Son Dakika
|
Hantavirüs salgının yaşandığı yolcu gemisi Hollanda'da
Tepebaşı’nda para trafiği ortaya çıktı
Yüzlerce metrelik yamaçtan yuvarlandı, hurdaya dönen araçtan sağ çıktı
Yasa dışı bahis operasyonunda 135 şüpheli tutuklandı
Antalya merkezli 20 ilde yasa dışı bahis operasyonu
İBB iştirak şirketine operasyon: 57 gözaltı
Çorlu’da silahlı kavga ihbarına giden 2 polis şehit oldu
Hollanda’nın peşinde olduğu isim İstanbul’da yakalandı
ÇEVRE
Şampiyon Galatasaray kupasını aldı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Türkiye’s TV Dramas Conquers Ecuador
Hantavirüs salgının yaşandığı yolcu gemisi Hollanda'da
Van’da 4 metrelik karla mücadele
Yasa dışı bahis operasyonunda 135 şüpheli tutuklandı
Beşiktaş bu sezon yine hayal kırıklığı yaşadı
Susurluk’ta yolcu otobüsü devrildi: 25 yaralı
Süper Lig’e veda eden son takım Antalyaspor oldu
Trump: "İran için zaman daralıyor"
EKONOMİ
Muş’ta TAKE Projesi kapsamında 586 bin sebze fidesi dağıtıldı
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 13:55:47
Tarım ve Orman Bakanlığı destekli proje kapsamında Muş’ta 619 çiftçiye toplam 586 bin 725 adet domates ve kapya biber fidesi dağıtıldı. Yaklaşık 300 dekarlık alanda üretim yapılması hedefleniyor. Tarım ve Orman Bakanlığınca yürütülen Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi (TAKE) Projesi kapsamında, Muş Tarım ve Orman İl Müdürlüğü tarafından sebze üretimini artırmaya yönelik fide dağıtımı gerçekleştirildi. İl genelinde 619 çiftçinin faydalandığı proje ile yaklaşık 300 dekar alanda üretim yapılması planlanıyor. Toplam bütçesi 5 milyon 333 bin 333 TL olan projenin yüzde 75’i Tarım ve Orman Bakanlığı hibesi, yüzde 25’i ise çiftçi katkısıyla finanse edildi. Proje kapsamında üreticilere 293 bin 362 adet domates fidesi ile 293 bin 392 adet kapya biber fidesi dağıtıldı. Böylece toplamda 586 bin 725 adet fide çiftçilerle buluşturuldu. Bitkisel üretim ve Bitki sağlığı Şube müdürü Samet Aşkın, proje ile atıl durumdaki tarım arazilerinin üretime kazandırılmasının, sebze üretiminin artırılmasının ve çiftçilerin gelir düzeyine katkı sağlanmasının amaçlandığını ifade ederek, "Bakanlığımızca 2020 yılından bu yana çiftçilerimize yönelik Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi (TAKE) Projesi kapsamında fide dağıtım projeleri yürütülmektedir. Bu projeler kapsamında bu yıl yaklaşık 5,5 milyon TL proje bedeliyle 600 bine yakın fide dağıtımı gerçekleştiriyoruz. Bunun yaklaşık 300 bin adedi biber fidesi, 300 bin adedi ise domates fidesinden oluşmaktadır. Bu kapsamda toplam 619 çiftçimiz projeden faydalanacaktır. Yaklaşık 300 dekar alanda üretim gerçekleştirilmiş olacaktır. Projemizin amacı, tarım arazilerinin etkin kullanımını sağlamak, yani atıl durumdaki arazileri yeniden üretime kazandırmaktır. Bu doğrultuda çiftçilerimizi projelere dahil ederek hem ilimize hem de ülke ekonomisine katkı sunmayı hedefliyoruz" dedi. Dağıtımı gerçekleştirilen fideleri alan çiftçi Cevat Aytepe, "Tarım İl Müdürlüğü tarafından dağıtılan domates ve biber fidelerini almak için buraya geldik. Geçtiğimiz yıl da benzer bir proje hayata geçirilmişti. Hibrit fidelerin piyasadaki fiyatlarının yüksek olması nedeniyle Tarım İl Müdürlüğümüz tarafından sağlanan bu destek, çiftçiler için büyük önem taşıyor. Verilen fideler üreticilere önemli katkı sağlıyor" ifadelerini kullandı.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 13:47
Muğla’da 4 kişiden birisi motosiklet sahibi
Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan 2026 yılı Nisan ayı verilerine göre Muğla’da trafiğe kayıtlı toplam motorlu araç sayısı 779 bin 925’e ulaştı. Veriler, Muğla’da motosiklet kullanımının her geçen gün arttığını gösteriyor. TÜİK verilerine göre Muğla’daki motorlu araçların dağılımında 289 bin 036 otomobil, 11 bin 215 minibüs, 4 bin 165 otobüs, 99 bin 242 kamyonet, 13 bin 002 kamyon, 316 bin 913 motosiklet, 2 bin 722 özel amaçlı araç ve 43 bin 630 traktör yer aldı. Kentte özellikle motosiklet kullanımındaki yoğunluk dikkat çekerken, motosiklet sayısının 316 bin 913’e ulaşmasıyla otomobil sayısını geride bıraktığı görüldü. Öte yandan 2026 yılı Nisan ayında Muğla’da devri yapılan toplam motorlu araç sayısı 14 bin 287 olarak açıklandı. Devir işlemlerinde 7 bin 586 otomobil ilk sırada yer alırken, 3 bin 552 motosikletin de el değiştirdiği bildirildi. Aynı dönemde 321 minibüs, 104 otobüs, 2 bin 058 kamyonet, 183 kamyon, 34 özel amaçlı araç ve 450 traktörün devri gerçekleştirildi.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 13:23
Kuraklığa karşı Türkiye’den küresel çözüm
Sabancı Üniversitesi’nin 15 yıllık nanoteknoloji birikiminden doğan ANT Systems’in nano malzeme teknolojisi, İstanbul Tuzla’da kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime alındı. Sulamada yüzde 50’ye kadar tasarruf, verimde yüzde 25’e varan artış sağlayan teknolojinin; ABD, Güney Amerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da sahada kullanıldığı belirtildi. Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi bünyesinde 15 yıl süren bilimsel çalışmaların ürünü olan ANT Systems’in nano malzeme teknolojisi, İstanbul Tuzla Kimya İhtisas Organize Sanayi Bölgesi’nde (KOSB) kurulan yıllık 3 bin ton kapasiteli yerli üretim tesisinde seri üretime alındı. Tesisin açılış töreni 16 Mayıs tarihinde gerçekleştirildi. Törene; TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Kirişci, Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Güler Sabancı, Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu (TKDK) Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici ile çok sayıda kamu kurumu temsilcisi, akademisyen, sektör paydaşı ve uluslararası konuk katıldı. Yapılan açıklamaya göre, dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde hala laboratuvar aşamasında olan bu teknoloji, Türkiye’de sahada doğrulanıp endüstriyel ölçekte üretilebilir hale geldi. Şirketin amiral ürünü NANOTERN, toprağın suyu daha uzun süre tutmasını ve bitkinin ihtiyaç duyduğu anda kontrollü şekilde geri vermesini sağlayan biyobozunur bir nano malzeme. İstanbul’un tarihi su sarnıçlarından ilham alınarak adlandırılan teknoloji, kendi ağırlığının bin 800 katına kadar suyu absorbe edebiliyor, sulama suyu tüketimini yüzde 50’ye kadar azaltıyor, tarımsal verimliliği yüzde 25’e kadar artırıyor; gübre ve tarımsal girdilerin etkinliğini yükselterek üretim maliyetini düşürüyor. NANOTERN bugün Türkiye’nin yanı sıra ABD, Güney Amerika, Körfez ülkeleri ve Afrika’da aktif olarak kullanılıyor. Akademiden sanayiye geçişte başarı örneği TKDK Başkanı Dr. Ahmet Abdullah Antalyalı, açılış töreninde yaptığı konuşmada, girişimin Türkiye’nin yüksek teknoloji üretme hedefinin tarım alanındaki somut örneklerinden biri olduğunu söyledi. Projenin akademiden sanayiye geçişin başarılı bir şekilde sağlanabileceğinin göstergesi olduğunu vurgulayan Antalyalı, bunun bir kalkınma modeli niteliği taşıdığını ifade etti. Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Leblebici de söz konusu girişimlerin arkasında güçlü bir vizyon ve uzun yıllara dayanan yoğun bir emeğin bulunduğunu belirterek, Sakıp Sabancı’nın desteğinin ve üniversitenin bu anlayışla kurulmasının sürece önemli katkı sağladığını kaydetti. Leblebici, dünyanın farklı kriz dönemlerinden geçmesine rağmen teknoloji üzerindeki çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü aktardı. "Su stresiyle ilgili güveneceğimiz tek şey gelecek için teknoloji" Sabancı Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı ve ANT Systems yatırımcısı Güler Sabancı, dünyada ve Türkiye’de iklim kriziyle birlikte su stresinin giderek daha görünür hale geldiğini, yıllara göre değişen kurak ve yağışlı dönemlerin bu gerçeği değiştirmediğini belirterek şu ifadeleri kullandı: "İklim kriziyle ilgili, büyük afetlerle ilgili yaşayacağımız ve yaşamakta olduğumuz su stresiyle ilgili güveneceğimiz tek şey gelecek için teknoloji, bilime dayalı yapılan bu araştırmalar ve araştırma sonunda çıkan başarılı girişimler. Tek, dünyanın da güvendiği, beklediği de bu." Sabancı Üniversitesi’nde 2007’den bu yana desteklenen girişimcilik ve teknoloji odaklı çalışmaların yaklaşık 15 yıllık birikimle küresel sorunlara çözüm üretme hedefiyle somut sonuçlara dönüştüğünün altını çizen Sabancı, laboratuvar aşamasının ötesine geçilerek ilk üretim tesisinin hayata geçtiğini ve iklim kriziyle mücadelede bu tür girişimlerin belirleyici olacağını vurguladı. "Suyu en etkin ve verimli şekilde kullanmamız gerekir" TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Vahit Kirişci ise tarım sektöründe çalışanların yaş ortalamasının yükseldiğine dikkati çekerek, gençlerin bu alana ilgisini artırmak için tarımda teknoloji kullanımının kritik olduğunu söyledi. Nanoteknoloji dahil her düzeyde teknolojik entegrasyonun sektörü gençler için daha cazip hale getireceğine işaret eden Kirişci şu uyarıda bulundu: "Burada özelde bir değerlendirme yapacak olursak, su zengini bir ülke olmadığımızı belirtmek gerek. Su stresi altında olduğundan artık kimsenin kuşkusu olmayan bir ülkede suyu en etkin ve verimli şekilde kullanmamız gerekir." Kirişci, suyun temel girdi olduğu üretim modelleri üzerinde çalışmaların sürdüğünün altını çizerek, suyun verimli ve kayıpsız kullanılması için teknolojik çözümlerin kritik önem taşıdığını söyledi. "Biz suyu kullanan değil, suyu yöneten bir sistem kurduk" ANT Systems Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve CEO’su Can Yurdakul, toprağın yalnızca savaşla değil, su kıtlığı, verimsizlik ve yanlış üretim modelleri nedeniyle de kaybedilebileceğine işaret etti. Yurdakul, sözlerini şöyle sürdürdü: "Artık dünyanın en büyük meselelerinden biri enerji, su ve tarım. Tarım sektörü, dünya tatlı su kaynaklarının yaklaşık yüzde 70’ini kullanıyor. Bu nedenle geleceğin en kritik sorularından biri, mevcut kaynaklarla nasıl daha sürdürülebilir üretim yapılacağı. ANT Systems’in hikayesi de tam olarak bu sorudan doğdu. Bu teknoloji dünyada büyük ölçüde Ar-Ge aşamasında. Türkiye, sahada doğrulanmış endüstriyel ölçekte üreten birkaç ülkeden biri. Mesele artık daha fazla üretmek değil, sınırlı kaynaklarla daha akıllı üretmek. Biz suyu kullanan değil, suyu yöneten bir sistem kurduk. Bugün ABD’den Afrika’ya beş kıtada sahada olan bir Türk teknolojisinden söz ediyoruz. Hedefimiz, ANT Systems’i Türkiye’den çıkan bir teknoloji şirketi olmanın ötesine taşıyarak küresel ölçekte standart belirleyen bir yapıya dönüştürmek. Tarımın geleceği bu topraklarda yazılan bir bilgiyle şekillenecek." Nanoteknoloji ürünler daha etkin sonuç veriyor ANT Systems Yönetim Kurulu Başkanı ve CTO’su Prof. Dr. Yusuf Ziya Menceloğlu da sürdürülebilirlik kavramının yaklaşık 15 yıl önce öne çıkmaya başladığını hatırlatarak, hızlanan nüfus artışının kaynak tüketimini yükselttiğini, karbon salımlarını artırarak küresel ısınmayı tetiklediğini ve bunun da su kıtlığına yol açtığını söyledi. Menceloğlu, sözlerini şöyle tamamladı: "Tarımda aslında hem su krizi hem ilaç krizi, özellikle pestisit problemi hem de hasat sonrası depolama problemleri mevcut. Şu an Türkiye gayrisafi milli hasılasının neredeyse yüzde 5’i kadar gıda kaybımız var. Gıda korunması da, hasat sonrası koruma da çok önemli. Biz bu sektörlerde bu amaçla geliştirdiğimiz nanoteknoloji ürünlerimiz var. Bunların nano olmasının nedeni şu, daha az malzeme ile daha etkin sonuçlar alabiliyorsunuz. O yüzden de bunun etkinliğinin yüksek olması nedeniyle de kabul görüyor." Uluslararası açılım küresel gündemle örtüşüyor ANT Systems Ortağı ve Dış İlişkiler Başkanı (CEAO) Ömer Faruk Tanrıverdi ise yaptığı açıklamada, teknolojinin uluslararası açılımının küresel gündemle örtüştüğünü belirterek, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmayı hedeflediklerini söyledi. Tanrıverdi şunları kaydetti: "Su kıtlığı, gıda güvenliği ve iklim; dünya gündeminin en üst sıralarındaki bu üç başlık birbirine giderek daha sıkı bağlanıyor. Bu denklemde ülkeler artık tüketici değil, çözüm üretici olarak konumlanmak durumunda. ANT Systems’in hikayesi tam burada anlam kazanıyor: 15 yıllık akademik birikimden doğan, Türkiye’de üretilen ve bugün beş kıtada sahada olan bir teknolojiden söz ediyoruz. Bu, Türk derin teknolojisinin küresel ölçekte değer üretebildiğinin somut göstergelerinden biri. Hedefimiz, ANT Systems’i uluslararası kurumlar, hükümetler ve sektör paydaşlarıyla kurulacak uzun vadeli işbirlikleri üzerinden konumlandırmaktır. Tarımın geleceğinde Türkiye’nin söyleyecek sözü var; biz bu sözün uluslararası karşılığını inşa ediyoruz." Laboratuvardan endüstriye Series A öncesi yatırım turunda 3 milyon dolar yatırım alan ANT Systems, KOSGEB ve TÜBİTAK destekleriyle birlikte toplam yatırım büyüklüğünü yaklaşık 5 milyon dolar seviyesine taşıdı. İstanbul’da Ar-Ge laboratuvarları, kurumsal ofisleri ve yıllık 3 bin ton kapasiteli üretim tesisini aynı entegre yapı altında toplayan şirketin küresel patent haklarına sahip olduğu teknoloji portföyünün ticari değeri 25 milyon doların üzerinde değerlendiriliyor. Şirketin teknolojik temeli, Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUNUM) bünyesinde yürütülen uzun soluklu araştırmalara dayanıyor. Entegre bir teknoloji ailesi Şirketin portföyü yalnızca su yönetimiyle sınırlı değil. Bitki sağlığında pestisit kullanımını optimize eden Insease ile ağır metal ve toksik madde içermeyen dezenfeksiyon teknolojisi AntimicAgro da portföyde yer alıyor. Kontrollü pestisit salınımı ve ileri tarımsal malzemeler üzerindeki Ar-Ge çalışmaları sürüyor. Portföyde, küresel patent hakları kendisinde olan 7 patentli teknoloji bulunuyor. Küresel yapı İstanbul’da Ar-Ge ve üretim altyapısına, Hollanda Lahey’de uluslararası ofisine ve ANT Systems Holding B.V. çatısına sahip olan şirket, Avrupa merkezli küresel büyüme stratejisini sürdürüyor. Yatırımcı yapısı ANT Systems; Ünlü Portföy Yönetimi A.Ş., BloomTech Capital B.V. (Hollanda ve Umman), Foton Holding B.V. (Hollanda), Akça Holding, HEK Yatırım A.Ş. ve The Porte Global Affairs A.Ş. gibi kurumsal yatırımcıların yanı sıra Güler Sabancı, Dilara Kaya Karadeniz, Orhan Tağı, Erman Yurdakul ve Can Güneri’nin yer aldığı bir yatırımcı yapısı tarafından destekleniyor. Tören, protokol konuşmalarının ardından gerçekleştirilen fabrika gezisiyle sona erdi.
18 Mayıs 2026 Pazartesi - 13:06
Doğa yürüyüşünde bulduğu salep orkidesi hayatını değiştirdi: 60 bin fideyle salep üreticisi oldu
Zonguldak’ın Devrek ilçesinde doğa yürüyüşü sırasında dikkatini çeken salep orkidesini araştırmaya başlayan 3 çocuk annesi Gülsüm Köseoğlu, 3 dönümlük arazide 60 bin fideyi toprakla buluşturarak kendi işini kurdu. Başarılı girişimci kadın, elde ettiği 600 kiloluk ilk hasadını köyünde bir ilke imza atarak şenlik havasında kutladı. Devrek ilçesine bağlı Kabaca köyü Dereköy mahallesinde yaşayan 39 yaşındaki Gülsüm Köseoğlu’nun girişimcilik serüveni, geçen yıl ailesiyle çıktığı doğa yürüyüşüyle başladı. Yürüyüş esnasında gördüğü bir bitkiyi merak ederek internette araştıran Köseoğlu, bunun doğadan toplanması yasak olan endemik ’salep orkidesi’ olduğunu öğrendi. Bitkinin yumrularının toz haline getirilerek içecek, dondurma, pastacılık ve kimya sektörlerinde yoğun talep gördüğünü ve yüksek ekonomik değere sahip olduğunu fark eden Köseoğlu, salep yetiştirmeye karar verdi. Uzun süren araştırmalarının ardından ilgili kurumlardan resmi izinlerini alan Köseoğlu, hazırladığı üç dönümlük araziye 60 bin salep fidesi dikti. "Doğada gördüm, araştırdım ve üretime başladım" Büyük bir emekle girdiği bu yolda 600 kilogram ürün elde etmeyi başaran Köseoğlu, girişimcilik hikayesini şu sözlerle anlattı: "Ailemle memleketimizde çıktığımız doğa yürüyüşünde yetişen çiçekler dikkatimi çekti. İnternetten araştırıp gerekli bilgileri edindikten sonra dikimini gerçekleştirdik. Ailemin de desteğiyle girdiğimiz salep yetiştiriciliğinde ilk mahsulümüzün hasadını yapmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Bizlere destek veren kurumlara teşekkür ediyorum. Vatandaşlarımızın bu bitkiyi yetiştirerek hem kendi bütçelerine hem de ülke ekonomisine katkı sağlamalarını tavsiye ederim." Eşinin girişimcilik ruhunu ilk günden beri desteklediğini belirten Umut Köseoğlu ise, "Eşim salep yetiştiriciliğine merak saldı, ben de kendisine her konuda destek verdim. Ekonomik anlamda güzel getirisi olan bir ürün, yöre insanımıza da bu alana el atmalarını tavsiye ediyorum" dedi. Hasat heyecanına protokol de ortak oldu Gülsüm Köseoğlu’nun elde ettiği başarılı ilk hasat, köyde düzenlenen bir etkinlikle taçlandırıldı. Bölgede salep üretimini teşvik etmek amacıyla Gökçebey Halk Eğitim Müdürlüğü tarafından eğitim alan 100 kursiyer de Köseoğlu’nun bahçesinde uygulamalı ders yaparak hasada katıldı. Gökçebey Halk Eğitimi Merkezi Müdürü Satılmış Erenoğlu, "Şu ana kadar kurumumuzda yüze yakın kişiye sertifika verdik. Üretimi çok zor olmayan bir bitki, her vatandaşımız rahatlıkla yetiştirebilir" ifadelerini kullandı. Kadın girişimcinin başarısını kutlamak için köye akın eden davetliler ve ilçe protokolü, hasat şenliğinde bir araya geldi. Programa; Devrek Belediye Başkan Yardımcısı Özcan Özmekik, Zonguldak İl Tarım ve Orman Müdür Yardımcısı Erol Ziyadoğlu, İl Tarımsal Şube Müdürü Osman Karaköse, Devrek İlçe Tarım ve Orman Müdürü Volkan Hızarcı, Gökçebey Halk Eğitim Müdürü Satılmış Erenoğlu ve çok sayıda davetli katılarak Köseoğlu’nu yalnız bırakmadı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
17 Mayıs 2026 Pazar- 15:42
Manisa’ya 376 araçlık dev filo
2
15 Mayıs 2026 Cuma- 12:53
Savunma sanayinde Sivas üs oluyor
3
17 Mayıs 2026 Pazar- 12:35
İŞKUR desteğiyle Milas’ta ‘Engelsiz Kafe’ açıldı
4
15 Mayıs 2026 Cuma- 09:41
Tüccarların depo oyunu: Elmalar depolandı, ucuza satılmak istenmiyor
5
16 Mayıs 2026 Cumartesi- 07:43
Karadeniz Ereğli’de üreticilere yüzde 75 hibe destekli fidan dağıtıldı
09 Ekim 2025 Perşembe - 10:12
16. etap Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı hibe sözleşmeleri imzalandı
Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programının 16. etabı kapsamında, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yatırıma alınan projelerin sahipleriyle hibe sözleşmeleri imzalandı. Program çerçevesinde toplam 29 projenin tamamlanmasının ardından 210,6 milyon lira tutarında hibe ödemesi yapılması planlanıyor. 16. Etap Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında 2025 yılı başvuru döneminde yapılan başvurulardan Merkez Değerlendirme Komisyonunca yapılan değerlendirme neticesinde altyapı yatırımları konusunda 6, ekonomik yatırımlar konusunda 23 proje kabul edilerek toplamda 29 projeye hibe desteği sağlanacak. Diyarbakır’daki bu 29 projenin toplam yatırım tutarı 421.2 milyon lira olurken, bu yatırımlar için 210.6 milyon lira tutarında yüzde 50 hibe olarak tahsis edildi. Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında Diyarbakır’da 2006 - 2024 yılları arasında 15 etapta, 214 proje uygulanarak toplam 214.5 milyon lira (güncellenmiş tutarla 835 milyon 806 bin 347 lira 22 kuruş) hibe desteği verilerek 2 bin 412 kişiye istihdam imkanı sağlanarak, bu projelerle kırsal alanda gelir düzeyinin yükseltilmesi, tarımsal üretim ve tarıma dayalı sanayi entegrasyonunun sağlanması, tarımsal pazarlama altyapısının geliştirilmesi, gıda güvenliğinin güçlendirilmesi, kırsal alanda alternatif gelir kaynaklarının oluşturulması, tarımsal faaliyetler için geliştirilen yeni teknolojilerin üreticiler tarafından kullanımının yaygınlaştırılması amaçlandı. Hibe sözleşmelerinin imzalanmasının ardından yatırımlarını tamamlayan proje sahipleri, program kapsamında hibe desteğinden yararlanabilecek.
09 Ekim 2025 Perşembe - 10:08
4 kuşaktır aynı lezzet
Bilecik’in Pazaryeri ilçesinde 4 kuşaktır geleneksel yöntemlerle boza üretimi yapan aile her yıl olduğu gibi bu yıl da kazanlarını kaynatmaya başladı. Dedelerin Yugoslavya’dan Pazaryeri’ne göç ettiğini ve çok zor şartlarda 1936’da ilçede 90 metrekare bir dükkan kiralayarak başladığı boza ve helva üretimi 89 yıldır aynı yerde aynı lezzetle devam ediyor. Ailenin 4 kuşak temsilcisi olan Murat Soydan, bozanın yalnızca nostaljik bir içecek değil, aynı zamanda doğal bir şifa kaynağı olduğunu belirterek "Boza; içerdiği b vitaminleri, doğal maya ve probiyotikler sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Soğuk kış günlerinde vücut direncini artırıyor, sindirime yardımcı oluyor. Biz Soydan Boza olarak 4 kuşaktır aynı tarifle, tamamen doğal ve katkısız üretim yapıyoruz. Geleneklerimizden ödün vermeden bu lezzeti yaşatmak bizim için bir gurur kaynağı. Kış mevsiminin habercisi olarak görülen boza, Pazaryeri’nde soğuk akşamlarda ’Pazarcık Helvası’ ve tarçın eşliğinde sofraların vazgeçilmezi olmayı sürdürüyor. Hem yerel halkın hem de çevre illerden gelen ziyaretçilerin büyük ilgi gösterdiği boza, Pazaryeri’nin kültürel mirasının önemli bir parçası olarak yaşatıyoruz" dedi.
09 Ekim 2025 Perşembe - 10:07
Gayrisafi Milli Hasıla 2024 yılında 44 trilyon 44 milyar 657 milyon 144 bin TL oldu
Gayrisafi Milli Hasıla (GSMH) 2024 yılında bir önceki yıla göre yüzde 64,3 artarak 44 trilyon 44 milyar 657 milyon 144 bin TL oldu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2024 yılı Kurumsal Sektör Hesapları verisini açıkladı. Buna göre, GSMH 2024 yılında bir önceki yıla göre yüzde 64,3 artarak 44 trilyon 44 milyar 657 milyon 144 bin TL oldu. Mali olmayan şirketlerin 2024 yılı katma değer içindeki payı yüzde 59,4 oldu Mali olmayan şirketler, toplam ekonomide oluşturlan katma değere en fazla katkıyı yapan sektör oldu. Mali olmayan şirketlerin toplam katma değer içindeki payı 2024 yılında yüzde 59,4 olarak gerçekleşti. Bu sektörü sırasıyla hanehalkı ve hanehalkına hizmet veren kar amacı olmayan kuruluşlar (HHKOK) ile genel devlet takip etti. Toplam gayrisafi tasarrufun Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’ya (GSYH) oranı 2024 yılında yüzde 30,1 oldu Toplam gayrisafi tasarrufun GSYH’ye oranı 2024 yılında toplam ekonomi için yüzde 30,1 oldu. Bu oran mali olmayan şirketler için yüzde 18,9 hanehalkı için yüzde 6,9 mali şirketler için yüzde 2,7 ve genel devlet için yüzde 1,5 oldu. Gayrisafi hanehalkı tasarruf oranı 2024 yılı için yüzde 11,3 oldu Hanehalkı tasarrufunun harcanabilir gelire oranı olarak tanımlanan tasarruf oranı, 2023 yılında yüzde 11,8 iken 2024 yılında yüzde 11,3 oldu. Net borç verme/net borç alma işleminin GSYH’ye oranı toplam ekonomi için 2024 yılında yüzde -0,7 oldu Toplam ekonomi 2023 yılında GSYH’nin yüzde 2,8 ile net borç alan pozisyondayken, 2024 yılında yüzde 0,7 ile net borç alan pozisyonda oldu.
09 Ekim 2025 Perşembe - 09:48
Diyarbakır OSB’de 23 bin kişi istihdam ediliyor
Diyarbakır Organize Sanayi Bölgesi (OSB) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Fidan, bölgede şu an 370 işletmenin aktif olduğunu ve 23 bin kişinin istihdam edildiğini söyledi. Fidan, son yıllarda Organize Sanayi Bölgesinin hem istihdam hem üretim kapasitesi açısından ciddi bir ivme yakaladığına değindi. Tekstilden gıdaya, plastikten metal sanayine kadar çok farklı sektörlerin OSB’de üretim yaptığını belirten Fidan, şu anda 370 işletmenin aktif durumda olduğunu ve yaklaşık 23 bin kişiye istihdam sağlandığını dile getirdi. Fidan, ’’Ancak bütün bu çabayı, bütün bu emeği zora sokan sorunlarımız var. Üretim yapmak istiyoruz ama finansman kanalları tıkanmış durumda. Son dönemde sanayicilerimizin en çok yakındığı konu, bankaların kredi politikaları. Sanayici bugün yatırım yapmak istiyor, işletmesini büyütmek istiyor ama bankalar önüne adeta duvar örüyor. Krediye ulaşmak neredeyse imkansız hale geldi. Biz üreticiler olarak bankalardan ekstra bir imtiyaz istemiyoruz. Tek talebimiz, üreten kesime nefes aldıracak finansman modellerinin geliştirilmesi. Çünkü üretim zincirinin her halkası şu anda tıkanmış durumda. Sermaye akışı olmayınca yatırım planları erteleniyor, yeni istihdam oluşturamıyoruz. Bölgedeki bazı bankalar, sanayiciyle reel ilişki kurmak yerine teminat, ipotek ve yüksek faiz şartlarıyla adeta üretimi cezalandırıyor. Oysa üretim, bu ülkenin en temel çıkış kapısıdır. Bizim bölgemiz gibi gelişmekte olan yerlerde sanayiye kredi değil, güven ve teşvik gerekir’’ dedi. ’’Bankalar üretimi desteklemeli’’ Devletin üreticiye özel destek mekanizmalarını devreye almasının büyük önem taşıdığına vurgu yapan Fidan, şöyle devam etti: ’’Üreten kesime yönelik uzun vadeli, düşük faizli finansman modelleri, enerji desteği, yatırım ve istihdam teşvikleri üreticinin nefes almasını sağlayacaktır. Özellikle tekstil sektörü son dönemde büyük bir darboğaz yaşıyor. Daha önce Türkiye’nin doğu illerinde fason üretim yapan birçok firma, Mısır ve Bangladeş gibi ülkelere yönelmiş durumda. Bu kayış, Diyarbakır’daki tekstil atölyeleri ve işletmeler için ciddi bir soruna neden oluyor. Oysa bölgesel pazarlar arasında lojistik olarak en avantajlı nokta Diyarbakır. Bu potansiyeli değerlendirmek için devletin hem iç pazarda hem dış ticarette bölge sanayicisini desteklemesi gerekiyor. Bu desteklerin içinde üreticiye özel devlet teşviklerinin yer alması gerekiyor. Vergi indirimi, enerji maliyetlerinde düzenleme, ihracat desteği ve AR-GE yatırımlarına yönelik teşvikler bölgedeki üretimi güçlendirecektir. Biz artık şunu açıkça söylemek zorundayız: Türkiye’nin doğusu sadece tüketen değil, üreten bir ekonomi haline gelmek istiyor. Diyarbakır OSB olarak biz buna hazırız. Genişleme alanlarımız tamamlandı, yeni yatırımlar sırada bekliyor. Fakat bu potansiyeli gerçeğe dönüştürecek şey, finansman, enerji ve pazar erişimi sorunlarının çözülmesidir. Bankalar üretimi desteklemeli, kamu kurumları bölgesel dengesizlikleri gözetmeli, yatırımcıya güven veren bir iklim oluşturulmalı. Bizim tek isteğimiz, üretenin cezalandırılmadığı, emeğin değer gördüğü bir ekonomi. Evet, sorunlarımız büyük finansmana erişemiyoruz, enerji maliyetleri yüksek, pazarda rekabet sert. Ama bütün bunlara rağmen Diyarbakır’daki sanayici üretimden vazgeçmiyor. Sabah erkenden fabrikasının kapısını açıyor, işçisinin maaşını ödüyor, ihracat yapıyor, üretmeye devam ediyor. Çünkü biz biliyoruz ki üretim, bir kentin onurudur. Sanayici pes ederse, şehir de umudunu kaybeder. Bugün Diyarbakır sanayicisi, bu zor dönemde ayakta durarak aslında bir direnç hikayesi yazıyor. Biz üretmeye devam ettikçe, bu şehir büyümeye devam edecek. Bizim bölgemizde üretim yapmak kolay değil, ama imkansız da değil. Altyapımız güçleniyor, genişleme alanlarımız hazır, yeni yatırımlar sırada bekliyor. Yeter ki üreticinin önündeki engeller kaldırılsın bankalar sanayiciyi müşteri değil, ortak olarak görsün, devlet bölgesel teşvik sistemini adil hale getirsin, üreticiye özel devlet destekleri kalıcı hale getirilsin, enerji ve ulaşım maliyetlerinde düzenleme yapılsın. Diyarbakır sanayisi bu destekleri aldığı anda, sadece bölgeye değil, Türkiye’nin üretim gücüne de büyük katkı sağlayacak potansiyele sahip. Bizim mücadelemiz sadece sanayiyle ilgili değil, aynı zamanda geleceğe dair bir inanç mücadelesi. Bu şehirde, bütün zorluklara rağmen üretim yapmak, aslında umut üretmektir. İşte bu yüzden, sanayici bu ülkenin en sessiz ama en güçlü kahramanıdır. Bizim çağrımız net üretimden, istihdamdan, emekten yana olan herkes Diyarbakır’ın sanayicisinin yanında durmalı. Çünkü biz, yıkılmayan, yılmayan, üretmeye devam eden bir şehiriz.’’
09 Ekim 2025 Perşembe - 09:46
OYAK, İSKEN Enerji’nin yüzde 100’üne sahip oldu
Almanya merkezli Steag Power GmbH’nin yüzde 51 hissesini satın alan OYAK, Türkiye’nin toplam elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 3’ünü tek başına gerçekleştiren İSKEN’de tam kontrol sahibi oldu. Almanya merkezli Steag Power GmbH’nin yüzde 51 hissesini satın alan OYAK, İSKEN-Sugözü Enerji Santrali’nde tam kontrol sahibi oldu. 2025 yılının Temmuz ayında varılan mutabakatın ardından resmi imzalar, OYAK Enerji Şirketleri Yönetim Kurulu Başkanı Yüksel Yılmaz ve İSKEN Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Doğan’ın katılımıyla Madrid’de düzenlenen törende atıldı. Steag Power GmbH’nin yüzde 51 hissesini devretmesinin ardından İSKEN’in yanı sıra liman ve elleçleme faaliyetlerini yürüten şirket de tamamen OYAK’ın kontrolüne geçti. Enerji güvenliğini yalnızca bir yatırım alanı olarak değil, Türkiye’nin geleceğine karşı üstlenilmiş bir sorumluluk olarak gördüklerini ifade eden OYAK Genel Müdürü Murat Yalçıntaş, "Steag Power GmbH’nin yüzde 51 hissesini satın alarak İSKEN Enerji’de tam kontrolü sağlamamız bu konuya bakışımızın somut yansımasıdır. Türkiye’nin elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 3’ünü tek başına gerçekleştiren tesis, ülkemizin enerji arz güvenliğinde kritik bir rol üstleniyor. Bu stratejik adım, yalnızca bugünün değil, yarının enerjisini de güvence altına alma kararlılığımızın güçlü bir göstergesi" dedi. Şirketin enerji yatırımlarının Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle doğrudan örtüştüğünü vurgulayan Yalçıntaş, sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Enerji, ekonomik bağımsızlığın ve sanayinin sürdürülebilirliğinin temel unsuru. Biz bu alanda sadece üretim kapasitemizi artırmayı değil, aynı zamanda çevresel ve teknolojik dönüşümü destekleyen, uzun vadeli bir değer zinciri oluşturmayı hedefliyoruz. Türkiye’nin artan enerji talebine güvenilir, verimli ve çevreye duyarlı çözümlerle cevap vermeyi önceliklendiriyoruz." Türkiye’nin Akdeniz sahilindeki enerji üssü Yapılan açıklamaya göre, İskenderun Dörtyol sahilinde 1360 MW kurulu güç ile faaliyetlerini sürdüren İSKEN Enerji, yıllık 9 milyar kilovatsaat ortalama üretimi ile Türkiye’nin toplam elektrik üretiminin yüzde 3’ünü tek başına gerçekleştiriyor. Şirketin santral sahasında ayrıca 27 MW gücünde güneş enerji santrali bulunuyor. Alt yüklenicilerle birlikte bin kişinin istihdam edildiği İSKEN Enerji, hem bölgenin hem de Türkiye’nin ekonomisine önemli katkılar sağlıyor.
09 Ekim 2025 Perşembe - 09:41
İTO Başkanı Avdagiç’ten 2026’da "ithalat hedefi" koyma önerisi
İTO Başkanı Şekib Avdagiç, "Dış ticaret açığını küçültmek zorundayız, büyütme lüksümüz yok. Burada sadece ithalat, ihracat rakamını takip ederek gerçekçi bir resim çizmemiz mümkün değil. 2026’ya geçerken Türkiye olarak ithalat hedefi de koymalıyız" dedi. İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, gazetecilere yaptığı açıklamada iş dünyasının gündemindeki konuları değerlendirdi. Avdagiç, mal ihracatındaki açığın 85-90 milyar dolar mertebesinde olmasını beklediklerini belirterek, "Bence en dikkat etmemiz gereken konu bu. Yani Türkiye’nin son 150 yıldır dış ticaret açığını kapatamaması. Başımıza ne geldiyse bundan dolayı geldi. Bizim ihracatımız, ithalatımızın 85 milyar dolar altında olduğu için ihracatımızı yüzde 10, ithalatımızı da yüzde 7 artırdığımız zaman mutlak değeri olarak ikisi de aynı artıyor" dedi. Avdagiç, mal dış ticareti açığının bir kısmının hizmet ihracatıyla kapatıldığını vurgulayarak, "Hizmet ihracatı bu sene bazı sektörlerdeki olumsuzluklara rağmen belli bir seviyede gidiyor. Cumhurbaşkanımızın 3 Ocak 2025’te mal ve hizmet ihracatı ile ilgili verdiği hedeflere ulaşacağız. Buradaki trende göre, olağanüstü dış konjoktürel bir durum olmazsa bu hedefe ulaşacağız" diye konuştu. "Dış ticaret açığını büyütme lüksümüz yok" Şekib Avdagiç, 2026’ya geçerken ihracatta olduğu gibi ithalatla ilgili de hedefler koyulması ve bunların takip edilmesi gerektiğini kaydetti. Avdagiç, şunları söyledi: "Dış ticaret açığını küçültmek zorundayız, büyütme lüksümüz yok. Burada sadece ithalat, ihracat rakamını takip ederek gerçekçi bir resim çizmemiz mümkün değil. 2026’ya geçerken Türkiye olarak ithalat hedefi de koymalıyız. Türkiye’nin ithalat ve ihracat rakamları hem mal hem de hizmet ticareti tarafında elbette çok yakın takip ediliyor. Ticaret Bakanımız Ömer Bolat her sunumunda mal ihracatını, mal ithalatını, hizmet ihracatını, hizmet ithalatını ortaya koyuyor. Bizim, ihracat için hedeflerimiz var ama ithalat için koyduğumuz bir hedef yok. İthal ettiğimiz ürünlerin bir kısmını nasıl yurt içinde üretiriz de ithalatımızı aşağıya doğru çekeriz, bu yaklaşımı önceleyen bir süreci gündeme getirmemiz gerekiyor. Mesela Türkiye plastik sektöründe senelerdir plastik hammaddesi konusunda bir yatırım yapamadı. Birçok çalışmalar, teşvikler var ama Türkiye’nin toplam plastik hammadde ihtiyacının yurt içindeki tedariki yüzde 15’in altına düştü." "Krediye ulaşma konusu, şu anda kredi maliyetinden de daha önemli bir konu" Avdagiç, İstanbul iş dünyasının amasız, fakatsız, lakinsiz enflasyonun düşürülmesi gerektiği konusunda mutabık olduğunu, ancak piyasa yansımaları konusunda beklentilerinin karşılanmasını talep ettiklerini söyledi. Avdagiç, bu beklentiler arasında en önemlisinin özellikle KOBİ’lere yönelik kredi tahsislerinin kredi kısıtlamaları dışında bırakılması olduğunu kaydetti. Bununla ilgili alınmış bazı kararlar olduğunu belirten Avdagiç, "Bankalar, bu çerçevenin kendilerini zorladığını ifade ederek KOBİ’lere yeterli kredi plase edemiyorlar. Krediye ulaşma konusu, şu anda kredi maliyetinden de daha önemli bir konu" dedi. Avdagiç, ikinci konunun da Merkez Bankası’nın referans faiziyle ticari kredi faiz arasındaki makas olduğunu kaydetti. Avdagiç, şöyle devam etti: "Bankalar, mevduatlarının yüzde 60’ını TL olarak bulundurma mecburiyetinden dolayı çok agresif bir şekilde TL mevduata hücum ediyorlar. Bu da TL mevduat toplarken bankaların maliyetini yükseltiyor. Bankalar da maliyet yükseldiği için kredi maliyetlerini otomatik olarak yükseltmek zorunda kalıyorlar. Dolayısıyla bu konu, şu anda sadece bankaların düzenleyebileceği bir konu değil. Neticede empati de yapmak lazım. Siz şu anda hala yüzde 47-48 ile mevduat topluyorsanız, bunu kaçla satacaksınız? Bu anlamda o oranların da gözden geçirilmesinde fayda var. Keskin ve sert kuralların hepsi bir arada olunca sistemde ciddi bir daralma ortaya çıkıyor." "Türkiye döviz bazında pahalı hale geldi" Avdagiç, "Almanya’da Anuga Gıda Fuarı’nda bakliyat ihracatçısı büyük bir firmamızla detaylı bir görüşme yaptık. ‘Ben, ihtiyacımın tamamını yurt içindeki üreticiden karşılayıp, işleyerek ihracat yapıyordum. Şu anda ihracatımın yüzde 80’ini, yurt dışından tedarik ettiğim ürünleri Türkiye’de işleyip paketleyerek gerçekleştiriyorum’ diyor. Bir katma değer muhakkak oluşuyor ama Türkiye, döviz bazında baktığınız zaman bu anlamda pahalı hale geldi. Dengeyi kaybetmememiz gerekiyor" diye konuştu. Avdagiç, gastronomi fiyatlarının aksine, İstanbul’daki otel fiyatlarının Avrupa ölçeğine göre hala çok ucuz olduğunu söyledi. Avdagiç, "Avrupa’da bir kasabadaki 3 yıldızlı otel fiyatına İstanbul’da 5 yıldızlı otelde kalabilirsiniz. Otel fiyatlarında hala bir toparlanma olmadı" ifadelerini kullandı. "2033’e kadar filosunu 813 uçağa çıkarma planlaması yapan THY, tabii ki Boeing’den uçak alacak" Türk Hava Yolları’nın Boeing ile yaptığı uçak satın alım anlaşmasına ilişkin bir soruyu yanıtlayan Şekib Avdagiç, "Boeing yeni bir konu değil. Türk Hava Yolları’nın zaten şu anda Boeing’den ciddi bir siparişi var. 2033 yılına kadar filosunu 813 uçağa çıkarma planlaması yapan Türk Hava Yolları, tabii ki Boeing’den uçak alacak. Burada bir filoyu büyütme, bir de filoyu yenileme süreci var. Filonuzu büyütürken elinizdeki eski uçakları da elden çıkarıp, bunları yeni uçaklarla yenilemeniz gerekiyor. Üç sebepten dolayı hem yakıt tasarrufu hem yolcu memnuniyeti hem bakım maliyetinin azaltılması ve işletme maliyetlerinin düşürülmesinden dolayı filonuzu yeniliyorsunuz. Çünkü önemli rakipleriniz var. Avrupa’da ilk defa geçen sene toplam uçuşların içindeki low-cost’ların payı yüzde 50’yi geçti. Bütün bunların içinde Türk Hava Yolları bu kadar başarılı bir ivme yakalayıp büyürken bu tartışmaların haklı hiçbir tarafı olamaz" dedi. Avdagiç, Boeing’in Türkiye’den daha fazla parça satın almasının mümkün olup olmadığına yönelik bir soruya şu yanıtı verdi: "Boeing, Türkiye’den belli oranlarda parça alıyor. TUSAŞ bu konuda ciddi şekilde hem Boeing’in hem Airbus’un tedarikçisi. Bunun dışında Türkiye’den alım yaptığı başka özel sektör firmaları da var. Bunların sayısını artırmamız lazım. Boeing’in de Airbus’ın da yazılı olmayan bir kuralı vardır. Parça alma konusunda sertifiye olmuş, mertebe olarak da 100 milyon dolarlık büyüklüğü olan şirketlerle çalışmayı tercih ediyorlar. Bu süzgeci koyduğumuz zaman bizim çok değil, bir elin parmağı kadar az sayıda firmamız var. Yani biraz özeleştiri yapmamız lazım. Bizim bu alanda yetkin firma sayımızı artırmamız gerekiyor. Boeing’de ve Airbus’ta problem aramaktan ziyade, kapasite artışı ve sertifikasyon ile yetkin firma oluşturma konusundaki gayretimizi artırmamız lazım." "ABD ile dengeyi sağlamak için elimize koz geçti" Avdagiç, ABD ile yapılan LNG satın alım anlaşması yapılması konusunda da şunları söyledi: "Türkiye, halihazırda bir LNG ithalatçısı. Mevcut bir yerden LNG alacağız, bir de Amerika’dan alacak değiliz ki. Biz bunu ‘replace’ ediyoruz, yani yerine koyuyoruz. Değişen dünya dengelerine bağlı olarak enerji tedarik kaynaklarımızı çeşitlendiriyoruz. Ben pozitif gözle bakıyorum. Boeing, zaten paketin içinde olan, ‘loop’un (döngünün) içinde olan bir alım. LNG, burada yeni bir şey. ABD ile çok hızlı bir şekilde dengeyi sağlamak için bizim elimize bir koz geçti. Ben, Amerikan makamlarının bize uyguladıkları birtakım vergilerle ilgili daha avantajlı bir statü kazanmamız için elimize bir koz geçtiğini düşünüyorum. Trump, şu anda ticaret dengesi Amerika’nın aleyhine olanlara, çok ciddi vergi oranları koyuyor. Hızlıca bir iyileşme ve geri çekim olmasını bekliyoruz. Bu konuda Ticaret Bakanlığımız da çalışıyor. Dolayısıyla ben bunu ABD ile ticaretimizi büyütme konusunda bir fırsat olarak görüyorum. Tabii çok çalışmamız lazım. Kimse altın tabakta ben size satıyorum, ben de sizden alacağım demiyor. Ama bir fırsat penceresi açıldığını düşünüyorum." "Bütün yorumlar Almanya’ya ne kadar Togg gelirse satılacağı yönünde" Son dönemde Almanya’ya birkaç ziyaret yaptığını belirten Avdagiç, Togg’un Almanya’da çok ciddi bir imaj oluşturduğunu kaydetti. Avdagiç, şöyle devam etti: "Yorumlarda subjektif davranabilirsiniz ama Togg’un aldığı 5 yıldız çok objektif bir kriterdir. Togg, müthiş dayanıklı bir otomobil. Hani Volvo’nun bir imajı vardır ya, emin olun Togg onun üstünde. Şu anda Togg ile ilgili bir pozitif algı oluştu. Dolayısıyla Togg, Almanya’da herkesin öngördüğünün ötesinde büyük bir heyecanla bekleniyor. Bütün yorumlar Almanya’ya ne kadar Togg gelirse satılacağı yönünde. Bu konuda konuştuğum herkesten aldığım yorumlar bu istikamette."
09 Ekim 2025 Perşembe - 09:40
Modifiye traktörler Bursa Tarım Fuarı’nın ilgi odağı oldu
Bursa’da düzenlenen Bursa Tarım Fuarı’nda sergilenen fiyatları 1,5 milyon ila 6 milyon arasında değişen modifiye traktörler, çiftçilerin yoğun ilgisiyle karşılaştı. Bursa Tarım Fuarı Bursa Fuar Merkezi’nde açıldı. Teknolojik ürünler, tarım makine ve ekipmanları, drone, yapay zeka ürünleri, ilaçlama aparatları, biçerdöverler ve traktörlerin sergilendiği fuar, büyük bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Fiyatları 750 bin ile 9 milyon lira arasında değişen traktörlerin bulunduğu fuarda, Konya ve Sivaslı çiftçilerin modifiye traktörleri ilgi odağı oldu. Çiftçilerin yakından incelediği bazılarının "Bunları tarlaya çamura toprağa nasıl sokacaksın yazık" diyerek ilgiyle izlediği modifiye traktörler, 1,5 ila 6 milyon lira arasında değişen fiyatlarıyla dikkati çekti. Türkiye’de benzeri yok Konyalı 17 yaşındaki çiftçi Serdar Koçin, küçüklüğünden bu yana tarımın içinde olduğunu belirterek, ailesiyle buğday, arpa, kimyon, anason ve nohut ürettiklerini anlattı. Gençlerin şehre gitmeyi arzulamasını anlamadığını belirten Koçin, şöyle konuştu: "Ben toprakla, tarımla, üretimle uğraşmayı, traktörle tarla işlemeyi, kırsalı, köyü çok seviyorum. Herkes otomobiline modifiye yaptırıyor ben de traktörüme uygulamak istedim. Çift krom egzoz ekledim. Normalde rengi kırmızıydı ben karbon yaptım siyaha renge dönüştürdüm. Güçlendirilmiş motor var. 200 bin liradan fazla harcadım. Türkiye’de benzeri yok. Bana göre 6 milyon lira değeri var ama traktörümden bu paraya ayrılır mıyım bilmiyorum." Sivaslı çiftçinin Pikachu tasarımlı traktörü Sivaslı çiftçi Soner Cengi ise pancar ve ayçiçeği ürettiğini anlatarak, "Modifiye traktörümde birçok özellik bulunuyor. Çift tepe lambası, çakarlı led, iç özel aydınlatma, hava kompresörü, yangın tüpleri, hırsızlara karşı özel koruma sistemi, egzozdan alev atmayı sağlayan LPG tankı gibi birçok ilave var. 1,5 milyon lira fiyat biçtim traktörüme" dedi. Sivas’tan gelen çiftçi Nihat Kaya ise şeker pancarı ürettiğini ifade ederek, "2021 model traktörüm. Sivas’ta pancar hasadı sürüyor. Pancar sökümü yapıp fuara geldim. Rengi kırmızıydı modifiye traktörümün sarı yaptık ve pikachu resimleriyle donattık. Pikachu tasarımlı modifiye uyguladık. Çocuklar da çok sevdi bu traktörü. Otomatik dümenleme sistemi, ses sistemi ve diğer ilave özelliklerle 1,5 milyon liralık bir traktör oldu" diye konuştu. AgroGreen Bursa Tarım Fuarı, 11 Ekim’e kadar gezilebilecek.
09 Ekim 2025 Perşembe - 09:35
Tescilli Kuytucak narında hasat başladı
Adana’nın Kozan ilçesinde 900 rakımda yetişen ve lezzeti tescillenen Kuytucak narında hasat başladı. Bu yıl nisan ayında yaşanan don olayı nedeniyle rekolteni ciddi oranda düştüğü ifade edildi. Kozan’ın Kuytucak ve Karanebili Mahalleleri’nde yetişen, ince kabuğu, iri taneleri ve kendine has aromasıyla bilinen Kuytucak narı, 3 yıl önce coğrafi işaret alarak bölgenin tescilli ürünleri arasında yer aldı. Bu yıl yaklaşık 10 gün sürecek hasat, zorlu yamaçlardaki bahçelerde başladı. Geçen yıl dalında 20 TL’den alıcı bulan nar, bu yıl 70-80 TL arasında satıldı. Nisan ayında yaşanan zirai don nedeniyle rekolte kaybı yaşanmasından kaynaklı hasadın bahçelerde kısa sürdüğü ifade edildi. Ata topraklarından geleceğe taşınan Kuytucak narında geçen yıl 15 ton ürün alınan bahçelerde bu sezon ancak yarım ton civarında hasat edilmesi kaybı gözler önüne serdi. Karanebili Mahallesi’nden Ali Ağluç, köyde yalnızca nar değil, birçok üründe de rekolte kaybı yaşandığını söyledi. Ağluç, "Bu yıl tadımlık kadar az ürün var. Hasat başlar başlamaz bitecek gibi. Her yıl 15 ton verim aldığımız bahçede bu yıl 500 kilo zor toplarız. Geçen yıl 20-25 TL’den sattığımız nar bu yıl 5 katına çıksa da ürün yok. Kuytucak narı ince kabuklu, aromalı ve tatlı olduğu için tescillendi. Savruk suyunun ve doğal kar sularının beslediği bu narlar, bu yıl nisan ayındaki don nedeniyle yandı. Bu yıl incir, kiraz, ceviz ve pelit bölgemizde hiç yok. Zeytinde ise yüzde 50 rekolte kaybı var" dedi.
09 Ekim 2025 Perşembe - 09:33
Şanlıurfa’da pamuk koruma altında
Şanlıurfa’nın en önemli tarım ürünlerinden biri olan pamuğun kalitesinin ve verimliliğinin korunması amacıyla Şanlıurfa Valiliği tarafından 22 maddelik genel emir yayınladı. Pamuğun Türkiye’deki üretim lideri olan Şanlıurfa’da kalitenin korunması ve verimliliğin arttırılması amacıyla 22 maddelik genel emir yayımlandı. Genel emir, pamuk toplama makinaları ile yapılan hasatta tarladaki pamuğun zamanında, en az ürün ve kalite kaybı ile tekniğine uygun olarak hasat edilmesini sağlamak ve çırçırlama, depolama işlemleri kapsamında çırçır ve prese fabrikalarında usulüne uygun iş, işlemlerin yerine getirilmesini temin ederek ürün kaybını önlemek amacıyla yayınlandı. Genel Emir ile ilgili bir değerlendirmede bulunan Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak, "Bu önemli stratejik ürünün değer kaybına uğramadan, kalitesini kaybetmeden satışa sunulması büyük önem taşıyor. Bunun için de kaliteyi koruma ve denetim komisyonlarını en hızlı şekilde oluşturarak kontrol ve denetimle yükümlü olan bütün kuruluşlarımız en yüksek sayıda denetim personeli ile bugünden itibaren sahaya çıkarak denetimlerine başlayacaklar. Genel Emir çerçevesinde uygulayıcı bütün kuruluşlarımız bu hassasiyetle hareket ederek, yapılacak çalışma ve denetimler bizzat benim ve ilgili kurum yöneticilerinin yakın takibinde olacak. Genel Emir kararının üreticilerimize ve bütün pamuk sektörüne hayırlı olmasını diliyorum" dedi. Vali Şıldak ayrıca kaymakamlıklar ve belediyeler tarafından üreticilere duyurulacak olan Genel Emir’de belirlenen kuralların oluşturulacak denetim ekipleriyle eksiksiz ve tavizsiz bir şekilde denetleneceğini, tespit edilen aykırılıklara müdahale edilerek idari yaptırım uygulanacağını da sözlerine ekledi.
09 Ekim 2025 Perşembe - 09:14
Bafra Ovası’nda 100 bin dekarlık alanda kışlık sebze ekimi başladı
Samsun’un Bafra Ovası’nda yazlık sebze sezonunun tamamlanmasının ardından, yaklaşık 100 bin dekarlık alanda kışlık sebze ekimi gerçekleştirildi. Ziraat Odası Başkanı Osman Tosuner, karnabahardan ıspanağa kadar birçok ürünün toprakla buluştuğunu belirterek, üretimin denetim altında ve bilinçli şekilde sürdüğünü ifade etti. Bafra Ovası’nda yazlık sebze hasadının sona erdiğini söyleyen Tosuner, "2025 sezonu yazlık sebzede bitiyor. Çeltik hariç ürünlerimizde sezon tamamlandı. Şimdi ikinci kuşakta arpa, buğday ekimi devam ediyor. Aynı zamanda yaklaşık 100 bin dekar alanda kışlık sebze ekimi yapılıyor" dedi. Karnabahardan marula, tarlalardan sofralara Kışlık sebze üretimi kapsamında, karnabahar, brokoli, beyaz lahana, ıspanak, marul ve pırasa gibi ürünler tarlalara ekildi. Tosuner, gübre kullanımının da bilinçli yapıldığını vurgulayarak, "Kalite ve lezzeti bozulmadan üretim yapıyoruz. Her şey denetim altında," ifadelerini kullandı. Ocak 2026’dan itibaren makul fiyatlarla pazarda Tosuner, kışlık sebzelerin 2026 yılı Ocak ayından itibaren daha makul fiyatlarla ve günlük taze olarak pazarlarda yerini alacağını belirterek, "Bugün tarladan toplanan ürün, akşam sevk edilip sabah İstanbul, Ankara, Van, Diyarbakır gibi illerdeki hallere ulaşıyor" şeklinde konuştu. İhracat da devam ediyor Bafra Ovası’nda yetiştirilen ürünlerin sadece iç pazarda değil, Gürcistan ve Ukrayna gibi ülkelere de ihraç edildiğini belirten Tosuner, "Biz üretim bölgesiyiz. Üretiyoruz, üretiyoruz, üretiyoruz" sözleriyle Bafra’nın tarım potansiyeline dikkat çekti.
09 Ekim 2025 Perşembe - 09:13
Serbest piyasada döviz fiyatları
Dolar 41,7210 liradan, euro ise 48,7100 liradan güne başladı. İstanbul Kapalıçarşı’da 41,7190 liradan alınan dolar 41,7210 liradan, 48,7080 liradan alınan euro ise 48,7100 liradan satılıyor. Son kapanışta dolar 41,71 liradan, euro ise 48,55 liradan satılmıştı.
09 Ekim 2025 Perşembe - 09:11
Adana’da yağmuru önlüyor algısı artınca ’dolu savar’ cihazının kullanımı yasaklandı
İklim değişikliği etkilerinin en sık hissedildiği Adana’da çiftçilerin talebi üzerine ’dolu savar’ cihazlarının kullanımı yasaklandı. Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, "Cihaz kullanımının yağmura engel olduğuna dair bilimsel bir açıklama yok ancak çiftçiler arasında bu cihazlar yağmura engel oluyor algısı vardı. Bu sebeple kullanım yasaklandı" dedi. Türkiye’de tarımın başkentlerinden olan Çukurova bölgesi, iklim değişikliğinin etkilerini hissediyor. Çukurova tarımının başkenti Adana’da da bu etkiler, başta su kaynaklarının azalmasıyla birlikte çiftçileri de olumsuz etkilemeye başladı. Son dönemlerde Çukurova bölgesinde yağışların düzensizleşmesi üzerine üreticiler arasında bu durumun ‘dolu savar’ cihazlarından kaynaklanabileceği yönünde şikayetler arttı. Bunun üzerine Adana Valiliği ile İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından alınan kararla ‘dolu savar’ cihazlarının kullanımı yasaklandı. "Bu cihazın kullanımı yasaklandı" Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, konuyla ilgili İhlas Haber Ajansı muhabirine yaptığı açıklamada, "Son yıllarda çiftçilerimizin ‘dolu savar’ çalıştırıldığında bulutlardan düşecek yağmur yağmıyor diye şikayetleri arttı. Bunun üzerine Adana Valiliği ile İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından alınan karar ile bu cihazın kullanımı yasaklandı. Bunun hiçbir bilimsel açıklaması yok. Türkiye’nin tamamında iklim değişikliği etkisini hissettiriyor. Yağmurlar bazen afet, bazen de gelip geçici oluyor. Valiliğimiz de ‘dolu savar’ cihazlarına oluşan algı sebebiyle yasak getirdi" ifadelerini kullandı. "Bilimsel açıklama yok" Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün verilerinin bilimsel olduğunu, cep telefonu uygulamaları ile hava durumunun takip edilebildiğini belirten Doğan, "Dolu savar kullanımı hiçbir kimseye zarar vermiyor ancak çiftçilerimiz arasında panik oluşturduğu için valiliğimiz bu kararı aldı. Herhangi bir bilimsel açıklama yok. Bir süreliğine bu yasak alındı. Meteoroloji’nin uygulamasında yağmur, dolu veya fırtınayı 30 dakika önceden zaten tespit ediyoruz. Bizim bölgemizde bazı büyük çiftçiler tarafından bu cihaz kullanılıyor. Önceden de cihaz vardı ama son yıllarda kuraklık artınca herkes sorunu burada gördü. Sorun burada görülünce yasak kararı alındı" diye konuştu. Alınan karar doğrultusunda şehir genelinde ‘dolu savar’ cihazlarının kullanımı tamamen durdurulurken, denetimleri İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerinin yürütüleceği kaydedildi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder