GÜNDEM - 13 Mart 2026 Cuma 11:13

Söğüt-Bozüyük yolu ihaleye çıkıyor

A
A
A
Söğüt-Bozüyük yolu ihaleye çıkıyor

Bilecik’in Söğüt ilçesinde uzun yıllardır gündemde olan "Söğüt-Bozüyük Karayolu Projesi" ihale aşamasına geldi.


Yıllardır beklenen ve ilçeye büyük katkı sağlayacak 22,3 kilometre uzunluğundaki Bozüyük - Söğüt İl Yolu Yapım İşi, Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından EKAP (Elektronik Kamu Alımları Platformu) üzerinden ihaleye çıkarıldı. İhalenin 9 Nisan 2026 tarihinde saat 10.00’da yapılması planlanıyor. Proje tamamlandığında modern ve güvenli bir ulaşım sağlanacak, bölge ekonomisine ve vatandaşların günlük yaşamına önemli katkılar sunulacak.


Söğüt Belediye Başkanı Ferhat Durgut, "Yatırımın yatırım programına alınmasında emeği geçen Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sayın MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli, Sayın Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz ve Sayın Bilecik Milletvekili Halil Eldemir’e teşekkür ediyoruz. Söğüt’ümüz için canla başla, üretken belediyecilik anlayışıyla çalışmaya devam ediyoruz. Bu yol projesi hem ilçemizin ulaşımını kolaylaştıracak hem de ekonomik ve sosyal kalkınmaya büyük katkı sağlayacaktır" dedi.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Antalya’da bariyerlere çarpan motosikletli hayatını kaybetti Antalya’da direksiyon hakimiyetini kaybederek bariyerlere çarpan 34 yaşındaki motosiklet sürücüsü hayatını kaybetti. Genç motosikletlinin cenazesini Adli Tıp Kurumu’ndan teslim alan yakınları gözyaşlarına hakim olamadı. Kaza, dün gece 23.30 sıralarında Konyaaltı ilçesi Liman Mahallesi Kemer-Antalya yolu üzerinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Kemer’den Antalya istikametine seyir halindeki Murat Çakır’ın (34) kullandığı motosiklet Sarısu Kavşağı’na yaklaştığı sırada sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybederek virajı alamayarak bariyerlere çarptı. Yoldan geçen diğer sürücülerin yerde hareketsiz yatan Çakır’ı görerek 112 Acil Çağrı Merkezi’ne yaptığı ihbar sonrası olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Olay yerine gelen 112 Acil Sağlık ekipleri olay yerinde ilk müdahalesi yapılan motosiklet sürücüsünden nabız alması üzerine Çakır’ı ambulansla hastaneye sevk etti. Gözyaşlarına hakim olamadılar Ambulansla özel bir hastaneye kaldırılan Murat Çakır, burada doktorların tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamadı. Savcılık ve otopsi işlemleri için Çakır’ın cansız bedeni Antalya Adli Tıp Kurumu morguna kaldırılırken, talihsiz gencin cenazesi yakınları tarafından teslim alındı. 1 çocuk babası olduğu öğrenilen Çakır’ın cenazesinin teslimi sırasında yakınları gözyaşlarına hakim olamadı. Gözü yaşlı anneyi yakınları teselli ederken, Çakır’ın cenazesi toprağa verilmek üzere Fatih Mezarlığı’na götürüldü.
Antalya Vestel FIG Artistik Cimnastik Dünya Kupası başlıyor Dünya cimnastiğinin kalbi, Vestel’in ana sponsorluğunda üçüncü kez Antalya’da atıyor. FIG Artistik Cimnastik Dünya Kupası ile üst düzey sporcuları Türkiye’de buluşturan şirket, 2021’den bu yana süregelen Türkiye Cimnastik Federasyonu iş birliğiyle sporun gelişimine destek oluyor. Uluslararası Cimnastik Federasyonu tarafından düzenlenen Vestel FIG Artistik Cimnastik Dünya Kupası’nda dünyanın en iyileri mücadele ediyor. 12-15 Mart tarihleri arasında Antalya İbrahim Çolak Cimnastik Salonu’nda düzenlenecek organizasyona, 45 ülkeden 170 sporcu katılıyor. 2024 yılında Challenge Cup statüsünde düzenlenen turnuva, 2025’te World Cup statüsüne yükseldi. Önemi giderek artan organizasyon, 2026-2027 yıllarında Dünya Şampiyonası’na, 2028 yılında ise 2028 Los Angeles Yaz Olimpiyat Oyunları’na kota verecek. Vestel, 2024’ten bu yana isim sponsoru olduğu organizasyona üçüncü yılında da desteğini sürdürerek, cimnastiğin kalbini Antalya’da attırmaya devam ediyor. Organizasyon kapsamında gerçekleştirilen basın toplantısında; Türkiye Cimnastik Federasyonu Başkanı Suat Çelen, Antalya Gençlik ve Spor İl Müdürü Yavuz Gürhan, Vestel Global Pazarlama & Yurt İçi Satış Genel Müdürü Duygu Badem Uylukçuoğlu, milli takım antrenörlerinden Yılmaz Göktekin ve Göksu Üçtaş Şanlı ile milli cimnastikçiler İbrahim Çolak ve Sevgi Seda Kayışoğlu yer aldı. Etkinliğe verdikleri desteğe ilişkin değerlendirmede bulunan Duygu Badem Uylukçuoğlu, "Vestel olarak sporun birleştirici gücünü en saf haliyle hissetmekten büyük gurur duyuyoruz. Kendimizi sadece spor sponsoru olarak değil, toplumun gelişimine destek veren ve sporla yaşayan bir marka olarak tanımlıyoruz. ’Sporun kalbinde Vestel, Vestel’in kalbinde spor var’ söylemimiz bir pazarlama cümlesinin çok ötesinde, hayatın içinden doğan bir gerçek. Türkiye Cimnastik Federasyonu ile 2021 yılından bu yana sadece maddi değil, manevi iş ortağı olarak da omuz omuza yürüyoruz. Tüm spor branşlarının temeli olan cimnastiği destekleyerek cinsiyet ayrımı gözetmeksizin çocuklarımızı erken yaşta spora kazandırmayı sosyal sorumluluk olarak görüyor; bu hedef doğrultusunda federasyonumuzun iş birliğiyle önemli projeler yürütüyoruz. Bugün 45 ülkeden 170’in üzerinde üst düzey sporcuyu ülkemizde ağırladığımız bu prestijli Dünya Kupası organizasyonunda, başta ay-yıldızlı millilerimiz olmak üzere tüm katılımcılara yürekten başarılar diliyorum" ifadelerini kullandı. Türkiye Cimnastik Federasyonu Başkanı Suat Çelen konuya ilişkin açıklamasında, "Türk cimnastiği artık sadece finallerde yarışmaktan çıkıp, uluslararası alanda güven veren ve her yarışmada madalya hedefleyen güçlü bir yapıya büründü. Bu ivmenin en önemli göstergelerinden olan Vestel Artistik Cimnastik Dünya Kupası, gelecek yıl olimpiyat kotası verecek olmasıyla spor dünyasında çok daha büyük bir önem kazandı. Hedeflerimizi böylesine büyüttüğümüz bu yolda; ana sponsorumuz olarak yanımızda duran, cimnastiğe ve Türk sporuna verdikleri değerli desteklerle bugünkü güçlü vizyonumuzu inşa etmemize büyük katkı sağlayan Vestel ailesine yürekten teşekkür ediyor, kurduğumuz bu güçlü birlikteliğin uzun yıllar boyunca devam etmesini umut ediyorum" dedi. 2021’den bu yana Türkiye Cimnastik Federasyonu ile çalışan Vestel, federasyonun co-sponsoru ve Türkiye Cimnastik Federasyonu Ritmik Dal ana sponsoru olarak başlattığı iş birliğinin kapsamını 2022’de genişletti. Vestel bugün, kadın ve erkeklerde Türkiye Cimnastik Federasyonu Ana Sponsoru olarak yedi kategoride cimnastik sporuna destek veriyor.
Antalya Kanser tedavisinde çığır açan CAR-T’de yerli üretim dönemi başlıyor Kanser tedavisinde çığır açan CAR-T hücre tedavisinin yerli üretiminin yapılabileceği Hücresel ve Gen Tedavi Merkezi, Akdeniz Üniversitesi’nde açıldı. Lösemi, lenfoma ve kemik iliği kanserlerinde dirençli vakalar için umut olması beklenen merkezde ilk tedavinin 15 Nisan’da uygulanması planlanıyor. Akdeniz Üniversitesi, kanser tedavisinde dünya genelinde en ileri yöntemler arasında gösterilen CAR-T hücre tedavilerinin Türkiye’de üniversite temelli olarak üretilmesi ve klinik uygulamaya alınmasını mümkün kılacak altyapıyı tamamladı. Üniversite bünyesinde kurulan Hücresel ve Gen Tedavi Merkezi’nin, teknik validasyon ve kalite süreçlerinin tamamlanmasının ardından klinik araştırmaların yürütülmesine hazır hale getirildiği bildirildi. Merkezde, hematolojik kanserlerin tedavisinde geliştirilen ve yeni nesil CAR-T tedavi yaklaşımları içinde ileri teknolojik altyapısıyla öne çıkan CD19 hedefli Nespe-cel (AT101) programı kapsamında faaliyet yürütülmesi planlanıyor. Bu gelişmeyle birlikte CAR-T tedavisinin yerli üretimine geçilmesi hedeflenirken, ileri hücresel immünoterapiler alanında dışa bağımlılığın azaltılması yönünde adım atıldı. Akdeniz Üniversitesi İleri Sağlık Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan ile Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan, merkezin yalnızca bugünün değil, Türkiye’nin sağlıkta ileri biyoteknoloji kapasitesi açısından yeni bir dönemin kapısını aralayacağını söyledi. "Akdeniz Üniversitesi ve Türkiye için çok önemli bir an" 14 Mart Tıp Bayramı arifesinde önemli bir gelişmeyi kamuoyuyla paylaştıklarını belirten Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, büyük heyecan duyduklarını söyledi. Özkan, "14 Mart Tıp Bayramı arifesinde birçok kanser hastasının ve kanser hastası yakınının dört gözle beklediği bir haberi müjdelemek üzere bir aradayız. Ben bu anlamda hakikaten çok heyecanlıyım. Çünkü şu anda Akdeniz Üniversitesi ve Türkiye için çok önemli bir an, tarihli bir gün olduğunu düşünüyorum" dedi. Göreve geldikleri ilk dönemde transplantasyon ve kanser alanında birçok araştırma planladıklarını anlatan Özkan, "5 yıl önce göreve başladık. Göreve başladığımız zaman Ömer Hoca’yla merak ve ilgi alanımız olan transplantasyon ve kanser ile ilgili birçok araştırmaya yönelik planımız vardı. Biz bu planı Cumhurbaşkanımıza açtığımız zaman kendileri destek verdi. Şu anda bulunduğumuz bina da Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın destek verdiği projenin binası. Akdeniz Üniversitesi olarak her zaman önemli işlere imza atmak için çok büyük bir gayret gösterdik" diye konuştu. "Lösemi, lenfoma ve kemik iliği kanserlerinde yeni bir tedavi yöntemi var" Lösemi, lenfoma ve kemik iliği kanserlerinde özellikle başarısız tedavilerin ardından yeni bir yöntemin devreye girdiğini belirten Özkan, "Lösemi, lenfoma, kemik iliği kanserlerinde artık özellikle başarısız olan tedavilerde yeni bir tedavi yöntemi var. Dünyada 7 merkez bu yöntemi kullanıyor. Çok yeni bir metot bu. Türkiye de Akdeniz Üniversitesi ile 8. ülke olma şerefine nail olacak. Bu tedavide hastaların kanları alınarak güçlendirilecek, tekrar kendilerine çeşitli metotlarla iade edilecek ve yüzde 95 oranında başarıdan bahsediliyor. Bu anlamda da çok heyecanlıyız. Bir başka heyecanımız da şu; bu metodun yalnızca kan kanserleri için değil, yürüttüğümüz araştırmalarla başka tedavilere de uygulanmasını planlıyoruz" dedi. "Yüz binlerce dolarlık tedaviyi Türkiye’de yerli ve milli olarak uygulayacağız" Merkezin en önemli yönlerinden birinin yerli üretim altyapısı olduğuna işaret eden Özkan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Burada önemli olan şey 8. ülke olmamız ve yüz binlerce dolarlık bir tedavi olması. Bu tedaviyi Türkiye’de yerli, milli olarak uyguluyor olmamız son derece önemli. Türkiye için bunun tarihi bir an olduğunu düşünüyorum. Çünkü kan kanserleriyle başlayıp daha sonra başka kanserlere de evrilecek. Birçok umutsuz hastaya umut olacak. Yüzde 95 başarı oranı, çok büyük bir oran gerçekten." Tedavinin yalnızca hastadan alınan kan örneğinin yurt dışına gönderilmesi şeklinde anlaşılmaması gerektiğini vurgulayan Özkan, Türkiye’de yapılacak işlemin kapsamına dikkat çekti. Özkan, "Bu kan tamamen burada işleme alınacak. Türkiye’de yaptık denilen yerlerde böyle bir şey gerçekleşmiyor. Onlar kanı alıp yurt dışına göndermişler. Ama tedavi bu değil; o zaman tedaviyi yapmış olmuyorsun. Kanı alacağız, tamamen burada işleme alınacak, çeşitli metotlarla değiştirilecek, güçlendirilecek ve yine burada o kan hastaya verilecek. Bence en kıymetli kısım bu, yerli ve milli olması burada önemli. Hem hastaların başarı oranları çok yükseliyor, aynı yerde yaptığımız için. Hem de çok daha uygun fiyatlara mal oluyor. Dünyada sadece 7 yerde yapılıyor. İnsanların kalkıp da Amerika’ya gitmesine gerek kalmayacak. Çok ciddi şeyler bunlar, bütçeler çok ciddi. Artık bunlara gerek kalmayacak" dedi. "Bugün itibariyle tüm altyapı, ekipman ve teknoloji transferi tamamlandı" Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu Organ Nakli ve İleri Sağlık Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ömer Özkan ise basın toplantısında merkezin altyapı hazırlıklarının tamamlandığını duyurdu. Özkan, "Aslına bakarsanız 5 yıl önce başladığımız ve hepinizin belki de ismini basından duyduğunuz CAR-T tedavisinin merkezi bu binada artık hizmete başlamış olacak. Bugün itibariyle tüm altyapısı, ekipmanları tamamlanmış, teknoloji transferi tamamlanmış ve AR-GE için tüm altyapısını tamamlamış bulunuyoruz" diye konuştu. CAR-T’nin bir immünoterapi yöntemi olduğunu vurgulayan Özkan, "Kısa bir şekilde bahsedersek bu bir immünoterapi tedavisi. Şu ana kadar ülkemizde yapılmayıp daha çok hastaların dışarıya gönderildiği veya hastaların kanlarının gönderilip getirildiği bir tedavi yöntemiydi. Bu aşamada hastaların kanları alınacak, laboratuvarda savaşan akıllı hücreler dönüştürülecek, genetik olarak programlanacak, eklemeler yapılacak, çoğaltılacak ve hastaya verilmesi sağlanacak. Bu bir süreç. Yaklaşık 8-10 gün kadar süren bir süreç sonunda hastaya tedavisi planlanacak. Bu kısım mutfak kısmı olacak. Diğer tarafta klinik kısmında da arkadaşlarımız tedaviyi uygulayacak" ifadelerini kullandı. "1 Nisan itibariyle validasyon ve ruhsatlandırmanın tamamlanmasını, 15 Nisan’da ilk tedaviyi planlıyoruz" Merkezin en önemli yönünün son teknolojiye sahip laboratuvar altyapısı olduğunu belirten Özkan, başarı oranına ilişkin de açıklamalarda bulundu. Özkan, "En önemli kısmı, son teknolojiyle olan proteinin bu laboratuvarda bulunması. Başarı oranının yüzde 95’in üzerinde olmasını bekliyoruz. Bu ne demek? Tedavinin zaten başarısız olduğu insanlarda bile yüzde 95’in üzerinde bir oran bekleniyor. CAR-T diye bilinen son dönemlerin en güncel tedavisinin bu laboratuvarda uygulanacak olması çok önemli" dedi. Laboratuvarın mevcut binadaki kullanım oranına ilişkin bilgi veren Özkan, "Bu gördüğünüz binadaki laboratuvar, binanın yaklaşık yüzde 25’ini içerecek. Diğer kısımlarda neler olacak? İleriki dönemde inşallah çok iyi bilinen, maalesef prognozu yani seyri çok kötü olan beyin kanseri gibi tümörler için de kısa zaman içerisinde o proteinlerin transferini, Ar-Ge’sini yapmış olacağız. Bu laboratuvarları daha da geliştirmeye devam edeceğiz" diye konuştu. İlk uygulama takvimini de açıklayan Özkan, "Aslına bakarsanız çok önemli ve anlamlı bir günde bu müjdeyi vermiş oluyoruz. 5 yıllık emeğin inşallah meyvesini alacağız. Bugün itibariyle tüm ekipmanlar yerleşti. 1 Nisan itibariyle validasyonu ve ruhsatlandırmasının inşallah tamamlanmasını bekliyoruz. 15 Nisan itibariyle de ilk tedavimizi almayı planlıyoruz" dedi. "Kaybettiğimiz hastalar için kurtuluş yolu olacak" Bazı hastalarda mevcut tedavilere rağmen istenen sonucun alınamadığını belirten Özkan, CAR-T tedavisinin özellikle bu hasta grubu açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi. Özkan, "Tedavide aslına bakarsanız maalesef bazı hastalarda ne yaparsanız yapın hem komplikasyonlar hem de tedavinin yetersizliğinden kaybettiğimiz hastalar var. Bu tabii ki acı bir olay. Hem tedavisi olan bir hastalık diyoruz ama maalesef bu yüzden de kaybettiğimiz hastalar var. Onlar için önemli bir tedavi yöntemi olacak, kurtuluş yolu olacak inşallah" diye konuştu. Yalnızca Türkiye’den değil, yurt dışından da hasta kabulünün mümkün hale gelebileceğini vurgulayan Özkan, "Hem ülkemizdeki hastalara hem de yurt dışından gelecek hastalara kapı açılmış olacak. Özellikle bugüne kadar hastalarımızı yurt dışına gönderirken, artık yurt dışından da hastaları kabul etme imkanımız olacak. Burada bize en yakın merkez İsrail’de. Ancak Orta Doğu’da ve çevre coğrafyada birçok ülkeden bu hastaların gelme imkanı olacak" ifadelerini kullandı. "Vücudun savaşan hücreleri laboratuvarda güçlendirilip yeniden hastaya verilecek" Tedavinin bilimsel mekanizmasını da anlatan Özkan, bağışıklık sisteminin kanserle savaşan hücrelerinin laboratuvar ortamında dönüştürülerek yeniden hastaya verileceğini ifade etti. Özkan, "Vücutta aslına bakarsanız kanserde savaşan hücreler var. Ama bu hücreler bazen yetişemiyor; ya miktar olarak yeterli olmuyor ya da güçlü olamıyor. Anlaşılacak şekilde anlatayım; savaşan hücreler alınacak. Bu hücreler laboratuvarda genetik olarak değiştirilip o kanser türüne karşı savaşabilecek eklerle donatılacak. Bunlara reseptörler, antijenler deniyor, yeterli miktara geldikten sonra çoğaltılması sağlanacak. Bunun için reaktörler var. Her makinenin ayrı bir reaktörü olacak. Bu makineden bize şu an için 4 tane olacak. Şimdilik yeterli olduğunu düşünüyoruz, gerekirse artırılacak" dedi. Bu hücrelerin milyonlarca kez çoğaltılacağını dile getiren Özkan, "Daha sonra bu hücreler milyonlarca kez çoğaltılacak. Yeterli sayıya ulaştıktan sonra uygun şartlarda, mümkün olan en kısa sürede hastalara verilecek. Bunun özelliği ve güzelliği de burada. Taze olarak hastalara, hiçbir şekilde dondurma işlemi olmadan verilecek. Bu kişiselleştirilmiş bir tedavi olacak. Çok az bir kemoterapi gerekecek. Bunun dışında çoğunlukla bir immünoterapi türü, yani kişiye özel bir kanser tedavisi olacak" şeklinde konuştu. "Amacımız sağlıklı hücrelere zarar vermeden tedaviyi sağlamak" Akıllı ilaçlar ve immünoterapilerin son yıllarda kemoterapinin yan etkilerini azaltmak amacıyla öne çıktığını belirten Özkan, yeni yöntemin temel hedefini şu sözlerle anlattı: "Aslında son yıllarda bildiğimiz akıllı ilaçlar, immünoterapi diye bilinen şeyler, kemoterapilerin yan etkilerini azaltmak için ön plana çıktı. Kemoterapi güzel bir şey ama maalesef sağlıklı hücreleri de etkiliyor. Bundaki amacımız sağlıklı hücrelere zarar vermeden tedaviyi sağlamak. Tabii bunun da az miktarda olsa etkileri var. Onlar için de önlemleri almamız gerekiyor. Çünkü çok kuvvetli askerler veriyorsunuz. O askerlerin sağlıklı yerlere, yani vücudun diğer organlarına saldırmaması için önlem almak gerekiyor." "İlk hedef yıllık 100 hasta, kapasite 150’ye çıkabilecek" Merkezin yıllık hasta kapasitesine ilişkin de bilgi veren Özkan, "Şu andaki hedefimiz yıllık minimum 100 hasta. Bu sayı mevcut teçhizatla 150’ye kadar çıkarılabilir. Hücrenin reaktörlerde çoğaltılması ve işlemin tamamlanması, aldığımız sistemde yaklaşık 7 gün gibi planlanıyor. Bazı hastalarda bu süre 9-10 güne kadar çıkabilir. Bizim aylık 10-12 hasta alma potansiyelimiz var. Ama bunu 4 katına kadar artırma potansiyelimiz de bulunuyor. Bu tamamen talebe göre şekillenecek" dedi. Tedavinin maliyet boyutuna da değinen Özkan, "Bu pahalı bir tedavi. Biz bunu yurt dışına göre çok daha düşük maliyetle yapmayı planlıyoruz. Hesaplarımız bunu gösteriyor. Çünkü yerli tüm imkanlarımızla, devlet imkanlarıyla kurulmuş bir laboratuvar ve üniversitenin imkanlarıyla oluşturulmuş bir tedavi yöntemi olacak. Bu teçhizat ve teknoloji transferi tamamen bilimsel araştırma projelerinin altyapısıyla oluşturuldu. Laboratuvar tamamen devlet imkanlarıyla yapıldı. Diğer kısım ise tamamen üniversite imkanlarıyla hayata geçirildi" diye konuştu. "Çocuk hastalara da ulaşacak, sıradaki hedef beyin kanseri" CAR-T uygulamasında yaş gruplarına göre farklılıklar bulunduğunu aktaran Özkan, "Yaş skalası var. Bazı tedavilerde 25 yaş altı, diğerlerinde daha çok erişkin hastalar olacak şu an için. Ama ileriki dönemde yaş aralığı değişecek. Bunlar tamamen araştırmayla ilgili. Mutlaka çocuk kısmına da gelmesi sağlanacak. Çocuklarda zaten daha çok lösemi görülüyor ve onların tedavisi başarılı şekilde yapılıyor. Ancak erişkin hastalarda büyük sorun var. Onlar inşallah bu yöntemle çözülecek" dedi. Merkezin gelecekte başka kanser türlerine yönelik çalışmalara da ev sahipliği yapacağını belirten Özkan, "Diğer kanser türleri için de bu merkez bir umut ve çalışma ortamı sağlayacak. En kısa hedefimiz beyin kanseri olan kısım. Teknoloji transferini Kore ve Amerikan firmalarından yaptık. Bilinen firmalar bunlar. Şu anda kullandığımız teknoloji transferi bu altyapı üzerinden ilerliyor" ifadelerini kullandı. Akdeniz Üniversitesi’nde hizmete açılan Hücresel ve Gen Tedavi Merkezi’nin, yalnızca CAR-T tedavisinin uygulanacağı bir alan değil; araştırma, eğitim ve klinik uygulamayı aynı çatı altında buluşturan ileri biyoteknoloji üssü olması hedefleniyor. Merkezde önümüzdeki süreçte solid tümörlere yönelik yeni nesil milli CAR-T platformlarının geliştirilmesi, kişiselleştirilmiş hücresel tedavi yaklaşımlarının tasarlanması ve gen düzenleme temelli terapilere yönelik araştırmaların yürütülmesi planlanıyor.
Manisa DSİ’den Manisa’ya 23 yılda 221 su tesisi Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü tarafından son 23 yılda Manisa’ya 38,6 milyar liralık yatırım yapılırken, inşa edilen 221 su tesisiyle hem tarımsal üretim güçlendirildi hem de bölge ekonomisine yılda yaklaşık 4,2 milyar liralık katkı sağlandı. Tarım ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü, son 23 yılda Manisa’da gerçekleştirdiği yatırımlarla kentin su altyapısını önemli ölçüde güçlendirdi. Toplam 38 milyar 671 milyon liralık yatırım kapsamında 221 su tesisi vatandaşların hizmetine sunulurken, yapılan çalışmalarla bölge ekonomisine yılda yaklaşık 4,2 milyar liralık katkı sağlandı. Tarımda modern sulamayı yaygınlaştırmak, arazi toplulaştırma çalışmalarıyla verimliliği artırmak, yerleşim yerlerini taşkın risklerine karşı korumak ve içme suyunu güvenli şekilde vatandaşlara ulaştırmak amacıyla çalışmalarını sürdüren DSİ, sürdürülebilir su yönetimi anlayışıyla yatırımlarına devam ediyor. DSİ Genel Müdürü Mehmet Akif Balta, küresel ısınma ve iklim değişikliğinin etkilerinin giderek daha fazla hissedildiğini belirterek su yapılarının öneminin her geçen gün arttığını ifade etti. Balta, iklim değişikliğine bağlı olarak suyun zamansal ve mekânsal dağılımında belirsizliklerin arttığını ve bunun da kuraklık ve taşkın gibi afetlerin sayısını ve şiddetini artırdığını söyledi. Bu nedenle özellikle depolama tesislerinin kritik bir rol üstlendiğini vurguladı. Depolama tesislerinin kurak dönemlerde vatandaşlar ve tüm sektörler için büyük güvence olduğunu belirten Balta, havza özelliklerine göre planlanan su depolama tesislerinin hem kuraklık hem de taşkın gibi ekstrem olaylara karşı ekonomik ve sosyal direnci artıran hayati altyapılar olduğunu dile getirdi. Balta ayrıca suyu depolamak kadar suyun son kullanıcıya en az kayıpla ulaştırılmasının da büyük önem taşıdığını belirterek, özellikle tarım sektöründe basınçlı borulu sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması, yapay zeka destekli sulama otomasyonu ve elektronik ölçüm sistemlerinin kullanılmasıyla suyun daha verimli kullanılması adına önemli ilerleme kaydedildiğini söyledi. Manisa’ya 34 baraj, 14 gölet Manisa’nın üzüm ve zeytin başta olmak üzere birçok tarım ürününde Türkiye’nin önemli üretim merkezlerinden biri olduğunu belirten Balta, son 23 yılda kentte önemli yatırımlar gerçekleştirildiğini söyledi. Balta, "Manisa’da 2003 yılından bu yana 34 baraj, 14 gölet ve 16 yeraltı depolaması inşa ettik. Toplam 64 depolama tesisiyle Manisa’nın su depolama hacmine 596 milyon metreküp ilave ederek toplam kapasiteyi 1,82 milyar metreküpe çıkardık" dedi. 245 bin dekar arazi sulamaya açıldı Manisa’da modern sulama yatırımlarına da büyük önem verildiğini ifade eden Balta, son 23 yılda 73 sulama tesisinin tamamlandığını belirtti. Bu yatırımlarla 244 bin 805 dekar tarım arazisinin borulu basınçlı modern sulama sistemiyle sulamaya açıldığını kaydeden Balta, söz konusu projelerin bölge ve ülke ekonomisine yılda ortalama 4,09 milyar liralık katkı sağladığını vurguladı. 78 taşkın koruma tesisi Doğal afetlere karşı önlem alma konusunda da çalışmalar yürüttüklerini belirten Balta, özellikle taşkın riskine karşı önemli yatırımlar yaptıklarını söyledi. Balta, "Manisa’da son 23 yılda 78 taşkın koruma tesisini tamamladık. Bu projelerle binlerce dekar araziyi ve birçok yerleşim yerini taşkın riskine karşı koruma altına aldık. Çalışmalarımız aralıksız devam ediyor" diye konuştu. Arazi toplulaştırma projeleri Manisa’da arazi toplulaştırma çalışmalarının da sürdüğünü ifade eden Balta, 3 arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme hizmetleri projesinin tamamlandığını belirtti. Toplam 119 bin 450 dekar arazide tescil çalışmalarının tamamlandığını kaydeden Balta, projeler sayesinde bölgede yıllık 116 milyon 822 bin liralık zirai gelir artışı sağlandığını söyledi. Enerji üretimine katkı Suyun aynı zamanda enerji üretiminde de önemli bir kaynak olduğunu ifade eden Balta, Manisa’da kurulu 2 hidroelektrik santralinin toplam 10 megavat kurulu güce ve yıllık 23 milyon kilovatsaat enerji üretim potansiyeline sahip olduğunu belirtti. Balta sözlerini, "DSİ olarak ‘su vatandır’ anlayışıyla çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Suyumuzu korumakla vatanımızı korumak arasında hiçbir fark görmüyoruz. Her damla suyu son damlasıymış gibi kullanmalıyız" diyerek tamamladı.
Ankara Türkiye’nin halihazırda değerlendirdiği toplam kurulu jeotermal kapasitesi 19 bin 836 megavat termale ulaştı Türkiye’nin halihazırda değerlendirdiği toplam kurulu jeotermal kapasitesi 19 bin 836 megavat termali buldu. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Türkiye, yenilenebilir enerji kaynaklarını azami ölçüde değerlendirirken jeotermal enerjide de önemli bir aşama katetti. Yenilenebilir enerji kaynaklarıyla arz güvenliğine katkı sağlamayı sürdüren Türkiye, güneş ve rüzgar enerjisinin yanı sıra yer altındaki jeotermal akışkanları değerlendirerek halihazırda değerlendirdiği toplam kurulu jeotermal kapasitesini 19 bin 836 megavat-termale yükseltti. Türkiye’de halihazırda üretim yapılan ve toplam kurulu gücü 1786 megavat olan 68 jeotermal enerji santrali bulunuyor. Bu santrallerden 2025’te toplam 11,66 gigavatsaat elektrik üretildi. Bu da Türkiye’nin yıllık toplam elektrik üretiminin yüzde 3,2’sine denk geliyor. Bakanlık verilerine göre jeotermal enerjinin kullanım alanlarında ilk sırada yüzde 65,5 ile elektrik üretimi geliyor. Değerlendirilen toplam jeotermal enerji kapasitesinin yüzde 12,3’ü kaplıca, termal otel, termal tesisler, termal otel, hamam ve hastane gibi çeşitli yerlerde termal suların ve mekanların ısıtılmasında kullanılıyor. Öte yandan, bu kapasitenin yaklaşık yüzde 9,7’sine karşılık gelen kısmı, 170 bin konutun ihtiyacını karşılayan merkezi ısıtma sistemleri için kullanılıyor. Türkiye’nin jeotermal enerjisinin yüzde 9,6’sı da sera ısıtmasında kullanılırken, bu miktarla yaklaşık 7 bin dönümlük seranın ısı ihtiyacı karşılanıyor.
Kocaeli Kocaeli Üniversitesi ve Tüpraş iş birliğiyle Temel Rafinericilik Staj Programı başlıyor Tüpraş ve Kocaeli Üniversitesi iş birliğiyle rafinericilik alanında nitelikli insan kaynağının yetişmesine katkı sağlamak amacıyla Temel Rafinericilik Staj Programı başlıyor. Program kapsamında meslek yüksekokulu öğrencileri hem teorik eğitim hem de rafineri ünitelerinde işbaşı deneyimi kazanma fırsatı bulacak. Türkiye enerji sektörünün dönüşümüne liderlik etme vizyonuyla faaliyetlerini sürdüren Tüpraş, Temel Rafinericilik Staj Programı’nı Kırıkkale ve Batman Üniversitelerinin ardından Kocaeli Üniversitesi’nde de hayata geçirdi. Program ile rafinerilerin bulunduğu illerde öğrencilere saha deneyimi ve teknik gelişim imkânı sunarak yerel ekonomiye ve yetenek gelişimine katkı sağlanması hedefleniyor. Üniversite ile iş birliği protokolü kapsamında 13 Mart tarihinde Kocaeli Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Faruk Çelik ve Tüpraş İzmit Rafineri Müdürü Arda Yıldırım’ın katılımıyla imza töreni gerçekleşti. Kocaeli Üniversitesi’nde ilk kez gerçekleştirilecek olan Temel Rafinericilik Staj Programına meslek yüksekokullarının Kimya Teknolojisi, Rafineri ve Petro-kimya ile Elektrik bölümlerinde öğrenim gören öğrenciler programa başvurabilecek. Başvuruları 3 Nisan 2026 tarihine kadar devam edecek programa dahil olan öğrenciler, teorik eğitimle birlikte rafineri ünitelerinde gerçekleştirilecek uygulamalı çalışmalarla rafinericiliğin temel süreçlerini yakından tanıma fırsatı elde edecek. "Gençlerin gelişimine katkı sağlamak önceliklerimiz arasında" Tüpraş İzmit Rafineri Müdürü Arda Yıldırım, Tüpraş’taki bilgi birikimlerini ve operasyonel deneyimlerini genç nesillerle paylaşmayı önemli bir sorumluluk olarak gördüklerini ifade etti. Yıldırım iş birliğine ilişkin şu değerlendirmede bulundu: "Üniversite-sanayi iş birliklerinin ülkemizde yetenek gelişimine ve gençlerin iş gücüne katılımına önemli katkılar sunduğuna inanıyoruz. Bu kapsamda gerçekleştireceğimiz Temel Rafinericilik Staj Programı’nda öğrencilerin rafineride geçirecekleri zamanı en verimli şekilde değerlendirmelerini amaçlıyoruz. Program, öğrencilerin sektörü yakından tanımasına ve mesleki yetkinliklerini geliştirmesine katkı sağlarken diğer yandan rafinerilerimizin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağının yetişmesine de destek olacak." Kocaeli Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Faruk Çelik, iş birliğine ilişkin yaptığı açıklamasında şunları söyledi: "Kocaeli Üniversitesi olarak bulunduğumuz şehrin güçlü sanayi altyapısıyla birlikte gelişmeyi ve üniversite-sanayi iş birliğini stratejik bir öncelik olarak görüyoruz. Şirket ile imzaladığımız bu protokolün öğrencilerimizin uygulama odaklı deneyim kazanmasına, araştırma faaliyetlerimizin gelişmesine ve bilgi üretiminin toplumsal faydaya dönüşmesine önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. Bu iş birliğinin hem üniversitemiz hem de ülkemizin üretim ve teknoloji ekosistemi açısından değerli sonuçlar doğuracağına inanıyorum." 3 Ağustos-28 Ağustos 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek programın müfredatı Temel Rafinericilik Eğitimi ile Ünite İşbaşı Eğitimi olmak üzere iki ana bölümden oluşacak. Bu kapsamda öğrenciler rafineri süreçlerine ilişkin teknik bilgi edinirken, aynı zamanda Tüpraş İzmit Rafinerisi’nde gerçekleştirilecek uygulamalı eğitimlerle sahadaki operasyonları yakından gözlemleme fırsatı bulacak. Programı başarıyla tamamlayan öğrencilere TÜPRAŞ Akademi tarafından "Temel Rafinericilik Katılım Sertifikası" takdim edilecek. Şirket, Temel Rafinericilik Staj Programı’nı gelecek yıllarda da devam ettirmeyi ve genç yetenekleri enerji sektörüne kazandırmayı amaçlıyor.