EKONOMİ
08 Mayıs 2026 Cuma - 13:20 Rönesans Gayrimenkul Yatırım’ın operasyonel kârı 54 milyon euroya ulaştı Türkiye’nin önde gelen ticari gayrimenkul yatırımcılarından Rönesans Gayrimenkul Yatırım, 2026 yılının ilk çeyreğinde büyüme performansını sürdürdü. Güçlü kira yapısı ve aktif varlık yönetimi sayesinde sürdürülebilir büyümeye devam eden şirketin operasyonel kârı (NOI) geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 19 artışla 54 milyon euroya yükseldi. Rönesans Gayrimenkul Yatırım’ın aynı dönemde kiracı ciroları yüzde 38 artarak, enflasyonun ve sektör ortalamasının üzerinde gerçekleşti. Rönesans Holding’in ticari gayrimenkul geliştirme ve yatırım şirketi Rönesans Gayrimenkul Yatırım, portföyündeki yüksek doluluk oranı, güçlü kiracı karması ve dinamik varlık yönetimi yaklaşımıyla yılın ilk çeyreğinde de operasyonel verimliliğini artırmaya devam etti. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Şanlıurfa, Samsun ve Kahramanmaraş’ta bulunan 12 alışveriş merkezi ve 4 ofis binasıyla Türkiye’nin önde gelen ticari gayrimenkul yatırım gruplarından biri olan şirket, yüzde 99,5 doluluk oranıyla perakende gayrimenkul sektöründeki önemli konumuna devam etti. "Güçlü finansal yapımızla büyümemizi sürdürüyoruz" Rönesans Gayrimenkul Yatırım Genel Müdürü Yağmur Yaşar, 2026 yılının ilk çeyreğine ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: "2026 yılının ilk çeyreğinde operasyonel kârımız, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 19 artış göstererek 54 milyon euroya ulaştı. Aynı dönemde düzeltilmiş net aktif değerimiz ise 3,5 milyar euro olarak gerçekleşti. Güçlü operasyonel performansımız ve varlık değerlerimizdeki artış sayesinde büyümemizi istikrarlı şekilde sürdürüyoruz. Serbest nakit akışımızdaki yükseliş; operasyonel kârlılıktaki artış, finansman maliyetlerindeki düşüş ve yatırım ile operasyon giderlerinde sağlanan optimizasyonun etkisiyle gerçekleşti. Elde ettiğimiz bu sonuçlar, operasyonel verimliliğimizde kayda değer bir iyileşmeye işaret ederken, yıllık 150 milyon euronun üzerinde güçlü bir nakit üretim kapasitesine ulaştığımızı ortaya koyuyor." "Hem ziyaretçi sayısı hem operasyonel performans arttı" 2026 yılının ilk çeyreğinde alışveriş merkezlerindeki ziyaretçi sayısının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2 artarak 28,1 milyona ulaştığını belirten Yaşar, aynı dönemde kiracı cirolarının yüzde 38 artış gösterdiğini ifade etti. Böylece kiracı cirolarının hem yüzde 31 seviyesindeki TÜFE’nin hem de yüzde 32 olan sektör ortalamasının üzerinde gerçekleştiğini vurgulayan Yaşar, portföy genelinde doluluk oranının ise yüzde 99,5 seviyesinde olduğunu söyledi ve şöyle devam etti: "Yılın ilk üç ayında toplam 7 bin 783 metrekare yeni kiralama gerçekleştirdik ve 36 yeni mağaza açtık. Aktif kiralama ve yeniden konumlandırma çalışmalarımızla portföyümüzün performansını desteklemeye devam ediyoruz. 2026 yılına güçlü bir başlangıç yaptık. Operasyonel kârlılığımızı çift haneli büyütürken, yüksek doluluk oranımızı koruduk. Enflasyona endeksli ve kiracı performansına bağlı kira modelimiz sayesinde gelirlerimizi sürdürülebilir şekilde artırıyoruz. Güçlü nakit akışımız ve disiplinli bilanço yönetimimizle hem mevcut varlıklarımızda değer oluşturmayı hem de seçici büyüme fırsatlarını değerlendirmeyi sürdüreceğiz." Büyüme ve yeni projeler devam ediyor Hem organik büyüme hem de stratejik satın almalarla yüksek kaliteli varlıklara odaklanan yatırım stratejisini sürdüren Rönesans Gayrimenkul Yatırım, Piazza Park Maltepe konut ve Maltepe Ofis projeleri başta olmak üzere portföyünü çeşitlendirmeye devam ediyor. İnşaatı devam eden, konut, home ofis ve ticari alanlardan oluşan toplam 229 bağımsız bölümlü Piazza Park Maltepe projesinin yüzde 23’ü satılmış durumda. Maltepe Ofis projesiyle portföyüne yaklaşık 32 bin metrekare kiralanabilir alana sahip A+ ofisler eklemeye hazırlanan Rönesans Gayrimenkul Yatırım, ofis kiralarındaki artış beklentisine paralel olarak bu segmentte önemli bir gelir artışı potansiyeli görüyor. 2028’de elektrik tüketiminin tamamı yenilenebilir kaynaklardan sağlanacak Portföyünde bulunan 15 varlığın tamamının BREEAM In-Use "Outstanding" sertifikasına sahip olmasıyla dünya genelinde üst seviyelerde yer alan Rönesans Gayrimenkul Yatırım, sürdürülebilirlik alanındaki performansını 2026’da da sürdürdü. Grup şirketlerinden Rönesans Enerji ile hayata geçirilen iş birliği kapsamında Türkiye’deki ilk 20 yıl vadeli Yenilenebilir Enerji Yatırım ve Tedarik Anlaşması’na (YEYTA) imza atan şirket, herhangi bir sermaye harcaması yapmadan 20 yıl boyunca yenilenebilir enerji tedarik edecek ve pozitif nakit akışı sağlayacak. Bu kapsamda, 2026 yılı sonuna kadar toplam elektrik tüketiminin yüzde 67’sinin yenilenebilir kaynaklardan karşılanması, 2028 yılı itibarıyla ise bu oranın yüzde 100’e ulaşması hedefleniyor.
08 Mayıs 2026 Cuma - 13:05 Karavan ve yatlarda kesintisiz enerji CW Enerji’nin karavan, tekne ve yat gibi hareketli ortamlarda kullanım için geliştirdiği paneller; hafif, ince ve modüler yapısıyla dikkat çekerken, kullanıcıların bulundukları her yerde güneş enerjisinden faydalanmasına imkan tanıyor. CW Enerji’nin ürettiği esnek güneş panelleri karavan, tekne, yat gibi birçok uygulama alanında kullanım avantajına sahip olduğu için ideal bir çözüm sunuyor. Güneş panelleri sayesinde hareket halindeyken bile güneşten elektrik üretilebiliyor. CW Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Tarık Sarvan, AR-GE çalışmaları ile sektörde fark oluşturan ürünler tasarlamaya ve güneş enerjisinin sınırlarını genişletmeye devam ettiklerini vurguladı. Güneş panellerinin artık sadece sabit çatılarda değil, hayatın her anında ve her zemininde kullanılabildiğini belirten Sarvan, markanın yeni nesil mobil enerji çözümlerine dikkat çekti. "Esnek ve katlanabilir çözümlerle sınırları aşın" Güneş enerjisini geleneksel kalıpların dışına çıkardıklarını ifade eden Sarvan, "Hafif ve dayanıklı malzemelerden ürettiğimiz esnek güneş panellerimiz, aerodinamik yapısı ve bükülebilir özelliği sayesinde karavan, yat ve tekne gibi kavisli yüzeylere mükemmel uyum sağlıyor. Bunun yanı sıra, taşınabilirliği odağa aldığımız katlamalı panellerimiz ile doğa tutkunlarına ’çantada enerji’ özgürlüğü sunuyoruz. Kurulum gerektirmeyen bu paneller, kamp alanlarından hobi bahçelerine kadar her yerde güneşin sonsuz gücünü elektrik enerjisine dönüştürüyor" dedi. "Güç istasyonları ile kesintisiz enerji ekosistemi" Panellerle üretilen enerjinin verimli bir şekilde depolanmasının önemine değinen Sarvan, CW Enerji’nin bütüncül bir çözüm sunduğunu belirtti. Sarvan, "Mobil Enerji Depolama sayesinde yeni nesil güç istasyonlarımız, güneş panellerinden gelen enerjiyi depolayarak priz arama derdine son veriyor. Çok Yönlü Kullanım özelliği ile laptoplardan soğutuculara, aydınlatma ünitelerinden tıbbi cihazlara kadar tüm elektronik ihtiyaçlar, bu taşınabilir istasyonlar sayesinde doğanın kalbinde bile kesintisiz çalışabiliyor. Böylece sürdürülebilir yaşam sunuyoruz. Tekne, karavan ve prefabrik ev gibi yaşam alanlarında sunduğumuz bu hibrit çözümler, kullanıcılarımıza tamamen bağımsız ve çevreci bir yaşam konforu sağlıyor" diye konuştu. Sarvan, "Güneşten en verimli şekilde yararlanılmasını sağlayan bu ekosistemle, enerjinin olduğu her yerde CW Enerji imzasını görmeye devam edeceksiniz," diyerek AR-GE odaklı büyüme mesajını yineledi. Sarvan, yenilenebilir enerjiye erişimin her geçen gün kritik bir önem kazandığını belirterek, AR-GE çalışmalarıyla güneş enerjisini hayatın her anına entegre ettiklerini vurguladı. Özellikle doğayla iç içe bir yaşamı tercih edenler için "mobil enerji" kavramının bir lüksten ziyade ihtiyaç haline geldiğini ifade eden Sarvan, esnek ve katlanabilir panel çözümlerinin bu noktada sunduğu konfora dikkat çekti. Esnek güneş panellerinin, geleneksel panellerin montajının zor olduğu alanlarda devrim oluşturduğunu belirten Sarvan, ürünlerin avantajlarını şu sözlerle dile getirdi: "Karavan, tekne ve yat gibi alanlarda yüzeyler her zaman düz olmayabiliyor. Esnek panellerimiz, hafif ve bükülebilir yapısı sayesinde bu kavisli yüzeylere tam uyum sağlayarak estetik ve fonksiyonelliği bir araya getiriyor. Kullanıcılar, araçlarının veya teknelerinin aerodinamiğini bozmadan, bulundukları her yerde kendi enerjilerini üretme imkanına sahip oluyor. Bu, sadece bir teknoloji değil; doğanın kalbinde tam bağımsızlık ve özgürlük anlamına geliyor." "Çantadaki enerji" Taşınabilirlik odaklı geliştirilen katlanabilir panellerin ise kullanıcı deneyimini bir üst seviyeye taşıdığını kaydeden Sarvan, bu teknolojinin kullanım alanlarını şöyle detaylandırdı: Herhangi bir sabit kurulum gerektirmeyen katlanabilir paneller, kampçılar ve outdoor sporlarıyla ilgilenenler için "çantada taşınabilir" bir enerji kaynağı sunuyor. Hafif ve dayanıklı. Pratik yapıları sayesinde kısa süreli molalarda veya kamp alanlarında saniyeler içinde kurulup enerji üretimine başlayabiliyor. Bu teknoloji sadece bireysel kullanıcılar için değil, aynı zamanda turizm ve denizcilik gibi sektörlerin operasyonel ihtiyaçları için de sürdürülebilir ve hızlı çözümler sağlıyor. "Sürdürülebilir bir gelecek ve enerji bağımsızlığı" Güneş enerjisini sabit yapılarla sınırlı tutmayıp mobil yaşamın bir parçası haline getirmeyi amaçladıklarını söyleyen Sarvan, "Geliştirdiğimiz esnek ve katlanabilir paneller, kullanıcıların çevreye zarar vermeden, temiz ve sürdürülebilir bir kaynaktan yararlanmasına imkan tanıyor. CW Enerji olarak, bireylerin enerji bağımsızlığını güçlendirirken çevresel sürdürülebilirliğe de en üst düzeyde katkı sağlamaya devam ediyoruz" dedi. "Yolculuk sırasında bile güneş enerjisinden faydalanılıyor" Mobil enerji çözümlerine olan talebin artarak devam ettiğini belirten Sarvan, "Özellikle son yıllarda karavan turizmi ve denizcilik alanında yaşanan artış, bu tür inovatif ürünlere olan ihtiyacı da beraberinde getiriyor. Hafif ve esnek yapısıyla öne çıkan panellerimiz, geleneksel çatı ve arazi uygulamalarının ötesine geçerek çok daha geniş kullanım imkanı sunuyor. Yenilikçi tasarıma sahip ürünlerimiz; karavan, yat ve tekne gibi hareketli yaşam alanlarına da rahatlıkla entegre edilebiliyor. Ürettiğimiz esnek güneş panellerimiz hareket halindeyken bile güneş enerjisinden elektrik kullanımına imkan sağlıyor. Bu sayede kullanıcılar, yolculuk sırasında bile güneş enerjisinden faydalanarak elektrik üretebiliyor. Sunduğumuz çözümler, mobil yaşamda enerji ihtiyacını doğa dostu ve sürdürülebilir bir şekilde karşılıyor. Tekne, karavan, yat gibi yerlerde güneş panellerimiz sayesinde diğer cihazlara güç sağlanması mümkün. Güneş panellerimizle kesintisiz elektriğin keyfi sürülebilir"" diye konuştu. "Gündüz depola, gece kullan" Katlanabilir panellerin sadece gündüz değil, depolama çözümleriyle birlikte gece de hayatı kolaylaştırdığını belirten Sarvan, "Sürekli enerji döngüsü sağlıyoruz. Şöyle ki; gün boyu güneşten aldığı gücü depolayan sistemlerimiz, enerjinin gece de kullanılmasına imkan tanıyarak özellikle uzun yolculuklarda ve kamp aktivitelerinde kritik bir avantaj sunuyor. Gidilen her yer bir enerji istasyonu. Bu sayede kullanıcılar, rotaları neresi olursa olsun kendi elektriklerini üretebilme özgürlüğüne kavuşuyor. Ayrıca çevreci yaklaşım sunuyoruz. Yani doğaya karbon salımı yapmadan, gürültüsüz ve tertemiz bir enerji üretimi sunan bu panellerle, sürdürülebilir bir geleceğe de omuz veriyoruz" dedi. Sarvan, CW Enerji olarak güneşin sınırsız gücünü, en pratik ve taşınabilir formda (katlanabilir panellerle) kullanıcılarla buluşturmaya devam edeceklerini vurgulayarak sözlerini tamamladı.
08 Mayıs 2026 Cuma - 12:21 Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, Yalova’da sektör temsilcileriyle buluştu: "Tarımsal kayıplar geri alınacak" Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, "2025 yılının hem kurallık hem zirai don açısından bütün kategorilerde, bütün başlıklarda tarımsal üretimimizi etkilediği bir gerçek. Ancak 2025 yılında bizlerin yüzleştiği ve karşılaştığı ancak gıda arz güvenliği açısından sorun teşkil etmeyen bu husus, 2026 yılında inşallah bütün kayıplarımızı geri almak şeklinde zuhur edecektir" dedi. Bir dizi programa katılmak için Yalova’ya gelen Bakan Yumaklı, ilk olarak Yalova Valiliği’ni ziyaret etti. Burada Vali Ahmet Hamdi Usta ve il protokolü tarafından karşılanan Yumaklı, ardından anı defterini imzaladı. Bakan Yumaklı, ardından Yalova Ticaret ve Sanayi Odası’nda gerçekleştirilen sektör buluşmasına katıldı. Burada konuşan Yumaklı, sektör temsilcilerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamını iletti. Sektörü tüm yönleriyle değerlendirmeye büyük önem verdiklerini belirten Yumaklı, "Tarım ve orman sektörüyle alakalı buna bir de elbette suyu ayrıca ilave etmemiz gerekir. Bütün dünyada stratejik önem kavramının ifade edildiği bir değerler bütünü olduğunu ifade etmek istiyoruz. Artık gıda arz güvenliği, su, yeşil vatan, bunlar bir ülkenin stratejik önceliklerin arasına diğer önemli hususlarla birlikte girmiş durumda. Dolayısıyla hem iklim krizi hem de küresel konjonktür sektörümüzü bu anlamda etkileyen kritik riskler arasına girmiş durumda" diye konuştu. "Aynı ciddiyette aynı kararlılıkla devam edeceğiz" Yumaklı, Türkiye’de, gıda arz güvenliğini sağlamaları gereken 86 milyon vatandaşın bulunduğunu belirterek şöyle konuştu: "Gıda arz güvenliği derken neyi diyoruz? Basitçe, ihtiyacımız olan gıdamızı, soframıza gelecek olan ürününü elde etmekle alakalı hiçbir sorunun yaşanmaması. Temel olarak bu. Sadece bizim kendi vatandaşlarımızın değil, aynı zamanda ülkemize gelen, başta turistler olmak üzere transit olanlar da dahil, kimler varsa ülkemizde konaklayanların da ihtiyacını karşılamak bu manada önemli. Dolayısıyla bunları her geçen gün, biraz önce söylemiş olduğum iklim değişikliği başta olmak üzere tüm konjonktürel etkiler ve kritik risklerle beraber yönetmek durumundayız. Biz bu manada suyu merkeze alan tarımsal üretim planlamasını hayata geçirdik, 2024 yılının son çeyreğinde. Hamdolsun hem üreticilerimizin bunu çok ciddi bir şekilde sahiplenmesi hem de bizim metodolojilerimizin bu manada uygulamış olduğumuz programın çalışıyor olması, yönlendirici etkilerini görmemiz, birinci senenin sonunda bizlere büyük ümit vermiş durumda. Aynı ciddiyette aynı kararlılıkla devam edeceğiz inşallah. Yeni destekleme modelimiz uygulanan tarımsal krediler, uluslararası fonlar bunların hepsinin tamamını tarımsal üretim planlamasıyla entegre etmiş vaziyetteyiz. Üretim sezonu başında açıklanan ve 3 yıllığına açıklanan destek modeli de bu manada öngörü açısından çiftçilerimize, üreticilerimize bir avantaj sağlamış durumda." "Tarımsal kayıplar geri alınacak" Hayvansal üretimle alakalı 2024 yılının başında bir yol haritası açıkladıklarını hatırlatan Bakan Yumaklı, "Bu yol haritasını herhangi bir şekilde bir ara ermeden ya da esnemeden aynı şekilde devam ediyoruz. Bunun da pozitif etkilerini görmüş durumdayız. İnşallah hem hayvansal üretimle ilgili üretim planlamasını, hem de bitkisel üretimle ilgili, su ürünleriyle ilgili üretim planlamasını kararlılıkla uygulamaya devam edeceğiz. 2025 yılının hem kurallık açısından hem zirai don açısından bütün kategorilerde, bütün başlıklarda tarımsal üretimimizi etkilediği bir gerçek. Ancak 2025 yılında bizlerin yüzleştiği ve karşılaştığı ancak gıda arz güvenliği açısından sorun teşkil etmeyen bu husus, 2026 yılında inşallah bütün kayıplarımızı geri almak şeklinde zuhur edecektir. Bunun da buradan müjdesini öğrenmiş olalım" diye konuştu. Yumaklı, bakanlık olarak Yalova’nın tarım, orman ve su potansiyeli bildiklerini dile getirerek sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu şirin, sıcak ve samimi il, hem hakikaten merkezi bir noktada olması, Türkiye’nin en çok tarımsal üretimi tüketen, yaklaşık yüzde 25 civarında üretilen bütün tarımsal ürünlerin tüketildiği İstanbul’a yakın olması, diğer geçiş noktalarında bir bağlantı noktası olmasına sebebiyle son derece önemli. Dolayısıyla bizim her başlıkta desteklerimiz bu ilimize devam edecek. Aronya, kestane balı, kivi, süs bitkileri. Süs bitkilerini bütün Türkiye’ye öğreten Yalova var. Dolayısıyla bu konularda da ve daha potansiyel olan diğer konularda da Kırsal Kalkınma Destekleri başta olmak üzere bu ürünlerin modern şartlarda üretilmesi, pazarlanması ve marka haline gelmesi için yine çalışmaya hep birlikte sektörümüzle devam edeceğiz. Bu desteklerin tamamı, bahsetmiş olduğum programların tamamı, Yalova’daki tarımsal üretimi güçlendirme, tarımsal sanayiye çok hızlı bir şekilde geçişin sağlanmasını elde etmek amacını taşıyor, bunu ifade etmek istiyorum. Tabii bu işin bir de istihdam yönü var. Hakikaten dediğim gibi son dönemde, özellikle tarımsal istihdamla ilgili bütün ülkelerin endişe duyduğu, çözümler geliştirmeye çalıştığı bir dönemde hem üretici gelirlerinin belli bir seviyenin üzerinde olması, hem üretimin garanti edilmesi, kaliteli ve verimli bir üretimin yapılması bu manada önemli. TKDK İPAK destekleri var. Biliyorsunuz Avrupa Birliği ile ortaklaşa takip ettiğimiz bir program. Mart ayında kamuoyuyla 2026 yılı takvimini paylaşmıştık. Geçen ay da Kırsal Kalkınma Yatırımları Programı’nın proje başvuru sürecini başlattık. Biraz önce söylemiş olduğum şeylerin tamamını hayata geçirmek adına bakanlığımız belli takvimde, belli programları yayınlıyor. Dolayısıyla bu desteklerin de, hibe destekleri başta olmak üzere Yalova’nın üretimine çok önemli katkıda bulunacağını ifade etmek istiyorum." Bakan Yumaklı, genç ve kadın gelişimcilere pozitif ayrımcılık yapmaya devam edeceklerini 2026’daki Kırsal Kalkınma Desteklerinin minimum yüzde 20’sini kadın ve genç girişimcilere ayırdıklarını söyledi. Yumaklı, Yalova’nın konumunun Yalova’ya pazar anlamında da büyük bir kolaylık sağladığını anlattı. Armutlu Kaledere Göleti çalışmalarının devam ettiğini, Armutlu Yumurdere ve Çınarcık Ortaburun sulaması ikmal işinin de tamamlandığını söyledi. Programları AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Yalova Milletvekili Ahmet Büyükgümüş, AK Parti Yalova Milletvekili Meliha Akyol da takip etti.
Zeytin hasadı başladı, Marmarabirlik’ten 70 bin tonluk alım ve 50 milyon dolarlık ihracat hedefi
08 Kasım 2025 Cumartesi - 10:28 Zeytin hasadı başladı, Marmarabirlik’ten 70 bin tonluk alım ve 50 milyon dolarlık ihracat hedefi Bursa ve ilçelerinde zeytin hasadı başladı. Çiftçiler sabahın ilk ışıklarıyla birlikte bahçelerin yolunu tutup sofraları süsleyen zeytinleri ailece topluyor. Marmarabirlik Başkanı Ali Yıldız, bu yıl iri taneli ve kaliteli ürünlerin öne çıktığını belirterek, Türkiye genelinde sofralık ve yağlık zeytin rekoltesinin toplamda 2 milyon 450 bin ton olarak öngörüldüğünü, bunun 740 bin tonunun sofralık zeytin olduğunu ifade etti. Marmarabirlik Başkanı Ali Yıldız, Marmara Bölgesi’nde başlayan zeytin hasadıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Yıldız, Marmarabirlik bölgesinden gelen rekolte beyannamesinin 67 bin ton olduğunu, şu ana kadar alınan ürün miktarının 8 bin ton civarına çıktığını, ortalama fiyatın ise 115 TL seviyelerinde bulunduğunu kaydetti. Bursa Valiliği, Mudanya Kaymakamlığı ve Marmarabirlik tarafından organize edilen Hasat Başlangıcı Programı Marmarabirlik’in Mudanya Kooperatifi’nin Yörükali Mahallesi’ndeki zeytin alım deposu bahçesinde gerçekleştirildi. Programa, Mudanya Kaymakamı Ayhan Terzi, Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç, Ak Parti Mudanya İlçe Başkanı Arif Bayrak, Tarım Orman İl Müdürü İbrahim Acar, Marmarabirlik Başkanı Ali Yıldız, Marmarabirlik Mudanya Kooperatifi Başkanı Cüneyt Soylu ile Marmarabirik ortakları zeytin üreticisi çiftçiler katıldı. Mudanya Kaymakamı Ayhan Terzi, çiftçiliğin zor olduğunu bildiğini ancak çiftçiliğin sadece Türkiye’de değil dünyanın her yerinde zor olduğunu belirtti. Kaymakam Terzi, gerek zeytinde gerekse başka ürünlerde modern tarıma geçmenin şart olduğunu da sözlerine ekledi. Mudanya Kooperatifi Başkanı Cüneyt Soylu da bu sene Mudanya bölgesinden 10 bin ton civarında ürün beklediklerini belirtti. Marmarabirlik Başkanı Ali Yıldız da hasat programına ev sahipliği yapmaktan gurur ve onur duyduklarını ifade etti. Konuşmaların ardından kooperatife ait zeytinliklerde hasat başladı. Zeytin ağaçlarının altına serilen mavi yaygılar, gökyüzünden bakıldığında halı desenini andıran etkileyici bir görüntü oluşturdu. Ağaçlar tek tek silkelenerek düşen zeytinler kasalara toplandı. Kaymakam Ayhan Terzi ve Marmarabirlik Başkanı Ali Yıldız da zeytin silkeleme makineleriyle hasada katılarak üreticilere destek verdi. Üreticilerden yoğun katılım Hasat programının ardından Yörükali Mahallesi çevresindeki zeytin üreticileri, traktörlerine yükledikleri tonlarca zeytini Marmarabirlik deposuna getirerek teslim etti. Teslim alınan zeytinler, bilgisayar destekli sistemle boyutlarına göre ayrılarak özel havuzlara yerleştirildi. Drone ile görüntülenen zeytin havuzları, hasadın büyüklüğünü gözler önüne serdi. Geleneksel fermantasyon, modern teknolojiyle buluştu Toplanan zeytinler, 6 ay boyunca doğal fermantasyona bırakılıyor. Sürecin sonunda zeytinler, son teknolojiyle donatılmış steril havuzlarda yıkanıyor ve tuz eşliğinde üzerlerine taş basılarak dinlenmeye alınıyor. Bu yöntemle elde edilen ürünler, hem lezzet hem de kalite açısından öne çıkıyor. "Şu ana kadar 67 bin ton rekolte beyanından ortalama 115 TL’ye 8 bin tonu alındı" Programın ardından hasat yerinde İHA muhabirinin sorularını cevaplandıran Marmarabirlik Başkanı Ali Yıldız, Marmara Bölgesi’nde başlayan zeytin hasadıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Yıldız Marmarabirlik Bölgesi’nden gelen rekolte beyannamesinin 67 bin ton olduğunu, şu ana kadar alınan ürün miktarının 8 bin ton civarına çıktığını, ortalama fiyatın ise 115 TL seviyelerinde olduğu bildirildi. Yeni depolama tesisi, ihracat hedefi Marmarabirlik’in gelecek hedeflerine de değinen Yıldız, 30 bin ton kapasiteli yeni bir depolama tesisi planladıklarını ve 70 bin ton zeytin alım hedefi koyduklarını açıkladı. İhracat alanında ise 50 milyon dolarlık bir hedefe odaklandıklarını belirten Yıldız, özellikle sofralık siyah zeytin için iç ve dış pazarda daha etkili bir pazarlama stratejisi geliştirdiklerini söyledi. Yeni ürünler ve işleme tesisleriyle ilgili çalışmaların sürdüğünü ifade eden Yıldız, bu yatırımların Marmarabirlik’i ve ortak yapısını daha da güçlendireceğini dile getirdi. Kuraklık rekolteyi etkiliyor Yıldız, Marmara Bölgesi’nde yaklaşık altı aydır yağış görülmediğini ve bu kuraklığın özellikle suyla üretim yapılmayan bölgelerde rekolteyi olumsuz etkilediğini belirtti. Son yağışların ürün kalitesine katkı sağladığını ifade eden Yıldız, daha fazla yağmurun daha kaliteli ürünler getireceğini söyledi. Tüketim ve tağşiş uyarısı Türkiye’nin sofralık siyah zeytin tüketiminde dünya lideri olduğunu belirten Yıldız, buna rağmen Avrupa’da yeşil zeytinin daha fazla tercih edildiğini aktardı. Yıldız, zeytinyağı tüketiminde ise Türkiye’nin kişi başı 2-2,5 kilo ile Avrupa’nın 13 litre seviyesinin oldukça gerisinde olduğunu vurguladı. Marmarabirlik’in doğal fermantasyonla ürettiği ürünlerin 8-9 ay mahzenlerde olgunlaştığını hatırlatan Yıldız, iç tüketimin artmasının üreticiye ve ülke ekonomisine büyük katkı sağlayacağını ifade etti. Son olarak zeytinyağında artan tağşiş üretimine dikkat çeken Yıldız, merdiven altı üretimlerin hem üreticiye hem de tüketiciye zarar verdiğini belirterek, vatandaşları güvenilir markaları tercih etmeleri konusunda uyardı. Tarım ve Ticaret Bakanlıklarının denetimlerinin arttığını da sözlerine ekledi.
Şapa karşı en radikal koruma aşı: Aşılamayı ihmal etmeyin
08 Kasım 2025 Cumartesi - 10:02 Şapa karşı en radikal koruma aşı: Aşılamayı ihmal etmeyin Bursa Uludağ Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sezgin Şentürk, şap hastalığına yol açan virüsün, diğer viral etkenlerden çok farklı bir yapıya sahip, çok hızlı bir şekilde kendisini değiştirebilen ve güncelleyen bir virüs olduğunu belirterek, "Şu anda eğer aşıları zamanında ve uygun serotiple yapılmasına rağmen hastalık oluşuyorsa tahminimiz yeni varyantlarla karşı karşıya kalmış olabiliriz açıkçası" dedi. Şentürk, yaptığı açıklamada, Türkiye’deki şap hastalığının Afrika kökenli Sat-1 ve Sat-2 serotiplerinden meydana geldiğini ve şu anda Sat-1’in aktif durumda olduğunu belirtti. Şapın 7  serotipinin bulunduğunu dile getiren Şentürk, diğer serotiplerin yol açtığı hastalıklarla Türkiye’nin yıllardır mücadele ettiğini anlattı. Hayvanlar ilk kez karşılaşınca etkisi ağır oldu Afrika kökenli serotiplerin ülkeye ilk kez girmesiyle hastalığın etkisinin şiddetli hissedildiğine dikkati çeken Şentürk, "Sat-1 adını verdiğimiz bu serotiplerle hayvanlarımız daha önce karşı karşıya kalmamışlardı. Dolayısıyla hastalığı şiddetli son derece şiddetli oluşmaya başladı ve hayvanların bir çoğunda özellikle kuzu ve buzağılarda kalp kasında meydana gelen hasara bağlı ani ürünler gözüktü" dedi. Hayvanların birçoğunda ağızdaki, ayaktaki ve memelerdeki lezyonlara takiben de şiddetli bir şekilde hayvanlarda verim kayıpları oluştuğunu vurgulayan Şentürk, tırnaklarda meydana gelen bu lezyonlara takiben kalıcı topallık ve zorunlu kesimlerin görüldüğünü söyledi. Aşı hastalık yapıcı değil aksine koruyucu Bunların hepsinin üreticiler için büyük bir ekonomik yıkım meydana getirdiğini belirten Şentürk, şöyle konuştu: "Şap hastalığıyla ilgili son günlerde aşı tartışmaları yaşanıyor. ’Aşı yapıldı hayvan öldü, aşı yapıldı ama yine hasta oldu’ gibi iddialar, tartışmalar oluyor. Şap hastalığının virüsünü alan bir hayvanda hastalığın bir kuluçka devresi olur. Bu 3 ile 6 günlük bir dönemi kapsar bazen 14 günden 21 güne kadar uzayabilir açıkçası. Aşı yapıldığı esnada hayvanlar virüs almış olabilir ama klinik belirtil göstermemiş olabilir ve aşı yapıldıktan birkaç gün sonra da klinik belirtiler oluşmaya başlar. Hayvan sahipleri genellikle bunu aşıdan sonra oluştu diye bir düşünceye sahip olabilir. Bu düşünce çok doğru bir yaklaşım değildir. Aşılama hastalıktan korunmada veya hafif atlatmada son derece önemlidir." Şentürk, ilk doz aşı yapıldıktan 10 gün sonra kısmi bir koruma meydana geleceğini dile getirerek, üç hafta da dört hafta sonra yapılan ikinci doz aşıdan sonra bile 21 gün sonra tam bir bağışıklık koruyuculuk oluşmaya başlayacağını söyledi. Alt varyant endişesi Kendilerine üreticilerden ’Ben hayvanımı aşılattım, uygun zaman ve aralıkta yaptırdım ancak iki ay sonra üç ay sonra şapla karşı karşıya kaldık, 1-2 ay sonra hayvanlar hastalandı’ gibi şikayetler aldıklarını vurgulayan Şentürk, şöyle devam etti: "Bunun da muhtemel en büyük nedenlerinden bir tanesi alt varyant olabilir yada hayvanlarda var olan immunsistemi zayıflığına neden olan sorunlar beklenilen bağışıklığı oluşturmamış olabilir. Şap hastalığına yol açan virüs, maalesef diğer viral etkenlerden çok farklı bir yapıya sahip ve çok hızlı bir şekilde kendisini değiştirebilen hastalık yapıcı yapılarını değiştirebilen ve güncelleyen bir virüs. Şu anda sahada muhtemelen düşüncemizi o yönde; alt varyant dediğimiz değişik varyantlarla karşı karşıya kalmış olabiliriz. Şap hastalığında bir serotipe karşı ya da bir varyanta karşı yapılan aşılama maalesef yeni bir varyanta karşı koruyuculuk meydana getirmiyor." Kendini sürekli yeniliyor Şentürk, "Sürekli kendisini yeni şartlara göre yenileyen bir virüsle karşı karşıyayız. Bu konuda ülkeye gelen kuşak enfeksiyon virüsüne karşı daha etkin mücadele edilmesi gerekiyor" dedi" dedi. Hastalıkla ilgili sektör içindeki tüm ilgililerin taşın altına elini koyması gerektiğini belirten Şentürk, hayvan hareketlerinden, salgının boyutuna, gözlemlerden kontrole kadar geniş çaplı çalışma yürütülmesinin önemli olduğuna işaret etti.
Palandöken: "Basit usul kararı esnafı hazırlıksız yakaladı"
08 Kasım 2025 Cumartesi - 09:03 Palandöken: "Basit usul kararı esnafı hazırlıksız yakaladı" Basit usulde alınan kararların sahadaki esnafı hazırlıksız yakaladığını belirten TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Basit usul kapsamındaki esnafların birçoğu için artık gün yaklaşıyor. Ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar" dedi. Basit usulde vergilendirilen esnafın yaşadığı sorunlara dikkat çeken Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Zaten sermayeleri buna müsait değil. Üstelik mevsim itibarıyla da zor bir dönemdeler. Enflasyonu düşürmenin yöntemi bence bu değil. Esnaf ayakta kalabilsin ki en azından devlete yük olmasın. Bu insanların sosyal güvenlik primleri yılda yaklaşık 120 bin lira civarında. Eğer basit usulde vergi mükellefi olan bu kişiler yükümlülüklerini yerine getiremezlerse, sosyal devlet olarak bu yükü devletin üstlenmesi gerekecek. Bu nedenle, söz konusu düzenlemelerin en azından bu işin muhatabı olan Konfederasyonumuzla ve ilgili meslek Odalarıyla görüşülerek, ortak bir akılla hayata geçirilmesi gerekir. ‘Ben yaptım oldu’ anlayışıyla yapılan düzenlemeler, özellikle vergi alanında, insanları tedirgin ederek piyasalardaki durgunluğun temel nedenlerinden biri haline geliyor" şeklinde konuştu. "Sık sık vergi düzenlemesi yapmak esnafın lehine değil" Esnafın ekonomik yük altında zorlandığını ve mevcut uygulamaların sürdürülebilir olmadığını vurgulayan Palandöken, "Artık enflasyon karşısında esnafın rahat bir nefes alabilmesini sağlayacak tedbirler alınmalı. Esnafın desteklenmesi, ekonomiye çok daha büyük katkı sağlar. Aksi halde bu insanlar, 250 ila 300 bin arasında iş yerini kapatmak zorunda kalacak. Yaptıkları genel hasılata bakıldığında gerçekten kazanç elde edemedikleri görülüyor. İş yerlerindeki sermaye durumları da bunu açıkça gösteriyor. Ama onlar, ‘Ne yapalım, bir başkasının yanında çalışmaktansa burada kendi ailemizi geçindirirsek ne mutlu bize’ diyorlar. Ancak geçim sıkıntısı ve ek gelir ihtiyacıyla ayakta durabiliyorlar. Vergi düzenlemelerinde yapılan sık değişiklikler esnafın lehine değil. Cumhurbaşkanımızın 840 bin esnafı bu kapsamdan muaf tutmasının nedeni de buydu. Esnaf ve sanatkâr, düzenin koruyucusudur; aynı zamanda kendi kendine istihdam oluşturan önemli bir kesimdir" diye konuştu. "E-Haciz uygulaması esnaf için büyük bir handikap" E-haciz uygulamalarının esnafı bunalıma sürüklediğini söyleyen Palandöken, "E-haciz uygulaması ise büyük bir handikap. Bütün mal varlığına, arazisine, evine, işine, bankadaki parasına ve alacağına haciz geliyor. Üstelik borcun miktarı kadar değil, tüm varlığına uygulanıyor. Bu adaletsiz uygulama nedeniyle insanlar borcunu ödemek istese bile hesaplarına yatan paraya anında haciz geliyor. Esnaf ürününü satıyor, parasını bekliyor ama e-haciz nedeniyle o paraya ulaşamıyor. Çeklerin, senetlerin vadesi geliyor, ödeyecek para bulamıyor. ‘Gayrimenkulümü satayım, arabamı satayım, borcumu ödeyeyim’ diyor ama her tarafta haciz var. İnsanlar bunalıma giriyor, ‘Bu parayı nereden ödeyeceğiz?’ diye düşünüyor" dedi. "Esnafın eline para geçmeden haciz konuluyor" Esnafın eline para geçmeden haciz konulduğunu hatırlatan Palandöken, "Esnaf en azından, ‘Gayrimenkulümün birini satıp borcumu ödeyeyim’ diyor ya da ‘Bankaya havale geliyor, onunla borcumu kapatacağım’ ama para eline geçmeden haciz konuluyor. Bunun bir çözüm yolunun olması gerekir. İnsanlar çok sıkışıyor, bunalıma giriyor. Ellerinde imkân varken imkânsız hale düşüyorlar. Birçok esnaf bu yüzden ne yapacağını şaşırmış durumda, ‘Acaba bir düzelme olur mu?’ diye bekliyor. Aksi takdirde insanlar artık iş yapamaz hale gelecek. Başkasının yanında işe girse bu kez maaşına haciz gelecek" ifadelerini kullandı.
Bakan Bayraktar: "Yaklaşık 97 bin maden ruhsatın iptalini sağladık"
08 Kasım 2025 Cumartesi - 07:25 Bakan Bayraktar: "Yaklaşık 97 bin maden ruhsatın iptalini sağladık" Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, "Türkiye’nin maden sahalarıyla alakalı şu anda yaklaşık 97 bin ruhsatın iptalini sağladık. Sadece 8 bin tane ruhsat var" dedi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarının 2026 yılı bütçe görüşmelerinin ardından milletvekillerinin sorularını yanıtladı. Türkiye’nin madenlerini vakit kaybetmeden çıkarması gerektiğini söyleyen Bakan Bayraktar, Türkiye’nin madende hala net ithalatçı ülke olduğunu ancak dünyanın 7. büyük maden zenginliğine sahip konumda bulunduğunu söyledi. Madenlerin yerin altında kalmasının ekonomiye hiçbir katkısının olmadığının altını çizen Bayraktar, "TBMM bu yıl tarihi bir madencilik kanununu geçirdi. Kanunu kurgularken yatırımları cazip hale getirmemiz lazım dedik. Maden sahalarının rehabilitasyonuyla ilgili bütçeleri neredeyse 2 katına çıkardık. Altın fiyatları 4 bin dolarları aşan bir noktaya geldi. Altında devlet hakkını yüzde 25’e çıkardık. Türkiye’de altın madeni işletecekseniz, yerli veya yabancı fark etmez, ürettiğiniz altının yüzde 31,25’ini, üçte birini neredeyse, devlet hakkı olarak vereceksiniz. İstihdama katkınıza baktığınızda son derece önemli bir düzenleme olduğunu vurgulamak istiyorum" açıklamasında bulundu. "Yaklaşık 97 bin maden ruhsatın iptalini sağladık" Bayraktar, Türkiye’nin tamamının maden sahası haline getirildiği ilişkin eleştirilere de yanıt verdi. Söz konusu iddiaların gerçeği yansıtmadığını söyleyen Bakan Bayraktar, "Maden ruhsatlarıyla alakalı da çok kısa bir şey ifade etmek istiyorum. Yine bu kanuni düzenlemede çok önemli bir şey vardı. Çünkü yıllardır biz efendim Türkiye’nin tamamı maden sahası. Hiç öyle bir şey yok. Bakın Türkiye’nin maden sahalarıyla alakalı şu anda yaklaşık 97 bin ruhsatın iptalini sağladık. Sadece 8 bin tane ruhsat var. Ülkemizin yüz ölçümünün 780 bin kilometre karenin sadece 2,7’sine bu denk geliyor. Ve fiilen kazı yapılan ocak alanı ise binde sadece bir. Yani 783 kilometre kare. Dolayısıyla ‘ülkemizin tamamı öyle maden sahası her şeyi mahvediyorsunuz’ iddialarını asla kabul etmiyoruz. "Biz nükleer enerji yapmaya kalkınca maalesef bu tehlike konusu oluyor" Nükleer enerjinin iklim hedeflerine ulaşmada önemli bir kaynak olduğuna değinen Bayraktar, hiçbir gelişmiş ülkenin nükleer enerji yatırımı yapmadığı eleştirilerinin doğru olmadığını söyleyerek, "Türkiye’nin doğusunda yürüme mesafesinde Metsamor, Ermenistan’da nükleer santral var. Bulgaristan’da, Romanya’da, Macaristan’da, Slovakya’da var. Avrupa’nın ortasına, Fransa’da, Paris’in göbeğinde, Fransa’nın ihtiyacı olan elektriğin yüzde 75’ini sağlayan nükleer enerji. Dünyadaki yaklaşık 416 reaktörde tehlike yok. Biz yapmaya kalkınca maalesef bu tehlike konusu oluyor. Uranyum bağımlılığı olacak mı? Evet. Uranyum bağımlılığını aşmak için yakıtla alakalı da gerek şu anda çalıştığımız ülkeyle gerek şu anda yeni proje olarak konuştuğumuz ülkelerle de konuşuyoruz" ifadelerine yer verdi. "Nadir toprak elementinde ilk 5’e gireceğiz " Türkiye’nin nadir toprak elementleriyle ilgili çalışmalarına 2011’de başladığını da vurgulayan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar, "Beylikova’da 694 milyon ton nadir toprak elementini tespit ettik ve yıllardır şunu söylüyoruz: ’Nadir toprak elementleri konusunda biz ülke olarak dünyanın ilk beş ülkesi arasına gireceğiz.’ Bunun için çalışıyoruz. Bunun için pilot tesis kurmaya niyet ettik." ifadelerini kullandı. Bayraktar, Türkiye’nin ürettiği nadir toprak elementlerinin ABD’ye satıldığı iddialarına ilişkin de "ABD’ye nadir toprak elementleri falan vermedik. Biz nükleerle ilgili bir anlaşma yaptık. Zaten nadir toprak elementleriyle alakalı bir şey olsa bunu da açıklarız. Bundan çekinecek bir şey yok" diye konuştu.
Simav Sera Organize Tarım Bölgesi’nde yeni sondaj
07 Kasım 2025 Cuma - 21:13 Simav Sera Organize Tarım Bölgesi’nde yeni sondaj Kütahya’nın Simav ilçesi Sera Organize Tarım Bölgesi’nde (OTB) yeni bir jeotermal sondaj çalışması başlatıldı. Simav Sera Organize Tarım Bölgesi’nin tarımsal potansiyeline yeni bir enerji kaynağı kazandırılması amacıyla jeotermal sondajı devreye alma törenine Kütahya Valisi Musa Işın, AK Parti İl Başkanı Ceyda Çetin Erenler, AK Parti Kütahya Milletvekilleri Adil Biçer, İsmail Çağlar Bayırcı, Mehmet Demir, Kaymakam Bünyamin Karaloğlu, Belediye Başkanı Kübra Tekel Aktulun, il protokolü, kurum müdürleri, teknik personel ve çok sayıda vatandaş katıldı. Kütahya’nın doğal kaynaklar bakımından çok güçlü bir potansiyele sahip olduğunu belirten Vali Musa Işın, "Allah bu coğrafyayı bereketli kıldı. Bizim görevimiz, bu bereketi en doğru şekilde değerlendirmektir. Simav Sera Organize Tarım Bölgesi, Kütahya’nın tarımsal kalkınmasında önemli bir rol oynayacaktır. Jeotermal kaynakların devreye alınmasıyla birlikte üretim kapasitemiz artacak, enerji verimliliği sağlanacaktır. İnşallah önümüzdeki yazdan itibaren ilk ürünleri almaya başlayacağız. Projede emeği geçen tüm kurumlara, teknik ekiplere ve yatırımcılara teşekkür ediyorum" dedi. Yapılan duaların ardından konuklar kuyunun başında incelemelerde bulundu. Yetkililer, 555 metre derinlikte 109 derece sıcaklık ve 85 litre saniye debiye sahip yeni kuyu ile bölgenin jeotermal potansiyelinin daha da güçlü hale geleceğini belirtti.