EKONOMİ
Bakan Bolat, Bursa’da iş adamlarıyla bir araya geldi 28 Nisan 2026 Salı - 23:02:10 Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Nisan ayı meclis toplantısında iş adamlarıyla bir araya geldi. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) Nisan ayı meclis toplantısı BTSO Ana Hizmet Binası’nda Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Bursa Valisi Erol Ayyıldız, Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba, meclis üyeleri, sanayici ve iş adamlarının katılımıyla gerçekleşti. Bursa’nın ekonomisine yön veren sanayicilere ve iş adamlarına seslenen Bolat, "Bursa, üretim gücüyle Türkiye ekonomisinin lokomotif şehirlerinden biridir. Tarım, turizm, ticaret, teknoloji ve sanayiyi bir arada barındıran nadir şehirlerimizden biridir. Bu yönüyle ülke ekonomisine büyük katkı sağlamaktadır" dedi. Türkiye’nin stratejik konumuna dikkat çeken Bolat, "Ülkemiz, bulunduğu coğrafyada güvenilir bir liman, üretim ve lojistik merkezi olarak öne çıkmaktadır. Özellikle küresel tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar Türkiye’nin önemini daha da artırmıştır. Küresel zorluklara rağmen Türkiye ekonomisi büyümeye devam ediyor. Önümüzdeki dönemde jeopolitik risklerin azalmasıyla birlikte daha güçlü bir büyüme süreci yaşayacağımıza inanıyoruz. Enflasyonla mücadelede önemli mesafe kat edildi. Enflasyon oranını yüzde 80’lerin üzerinden yüzde 30 bandına indirmeyi başardık. Ancak finansmana erişim ve maliyetler konusunda çalışmalarımız devam ediyor" diye konuştu. İhracatçılara yönelik desteklerin sürdüğünü ifade eden Bolat, "Amacımız üretimi, istihdamı ve ihracatı daha da güçlendirmektir. Bursa’nın ihracatı geçen yıl yaklaşık yüzde 10 artarak 20 milyar dolara ulaştı. Bu yıl da artış eğiliminin devam ettiğini görüyoruz" şeklinde konuştu. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İbrahim Burkay ise, "Türkiye’nin sahadaki caydırıcı askeri varlığı ve siyasi iradesiyle, bu zorlu coğrafyada oyun kurucu bir güç olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yükselen bu kararlı duruş, Türkiye’yi bölgesel bir aktör olmaktan çıkarıp küresel sistemin merkezine yerleştirmiştir. Bu stratejik çerçevede, Ticaret Bakanlığımızın liderliğinizde yürüttüğü çalışmalar; sahadaki siyasi ve askeri kazanımlarımızı kalıcı bir ekonomik yapıya kavuşturmak adına çok önemli bir temel teşkil etmektedir. Özellikle Irak ile hayata geçirilen Kalkınma Yolu Projesi, Ukrayna’nın yeniden inşa sürecinde Türk müteahhitlik sektörüne açılan kapılar ve komşularımızla artan ticaret hacmi, bu vizyonun sahadaki en somut yansımalarıdır. Zorlu küresel tabloya rağmen sergilediğimiz direnç ve performans hepimiz için büyük bir övünç kaynağıdır. Geçtiğimiz yıl ekonomimiz yüzde 3,6 oranında büyüme yakalarken; mal ve hizmet ihracatında ise 396 milyar dolarlık rekor performans yakaladık. Bursa iş dünyası olarak bizler de bu tarihi yükselişin en güçlü parçalarından biriyiz" dedi. Burkay, "20 milyar doların üzerindeki ihracatımız ve 36 milyar dolarlık dış ticaret hacmimizle, ülkemizin küresel rekabet gücünün sürükleyici gücü konumundayız. Ürettiğimiz mal ve hizmeti dünyanın 200’den fazla ülkesine ve gümrük bölgesine taşırken, 120’den fazla ülkeyi ardımızda bırakan bir ihracat performansına sahibiz. Üstelik bunu; yüksek enflasyon, finansmana erişim zorlukları ve küresel ticarette artan korumacılığa rağmen başardık. Rekor ihracat rakamlarımızın arkasında firmalarımızın azmi kadar, Ticaret Bakanlığı’nın da sağladığı desteklerin de büyük payı var. Bursa Ticaret ve Sanayi Odası olarak, ’kendine inan, ülkene güven’ anlayışıyla üretim ve ihracat ekosistemimizi dünya pazarlarına açıyoruz" diye konuştu.
28 Nisan 2026 Salı - 20:51 Zafer Kalkınma Ajansının yönetim kurulu toplantısı Uşak’ta yapıldı Zafer Kalkınma Ajansı’nın yönetim kurulu toplantısı Uşak’ta gerçekleştirildi. Zafer Kalkınma Ajansı’nın yönetim Kurulu Toplantısı Kütahya Valisi ve Zafer Kalkınma Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı Musa Işın başkanlığında Uşak’ta gerçekleştirildi. Toplantıya, Kütahya Valisi ve Zafer Kalkınma Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı Musa Işın, Afyonkarahisar Valisi Naci Aktaş, Uşak Valisi Serdar Kartal, Kütahya Belediye Başkanı Eyüp Kahveci, Uşak Belediye Başkan Vekili Hatice Terekeci Özkan, Kütahya İl Genel Meclisi Başkanı Muammer Özcura, Uşak İl Genel Meclisi Başkanı Aynur Yurtsever, Afyonkarahisar İl Genel Meclisi Başkanı Mehmet Siper, Afyonkarahisar Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Hüsnü Serteser, Uşak Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Selim Kandemir ve Zafer Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Kutlu Eser katıldı. Açılış konuşmasını gerçekleştiren Yönetim Kurulu Başkanı Musa Işın; "Cam ve Plastik Geri Dönüşüm Araştırma Sonuçları, bölgemizin yeşil dönüşüm vizyonu için kritik bir çalışmadır. Atıkları bir çöp değil sanayimiz için değerli bir ham madde ve enerji kaynağı olarak görmeliyiz. Bu araştırma, döngüsel ekonomi modeline geçişte tesislerimizin kapasite artışından yerel yönetimlerimizin stratejilerine kadar farklı alanlarda çeşitli öneriler sunacaktır." dedi. KOBİ’lere faizsiz kredi desteğiyle yeşil dönüşümü hızlandırmayı hedeflediklerini dile getiren Işın; "En stratejik adımlarımızdan biri olarak, 25 Mart’ta ilan ettiğimiz 315 Milyon TL bütçeli SoGreen Projesi ile imalat ve turizm sektöründeki KOBİ’lerimize can suyu olacak büyük bir finansman desteği başlattık. 7,5 Milyon TL üst limitli ve faizsiz bu kredi desteği, bölgemizin yeşil dönüşümüne ivme kazandıracaktır. Sosyal kapsayıcılığı merkeze alan bu programla mayıs ayındaki başvuru süreci sonrasında yatırımların hızla hayata geçmesini bekliyoruz." dedi. Konuşmanın ardından toplantı basına kapalı devam etti.
28 Nisan 2026 Salı - 19:44 Başkan Gülsoy: "Dünya ekonomisindeki bu devasa dalgalanmalar ülkemizi ve her bir sanayicimizi etkiliyor" Kayseri Ticaret Odası (KTO) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, Nisan Ayı Meclis Toplantısı’nda yaptığı konuşmasında, "Dünya ekonomisindeki bu devasa dalgalanmalar ülkemizi ve her bir sanayicimizi etkiliyor" dedi. KTO Meclis Salonu’nda düzenlenen toplantıya, KTO Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Gülsoy, yönetim kurulu üyeleri ve oda üyeleri katıldı. Küresel ekonominin çağın en büyük sınavlarından birini verdiğini söyleyen Başkan Gülsoy, "İçinde bulunduğumuz dönemde küresel ekonomi, belki de modern çağın en çetin sınavlarından birini veriyor. Artık öyle bir noktadayız ki; bir iş insanı olarak sabah uyandığınızda sadece döviz kurlarına, enflasyon verilerine veya merkez bankalarının faiz kararlarına bakmanız ne yazık ki yetmiyor. Bugün artık haritayı önümüze açıp, jeopolitik dengeleri de titizlikle analiz etmek ve dünyadaki güç savaşlarını yakından izlemek zorundayız. Özellikle Orta Doğu’da aylardır süren ve hepimizi kaygılandıran gerginlik, bizlere bir gerçeği çok sert ve çıplak bir şekilde hatırlattı: Huzurun olmadığı yerde, hesap da tutmuyor. Küresel ölçekte yaşanan bu tür gelişmeler, ekonomideki belirsizliği maalesef daha da derinleştiriyor. Şunu net bir şekilde ifade etmeliyim ki; bugün dünya ekonomisinin önündeki en büyük engel ’belirsizliktir.’ Küresel ölçekte karar alıcılar dahi ertesi gün neyle karşılaşacaklarını öngörmekte zorlanıyor. Bu öngörülemezlik durumu sadece siyaseti değil, sermaye hareketlerinden tedarik zincirlerine kadar tüm piyasaları doğrudan ve derinden etkiliyor. Ortadoğu’da yaşanan sıcak gelişmeler ve devam eden ateşkes süreçleri, piyasalar tarafından son derece temkinli bir şekilde takip ediliyor. Özellikle petrol fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar; enflasyon rakamları ve üretim maliyetlerimiz üzerinde en belirleyici unsur olmaya devam ediyor. Petrolün 100 dolar seviyesinin üzerine çıkması, tüm maliyet zincirimizi kırarak enflasyonu tetiklerken; bu seviyenin altında kalması küresel ekonomiye bir nebze olsun nefes aldıracaktır. Ancak mesele sadece matematiksel bir veri meselesi değildir. Rakamların bu denli savrulmasının ardında yatan asıl neden; küresel sistemin koruyucusu olduğunu iddia eden ABD gibi güçlerin, uluslararası kural ve kaideleri hiçe sayan keyfi tavırlarıdır. Bu tavırlar, maalesef uluslararası ticaretin güven zeminini yerle bir etmiştir. Artık karşımızda hukukun üstünlüğüyle işleyen bir piyasa değil; ’güçlü olanın kuralı o an yazdığı’, jeopolitik çıkarlar uğruna küresel refahın feda edildiği kaotik bir düzen vardır. Öte yandan, çoğumuz enerji krizini sadece ’akaryakıt zammı’ ya da ’ısınma maliyeti’ olarak görüyoruz. Oysa bu kriz, kullandığımız yapay zekayı ve içinde bulunduğumuz dijital dünyayı da doğrudan vuruyor. Bugün devasa veri merkezleri o kadar yüksek enerji tüketiyor ki, enerji fiyatlarındaki her artış dijital işlem maliyetlerimizi de sessizce yukarı çekiyor. Yani kriz sadece fabrikamızdaki çarkları değil, cebimizdeki telefonun işlem gücünü dahi derinden etkiliyor. Bölgesel gerginlikler; mutfağımızdaki enerji maliyetinden, finansal varlıklarımıza kadar hayatın her alanına sirayet etmiş durumdadır" dedi. Başkan Gülsoy, savaşların bitmediğini sadece duraksadığını söyleyerek, "Peki, bu devasa küresel dalgalanma Türkiye’ye nasıl yansıyor? Bugün yaşananlar bize şunu açıkça gösteriyor: Savaşlar bitmiş değil, sadece duraksamış durumda. Enflasyon ise henüz tamamen kontrol altına alınmış değil; şu an yaşadığımız sadece geçici bir dengelenme sürecidir. Bu nedenle hem küresel hem de ulusal ölçekte gelişmeleri büyük bir dikkatle takip etmeli, her türlü senaryoya karşı hazırlıklı olmalıyız. Enerji ithalatçısı bir ülke olarak, küresel petrol ve gaz fiyatlarındaki her kuruşluk artış; dış ticaret dengemizi ve enflasyonla mücadelemizi doğrudan zorlaştırıyor. Ancak Türkiye, bu süreci sadece kenardan izleyen değil, aktif şekilde ’yöneten’ bir aktör olmak zorundadır. Sahip olduğumuz esneklik ve stratejik avantajlara odaklanmalıyız. Türkiye ekonomisi tam 22 çeyrektir aralıksız büyüyor; kuşkusuz bu önemli bir başarıdır. Ancak 2026 yılında bu ivmeyi sürdürmek çok daha büyük bir çaba gerektiriyor. Bölgedeki savaş ve gerginlikler, büyüme yolumuzu ciddi anlamda ’engebeli’ hale getirmiştir. Bu yılki büyümenin kalıcılığı; tamamen krizlerin süresine ve bizim dış şoklara vereceğimiz tepkiye bağlıdır. Bu fırtınayı hasarsız atlatmanın tek yolu; gerçekçi bir ekonomi yönetimidir. Küresel türbülansın etkilerini asgariye indirmek için; sıkı para politikasının kararlılıkla sürdürülmesi ve mali disiplinden asla taviz verilmemesi, dış dünyaya karşı güvenilirliğimizin en büyük teminatıdır. Riskler büyük olsa da elimizde çok güçlü enstrümanlar var. Dünya enerji yolları krizlerle boğuşurken Türkiye; boru hatları ve lojistik altyapısıyla ’güvenli liman’ ve ’enerji merkezi’ olma vizyonunu her zamankinden daha güçlü bir şekilde ortaya koymalıdır. Aynı şekilde savunma sanayiimiz de artık sadece bir güvenlik meselesi değil; yüksek teknoloji üreten ve ihraç eden devasa bir ekonomik güce dönüşmüştür. Bu sektör, Türkiye’ye küresel masada çok stratejik bir ’diplomatik kaldıraç’ ve ciddi bir döviz girdisi sağlamaktadır. Bununla birlikte, Uzak Doğu’dan gelen lojistik hatlarının riskli hale gelmesi, Avrupalı dev markalar için ülkemizi vazgeçilmez bir merkez kılmaktadır. Lojistikte yaşanan aksamalar, birçok sektörde Türkiye’yi Avrupa’nın en büyük ve en hızlı üretim alternatifi haline getirebilir. Şunu bir kez daha hatırlatmak isterim: Enerji fiyatlarındaki artışın sadece ulaşım ve ısınma maliyetlerimizi etkilediğini düşünmek büyük bir yanılgı olur. Bu kriz aslında dijital dünyayı ve geleceği de derinden sarsıyor. Bugün devasa veri merkezlerinin yıllık enerji tüketimi, bazı orta ölçekli ülkelerin toplam tüketimini aşmış durumdadır. Bu yüzden enerji güvenliği, aynı zamanda dijital güvenliğimiz ve teknolojik geleceğimiz demektir" ifadelerini kullandı. Ekonomideki dalgalanmaların hem Türkiye’yi hem de her iş insanını doğrudan etkilediğini söyleyen Ömer Gülsoy, "Dünya ekonomisindeki bu devasa dalgalanmalar, kuşkusuz ülkemizi ve her bir sanayicimizi doğrudan etkiliyor. Ancak bu noktada bir gerçeğin altını özellikle çizmek istiyorum: Bizim sanayicimiz, bu zorlu süreçte gerçekten büyük bir direnç ve feraset gösteriyor. Küresel ticaretin zayıfladığı, belirsizliklerin her geçen gün derinleştiği böylesine bir fırtınalı ortamda; çarkları döndüren her tesis, yapılan her üretim ve gerçekleştirilen her kuruşluk ihracat, ülkemiz ekonomisinin en büyük, en sağlam kalesidir. İş dünyamızın temsilcileri olan sizler, sadece ticaret yapmıyor; aynı zamanda bu ülkenin ekonomik bağımsızlığı için birer nefer gibi sahada mücadele ediyorsunuz. Bu zorlu süreçte reel sektörü, yani üreten elleri destekleyecek her adım, hayata geçirilecek her kolaylaştırıcı düzenleme hayati derecede kıymetlidir. Bizler de Odamız olarak, bu mücadelenizde her zaman yanınızda olmaya, sesinizi gür bir şekilde duyurmaya ve üretimin önündeki engelleri kaldırmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Tam da bu noktada; geçtiğimiz Cuma günü Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından ilan edilen "Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı" ve beraberinde gelen yeni vergi düzenlemeleri, iş dünyamızda çok güçlü bir yankı uyandırmış, adeta yeni bir şahlanış döneminin müjdecisi olmuştur. Bildiğiniz üzere biz iş dünyası temsilcilerinin en büyük arzusu; öngörülebilir bir ekonomi, üretim üzerindeki yüklerin hafifletilmesi ve küresel rekabette elimizi güçlendirecek teşviklerdir. Cumhurbaşkanımızın açıkladığı bu program; imalatçımızdan ihracatçımıza, teknoloji odaklı girişimlerimizden dev sanayi tesislerimize kadar hepimizi kapsayan, üretim odaklı bir vizyonu ortaya koymaktadır. Bu tarihi adımı esasen üç temel boyutta değerlendirmek gerekiyor. Birincisi, doğrudan yatırım çekmek için atılan radikal adımlardır. İstanbul Finans Merkezi’ni odak noktasına alan bu düzenlemeyle; küresel şirketler bölgesel yönetim merkezlerini Türkiye’ye getirip İstanbul Finans Merkezi’nde açarlarsa, yurt dışı kazançlarında 20 yıl boyunca tam vergi muafiyeti sağlayabilecekler. Ayrıca "Tek Durak" sistemiyle bürokrasinin tek merkezde toplanması, yabancı yatırımcı için en büyük engel olan zaman kaybını ortadan kaldıracaktır. İkincisi, üretim ve ihracatçımıza kazandırılacak güçlü ivmedir. Yeni düzenlemeyle imalatçı-ihracatçılarımız için kurumlar vergisi oranının yüzde 9’a, sadece imalatçılarımız için ise yüzde 14’e indirilmesi öngörülmektedir. Bu durum, kendi üretimini ihraç eden firmalarımız için muazzam bir destek anlamına gelmektedir. Hizmet ihracatında ise mimarlık, mühendislik ve yazılım gibi alanlarda vergi indirimi yüzde 100’e çıkarılmaktadır. Üçüncüsü ise terse göçü ve fon girişini teşvik eden vizyondur. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın birikimlerini ve tecrübelerini ülkemize getirmesi için sağlanan 20 yıllık vergi muafiyeti, sermaye girişine büyük bir dinamizm katacaktır" dedi. Açıklanan reform paketinin ekonomik dayanıklılığını arttıracağını söyleyen Gülsoy, sözlerine şu şekilde devam etti: "Tabii bir noktayı da gerçekçi bir şekilde meclisimizde dile getirmeliyiz. Bugün küresel konjonktür nedeniyle kârlılığı düşük olan, maliyetine yakın fiyatlarla dünyaya mal satan ihracatçılarımız var. Bu firmalarımız için vergi indirimlerinin beklenen yüksek faydayı sağlayabilmesi adına; bu desteklerin mutlaka sanayi reformu ve işletme sermayesinin korunması gibi yapısal adımlarla perçinlenmesi gerektiğine inanıyoruz. İş dünyası temsilcileri olarak bizlerin en çok ihtiyaç duyduğu bürokratik süreçlerin sadeleştirilmesi yönündeki bu güçlü irade, Kayseri gibi üretim iştahı yüksek şehirler için yeni bir yatırım iklimi demektir. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde açıklanan bu reform paketi; sanayicimizin önünü açacak, sürdürülebilir büyüme hedefimizi güçlendirecek ve ekonomimizin dayanıklılığını artıracaktır. Ülkemizi yatırımın merkezi yapma hedefiyle açıklanan bu paketin, Kayseri’mizin bereketli topraklarında yeni yatırımlara ve yeni istihdam kapılarına vesile olmasını temenni ediyorum. İş dünyası olarak el ele vererek, bu destekleri üretime ve ihracata dönüştürme vaktidir. Bu vesileyle; her zaman sanayicimizin, tüccarımızın ve üretenin yanında durarak bizlere bu vizyonu sunan Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a şahsım, Odamız ve tüm üyelerimiz adına şükranlarımı sunuyorum. Yeni ekonomi paketinin şehrimize ve ülkemize hayırlar getirmesini temenni ediyorum. Açıklanan bu değerli paketi bir başlangıç kabul ediyor, ancak içinden geçtiğimiz bu fırtınalı dönemde daha ileri adımlara ihtiyaç duyduğumuzu da ifade etmek istiyorum. Özellikle bölgemizdeki savaşların ve jeopolitik gerilimlerin küresel dengeleri altüst ettiği bu yeni dönemde, ekonomik programımızın "reel sektör odaklı" bir revizyonla daha da güçlendirilmesini bekliyoruz. Bölgesel çatışmaların ticaret rotalarını ve enerji maliyetlerini doğrudan etkilediği bu süreçte, sanayicimizi bu şoklara karşı koruyacak "esnek ve dinamik" bir destek kalkanı oluşturulmalıdır. Vergi indirimleri kadar, artan maliyetler altında eriyen işletme sermayelerini takviye edecek; uygun maliyetli ve uzun vadeli finansman kanalları yeniden yapılandırılmalıdır. Bu noktada reel sektörümüzün beklediği en acil ve somut adımlardan biri de Merkez Bankası’nın "Döviz Dönüşüm Desteği" uygulamasıdır. Bildiğiniz üzere bu destek 30 Nisan’da sona ermektedir. Küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği bu dönemde; bu desteğin en az bir yıl daha uzatılmasına, mevcut yüzde 3’lük oranın piyasa gerçeklerine göre artırılmasına ve uygulama şartlarının sanayicimiz için daha sade ve erişilebilir hale getirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Ekonomik programımız, sadece bugünün değil, yarının değişen dünya şartlarına göre güncellenmeli; teşvik sistemi sektörel ve bölgesel ihtiyaçlara göre daha spesifik bir yapıya kavuşturulmalıdır. Bilinmelidir ki; sanayicinin derdi sadece kâr etmek değil, bu ülkenin üretim çarklarını her şartta ayakta tutmaktır. Bu nedenle, ekonomik programda yapılacak her "reel sektör dokunuşu", Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını daha da perçinleyecektir. Bizim beklentimiz; büyümenin lokomotifi olan imalat sanayimizin, bu yeni dönemde ekonomik programın tam merkezine yerleştirilerek desteklerin bu eksende güncellenmesidir." Başkan Gülsoy, iklim değişikliğinin sadece bir çevre sorunu olarak görülmesinin artık bırakılması gerektiğini söyleyerek, "Değinmemiz gereken bir diğer hayati başlık ise; artık kapımıza dayanan, hatta içeri giren İklim Değişikliği konusudur. Bugün küresel ısınmayı ve iklim krizini durdurmak için çaba göstermek, bizler için bir tercihten öte, kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir. Şunu hepimiz kabul etmeliyiz ki; iklim değişikliği artık geleceğin bir öngörüsü değil, bugünün yakıcı bir sorunudur. Bu süreç, sadece çevresel bir değişim değil; aynı zamanda ekonomik, sınai ve ticari yapılarımızı kökten değiştirecek bir dönüşümdür. Bizler Kayseri iş dünyası olarak bu değişime en üst düzeyde hazırlıklı olmak zorundayız. Üretim süreçlerimizden lojistik ağlarımıza, enerji kullanımımızdan atık yönetimimize kadar her alanda sürdürülebilir yöntemlere hızla geçmeliyiz. Aksi takdirde; küresel ölçekte rekabet gücümüzü kaybetme ve özellikle Avrupa gibi en büyük pazarlarımıza erişimde ciddi engellerle, ek vergilerle karşılaşma riskimiz bulunmaktadır. İklim değişikliğini sadece bir çevre sorunu olarak görmeyi artık bırakmalıyız. Bu konu, geleceğimizin temel ekonomik şartıdır. Buradan tüm işletmelerimizi; şimdiden önlem almaya, verimliliğinizi yükseltecek olan yeşil dönüşüme ve yapay zekaya yatırım yapmaya ve sürdürülebilir büyüme yolunda bizlerle birlikte ilerlemeye davet ediyorum. Unutmayalım ki; tarihin her döneminde değişime direnenler değil, değişimi doğru analiz edip yönetenler kazanmıştır" ifadelerini kullandı.
En Yakıt, Aralık ayında mil dönüşüm oranını arttırdı
04 Aralık 2025 Perşembe - 09:58 En Yakıt, Aralık ayında mil dönüşüm oranını arttırdı En Yakıt ve Miles&Smiles iş birliğiyle Aralık ayında miller yüzde 20 daha değerli olacak. Daha değerli mil dönüşüm oranıyla elektrikli araçlarla daha uzun yolculuklar yapılabilecek. Türkiye’nin önde gelen şarj işletmecilerinden En Yakıt, Miles&Smiles ile yaptığı Shop&Miles mil harcama iş birliği kapsamında Aralık ayında Mil-Enerji dönüşümlerinde özel avantaj sunacağını duyurdu. Yapılan açıklamaya göre, ay boyunca geçerli kampanyayla Miles&Smiles üyelerinin milleri yüzde 20 daha değerli hale gelecek. Böylece kullanıcılar, mil dönüşümüyle En Yakıt istasyonlarından daha uzun menzile erişebilecek ve rotalarını daha ekonomik şekilde planlayabilecek. Esneklik, tasarruf ve yüksek seyahat konforunu bir arada sunan kampanya kapsamında artırılmış değerle mil dönüşümü yapan üyeler, bu avantajlı dönüşümleri ilerleyen dönemlerde diledikleri zaman kullanabilecek. Kampanya kapsamında yeni değerler şu şekilde olacak: İstanbul-İzmir (480 kilometre) 3 bin 500 mil karşılığı 89 kWh İstanbul-Ankara (445 kilometre) 3 bin mil karşılığı 76 kWh İstanbul-Antalya (695 kilometre) 5 bin mil karşılığı 127 kWh "Amacımız kullanıcılarımıza avantajlı, kesintisiz ve yüksek konforlu bir sürüş deneyimi sunmak" Kampanya hakkında bilgi veren En Yakıt Genel Müdürü Tayfun Şenses, "Aralık boyunca sağladığımız bu özel değer artışı, elektrikli seyahati teşvik eden önemli bir adım. Amacımız kullanıcılarımıza avantajlı, kesintisiz ve yüksek konforlu bir sürüş deneyimi sunmak. Miles&Smiles ile geliştirdiğimiz güçlü iş birliği sayesinde miller artık çok daha verimli bir şekilde enerjiye dönüşecek" dedi.
Şap mağduru üreticiler destek bekliyor
04 Aralık 2025 Perşembe - 09:48 Şap mağduru üreticiler destek bekliyor Bursa’nın Yenişehir ilçesinde hayvancılıkta derin yaralar bırakan şap hastalığı sönmeye başlarken, üreticiler yaşadıkları zararın giderilmesini, destek verilmesini bekliyor. Yenişehir’in kırsal Marmaracık Mahallesi’nde hayvancılık yapan Aytaç Avşar, küçükbaş ve büyükbaş hayvan yetiştiriciliği yaptığını söyledi. Şap hastalığının binlerce üreticide olduğu gibi kendi ahırlarında da büyük zararlara yol açtığını dile getiren Avşar, "Şap sönmeye başladı ama ağır hasar bıraktı. Ölü doğumlar, buzağı ve atmaları, kilosuna ulaşmadan kesime giden hayvanlar, damızlık özelliğini yitirdiği için kesilen büyükbaşlar oldu." dedi. Hayvanlarının gözlerinin önünde adeta eridiğini anlatan Avşar, "Ahırımda 10 hayvanım vardı 4 kaldı. Büyükbaş ve küçükbaştan zararım 1,5 milyon liraya ulaştı. Kırsalda hayvancılıkla geçimimizi sağlamaya çalışırken şap pandemisi yıktı geçti, herşeyi alt üst etti." diye konuştu. Şapın sönmeye başladığını dile getiren Avşar, şunları söyledi: "Halen topallyaan, süt vermeyen hayvanlar var. Annesiz kalan buzağılar, kuzularımız bulunuyor. Hayvanların tırnaklarındaki yaraları temizliyoruz, mineral ve vitamin takviyeleriyle elimizde kalanla devam etmeye çalışıyoruz. Hayvancılıkla uğraşıp şap nedeniyle zarar gören biz üreticiler destek bekliyoruz. Et ve süt üreticileri ciddi zarar içindeler ve ayağa kalkmaları için desteğe ihtiyaçları var. Biz elimizdekilerle mücadele etmeye çalışıyoruz ama yalnız kalıyoruz."
Yerin 700 metre altında zorlu mücadele: Karanlıklar içinde hem kendilerinin hem de ülkenin geleceği için mesai yapıyorlar
04 Aralık 2025 Perşembe - 09:25 Yerin 700 metre altında zorlu mücadele: Karanlıklar içinde hem kendilerinin hem de ülkenin geleceği için mesai yapıyorlar Adana’nın Feke ilçesinde yerin 700 metre altında zorlu mesai yapan maden işçileri, savunma sanayinde de kullanılan çinko üreterek hem kendilerinin hem de ülkenin geleceği için alın teri döküyor. Feke ilçesinde dünyanın en zor meslekleri arasında yer alan maden işçiliğini yerin yüzlerce metre altında mesai yaparak ülke ekonomisine katkı sunan işçiler 4 Aralık Dünya Madenciler Günü’nde de çalışmalarını sürdürüyor. Ülke ekonomisine katkı sunmak için 550 milyon yıllık fay dokuları arasında çinko cevheri çıkaran madenciler, zorlu şartlara rağmen kasklarındaki fenerler ve maden ocağı içindeki aydınlatma ile dayanışma içinde zorlu mesailerini sürdürüyor. Günlerini karanlık galerilerde geçiren madenciler, hazırlanan kontrol listelerini tamamlayıp tüm güvenlik tedbirlerini aldıktan sonra üretime başlıyor. Yaklaşık 50 kişilik ekip, yer altı ve yer üstünde oluşturulan güvenlik zinciri ile özellikle son yıllarda savunma sanayisinde yoğun kullanılan çinko madenini aylık 500–750 ton arası cevher üreterek ülke ekonomisine kazandırılıyor. İhlas Haber Ajansı muhabirleri, yerin 700 metre altındaki bu zorlu mesaiyi yerinde görüntülerlerken maden işçilerinin aldığı tedbirler ve zorlu mesaileri de kameralara yansıdı. Depremler nedeniyle güvenlik seviyesini en üst düzeyde tutan madenciler, çatlak ve gevşemeleri titizlikle kontrol ederek galerileri adeta ilmek ilmek işliyor. Maden mühendislerinin incelemesine göre cevher üretilen bölgedeki fay dokularının yaşı 550 milyon yıl olarak tespit edildi. "Sevdiğimiz iş olduğu için zorluk yok" 30 yıllık madenci ve ocak çavuşu Sıtkı Özcan, yerin altında çalışmanın disiplin gerektirdiğini belirterek "Yaklaşık 300–400 metre derindeyiz. Sevdiğimiz için bize zor gelmiyor. Tahkimata, çatlaklara ve kavlaklara dikkat ettiğimiz sürece burası da güvenlidir. Dalgınlık en büyük risktir. Daha önce kömürde çalıştım, çok zordu. Atletle 30 derecede çalışıyorduk. Şu an bu maden onlara göre cennet" dedi. "Zincirin bir halkası koparsa sistem yürümez" H2O2 Peroksit Enerji ve Üretim A.Ş. İşletme Müdürü Raşit Kemal Sönmez ise, üretim süreçlerini titizlikle ve üst düzey tedbir ile ilerlediğinin altını çizerek " Adana’nın Feke ilçesinde çinko madenciliği yapıyoruz. Eski ocaklar 400–450 metreye kadar iniyor fakat bizim üretim kotlarımız 740–750 bantlarında. Cevheri tesisimizde işleyip ülke genelinde sevk ediyor ve İran’a ihraç ediyoruz. Toplam 55 kişiyiz, 40’ı yer altında çalışıyor. Günlük 500–750 ton cevher üretiyoruz. Çinko, savunma sanayisinden telefon üretimine kadar birçok alanda kullanılıyor. Bu işin temeli samimiyet ve ekip çalışmasıdır. Zincirin bir halkası koparsa sistem yürümez" diye konuştu. 12–13 yıldır madencilik yapan Ali Altınsoy ise " 600–700 metrelerde çalışıyoruz" derken 7 yıllık madenci Abdullah Topuz da" yer altı da güzel, yer üstü de. Çatlak ve patlamalara karşı dikkatliyiz, tedbir olduktan sonra çalışmalara devam ederken çok severek yaptığımız bir iş" diye konuştu. 15 yıllık madenci ve ateşçi Emrah Köken, ailesinin yer altında çalıştığı için kaygı duyduğunu belirterek "Deprem ve kaza ihtimali nedeniyle tedirgin oluyorlar. Ama biz içeri girdiğimiz anda dışarıdaki her şeyi bırakıp işe odaklanırız. Emekli oldum ama devam ediyorum. İşin zorluğu var ama alışınca kolaylaşıyor "ifadelerini kullandı. "Biri zarar görse bize olmuş gibi üzülüyoruz" 22 yıllık baş çavuş Oruç Ergen, yer altı psikolojisinin farklı olduğunu kaydederek " Tüm ekibin can güvenliğinden sorumluyuz. Nizami yapılmazsa tehlikeli bir iştir. Metal madenlerinde de göçük ve su baskını riski vardır. Çalışanlarla bir can bağı oluşuyor, biri zarar görse bize olmuş gibi üzülüyoruz. Bu yüzden önce dikkat ve güvenlik" diye bilgi verdi.
Köprübaşı’nda kış çileği 200 TL’den alıcı buluyor
04 Aralık 2025 Perşembe - 08:27 Köprübaşı’nda kış çileği 200 TL’den alıcı buluyor Manisa’nın Köprübaşı ilçesinde dört mevsim devam eden çilek üretimi, Aralık ayında da yoğun talep görüyor. Kilosu 200 liradan satılan çilekler, hem pazarlarda hem de tarladan kendi toplamak isteyen vatandaşlar tarafından büyük ilgi görüyor. Köprübaşı ilçesinde yaklaşık 4 bin dekar alanda gerçekleştirilen çilek üretimi, kış mevsiminde de aralıksız sürüyor. İlçede yetiştirilen çilekler, bahar ve yaz sezonlarının ardından Aralık ayında da hasat edilerek Manisa’nın yanı sıra çevre il ve ilçelere gönderiliyor. Kış ayında da üretime devam ettiklerini söyleyen çilek üreticisi Rahim Özcan, örtü altında 6 dekar alanda üretim yaptığını belirterek, "Köprübaşı çileği hem açık arazide hem de sera altında yetişiyor. Fiyatlar sezonuna göre gayet iyi. Kilosu 200 liradan başlıyor, toptancı ilgisi güzel. Hatta bazı alıcılar kendileri tarlaya girip topluyor. Yüzümüz gülüyor, cebimiz para görüyor. İlçemizde dört mevsim çilek hasadı yapılabiliyor. Köprübaşı çileği artık markalaşmış bir ürün" dedi. Köprübaşı çileğinin Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından coğrafi işaret ile tescillendiğini hatırlatan Özcan, ürünün her mevsim aranır hale geldiğini vurguladı. Köprübaşı İlçe Tarım ve Orman Müdürü Alptekin Sağıroğlu ise çilek üretiminin ilçe ekonomisi için önemine değinerek, "Toplam 4 bin dekarda yaklaşık 500 üreticimiz çilek yetiştiriyor. Kış sezonunda üretimi artırmak için tünel sera çalışmalarını genişletiyoruz. Köprübaşı çileği tadı, aroması ve kalitesiyle fark oluşturuyor. Çiftçilerimize teknik desteği sürdürüyoruz. Allah kazançlarını bereketli eylesin" ifadelerini kullandı.
Samsun’un dört tarımsal havzası, Türkiye Yüzyılı’nın üretim gücüne yön veriyor
03 Aralık 2025 Çarşamba - 22:04 Samsun’un dört tarımsal havzası, Türkiye Yüzyılı’nın üretim gücüne yön veriyor Samsun’da yürütülen tarımsal faaliyetler, ilin sahip olduğu dört tarımsal havzanın sunduğu büyük potansiyel doğrultusunda yeniden ele alındı. Samsun Valisi Orhan Tavlı başkanlığında yapılan toplantı ile ildeki tarımsal faaliyetler değerlendirildi. Toplantıya Büyükşehir Belediye Başkanı Halit Doğan, Tarım ve Orman Bakanlığına bağlı kurumların bölge ve il müdürleri ile ilçe ziraat odası başkanları katıldı. Vali Tavlı toplantıda yaptığı konuşmada, "4 tane tarımsal havza üzerindeyiz. 3’ü Çarşamba, Bafra ve Vezirköprü, 4.’sü de Karadeniz. Balıkları, su ürünlerini temin ettiğimiz Karadeniz de tarımsal havzamız. Yakakent’te Su Ürünleri İşleme İhtisas OSB kuruyoruz. 20’ye yakın firma kültür balıkçılığı yapıyor. Bir taraftan da Türkiye’nin balık avcılığında marka firmalarımız, kooperatiflerimiz var. O anlamda da çok şanslı bir ildeyiz" dedi. Tavlı organize sanayi bölgelerinden söz ederek, "Organize sanayi bölgelerimizde tarımsal işletmelerimiz var. 11 tane OSB’miz var şu anda, 7’si faal. Terme ve Yakakent’te de inşallah Ocak ayında tahsislere başlarız diye değerlendiriyoruz. Organize Teknoloji Bölgeleri diyoruz, sağ olsun Büyükşehir Belediye Başkanımız ekibiyle beraber bu projelerin altyapısının inşasında bizlere destek oluyor. Tabii Organize Teknoloji Bölgeleri dediğimizde en az yüzde 50-60’ında tarımsal işletmeler var. Sanayi deyince hep fabrika, kimya, savunma sanayii akla geliyor ama bizim buradaki OSB’lerimizin içinde tarımsal üretimden gelen katma değeri işleyen ve gıda olarak Türkiye’ye, dünyaya sunan işletmeler var" diye konuştu.
Yozgat’ta 927 bin onsluk altın tespit edildi
03 Aralık 2025 Çarşamba - 20:52 Yozgat’ta 927 bin onsluk altın tespit edildi Yozgat’ta tespit edilen 927 bin onsluk altın hakkında Ahlatcı Holding yetkilileri açıklamalarda bulundu. Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Ahlatcı ve beraberindeki heyet, Yozgat Valisi Mehmet Ali Özkan’ı ziyaret etmesinin ardından düzenlenen basın açıklamasında altın rezervi hakkında bilgiler verdi. Ahmet Ahlatcı, Kanada merkezli Eldorado Gold Corporation’ın Türkiye’deki şirketi Tüprag Madencilik’ten Sarıkaya’daki yedi sahayı aldıklarını ifade ederek, "Şirketimizi kurduk. Ekiplerimizi oluşturduk. Burada ne kadar ne var, diye araştırmaya başladık. Bize devrederken burada 250-300 bin ons gibi bir miktar var denildi. İki şirket arasında pazarlık yaparak aldık. 7 sahanın yalnızca bir tanesinde, bir tanesinin de bir kısmında 927 bin ons altın tespit ettik. Sondaj yapmadığımız bir bölüm var, yapınca artacağını düşünüyoruz. İnşallah 1 buçuk milyon onsa gider" dedi. "İlk altını 2027’nin başında alırız diye düşünüyoruz" Altını çıkartma çalışmalarında bin kişinin çalışacağını söyleyen Ahlatcı, "Altın bu halde ise 4 milyar dolar civarında. Ekonomimize büyük bir destektir. Her çıkarılan altının yüzde 71’i devletimize dönüyor. Çalışmalarımız başladı. Şu anda 50 kişiyle sahadayız. Sondajlar yapılıyor. İlk altını 2027’nin başında alırız, diye düşünüyorum. 3 buçuk milyon ons altın çıksın istiyoruz. Müspet tespit 927 bin onstur. Bu 4 milyar dolar, Türk Lirası olarak da 170 milyar Türk Lirası yapar" dedi.
SSB Başkanı Görgün: "Savunma sanayiinde ürettiğimiz her teknoloji günlük hayatta karşılık bulacak bir dönüşümün parçası haline gelmiştir"
03 Aralık 2025 Çarşamba - 18:26 SSB Başkanı Görgün: "Savunma sanayiinde ürettiğimiz her teknoloji günlük hayatta karşılık bulacak bir dönüşümün parçası haline gelmiştir" Savunma Sanayii Başkanı (SSB) Haluk Görgün, "Savunma sanayiinin kalbinde ürettiğimiz her teknoloji, sadece cephede değil; hastanede, fabrikada, metro hattında, enerji tesisinde, afet alanında, hatta günlük hayatın içinde karşılık bulacak bir dönüşümün parçası haline gelmiştir" dedi. ASELSAN tarafından Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğüne bağlı hastanelerde kullanılması amacıyla ve tamamen milli imkanlarla ‘HealthView ADR-M100 Mobil Dijital Röntgen Cihazları geliştirildi. Medikal görüntüleme alanında ilk ürün olma özelliği taşıyan ASELSAN Mobil Dijital Röntgen Cihazları, ASELSAN ile Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş. (USHAŞ) arasında imzalanan sözleşmeyle hastanelere teslim edildi. Programda açılış konuşması gerçekleştiren Savunma Sanayi Başkanı Haluk Görgün, savunma sanayinin, yalnızca güvenlik ihtiyaçlarını karşılayan bir alan olmaktan çıktığını ve insan kaynağı, teknoloji ve sürdürülebilir kalkınmanın ana itici güçlerinden biri haline geldiğini dile getirdi. "Savunma alanında geliştirdiğimiz mühendislik birikimini optimize ederek toplumsal faydaya dönüştürmek zorundayız" Bugün teslim edilen mobil röntgen cihazlarının savunma sektörünün teknik birikimini sivil üretimle buluşturan somut bir örnek olduğunu dile getiren Görgün, "Savunma projelerinde elde ettiğimiz modüler tasarım yetkinliği, elektronik ve yazılım ekosistemimiz, yüksek hassasiyet isteyen üretim kabiliyetlerimiz ve milli test-sertifikasyon altyapımız, sivil ihtiyaçlara yönelik ürünlerin hem çok daha hızlı geliştirilmesine hem de küresel pazarlarda rekabet edebilecek düzeyde maliyet avantajı kazanmasına imkan vermektedir. Bu noktadan hareketle, savunma alanında geliştirdiğimiz karmaşık platform ve alt sistemlerin ardındaki mühendislik birikimini; tıbbi cihazlardan endüstriyel sensörlere, akıllı enerji altyapılarından ulaşım sistemlerine uzanan geniş bir yelpazede yeniden optimize ederek toplumsal faydaya dönüştürmek zorundayız" açıklamasında bulundu. "Savunma sanayiinde ürettiğimiz her teknoloji günlük hayatta karşılık bulacak bir dönüşümün parçası haline gelmiştir" Görgün, maliyetleri düşüren ölçek ekonomisini, ortak tedarik modellerini, çok daha kolay erişilebilen yerli alt bileşenleri ve hızlı saha kurulumuna imkan veren modüler üretim stratejilerini sivil alanlara taşımanın hem kritik teknolojilerde dışa bağımlılığı azaltacağını hem de Türkiye’nin küresel rekabet gücünü artıracağını belirtti. Görgün, "Hiç şüphesiz yüksek hacimli sivil kullanım, savunma odaklı sistemlerde de birim maliyetleri aşağı çekecek; böylece daha sürdürülebilir bir üretim modeli oluşacak, tedarik zinciri yönetimi çok daha dayanıklı bir yapıya kavuşacaktır. Bugün savunma sanayiinin kalbinde ürettiğimiz her teknoloji, sadece cephede değil; hastanede, fabrikada, metro hattında, enerji tesisinde, afet alanında, hatta günlük hayatın içinde karşılık bulacak bir dönüşümün parçası hâline gelmiştir" ifadelerine yer verdi. "Ortaya koyduğumuz yaklaşım, Türkiye’nin bir teknoloji sağlayıcısına dönüşmesine zemin hazırlıyor" Savunma sanayi sektörü olarak, ‘kolay temin edilen, gecikme ve tedarik problemi yaşatmayan, doğrudan sahaya indirilebilen hızlı üretim stratejileri’ geliştirme konusunda kararlı olduklarının altını çizen Görgün, "Türkiye’nin yerli mühendislik gücünü yalnızca güvenlik alanında değil, toplumun tüm ihtiyaçlarında seferber edecek bu vizyon; bizi savunma ağırlıklı bir ekosistemden, yüksek teknoloji ihracatını çeşitlendiren, sivil-sanayi dengesini güçlendiren, küresel ölçekte rekabet eden bir teknoloji devletine taşıyacaktır. Bugün ortaya koyduğumuz bu yaklaşım, Türkiye’nin yalnızca ürün ihraç eden bir ülke olmasının ötesine geçerek, küresel değer zincirlerini şekillendiren bir teknoloji sağlayıcısına dönüşmesine de zemin hazırlıyor" dedi. Görgün, ASELSAN’ın sahip olduğu vizyon bilinci ile sadece savunma sanayii alanında teknolojiler geliştirilmediğini, kent güvenliği, yapay zeka destekli video analiz, raylı sistem sinyalizasyonu, elektrikli tren çekiş sistemleri, afet ve acil durum uyarı sistemleri, enerji altyapısı yazılımları gibi çeşitli alanlarda da önemli teknolojik çalışmalar yaptığını ifade etti. ASELSAN’ın sivil alanda gerçekleştirdiği teknolojilere de değinen Görgün, "Şehir güvenliği projeleriyle 25 ilde 38 bin kamerayı yöneten sistem altyapısı kuran ASELSAN, raylı sistemlerde bin kilometrelik sinyalizasyon tecrübesi ve elektrikli tren çekiş sistemleriyle 4 farklı hattın modernizasyonunu üstlenmiştir. Ayrıca 20 bin kilometre boru hattı boyunca kurulan akıllı ikaz ve alarm sistemleri ile afet risklerine karşı erken uyarı kapasitesi oluşturulmuştur. Bu alanlarda geliştirilen çözümler, sadece yurt içinde değil, yurt dışında da etkin olarak kullanılmaktadır" şeklinde konuştu. "26 farklı ülkeye sağlık sistemleri ihraç eder duruma geldik" Görgün, ASELSAN’ın sağlık teknolojileri alanında geliştirdiği özgün ve yenilikçi çözümlerle, Türkiye’nin medikal cihazlarda dışa bağımlılığını azalttığının altını çizerek, "Firmamız, mobil dijital röntgen cihazından kalp-akciğer makinesine, ventilatörden Heartline OED cihazına kadar pek çok sağlık sistemini yerli imkanlarla geliştirmiş ve bugün 26 farklı ülkeye sağlık sistemleri ihraç eder duruma gelmiştir. EC sertifikası sayesinde Avrupa Birliği içerisinde serbest dolaşıma sahip olan ASELSAN sağlık sistemleri, bugüne kadar yaklaşık 70 milyon dolarlık teslimat başarısına ulaşmıştır. Firmamız sağlık teknolojileri alanında sahip olduğu 20 patent, 5 uluslararası tasarım ödülü ve 8 faydalı model ile bu alandaki öncü kimliğini pekiştirmektedir" ifadelerine yer verdi. "Geliştirilen röntgen cihazı, ASELSAN’ın patentli ürünleri arasına katılan altıncı özgün teknolojidir" Teslimatı gerçekleştirilen röntgen cihazlarına ilişkin de bilgilendirmelerde bulunan Görgün, şunları kaydetti: "Bugün teslimatı yapılacak 30 adetlik, HealthView ADR-100M Mobil Dijital Röntgen Cihazı, ASELSAN tarafından geliştirilen, kompakt yapısı, yüksek çözünürlüklü dijital dedektörü, 16-bit görüntü işleme kapasitesi, yapay zekâ destekli görüntü analizi ve düşük radyasyon dozuna sahip yapısıyla öne çıkan bir sistemdir. Radyoloji hekimleri ve teknikerleriyle yakın iş birliği içinde geliştirilen bu cihaz, ASELSAN’ın patentli ürünleri arasına katılan altıncı özgün teknolojidir. EC sertifikası ve taşınabilirliği sayesinde afet alanları, sahra hastaneleri ve kırsal bölgelerde kullanım imkanı sunan bu cihaz, yüksek yerlilik oranı ve modüler yapısı ile teknolojik bağımsızlığımızı da güvence altına almaktadır." Görgün, Sağlık Bakanlığına teslim edilen röntgen cihazlarının, kamu sağlık altyapısının yerli ve milli sistemlerle güçlendirilmesi adına atılmış önemli bir adım olduğuna dikkati çekerek, "Ülkemiz genelindeki hastane, seyyar klinik ve acil müdahale birimlerinde yaygın biçimde kullanılacak olması, hem teşhis süreçlerini hızlandıracak hem de ülkemizin sağlık teknolojilerinde dışa bağımlılığını azaltarak stratejik bir kazanım sağlayacaktır" dedi. Program, SSB Başkanı Haluk Görgün’ün konuşmasını ardından, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun konuşmasıyla devam etti.
Uluslararası sivil toplum kuruluşları GTO’da buluştu
03 Aralık 2025 Çarşamba - 17:00 Uluslararası sivil toplum kuruluşları GTO’da buluştu Gaziantep Ticaret Odası (GTO), her yıl gerçekleştirerek geleneksel hale getirdiği ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarıyla bölge önceliklerini masaya yatırdığı donör toplantısını "Uluslararası Kaynakların Bölgesel Kalkınmaya Katkısı ve İş Birliği imkanları" konu başlığıyla gerçekleştirdi. 2025 yılında bölgede yapılan projeler ve çalışmaların değerlendirilerek 2026 yılı planlamalarının yapıldığı toplantıda Alman Uluslararası İşbirliği Kuruluşu (GIZ), Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Sparkassenstiftung, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), Birleşmiş Milletler Çocuklar İçin Uluslararası Yardım Fonu (UNICEF), Dünya Gıda Programı (WFP), Birleşmiş Milletler Nüfüs Fonu (UNFPA), Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women), World Vision, Gaziantep Kızılay Toplum Merkezi ve HABİTAT Derneği’nin temsilcileri yer aldı. "Her zorlukta yan yana durduk" GTO Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Yıldırım, toplantının açılışında yaptığı konuşmada iş birliği kültürünün önemine vurgu yaparak, "Bu buluşmalar bizlere her yıl ‘Neredeyiz, ne yapıyoruz, neyi birlikte başarabiliriz?’ sorularını yeniden sorma fırsatı veriyor. Her kurumun farklı öncelikleri olsa da ortak hedef, bölgede daha güvenli, güçlü ve dayanıklı bir gelecek inşa etmek" dedi. Yıldırım, Gaziantep’in geçmişte olduğu gibi bugün de güçlü bir dayanışma kültürüyle hareket ettiğini hatırlatarak, "Suriye göçünden pandemiye, depremden ekonomik krizlere kadar her zorlukta yan yana durduk. Her zaman da birlikte ürettik. Sizlerle olan iş birliklerimiz bizim için kıymetli bir yol arkadaşlığına dönüştü" ifadelerini kullandı. Yerelde kurulan güçlü diyalog ve samimi iş birliğinin, ulusal ve uluslararası ölçekte ödüllere varan başarılara kapı araladığını söyleyen Yıldırım, uluslararası kaynakların bölgesel kalkınmaya katkısının her zamankinden daha önemli olduğunu vurguladı. "Yeni iş birliklerine her zamanki gibi hazırız" 2026 yılı için GTO’nun önceliklerini kısaca paylaşan Yıldırım, "İstihdamın artırılması ve iş gücünün güçlendirilmesi, firmaların yeşil dönüşüm ve dijitalleşme süreçlerinde daha çok desteklenmesi, girişimcilik ve dışa açılmanın geliştirilmesi, gastronomi, tarım ve fark oluşturan endüstrilerde yeni projelerin teşvik edilmesi, tasarım, markalaşma ve yenilik kültürünün yaygınlaştırılması hayata geçirilecek projelerde ve yürütülecek çalışmalarda önemli başlıklar. Dünya genelinde yaşanan savaşlar, krizler ve ekonomik dalgalanmalar bölge ekonomisini doğrudan etkiliyor. Planlarımızı yaparken ayaklarımızı yere sağlam basmak zorundayız. Kolay değil ama biz bu şehirde zoru her zaman birlikte aştık, GTO olarak biz çözüm üretmeye ve iş birliğine her zamanki gibi hazırız" diye konuştu. Toplantının devamında GTO İş Geliştirme Danışmanı Figen Çeliktürk’ün moderasyonunda gerçekleştirilen oturumda Gaziantep Ticaret Odasının çalışmaları ve gelecek planları hakkında GTO Genel Sekreter Yardımcısı Gülbin Çalışkantürk bilgi verirken uluslararası sivil toplum kuruluşu temsilcileri de değerlendirmelerde bulunarak kurumlarının faaliyetleri ve 2026 planları hakkında katılımcıları bilgilendirdi.