GÜNDEM - 28 Şubat 2026 Cumartesi 03:19

Edirne’de imece usulü iftar: Okul içinde Ramazan bereketi

A
A
A
Edirne’de imece usulü iftar: Okul içinde Ramazan bereketi

Edirne’de Ramazan ayının manevi atmosferi okul içerisinde düzenlenen imece usulü iftar programıyla yaşadı. Öğrenciler, veliler ve öğretmenler aynı sofrada buluşarak hem oruçlarını birlikte açtı hem de paylaşmanın bereketini hep birlikte hissetti.


İlhami Ertem Anadolu Lisesi’nde gerçekleşen programda, velilerin evlerinde hazırladığı yöresel yemeklerle kurulan iftar sofraları, eski mahalle kültürünü aratmayan görüntüler oluşturdu. Okulun salon ve koridorlarında kurulan masalarda öğrenciler aileleriyle birlikte iftar saatini bekledi. Samimi ve sıcak bir ortamda gerçekleşen programda Ramazan’ın birlik ve dayanışma ruhu ön plana çıktı.


12. sınıf öğrencisi Damla Nur Öz, organizasyonun kendileri için farklı bir deneyim olduğunu belirterek, "Bugün çok farklı bir ortam var. Herkes evinde hazırladıklarını getirdi. Aile arasında yapıyorduk ama burada arkadaşlarımızla birlikte olmak çok güzel. Kendi aramızda büyük bir etkinlik oldu" dedi.


İftar öncesinde yapılan duada katılımcılar hep birlikte ellerini açarak, "Milletimizi her türlü belalardan, musibetlerden uzak eyle. Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cennet olan Ramazan’ı hayırlı eyle Ya Rabbi" duasına amin dedi.


Okul yönetimi ve velilerin iş birliğiyle gerçekleştirilen imece usulü iftar programı, yalnızca bir yemek organizasyonu olmanın ötesine geçerek birlik ve beraberlik mesajı verdi. Ramazan ayının manevi ikliminde aynı çatı altında buluşan öğrenciler ve aileler, paylaşmanın ve dayanışmanın en güzel örneklerinden birini sergiledi.



Edirne’de imece usulü iftar: Okul içinde Ramazan bereketi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Koyunlara suni tohumlama geliyor Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Araşırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsünde küçükbaş hayvanlarda suni tohumlama üzerinde çalışma yürütülüyor. Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Araşırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsü Müdürü Kerim Kılınç, 1935 yılında faaliyetlerine başlayan enstitünün TAGEM’e bağlı olarak Ar-Ge çalışmalarına devam ettiğini söyledi. Merinos ve Bandırma koyunu üzerinde çalışmalarının sürdüğünü anlatan Kılınç, teknolojik ve bilimsel gelişmelerdeki yenilikleri ıslah programına dahi ederek daha iyi sonuç almaya çalıştıklarını kaydetti. Ayrıca Kıvırcık, Gökçeada ve Sakız koyunlarının genetik kaynaklarını koruduklarını hem de hem de verim özelliklerinin yıldan yıla iyileştirildiğini dile getiren Kılınç, hassas bir şekilde 7/24 görevde olduklarını aktardı. Kılınç, enstitüde ortalama 4 bin anaç koyun bulunduğunu belirterek, her zaman hedeflerinin 1,56-1,57 ikizlik oranını yakalamak olduğunu ancak bu yıl bu oranın daha fazla olacağını söyledi. Sahada et verimi yüksek koyun üretimi artacak Enstitünün yıllardır suni tohumlama çalışmalarını hassasiyetle sürdürdüğünü vurgulayan Kılınç, şöyle konuştu: "Bunun temellerinin atlıldığı yerlerden birisi. Şimdilerde küçükbaş hayvanlarda suni tohumlama üzerinde çalışıyoruz. Bakanlık desteğiyle yürütülen TAGEM projesi kapsamında sahip olduğumuz koçlardan alınan sparmalarla halk elinde ıslah sürülerinde ve bunu yapabilecek üreticilerimizin damızlık koyunlarında suni tohumlama yapacağız. Bizde sahip olunan kan ve verim özelliklerinin hızla sahaya aktarılmasını hedefliyoruz. Bu konuda çalışmalar sürüyor kısa sürede hayata geçireceğiz". Bu uygulamanın üretim anlamında küçükbaşta ivme oluşturacağını belirten Kılınç, "Sahip olduğumuz koç sayısı belli. Bu şekilde suni tohumalama ile daha fazla sayıya hitap edebileceğiz, sahada et verimi yüksek küçükbaşların üretimine katkı sağlayabileceğiz. Kan değerlerinin daha çok üreticiye ulaşmasını istiyoruz" dedi.
Kütahya Emet MYO’da bahar dönemi akademik kurul toplantısı yapıldı Kütahya Dumlupınar Üniversitesi (DPÜ) Emet Meslek Yüksekokulu’nda (MYO) 2025-2026 Eğitim-Öğretim Yılı Bahar Dönemi Akademik Kurul Toplantısı gerçekleştirildi. Meslek Yüksekokulu toplantı salonunda okul yönetimi ve akademik personelin katılımıyla düzenlenen toplantıda, 2025-2026 Eğitim-Öğretim Yılı Güz Dönemi’nde yürütülen akademik faaliyetler ile öğrencilerin gelişimini destekleyici çalışmalar kapsamlı şekilde değerlendirildi. Kurulda; bölümler tarafından gerçekleştirilen akademik çalışmalar, ders süreçleri, uygulamalı eğitim faaliyetleri, sektör iş birlikleri ve sosyal-sportif etkinlikler ele alındı. Öğrencilerin mesleki ve kişisel gelişimlerine katkı sunan seminer, konferans, teknik gezi ve kariyer odaklı etkinliklerin verimliliği üzerine görüş alışverişinde bulunuldu. Dönem boyunca yürütülen faaliyetler değerlendirilerek güçlü yönler ile iyileştirmeye açık alanlar tespit edildi. Toplantıda ayrıca bölümlerin ihtiyaç ve talepleri değerlendirilerek altyapı, donanım, uygulama alanları ve eğitim materyallerine yönelik beklentiler görüşüldü. Akademik süreçlerin daha verimli yürütülmesi adına yapılabilecek iyileştirmeler konusunda ortak kararlar alındı. Emet Meslek Yüksekokulu yönetimi, öğrenci odaklı ve kalite temelli eğitim anlayışı doğrultusunda Bahar Dönemi’nde de akademik ve sosyal faaliyetlerin artarak devam edeceğini belirterek, alınan kararların yüksekokulun kurumsal gelişimine katkı sağlayacağını ifade etti.
Bursa Koyunlara suni tohumlama geliyor Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Araşırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsünde küçükbaş hayvanlarda suni tohumlama üzerinde çalışma yürütülüyor. Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Araşırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsü Müdürü Kerim Kılınç, 1935 yılında faaliyetlerine başlayan enstitünün TAGEM’e bağlı olarak Ar-Ge çalışmalarına devam ettiğini söyledi. Merinos ve Bandırma koyunu üzerinde çalışmalarının sürdüğünü anlatan Kılınç, teknolojik ve bilimsel gelişmelerdeki yenilikleri ıslah programına dahi ederek daha iyi sonuç almaya çalıştıklarını kaydetti. Ayrıca Kıvırcık, Gökçeada ve Sakız koyunlarının genetik kaynaklarını koruduklarını hem de hem de verim özelliklerinin yıldan yıla iyileştirildiğini dile getiren Kılınç, hassas bir şekilde 7/24 görevde olduklarını aktardı. Kılınç, enstitüde ortalama 4 bin anaç koyun bulunduğunu belirterek, her zaman hedeflerinin 1,56-1,57 ikizlik oranını yakalamak olduğunu ancak bu yıl bu oranın daha fazla olacağını söyledi. Sahada et verimi yüksek koyun üretimi artacak Enstitünün yıllardır suni tohumlama çalışmalarını hassasiyetle sürdürdüğünü vurgulayan Kılınç, şöyle konuştu: "Bunun temellerinin atlıldığı yerlerden birisi. Şimdilerde küçükbaş hayvanlarda suni tohumlama üzerinde çalışıyoruz. Bakanlık desteğiyle yürütülen TAGEM projesi kapsamında sahip olduğumuz koçlardan alınan sparmalarla halk elinde ıslah sürülerinde ve bunu yapabilecek üreticilerimizin damızlık koyunlarında suni tohumlama yapacağız. Bizde sahip olunan kan ve verim özelliklerinin hızla sahaya aktarılmasını hedefliyoruz. Bu konuda çalışmalar sürüyor kısa sürede hayata geçireceğiz." Bu uygulamanın üretim anlamında küçükbaşta ivme oluşturacağını belirten Kılınç, "Sahip olduğumuz koç sayısı belli. Bu şekilde suni tohumalama ile daha fazla sayıya hitap edebileceğiz, sahada et verimi yüksek küçükbaşların üretimine katkı sağlayabileceğiz. Kan değerlerinin daha çok üreticiye ulaşmasını istiyoruz." dedi.
Trabzon Savaşçıların zırhından düğünlerin baş tacına Savaş meydanlarında zırh olarak kullanılan binlerce yıllık örgü tekniği, bugün Karadeniz’de altınla buluşarak mücevhere dönüşüyor. Kökeni İskitler dönemine kadar uzanan Trabzon hasırı, 50 bine varan ilmekle tamamen el emeğiyle örülerek Türkiye’de özgün üretim tekniğine sahip nadir takılar arasında gösteriliyor. Türkiye’nin en köklü el sanatları arasında yer alan Trabzon hasırı, binlerce yıllık geçmişi ve tamamen el emeğine dayanan üretim tekniğiyle mücevher sektöründe ayrıcalıklı konumunu sürdürüyor. Kökeninin İskitler dönemine kadar uzandığı belirtilen örgü tekniği, ilk olarak zırh yapımında kullanıldı ve zamanla ustalar tarafından estetik bir forma dönüştürülerek takıya uyarlandı. Tarihte savaşçıları koruyan metal örgü sistemi, Trabzon’da altının tel haline getirilip ilmek ilmek örülmesiyle "altın kumaş" formuna dönüştü. Sabır ve ustalık gerektiren yapısıyla yüzyıllardır varlığını koruyan Trabzon hasırı, uzun yıllar boyunca özellikle Karadeniz düğünlerinin vazgeçilmez takıları arasında yer alıyor. Dayanıklılığıyla bilinen Trabzon hasırı, zırh örgüsünden gelen sağlam yapısı sayesinde defalarca işlenebiliyor, yenilenebiliyor ve uzun süre formunu koruyor. Düğün takısı olmaktan çıkıp günlük kullanıma uyarlandı Son 10-15 yılda geliştirilen yeni tasarımlarla birlikte hasır, yalnızca düğün takısı olmaktan çıkarak günlük kullanım alanında da yaygınlaştı. Bileklik, kolye, küpe ve yüzük gibi farklı modellerle modern çizgi kazanan ürünler, farklı yaş gruplarına hitap etmeye başladı. Trabzon hasırının üretim süreci ise tamamen el emeğine dayanıyor. Altın önce tel haline getiriliyor, laboratuvar analizlerinden geçiriliyor ve ardından örücü kadınlara teslim ediliyor. Bir haftayı bulan süreçte 10 bin ile 50 bin arasında ilmek atılarak altın adeta kumaş gibi örülüyor. Her ürün farklı ellerden çıktığı için her birinin kendine özgü bir hikayesi bulunuyor. Altın ilmekler fiyatı otomobillerle yarışıyor Binlerce yıllık geçmişi olan Trabzon hasırı, bugün yalnızca kültürel miras olarak değil, ekonomik değeriyle de gündeme geliyor. Gram altındaki yükselişle birlikte Trabzon hasırı setlerinin fiyatı milyon liraları bulurken, bazı özel tasarım ürünler otomobil fiyatlarıyla yarışır seviyeye ulaşıyor. Yüksek gramajlı ve çok sıralı özel üretim takımları 1 milyon liranın üzerine çıkarken, bazı koleksiyon ve özel sipariş ürünlerde rakamın birkaç milyon liraya kadar ulaşıyor. Bu seviyedeki fiyatlar, sıfır kilometre birçok otomobilin bedeline yaklaşıyor. Özellikle Karadeniz düğünlerinin vazgeçilmez takısı olan Trabzon hasırı, son yıllarda yatırım aracı olarak da değerlendirilmeye başlandı. Dayanıklı yapısı sayesinde defalarca işlenebilmesi ve değer kaybının sınırlı olması, ürünü sadece estetik bir aksesuar olmaktan çıkarıp ekonomik bir enstrümana dönüştürüyor. "Trabzon hasırı Türkiye mücevher sektörünün ağır abisidir" Altın işletmecisi Fatih Yılmaz Akdin, düğünlerin en çok aranan takısının Trabzon hasırı olduğunu belirterek, "Trabzon hasırı Türkiye mücevher sektörünün ağır abisidir. Türkiye’de ayrı bir yeri vardır çünkü üretim tekniği tamamen bize has, bu topraklara ait bir tekniktir. Türkiye’nin tek orijinal takısı diyebilirim. Bir sürü unvanı var ama en önemlisi binlerce yıllık bir geçmişe sahip olmasıdır. Bu sanatın kökeni İskitler dönemine kadar dayanıyor. O dönemlerde zırh örücülüğünde kullanılan örgü tekniği, zamanla ustalar tarafından takıya dönüştürülmüş ve Trabzon’da bambaşka bir kimlik kazanmıştır. Bugün Trabzon hasırı düğünlerin en çok aranan takısıdır. Ancak biz yaklaşık 10-15 yıldır bunu sadece düğün takısı olmaktan çıkarmak istedik. Günlük hayatta da herkesin Trabzon hasırı kullanmasını hayal ettik ve tasarımlarımızı buna göre geliştirdik. Şu anda günlük kullanım takıları arasında en üst sıralarda yer alıyor. Trabzon hasırı çok dayanıklıdır. Zırh örücülüğünden geldiği için sağlamdır, defalarca işlenebilir, yenilenebilir ve kolay kolay bozulmaz" dedi. "Her ilmekte bir hayat izi vardır" Üretim aşamasında siyanür kullanmadıklarını vurgulayan Akdin, çevre dostu yöntemler geliştirdiklerini söyledi. Üretimlerinin tamamen el emeğine dayandığını söyleyen Akdin, "Bizim üretimimiz tamamen el emeğine dayanır. Örücü kadınlarımız bir ürünü yaklaşık bir haftada örer. 10 bin, 20 bin hatta 50 bine kadar ilmek atılır. Öncesinde altını tel haline getiririz, laboratuvar analizlerine tabi tutarız. Daha sonra örücülerimiz bu telleri adeta kumaş gibi örer. Ortaya çıkan telli kumaş, tasarım ve kilit sistemleriyle işlenerek mücevhere dönüşür. Her ürün farklı ellerden çıktığı için her birinin ayrı bir hikayesi vardır. Her ilmekte bir hayat izi vardır. Zaten markamız da bu hikâyelerden doğdu. Geçmişte örücülerimizin çoğu evlerinden çalışıyordu. Hala evinde çalışan kadınlarımız var ama yaklaşık yedi yıl önce sosyal haklara sahip örücülük projesini hayata geçirdik. Sigortalı çalışma sistemi kurduk, erken emeklilik hakkından faydalanan örücülerimiz oldu. Şu an üretimde çalışanların yaklaşık yüzde 90’ı kadın. Atölye kısmında eskiden sadece erkekler çalışırdı. Ancak kurduğumuz sistem ve geliştirdiğimiz üretim prosedürleri sayesinde kadınları da bu alanda yetiştirdik. Artık atölyede de kadın çalışanlarımız var. Üretim aşamalarında da önemli değişiklikler yaptık. Kuyumculuk sektöründe bazı aşamalarda siyanür kullanılır. Biz üretimimizde siyanür kullanmıyoruz. Renk verme ve temizlik aşamalarında çevre dostu yöntemler geliştirdik. Lazer kaynak sonrası oluşan kararmaları kimyasalla değil, geleneksel yöntemlerden ilham alarak temizliyoruz. Annemin iplikleri limon, karbonat ve tuzla temizleme yönteminden esinlenerek bunu kendi üretimimize uyarladım. Almanya’dan getirdiğimiz makinelerle de süreci daha sağlıklı hale getirdik" şeklinde konuştu. "Bu iş bizim için yemek içmek gibi bir şey artık" Altın örücülüğü yapan Hülya Özkara, "En ham hali bizim elimizden geçiyor atölyeye veriyoruz atölye işliyor ve vitrine giriyor. Bu iş gerçekten zor. Ben 25 senedir yapıyorum. Aslında bu mesleği sürdüren çok kişi yok ve arkamızdan gelen genç nesil de yok. Ben annemden öğrendim hasırı ama ardımızdan gelen kimse yok. Halk eğitimlerde kurslar var ama oradan öğrenenler çok verimli olmuyor. Çünkü işin inceliğini tam olarak öğrenemiyorlar. Tam anlamıyla bir meslek olarak görmüyorlar. Yeni nesil genelde ‘öğreneyim, hemen para kazanayım’ düşüncesinde. Oysa bu meslek, incelikleriyle birlikte öğrenilmesi gereken bir iş. Sadece tepe kırmak ya da altın deliğini görmek değil mesele. İşin çok daha ince detayları var. Bu iş bizim için yemek içmek gibi bir şey artık. Çünkü öğrendik ve biliyoruz. Yeni öğrenenler için zor ama biz severek yapıyoruz. Sevilmeden yapılacak bir iş değil aslında. Bu iş ne bir dantel ne de bir iğne oyası. Kendine has çok ayrıcalığı ve ince noktası var" diye konuştu. "Eğer maddi olarak düşünürsen bu işi yapamazsın, çünkü sevmek lazım" 22 yıldır Trabzon hasırı örücülüğü yaptığını kaydeden İlknur Mazlum, "Biz bu işi sevdiğimiz için yapıyoruz. Sevmeyince yapılacak bir iş değil. İşin süresi de değişiyor. Bir haftada biteni var, on günde biteni var, bir ayda biteni var hatta üç günde bitirdiğimiz de oluyor. Eğer maddi olarak düşünürsen bu işi yapamazsın, çünkü sevmek lazım. Maddiyatı da var elbette ama sevmeden olmaz. Ben çok seviyorum gerçekten çok güzel bir şey. Ürüne başlayıp son aşamaya geldiğimde şöyle bakıp ‘bunu ben mi yaptım’ diye gurur duyuyorum" ifadelerini kullandı.