EĞİTİM - 13 Ocak 2026 Salı 15:49

Bursa’da eğitime kar engeli

A
A
A
Bursa’da eğitime kar engeli

Bursa’da etkisini artıran kar yağışı günlük yaşamı olumsuz etkilerken, okullarda da devamsızlık yaşandı. Yıldırım ilçesine bağlı Ertuğrulgazi Mahallesi’nde bulunan İhsan Dikmen Ortaokulu’nda öğrencilerin neredeyse tamamı, velileriyle birlikte okula gitmeme kararı aldı.


Gece boyunca aralıklarla devam eden kar yağışı sokakları beyaz örtüyle kaplarken, sabah saatlerinde okul çevresinde sessizlik hakim oldu. Okula gitmeyen öğrenciler karın tadını çıkarmayı seçti.


Çocuğu bu okulda öğrenim gören Özkan Köse, yaşanan duruma ilişkin değerlendirmede bulunarak, bu tür hava şartlarında daha erken tedbir alınması gerektiğini söyledi. Veli, hem öğretmenler hem de veliler açısından bilgilendirmenin önemine dikkat çekerek, "Malum kış şartları, burası da yüksek kesim olduğu için arabalarımızı çıkaramıyoruz, kapılarını bile açmakta zorlanıyoruz. Bu gibi durumlarda eğitim aksıyor. Öğretmenlerimiz de ister ki öğrenciler tam gelsin, eğitimi sağlıklı şekilde sürdürelim. Yetkililerimiz bunu öncesinden sezip buna göre önlem ve kararlar alırsa herkes için daha iyi olur. Bir yandan da çocuklarımız tatillerde ekranların önüne geçiyorlar, okulda olması belki de daha iyi olacaktır" ifadelerini kullandı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Ankara’da ‘Pazar Buluşmaları’ etkinliği bu yıl da devam ediyor Ankara Altındağ’da geleneksel ‘Pazar Buluşmaları’ kapsamında, 2026 yılının ilk kahvaltı buluşması, Başkent Millet Bahçesi Elmas Düğün Salonu’nda gerçekleşti. Altındağ’da ‘Pazar Buluşmaları’nın bu haftaki konuğu Örnek ve Yıldıztepe mahalle sakinleri oldu. 2026 yılının ilk kahvaltı buluşması, Belediye Başkanı Veysel Tiryaki’nin ev sahipliğinde Başkent Millet Bahçesi Elmas Düğün Salonu’nda gerçekleşti. Altındağlı vatandaşlarla bir arada olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Tiryaki, "2026 yılının ilk kahvaltı buluşmasında bizleri yalnız bırakmayan hemşehrilerimize yürekten teşekkür ediyorum. Rabbim birlik ve beraberliğimizi daim eylesin inşallah" dedi. Altındağlı vatandaşlar ise Tiryaki’ye ve Altındağ Belediyesi’ne teşekkürlerini iletti. "Bu tür programlarda tekrar bir araya gelmeyi ümit ediyoruz" Kahvaltıya eşi ve oğlu ile birlikte katılan Örnek Mahallesi sakini Firdevs Aslan, kahvaltı programının çok güzel geçtiğini belirterek, "Mahalle sakinleri olarak pazar sabahı kahvaltı programında bir araya geldik, sohbet ettik. Veysel Başkanımızdan çok memnunuz. Her şey için çok teşekkür ederiz. Bu tür programlarda tekrar bir araya gelmeyi ümit ediyoruz. Başkanımızın Altındağ için daha güzel işler yapacağına inanıyoruz" diye konuştu. "Gönül bağımız her geçen gün daha da güçleniyor" Geleneksel kahvaltı buluşmalarının her hafta farklı mahallelerle devam ettiğine dikkati çeken Tiryaki "Yeni yılın ilk kahvaltı programında Yıldıztepe ve Örnek mahallelerimizin kıymetli sakinleriyle bir araya geldik. Her hafta sonu farklı mahallelerden gelen vatandaşlarımızla buluşmaktan mutluluk duyuyoruz. Hemşehrilerimizle birlikte sohbet ediyoruz, tanışıyoruz. Bir samimiyet ortamı oluşuyor. Altındağ’ın altın yürekli insanlarıyla yıllardan beri devam eden gönül bağımız her geçen gün daha da güçleniyor" ifadelerini kullandı.
Ankara RTÜK Başkanı Daniş: "Sürecin, en kritik paydaşlarından biri olduğumuzun bilinciyle çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz" RTÜK Başkanı Mehmet Daniş, Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Koordinasyon Kurulu 2. Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, RTÜK bünyesinde yürütülen denetleme ve düzenleme faaliyetleri ile projeleri anlattı. Daniş, "RTÜK olarak bu sürecin, özellikle medya, dijitalleşme ve aile yapısı ekseninde en kritik paydaşlarından biri olduğumuzun bilinciyle çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz" dedi. Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi konulu Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı kapsamında düzenlenen toplantı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş Başkanlığında; Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, Millî Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin ile eylem planında sorumluluğu bulunan kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Toplantıda, Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı hedefleri doğrultusunda yürütülen çalışmalar ele alındı. Kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri, aile yapısının korunması ve güçlendirilmesine yönelik faaliyetleri hakkında aktarımda bulundu. Toplantının açış konuşmasını yapan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, aile yapısının korunmasının toplumsal sürdürülebilirlik açısından taşıdığı önemine dikkat çekerek yürütülen çalışmaların bütüncül bir yaklaşımla devam edeceğini vurguladı. "Sürecin, en kritik paydaşlarından biri olduğumuzun bilinciyle çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz" Bakanların, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcilerinin aileyi koruma ve güçlendirmesi yönünde yaptıkları çalışmaları hakkında bilgi aktardıkları toplantıda konuşan RTÜK Başkanı Mehmet Daniş, şu sözlere yer verdi: "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü iradesiyle hayata geçirilen Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı, bizlere yalnızca kurumsal bir yol haritası değil; aynı zamanda toplumsal sorumluluğumuzu da açık bir şekilde ortaya koymaktadır. RTÜK olarak bu sürecin, özellikle medya, dijitalleşme ve aile yapısı ekseninde en kritik paydaşlarından biri olduğumuzun bilinciyle çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz." Konuşmasında dijitalleşme çağında medyanın yalnızca bir iletişim aracı olmadığını, aile yapısını, çocukların gelişimini ve toplumsal değerleri doğrudan etkileyen güçlü bir belirleyici hâline geldiğini aktaran Daniş, RTÜK’ün temel yaklaşımının yasaklayan değil, yönlendiren; cezalandıran değil, bilinçlendiren bir denetim anlayışı benimsediğinin paylaşımında bulunarak şöyle konuştu: "Son beş yılda; 400’ün üzerinde ebeveyn eğitimi gerçekleştirdik, çok sayıda kamu kurumunda medya okuryazarlığı eğitimleri verdik, Cumhurbaşkanlığı Uzaktan Eğitim Kapısı başta olmak üzere çeşitli kurumsal eğitim portallarına medya okuryazarlığı modüllerini entegre ettik. RTÜK Medya Akademisi kapsamında çocuklara, ebeveynlere, gençlere, yaşlılara ve influencerlara yönelik yaş gruplarına göre kategorize edilmiş, erişilebilir, engelsiz ve sürekli eğitim modelleri geliştirdik." Medya ve teknolojinin bilinçli kullanımının teşvik edilmesi, dijital bağımlılıkların azaltılması, yaşlıların gelişen teknolojiyi öğrenmeleri ve dijital hizmetlere erişim sağlayabilmeleri amacıyla yaşam boyu öğrenme programları oluşturulduğunu kaydeden Daniş, ekran bağımlılığı, sağlıklı medya kullanım süreleri ve dijital risklerin bu eğitimlerin temel başlıklarını oluşturduğunun altını çizdi. 6112 sayılı Kanun çerçevesinde çocukların ve gençlerin korunmasının RTÜK’ün en hassas olduğu alanlardan biri olduğuna işaret eden Daniş, bu doğrultuda Akıllı İşaretler (Koruyucu Sembol) Sisteminin hem geleneksel yayınlarda hem de dijital platformlarda zorunlu yer verildiğini, dijital platformlarda ebeveyn kontrolü, çocuk profili ve içerik filtreleme uygulamalarının hayata geçirilmesinin yakından takip edildiğini, "İyi Uykular Çocuklar" uygulamasıyla çocukların geç saatlerde zararlı içeriklere maruz kalmasının önüne geçildiğini, çocuk programlarında sağlıksız gıda reklamlarına ise ciddi sınırlamalar getirildiğini dile getirdi. Son beş yılda RTÜK’e ulaşan şikâyetlerin yaklaşık yüzde 60’ının genel ahlak, manevi değerler ve ailenin korunması başlığında olduğunu ifade eden Daniş, en çok bildirime konu olan program türünün ise dizi-filmler olduğunu, "2024-2025 döneminde yalnızca aile, çocuk ve gençleri ilgilendiren içerikler nedeniyle 70 müeyyide kararı alındı. İnternet ortamında yayın yapan platformlar da etkin şekilde denetlenmiş; çocuklar için zararlı içerikler kataloglardan çıkarılmıştır" dedi. RTÜK’ün yalnızca yaptırım uygulayan bir kurum olmadığını vurgulayan Daniş, iyi, doğru ve sorumlu içeriği teşvik eden bir anlayışla hareket ettiklerini belirtti. Bu kapsamda, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile iş birliği içinde, Kültür ve Turizm Bakanlığının destekleriyle 2025 yılından itibaren hayata geçirilen Aile ve Çocuk Dostu Yapım ve Dizi Teşvik Ödülleri’nin önemli bir adım olduğunu, aile değerlerini güçlendiren ve çocukların sağlıklı gelişimini destekleyen yapımların artırılmasının hedeflendiğini kaydetti. Konuşmasının sonunda aileyi korumanın yalnızca sosyal politikaların değil, medya politikalarının da merkezinde yer alması gerektiğine dikkat çeken Daniş, RTÜK’ün güçlü mevzuat, etkin denetim, yaygın eğitim, teşvik edici uygulamalar ve kurumlar arası güçlü iş birliği anlayışıyla çalışmalarını sürdüreceği ifade etti. Toplantının aileler ve çocuklar için hayırlı sonuçlar doğurması temennisinde bulunan Daniş, kurul çalışmalarına katkı sunan tüm Bakanlara ve kurum temsilcilerine teşekkür etti.
Muş Muş-Bingöl kara yolunda kar engeli: 60 araç ve 140 kişi kurtarıldı Muş-Bingöl kara yolunda etkili olan yoğun kar yağışı ve tipi nedeniyle mahsur kalan 60 araçta bulunan yaklaşık 140 kişi, ekiplerin çalışmasıyla kurtarıldı. Muş-Bingöl kara yolunun 45’inci kilometresinde bulunan Buğlan Geçidi’nde yoğun kar yağışı ve tipi nedeniyle çok sayıda araç yolda kaldı. İhbar üzerine bölgeye Karayolları, jandarma, AFAD ve Kızılay ekipleri sevk edildi. Bölgede çalışma başlatan Karayolları ekipleri, yolu kardan temizlerken kara saplanan araçları da halatla çekerek kurtardı. AFAD ekipleri, mahsur kalan araçları iterek sürücülere yardımcı oldu. Jandarma ekipleri ise güvenlik önlemleri kapsamında yolu bir süre trafiğe kapattı. Kızılay ekipleri tarafından 60 araçta bulunan yaklaşık 140 kişiye kek, meyve suyu ve çorba ikram edilerek beslenme desteği sağlandı. Çalışmaların tamamlanmasının ardından yol ulaşıma açılırken, araç geçişleri kontrollü şekilde sağlandı. Kar yağışının etkili olduğu Buğlan geçidinde mahsur kalan tır şoförü Ömer Taş, Doğubeyazıt’tan geliyorum, Elazığ’a gidiyorum. Pirinç yüklüyüm. Yoğun kar yağışından dolayı Solhan rampasında dün akşamdan beri bekliyoruz. Yol açılırsa gideceğiz. Sağ olsun Kızılay ekipleri bize meyve suyu, bisküvi falan getirdiler. Ekipler çalışıyor, yoğun bir şekilde de çalışıyorlar ama aşırı kar yağdığı için yol tekrar kapanıyor. Tuz da atıyorlar, fayda etmiyor. Biz de karın kesilmesini bekliyoruz. Kar kesilirse çıkıp gideriz" dedi. Kızılay ekiplerinin kendilerine çeşitli ikramlarda bulunduğunu söyleyen Hasan kaplan ise, "Erzurum tarafından gelip Malatya tarafına gidiyoruz. Dün gece geldik, burada mağdur kaldık. Karayolları sağ olsun çalışıyor ama bir taraftan da kar yağıyor. Burada da mağduruz; belediyeye, karakola başvurduk. Kızılay’a haber verdik, şoförler yolda kalmış diye. Kar yağışı nedeniyle kaldık. Bize kek ve meyve suyu ikram ettiler" şeklinde konuştu. Türk Kızılay Muş Afet Müdahale Merkezi Müdürü Baran Akar da Kızılay ekipleri olarak her zaman sahada olduklarını ifade ederek, "Muş-Bingöl kara yolunda yoğun kar yağışı nedeniyle mahsur kalan vatandaşlarımıza beslenme hizmetlerimizi vermeye devam ediyoruz. Son vatandaşımız evine ulaşıncaya kadar ekmek, çorba ve diğer ikramlarımız sürecek. Şu saat itibarıyla Karayolları kontrollü olarak yolu ulaşıma açtı, vatandaşlarımız yolculuklarına devam ediyor" ifadelerini kullandı.
Gaziantep Gazi’nin ihmal iddiasına hastaneden cevap Mide kanaması geçiren Gazi Abdullah Çelik’in ihmal iddiasına Özel Düztepe Yaşam Hastanesi’nden açıklama geldi. İddiaya göre, 7 Ocak tarihinde kusma, mide bulantısı ve karın ağrısı şikayetleriyle Özel Düztepe Yaşam Hastanesi Acil Servisi’ne başvuran Abdullah Çelik’e, doktor tarafından "zehirlenme olabilir" denilmesine rağmen herhangi bir kan tahlili veya kapsamlı tetkik yapılmadı. Hastaya yalnızca kusmayı durdurmaya yönelik bir iğne yapıldığı ve şahsın mide bulantısını azaltacak ilaçlar yazılarak taburcu edildiği iddiası üzerine Özel Düztepe Yaşam Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ömer Faruk Kökoğlu, söz konusu iddialara yönelik açıklama yaptı. Hastaneden yapılan açıklamada, hastanın acil servise başvurduğu anda gerekli tıbbi değerlendirmelerin yapıldığını, hastaya şikayetlerinin devam etmesi halinde ertesi gün tekrar hastaneye başvurması gerektiğinin bildirildiği ancak hastanın bunun yerine Gaziantep Şehir Hastanesi’ne başvurduğu ve tedavisinin burada sürdürüldüğü ifade edildi. Hastane yönetimi, hastanın tedavi sürecine ilişkin herhangi bir ihmal ya da kusurlarının bulunmadığını da vurguladı. "Hastanemizin bu hastanın tedavisi ile ilgili bir ihmali ya da kusuru bulunmamaktadır" Gazi Abdullah Çelik’e yapılan muayenede hastanenin herhangi bir ihmalinin bulunmadığını belirten Özel Düztepe Yaşam Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ömer Faruk Kökoğlu, "Mide kanaması geçiren gazinin iğne yapılarak evine gönderildiği iddia edildi, iddiayla ilgili bu açıklamanın yapılması zaruriyeti doğmuştur. Şöyle ki, söz konusu iddiada ismi geçen hasta Gazi Abdullah Çelik 07 Ocak 2026 saat 16:45 de hastanemiz acil servisine karın ağrısı bulantı kusma şikayeti ile başvurmuş, acil doktorumuz tarafından muayenesi yapılan hasta vital bulgularının muayene bulgularının normal bulunması üzerine tedavisi düzenlenerek reçetesi de yazılarak taburcu edilmiş, şikayetlerinin devam halinde tekrar hastanemize başvurması söylenmiştir. Ancak hasta şikayetleri geçmeyince ertesi gün hastanemize değil Gaziantep Şehir Hastanesine başvurmuş ve tedavisi orada devam etmiştir. Dolayısıyla hastanemizin bu hastanın tedavisi ile ilgili bir ihmali ya da kusuru bulunmamaktadır" dedi. "Hasta geçmişte tüm polikliniklerden yararlanmıştır" Hastanın geçmişte tüm polikliniklerden hizmet aldığını da aktaran Başhekim Prof. Dr. Kökoğlu, "Hastanın geçmişine bakıldığında hastanemizin neredeyse tüm polikliniklerinden hizmet aldığı defalarca geldiği hastanemizden gazi olması dolayısıyla hiçbir ücret ödemeden yararlandığı buna rağmen hastanemizin hiçbir kusuru ve ihmali olmadığı halde hastanın acil servise başvuru sırasında yanında dahi olmayan oğlu Celal Çelik’ in hasta hakları birimine başvurmadan, hastane müdürüyle görüşmeden başhekimden aldığı ertesi günkü randevuyu beklemeden alelacele hastanemizi suçlaması bizleri ziyadesiyle üzmüştür. Tüm Gazilerimize şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonrada hastanemiz en iyi hizmeti vermeye devam edecektir. Kanuni haklarımız saklı kalmak üzere kamuoyuna saygıyla duyurulur" diye konuştu.
Ankara Emine Erdoğan, "Tıp ve Kültür-Sanat Sempozyumu"nda konuştu: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, "Teknolojinin sunduğu imkanları, insani bir dokunuşla genişletecek her yaklaşım, hem tıbbın hem de insanlığın geleceği için vazgeçilmezdir" dedi. Emine Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nde düzenlenen "Tıp ve Kültür-Sanat Sempozyumu"na katıldı. Program kapsamında hazırlanan "Kadın Eliyle Taşa İşlenen Şifa-Darüşşifaların Banileri ve Çiçeklerin Dili" sergisini gezen Emine Erdoğan, eserler hakkında bilgi aldı. Erdoğan, programdaki konuşmasına, ufuk açıcı sempozyumu tertip eden Sağlık Bakanlığına, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kuruluna ve organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ederek başladı. Programda dile getirilecek her düşünce ve ele alınacak her başlığın insan merkezli bir sağlık anlayışına ve "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" vizyonuna önemli katkılar sunacağına inandığını belirten Emine Erdoğan, programın, bilimin güçlü ilerleyişiyle insanlığın asırlardır biriktirdiği hikmet mirası arasında yeni temas noktaları kurulmasının zemini olacağını dile getirdi. Bu vesileyle hekimlerden hemşirelere, ebelerden ambulans şoförlerine, sağlık camiasının her bir mensubuna şükranlarını sunan Emine Erdoğan, şu ifadeleri kullandı: "Onlar, büyük bir özveriyle çoğu zaman kendi hayatlarını geri plana alarak en zor zamanlarımızda yanımızda oluyorlar. Gösterdikleri fedakarlık her türlü takdirin üzerindedir. Bu toprakların hekimleri, tarih boyunca insanlığın tıbbi birikimine çok büyük katkılar yaptılar. Sadece hastalıklara reçete yazmakla kalmadılar, insana ve hayata değer veren bir şifa anlayışının reçetesini de insanlığa hediye ettiler. Tıp ilmini yalnızca teknik bir alan olarak değil bir sanat, irfan ve ahlak meselesi olarak gördüler. Yaralara merhem hazırladıkları kadar ortaya koydukları hekimlik anlayışıyla ruhun yaralarına da merhem oldular. Afiyette olma halini organların sıhhatiyle sınırlamadılar, onu insanın varoluşunun tamamında aradılar. Beden ve ruhun ahengini insanın terazisi saydılar. Hastalığa değil şifaya odaklandılar. Bu anlayış, darüşşifalarda ete kemiğe büründü, kurumsallaştı. Darüşşifalar, medeniyetimizin şefkat geleneğinin abideleri ve günümüz için çok önemli referans kaynaklarıdır." "Müzikle, kokuyla, suyla ve maneviyatla terapi gibi yöntemler, kişiye özel şifa terkiplerine dahil ediliyor" Anadolu coğrafyasında Selçuklu’dan Osmanlı’ya uzanan bu büyük mirasta tedavinin sanatla, maneviyatla nasıl iç içe olduğunun açıkça görülebildiğine işaret eden Emine Erdoğan, şöyle devam etti: "Estetikle insanın iç dünyasına kapılar açan mimarların, duvarları, sütunları motiflerle süsleyen zanaatkarların, yürek tellerini titreten müzisyenlerin, şifanın ayrılmaz bir parçası olduğunu idrak ederiz. Bu öyle bir dünya ki incelikle, zevkiselimle inşa edilmiş. Orada hastaya ilaç diye musiki reçete ediliyor. Hekimler, korku ve heyecan gibi duyguların, insan nabzına olan etkilerini gözlemliyor, nabız hareketlerine göre hastalara farklı makamlarda müzikler dinletiyor. Hastane bahçelerinde lale, sümbül, karanfil, nesrin gibi koku veren çiçekler yetiştiriliyor, hastalara çiçek manzaraları seyrettiriliyor. Ruhsal rahatsızlığı olanlara günde iki defa gül suyu serpiliyor, Kur’an okunuyor, kuş sesleri dinlettiriliyor. Huzur verdiği için avlulara su havuzları ve şadırvanlar yapılıyor. Kısacası, müzikle terapi, kokuyla terapi, suyla terapi ve maneviyatla terapi gibi yöntemler, kişiye özel şifa terkiplerine dahil ediliyor. Fiziksel mekan, başlı başına bir afiyet atmosferine dönüştürülüyor." Emine Erdoğan, kurulan bu büyük şifa medeniyetinin fikri zeminini İbn-i Sina’nın, "Tedavinin en iyi yollarından biri, hastanın akli ve ruhi güçlerini arttırmak, ona hastalıkla daha iyi mücadele etmek için cesaret vermek, hastanın çevresini sevimli, hoşa gider hale getirmek, ona en iyi musikiyi dinletmek ve onu sevdiği insanlarla bir araya getirmektir" sözleriyle özetlediğini aktardı. Bu sözlerin, medeniyetin şifayı yalnızca bedende değil akılda, ruhta ve yaşamda arayan hekimlik anlayışının özeti olduğunu dile getiren Emine Erdoğan, şunları kaydetti: "Ancak bugün insanlık olarak yeni ve başka bir eşiğin önünde duruyoruz. Teknolojik ilerleme ve dijital dönüşüm hayatın her alanını kökten değiştiriyor. Öyle ki sosyal ilişkilerimizden çalışma biçimlerimize, düşünce geleneğimizden anlam dünyamıza kadar her katman yeniden şekilleniyor. Ve ne yazık ki modern dünyada insan hikayeleri, rakamların, kesirlerin, istatistiklerin içinde kayboluyor. Anlam dünyamız daralıyor. Tıp ilminin de küresel ölçekte mekanikleştiğine, standartlara hapsedildiğine, insanların ’tamir edilen’ bedenlerden ibaret kaldığına şahit oluyoruz. Semptomlar ve tahliller titizlikle değerlendiriliyor ama bunların ardındaki insan manzaraları gözden kaçıyor. Materyalist bir bakış açısı, tedaviyi performansa indirgerken umudu, teselliyi, kaderi, duayı, inancın iyileştiriciliğini dışlıyor." "Hekimlik, hikmet kozasından doğmuş bir bilgelik mesleğidir" Emine Erdoğan, bu tablodan en başta hekimlerin rahatsızlık duyduğunu vurgulayarak, hekimliğin, hikmet kozasından doğmuş bir bilgelik mesleği olduğuna işaret etti. Erdoğan, "O nedenle vakit çok geç olmadan hekim ve hastanın buluştuğu yerin, muayene odasından ibaret olmadığını hatırlamalıyız. Bilakis hekim ve hasta, mana ikliminde buluşur. Hastalar, hayatın en kırılgan anlarında hekimin rehberliği, sevgisi, şefkati ve empatisiyle hayata tutunur. Dolayısıyla teknolojinin sunduğu imkanları, insani bir dokunuşla genişletecek her yaklaşım, hem tıbbın hem de insanlığın geleceği için vazgeçilmezdir" diye konuştu. Alman bir matematikçinin "Bir matematikçi, şair ruhlu olmadıkça tam bir matematikçi olamaz" dediğini anımsatan Emine Erdoğan, bu sözün önemli bir hakikatin altını çizdiğini ifade etti. Emine Erdoğan, bilim ve sanatın, birbirine rakip değil aynı kalbin iki yarısı olduğunu dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Tarih boyunca insanlık, büyük sıçramalarını aklı estetikle, bilgiyi hikmetle, tekniği anlamla buluşturabildiği ölçüde gerçekleştirmiştir. Birçok bilim insanı, kainatın, hayatın ve yaratılışın hakikatine vakıf olabilmek için sanatla iç içe olmuş, farklı disiplinlerden beslenmiştir. Bir örnek vermek gerekirse İbn-i Sina’yı büyük hekim yapan, felsefe ve astronomi gibi alanlarda da derin izler bırakabilecek kadar çok yönlü olabilmesidir. Ne var ki modern dünyada bilginin, parçalara bölündüğünü ve bütünlüğün zayıfladığını görüyoruz. Mikro uzmanlıklar, büyük resmi tamamlanması adeta imkansız bir yapboza çeviriyor. Pozitif bilimlerle sanat arasında derin uçurumlar açıldı. Bu uçurumu kapatmanın yegane yolu, disiplinler arası çalışmalara ağırlık vermektir." Konunun uzmanlarının da tıp eğitiminde insani bilimlerin yer almasının önemini vurguladığını aktaran Emine Erdoğan, "Çünkü insanın laboratuvar ortamında tahlil edilemeyecek yönlerini anlamak, ancak çok yönlü bir idrakle mümkün olabilir. İnanıyorum ki tıp ilmi, insani bilimlerden, sanattan, edebiyattan, felsefeden beslendikçe yalnızca hastalıkları değil, insanı bir bütün olarak iyileştiren özünü koruyacaktır" dedi. Salonda bulunan bilim insanları, akademisyenler ve sanatçıların, yeni bir yol haritası çizeceklerini belirten Emine Erdoğan, kendilerinin değerli fikirleriyle sempozyumun, tüm insanlığa şifa getirecek yeni bir yolculuğun başlangıcı olmasını temenni etti. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Politikaları Kurulu Başkanvekili İskender Pala ile medya kuruluşlarının temsilcilerinin de katıldığı programda, Prof. Dr. Hanefi Özbek, Prof. Dr. Volkan Gidiş ve Öğretim Görevlisi Şaban Gölge tarafından müzik dinletisi gerçekleştirildi. Program, video gösterimi ve fotoğraf çekimiyle sona erdi.