EĞİTİM
Mimariden tasavvufa: Mahperi Hatun’un Şeyh Turesan ile bıraktığı izler 15 Mart 2026 Pazar - 14:00:23 Doç. Dr. Demet Kara, Mahperi Hatun’un 1240 yılında inşa ettirdiği Şeyh Turesan Zaviyesi’nin tasavvufi ritüellerle şekillenen mimari sırlarını gün yüzüne çıkardı. Anadolu Selçuklu Devleti’nin önemli kadın figürlerinden biri olan Mahperi Huand Hatun, Selçuklu Dönemi’nden günümüze kalan tarihî miraslarıyla anılıyor. Mahperi Hatun’un geride bıraktığı pek çok eser arasında yer alan Şeyh Turesan Zaviyesi, tasavvuf eğitimlerinin verildiği, dervişlerin barındığı ve ibadet ettiği bir yapı olarak biliniyor. Bu kapsamda Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Türk-İslam Sanatı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Demet Kara, yüksek lisans tez çalışması olan "Mahperi Huand Hatun’un yaptırdığı yapılardan biri olan Şeyh Turesan Zaviyesi" hakkında bilinmeyenleri anlattı. "Zaviye-i Şeyh Turesan Mahperi Hatun tarafından yaptırıldı" Zaviye terimi, anlam olarak 14. ve 15. yüzyıla kadar şehir, kasaba ve köylerde ya da yollar üzerinde kurulmuş, içinde belli bir tarikata mensup şeyh ve dervişlerin yaşadığı, yol üzerinden gelip geçen yolcuların ücretsiz misafir edildiği belli bir müesseseyi ifade etmek için kullanılır. Bu yapıların zaviye olarak adlandırılmasının yanı sıra ribat, hânikâh, buk’a, savmaa, düveyre ve medrese gibi isimlerle de anıldığı görülüyor. Kayseri’nin İncesu ilçesi ile Ürgüp’ün Başköy kasabası arasında yer alan, Tekke Dağı olarak adlandırılan mevkide bulunan Şeyh Turesan Zaviyesi; 1240 inşa tarihiyle bu tarikat yapılarının ilk örnekleri arasında yer alıyor. Zaviye, inşa kitabesine göre I. Alâeddin Keykubad’ın eşi, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in annesi Mahperi Huand Hatun tarafından, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in saltanat döneminde yaptırılıyor. Zaviyenin inşa kitabesinde Mahperi Hatun’un ismi geçmiyor. Ancak yapının vakıf kaydı Mahperi Huand Hatun ismini vermekle birlikte, yapının zaviye olduğunu da "Zaviye-i Şeyh Turesan" ifadesiyle doğruluyor. İnşa kitabesi ve vakıf kaydı birlikte değerlendirildiğinde; yapının zaviye olduğu, 1240 yılında II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in saltanat yıllarında annesi Mahperi Hatun tarafından Şeyh Turesan adına yaptırıldığı anlaşılıyor. "Zaviyenin mimari yapısı ritüeller için de kullanılmış" Zaviyenin mimari planı ve kullanım amacı, döneminin diğer yapılarına göre bazı farklılıklar barındırıyor. Plan bakımından incelendiğinde, yapı içerisinde yer alan bazı mimari unsurların mekân kurgusunu geliştirmek ya da yapıyı sağlamlaştırmak amacıyla yapılmadığı görülüyor. Bu nedenle söz konusu mimari öğelere, inançla ilgili gerçekleştirilen ritüeller kapsamında ihtiyaç duyulduğu tahmin ediliyor. Bu unsurlardan ilki, sofada yer alan ana eyvanın zeminden yükseltilmiş bir sekisinin bulunması. Eyvanlı tarikat yapılarında eyvan bölümünde bir mihrap bulunmaması, eyvanların tasavvufi ritüeller esnasında seyirci mahfili olarak kullanılmasından kaynaklanıyor. Bu doğrultuda, zaviyenin ana eyvanında bulunan sekinin işlevi de bu şekilde açıklanabiliyor. Diğeri ise orta sofanın örtüsünü destekleyen takviye kemerleri arasına yerleştirilmiş sembolik kubbe ve bu kubbenin altına denk gelecek biçimde yapılmış tonoza açılan merdiven kuruluşu. Merkezi kubbe-eyvan ilişkisine sahip Anadolu Selçuklu zaviyelerinde, merkezde yer alan kubbedeki açıklık aracılığıyla evrenle bağlantı kurulduğu ileri sürülüyor. Bu bağlamda Şeyh Turesan Zaviyesi’nin sembolik kubbesinde böyle bir açıklığın bulunmamasının oluşturduğu eksikliğin, hemen yakınında tonoza açılan ve çatıya çıkan bir açıklıkla giderilmeye çalışıldığı düşünülüyor. Alt kısımda yer alan merdivenin kuruluşu da bu yorumu destekliyor. Tarikat zaviyelerinin sosyal görevlerinden birini de ülkede dolaşan "âyende ve revende"ye (gelip geçene) belirli bir süre karşılıksız barınma ve konaklama imkânı sağlanması oluşturuyor. Şeyh Turesan Zaviyesi’nde eyvana açılan bazı odaların yaşam mekânı olarak kullanıldığı biliniyor. Bu kapsamda, kuzey duvarı boyunca uzanan ve günümüzde mezarlık olarak anılan bölümün duvarlarında yer alan halkaların, konaklayan kişilerin hayvanlarını barındırmak amacıyla kullanıldığı anlaşılıyor. Mahperi Hatun, özellikle Kayseri, Tokat ve Yozgat gibi şehirlerde vakıflar ve hayır kurumları kurdu. Zaviyeler ise Osmanlı döneminde tekke ve dergâhlara dönüşerek bu işlevlerini sürdürdü.
15 Mart 2026 Pazar - 12:46 SANKO Üniversitesi’nde 14 Mart Tıp Bayramı programı düzenlendi SANKO Üniversitesinde "14 Mart Tıp Bayramı" dolayısıyla "Osmanlı’da Çağdaş Tıbbın Başlaması" konulu program düzenlendi. SANKO Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Güner Dağlı, yaptığı konuşmada tıp mesleğinin ekip çalışmasına dayanan bir alan olduğuna dikkat çekerek, "Dünyanın en iyi hekimi de olsanız, ekibiniz görevini en iyi şekilde yerine getiremiyorsa başarılı olmanız mümkün değildir. Tıp, bireysel başarıdan çok ekip uyumu ve ortak sorumluluk anlayışıyla yürütülen bir meslektir" dedi. Modern tıbbın temellerinin savaş dönemlerinde atıldığını hatırlatan Prof. Dr. Dağlı, askeri gerekliliklerle başlayan gelişmelerin zamanla ortaya çıkan salgın hastalıklardan dolayı sivil sağlık hizmetlerine de yansıdığını ifade etti. Prof. Dr. Dağlı, İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye Cumhuriyeti’nin muhtemel bir savaş ihtimaline karşı bazı önlemler aldığını hatırlatarak, Topkapı Sarayı’nda bulunan Cumhuriyetin önemli değerlerinin güvenlik amacıyla önce Ankara’daki Kara Kuvvetleri Komutanlığı binasına, daha sonra ise Gülhane binasına taşındığını söyledi. Sağlık çalışanlarının özverili çalışmalarına vurgu yapan Prof. Dr. Dağlı,"Çok büyük bir amaca hizmet ederek mesleğini büyük bir özveriyle yerine getiren tüm hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı’nı en içten dileklerimle kutluyorum. Ayrıca üniversitemizde edindikleri bilgi, birikim ve donanımla mesleklerini aynı özveriyle icra edeceklerine inandığım kıymetli öğrencilerimizin de bu anlamlı gününü tebrik ediyor; sağlıkla, başarıyla ve sevinçle kutlayacağımız nice bayramlar diliyorum" dedi. Programın açış konuşmasını yapan SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Salih Murat Akkın, "Hekimlik, insan odaklı bir bilim olmasının yanında insanlığa adanmış bir sanattır; mesleğimiz penceresinden bakınca bugün insanlığın zarar gördüğü gelişmeleri endişe ve üzüntü ile izliyoruz" ifadelerini kullandı. Ülkemizde hekimlik mesleğinin 100 yılı aşkın süredir kendine ait bir bayrama sahip olmasının büyük bir anlam taşıdığını dile getiren Prof. Dr. Akkın, bu özel günün sağlık çalışanlarının emeğini, özverisini ve topluma sunduğu katkıları hatırlatması açısından önemli olduğunu vurgulayarak, hekimlik mesleğinin değerinin ne yazık ki çoğu zaman felaket dönemlerinde daha iyi anlaşıldığına dikkat çekti. Olağanüstü durumların ve felaketlerin beraberinde getirdiği sağlık sorunlarına da değinen Prof. Dr. Akkın, insan hayatını korumak ve toplum sağlığını geliştirmek için büyük bir sorumluluk üstlenen hekimlerin temel amacının, şiddet ve savaşların yol açtığı sağlık sorunları yerine hastalıkları ortaya çıkaran biyolojik yapıyı ve fizyolojik işleyişi bozan etkenlerle mücadele etmek ve koruyucu hekimliği güçlendirmek olduğunu vurguladı. Meslektaşlarının ve öğrencilerinin Tıp Bayramı’nı kutlayan Prof. Dr. Akkın, sözlerini "barış ortamlarında kutlayacağımız nice 14 Martlarda buluşmak üzere hepinize başarı ve kolaylıklar dilerim" diyerek tamamladı. SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Şahin A. Sırmalı ise "Osmanlı’da Çağdaş Tıbbın Başlaması" başlıklı sunumunda Osmanlı Cihan Devleti’nin modern tıbba geçiş sürecini anlattı. Prof. Dr. Sırmalı, konuşmasına, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün Nutuk’ta yer alan şu sözlerini okuyarak başladı: "1919 senesi Mayısının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Vaziyet ve manzara-i umumiye: Osmanlı Devleti’nin dahil bulunduğu grup, Harb-i Umumi’de mağlup olmuş; Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir mütareke imzalanmış. Büyük Harbin uzun seneleri zarfında millet yorgun ve fakir bir halde" Ardından, 14 Mart 1827’de açılan ilk çağdaş tıp okulu Mekteb-i Tıbbiye-i Şâhâne ile ilgili olarak Prof. Dr. Nusret Fişek’in şu sözlerine dikkat çekerek, "Bugünü bir okulun kuruluş günü olarak değil, çağdaşlaşma tutkumuzun gerçekleşmesi için atılan bir adım olarak kutluyoruz" şeklinde konuştu. Sultan II. Mahmut’un ileri görüşlü ve mantıklı kararlar veren bir padişah olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sırmalı, "Osmanlı ordusu artık yenilgiler almaya başlamıştı. Cephelerde savaşan askerler, ordular ve halk perişan durumdaydı. Bunun üzerine Sultan II. Mahmut, çağdaş bir tıp hizmeti verilmesi gerektiğine ve bu hizmeti sağlayabilecek, çağdaş eğitim almış hekimlere ihtiyaç olduğuna karar verdi. Bu doğrultuda hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’ye (1774-1834) talimat verdi. Böylece çağdaş anlamda ilk tıp okulu olan Tıphane-i Âmire ve Cerrahhane-i Âmire, 14 Mart 1827 Çarşamba günü Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacıbaşı Konağı’nda kuruldu. Bu dönem, Osmanlı tıp eğitiminin modernleşme sürecinin en kritik aşamalarından biridir. Daha sonra kurulan Demirkapı Askerî Kışlası (1866-1903), modern tıp eğitiminin kurumsallaştığı yer hâline geldi. Türkiye’nin ilk modern radyologlarının, patologlarının, cerrahlarının ve kadın-doğum uzmanlarının yetiştiği bu kurum; Osmanlı modernleşmesinin tıp alanındaki en somut mekânlarından biri oldu. Aynı zamanda Tıbbiyeli geleneğinin (siyasi bilinç ve bilimsel modernleşme) doğduğu merkez olarak Türk tıp tarihinin hafızasında önemli bir yer edindi. Bu kurum, Gülhane Askerî Tıp Akademisi ve Haydarpaşa Tıbbiyesi gibi kurumlara giden yolun da öncüsü oldu" dedi. 3 Şubat 1919’da İngiliz birliklerinin karargâh yapmak amacıyla Haydarpaşa’da bulunan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’ye el koyduğunu ifade eden Prof. Dr. Sırmalı, günümüze kadar uzanan süreç hakkında da önemli bilgiler paylaştı. Ayrıca 3 Ocak 1953 tarihinde 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun kabul edildiğini belirtti. SANKO Üniversitesi Hastanesi Anadolu Toplantı Salonu’nda düzenlenen ve sunuculuğunu Tıp Fakültesi 3’üncü sınıf öğrencisi Hüseyin Hatımoğulları’nın yaptığı programa; SANKO Üniversitesi Genel Sekreteri Dr. Yusuf Ziya Yıldırım, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Türkan Pasinlioğlu, Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı ve Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ayşen Bayram, SANKO Üniversitesi Hastanesi Genel Müdürü Dr. Sermet Kileci ile akademik, idari personel ve öğrenciler katıldı.
Ağrı’da psikososyal koruma ve önleme toplantısı
05 Şubat 2026 Perşembe - 14:16 Ağrı’da psikososyal koruma ve önleme toplantısı Ağrı İl Milli Eğitim Müdürü Hasan Kökrek, şiddet, bağımlılık, akran zorbalığı, dijital ortam kaynaklı sorunlar ve suça sürüklenme gibi risk alanlarında koruyucu ve önleyici çalışmaların büyük önem taşıdığını belirterek, rehberlik hizmetlerinin okul ortamlarında güvenli bir iklimin oluşturulmasında temel bir rol üstlendiğini söyledi. Ağrı İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İl Emniyet Müdürlüğü iş birliğinde, il merkezinde görev yapan okul psikolojik danışmanları ve rehber öğretmenlere yönelik psikososyal koruma ve önleme konulu bilgilendirme toplantısı düzenlendi. İl Milli Eğitim Müdürlüğü konferans salonunda gerçekleştirilen toplantıya İl Milli Eğitim Müdürü Hasan Kökrek, Şube Müdürü Abdullah Abi, Rehberlik ve Araştırma Merkezi (RAM) Müdürü Ekrem Bölek ile il merkezindeki psikolojik danışmanlar ve rehber öğretmenler katıldı. Toplantının açılışında konuşan Kökrek, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin eğitim sürecinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti. Okullarda yalnızca akademik başarıya odaklanmanın yeterli olmadığını vurgulayan Kökrek, öğrencilerin ruhsal, sosyal ve duygusal gelişimlerinin desteklenmesinin ortak bir sorumluluk olduğunu dile getirdi. Gelişme bölümünde öğrencilerin karşı karşıya kalabildiği risk alanlarını ayrıntılandıran Kökrek, "Şiddet, bağımlılık, akran zorbalığı, dijital ortam kaynaklı sorunlar ve suça sürüklenme gibi alanlarda erken müdahale büyük önem taşıyor. Psikolojik danışmanlar ve rehber öğretmenler, riskleri erken aşamada tespit ederek sorunların büyümeden çözüme kavuşmasına katkı sağlıyor. Bu çalışmalar, okullarda güvenli ve sağlıklı bir eğitim ortamının oluşmasını destekliyor." ifadelerini kullandı. Psikolojik danışmanların sahadaki deneyimlerinin eğitim sistemi açısından değerli olduğunu belirten Kökrek, öğrenciler, aileler ve öğretmenlerle yürütülen sürekli iletişimin koruyucu ve önleyici çalışmaları güçlendirdiğini kaydetti. Toplantıda, İl Emniyet Müdürlüğü tarafından psikososyal koruma ve önleme çalışmaları hakkında bilgilendirme sunumu yapıldı. Program, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.
Siirt’te ‘Eğitime Katılım Okula Devam Çalıştayı’ düzenlendi
05 Şubat 2026 Perşembe - 13:02 Siirt’te ‘Eğitime Katılım Okula Devam Çalıştayı’ düzenlendi Siirt’te devamsızlık yapan öğrencileri tespit etmek ve eğitime teşvik etmek amacıyla İl Milli Eğitim Müdürlüğünce "Eğitime Katılım Okula Devam Çalıştayı" düzenlendi. İlkokul, ortaokul ve lise öğrencilerinin devamsızlık nedenlerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilen çalıştay, Öğretmenevi konferans salonunda düzenlendi. İl Milli Eğitim Müdürlüğü koordinesinde Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ile Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü personellerinden oluşan gruplar ile devamsızlığın azaltılmasına yönelik çözüm önerilerinin geliştirilmesi hedefleniyor. İl Milli Eğitim Müdürü İlhan Saz, öğrencilerin okulu terk etmesini ve devamsızlık yapmalarını istemediklerini belirtti. Saz, öğrencileri bütüncül olarak değerlendirdiklerini söyleyerek, "Eğitim- öğretim faaliyetlerinde okula devamlılığının mutlaka sağlanmasını istiyoruz. Bu manada çalıştayın diğer bir özelliği de İl Milli Eğitim Müdürlüğü olarak merkezde ve ilçelerde hep birlikte tek bir şekilde organizasyon yapmayı ve bir farkındalık oluşturmayı istiyoruz. Tabi bu sadece bu eğitim-öğretim yılı için değil. Sonraki yıllarda da aynı şekilde bu farkındalık oluşturmak istiyoruz. Çalıştayın çıktıları bizim için yol haritası olacaktır" dedi. Çalıştayda, il müdürlüğündeki şube müdürü çalışma arkadaşlarının olduğunu kaydeden Saz, "Okul müdürlerimiz, müdür yardımcılarımız ve okul aile birliği başkanlarımız var. Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğümüzden sosyologlarımız, psikologlarımız var. Yine Gençlik ve Spor İl Müdürlüğümüzden antrenörlerimiz, gençlik liderlerimiz var. Mahalle muhtarlarımız ve aynı zamanda imamlarımız var. Bunlarla işbirliği içerisindeyiz. İnşallah Siirt’te bu eğitim öğretim yılında devamsızlıkları çok aza çekeceğimizi düşünüyoruz. Gelecek yıllı eğitim ve öğretim yılına da bir yol hatırası çizmiş olacağız" diye konuştu.
"Bilim Kadınları İçin" Programı 24. dönem başvurularını açıyor
05 Şubat 2026 Perşembe - 12:46 "Bilim Kadınları İçin" Programı 24. dönem başvurularını açıyor L’Oréal Türkiye, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu iş birliğiyle yürüttüğü "Bilim Kadınları İçin" Programı’nın 24. yılında yeni başvuru dönemini açıyor. Genç bilim kadınlarının araştırmalarını desteklemeyi ve görünürlüklerini artırmayı hedefleyen programa başvurular 6 Şubat-1 Haziran 2026 tarihleri arasında alınacak. L’Oréal Türkiye’nin, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu iş birliğiyle yürüttüğü "Bilim Kadınları İçin" Programı, bilimde cinsiyet eşitliğini güçlendirmek ve kadınların bilime katkılarını görünür kılmak amacıyla 24. kez hayata geçiyor. Türkiye’nin uzun soluklu kurumsal sosyal sorumluluk programlarından biri olan program, genç ve yetenekli bilim kadınlarının özgün çalışmalarını destekleyerek bilimsel mükemmelliği teşvik etmeye devam ediyor. 24. dönem başvuruları 6 Şubat-1 Haziran 2026 tarihleri arasında alınacak. "Bilim Kadınları İçin" Programı kapsamında bu yıl seçilecek 4 genç bilim kadınına, bilimsel araştırmalarında kullanmak üzere her biri 400 bin TL değerinde proje desteği sağlanacak. Programa, özgün bilim projelerine sahip 40 yaş altı, "Yaşam ve Çevre Bilimleri" ile "Fiziki Bilimler" alanlarında çalışan bilim kadınları başvurabilecek. Adaylar, başvurularını belirtilen tarihler arasında Turkey - National program | For Women in Science üzerinden çevrimiçi olarak gerçekleştirecek. Başvurular; bağımsız UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Bilim Jürisi tarafından akademik yetkinlik, bilime katkı, yenilikçilik, uygulanabilirlik ve sürdürülebilirlik kriterleri doğrultusunda değerlendirilecek. "Hedef, bilimin geleceğine kalıcı katkı sağlamak" Bilimin dönüştürücü gücünü ve programın uzun soluklu etkisini vurgulayan L’Oréal Türkiye Kurumsal İlişkiler ve Etkileşim Direktörü & Ülke Sürdürülebilirlik Lideri İrem Karaoda Tanrıkulu şöyle konuştu: "L’Oréal Türkiye olarak bilimin ve teknolojinin dünyayı değiştireceğine inanıyoruz. 23 yıldır yürüttüğümüz ‘Bilim Kadınları İçin’ Programı kapsamında 128 kadın bilim insanını destekledik; 1 bilim kadınımız uluslararası mükemmellik ödülü, 5 bilim kadınımız ise ‘Uluslararası Yükselen Yetenek’ unvanı aldı. Şimdi 24. yılımızda, yeni kuşak bilim kadınlarını bu yolculuğa davet ediyoruz. Amacımız yalnızca başarılarını taçlandırmak değil; bilim kadınlarının çalışmalarını desteklemek, görünürlüklerini artırmak ve bilimin geleceğine kalıcı katkı sağlamak." YÖK verilerine göre Türkiye’de kadın araştırma görevlilerinin oranı yüzde 55 iken profesörlük düzeyinde bu oran yüzde 35’e kadar düşüyor. Buna karşın "Bilim Kadınları İçin" Programı kapsamında desteklenen bilim kadınlarının büyük çoğunluğu akademide üst düzey pozisyonlara yükselerek bilime katkı sunmayı sürdürüyor.
Büyükşehir’de ilk yardım eğitimi
05 Şubat 2026 Perşembe - 12:21 Büyükşehir’de ilk yardım eğitimi Antalya Büyükşehir Belediyesi, personelin mesleki donanımını güçlendirmeye yönelik eğitim çalışmalarını sürdürüyor. İl Sağlık Müdürlüğü uzmanları tarafından belediye personeline yönelik iki gün süren "İlk Yardım Eğitimi" düzenlendi. Antalya Büyükşehir Belediyesi, çalışanlarının daha etkin ve bilinçli hizmet verme kapasitesini arttırmak amacıyla düzenli olarak gerçekleştirdiği eğitim çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda gerçekleşen "İlk Yardım Eğitimi" 2 gün sürdü. İl Sağlık Müdürlüğü’nden gelen uzmanlar tarafından gerçekleştirilen eğitimlerde ilk yardım eğitimi hem teorik hem de uygulamalı şekilde anlatıldı. Eğitimde belirlenen konu başlıkları altında amaç ve öğrenim hedefleri konuşuldu. Sonrasında ise ilkyardım başlığı altında yapılması gereken doğru müdahaleler ve farklı ilk yardım teknikleri anlatıldı. Eğitimde, acil durumlarda doğru ve zamanında müdahalenin hayati önemi ele alındı. Ayrıca eğitim kapsamında temel yaşam desteği, kalp masajı ve suni solunum uygulamaları, solunum yolu tıkanıklıkları, kanamalar, kırık-çıkık ve burkulmalar, yanıklar, bilinç kaybı, bayılma ve zehirlenme gibi acil durumlarda yapılması gereken doğru ilk yardım müdahaleleri anlatıldı. Yanlış müdahalelerin doğurabileceği risklere de dikkat çekildi. Manken üzerinde uygulamalı eğitim Uygulamalı bölümde ise mankenler ve ilk yardım ekipmanlarıyla çalışıldı. Katılımcılar, mankenler üzerinde kalp masajı ve suni solunum tekniklerini birebir deneyimleme fırsatı buldu. Eğitmenler, ilk yardımın sağlık ekipleri gelene kadar geçen sürede hayat kurtarıcı bir rol üstlendiğini vurgulayarak, panik yapılmadan bilinçli hareket edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Eğitimin sonunda ise katılımcılara sınav uygulandı.
Karabük Teknokent Yönetim Kurulu iş birliklerini ele aldı
05 Şubat 2026 Perşembe - 12:10 Karabük Teknokent Yönetim Kurulu iş birliklerini ele aldı Karabük Teknokent Yönetim Kurulu, Karabük Üniversitesi (KBÜ) Rektörü Prof. Dr. Fatih Kırışık başkanlığında toplanarak faaliyet raporu, iş birlikleri ve yenilikçi projeleri değerlendirdi. Karabük Teknokent’in mevcut çalışmaları ve gelecek dönem hedefleri, yönetim kurulu toplantısında ele alındı. Karabük Teknokent Yönetim Kurulu Toplantısı, Karabük Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Kırışık’ın başkanlığında Karabük Teknokent toplantı salonunda yapıldı. Toplantıya, Karabük Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Çapraz, Karabük İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Şerafettin Kelleci ve Karabük Teknokent Genel Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Samet Nohutçu katıldı. Toplantının gündeminde Karabük Teknokent’in faaliyetleri, devam eden projeler, girişimcilik destekleri, üniversite-sanayi iş birlikleri ve yatırım süreçleri yer aldı. Dr. Öğr. Üyesi Samet Nohutçu tarafından sunulan faaliyet raporunda, teknokent bünyesinde yürütülen çalışmalar ve planlanan hedefler paylaşıldı. Değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Fatih Kırışık, üniversiteler ve teknokentler arası tecrübe paylaşımının önemine dikkat çekerek, farklı üniversitelere yapılan ziyaretlerle iyi uygulama örneklerinin Karabük Üniversitesine kazandırıldığını ifade etti. Kırışık, bu sürecin kurumsal gelişimi hızlandırdığını vurguladı. Toplantıda ayrıca sürdürülebilirlik, çevre odaklı projeler, enerji verimliliği ve sanayi atıklarının değerlendirilmesine yönelik yenilikçi fikirler ele alındı. Karabük Teknokent’in üniversite-sanayi iş birliklerini güçlendirmeye ve bölgesel kalkınmaya katkı sunmaya yönelik çalışmalarının kararlılıkla sürdürüleceği belirtildi.
KBÜ, STK temsilcileriyle toplumsal konuları ele aldı
05 Şubat 2026 Perşembe - 12:05 KBÜ, STK temsilcileriyle toplumsal konuları ele aldı Karabük Üniversitesi(KBÜ), kentte faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarıyla toplumsal konular ve ortak projeler üzerine değerlendirme toplantısı gerçekleştirdi. Karabük Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Kırışık, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelerek iş birliği alanlarını ele aldı. Karabük Üniversitesi ile kentte faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla düzenlenen değerlendirme toplantısında, önceki toplantı kararları gözden geçirilirken kampüste planlanan Ramazan etkinlikleri ve Sosyalfest proje hedefleri masaya yatırıldı. KBÜ Üniversite Evinde gerçekleştirilen toplantıya, KBÜ Rektörü Prof. Dr. Fatih Kırışık ve eşi Ebru Kırışık ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı. Toplantıda, 24 Aralık 2025 tarihinde yapılan toplantının çıktıları değerlendirilerek yeni dönem faaliyetlerine ilişkin gündem maddeleri ele alındı. Görüşmeler kapsamında, Ramazan ayının manevi atmosferine uygun olarak kampüslerde düzenlenebilecek sosyal, kültürel ve dayanışma temelli etkinlikler hakkında fikir alışverişinde bulunuldu. Ayrıca Sosyalfest kapsamında üniversite ve sivil toplum kuruluşları arasında yürütülebilecek ortak sosyal projelerin kapsamı ve hedefleri değerlendirildi. Toplantının son bölümünde ise öğrencilere yönelik burs destekleri ele alınarak mevcut mekanizmaların güçlendirilmesi ve yeni destek modellerine ilişkin öneriler paylaşıldı. Toplantı, Karabük Üniversitesinin üniversite-toplum iş birliğini güçlendirme ve akademik birikimi toplumsal faydaya dönüştürme hedefinin vurgulanmasıyla sona erdi.
KBÜ, QS Avrupa 2026 sıralamasında Türkiye’de 35’inci sıraya yükseldi
05 Şubat 2026 Perşembe - 12:05 KBÜ, QS Avrupa 2026 sıralamasında Türkiye’de 35’inci sıraya yükseldi Karabük Üniversitesi(KBÜ), QS Avrupa Üniversiteleri 2026 sıralamasında Avrupa’da 571-580 bandında yer aldı. Üniversite, Türkiye’de ise 35’inci sıraya yükseldi. KBÜ’nün sürdürülebilirlik, makale başına atıf ve uluslararası öğrenci çeşitliliği göstergelerinde artış kaydettiği bildirildi. Uluslararası yükseköğretim derecelendirme kuruluşu QS tarafından açıklanan sonuçlara göre Karabük Üniversitesi, Avrupa üniversiteleri arasında konumunu güçlendirdi. Üniversite, Türkiye sıralamasında 2025’te 38’inci sıradayken 2026’da 35’inci sıraya çıktı. QS Avrupa Üniversiteleri sıralaması; akademik itibar, işveren itibarı, istihdam çıktıları, uluslararası yayın ve atıf performansı, araştırma ağı, öğrenci hareketliliği, uluslararasılaşma ve sürdürülebilirlik gibi göstergeler esas alınarak hazırlanıyor. Karabük Üniversitesi, sürdürülebilirlik göstergesinde puanını 1,3’ten 52,7’ye yükseltti. Makale başına atıf puanı ise 17,3’ten 49,4’e çıktı. Uluslararası öğrenci çeşitliliği göstergesinde puan 60,5’ten 80,7’ye yükseldi. Giden değişim öğrencileri puanı 2,3’ten 10,8’e çıktı. Uluslararası araştırma ağı puanı da 4,1’den 11,8’e yükseldi. Uluslararası öğretim üyesi oranı göstergesi 6,2’den 11,5’e çıktı. İstihdam çıktıları puanı 6,1’den 11,5’e yükseldi. Akademik itibar puanı 7,3’ten 9,9’a, işveren itibarı puanı ise 4,7’den 4,9’a çıktı. Karabük Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Kırışık, sıralamadaki yükselişin memnuniyet verici olduğunu belirtti. Kırışık, akademik itibar ve atıf göstergelerindeki artışın üniversitenin doğru yönde ilerlediğini gösterdiğini ifade etti. Üniversitenin bilimsel üretim kapasitesini artırmaya ve uluslararası iş birliklerini geliştirmeye yönelik çalışmalarını sürdürdüğü kaydedildi.