EKONOMİ
26 Nisan 2026 Pazar - 14:06 Demirci 2. El Oto Pazarı kapılarını açtı Manisa’nın Demirci ilçesinde belediye tarafından hayata geçirilen 2. El Oto Pazarı, ilk gününde yoğun katılımla kapılarını açtı. Çevre il ve ilçelerden gelen vatandaşlar ve galerici esnafının akın ettiği pazar, bölgenin yeni ticaret merkezi olma yolunda önemli bir adım attı. Demirci Belediyesi’nin ilçeye ekonomik hareketlilik kazandırmak amacıyla hayata geçirdiği proje kapsamında, açık pazaryeri alanı 2. El Oto Pazarı olarak hizmete sunuldu. Vatandaşların araç alım-satım işlemlerini daha düzenli ve profesyonel bir ortamda gerçekleştirmesini amaçlayan pazarda, ilk gün adeta izdiham yaşandı. Komşu il ve ilçeler Demirci’de buluştu İlçede bir ilk olma özelliği taşıyan pazara yalnızca Demirci’den değil; Selendi, Gördes, Köprübaşı gibi Manisa ilçelerinin yanı sıra Balıkesir’in Sındırgı ve Kütahya’nın Simav ilçelerinden de çok sayıda vatandaş katıldı. Geniş bir coğrafyaya hitap eden pazar, bölgedeki ikinci el araç ticaretinin yeni merkezi olarak öne çıktı. Demirci Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, pazarda standardizasyonu sağlamak amacıyla araç sahiplerine üzerinde marka, model, kilometre, takas ve vade seçeneklerinin yer aldığı bilgi kartları dağıttı. Araçların camlarına asılan bu kartlar sayesinde alıcılar için daha şeffaf bir alışveriş ortamı oluşturuldu. Demirci İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri de pazar alanında devriye gezerek güvenliği sağladı. Vatandaşlara dolandırıcılık olaylarına karşı uyarılarda bulunan ekipler, bilgilendirici broşürler dağıttı. "İlçemize ekonomik dinamizm kazandıracağız" Demirci Belediye Başkanı Erkan Kara, AK Parti İlçe Başkanı Nurullah Akgün ve MHP İlçe Başkanı Ümit Kanyılmaz ile birlikte pazar alanını ziyaret ederek incelemelerde bulundu. Vatandaşlarla sohbet eden Başkan Kara, satıcı ve alıcıların taleplerini dinledi. Başkan Kara yaptığı açıklamada, "İlçemizde önemli bir eksikliği daha gidererek 2. El Oto Pazarı’nı hizmete açtık. Amacımız vatandaşlarımızın güvenli ve düzenli bir ortamda ticaret yapmasını sağlamak. Katılımın bu denli yoğun olması bizleri memnun etti. Tüm esnafımıza hayırlı ve bereketli kazançlar diliyorum" dedi. Demirci Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı İrfan Aksu ise pazarın ilçe ekonomisine katkı sağlayacağını belirterek, "Bu organizasyon ilçemizde ticari hareketliliği artıracak önemli bir adım oldu" diye konuştu. Gördes’ten gelen vatandaşlardan Cengiz Çakmak da pazarın konum avantajına dikkat çekerek, "Birçok ilçenin ortasında yer alıyor. Her hafta kurulması bölge ekonomisine ciddi katkı sağlar" ifadelerini kullandı. İlk gününde çok sayıda araç satışının ve takas işleminin gerçekleştirildiği Demirci 2. El Oto Pazarı’nın, önümüzdeki süreçte her hafta pazar günleri düzenli olarak kurulması ve bölgedeki ticari sirkülasyonu artırılmasının hedeflendiği öğrenildi.
26 Nisan 2026 Pazar - 13:51 Anzerli Başkan’dan ’sahte Anzer balı’ sitemi Rize’nin dünyaca ünlü Anzer balının, sahte ürünlerin artışı ve üretici kooperatiflerin birlik sağlayamaması nedeniyle hem güven hem de marka değerini hızla kaybettiğine dikkat çekildi. Her yıl bu zamanlarda sezon hazırlıklarına başlanan ve yaz sonunda satışa çıkan dünyaca ünlü Anzer balı sahteleri nedeniyle güven kaybetmeye başladı. Artık ülkenin hemen her bölgesinde ’Anzer balı’ ibaresiyle birçok balın piyasaya sürüldüğünden şikayet eden Anzer balı kooperatifleri, insan sağlığının tehlikeye atıldığını ifade ediyor. Anzer Çiçekli Köy Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı İsak Yılmaz, Anzer Balı üreticilerinin kooperatiflerinin bir araya gelemediği için piyasada çok sayıda balın Anzer balı gibi satılmasına neden olduğunu dile getirerek sitem etti. Bu durumun Anzer balı markasına zarar verdiğini öne süren Yılmaz "Dünya markası, çöp markası oldu" dedi. Anzer balı üreticilerini bağlı olduğu 12 kooperatif olduğunu ancak bu kooperatiflerin ballarının marka değerini korumak için bir araya gelemediğini dile getiren Yılmaz "Anzer’de 12 tane kooperatif var, yakında 112 tane olurlar. 12 kooperatif bir araya gelemiyoruz. Neden bir araya gelemiyoruz? Sıkıntı ne? Gelelim bir araya bu işleri hep beraber çözelim. Şu an yanımda iki muhtar da yok. Neredesiniz? Gelin yanımıza, beraber mücadele verelim. Hukuki süreçte bir araya toplanamadık. 12 kooperatif olarak da bir araya gelemedik dedi. "Bir insan biraz düşünecek ya; bu kadar Anzer balı bu Türkiye’de olur mu?" Anzer Yaylası’nda üretilen 18 ton balın analizden geçtiğini ancak piyasada 200 tona yakın Anzer balı diye bal satıldığını sözlerine ekleyen Yılmaz, "Anzer’den 12 kooperatiften 18 tona yakın Anzer balı analizden geçti. Türkiye’de toplam Anzer balı 200 tona yakın vardır. Her mağazada 81 ilde Anzer balı var, her ilçede Anzer balı var; o yetmemiş gibi Kuzey Irak’a sıçradı. Bir insan biraz düşünecek ya; bu kadar Anzer balı bu Türkiye’de olur mu? Bu neyin nesi? Türkiye’de bu kadar reçel yok ya biraz mantıklı olacak, insan hesap kitap yapacak. Kooperatiflerde de bal bitmiyor. Ne yapıyor bunlar? Dünya markası çöp markası oldu işte buyur" ifadelerini kullandı. "Anzer balının marka değerine sahip çıkılsın" Anzer balının marka değerine sahip çıkılması gerektiğini ve Türk Patent Enstitüsü’nün Anzer balını çağrıştıracak hiçbir ibareye izin vermemesi gerektiğini ifade eden Yılmaz sözlerini devamında, "Biz ne yaptık? Güzel bir dilekçe hazırladık. Bu dilekçelerimizde ’Anzer balı’nı çağrıştıracak hiçbir kişi ya da kuruma patent vermemesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.’ Dilekçelerimizi güzel bir şekilde hazırladık. Muhtarlara diyorum ki; ya beraber çıkalım bakanımızın yanına bu Anzer ibaresini bir koruma altına alalım. Bunu da kabul etmediler. Bir araya gelelim yeter! Rize’mizin markası. Sahte coğrafi işaret var, Anzer ibaresi var. 260 tane Anzer ibaresi var; bu 260 tane Anzer ibareli balın içerisindeki 150 tanesi Anzer’in içindeki aracıların, 100 tanesi de dışarıdaki Malatyalının, Urfalının başka bölgelerin" şeklinde konuştu.
Erzincan’ın vergi borçluları açıklandı
09 Aralık 2025 Salı - 13:02 Erzincan’ın vergi borçluları açıklandı Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, devlete 5 milyon liranın üzerinde vergi borcu olanları Aralık ayında açıklayacaklarını duyurmuştu. O listeler yayımlandı. Erzincan’da da 5 milyon lira ve üzerinde vergi borcu ve cezası bulunan mükelleflerin yer aldığı liste, Erzincan Defterdarlığı Fevzipaşa Vergi Dairesi girişindeki panoya asıldı. Kamuoyunda "vergi yüzsüzleri" olarak bilinen, devlete 5 milyon lira ve üzerinde vergi borcu ve cezası bulunan mükelleflerin isimlerinin yer alacağı listeler, vergi dairelerinde 1-15 Aralık tarihleri arasında yayınlanmaya başlarken, Gelir İdaresi Başkanlığının internet sitesinde de 16 Aralık ile 30 Aralık tarihleri arasında açıklanacak. Vatandaşlar Erzincan’da 5 milyon lira ve üzerinde vergi borcu bulunan isimleri merak ederek, listeden izlerken, listede 10 mükellefin bulunduğu gözlendi. Erzincan’ın vergi borçluları; Prokom Mmadencilik Otomotiv İnşaat Elektrik Üretim (Tehlikesiz atıkların düzenli veya kalıcı olarak depolanması) 35 milyon 502 bin 917, 61 Tahsin Yalçın İnş. Ticaret ve Sanayi LTD Şirketi (İkamet amaçlı binaların inşaatı) Ahşap binaların inşaatı hariç 29 Milyon 552 bin 307, 60 Erzincan Zirve Kağıt Karton Elektirik Üretim Sanayi TİC. A.Ş (Kağıt ve mukavva imalatı) 19 Milyon 853 bin 449, 23 Coşkun Yorulmaz (Hububat, un ve zahire ürünleri perakende ticareti) bulgur, pirinç, mısır vb. 17 Milyon 922 bin 664,57 Ferdi Demirci (Plastik sofra mutfak ve diğer ev eşyası ile tuvalet eşyası toptan ticareti) 11 milyon 854 bin 352,91 Demircioğulları ALM Gıda Pls. İnş. Mak. İth. Sn. Tc. (Plastik ambalaj malzemeleri imalatı) 11 Milyon 570 bin 609, 29 Mahdı Dızmarı ( Başka yerde sınıflandırılmamış gıda, içecek veya tütün ağırlıklı perakende ticaret) Tanzim satış 9 milyon 978 bin 762,12 Abdulbaki Uzun (Sıvı yakıtlar ve bunlarla ilgili ürünlerin toptan ticareti) 6 milyon 158 bin 079,90 Eshghalı Jafar Zadeh ( Başka yerde sınıflandırılmamış gıda, içecek veya tütün ağırlıklı perakende ticaret) Tanzim satış 5 milyon 614 bin 363,74 Hamıd Mohtasham ( Başka yerde sınıflandırılmamış gıda, içecek veya tütün ağırlıklı perakende ticaret) Tanzim satış 5 milyon 594 bin 598,41.
Soğan üreticilerine ‘Dikim zamanı’ uyarısı
09 Aralık 2025 Salı - 12:50 Soğan üreticilerine ‘Dikim zamanı’ uyarısı Alaşehir’de soğan tohumu satıcısı Kazım Kalın, yağışlarla birlikte toprağın ideal seviyeye ulaştığını belirterek üreticileri, "Verim kaybı yaşamamak için dikim tam şimdi yapılmalı." şeklinde uyardı. Tohum seçiminde iklim faktörünün kritik olduğunu vurgulayan Kalın, pazardaki güncel fiyatları da açıkladı. Manisa’nın Alaşehir ilçesinde yıllardır soğan ve soğan tohumu satışı yapan Kazım Kalın, son yağışlarla birlikte toprağın suya doyması ve tavlanması nedeniyle üreticilere önemli bir uyarıda bulundu. Kalın, yeşil ve baş soğan yetiştirmek isteyen çiftçiler için en uygun dikim döneminin başladığını söyledi. Toprağın tam kıvamına geldiğini belirten Kalın, "Üreticilerimizin verim kaybı yaşamamaları için soğanlarını bu günlerde dikmeleri gerekiyor." dedi. Tohum alırken çeşit seçimine dikkat Soğan tohumlarında çeşit seçiminin büyük önem taşıdığını vurgulayan Kalın, standart yerli, doğal, hobi ve hibrit tohumların yanı sıra olgunlaşma sürelerine göre erkenci, orta erkenci ve geç çeşitlerin tercih edildiğini ifade etti. İklimin soğan yetiştiriciliğinde belirleyici olduğuna dikkat çeken Kalın, "Gelişme döneminde soğuk hava, baş bağlama sürecinde ise sıcaklık ve serin iklim gerekiyor. Tohum seçerken mutlaka bölgenin iklimi göz önünde bulundurulmalı. Erkenci çeşitler ılıman iklimlerde, orta erkenci olanlar daha soğuk bölgelerde tercih ediliyor. Kışlık soğanlar ise acı çeşitler olarak bilinir." dedi. Ekim ve fiyat bilgilendirmesi Bahçe tipi yemeklik soğan dikimi için en uygun döneme girildiğini belirten Kalın, üreticilerin toprağın tavını değerlendirmelerini isterken, aynı dönemde sarımsak dikimlerinin de yapılabileceğini belirtti. Alaşehir’de salı günleri Kapalı Pazar Yeri, cuma günleri Soğuksu Mahallesi ve pazar günleri Yeni Mahalle’de kurulan semt pazarlarında soğan tohumları çeşidine göre kilogramı 90-125 TL, sarımsak ise 150-300 TL arasında alıcı buluyor.
Sivas’ta öğrenciler, meslek sektörleri temsilcileri ile buluştu
09 Aralık 2025 Salı - 12:48 Sivas’ta öğrenciler, meslek sektörleri temsilcileri ile buluştu Sivas’ta lise ve üniversite öğrencileri, iş adamları ile bir araya geldi. Bilgi ve tecrübe aktarımının hedeflendiği programda öğrenciler merak ettiği soruların yanıtını buldu. Sivas’ta Ticaret ve Sanayi Odası, Sivas Valiliği ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliği ile program düzenlendi. ‘Sivas Mesleki ve Teknik Eğitim Sektörel İş Birliği Buluşması’nda lisele ve üniversite öğrencileri iş insanları ile bir araya geldi. "Başarılı bir sonuç için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz" Programda konuşan Sivas Ticaret ve sanayi Odası Başkanı Zeki Özdemir, "Mesleği; meslek liselerinden, üniversitelerimizin ilgili bölümlerinden mezun olduktan sonra hayata insanı bir adım daha hızlı yaklaştıran bir araç olarak görmek mümkün. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Milli Eğitim Bakanlığının bir protokolü gereği illerde ticaret ve sanayi odaları meslek liseleri ile protokol birlikteliği sağlıyorlar. Bizim de burada Organize Sanayi içinde bulunan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisemizle ve Bilişim Lisemizle proje okuluyuz. Biz de o okullarımızla beraber öğrencilerimizin gençlerimizin mesleki eğitimde başarılı bir sonuç vermeleri için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Bir başka birlikteliğimizin sonucu olarak toplantıya Ticaret ve Sanayi Odamızın üyesi olan sanayicilerimizi de davet ettik. Sizlerle beraber onları buluşturmak istedik. Hem onların sizlerden olan talepleri hem de siz öğrencilerin buradaki sanayicilerle olan iletişiminin olmasının bizi çok mutlu ettiğini söylemek isterim" dedi. "Bütün çalışmalarımızın merkezinde bu ülkenin geleceği olan gençlerimiz var" Toplantının önemine dikkat çeken Sivas Valisi Yılmaz Şimşek ise, "Bugün anlamlı bir vesile ile bir aradayız. Sivas Mesleki Ve Teknik Eğitimi Sektörel İş Birliği Buluşması’nda sizlerle birlikte olmaktan mutluluk duyuyoruz. Sözlerimin başında bu etkinliğin hayırlara vesile olmasını diliyor, bugün burada eğitimle üretimin gençlikle sektörün ve hayallerle fırsatların buluştuğu önemli bir platformda bir arada buluşuyoruz. Bu buluşmayı değerli kılan en önemli unsur ise gençlerimiz bütün çalışmalarımızın merkezinde bu ülkenin geleceği olan gençlerimiz var. Şüphesiz mesleki ve teknik eğitim ancak sektörle iş birliği içerisindeyse anlam kazanır ve gelişir" diye konuştu. Konuşmaların ardından Sivas İl Milli Eğitim Müdürü Fatih Erdoğan sunum yaptı. Sunumun ardından söz alan öğrenciler, merak ettiği soruların yanıtını buldu.
Ford, Avrupa stratejisinin bir sonraki aşamasını duyurdu
09 Aralık 2025 Salı - 12:48 Ford, Avrupa stratejisinin bir sonraki aşamasını duyurdu Ford, Avrupa’da sürdürülebilir kârlılık yolunda yeni bir adım atıyor. Bu yolculuk iki güçlü temele dayanıyor: Ford Pro ile ticari araç ve hizmetlerde konumunu korumak ve elektrikli binek araçlardan oluşan yeni bir ürün gamını hayata geçirmek. Renault Group ile yapılan yeni stratejik ortaklık herkes için ulaşılabilir, yenilikçi elektrikli araçlar üretmek için endüstriyel ölçek ile markanın özgün tasarımını buluşturuyor. Ford, Avrupa’daki dönüşümün stratejisinin yeni aşamasını duyurdu. Markanın bireysel ve ticari müşterilere olan bağlılığını güçlendiren bu adım çeviklik, maliyet verimliliği ve net bir marka vaadi üzerine kurulu. Markanın Avrupa stratejisi üç temel üzerine inşa ediliyor: Başarılı Ford Pro ticari araç birimini daha da güçlendirmek, özgün yeni modellerle binek araç serisini genişletmek ve üretim sistemini ölçek ve maliyet avantajı oluşturacak şekilde geliştirmek. Avrupa’da sürdürülebilir ve kârlı bir iş modeli oluşturma yolunda marka, satın alınabilir ‘multi-energy’ binek araçlar ve müşterilerin elektrifikasyon yolculuğunda destek olacak ticari araçlardan oluşan güçlü bir ürün atağına başlıyor. Bu strateji ile Ford aynı zamanda zorlu pazarda rekabet gücünü de artıracak. Planlanan yeni modeller, mevcut ürün gamını zenginleştirecek ve 2028’de showroom’larda yerini alacak. Ford Motor Company Başkanı ve CEO’su Jim Farley, "Bir Amerikan şirketi olarak, Avrupa’yı sektörümüzün küresel dönüşümünde ön saflarda görüyoruz. Burada nasıl rekabet ettiğimiz, yeniliklerimiz, iş birliklerimiz ve yatırımlarımız gelecek nesil için oyun planını belirleyecek. Avrupa’nın geleceğine inanıyoruz, ancak bu geleceğe ulaşmak için her zamankinden daha hızlı ve daha verimli hareket etmemiz gerekiyor" dedi. Marka bu planı hızlandırmak için ilk adım olarak Renault Group ile stratejik bir ortaklık kuruyor. Ortaklık şunları kapsıyor: Binek Araçlar: Bu iş birliği kapsamında, Renault’nun Ampere platformu üzerinde geliştirilecek iki yeni Ford markalı elektrikli binek araç için anlaşmaya varıldı. Araçlar 2028’de showroom’larda yerini alacak. Verimlilik için ortak mimariden yararlanırken, tasarım ve sürüş dinamiklerinde Ford liderliği üstlenecek; böylece bu araçlar tamamen markanın ruhunu taşıyacak. Ticari Araçlar: Taraflar ortak platformları kullanarak sanayi ölçeğini artırmak amacıyla Ford ve Renault markalı hafif ticari araçların ortak geliştirilmesi ve üretilmesini değerlendirmek üzere bir niyet mektubu imzaladı. Bu ortaklık, iki güçlü markanın uzmanlığını, endüstriyel ölçeğini ve tedarik gücünü bir araya getirerek, son derece dinamik bir pazarda rekabet için gerekli verimlilik ve üretim ölçeğini sağlıyor. Ford Avrupa Başkanı Jim Baumbick, "Planımız, şirketimizin gücünü ortaya çıkarmak üzerine kurulu. Rekabet gücümüzü artırmak için stratejik ortaklıklar kuruyoruz, ama asıl odağımız ürün. Bu araçlar, sürüş keyfi yüksek, tamamen bağlantılı ve rakiplerinin arasından sıyrılan modeller olacak" dedi. Veri odaklı çözümlerle ticari müşterilerde üretkenlik arttırılıyor Ford Pro, ticari müşteriler için verimliliği artırmak amacıyla veriyi kullanmaya devam ediyor ve şirketin Avrupa’daki işlerinin itici gücü olmayı sürdürüyor. Yalnızca araç satmanın ötesine geçerek, milyarlarca araç verisini anlamlı içgörülere dönüştüren yazılım ve hizmetlerden oluşan kapsamlı bir ekosistem sunan Ford Pro, FordLive çalışma süresi sistemi ile yalnızca 2024 yılında Avrupa’daki işletmelere tahmini 820 bin ek araç kullanım günü kazandırdı. Güçlü ortaklıklardan oluşan geçmişin üzerine, optimize edilmiş endüstriyel ayak izi Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: ’’Renault Group ile açıkladığımız ortaklık, Avrupa’da Koç Holding ve Volkswagen ile olan başarılı iş birliklerimizle dolu hikayemizin devamı niteliğinde. Ortak platformları kullanarak, yenilikçi, ulaşılabilir ve tamamen Ford ruhunu taşıyan, özgün araçlar geliştiriyoruz. Koç Holding ile ortak girişimimiz olan Ford Otosan, sektördeki en başarılı iş birliklerinden biri olarak Avrupa’daki ticari araç işimiz ciddi değer katıyor. Markanın Avrupa’daki endüstriyel yapısıyla entegre olan Ford Otosan tesisleri, İngiltere’deki Halewood fabrikasına yapılan 380 milyon sterlinlik yatırımın ardından üretilen elektrikli güç aktarma üniteleriyle ve İngiltere’deki Dagenham fabrikasından sağlanan ileri motor teknolojisiyle destekleniyor. Volkswagen ile olan iş birliğimiz ise hem ticari araç hem de binek araç işimizi güçlendirmeye önemli katkı sağlıyor. Bu ortaklık kapsamında geliştirilen Ford’un mevcut elektrikli araç serisi, Almanya Köln’deki yeni elektrikli araç merkezimizde üretiliyor. Aynı zamanda marka ‘multi energy’ araçlara geçişi desteklemek ve müşterilerine daha fazla seçenek sunabilmek için Avrupa’daki üretim operasyonlarını dönüştürüyor. Markanın Valencia fabrikası Avrupa’da daha güçlü binek araç portföyü oluşturma planında kritik bir rol oynamaya ise devam ediyor.’’ Ford’dan yapıcı politika uyumuna çağrı Markanın Avrupa stratejisi, değişen karbondioksit emisyon düzenlemelerine uyum sağlamak ve elektrifikasyona geçiş sürecinde müşterilere uygun fiyatlı, çoklu enerji seçenekleri sunmak üzerine şekillendirildi. Avrupa’da elektrikli araçların payı yüzde 16,1 seviyelerinde seyrediyor. Bu oran Avrupa’nın 2025 için koyduğu yeni araçların yüzde 25’inin elektrikli olma karbondioksit hedefinin oldukça gerisinde. "Elektrifikasyondan herkesin faydalanmasını sağlamalı ve müşterilere seçim hakkı tanımalıyız; ister tamamen elektrikli ister hibrit araçlar olsun" diyen Baumbick "Buradaki amaç, geçiş sürecini tüm tüketiciler ve işletmeler için daha cazip ve daha erişilebilir hale getirmek; talebi zorlamak yerine teşvik etmek" açıklamasında bulundu. Marka, elektrifikasyona başarılı bir geçiş için üç aşama öneriyor: Hedeflerin gerçeklerle uyumlu hale gelmesi. Karbondioksit hedefleri pazarın adaptasyon hızına göre uyumlanmalı ve üreticilere güvenilir bir 10 yıllık planlama perspektifi sunulmalı. Bu, tüketicilere hibrit araçları daha uzun süre kullanma seçeneği tanımayı da kapsıyor; onları hazır olmadıkları bir sıçramaya zorlamak yerine geçişi kolaylaştırmalıyız. Geçişin teşvik edilmesi. Avrupa’daki üreticiler elektrikli araçlara milyarlarca euro yatırım yaptı. Hükümetler bu çabayı, tutarlı satın alma teşvikleri ve yalnızca büyük şehirlerle sınırlı kalmayan, kırsal bölgelere kadar uzanan bir şarj altyapısıyla desteklemeli. İşleyen ekonominin desteklenmesi. Ticari araçlara yönelik mevcut yaklaşım, Avrupa’nın bel kemiğine ekonomik bir yük getiriyor. Satın alınan yeni ticari araçların sadece yüzde 8’i elektrikli. Bu araçlar tesisatçılar, çiçekçiler ve inşaatçılar için birer iş aracı. Ticari araçlara yönelik agresif karbondioksit hedefleri, Avrupa GSYİH’sinin yüzde 50’sinden fazlasını üreten küçük ve orta ölçekli işletmeleri haksız yere cezalandırıyor.
ATO Başkanı Baran: "Enflasyonla mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi ve kısa sürede sonuç alınması özel sektör açısından en önemli güven unsuru durumunda"
09 Aralık 2025 Salı - 12:26 ATO Başkanı Baran: "Enflasyonla mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi ve kısa sürede sonuç alınması özel sektör açısından en önemli güven unsuru durumunda" Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Gürsel Baran, "Enflasyonla mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi ve kısa sürede sonuç alınması özel sektör açısından en önemli güven unsuru durumunda. KOBİ’lerimiz başta olmak üzere, üretimin, ticaretin ve ihracatın devamlılığı açısından uygun maliyetli ve erişilebilir finansman sağlanması çok önemli" dedi. ATO Başkanı Gürsel Baran, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Müşterek Konsey Toplantısı’nda konuştu. Baran, vadesi gelmiş ya da takipte olan devlet borçları nedeniyle mükelleflerin banka hesaplarına uygulanan hacizlerin, ödeme işlemi gerçekleştirildikten hemen sonra kaldırılmaması nedeniyle yaşanan mağduriyetlere dikkat çekti. Baran, konuşmasında dünya ekonomisindeki gelişmeleri değerlendirdi. Dünyada jeopolitik dengelerin hızla değiştiği, tedarik zincirlerinin yeniden yapılandığı, dijitalleşme ve yeşil dönüşümün üretim süreçlerini baştan şekillendirdiği, korumacı politikaların rekabeti yeniden inşa ettiği bir dönem yaşandığının altını çizdi. "E-hacizin bir gün süreyle gerçekleştirilmesi, reel sektörün işlerinin devamlılığı açısından önemli" ATO Başkanı Gürsel Baran, e-haciz uygulamasında vadesi gelmiş ya da takipte olan devlet borçları nedeniyle mükelleflerin banka hesaplarına uygulanan hacizlerin, ödeme işlemi gerçekleştirildikten hemen sonra kaldırılmaması nedeniyle yaşanan mağduriyetlere dikkat çekerek, "Bir banka hesabına konacak haciz, borcu karşılarken; mükellefin tüm banka hesaplarına haciz konması, mükellefe ödeme emri tebliğ edilmeden haciz işlemine başlanması, borç ödendiği halde e-haciz kaldırma yapılmaması nedeniyle mükellefler mağdur olabiliyor. Bu durum, işletmelerin nakit akışını olumsuz etkileyerek, finansmana erişimde zorluklar yaşamalarına yol açıyor. E-hacizin bir gün süreyle gerçekleştirilmesi, borçların tahsilinin ardından hesapların tekrar aktif hale getirilmesi, reel sektörün işlerinin devamlılığı açısından önemli. Ayrıca, e-hacizde belirlenmiş ve kamuoyuna duyurulmuş bir alt sınır bulunmuyor. Dolayısıyla vergi daireleri her bir alacak için tutara bakmaksızın e-haciz işlemi yapabiliyor. Bu sebeple alt sınırın belirlenmesi yerinde olacaktır" diye konuştu. "TOBB’un bu yıl ikinci kez sağladığı ‘Nefes Kredisi’ çok kıymetli" Enerji, lojistik, hammadde ve işçilik maliyetlerindeki artışların işletmeler üzerinde baskı oluşturduğunu kaydeden ATO Başkanı Gürsel Baran, iş dünyası olarak enflasyonla mücadele sürecini önemsediklerini vurgulayarak, "Enflasyonla mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi ve kısa sürede sonuç alınması özel sektör açısından en önemli güven unsuru durumunda. KOBİ’lerimiz başta olmak üzere, üretimin, ticaretin ve ihracatın devamlılığı açısından uygun maliyetli ve erişilebilir finansman sağlanması çok önemli. Bu konuda Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğimizin bu yıl ikinci kez sağladığı ‘Nefes Kredisi’ çok kıymetli, ancak reel sektörümüzün daha fazla desteğe ihtiyacı var. Burada ortaya konan yaklaşımın, hükümetimizin öncülüğünde bankaların gayretiyle devam etmesi gerektiği kanaatindeyiz" şeklinde konuştu.
Bakan Bolat: "Rekabet gücümüzü koruyabilmek için ‘Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı’na uymak zorundayız"
09 Aralık 2025 Salı - 12:11 Bakan Bolat: "Rekabet gücümüzü koruyabilmek için ‘Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı’na uymak zorundayız" Ticaret Bakanı Ömer Bolat, "AB’yle yaptığımız için ‘Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı’nı aynı şekilde uygulama kararı almış bulunuyoruz. Burada hem rekabet gücümüzü koruyabilmek hem de rekabette ihracat pazarlarımızı koruyup geliştirmek için bu mutabakata da uymak zorundayız" dedi. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Uluslararası Çevre ve İletişim Derneği tarafından düzenlenen 2. Uluslararası Çevre İletişim Zirvesi’ne katıldı. Burada bir konuşma gerçekleştiren Bolat, yeşil ekonomi, yeşil mutabakat, çevre konuları, çevre ve ekonomi başlıklarının bir arada kullanıldığını ve bu çerçevede dünyadaki kaynakları sürdürülebilir kılmanın herkesin görevleri olduğuna dikkati çekti. Bolat, 2026’da düzenlenecek ve dünya ülkelerini bir araya getirerek iklim krizine karşı ortak çözümler geliştirmeyi amaçlayan ‘Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) 31. Taraflar Konferansı’na (COP31)’ Türkiye’nin ev sahipliği yapacağını hatırlattı. Zirvenin 15 günden fazla sürdüğünü dile getiren Bolat, içlerinde dünya liderlerinin, uzmanların, akademisyenlerin, kamu görevlilerinin ve özel sektör yöneticilerinin bulunduğu 150 bine yakın kişinin katılım sağlayacağını belirtti. "Rekabet gücümüzü koruyabilmek için ‘Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı’na uymak zorundayız" Bolat, Çevresel performansın artık sadece bir sürdürülebilirlik meselesi olmadığını, doğrudan rekabet gücünün temel belirleyicisi konumuna geldiğini söyleyerek, şu ifadelere yer verdi: "Dünya ekonomisinin en önemli üç oyuncusundan biri olan Avrupa Birliği’nin (AB) iklim değişikliğiyle mücadele hedeflerine ulaşması amacıyla 2019 yılında kabul ettiği bir ‘Avrupa Yeşil Mutabakat Programı’ bulunmaktadır. Avrupa Yeşil Mutabakat Programı’yla AB, kapsamlı ve stratejik bir dönüşüm sürecini başlattı. Bu sanayiden tarıma ulaştırmadan enerjiye varıncaya kadar ekonominin her alanında önemli değişiklikler getiren politikaların uygulanması ve mevzuatların kabul edilip uygulanmasını gerektiren bir süreçtir. Biz de AB ile Gümrük Birliği’miz olduğu için ve ticaretimizin ortalama yüzde 40’lık bölümünü AB’yle yaptığımız için ‘Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı’nı aynı şekilde uygulama kararı almış bulunuyoruz. Burada hem rekabet gücümüzü koruyabilmek hem de rekabette ihracat pazarlarımızı koruyup geliştirmek için bu mutabakata da uymak zorundayız. Aynı zamanda hükümet olarak da yeşil mutabakatı, yeşil ekonominin gereklerine inandığımız için bunu yapmaktayız." ‘Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı’nın ticarette standartlar ve düzenlemelerin yapılmasını gerektirdiğine dikkati çeken Bolat, "Bu çerçevede hem yeşil dönüşün hem dijital dönüşümün gerekliliklerine uyum sağlamak dış ticaret politikamızın en temel başlıklarından birkaçı haline gelmiş bulunmaktadır. Aynı zamanda çevresel hedefleri korumaya çalıştığımız ve ulaşmaya çalıştığımız gibi küresel tedarik zincirlerinden de kopmamaya çalışmaktayız" ifadelerine yer verdi. "Ticaret Bakanlığı yaklaşık 3 yıldan fazla sektörleri Yeşil Mutabakat’a ve SDKM’ye hazırlıyor" Bolat, ‘Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı’nın en önemli süreçlerinden birisi Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın (SKDM) getirilmesi ve buna uyum konusunda önemli kuralların getirildiğine dikkati çekerek, "SKDM’ye uyum konusunda önemli kurallar getirildi. Pazara giriş kurallarında ciddi eşikler getirildi. Ve bu da ticarette uyulması gereken önemli yeniliklerdendir. Biz de Türkiye olarak bu teknik mevzuatlara uyum konusunda çalışmaktayız. Biliyorsunuz 2021 yılında biz Yeşil Mutabakatı Uyum Programı’nı kabul ettik. Ticaret Bakanlığımız Avrupa Birliği Yeşil Mutabakat’a uyumun gerektirdiği kamu kurumlarıyla ve özel sektör kuruluşlarıyla koordinasyon görevini sektörleri Yeşil Mutabakat’a ve SDKM’ye hazırlamak için yaklaşık 3 yıldan fazladır yapmaktadır" diye konuştu. "SDKM’nin kapsadığı sektörlerdeki firmaları eğitim, danışmanlık ve mevzuat uyumu çalışmalarına ortak ettik" SKDM’nin, SKDM, çelik sektörü, alüminyum sektörü, çimento sektörü, gübre sektörü, hidrojen ve elektrik ürünlerini kapsadığını hatırlatan Bolat, "1 Ocak 2026 itibariyle de SDKM Avrupa Birliği tarafından uygulamaya başlanacak. Bunun ciddi mali sonuçlar doğurması da beklenebilir. O yüzden biz Türkiye olarak bu bahsettiğimiz altı sektörümüzdeki firmalarımızı özellikle ihracat yapanları SDKM’ye uyum sağlamaları için yoğun bir şekilde eğitim, danışmanlık ve mevzuat uyumu çalışmalarına ortak ettik" şeklinde konuştu. Bolat, Türkiye’nin çelik, alüminyum, çimento, gübre, hidrojen ve elektrik sektörlerinde dünyaya yaklaşık 23 milyar dolarlık ihracatı olduğunun da altını çizdi. "Dijital Ürün Pasaportu gibi yeni uygulamalar hayatımıza girmekte" AB’nin Avrupa Yeşil Mutabakatı ile başlattığı Yeşil Ve Dijital Dönüşüm’ün bir diğer önemli unsurunun da döngüsel ekonomiye geçiş olduğunu vurgulayan Bolat, "Yeni sanayi devriminin niteliğindeki bu dönüşüm süreçleri ham madde temininden ürün tasarımına, üretim süreçlerine ve tüketim sonrası yolculuğa kadar bir ürünün yaşam döngüsünün her anına ilişkin çok büyük bir dönüşüm sürecini ilgilendirmektedir. Bu nedenle tüm ürün gruplarında ürün bazlı mevzuat çıkarılması, Avrupa Birliği pazarının giriştiği yeni eko tasarım kurallarına paralel olarak ‘Dijital Ürün Pasaportu’ gibi yeni uygulamalar hayatımıza girmektedir. Avrupa Birliği’nin bu yeşil dönüşüm politikalarının rekabetçilik politikasıyla harmanlandığını hem AB ham madde güvenliğini sağlamaya uğraşırken hem de kaynak ve teknoloji bağımlılığını azaltmaya çalıştığını, bunun da AB’nin yeni rekabetçilik pusulası anlamına geldiğini vurgulamak isterim" dedi. "Türkiye-Avrupa Birliği arasında SKDM çalışma grubu kuruldu" Bolat, Yeşil Dönüşüm ve SKDM konularında Avrupa Birliği’yle yakın bir irtibat ve diyalog içinde çalıştıklarını bildirerek, Avrupa Birliği’yle yüksek düzeyli ticaret diyaloğunu 8 Temmuz 2024’te Brüksel’de başlattıklarını hatırlattı. Bu noktada ekonominin ve ticaretin her alanında karşılıklı uyum noktasında yapılabilecek hususları AB ile koordine ettiklerini söyleyen Bolat, ticareti sınırlayıcı unsurlarında ortadan kaldırılması için de yeni programlar uyguladıklarını sözlerine ekledi. Bolat, sözlerine şu şekilde devam etti: "Yeşil ve Dijital Dönüşüm alanındaki uyum sürecini sürekli olarak görüştük ve çalışmalar yürüttük. En son 1 Ekim 2025 tarihinde Çevre, Şehircilik Ve İklim Değişikliği Bakanımız Murat Kurum’un başkanlığında bizim de dahil olduğumuz ilgili bakanlıklardan oluşan bir teknik heyet Brüksel’de Avrupa Birliği’yle önemli toplantılar yaptı. Bunun adı da Türkiye Avrupa Birliği yüksek düzeyli iklim diyaloğu toplantısı idi ve sınırda karbon düzenleme mekanizmasına ilişkin teknik istişareler yürütüldü ve Türkiye-Avrupa Birliği arasında SKDM çalışma grubu kuruldu. Bu çalışmalara özel sektör kuruluşlarımız da dahil ediliyor." Bolat, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Türkiye Yüzyılı’ hedeflerinden birinin de Çevre Yüzyılı olduğunu kaydeden Bolat, "Bu konuda tüm amacımız küresel rekabet gücümüzü korumak, sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak ve bugün var olmak için üretirken, tüketirken geleceğin kaynaklarını da geleceğin nesillerini de düşünerek onlara da sürdürülebilir bir kaynak zenginliği bırakmak olmalıdır" dedi. Açılış konuşmalarının sonlanmasıyla Uluslararası Çevre ve İletişim Derneği tarafından Bakan Bolat’a hediye takdim edildi. Program, toplu fotoğraf çekiminin ardından basına kapalı olarak devam etti:
ASO Başkanı Ardıç: "Portekiz ile ticari ilişkilerimize Ankara özelinde baktığımızda da son yıllarda ticaret hacminin dikkat çekici bir şekilde arttığını görüyoruz"
09 Aralık 2025 Salı - 12:00 ASO Başkanı Ardıç: "Portekiz ile ticari ilişkilerimize Ankara özelinde baktığımızda da son yıllarda ticaret hacminin dikkat çekici bir şekilde arttığını görüyoruz" Ankara Sanayi Odası Başkanı Seyit Ardıç, "Portekiz ile ticari ilişkilerimize Ankara özelinde baktığımızda da son yıllarda ticaret hacminin dikkat çekici bir şekilde arttığını görüyoruz. 2020 yılında 41 milyon dolar olan hacim, 2024 yılında yaklaşık iki buçuk kat artarak 111 milyon dolara ulaşmıştır" dedi. Ankara Sanayi Odası (ASO) tarafından Portekiz’deki ticaret ve yatırım imkanlarının ele alındığı ‘Portekiz Ülke Günü’ etkinliği düzenlendi. ASO’nun ev sahipliğinde, Portekiz Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği iş birliğiyle gerçekleştirilen etkinlikte iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler ve yeni iş fırsatları masaya yatırıldı. Etkinliğin açılışında konuşan ASO Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, Türkiye ile Portekiz arasındaki ticaret hacminin son yıllarda istikrarlı bir şekilde arttığını belirterek, Türk sanayicisinin Portekiz’in sunduğu yatırım ve ortaklık fırsatlarından yararlanması gerektiğini vurguladı. Portekiz Ankara Büyükelçisi Virginia Pina da Portekiz’in altyapı, enerji, savunma ve dijital dönüşüm gibi birçok alanda yeni projelere açık olduğunu ifade etti. Program kapsamında Portekizli yetkililer, ülkedeki ekonomik ortam, yabancı yatırımcılara yönelik teşvikler ve sektörel fırsatlar hakkında sunum gerçekleştirdi. Katılımcı firmalar ayrıca Portekiz Ekonomi ve Ticaret Müsteşarlığı temsilcileriyle birebir görüşmeler yaparak potansiyel iş birliği alanlarını değerlendirme imkanı buldu. ASO, düzenlediği ülke günü etkinlikleriyle üyelerinin dış pazarlara açılmasına katkı sağlamayı hedeflerken, Portekiz etkinliği özellikle Avrupa pazarına erişim fırsatları nedeniyle sanayicilerden ilgi gördü. Portekiz’de önümüzdeki dönemde hayata geçirilmesi planlanan büyük ölçekli altyapı ve yatırım projelerinin, Türk şirketleri için önemli bir iş hacmi doğurabileceği belirtiliyor. "Portekiz ile Türkiye arasındaki kültürel bağlar doğal bir yakınlığa dayanır" ASO Başkanı Ardıç, Portekiz ile Türkiye arasındaki ticaret hacminin son 5 yılda arttığının ve bu durumun gelecek yıllarda da artarak devam edeceğini belirterek, "Portekiz ile Türkiye arasındaki kültürel bağlar, Akdeniz’in ortak değerleri ve çok kültürlü mirasın oluşturduğu doğal bir yakınlığa dayanır. Avrupa ekonomisinde Portekiz’in yenilikçi ve sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımı, Türkiye’nin güçlü üretim kapasitesiyle tamamlayıcı bir yapı oluşturmaktadır. Bu uyum, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin büyümesine katkı sağlarken; yenilenebilir enerji, savunma, lojistik, turizm ve dijital dönüşüm gibi alanlarda iş birliği fırsatlarını güçlendirmektedir. Özellikle son yıllarda ikili ekonomik ilişkilerimizde gözle görülür bir ivme yaşanmakta ve karşılıklı faydaya dayalı iş birlikleri giderek artmaktadır. Portekiz’in, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik sürecini destekleyen ülkeler arasında yer alması, siyasi ve ekonomik ilişkilerimizin gelişimine ayrı bir güç katmaktadır. Ticaret hacmimiz de bu olumlu tabloyu net biçimde yansıtmaktadır. 2024 yılında Portekiz’e ihracatımız 1,6 milyar dolar, ithalatımız ise 1,4 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Türkiye ve Portekiz’in birbirini tamamlayan ekonomik yapıları; makine, otomotiv, elektrik-elektronik, ambalaj-kağıt sektörleri, lojistik, yenilenebilir enerji, turizm ve savunma sanayii gibi birçok alanda yeni iş birliği imkanlarını gündeme getirmektedir. Portekiz’in Avrupa Birliği içindeki stratejik konumu, yüksek yaşam standardı ve yenilenebilir enerji yatırımlarındaki başarısı; ülkemizin geniş ölçekli üretim gücü, sanayi çeşitliliği ve mühendislik kabiliyeti ile büyük bir uyum göstermektedir" şeklinde konuştu. "Ankara, son 2 yıldır Portekiz ile ticarette fazla veren bir konuma gelmiştir" Portekiz ile ticaret hacminin dengeli ve istikrarlı bir şekilde yükselme eyleminde olduğunun altını çizen Ardıç, "Portekiz ile ticari ilişkilerimize Ankara özelinde baktığımızda da son yıllarda ticaret hacminin dikkat çekici bir şekilde arttığını görüyoruz. 2020 yılında 41 milyon dolar olan hacim, 2024 yılında yaklaşık iki buçuk kat artarak 111 milyon dolara ulaşmıştır. Geçen yıl Ankara’dan Portekiz’e gerçekleştirdiğimiz ihracat 58,3 milyon dolar, Portekiz’den ithalatımız ise 53,1 milyon dolar seviyesine çıkmıştır. Ankara, son iki yıldır Portekiz ile ticarette fazla veren bir konuma gelmiştir. İhracatımızda ağırlık olarak makine ve aksamları, elektrik-elektronik ekipmanlar, savunma ve havacılık ürünleri, kimyasallar ile medikal ve optik cihazlar; ithalatımızda mekanik cihazlar, motorlu taşıt parçaları, tekstil ürünleri, plastik ve kauçuk türevleri ile gıda ve içecek ürünleri öne çıkmaktadır. Bu tablo, Ankara ile Portekiz arasında ticaretin sektör çeşitliliği yüksek, dengeli ve istikrarlı bir yapıda seyrettiğini göstermektedir" diye konuştu. "Portekiz’e gelip yatırım yapmak isterseniz çok memnuniyet duyarız" Portekiz’in Avrupa’ya, Afrika’ya ve Amerika’ya açılan bir kapı olduğunu ifade eden ve Türkleri Portekiz’e davet eden Portekiz’in Ankara Büyükelçisi Virginia Pina ise, "Portekiz güvenli bir ülke. Portekiz’de iyi karşılanacağınızdan emin olabilirsiniz. Biz de burada çok iyi karşılanıyoruz. Portekiz’e gelip yatırım yapmak isterseniz çok memnuniyet duyarız. Portekiz, Avrupa Birliği içerisinde büyük bir pazar. Ama sadece bunlarla kalmıyoruz. Bir kapı konumundayız. Amerika’ya, Afrika’ya açılan bir kapıyız. Portekiz, Orta Asya’ya ve Kafkaslara da açılan bir ülke. Biz, sizinle yatırım yapmaya hazırız. Türkiye’nin de hazır olduğunu biliyorum. Bu sene içerisinde de bunu somut olarak gösterdik" ifadelerine yer verdi.
Kadınların hobisi  aile destek merkezinde ekonomik gelire dönüştü
09 Aralık 2025 Salı - 11:44 Kadınların hobisi aile destek merkezinde ekonomik gelire dönüştü Adana’nın Kozan ilçesinde Aile Destek Merkezi bünyesinde eğitim alan kadınlar, hobilerini kazanca dönüştürüp ekonomik gelir elde etmeye başladı. Kozan Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı bünyesinde faaliyet gösteren Aile Destek Merkezi (ADEM), kadınlara hem mesleki eğitim hem de ekonomik kazanç imkanı sundu. Devlet desteğiyle yürütülen merkezde kadınlar, geleneksel el sanatları, dikiş–nakış ve hobi kurslarıyla üretim yaparak aile bütçesine katkı sağlamaya başladı. Özellikle annelerin de meslek sahibi olabileceği ücretsiz kursların verildiği merkezde çocuklara bakım desteği verildiği belirtildi. Merkezin Koordinatörü Dilara Şimşek, burada 50 kursiyerin aktif olarak eğitim aldığını belirterek, "Kadınlarımız hem dikiş-nakış hem de el sanatları alanında faaliyet gösteriyor. Üç aylık dönemler hâlinde eğitim veriyoruz. Ailelerimiz evde vakit geçirmek yerine burada üretime katılıyor. Çocukları anaokulu biriminde güvenle eğitim alırken anneler de rahatlıkla kurslarını tamamlayabiliyor" dedi. Aile destek eğitimcisi Arife Tilki ise, "Kadınlarımıza mesleki eğitimin yanı sıra aile içi iletişim, çocuk mahremiyeti ve aile sağlığı gibi konularda da eğitimler veriyoruz. Amacımız kadının güçlü olması, güçlü kadın demek güçlü aile yapısı demektir" ifadelerini kullandı. Hobisini kazanca dönüştürdü Kursa katılanlardan Gözde Yiğenoğlu, öğrendiklerini gelir kapısına dönüştürdü. Yiğenoğlu yeni yıl öncesi özel tasarımları satış için hazırladığını ifade ederek " Burada el sanatlarıyla ilgili çok şey öğrendim. Ürettiklerimi sosyal medya üzerinden satışa başladım ve gelir elde ettim. Hayalim kendime ait bir butik açmak. Geleneksel baskı ve Osmanlı motifleri işliyorum; runner, kırlent gibi birçok ürün üretiyorum" diye konuştu. Anne-kız üretip ilk dikiş makinelerini aldılar Kursa annesinin tavsiyesi ile birlikte katılan Aleyna Demir iki yılda kendi tasarımlarını yapabilecek seviyeye geldiğini söyledi. Anne kız üretime geçtiklerini anlatan Demir" Annemin tavsiyesiyle kursa başladım. Burada hem el sanatları hem dikiş kursuna devam ediyorum. Annemle birlikte ürettiklerimizi satarak ilk dikiş makinemizi aldık. Abiyeler ve kendi tasarım ürünlerimi üretiyorum. Hem internetten hem evden sipariş alıyorum. Devletimizin sunduğu imkânlar sayesinde yapabiliyorum. Bizlere hazır vermek yerine balık tutmayı öğretti" dedi. Anne Fatma Demir de "Hem maddi hem manevi anlamda çok faydasını gördük. Kızımla birlikte kendi kıyafetlerimizi dikiyor, sipariş alıyoruz." ifadelerini kullandı. Kursiyerlerden Birgül Yılmaz ise dikiş makinesiyle ilk kez merkezde tanıştığına vurgu yaparak, kurs sayesinde pek çok ürünü dikebilir hâle geldiğini anlattı.
Patronlardan ortak mesaj: Güçlü lobi, sürdürülebilir büyüme, doğru planlama
09 Aralık 2025 Salı - 11:38 Patronlardan ortak mesaj: Güçlü lobi, sürdürülebilir büyüme, doğru planlama Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır Antalya’nın sahip olduğu ekonomik büyüklüğün ötesinde kurumsal bir lobi gücüne sahip olduğunu vurgulayarak, "Özellikle oda ve borsalarımız gerek yerel ve ulusal gerek uluslararası düzeyde ciddi itibara ve referanslara sahip bulunmaktadır. Bu bireysel güçlerimizi birleştirip kentimiz ve sektörlerimiz için ortak hedeflere odaklarsak eminim kalıcı faydalar oluşturacağız. Bunu başarabilmemizin ilk adımı etkin, sık ve yaygın bir iletişim kurmamızdır" dedi. Antalya Oda ve Borsa Müşterek Toplantısı, Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır ev sahipliğinde yapıldı. Toplantıya Antalya TSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, Manavgat TSO Başkanı Seydi Tahsin Güngör, Alanya TSO Başkanı Eray Erdem, Kumluca TSO Başkanı Fahri Özen, Kumluca Ticaret Borsası Başkanı Fatih Durdaş, Deniz Ticaret Odası Antalya Şube Başkanı Ahmet Çetin, oda ve borsa Meclis Başkanları ve Yönetim Kurulu üyeleri katıldı. Toplantının açılış konuşmasını yapan Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, Antalya’nın ekonomik hayatına yön veren, kendi alanlarında deneyimli ve güçlü bir temsil yapısına sahip TOBB çatısı altındaki oda borsa başkanları ve yöneticileriyle bir araya geldiklerini belirterek, "Camiamızda görev yapan herkes, enerjisini, emeğini ve zamanını, kentine ve sektörüne gönüllü olarak vakfediyor. Bu gönüllü çaba, bizleri yormaktan çok gururlandırıyor. Çünkü kentimize ve vatanımıza olan aidiyet duygumuzu besliyor" dedi. "Üyelerimizin sesi ve sözcüsüyüz" Oda borsa başkanlarıyla TOBB’un kurul ve komisyonlarında birlikte çalıştıklarını kaydeden Çandır, "Sizleri ve üyelerimizi en iyi şekilde temsil ediyorlar. Antalya’mızın sorunlarını Ankara’ya taşıyarak çözüm arıyorlar. Bizler, oda ve borsalar olarak üyelerimizin sesi, sözcüsüyüz. Kanunlarla tanımlanmış görevimiz budur. İcra yetkisi hükümete aittir. Biz sahadan topladığımız sorunları ve çözüm önerilerini TOBB Başkanımız Sayın Rifat Hisarcıklıoğlu üzerinden hükümetimize iletiyoruz. Pek çok alanda önemli destekler ve düzenlemeler hayata geçirildi, elbette hala çözülmesi gereken başlıklar var. Onlar için de çalışmaya devam ediyoruz" dedi. Müşterek toplantıları yalnızca bilgi paylaşmak için değil ortak dil, ortak hedefler ve ortak bir yön tayin etmek için düzenlediklerini belirten Çandır, "Müşterek toplantılar, yalnızca bir araya gelmeyi değil, birlikte hareket etme kültürümüzü güçlendirerek kentimizin ihtiyaçlarını ve ufkunu sürdürülebilirlik kriterleriyle değerlendirmemizi amaçlıyor. Çünkü Antalya’mız; hayatın doğal akışı içinde kendiliğinden büyümeye bırakılamayacak kadar potansiyeli yüksek bir kenttir. Ülkemizin dünyaya en açık ve vitrin kentleri arasında başı çekmektedir. Dolayısıyla ülkemizin aydınlık ve güçlü geleceğine ciddi katkı sağlayacak stratejik bir şehirdir. Bu değerlendirmeyle bakarsak kentimizin kaynaklarını, üretimini ve büyümesini ortak akılla, kapsayıcı bir anlayışla hep birlikte yönetmeliyiz" diye konuştu. Antalya’nın sahip olduğu ekonomik büyüklüğün ötesinde kurumsal bir lobi gücüne sahip olduğunu vurgulayan Başkan Ali Çandır, "Özellikle oda ve borsalarımız gerek yerel ve ulusal gerek uluslararası düzeyde ciddi itibara ve referanslara sahip bulunmaktadır. Bu bireysel güçlerimizi birleştirip kentimiz ve sektörlerimiz için ortak hedeflere odaklarsak eminim kalıcı faydalar oluşturacağız. Bunu başarabilmemizin ilk adımı etkin, sık ve yaygın bir iletişim kurmamızdır. Müşterek toplantılarımız, diğer faydalarının yanı sıra bu ilk adıma da ciddi katkı sağlıyor diye düşünmekteyim" dedi. "Ekonomide rekabet sertleşiyor" Ekonomiyle ilgili değerlendirmede bulunan Başkan Ali Çandır, 2003-2017 döneminde gittikçe yükselen bir küreselleşme ve serbest ticaret iklimi yaşandığını, sonraki dönemde ise gümrük tarifeleri savaşı, içe kapanma ve nispi olarak yurtiçi ekonomik faaliyetlerle büyümeye doğru bir eğilim gösterdiğini, yakın gelecekte de bu eğilimin devam etmesinin beklendiğini ifade etti. Dünya ticaretinin dünya GSYH’na oranının son iki yılda yüzde 63’ten yüzde 57’ye gerilediğini, bu rakamın artık küresel ticaretin eskisi kadar açık ve serbest olmadığını gösterdiğini belirten Çandır, "Korumacı politikalar yükseliyor, rekabet sertleşiyor ve her ülke kendi üretimini koruma eğilimini artırıyor. Korumacı tedbirlerin en büyük sonucu da doğrudan dış ticaret dengesinde görülüyor. Dünyada en büyük dış ticaret açığını veren ABD, 2024 yılında, 600 milyar dolar açıktan 200 milyar dolar açığa düşmüş yani açığını yüzde 70 azaltmıştır. Aynı dönemde ülkemizde ise 106 milyar dolar açık 82 milyar dolar açığa düşmüş. Yani yüzde 23 azalmıştır. Bu halimizle açık azaltma eğilimine üçte bir kadar uyumlu olabilmişiz. Mutlak surette açık azaltma eğilimine uyum katsayımızı artırmalıyız. Bunu sürdürülebilir hale getirmenin temel yolu, ihracat artışını ithalatın çok üzerine çıkarmaktan geçiyor" değerlendirmesinde bulundu. "Çin’e karşı kapsamlı ve güçlü bir politika oluşturmamız gerekiyor" Dünya ekonomisinde Hindistan’ın parlayan yıldız olduğunu belirten ATB başkanı Ali Çandır, "Çin tehlikesine" dikkat çekti. Türkiye’nin Çin ile ticaretiyle ilgili bilgi veren Çandır, Türkiye’nin 1 dolarlık ihracatına karşılık Çin’den 13,2 dolarlık alışveriş yapıldığını belirtti. Türkiye’nin toplam cari açığının yüzde 59’unun Çin’den kaynaklandığını vurgulayan Çandır, "Avrupa ve Ortadoğu’ya yaptığımız ihracata baktığımızda Çin’in maliyet avantajı ile bizim ihraç ettiğimiz yüzde 21’lik mallar risk altında. Yani onların buraya girmesi durumunda yaklaşık 42 milyar doları kaybetme riskiyle karşı karşıyayız" dedi. Devletin politikası olarak Çin’de şirketlerin kar etme gibi bir derdinin olmadığını söyleyen Çandır, "Git, yayıl, kapsa, yok et politikasıyla çalışıyorlar. Çin’deki firmaların yüzde 23’ü 2024 yılında zarar beyan etmiş. Bizde yılardır ilk 500’deki firmamızın zararda olan payı yüzde 10’u geçmemiştir. Çin’de bankaların yüzde 80’i uzun vadeli ucuz kredi veriyor, bizde bu oran yüzde 45" diye konuştu. Çin’e karşı bir strateji geliştirilmesi gerektiğini kaydeden Çandır, "Bizde birazcık Çin kolaycılığı var. Bu konuda ülkemizin acilen bir strateji geliştirmesi lazım. Ülke olarak Çin’e karşı kapsamlı ve güçlü bir politika oluşturmamız gerekiyor" dedi. "İthalatın büyümeyi artırdığı bir yapı sürdürülebilir değildir" 2024’te en yüksek büyümenin yüzde 5,3 ile ilk çeyrekte görüldüğünü, yılın geri kalanında büyümenin yüzde 3’ün altına gerilediği, son çeyrekte ise 3,7’lik bir büyüme yaşandığını belirten Çandır, "Ancak ithalatın büyümeyi artırdığı bir yapı sürdürülebilir değildir. Üretim gücü artmadan, ihracat gücünün kalıcı olarak yükselmesi de mümkün görünmüyor. Bu noktada Antalya yalnızca bölgesel değil, ulusal bir role sahiptir. Çünkü Antalya, tarımı, turizmi, ticareti ve ihracatı birlikte taşıyan ender kentlerden biridir" diye konuştu. Antalya’nın, tarımda güçlü bir üretim altyapısına sahip olduğunu, 1995–2023 döneminde tarım alanları yüzde 22 daralmış olsa da örtüaltı üretimin yüzde 479 arttığını kaydeden Çandır, "Türkiye’nin örtüaltı sebzesinin yarısı, Antalya’da üretiliyor. Tarım sektörümüzdeki çeşitlilik, yoğunluk ve üretim gücü yalnızca Antalya için değil, Türkiye’nin gıda güvenliği ve dış ticareti için de stratejik bir değer taşımaktadır. Ancak bu gücü taşıyan alanlar kontrolsüz ve plansız büyümenin baskısı altındadır" dedi. "Doğamız, suyumuz ortak sermayemiz" Antalya’nın suyu bol sanılan ancak kuraklık baskısı Türkiye ortalamasının üzerinde olan bir kent olduğunu belirten Çandır, "Tarım, turizm ve kentleşme aynı su kaynağını paylaşıyor. Nüfus artışı ve göç ile birlikte su kaynakları üzerindeki baskı giderek büyüyor. Bu nedenle su yönetimi artık sadece teknik bir altyapı meselesi olmaktan çıkmıştır. Antalyalı üreticinin, turizmcinin, yatırımcının ve bu şehirde yaşayan her vatandaşın geleceğini belirleyen bir ekonomik mesele haline gelmiştir. Biz ekmeğimizi bu topraklardan kazanıyoruz; başka Antalya yok. Bu kentin toprağı, suyu ve doğası hepimizin ortak sermayesidir. Bu sermaye korunmadığında üretim zayıflar; üretim zayıfladığında ihracat, turizm ve ticaret de güç kaybeder" dedi. "Lobi gücümüzü ortaklaştırmalıyız" Antalya’nın yıllardır kendi akışına bırakıldığı ölçüde büyüdüğünü, ancak artık akışına bırakarak büyüme döneminin bittiğini söyleyen Başkan Çandır, şunları kaydetti: "Antalya’yı korumak aynı zamanda Antalya’nın ekonomik geleceğini korumaktır. Bu nedenle, suyumuzu ve topraklarımızı korumak için bir politikaya ihtiyacımız var. Dış ticarette avantajlı olduğumuz alanlara odaklanmalıyız. Lobi gücümüzü ortaklaştırmalıyız. Antalya’mız yıllardır kendi akışına bırakıldığı ölçüde büyüdü. Ancak artık akışına bırakarak büyüme dönemi bitti. Tarımda ve turizmde birer başarı hikayesi yazdık. Şimdi bir taraftan bu iki sektörümüzü geliştirmeye diğer taraftan da kentimizin karakterine uygun yeni bir de başarı hikayesi oluşturmaya odaklanmalıyız. Antalya’yı korumak, yönetmek ve geleceğine yön vermek için ortak akla dayalı güçlü bir yönetişimi hep birlikte hayata geçirmeliyiz." "Antalya’nın kaybedecek zamanı yok" ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, dünyadaki her gelişmenin turizm ve tarım üzerinde belirleyici olduğunu ve Antalya’yı doğrudan etkilediğini ifade etti. Küresel ekonominin içe kapanmaya yöneldiğini ve korumacı politikaların arttığını kaydeden Hacısüleyman, "Dünyada korumacı politikalar artıyor, gümrük vergileri yükseliyor. Malların ve hizmetlerin serbest dolaşımının kısıtlanması bizlere şu soruyu daha fazla sorduruyor: Antalya olarak ne üretmeli ve ürettiğimizi nereye satmalıyız? Bu kapsamda sizleri 2050 Antalya Vizyonu üzerine birlikte düşünmeye davet etmek istiyorum. Hafta sonunda düzenleyeceğimiz beyin fırtınası ve arama konferansında ‘2050’de Antalya’yı nerede görmek istiyoruz?’ sorusunun yanıtını birlikte oluşturmayı hedefliyoruz. Sonuçları tekrar değerlendirmek üzere aynı şekilde ortak bir zeminde buluşabiliriz" dedi. Manavgat TSO Başkanı Seydi Tahsin Güngör, dünya, ülke ve bölge ekonomisine değinerek Antalya olarak ülke ekonomisine çok büyük katkılar sağladıklarını bununla birlikte "ortak akıl" ve "birlikte hareket" duygusu ile Antalya lobisinin daha güçlü inşa edilmesi gerektiğini vurguladı. Alanya TSO Başkanı Eray Erdem, Antalya’nın turizmde büyük bir katma değer oluşturmasına rağmen bunun karşılığını alamadığını belirterek, "Lobi gücümüz zayıf. Hak ettiğimizi almak için daha güçlü bir duruş sergilemeliyiz" dedi. Kumluca TSO Başkanı Fahri Özen, plansız tarım üretiminin büyük kayıplara neden olduğunu belirterek, "Yayla seracılığı kontrolsüz büyüyor. Üretimde devlet destekli bir model oluşturulmalı" ifadelerini kullandı. Kumluca TB Başkanı Fatih Durdaş, Antalya’nın 1 milyar doları aşan tarımsal ihracata rağmen küresel ısınma ve su krizinin üretimi tehdit ettiğini söyledi. Durdaş, tarımın sorunlarının çözülmesi halinde ihracatta ciddi artış kaydedileceğini kaydetti. DTO Antalya Şube Başkanı Ahmet Çetin, deniz turizminin Antalya’ya büyük katkı sağladığını, ancak sektörün yeterli destek alamadığını, kredilerden yeterince faydalanamadıklarını ifade etti. Toplantıda söz alan oda borsa meclis başkanları ile yönetim kurulu üyeleri, sektörlerindeki gelişmeleri anlatarak Antalya’nın lobi gücünü artırması gerektiğini dile getirdi. Katılımcılar, Antalya’nın büyüme potansiyelinin korunması, su ve toprak yönetiminin güçlendirilmesi, doğru planlama yapılması yönünde görüş bildirdi. Tarımdan turizme, sanayiden denizciliğe bir çok sektörü kapsayan Antalya ekonomisinin konuşulduğu toplantıda, birlikte hareket etme kültürünün önemi vurgulandı. Antalya’nın ihtiyaçları ve gelecek beklentilerinin sürdürülebilirlik kriterleriyle değerlendirildiği toplantıda, Antalya’nın ülkenin güçlü geleceğine ciddi katkı sağlayacak stratejik bir şehir olduğu vurgulandı.