ASAYİŞ - 09 Nisan 2026 Perşembe 10:38

Burdur’daki 7 canın yitip gittiği kazada hastane morgu önünde acı bekleyiş

A
A
A
Burdur’daki 7 canın yitip gittiği kazada hastane morgu önünde acı bekleyiş

Antalya-Isparta karayolunda, mesai bitiminde eve dönen sera işçilerini taşıyan minibüs ile beton mikserinin çarpışması sonucu 7 kişinin hayatını kaybettiği kazanın ardından, ailelerin cenazeleri almak için Bucak Devlet Hastanesi morgu önündeki acılı bekleyişi sürüyor.


Kaza, dün saat 17.00 sıralarında Antalya-Isparta karayolu Kargı mevkiinde yaşandı. Edinilen bilgiye göre, Isparta’dan Antalya istikametine seyir halindeki Gürkan G. idaresindeki 07 CCJ 799 plakalı bir lojistik firmasına ait beton mikseri, Aksu ilçesi Karagöz Mahallesi’nde serada çalışan isçileri taşıyan Adil Özkan’ın kullandığı 15 ADU 494 plakalı minibüs ile çarpıştı. Kafa kafaya çarpışan ve önüne aldığı minibüsü yaklaşık 70 metre sürükleyen tır yol kenarında durabildi. İhbar üzerine olay yerine jandarma, sağlık, Antalya ve Burdur itfaiyesine ait ekipler sevk edildi. Olay yerine gelen ekipler hızla yaralıları kurtarmak için müdahale ederken feci kazada minibüs sürücüsü Adil Özkan ve minibüste yolcu konumunda bulunan Gülsüm Özkan, Zeynep İnaz, Hayrunisa Karaca, Elmas Yüce, Cemile Çakır, Yeter Gümüş hayatını kaybetti. Esin K., Zülgariye Ö. ve beton mikseri sürücüsü Gürkan G. ise sağlık ekiplerinin olay yerinde ki ilk müdahalesinin arından ambulanslarla Bucak Devlet Hastanesine kaldırıldı. Kaza nedeniyle yolda ulaşım uzun süre tek şeritten sağlanırken olayla ilgili Bucak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 3 savcı görevlendirildi. Olay yerindeki savcılık incelemesinin ardından hayatını kaybedenlerin cenazeleri Burdur’a götürüldü. Kaza nedeniyle kapanan yol yapılan çalışmaların ardından trafiğe açıldı.


Bugün sabah saatlerinden itibaren cenazelerini teslim almak üzere Bucak Devlet Hastanesi’ne gelen ailelerin morg önünde acı dolu bekleyişi devam ediyor.



Burdur’daki 7 canın yitip gittiği kazada hastane morgu önünde acı bekleyiş

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Nevşehir Avanos’ta kayıp şahsın ölümüyle ilgili davada tahliye kararı çıktı Nevşehir’in Avanos ilçesinde kaybolduktan 11 gün sonra cansız bedeni bulunan Azerbaycan uyruklu Hüseyin G.’nin ölümüyle ilgili davada tutuklu yargılanan sanık, tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi. Sanık savunmasında "Alkol aldığım zaman sızıp kalıyorum. Bu nedenle hiç bir şey hatırlamıyorum" dedi. Olay, geçtiğimiz Eylül ayında Avanos ilçesinde meydana geldi. Azerbaycan uyruklu Hüseyin G.’den haber alamayan işvereni M.H., 5 Eylül’de polis merkezine giderek kayıp başvurusunda bulundu. Başvurunun ardından ekipler, cumhuriyet savcısının talimatıyla geniş çaplı arama ve kamera inceleme çalışması başlattı. Yapılan çalışmalarda Hüseyin G.’nin en son Yeni Mahalle’de arkadaşı İ.T.F. ile birlikte alkol aldığı tespit edildi. Saha çalışmalarını sürdüren ekipler, Hüseyin G.’nin cansız bedenini ilçe yakınlarındaki bir vadide buldu. Olayın ardından arkadaşı İ.T.F., "kasten öldürme" suçlamasıyla tutuklandı. Nevşehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın duruşmasına tutuklu sanık İ.T.F., avukatları ve yakınları katıldı. Mahkemede savunma yapan sanık İ.T.F., olay günü alkollü olduğunu belirterek, "Hüseyin’i evinden aldım. Birlikte alkol almaya devam ettik. Ben aracımda sızıp kalmışım. Uyandığımda Hüseyin yanımda yoktu. Ne olduğunu hatırlamıyorum. Kayıp olduğunu iki gün sonra öğrendim. Polise giderek birlikte alkol aldığımızı söyledim. Yapılan çalışmalarda, son bulunduğumuz yerin yakınında kayadan düşmüş olarak bulundu. Bu olayda herhangi bir kastım yok. Arama çalışmalarına da katıldım. Beraatımı talep ediyorum" dedi. Tanık olarak dinlenen kişiler de sanığın sık sık alkol aldığını ve alkol aldıktan sonra bulunduğu yerde sızıp kaldığını ifade etti. Sanık avukatları ise müvekkillerinin suçsuz olduğunu savunarak, "Kayıp ile cesedin bulunması arasında 11 gün bulunmaktadır. Müvekkilimiz bu süre içerisinde delilleri yok edebilirdi. Ancak emniyetle sürekli irtibat halinde olmuş ve arama çalışmalarına destek vermiştir. Tahliyesini talep ediyoruz" şeklinde konuştu. Mahkeme heyeti, tutuklu sanık İ.T.F.’nin adli kontrol şartıyla, günde iki kez imza vermek suretiyle tahliyesine karar verdi. Duruşma ileri bir tarihe ertelendi.
Ankara İletişim Başkanı Duran: "Türkiye, NATO üyesi ülkelere örnek teşkil edebilecek bir pozisyondadır" Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Türkiye, benimsediği 360 derece güvenlik perspektifiyle modern tehditleri yönetme konusunda NATO üyesi ülkelere örnek teşkil edebilecek bir pozisyondadır" dedi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Burhanettin Duran, İletişim Başkanlığı ile Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) ortaklığında düzenlenen ‘NATO’nun Ankara Zamanı: Dayanıklı Bir İttifak İçin Stratejik Konumlanma’ başlıklı panele katıldı. Burada açış konuşmasını yapan Duran, günümüzde uluslararası sistem açısında yeni bir konjonktürle karşı karşıya olunduğunu belirterek "NATO ittifakı tekrar güçlü bir dönüşüm baskısıyla karşı karşıyadır. Ortaya çıkan tabloya baktığımızda birbiriyle farklı başlıklarda kesişen çok sayıda krizin aynı anda yaşandığını; uluslararası sistemi ayakta tutan yapılarda ciddi kırılmaların meydana geldiğini görüyoruz. Diğer bir ifadeyle, uluslararası düzen, çok boyutlu ve derin bir kırılma yaşamaktadır. Geçici bir kriz döneminden çok kalıcı ve yapısal bir dönüşüm evresi olarak tanımlayabileceğimiz bu süreç; yeni sorunları beraberinde getirdiği gibi, doğal olarak da yeni çözümlere olan ihtiyacı da perçinlemektedir" ifadelerini kullandı. "Türkiye, NATO’ya ciddi katkılar yapabilecek güç ve kapasiteyi haizdir" Duran, Türkiye’nin NATO’ya katkı sunabilecek güçte olduğunu vurgulayarak "NATO’nun yapısal savaş ortamında kendini dönüştürerek dayanıklılığı, caydırıcılığı ve kriz yönetimini merkeze alan güçlü ve bütüncül bir yaklaşımı benimsemek zorundadır. Türkiye, bu bağlamda NATO’ya, bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonra da çok ciddi katkılar yapabilecek güç ve kapasiteyi haizdir. Aynı şekilde NATO da Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçlarının karşılanması noktasında çok önemli bir ittifaktır" değerlendirmesinde bulundu. ABD ve İsrail ile İran arasında yaşanan savaşın küresel sistemde bir eskalasyon endişesini doğurduğunu belirten Duran, süren gerilimin, dünyanın farklı noktalarındaki krizleri de etkilediğini ve bu krizlerin çatışmalara evrilme ihtimalini canlı tuttuğunu ifade etti. "BM çatışmalara müdahale etme, onları durdurma ya da önleme noktasında işlevini büyük ölçüde kaybetmiş durumdadır" Duran, "Birleşmiş Milletler (BM), çatışmalara müdahale etme, onları durdurma ya da önleme noktasında işlevini büyük ölçüde kaybetmiş durumdadır. Sözünü ettiğimiz bu gelişmeler NATO’nun kendi içindeki dayanıklılığını ve iş birliğini tahkim etmesinin ne denli hayati olduğunu bizlere göstermektedir. NATO güçlü olduğu ölçüde müttefiklerinin güvenliğini temin edebilecek; dayanıklılığını geliştirdiği nispette krizlere yapıcı çözümler sunabilecektir. Türkiye bu anlamda NATO’nun en stratejik paydaşlarından biridir. Türkiye, ittifaka ‘istikrar’ başta olmak üzere farklı bağlamlarda kritik katkılar sağlayan bir ülkedir" diye konuştu. "Türkiye, NATO üyesi ülkelere örnek teşkil edebilecek bir pozisyondadır" Türkiye’nin jeopolitik konumu ve tarihsel bağlamı nedeniyle Ortadoğu’da sözü geçen bir aktör konumunda olduğunu aktaran Duran, "Aynı zamanda Türkiye, benimsediği 360 derece güvenlik perspektifiyle modern tehditleri yönetme konusunda NATO üyesi ülkelere örnek teşkil edebilecek bir pozisyondadır. Bu güvenlik perspektifiyle ülkemiz; askeri, siyasi, ekonomik ve teknolojik alandaki tehditlerle iletişim sahasında oluşan riskleri bütüncül biçimde ele almakta, sert güç ve yumuşak gücünü entegre biçimde kullanarak güvenliğini tesis etmektedir" açıklamasında bulundu. "Her türlü krizin çözümünde adaleti merkeze alan bir çözüm için diplomasinin tüm imkanlarını kullanmaya devam edeceğiz" Duran, Türkiye’nin, barış ve istikrarı esas alan dış politikasıyla bölgesinde bir bir barış yurdu olduğunu söyleyerek sözlerine şöyle devam etti: "Türkiye, ABD ile İran arasında 2 haftalık ateşkesin sağlanmasına da ciddi katkılarda bulunmuştur. Aslında Türkiye, krizin savaşa evrilmemesi için diplomasinin tüm imkanlarını en baştan itibaren devreye sokmuştu. Liderler arasında diyalog kurma girişimi de dahil olmak üzere farklı inisiyatifleri ortaya koyduk. Tarafları İstanbul’da bir araya getirerek çatışma iklimine meydan vermemenin, barışı sağlamanın mücadelesini gösterdik. Bölge ülkeleriyle temasa geçerek farklılıkları minimum seviyeye düşürmeye çalıştık. Savaş başladıktan sonra ise, ABD ve İran ile doğrudan görüşmeler de dahil geniş bir diplomatik seferberlik ilan ettik. Savaşın bölgeye yayılmaması için bölge ülkeleriyle ikili temaslar gerçekleştirdik. 20’nin üzerinde küresel aktörle ikili temaslar gerçekleştirdik. Bundan sonraki süreçte de Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, her türlü krizin çözümünde adaleti merkeze alan bir çözüm için diplomasinin tüm imkanlarını kullanmaya devam edeceğiz." "Lübnan’ın egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün muhafazasına güçlü desteğimizi yineliyoruz" Bölgede sağlanan ateşkese rağmen Netanyahu hükümetinin Lübnan’a yönelik saldırıları ile barış ve istikrarı tesis etmeye yönelik uluslararası adımları hedef aldığını anlatan Duran, "Türkiye olarak Lübnan’ın egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün muhafazasına güçlü desteğimizi yineliyor, uluslararası toplumu bir an evvel harekete geçmesi gerektiğinizi hatırlatıyoruz Buraya kadar ele aldığımız tüm süreçler, Türkiye’nin küresel barış ve istikrar açısından ne kadar önemli bir aktör olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda NATO Zirvesi’nin bu yıl Ankara’da gerçekleşecek olması da ayrıca anlamlıdır. Böylesi stratejik önemi haiz bir ülkenin başkentinde liderlerin vereceği mesajlar, NATO’nun geleceği açısından büyük ölçüde belirleyici olacaktır" dedi. "Barış ve adaleti tesis edecek küresel güvenlik mimarisi hakikat temelli bir iletişim alanına ihtiyaç duymaktadır" Dezenformasyon, algı yönetimi, yapay zeka tabanlı sahte içerikler ve daha nice unsurların çatışma ve savaşların bir parçası haline geldiğine dikkati çeken Duran, şu ifadeleri kullandı: "İletişim alanında hibrit tehditler ve bunların karşısında devletler, enformasyon trafiğinin tamamını kapsayacak bütüncül bir stratejik yaklaşımı ortadadır ve bunu benimsemek zorundayız. NATO da üye ülkelerin stratejik iletişim kapasitelerinin arttırılmasını öncelikleri arasına almıştır. Bugün NATO kapsamında dayanıklılığın pekişeceği yeni bir stratejik konumlanmadan söz edeceksek, mevcut küresel krizleri iletişim bağlamında da derinlemesine irdelememiz; bu alanda geliştirilecek iş birliği imkanları üzerine fikir teatilerinde bulunmamız gerekmektedir. Zira modern çağda barış ve adaleti tesis edecek küresel güvenlik mimarisi, mutlaka ama mutlaka hakikat temelli bir iletişim alanına ihtiyaç duymaktadır." Panel, açış konuşmalarının ardından ‘NATO ve Değişen Güvenlik ortamı’ ve ‘74’üncü yılında Türkiye-NATO Ortaklığı’ oturumlarıyla devam edecek.