EĞİTİM
Radikal Okullarında kariyer günleri: Uzman isimler öğrencilerle geleceği konuştu 15 Mart 2026 Pazar - 15:34:46 Radikal Eğitim Kurumları tarafından Konak, Buca ve Bornova Radikal Okullarında düzenlenen Mesleki Yetkinlik ve Kariyer Günleri’nde öğrenciler; farklı meslek alanlarından alanında uzman isimlerle bir araya gelerek geleceğin mesleklerine dair deneyim ve önerileri dinleme fırsatı buldu. Radikal Eğitim Kurumları tarafından Konak, Buca ve Bornova Radikal Okullarında düzenlenen Mesleki Yetkinlik ve Kariyer Günleri, öğrencileri farklı meslek alanlarından alanında uzman isimlerle bir araya getirdi. Etkinliklerde öğrenciler, geleceğin mesleklerine dair önemli bilgiler edinirken farklı sektörlerden uzmanların deneyimlerini dinleme fırsatı buldu. Program kapsamında öğrenciler; Av. Arb. Doç. Dr. Levent Ersin Orallı, Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Cenk Ecevit, tiyatro oyuncusu Ümit Çırak, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Zileli, Yazılım Mühendisi Volkan Küçük, Makine Mühendisi Prof. Dr. Hasan Yıldız, Uluslararası Gastronomi Film Festivali Direktörü, Bena Bistro Lounge kurucusu ve ödüllü işletmeci Gülper Ergün ile Deniz Hukuku Avukatı Çağdaş Kırcalı başta olmak üzere farklı disiplinlerden alanında yetkin pek çok isimle bir araya geldi. Etkinlikte ayrıca Radikal Eğitim Kurumları Kurucusu ve Matematik Öğretmeni Erdal Avcı da öğrencilerle buluşarak eğitim hayatı, meslek seçimi ve hedef belirleme konularında deneyimlerini paylaştı. Konuşmacılar; kendi kariyer yolculuklarını, meslek hayatlarında edindikleri deneyimleri ve gençlere yönelik önerilerini aktararak öğrencilerin meslekleri yakından tanımalarına ve kariyer hedeflerini daha bilinçli şekilde şekillendirmelerine katkı sağladı. Radikal Okullarında gerçekleştirilen bu buluşmalar, öğrencilerin farklı meslek alanlarını yakından tanımalarına, ilgi ve yeteneklerini keşfetmelerine ve geleceğe dair kariyer planlarını daha güçlü bir bakış açısıyla değerlendirmelerine imkân sundu.
15 Mart 2026 Pazar - 14:00 Mimariden tasavvufa: Mahperi Hatun’un Şeyh Turesan ile bıraktığı izler Doç. Dr. Demet Kara, Mahperi Hatun’un 1240 yılında inşa ettirdiği Şeyh Turesan Zaviyesi’nin tasavvufi ritüellerle şekillenen mimari sırlarını gün yüzüne çıkardı. Anadolu Selçuklu Devleti’nin önemli kadın figürlerinden biri olan Mahperi Huand Hatun, Selçuklu Dönemi’nden günümüze kalan tarihî miraslarıyla anılıyor. Mahperi Hatun’un geride bıraktığı pek çok eser arasında yer alan Şeyh Turesan Zaviyesi, tasavvuf eğitimlerinin verildiği, dervişlerin barındığı ve ibadet ettiği bir yapı olarak biliniyor. Bu kapsamda Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Türk-İslam Sanatı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Demet Kara, yüksek lisans tez çalışması olan "Mahperi Huand Hatun’un yaptırdığı yapılardan biri olan Şeyh Turesan Zaviyesi" hakkında bilinmeyenleri anlattı. "Zaviye-i Şeyh Turesan Mahperi Hatun tarafından yaptırıldı" Zaviye terimi, anlam olarak 14. ve 15. yüzyıla kadar şehir, kasaba ve köylerde ya da yollar üzerinde kurulmuş, içinde belli bir tarikata mensup şeyh ve dervişlerin yaşadığı, yol üzerinden gelip geçen yolcuların ücretsiz misafir edildiği belli bir müesseseyi ifade etmek için kullanılır. Bu yapıların zaviye olarak adlandırılmasının yanı sıra ribat, hânikâh, buk’a, savmaa, düveyre ve medrese gibi isimlerle de anıldığı görülüyor. Kayseri’nin İncesu ilçesi ile Ürgüp’ün Başköy kasabası arasında yer alan, Tekke Dağı olarak adlandırılan mevkide bulunan Şeyh Turesan Zaviyesi; 1240 inşa tarihiyle bu tarikat yapılarının ilk örnekleri arasında yer alıyor. Zaviye, inşa kitabesine göre I. Alâeddin Keykubad’ın eşi, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in annesi Mahperi Huand Hatun tarafından, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in saltanat döneminde yaptırılıyor. Zaviyenin inşa kitabesinde Mahperi Hatun’un ismi geçmiyor. Ancak yapının vakıf kaydı Mahperi Huand Hatun ismini vermekle birlikte, yapının zaviye olduğunu da "Zaviye-i Şeyh Turesan" ifadesiyle doğruluyor. İnşa kitabesi ve vakıf kaydı birlikte değerlendirildiğinde; yapının zaviye olduğu, 1240 yılında II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in saltanat yıllarında annesi Mahperi Hatun tarafından Şeyh Turesan adına yaptırıldığı anlaşılıyor. "Zaviyenin mimari yapısı ritüeller için de kullanılmış" Zaviyenin mimari planı ve kullanım amacı, döneminin diğer yapılarına göre bazı farklılıklar barındırıyor. Plan bakımından incelendiğinde, yapı içerisinde yer alan bazı mimari unsurların mekân kurgusunu geliştirmek ya da yapıyı sağlamlaştırmak amacıyla yapılmadığı görülüyor. Bu nedenle söz konusu mimari öğelere, inançla ilgili gerçekleştirilen ritüeller kapsamında ihtiyaç duyulduğu tahmin ediliyor. Bu unsurlardan ilki, sofada yer alan ana eyvanın zeminden yükseltilmiş bir sekisinin bulunması. Eyvanlı tarikat yapılarında eyvan bölümünde bir mihrap bulunmaması, eyvanların tasavvufi ritüeller esnasında seyirci mahfili olarak kullanılmasından kaynaklanıyor. Bu doğrultuda, zaviyenin ana eyvanında bulunan sekinin işlevi de bu şekilde açıklanabiliyor. Diğeri ise orta sofanın örtüsünü destekleyen takviye kemerleri arasına yerleştirilmiş sembolik kubbe ve bu kubbenin altına denk gelecek biçimde yapılmış tonoza açılan merdiven kuruluşu. Merkezi kubbe-eyvan ilişkisine sahip Anadolu Selçuklu zaviyelerinde, merkezde yer alan kubbedeki açıklık aracılığıyla evrenle bağlantı kurulduğu ileri sürülüyor. Bu bağlamda Şeyh Turesan Zaviyesi’nin sembolik kubbesinde böyle bir açıklığın bulunmamasının oluşturduğu eksikliğin, hemen yakınında tonoza açılan ve çatıya çıkan bir açıklıkla giderilmeye çalışıldığı düşünülüyor. Alt kısımda yer alan merdivenin kuruluşu da bu yorumu destekliyor. Tarikat zaviyelerinin sosyal görevlerinden birini de ülkede dolaşan "âyende ve revende"ye (gelip geçene) belirli bir süre karşılıksız barınma ve konaklama imkânı sağlanması oluşturuyor. Şeyh Turesan Zaviyesi’nde eyvana açılan bazı odaların yaşam mekânı olarak kullanıldığı biliniyor. Bu kapsamda, kuzey duvarı boyunca uzanan ve günümüzde mezarlık olarak anılan bölümün duvarlarında yer alan halkaların, konaklayan kişilerin hayvanlarını barındırmak amacıyla kullanıldığı anlaşılıyor. Mahperi Hatun, özellikle Kayseri, Tokat ve Yozgat gibi şehirlerde vakıflar ve hayır kurumları kurdu. Zaviyeler ise Osmanlı döneminde tekke ve dergâhlara dönüşerek bu işlevlerini sürdürdü.
15 Mart 2026 Pazar - 12:46 SANKO Üniversitesi’nde 14 Mart Tıp Bayramı programı düzenlendi SANKO Üniversitesinde "14 Mart Tıp Bayramı" dolayısıyla "Osmanlı’da Çağdaş Tıbbın Başlaması" konulu program düzenlendi. SANKO Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Güner Dağlı, yaptığı konuşmada tıp mesleğinin ekip çalışmasına dayanan bir alan olduğuna dikkat çekerek, "Dünyanın en iyi hekimi de olsanız, ekibiniz görevini en iyi şekilde yerine getiremiyorsa başarılı olmanız mümkün değildir. Tıp, bireysel başarıdan çok ekip uyumu ve ortak sorumluluk anlayışıyla yürütülen bir meslektir" dedi. Modern tıbbın temellerinin savaş dönemlerinde atıldığını hatırlatan Prof. Dr. Dağlı, askeri gerekliliklerle başlayan gelişmelerin zamanla ortaya çıkan salgın hastalıklardan dolayı sivil sağlık hizmetlerine de yansıdığını ifade etti. Prof. Dr. Dağlı, İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye Cumhuriyeti’nin muhtemel bir savaş ihtimaline karşı bazı önlemler aldığını hatırlatarak, Topkapı Sarayı’nda bulunan Cumhuriyetin önemli değerlerinin güvenlik amacıyla önce Ankara’daki Kara Kuvvetleri Komutanlığı binasına, daha sonra ise Gülhane binasına taşındığını söyledi. Sağlık çalışanlarının özverili çalışmalarına vurgu yapan Prof. Dr. Dağlı,"Çok büyük bir amaca hizmet ederek mesleğini büyük bir özveriyle yerine getiren tüm hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum. Ayrıca üniversitemizde edindikleri bilgi, birikim ve donanımla mesleklerini aynı özveriyle icra edeceklerine inandığım kıymetli öğrencilerimizin de bu anlamlı gününü tebrik ediyor; sağlıkla, başarıyla ve sevinçle kutlayacağımız nice bayramlar diliyorum" dedi. Programın açış konuşmasını yapan SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Salih Murat Akkın, "Hekimlik, insan odaklı bir bilim olmasının yanında insanlığa adanmış bir sanattır; mesleğimiz penceresinden bakınca bugün insanlığın zarar gördüğü gelişmeleri endişe ve üzüntü ile izliyoruz" ifadelerini kullandı. Ülkemizde hekimlik mesleğinin 100 yılı aşkın süredir kendine ait bir bayrama sahip olmasının büyük bir anlam taşıdığını dile getiren Prof. Dr. Akkın, bu özel günün sağlık çalışanlarının emeğini, özverisini ve topluma sunduğu katkıları hatırlatması açısından önemli olduğunu vurgulayarak, hekimlik mesleğinin değerinin ne yazık ki çoğu zaman felaket dönemlerinde daha iyi anlaşıldığına dikkat çekti. Olağanüstü durumların ve felaketlerin beraberinde getirdiği sağlık sorunlarına da değinen Prof. Dr. Akkın, insan hayatını korumak ve toplum sağlığını geliştirmek için büyük bir sorumluluk üstlenen hekimlerin temel amacının, şiddet ve savaşların yol açtığı sağlık sorunları yerine hastalıkları ortaya çıkaran biyolojik yapıyı ve fizyolojik işleyişi bozan etkenlerle mücadele etmek ve koruyucu hekimliği güçlendirmek olduğunu vurguladı. Meslektaşlarının ve öğrencilerinin Tıp Bayramı’nı kutlayan Prof. Dr. Akkın, sözlerini "barış ortamlarında kutlayacağımız nice 14 Martlarda buluşmak üzere hepinize başarı ve kolaylıklar dilerim" diyerek tamamladı. SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şahin A. Sırmalı ise "Osmanlı’da Çağdaş Tıbbın Başlaması" başlıklı sunumunda Osmanlı Cihan Devleti’nin modern tıbba geçiş sürecini anlattı. Prof. Dr. Sırmalı, konuşmasına, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’ta yer alan şu sözlerini okuyarak başladı: "1919 senesi Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Vaziyet ve manzara-i umumiye: Osmanlı Devleti’nin dahil bulunduğu grup, Harb-i Umumi’de mağlup olmuş; Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir mütareke imzalanmış. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında millet yorgun ve fakir bir halde" Ardından, 14 Mart 1827’de açılan ilk çağdaş tıp okulu Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne ile ilgili olarak Prof. Dr. Nusret Fişek’in şu sözlerine dikkat çekerek, "Bugünü bir okulun kuruluş günü olarak değil, çağdaşlaşma tutkumuzun gerçekleşmesi için atılan bir adım olarak kutluyoruz" şeklinde konuştu. Sultan II. Mahmut’un ileri görüşlü ve mantıklı kararlar veren bir padişah olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sırmalı, "Osmanlı ordusu artık yenilgiler almaya başlamıştı. Cephelerde savaşan askerler, ordular ve halk perişan durumdaydı. Bunun üzerine Sultan II. Mahmut, çağdaş bir tıp hizmeti verilmesi gerektiğine ve bu hizmeti sağlayabilecek, çağdaş eğitim almış hekimlere ihtiyaç olduğuna karar verdi. Bu doğrultuda hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’ye (1774-1834) talimat verdi. Böylece çağdaş anlamda ilk tıp okulu olan Tıphane-i Âmire ve Cerrahhane-i Âmire, 14 Mart 1827 Çarşamba günü Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacıbaşı Konağı’nda kuruldu. Bu dönem, Osmanlı tıp eğitiminin modernleşme sürecinin en kritik aşamalarından biridir. Daha sonra kurulan Demirkapı Askerî Kışlası (1866-1903), modern tıp eğitiminin kurumsallaştığı yer hâline geldi. Türkiye’nin ilk modern radyologlarının, patologlarının, cerrahlarının ve kadın-doğum uzmanlarının yetiştiği bu kurum; Osmanlı modernleşmesinin tıp alanındaki en somut mekânlarından biri oldu. Aynı zamanda Tıbbiyeli geleneğinin (siyasi bilinç ve bilimsel modernleşme) doğduğu merkez olarak Türk tıp tarihinin hafızasında önemli bir yer edindi. Bu kurum, Gülhane Askerî Tıp Akademisi ve Haydarpaşa Tıbbiyesi gibi kurumlara giden yolun da öncüsü oldu" dedi. 3 Şubat 1919’da İngiliz birliklerinin karargâh yapmak amacıyla Haydarpaşa’da bulunan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’ye el koyduğunu ifade eden Prof. Dr. Sırmalı, günümüze kadar uzanan süreç hakkında da önemli bilgiler paylaştı. Ayrıca 3 Ocak 1953 tarihinde 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun kabul edildiğini belirtti. SANKO Üniversitesi Hastanesi Anadolu Toplantı Salonu’nda düzenlenen ve sunuculuğunu Tıp Fakültesi 3’üncü sınıf öğrencisi Hüseyin Hatımoğulları’nın yaptığı programa; SANKO Üniversitesi Genel Sekreteri Dr. Yusuf Ziya Yıldırım, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türkan Pasinlioğlu, Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ayşen Bayram, SANKO Üniversitesi Hastanesi Genel Müdürü Dr. Sermet Kileci ile akademik, idari personel ve öğrenciler katıldı.
Bilal Erdoğan: "Dünya beşten büyüktür diyen bir liderimiz varken gelin bu çürümüş düzene muhalefet edelim"
04 Şubat 2026 Çarşamba - 19:12 Bilal Erdoğan: "Dünya beşten büyüktür diyen bir liderimiz varken gelin bu çürümüş düzene muhalefet edelim" İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, Antalya’da düzenlenen Gençlik Liderliği Eğitim Programı’nda gençlere seslenerek, "Dünya beşten büyüktür diyen bir liderimiz varken gelin bu çürümüş düzene hep birlikte muhalefet edelim" dedi. Türkiye Gençlik STK’ları Platformu tarafından düzenlenen Gençlik Liderliği Eğitim Programı, Antalya’da devam ediyor. Program kapsamında gençlerle buluşan İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, dünyadaki gelir adaletsizliği, küresel güç dengeleri, savaşlar ve Türkiye’nin son yıllardaki konumuna ilişkin açıklamalarda bulundu. "Dünya serveti bir avuç insanın elinde temerküz etti" Dünya genelinde gelir dağılımının tarihi olarak en bozuk dönemlerinden birinin yaşandığını söyleyen Erdoğan, "Dünyada servetin temerküz ettiği yer yine bir avuç insanın eli. Şu anda dünyanın en zengin adamı göz açıp kapayıncaya kadar 650 milyar dolar servete ulaştı ve Amerikan mahkemelerinde 1 trilyon dolara ulaşmasının neden gerekli olduğunu savunuyor. ‘Dünyayı Mars’a götürmeliyim, insanlığa görmediği teknolojileri kazandırmalıyım’ diyor. Ama bu profili tanıdığınızda, insanlığın hayrını düşünen bir tablo görmüyorsunuz" dedi. Büyük şehirlerde yaşamın her geçen gün daha zor hale geldiğini ifade eden Erdoğan, sosyal medyada sunulan refah algısının gerçeği yansıtmadığını dile getirerek, "İnsanlar köy hayatından kurtuldu sözüm ona ama şehirlerde yine zor geçiniyorlar. İstanbul’da geçinemiyorsa New York’ta da geçinemiyor, Londra’da da zor. YouTube’da önlerine bir hayat atılıyor; ayda 5 bin dolar kazanıyor deniliyor. Ama mikrofonu uzatsan bir dokun bin ah işitiyorsun" diye konuştu. "Gazze’de tarihte eşi benzeri olmayan bir yıkım yaşandı" Konuşmasında savaşlara da değinen Bilal Erdoğan, özellikle Gazze’de yaşananların insanlık tarihine kara bir leke olarak geçtiğini şu şekilde vurguladı: "Şu anda Ukrayna’daki savaş, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri en çok insanın hayatına mal olan savaş olarak tarihe geçti. Ruanda’daki soykırımı da geçti. Ama Gazze’deki soykırım Dünyanın gözünün önünde üç yıl boyunca tarihte olmamış bir yıkım ve katliam yaşandı. Bir şehre sıkıştırılmış insanların üzerine böylesine bir ölüm hiçbir zaman yağdırılmadı. Ama gözümüzün önünde bu yaşandı, dünyanın bütün egemen güçleri buna yardım ve yataklık yaptı." Bilal Erdoğan, küresel ölçekte servet sahibi olan bazı isimlerin güç ve zenginliği nasıl kullandıklarına ilişkin değerlendirmesinde, "Zenginleri görüyoruz, Epstein olaylarında görüyoruz, Türkiye’deki bazı olaylarda da görüyoruz. Belli tatminleri yaşadıktan sonra bu insanlar ‘ben başka ne yapabilirim, kimselerin yapamadığı neyi yapabilirim, kimselerin deneyimlemediği neyi deneyimleyebilirim’ noktasına geliyor" diyerek, meselenin daha derin bir zihniyet sorunu olduğuna işaret etti. "Son 23 yıldaki büyüme Cumhuriyet tarihinde yok" Türkiye’nin son 23 yılda yakaladığı ekonomik ivmeye de değinen Erdoğan, "Son 23 yıldaki büyüme Cumhuriyet tarihinde yok. Osmanlı tarihinde bile yok. Endüstri devriminden sonra yakalanan büyümeleri Osmanlı yakalayamadı, onları kaçırdık. Ama o kaçırılan frenleri son 23 yılda yakaladık. Ülkenin ekonomik büyüklüğü 8 kat arttı, kişi başına milli gelir 6 kat büyüdü" ifadelerini kullandı. "Türkiye artık dünya gündemini değiştirebilecek bir ülke" Yurt dışı temaslarında Türkiye’ye bakışın ciddi şekilde değiştiğini gördüklerini belirten Bilal Erdoğan, ülkenin artık küresel ölçekte etkili bir aktör olduğunu söyleyerek, "Türkiye’ye nasıl baktıklarını görüyoruz. Ne kadar muktedir bir ülke olduğumuzu ayrı, dünya gündemini değiştirebilecek bir ülke olduğumuzu ayrı görüyorlar" dedi. "Dünya beşten büyüktür diyen bir liderimiz var" Konuşmasının son bölümünde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın küresel sisteme karşı duruşuna vurgu yapan Bilal Erdoğan, gençlere şu şekilde çağrıda bulundu: "Başımızda bu adaletsiz sisteme 23 yıldır istikrarlı şekilde muhalefet eden, yumruklara rağmen ayakta kalan bir liderimiz var. Cumhurbaşkanımızın hiçbir odağın adamı olmadığı bugün herkesçe görülüyor. ‘Dünya beşten büyüktür’ diyen bir liderimiz varken gelin bu çürümüş düzene hep birlikte muhalefet edelim."
Kuşadası Belediyesi Çocuk Gelişim Merkezi geleceğe umut oluyor
04 Şubat 2026 Çarşamba - 17:06 Kuşadası Belediyesi Çocuk Gelişim Merkezi geleceğe umut oluyor Sosyal belediyecilik anlayışıyla kentin her kesimine dokunan hizmetlerini aralıksız sürdüren Kuşadası Belediye Başkanı Ömer Günel, hayata geçirdiği örnek projelerle hem çocukların hem de ailelerin yüzünü güldürmeye devam ediyor. Bu vizyonun en anlamlı yansımalarından biri olan Çocuk Gelişim Merkezi, miniklere nitelikli bir öğrenme ortamı sunarken ebeveynlerin yükünü de hafifletiyor. Kuşadası Belediyesi bünyesinde 2025 yılında hizmet vermeye başlayan Çocuk Gelişim Merkezi, 36-60 ay arası kentli çocukları güvenli, eğlenceli ve öğretici bir ortamda buluşturuyor. Merkezde çocuklar; yaş gruplarına uygun, pedagojik temelli etkinliklerle hem eğleniyor hem de bilişsel, sosyal ve duygusal gelişimlerini destekleyen nitelikli zaman geçiriyor. Oyunla öğrenmenin temelinde olduğu bu özel alanda minikler, paylaşmayı, birlikte üretmeyi ve keşfetmeyi deneyimleyerek geleceğe emin adımlarla hazırlanıyor. Hafta içi her gün 08.30-17.30 saatleri arasında kapılarını açan Çocuk Gelişim Merkezi, yılın 12 ayı boyunca kesintisiz hizmet vererek Kuşadası’nda önemli bir ihtiyaca yanıt veriyor. Sunduğu imkânlarla yalnızca çocukların gelişimine katkı sağlamakla kalmayan merkez, özellikle çalışan anneler için de büyük bir kolaylık sunuyor. Annelerin günlük hayatını rahatlatan bu destek, ailelerin sosyal yaşama daha güçlü katılımına da olanak tanıyor. Çocuk Gelişim Merkezi’ne kayıt öncesi başvurular ise Ada Mobil uygulaması üzerinden kolaylıkla gerçekleştirilebiliyor. Kuşadası Belediyesi’nin dijital çözümleriyle desteklenen bu sistem, ailelere hızlı ve pratik bir başvuru imkânı sunuyor.
AÜ Ziraat Fakültesi 225 öğrencisini uygulamalı eğitim için sahaya uğurladı
04 Şubat 2026 Çarşamba - 16:30 AÜ Ziraat Fakültesi 225 öğrencisini uygulamalı eğitim için sahaya uğurladı Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi, bilimin teorik gücünü saha tecrübesiyle birleştiren 7+1 Uygulamalı Eğitim Modeli kapsamında 225 öğrenciyi uygulamalı eğitime uğurladı. Türkiye’de ziraat fakülteleri arasında ilk ve tek olarak Akdeniz Üniversitesi’nde uygulanan model sayesinde öğrenciler, anlaşmalı 124 firmada saha deneyimi kazanacak. "Akdeniz Ziraat Sahada" sloganıyla düzenlenen uğurlama töreninde, uygulamalı eğitime katılacak öğrencilere önlükleri giydirildi. Program kapsamında, Rito Tohum adına fakültenin kurucu dekanı Prof. Dr. Narin Ünal’a teşekkür plaketi takdim edildi. Plaketi, Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan verdi. Konuşmalar yapıldı Programda, mezuniyet sonrası ödüllere ilişkin duyuruları paylaşmak üzere Antalya Ziraat Mühendisleri Odası Şube Başkanı Ebru Kaçın konuşma yaptı. Daha sonra 7+1 Uygulamalı Eğitim Modeli’nin özel sektör açısından değerlendirmesini yapmak üzere Antalya Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Hakan Pakalın katılımcılara hitap etti. Program, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cengiz Toker’in konuşmasıyla devam etti. Konuşmaların ardından öğrencilere önlükleri giydirildi. Antalya’daki potansiyeli dikkate aldık Törenin açılış konuşmalarını gerçekleştirerek sözlerine Antalya ve çevre illerde meydana gelen yoğun yağıştan etkilenen çiftçilere geçmiş olsun dileklerini ileterek başlayan Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Erkan, "Gelecekte tarımsal üretimde herhangi bir sıkıntıya uğramadan tüm ülkelerin en stratejik politikaları arasında yer alan tarımsal üretimin tüketicilere ulaştırılması amacından teknolojinin kullanılmasının zorunlu olduğunu görmüş olduk. Bu nedenle bugün aramızda olan ve 1 yarıyıl sonra mezun olacak olan siz Ziraat Mühendisleri, bu görevi yerine getirecek ve Türkiye’de tarımsal üretim kesintiye uğramadan tüketicilere ulaştırılmasında en yetkin rolü oynayacaksınız. Fakültemizde özellikle Antalya’daki tarımında potansiyelini dikkate alarak 7+1 uygulamalı eğitim modeline geçtik. Özellikle Türkiye’nin 124 firmasından toplam 225 öğrencimiz sahaya çıkacak. Bunun dışında 42 öğrencimizi de Antalya dışına uğurlayacağız. 1 öğrencimizi de Erasmus kapsamında Polonya’da staja gönderiyoruz" dedi. Türkiye’de tarımın gelişimi Türkiye’de tarımın geldiği noktaya değinen ve son 30 yıl içinde tarımsal üretim değerlerinin 2 ya da 3 kat arttığını ve bu üretim artışında Ziraat Mühendislerinin aktif rol oynadıklarını belirten Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Cengiz Toker, "Bugün sahaya biz sizleri ne kadar donanımlı yetiştirdiğimizi, sizlerden dönüş olduğu sürece daha iyi şeyler yapmaya gayret edeceğiz" diye konuştu. Tören, gerçekleşen kokteyl ile sona erdi.
Elazığ’da kanser taraması yapıldı
04 Şubat 2026 Çarşamba - 15:30 Elazığ’da kanser taraması yapıldı Dünya Kanser Günü kapsamında, Elazığ Belediyesi Sağlıklı Yaşam Merkezi tarafından kanser hastalığına karşı erken teşhis ve farkındalık amacıyla bir etkinlik düzenlendi. Elazığ Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü Sağlıklı Yaşam Merkezi’nin gerçekleştirdiği etkinlik kapsamında Elazığ Sanat ve Meslek Edindirme Kursları’nda (ESMEK) eğitim alan kadınlara yönelik 4 Şubat Dünya Kanser Günü dolayısıyla sağlık taraması yapıldı. Elazığ İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle yapılan program kapsamında kursiyerler, Şehit Murat Harmanşa Sağlıklı Hayat Merkezi’nde kanser hastalığına karşı uzmanlar tarafından da bilgilendirildi. Dünyada hızla artan kanser hastalığına karşı erken teşhis ve farkındalık oluşturmak amacıyla gerçekleştirilen programda konuşan Sosyolog Zeynep Yıldız; "Son dönemlerde kadınlarda meme ve rahim kanserine çok sık rastlamaktayız. Bu kanser türlerinin taramalarını da bu merkezimizde gerçekleştiriyoruz. Merkezimiz tarafından koruyucu ve önleyici hizmet kapsamında birçok alanda da ücretsiz olarak vatandaşlarımıza hizmet verilmektedir." dedi. Erken teşhis ve tedaviye karşı farkındalık oluşturmak için böyle bir program düzenlediklerini dile getiren Elazığ Belediyesi Sağlıklı Yaşam Merkezi Birim Sorumlusu Eda Çetiner; "Dünya Kanser Günü farkındalık çalışmaları kapsamında Elazığ Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü Sağlıklı Yaşam Merkezi olarak Elazığ Sanat ve Meslek Edindirme Kursları (ESMEK) katılımcı kadınlarımızla sağlık taraması yaptırmak üzere Şehit Murat Harmanşa Sağlıklı Hayat Merkezi’ne geldik. Kanser artık tüm dünyanın büyük bir sorunudur. Günümüzde erken teşhis ve tedavi ile kanser hastalığının önüne geçebilmekteyiz. Bu özel günde erken teşhis, tedavi ve dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu vurgulamak adına buradayız. Bugün kanserle mücadele eden hastalarımızı, fedakâr ailelerini ve özveri ile çalışan sağlık çalışanlarımızı saygı ile selamlıyoruz. Elazığ İl Sağlık Müdürlüğü’ne de katkılarından dolayı teşekkür ediyoruz" ifadesinde bulundu.