidir. Yapay zekâ ve tasarımın sinema ile buluştuğu bu çalışma, gençlerimizin potansiyelini ortaya koymaktadır" dedi. "Tarihi, teknolojiyle yeniden yorumlamak istedim" Filme ilişkin değerlendirmede bulunan Yönetmen Berkay Ellek ise, "Osmanlı tarihinin evrensel değerlerinden biri olan merhamet temasını yapay zekâ teknolojisiyle yeniden yorumlamak istedim. Ayasofya’dan günümüze uzanan bu hikâye, geçmişle bugün arasında bir köprü kurmayı amaçlıyor. "Sultan’ın Taşı" filmimin Turkish Cinema 2026 kataloğuna seçilmesi benim için büyük bir motivasyon kaynağı oldu. Bu süreçte bana destek olan hocalarıma ve üniversiteme teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. Ayasofya’dan günümüze uzanan bir merhamet hikayesi Fatih Sultan Mehmet döneminden günümüze uzanan "Sultan’ın Taşı" filmi, Osmanlı tarihine modern teknolojinin bakış açısıyla yaklaşan özgün bir yapım olarak dikkat çekiyor. Ayasofya’dan düşen bir mozaik parçası üzerinden şekillenen hikâye, geçmişin izlerini günümüzle buluşturarak izleyiciye farklı bir anlatım sunuyor.
İstanbul Pendik’te anne ve bebekler aynı minderde jimnastik yapıyor Pendik Belediyesince düzenlenen anne ve bebekleri aynı ortamda sporla buluşturan proje, erken yaşta fiziksel gelişimi güçlendirmeyi ve aile temelli sağlıklı yaşam kültürü oluşturmayı hedefliyor. Pendik’te erken yaşta sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılması amacıyla hayata geçirdiği "Anne-Bebek Jimnastiği ile Sağlıklı Nesiller Projesi" ile anneler ve bebekleri aynı çatı altında sporla buluşturuyor. Türkiye’de Pendik Belediyesi tarafından ilk kez uygulanan proje kapsamında 12-36 ay arası bebekler ve anneleri, uzman eğitmenler eşliğinde özel olarak hazırlanan jimnastik ve temel hareket egzersizlerine katılıyor. Programda bebeklerin denge, koordinasyon, kas gelişimi ve ritmik hareket becerileri oyun temelli etkinliklerle desteklenirken, güvenli ve eğlenceli ortamda motor gelişimlerinin güçlendirilmesi hedefleniyor. Anneler ise doğru duruş, bebek taşıma teknikleri ve günlük yaşamda ergonomi konularında bilgilendirilerek hem fiziksel sağlıklarını koruyor hem de bilinçli hareket alışkanlığı kazanıyor. Aile odaklı spor anlayışıyla tasarlanan proje, çocukların erken yaşta sporla tanışmasına katkı sunarken ebeveynlerin de aktif yaşama katılımını teşvik ediyor. Öte yandan Anne-Bebek Jimnastiği programına katılmak isteyenler başvurularını Pendik Belediyesine ait internet sitesi üzerinden gerçekleştirebiliyor. "Gruplar anneli, çocuklu etkinliklerimize katılabiliyorlar" Antrenör Şeyda Genç, "Pendik Belediyesi olarak 12-36 aylık arası çocuklarımıza yönelik hareket eğitimi etkinliklerimiz başladı. Çocuklarımızın erken dönemde kazanımlarını desteklemek amacıyla burada çok güzel çalışmaya imza atmış olduk. Etkinlik seanslarımız 12-18, 18-24, 24-36 aylık olarak belirlendi. Burada çocukların dokunarak, eğlenerek öğrenmesini amaçlıyoruz. Gruplar anneli, çocuklu etkinliklerimize katılabiliyorlar. Tırmanma, dokunarak öğrenme, zıplama, yuvarlanma ve jimnastik etkinlikleriyle gelişimlerine katkı sağlıyoruz. Oyun temelli etkinlikler ile sosyal bir ortamda anneleriyle kalıcı öğrenmelerine destek sağlıyoruz" dedi. "Burada diğer aileler ve çocuklarla sosyal güzel bir ortam var" Etkinliğe katılan Elif Çise, "Pendik Belediyesinin bu etkinliği çocuğumun gelişimi için çok önemli zihinsel ve bedensel anlamda uzman eğitmenler eşliğinde öğrenci becerileri artıyor. Burada diğer aileler ve çocuklarla sosyal güzel bir ortam var. Güzel bir uygulama, emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu.
İstanbul Akdeniz’de çok az kaldı, Tuzla’da umut verdi Olumsuz çevresel etkiler nedeniyle Akdeniz çanağının genelinde çok az kalan ve deniz ekosistemi için çok önemli yeri olan pina ve deniz çayırları Tuzla’da görüldü. Konuyla ilgili bilgilendirmelerde bulunan Prof. Dr. Mustafa Sarı, "Tuzla’da muhteşem bir su altı canlılığıyla karşılaştık, çok şaşırdık" dedi. Tuzla’da Postane Mahallesi’nde bulunan Tuzla Yelken ve Su Sporları Kulübü iskelesinden dalış yapan ekipler, Marmara Denizi’ne özgü olan Zostera marina türü deniz çayırı ve pinalar buldu. 1992’den beri tüm Akdeniz’de sayıları her geçen gün azalan pina ve deniz çayırlarının önemine vurgu yapan Bandırma 17 Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, "Deniz çayırları sağlıklı, Tuzlalılar çok şanslılar. Burası İstanbul’un en yoğun endüstriyel bölgelerinden bir tanesi, böyle bir alanda hem deniz canlılığının bu kadar yüksek olması, hem pinaların sağlıklı olması hem küçük de olsa deniz çayırı alanı bulunması çok büyük bir şans" dedi. Prof. Dr. Sarı, Tuzla’daki gönüllü dalgıçların bölgede deniz çayırı canlılığı olduğunu bildirmesi üzerine ekibiyle beraber bölgeye geldiklerini belirterek, "Muhteşem bir su altı canlılığıyla karşılaştık. Çok şaşırdık, buranın canlılığının daha zayıf olmasını beklemiştik. Halbuki bir su altı canlılığı var. 25 ila 30 metrekarelik bir alan" ifadelerini kullandı. "Marmara Denizi kıyılarının yüzde 60’ından fazlasında deniz çayırı var" Prof. Dr. Sarı, bölgede yaptıkları dalışın ardından yaptığı açıklamada şunları kaydetti: "Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle geçen yıl 2 büyük proje yürüttük. Birisi MAR-ÇAYIR, diğeri MAR-PİNA idi. Derdimiz Marmara Denizi’nin bütün kıyısal alanlarındaki deniz çayırı ve pina alanlarını tespit etmek ve bunları haritalandırmaktı. Geçen yıl Adalar dahil, bin 300 kilometrelik bütün kıyı şeritlerini tarayarak bunları tespit ettik. Bu yıl, bunların ’ÇAYIR-İZ’ ve ’PİNA-İZ’ adıyla 2 büyük proje kapsamında izlemesine başladık. Marmara’nın tamamını temsil edecek şekilde istasyonlarımız var. Bu istasyonlarda düzenli olarak dalıyoruz. Deniz çayırlarının sağlık durumlarını inceliyoruz. Pinalar sağlıklı mı, yeni birey katılımı var mı, karasal baskılar ne durumda? Kıyıdan ve karadan gelen baskılar zarar veriyor mu, etkisi nedir diye görmeye çalışıyoruz. Memnuniyetle söyleyebiliriz ki, Marmara Denizi kıyılarının yüzde 60’ından fazlasında deniz çayırı var. 4 tür deniz çayırı bulunuyor. En yaygın olan Cymodocea nodosa dediğimiz tür. Her tarafta bulunuyor. Kıyıdan itibaren en fazla 8.5 metre derinliğe kadar. İkinci tür Zostera marina, üçüncü tür Zostera noltii ve dördüncüsü Akdeniz’in endemik türü Posidonia oceanica. O Çanakkale’ye ve Erdek Körfezi’ne yakın bölgelerde bulunuyor." "Gönüllüler Tuzla’da deniz canlılığı olduğunu söylediler" Prof. Dr. Sarı, Tuzla Yelken Kulübü’nün önünde hem pinaların hem deniz çayırlarının var olduğunu dile getirerek, "Üzüldüğümüz şey şu, Marmara’nın kuzey kıyılarından, Silivri’den başlayıp; İzmit Körfezi’ne kadar neredeyse deniz çayırı alanı kalmadı, baskı altında. Buraları kötü kullanmışız, kirletmişiz, doldurmuşuz. Deniz çayırları zarar görmüş buralarda. Pina alanları deniz çayırına göre daha iyi ve çok az, parça parça deniz çayırı yeri kalmış. Bu bölgedeki gönüllü dalgıç arkadaşlarımız dediler ki; ‘Tuzla Yelken Kulübü’nün önünde hem pinalar, hem deniz çayırı var.’ Bize bildirdiler, biz de ekibimizle beraber geldik. Daldık ve muhteşem bir su altı canlılığıyla karşılaştık. Çok şaşırdık, buranın canlılığının daha zayıf olmasını beklemiştik. Halbuki çok canlı bir su altı canlılığı var. Ayrıca çok küçük bir alan olsa da deniz çayırı alanı var. 25-30 metrekarelik bir alan. Zostera marina türü burada var. Onlar da gayet sağlıklı gözüküyorlar onun için çok mutlu oldum. Arkadaşlarımızla beraber bugün bu güzellikleri gördüğümüz için çok mutluyuz. Aşağıda gördüğümüz pinalar, büyük ve yavru pinalar da var ve hepsi çok sağlıklı. Deniz çayırları da çok sağlıklı. Tuzlalılar çok şanslılar. İstanbul’un en yoğun endüstriyel bölgelerinden bir tanesi burası. Böyle bir alanda hem deniz canlılığının bu kadar yüksek olması, hem pinaların sağlıklı olması hem küçük de olsa deniz çayırı alanı bulunması çok büyük bir şans. Tuzlalı yöneticilerimize, Tuzla’da yaşayan insanlarımıza bu güzelliklere sahip çıkmalarını tavsiye ederiz, aman denizinize sahip çıkın! Çünkü soluduğumuz havanın içerisindeki oksijenin yarısı denizlerden geliyor. Dünyanın dörtte üçü karalarla kaplı, bütün karalar orman olsa, şu anda soluduğumuz havanın içerisindeki oksijeni üretmeye yetmiyor. Denizdeki fitoplanktonlar üretiyor ve deniz çayırları üretiyor." "Bu bölgede artık deniz çayırı var" Deniz çayırlarının deniz ekosistemi için önemine dikkat çeken Prof. Dr. Sarı, "Bir metrekare deniz çayırı alanı bir günde 10 litreden fazla oksijen üretir. Deniz canlılarına üreme, beslenme, barınma, saklanma alanı oluşturur. En önemlisi karbonu tutar. Tropik ormanlardan 35 kat fazla karbon tutar deniz çayırları. Neden karbon tutmanın altını çiziyoruz; ’iklim değişikliği’ dediğimiz büyük bir felaketle karşı karşıyayız. Atmosferdeki artan karbondioksit yüzünden sürekli dünya ısınıyor. İşte bu karbondioksiti absorbe edecek bitkisel organizmalara ihtiyacımız var. Deniz çayırıyla kaplı bir alan düşünün, hemen yanında olmayan bir alan düşünün olmayan alana göre 40 kat daha fazla canlılık barındırıyor. Eğer kıyısal alanda deniz çayırı varsa erezyonu önlüyor. Bu yönüyle saymakla bitiremeyeceğimiz kadar deniz ekosistemine katkısı var. Biz tüm bunları dikkate alarak Marmara’nın tamamında deniz çayırlarının korunmasını istiyoruz. Pinaların korunması istiyoruz. Deniz çayırları plajlarda bulunduğunda insanlar istemiyorlar, ayağımıza değiyor diyorlar ve korkuyorlar. Çimle kaplı bir alan görsek ayakkabılarımızı çıkarıp çıplak ayakla basmak isteriz. Eğer plajımızda deniz çayırı varsa plajı berraklaştırır. Deniz çayırından kaygımız varsa deniz ayakkabısı giyelim ve çayırlar ayağımıza değmesin. Marmara’nın kuzey kıyılarını dikkate aldığımızda çok az yerde, bu bölgede artık deniz çayırı var. Karşıda Adalar’ın etrafı tamamen deniz çayırı ama burada karasal baskılar yüzünden çok az kalmış. Tuzla’da şu anda küçük de olsa bir alan var. Burayı genişletmemiz, büyütmemiz var olanı korumamız lazım. Onun için bugün çok mutluyum. Burada bulunan tür nesli tehlike altında olan bir tür değil ama deniz çayırının neslinin tehlike altında olması gerekmiyor önemli olması için. O kadar kıymetli bir tür ki bu, bunu korumamız lazım" şeklinde konuştu.