GÜNDEM - 05 Şubat 2026 Perşembe 10:19

Ressamı depremde elinde tuttuğu fırça hayata bağladı

A
A
A
Ressamı depremde elinde tuttuğu fırça hayata bağladı

Hatay depremine resim yaparken yakalanan ve asrın felaketinde komşularını kaybeden, felaketin ardından Eskişehir’de göç eden 50 yaşındaki ressam Ayten Cömert, "Depreme resim yaparken yakalandım. O resim fırçası beni hayata bağladı diyebilirim" dedi.


6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerde 11 ilde büyük yıkım ve can kayıpları yaşanmıştı. Depremin üzerinden yaklaşık 3 yıl geçmesine rağmen sarsıntı anı ve yaşanan kargaşa, o bölgede yaşamış olan vatandaşların zihninde dün gibi canlı. Bölgedeki yıkımdan dolayı başka illere taşınan vatandaşlar, yeni düzenlerini kurdular. Diğer iller gibi Eskişehir’e de göç eden depremzedeler burada hayatlarını sürdürüyor. Onlardan biri olan 50 yaşındaki 3 çocuk annesi Ayten Cömert, Hatay’ın Antakya ilçesinde saat 04.17’de resim yaparken asrın felaketine yakalandı. Depremde oturduğu site enkaza dönen Cömert’in komşularının çoğu ikinci sarsıntıda hayatını kaybetti.



Resim yapmak depremzede için daha anlamlı


Depremden 1 yıl sonra eşini de kaybeden Ayten Cömert o anları anlatırken yaşadığı acı ve korku gözlerinden net bir şekilde okunuyor. Enkazdan yaptığı tabloları çıkaran Cömert, sarsıntı da zarar gören resimlerini halen saklıyor. Deprem anında tuttuğu fırçadan dolayı ailesini erkenden uyandırarak evlerini terk etmelerine vesile oldu. Resim yapmanın kendisi için depremden sonra ayrı bir anlamı olduğuna değinen Cömert, duygu ve düşüncelerini tuvale dökmeye devam ediyor.



"Resim yaparken yakalandık ve gerçekten çok kötüydü"


Konuyla alakalı konuşan depremzede Ayten Cömert, "Depreme resim yaparken yakalandım. O sırada sergiye hazırlanıyorduk, büyük bir tuval yapıyordum. Konusu şuydu; harman kaldıran bir kadın, çok güzel ve büyük bir resimdi. O an, ’Hocam kızmadan tablodaki kadının yüzünü bir düzelteyim,’ dedim. Vallahi, ’Sabaha kadar uyuyamasam da olur’ diyordum çünkü ertesi gün çok yoğun çalışacaktık, sergi çalışmalarına başlamıştık. Yoğun bir şekilde çalışıyorduk ve vaktimiz kısıtlıydı. Biz enkaz altında kalmadık ama ev çok fena haldeydi yani sağ çıktık diyelim. Ama ablam burada, o enkazdan çıktı. Zaten bütün mahallemiz yıkıldı. Oturduğum yerin tamamı gitti; sadece bizim binamız ve yanındaki bahçeli ev ayakta kaldı. Oturduğumuz site dört binalıktı; üç binası yıkıldı, bizimki daha sağlam yapılmış. İçime bir şey mi doğdu nedir, bir türlü yatamadım, uyuyamadım. Gençler de ayaktaydı, ’Çocuklar, bir kahve yapın,’ dedim. Üst komşumuzun oğlu da bizdeydi, ’Aaa Ayten Teyze, uyumamışsın’ dediler. ’Yok, uyumadım’ dedim, çünkü elimde bir iş vardı, bunu bitirmem lazımdı. Uykum gelse de o gün uyumayı düşünmüyordum ama içimde garip hisler vardı tabii ki. Evet, resim yaparken, kahve içerken yakalandık ve gerçekten çok kötüydü. Eşimi depremden sonra kaybettim. Ailesinden kayıplar olunca o da hastalandı; rahmetli zaten hastaydı, 1 yıl sonra vefat etti. Eşim öleli 2 yıl oldu. Sitemizin dışındaki binalarda, apartmanlarda çok ölüm oldu. Belki bir gün önceden selamlaşıp merhabalaşmışımdır o insanlarla. O betonların altından sadece seslenebiliyorsun, ’Abi, hocam’ diye sesler geliyordu. Çocukları geliyor; ’Baba, baba kurtarın’ diye bağırıyorlardı. O çok beyefendi bir adamdı, çok üzüldüm. 8-10 yaşlarında ufak çocuklar vardı, başlarını okşadım, ailece hepsi öldü" dedi.



"Bundan sonraki hayatımda tek gayem resim yapmak"


Depreme uyanık yakalanmasına vesile olan resim ve tuttuğu fırça hakkında da konuşan ressam Ayten Cömert, "Yani her fırçayı tuttuğumda o günü hatırlıyorum. Zaten çok kötü günler yaşadım. Resim, mutsuz ve hüzünlü hayatıma bir güzellik getirdi. Zaten resim yapmayı çok seviyorum; bu şekilde üzerimdeki yükü atmaya çalıştım ve benim için iyi oldu. Kimin emeği geçmişse sağ olsun. Ayşe Ünlüce hanımefendi sergimizin açılışını yaptı, çok güzel anlar yaşadık. Bizi destekleyen herkese çok teşekkürler; harika bir sergimiz oldu, satış da yaptık. Tabii ki satışlarımızın gelirini öğrencilere vakfettim; Hatay’dan gelen üniversite öğrencilerine bağışladım. O resim fırçası beni hayata bağladı diyebilirim. Bundan sonrası için zaten tek gayem bu; çocuklarım büyüdü, en küçüğü 25 yaşında olan ikizlerim, abileri daha da büyük. Bundan sonraki hayatımda tek gayem resim yapmak ve öğrencilerimize, gençlerimize destek vermek" diye konuştu.



Ressamı depremde elinde tuttuğu fırça hayata bağladı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Trabzon Kolorektal kanser tedavisi için yeni umut Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde (KTÜ) geliştirilen yeni nesil antikanser bileşikleri, kolorektal kanser tedavisinde umut verici sonuçlar ortaya koydu. TÜBİTAK destekli proje kapsamında sentezlenen 32 yeni molekülden 2’sinin, mevcut kemoterapi ilaçlarına kıyasla tümör hacmini yüzde 70-80 oranında küçülttüğü ve düşük toksisite gösterdiği belirlendi. Çalışma, dünyada en yaygın üçüncü kanser türü olan kolorektal kansere karşı daha etkili ve daha az yan etkili tedavilerin önünü açabilecek nitelikte değerlendiriliyor. Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde (KTÜ) Doç. Dr. Ceyda İçsel Yılmaz ve Prof. Dr. Veysel Turan Yılmaz’ın geliştirdiği yeni antikanser bileşikleri, TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi’ndeki Araştırmacılar Dr. Şeyma Aydınlık ve Dr. Arzu Ekiz tarafından gerçekleştirilen hücre kültürü ve hayvan deneylerindeki kolorektal kanser tedavisinde umut verici sonuçlar ortaya koydu. Yürütülen bilimsel araştırmada, kolorektal kanserde kullanılan mevcut kemoterapi ilaçlarından daha etkili ve daha düşük yan etki profiline sahip yeni bileşikler geliştirildi. Proje kapsamında 32 yeni molekül sentezlenirken, bunlardan özellikle 2 tanesinin yüksek antitumor etkisiyle öne çıktığı bildirildi. Dünyada en sık görülen 3. kanser türü olan kolorektal kanserin, tüm kanser teşhislerinin yaklaşık yüzde 11’ini oluşturduğuna dikkat çekilen proje raporunda, 2022 yılında 2 milyon yakın yeni vaka ve 901 bin ölüm yaşandığı vurgulandı. Mevcut tedavilerde yaygın olarak kullanılan 5-fluorourasil ve oksaliplatin gibi kemoterapi ilaçlarının toksisite ve etkinlik sınırlılıklarını aşmak amacıyla KTÜ’lü araştırmacılar yeni nesil metal kompleksleri geliştirdi. Araştırma kapsamında sentezlenen 32 bileşiğin kolorektal kanser hücreleri ve sağlıklı kolon hücreleri üzerinde karşılaştırmalı olarak test edildiği, 26 yeni bileşiğin mevcut ilaçlara kıyasla daha yüksek antikanser etki gösterdiği belirtildi. Özellikle seçici etki gösteren bazı bileşiklerin, kanser hücrelerini öldürürken sağlıklı hücrelere çok daha az zarar verdiği tespit edildi. Laboratuvar testlerinde öne çıkan 5 yeni bileşiğin hücre ölümü mekanizmaları detaylı şekilde incelendi. Bu bileşiklerin, 5-fluorourasil ve oksaliplatine göre kanser hücrelerinde ölümü çok daha hızlı başlattığı belirlendi. Çalışmanın hayvan deneyleri aşamasında ise 2 yeni bileşiğin tümör hacminde belirgin küçülme sağladığı, buna karşın toksisitesinin düşük olduğu kaydedildi. Doç. Dr. Ceyda İçsel Yılmaz: "Yaklaşık 2 milyon insanın kanser türüne yakalandığını biliyoruz" Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Rektörlük Senato Salonu’nda düzenlenen ve KTÜ Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Faruk Ursavaş, Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sevdegül Aydın Mungan’ın katılımıyla gerçekleştirilen basın toplantısında, kolorektal kanser tedavisine yönelik geliştirilen yeni antikanser bileşikleri kamuoyuyla paylaşıldı. Tanıtım toplantısında konuşan KTÜ Fen Fakültesi Kimya Bölümü Öğr. Üyesi Doç. Dr. Ceyda İçsel Yılmaz, kanserin günümüzde ölümcül olan hastalıkların başında yer aldığını belirterek "Özelikle kolorektal kanser; hem kolon dediğimiz hem de rektum bölgesinde ortaya çıkan kanser türü başlangıçta 60 yaş ve üzeri grupta karşımıza çıkarken günümüzde daha çok 45 yaş ve altında daha sık karşımıza çıkıyor. Baktığımızda dünya genelinde ölümcül olan en yaygın kanser türlerinin üçüncü sırasında yer alıyor. Yaklaşık 2 milyon insanın kanser türüne yakalandığını biliyoruz. Yapılan istatistiklere baktığımızda 2035 yılında bu sayısının yaklaşık 2,5 milyona ulaşılacağı tahmin edilmektedir. Ölümcül riskinin oldukça yüksek olması ve kanserin daha küçük yaşlara inmiş olması oldukça ciddi bir problem. Kolorektal kanserinin tedavisine baktığımızda klinikte kullanılan 2 ilaç var. Biri 5-florourasil dediğimiz organik bazlı bir ilaç, diğeri de metal bazlı platin iyonları içeren oksaliplatin bir kanser ilacıdır. Günümüzde daha çok ikisi kombinasyon şeklinde kullanılmaktadır" dedi. "Kolorektal kanseri tedavisinde günümüzde kullanılan bu iki önemli ilaçlara rakip olabilecek yeni aday bileşikler sentezlemiş olduk" Projedeki asıl hedefimiz kolorektal kanserinde ilaç olan 5-florourasil molekülünü, paladyum 2 ve platin 2 iyonlarına bağlayarak kolorektal kanserindeki antikanser etkisini iyileştirebilir miyiz noktası ile yola çıktık. Projemizde, paladyum 2 ve platin 2 iyonlarını içeren ve farklı bir moleküllerin de olduğu 32 adet yeni 5-florourasil kompleksi elde ettik. Bunlar literatürde yenidir. Literatürde bu konuda büyük bir boşluk vardı. Paladyum 2 içeren 5-florourasil kompleksi örneği ya da bileşiği hiç yok. Platin ile ilgili birkaç çalışma var ama antikanser etkileri hiç çalışılmamış. Dolayısıyla projemizde konu olan çalışmamız oldukça özgün bir çalışma. 32 adet yeni bileşik sentezledik. Bu yeni bileşikleri 5 farklı insan kolorektal kanser hücre soyundan ve 1 tane de sağlıklı kolorektal kanser hücresine karşı antikanser etkilerine bu iki ilaçla test ettik. 32 bileşiğimizin 26 tanesi oldukça yüksek seçicilik gösterdi. Farklı kolorektal kanser türlerine göre, bu kolorektal kanser tedavisinde kullanılan 5-florourasil ve oksaplatin ilacına göre oldukça yüksek antikanser etkisi gösterdiler. 26 bileşen için ileri çalışmalar gerçekleştiremezdik. Seçiciliği yüksek olan 5 bileşiğimizi seçtik. Seçicilik oldukça önemli bir faktördür. Kanserli hücreleri öldürme gücü yüksek olacak, sağlıklı hücrelere ise verdiği zarar az olacak. Bileşiklerimizin en büyük avantajı da farklı kolorektal hücrelerine karşı seçicilik göstermesidir. 5 tanesi için ileri çalışmalar yaptık. Hayvan deneylerini de gerçekleştirdik. Yaklaşık 24 günün sonunda hayvanlardan tümörler çıkarıldı. Tümör boyutları karşılaştırıldı. 5 bileşiğimizde 2 tanesinin oldukça önemli sonuçlar elde ettik. 2 tanesi 5-florourasil ve oksaplatin dediğimiz iki ilaca göre tümör boyutlarını yaklaşık yüzde 70-80 oranında küçülttü. Kolorektal kanseri tedavisinde günümüzde kullanılan bu iki önemli ilaçlara rakip olabilecek yeni aday bileşikler sentezlemiş olduk" şeklinde konuştu. "İki bileşiğimiz kanser anlamında oldukça umut verici" Projenin araştırmacılarından olan KTÜ Fen Fakültesi Kimya Bölümü’nden Prof. Dr. Veysel Turan Yılmaz ise, "İki bileşiğimiz kanser anlamında oldukça umut verici. Çok önemli bir adım atmış olduk. Asıl serüven bundan sonrası. Biz şimdi bir tohum ektik. Bu tohumun fidesi çıktı. O fide büyüyecek onu koruyup kollayacağız. Ondan meyve alabilecek ve ülkemize milli ve yerli ilaç kazandırabilecek duruma getirirsek bilim insanları olarak görevimizi yapmış olacağız" ifadelerini kullandı.
Bursa 4 bin 100 liralık senedi 44 bin 100 TL yaptı, resmi belgede sahtecilikten 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası aldı Bursa’da daha önce naylon faturadan hüküm giyen sahte şeyh olarak bilinen Mustafa Özbağ bu seferde resmi belgede sahtecilik suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Özbağ’ın kiracısından aldığı 4 bin 100 liralık senetler üzerinde oynama yapıp 44 bin 100 lira yaptığı senetleri icraya verse de senetlerin üzerinde sonradan oynama yapıldığı kriminal inceleme sonrası ortaya çıktı. Edinilen bilgiye göre, Mustafa Özbağ, 2020 yılında bir müridinin rüyasını anlatarak (haşa) ilah olduğunu iddia etmişti. Aynı şeyh 2023 yılında da maaşlarını düşürerek emeklilere ders verilmesi gerektiğini savunup Sünnet ’geçinemiyorum’ deyince ’5’ten 3’e indir’ diyor" ifadeleriyle gündeme gelmişti. 2017 yılında kendisine ait dükkanı aylık 4 bin 100 liraya kiraya veren Mustafa Özbağ, kiracısından 12 ayrı senet aldı. Her ayın başında, kiracısına ödenen kiraya karşılık bir senet veren Özbağ, son senedi icraya verdi. Ancak icraya verilen senet 4 bin 100 liralık değil, 44 bin 100 liralıktı. Kiracı Heybullah Demir icraya itiraz etti, Özbağ’a dava açtı. Yıllarca süren davada karar çıktı. Davada alınan 2022 tarihli bilirkişi raporunda, Özbağ’ın Heybullah Demir’den aldığı 4 bin 100 liralık senedi icraya vermeden önce başına 4 rakamını eklediği ve alacağını 40 bin lira arttırdığı tespit edildi. 40 bin lira haksız kazanç elde etmek için senette tahrifat yapan Özbağ’ı yargılayan Bursa 17. Ağır Ceza Mahkemesi, resmi belgede sahtecilik, kamu kurumlarını kullanarak dolandırıcılık suçlarının işlendiğine hükmetti. Özbağ, resmi belgede sahtecilik suçundan 2 yıl 7 ay hapis cezasına çarptırıldı ve bu cezada sanığın pişmanlık belirtisi olmadığı gerekçesiyle indirim yapılmadı. Mahkeme, kararında Özbağ’ın geçmişte Vergi Usül Kanunu’na Muhalefet suçundan 30 ay hapis cezası almış olmasına da atıf yaptı. Kamu kurumlarının kullanılarak dolandırıcılık suçlamasında da 3 yıl 6 ay hapis ile 2 bin gün adli para cezasına çarptırılan Özbağ’ın eylemi teşebbüs aşamasında kaldığı için 4’te 1 oranında indirim uygulandı. Bu indirimle birlikte Özbağ’a 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ve 6 bin lira adli para cezası verildi. Dosya, istinaf incelemesinin ardından Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi tarafından değerlendirildi. Daire, yerel mahkeme kararını onayarak sanık hakkında verilen toplam 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezasını kesinleştirdi. "Gözüme baka baka yemin etti" Mağdur Heybullah Demir, yaşadıklarını röportajda şu sözlerle anlattı: "2016 yılında bu şahsın dört katlı iş yerini kiraladım. Kira ve güvence bedeli olarak benden senet aldı. Toplam 12 senet verdim, 10 tanesini ödedim ve geri aldım. Ancak iki senet kendisinde kaldı. Bu iki senetten birinin tutarı 4 bin 100 liraydı. Daha sonra cezaevinden çıktıktan sonra bu senedin başına ‘4’ ekleyerek tutarı 44 bin 100 liraya çıkarmış ve icraya vermiş. Evime haciz geldi." dedi. "10 Yıl boyunca mahkemelerle uğraştım" Uzun süren hukuk mücadelesinin kendisini hem maddi hem de manevi olarak yıprattığını belirten Heybullah Demir, "Yaklaşık 10 yıl boyunca icralarla, mahkemelerle uğraştım. Üç ayrı davayı kazandım. Bu süreçte ciddi sağlık sorunları yaşadım, kriz geçirdim. Maddi ve manevi olarak çok yıprandım" dedi. "Mahkemede yemin etti, kriminal rapor gerçeği ortaya çıkardı" Heybullah Demir, sanığın mahkeme huzurunda yemin ettiğini ancak bunun da gerçeği yansıtmadığını söyledi: "Hakim huzurunda kendisine soruldu. ‘Bu senet üzerinde herhangi bir oynama yaptın mı?’ denildi. Gözüme baka baka kutsal bildiğim tüm değerler üzerine yemin ederim dedi. Ancak senet kriminal incelemeye gidince senette oynama yapıldığı tespit edildi. Yani yemin de yalan çıktı." "Adalet geç de olsa yerini buldu" Yaşanan sürecin sonunda verilen kararla bir nebze olsun rahatladığını dile getiren Heybullah Demir, "Bizim güvenimizi kötüye kullanan insanlar oldu ama en sonunda adalet yerini buldu" dedi.
Adana Kış hastalıklarında erken müdahale çocukları daha büyük sorunlardan koruyor Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Şenol, özellikle cilt ve solunum yollarındaki doğal koruyucu bariyerin soğukla birlikte daha hassas hale geldiğini belirterek, "Çocukların üşümemesi çok önemli. Çocuğunuzu tek bir kalın kıyafet yerine kat kat giydirmeniz daha iyi bir ısı koruması sağlar" dedi. Kış aylarında çocuklar, üst solunum yolu enfeksiyonlarına yetişkinlere oranla iki kat daha fazla yakalanıyorlar. Bu gibi hastalık durumlarında tedaviye erken başlamanın büyük önem taşıdığını belirten Medline Adana Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Çiğdem Şenol, "Çünkü tedavi geciktiğinde enfeksiyonun yayılımına bağlı olarak orta kulak iltihabı, romatizmal ateş, hatta zatürre gibi daha ciddi sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor" diyerek çocuklarda hastalık riskini azaltacak önerilerde bulundu. "Soğuk havalara uygun giydirin" Dr. Çiğdem Şenol, soğuk havaların vücudun savunma mekanizmasını zayıflattığını belirterek, "Özellikle cilt ve solunum yollarındaki doğal koruyucu bariyer soğukla birlikte daha hassas hale gelir. Bu nedenle çocukların üşümemesi çok önemlidir. Çocuğunuzu tek bir kalın kıyafet yerine kat kat giydirmeniz daha iyi bir ısı koruması sağlar. Pamuklu ve teri emen kumaşlar tercih edilmeli, sentetik kıyafetlerden mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Ayrıca çocuklarda ısı kaybı en çok baş bölgesinden olduğu için mutlaka bere ve atkı kullanılmalıdır. Çocukların hastalıklardan korunmasında en önemli adımlardan biri de bulaş riskini azaltmaktır. Evde biri hastaysa çocuğa yakın temas mümkün olduğunca sınırlandırılmalı, özellikle kapalı alanlarda maske kullanımı ihmal edilmemelidir. Hastalık döneminde çocuğu öpmek de virüs ve bakterilerin kolayca geçmesine yol açabilir" dedi. "Kapalı ortamları düzenli havalandırın" Virüslerin kapalı alanlarda daha kolay yayıldığını söyleyen Şenol, "Özellikle okul, ev ve oyun alanları gibi kalabalık ortamlarda hava sirkülasyonu yetersizse enfeksiyon riski artar. Bu nedenle ortamın her saat başı kısa süreli havalandırılması bulaş riskini azaltmaya yardımcı olur. Gün içinde birkaç kez pencereyi açarak temiz hava girişi sağlamak oldukça etkili bir önlemdir. Çocuklarla aynı bardak, çatal, kaşık gibi eşyaların paylaşılması enfeksiyonların yayılmasına yardımcı olur. Çünkü virüsler tükürük ve salgılar yoluyla yüzeylere taşınabilir. Bu nedenle özellikle hastalık dönemlerinde ortak eşya kullanımından kaçınılmalıdır. Kış aylarında sağlıklı beslenme bağışıklık sisteminin güçlü kalmasına katkı sağlar. Domates, içeriğindeki likopen sayesinde vücut direncini destekler. Portakal, nar, elma, üzüm, kayısı gibi meyveler vitamin ve antioksidan yönünden zengindir. Vişne ve vişne suyu ise A vitamini ve potasyum içeriğiyle dikkat çeker. A vitamini özellikle solunum yollarını güçlendirerek vücudun hastalıklara karşı daha dayanıklı olmasına yardımcı olur. Bunun yanında et, süt, yumurta gibi protein kaynakları da antikor üretimini destekleyerek bağışıklığın güçlenmesine katkı sağlar" diye konuştu. "El temizliği alışkanlık haline getirilmeli" El hijyeninin üst solunum yolu enfeksiyonlarına karşı en etkili korunma yöntemlerinden biri olduğunu belirten Şenol, "Çocukların ellerini en az 2 dakika sabunla yıkaması sağlanmalı, özellikle dışarıdan eve geldiklerinde, tuvalet sonrası ve yemek öncesinde bu alışkanlık mutlaka kazandırılmalıdır. Ayrıca ortak havlu kullanımı yerine kişisel havlu kullanılması daha doğru olacaktır" dedi.